S-400 ‘zaferi’ iktidarı ve muhalefeti birleştirmiş görünüyor.. Öyleyse ben neden kaygılıyım? Sebebi bu yazıda…

24

Üreticisi Rusya satmaya razı olmuş, bizim de güvenlik endişelerimiz var, ayıracak para da bulmuş ve satın almışız, itiraz edebilecek durumdaki ABD’nin başkanı Donald Trump da “Türkiye haklı, benzer işlevdeki sistemi bizden almak istemişler, Obama engellemiş, onlar da ne yapsın, Rusya’dan almışlar” diye bize hak vermiş…

“Oldu, bitti” deniliyor işte. S-400 füze sisteminin ilk parçaları Türkiye’ye sevk edildi; bütün sistemin kurulması da gelecek yılın Nisan ayında tamamlanacakmış…

Egemen bir devlet olarak Türkiye kendi güvenlik eksiğini bu yolla tamamlamış oluyor. Böyle bir durumda kime ne demek düşer?

Nitekim, iktidar ve muhalefet tek ağızdan olanı sahipleniyor, medya ise bu olayı Türkiye’nin nicedir hasret kaldığı bir ‘zafer’ olarak sunuyor. Aksine söz söylemek böyle bir ortamda çok zor; zaten kimsenin böyle bir işe soyunduğu da pek görülmüyor.

Endişeli ve kaygılıyım

Öyleyse ben neden herkes gibi olanı coşkuyla karşılamakta zorlanıyorum?

Yaptırımlar kaygısıyla mı?

ABD’de ‘başkanlık sistemi’ var, ama bizdekinden farklı olarak ‘kuvvetler ayrımı’ ilkesi gereği Kongre de ülke gündemine hakim. Orada Demokratlar kadar Cumhuriyetçiler de S-400 almamıza ters bakıyor. Ayrıca konunun ABD yasalarını ilgilendiren bir boyutu da var ve Kongre yanında yargı da Trump yönetimini Türkiye’ye karşı yaptırım uygulama konusunda zorlamaya hazırlanıyor.

Reklam

Bayağı ağır yaptırımlar gelmesi mümkün.

Parasının önemli bir bölümü ödenmiş, ‘ortak yapım’ olarak üretilmekte olan F-35 uçaklarının Türkiye’ye tesliminden vazgeçilmesi söz konusu.

Bütün bunlar mümkün, ama günümüzde ekonomimiz olağanüstü kırılgan olmasına rağmen, benim kaygım ülkemize konulması muhtemel ABD yaptırımları yüzünden değil.

Kararı veren ve alım sürecini tamamlayan siyasilerin yaptırımlar gelebileceğini hesap ettiğini varsaymak durumundayız. Haklarında yaptırım kararı olmasına rağmen ayakta kalan ve güçlerini sürdüren pek çok ülke var. S-400 sistemini satan Rusya da ABD’nin yaptırımlarına muhatap, fakat gücüne güç katarak varlığını sürdürüyor.

İran da öyle.

Her ikisinin doğal kaynaklara (Rusya’nın doğalgaza, İran’ın petrol ve doğalgaza) sahip olması önemli, ancak bizim de onlarla mukayese edilebilecek ‘stratejik değerimiz’ bulunuyor. Kendilerinden S-400 alımına eleştiri beklenebilecek ‘uzmanlar’ her fırsatta “Amerika Türkiye’den vazgeçemez” deyip durmuyorlar mı?

Duruyorlar.

Yukarıdaki mülahazalara rağmen, S-400 konusunda endişelere sahip olmamda ‘yaptırımlar’ tek başına fazla bir önem taşımıyor.

Reklam

Türkiye’nin talihine 2. Dünya Savaşı sonrasında oluşan ‘yeni dünya düzeni’ içerisinde Batı bloku düştü. Son 70 yılda yaşanan gel-gitler hesaba katılırsa buna talihsizlik de denebilir. Bir tarihe kadar Batılı kurumların hepsinde kendisine yer açılan Türkiye, ondan sonra önemli kurumlardan dışlandığını hissetmeye başladı.

Soğuk Savaş Berlin duvarının yıkılmasıyla birlikte bitti, ‘Demir Perde’ çöktü ve vaktiyle Batı-karşıtı blokta bulunmuş ülkelerin büyük bölümü, kendisini yenileyen ‘dünya düzeni’ içerisinde Batılı kurumların hemen hepsine kabul edildiler. Pek çoğu hem Türkiye gibi NATO üyesi olabildi, hem de Türkiye’yi kabulde zorlanan Avrupa Birliği’ne (AB) üye kaydedildi.

Ayrımcılık, Trump ağzından itiraf edildiği üzere, NATO bloku içerisinde yer alan ülkelerde bulunan füze sistemlerinin Türkiye’ye verilmemesine kadar vardırıldı.

Ne yapsın Türkiye?

Ülkeyi yönetenler bu soruya Rusya ürünü S-400’ü satın alarak cevap vermiş oluyor.

Bu cevabı beğenmeyenlerin ne yapabileceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. NATO’nun alımdan memnun olmadığı, bazı NATO üyesi ülkelerin Türkiye karşıtlığını NATO’dan çıkarılma talebine kadar vardırma ihtimalleri bulunduğu görülüyor.

Eğer işi bu noktaya kadar vardırırlarsa buna da katlanılabilir…

Alternatif gerçekten alternatif mi?

Rusya ile Çin’in başını çektikleri ‘Şanghay Beşlisi’ diye adlandırılan bir birlik bulunuyor ve Türkiye bir süredir o kapıyı zorluyor. NATO’dan dışlanır, ABD tarafından yaptırımlara muhatap edilirse, Türkiye, Asya’nın önemli ülkeleri ile daha yakın işbirliğine gidebilir.

“Alırlar mı, ya Şanghay Beşlisi’ne almazlarsa?” gibi kuşkuları bir tarafa bırakıyorum; esas sormamız gereken sorunun “Ya alırlarsa?” olduğuna inanarak…

Türkiye yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirir, Asya ülkeleri arasında yer alırsa ne olur?

Hep övünülen ve dış politikada karşılaşılan her kargaşa ortamında ilk akla gelen “Türkiye’nin stratejik değeri” argümanı öyle bir durumda hala kullanılabilir mi? ‘Stratejik değeri’ yok olmuş ya da azalmış bir ülke olarak Türkiye bulunduğu bölgede S-400’ü olsa bile kendini güvende hissedebilir mi?

İşte ben en çok bu soru aklıma geldiğinde S-400 konusunda endişelenip kaygılara gark oluyorum.

Ve nedense aklıma, tarihimizin en muhataralı dönemlerinden biri olan 1. Dünya Savaşı’na gidilen zaman diliminde, Osmanlı’nın “O ittifakta mı yer alalım, yoksa bu ittifakta mı?” tereddüdü geliyor. Sonunda Almanya yanında yer aldı Osmanlı ve hikayenin gerisini biliyoruz.

Ülkemizin iktidar ve muhalefetini coşkuda birleştiren en son ‘zafer’ konusunda rahatınızı kaçırdımsa özrünüzü rica ederim.

ΩΩΩΩ

24 YORUMLAR

  1. “S-400 FÜZE KALKANI MI NATO KALKANI MI” TÜRKİYE’NİN YARARINADIR?
    Sayın Koru, bence de üzerinde asıl düşünülmesi gereken en önemli husus bu, yaptırımlardan ziyade. Türkiye’nin hava savunma sistemine sahip olması elbette önemli, zor bir coğrafyada bulunuyoruz. Ancak S-400 füze kalkanı mı yoksa NATO kalkanı mı Türkiye’nin güvenlik kaygılarına daha iyi hizmet eder? Bunu bir yazınızda değerlendirmenizi umuyorum. Hangisi şu anki durum için daha risklidir? S-400’ü almak için harcadığımız çabayı ve aldığımız riskleri göz önünde bulunduğumuzda ABD’den Patriot hava savunma sistemi almaya yönelik bir dış politika ve güvenlik kaygıları söylemi ile geliştiremez miydik, haklılığımızı NATO ile ilişkilerimizi gerecek bir zeminde değil de haklı olduğumuz bir zeminde tartışamaz mıydık, çabalarımızı bu yönde harcayıp bir sonuç alamaz mıydık? “Obama vermedi” dedi Trump ve bunu eleştirdi, Trump’ın pasını değerlendirerek buradan ilerleyecek bir politika geliştirebiliriz, yeniden hava savunma sistemi talep edebiliriz, veya başka politikalar ve çözümler, her ne ise o çözüm. Ama:
    Ülkemizin bölünmesine kadar gidebilecek yanlızlaştırılmış bir Türkiye, bu coğrafyadaki en büyük güvenlik riskimizdir ve S-400 hava savunma sisteminin bunu çözeceğini pek düşünmüyorum. Lütfen bu konuya gereken önemi verin, çünkü asıl tehlike burada. Bunu en güçlü şekilde dile getirin.

  2. “Nato’dan çıkalım, Şangay Beşlisi bizim için daha iyi.Şangay Beşlisi demek Doğu’nun Batı’ya meydan okuması demektir.” tezini savunanlar, demokrasinin gelişmediği memlekette refaha dayalı gelişmenin hiçbir surette gerçekleşmeyeceğini bilmelidirler.Rusya örneğinde olduğu gibi askeri manada gelişim, gelişim değildir.Aksine diktatör zihniyeti sağlamlaştırır. Tüm eksiklerine rağmen ülkemizin olması gereken yer AB bloğudur.Yanlış anlaşılmasın eksik bizde olduğu kadar Batı’da da çoktur ama Batı’nın fazlası eksiğinden çoktur.Bu onların artısıdır.Rusya’nın Çin’in gelişimi yarımdır,halkına yansıması pek azdır.Japonya’ya bakın çok ibretlik bir hikayesi vardır.

  3. Öncelikle devlet bahçelinin danışmanı ile ilgili bir haber var. 15 temmuzun yıldönümü nedeniyle kaleme alınmış.
    t24’deki haberde: “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanı ve TürkGün yazarı Yıldaray Çiçek, ‘Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) “siyasi ayağına yönelik mücadele başlatılmadığını, başlatılacağına yönelik de bir ışık gözükmediğini” söyledi. Çiçek, “İşte bu yüzden FETÖ’yü FETÖ haline getiren siyasilerde bunun özgüveni vardır. Bundan dolayı pervasız ve fütursuz davranışlarda bulunmaktadırlar” ifadesini kullandı. ” deniliyor.
    – Daha önce, fetönün siyasi ayağı nerde diyenler vatan haini ilan edilmişti.
    – Acaba, bahçelinin danışmanı boş bulunup yazmış olabilir mi yoksa bir hesaplaşmanın başlangıcını mı ateşliyor?
    —-
    S-400’ler konusuna gelince:
    – Uzman değilim. ancak bu zamana kadar yazılanlar s-400’lerin, alanında dünyada bir numara olduğunu ortaya koyuyor. Yani, s-400’ler dünyadaki hava savunma sistemlerinin kralı.
    – Yani, hiçkimse, “amerikanın patrionları daha iyi. madem bir savunma sistemi alıyoruz, neden amerikadan almıyoruz” diyemez. bir hava savunma sistemine ihtiyacınız varsa ve bu konuda serbest bir pazar var ve bu serbest pazardan da siz, en iyisini, en kalitesini, alacaksanız, bu ürünün adı: S-400’dür.
    – Bu inkar edilemez bir gerçek. en azından şu ana kadar yazılan çizilenlere göre.
    – Olayın diğer boyutuna gelince, yani s-400 alabilme (yani yetenek noktasında) konusuna gelince, 2.5 milyar dolar bayılabilen her ülke s-400 alabilir. yani bir sınırlama yok. Hiçkimse, çıkıp da “neden s-400 aldın” diye bir başka ülkeye savaş açamaz, açmaz. en azından şu ana kadarki devletler arası ilişkiler ve yaşamın pratiği böyle söylüyor. mesela küba sovyetlerden savunma sistemi almış ve amerika, burnunun ucundaki kübaya savaş açamamış.
    – Yani, s-400 alımında bir yetenekten, bir başarıdan bahsedilecekse, bu yetenek, bu başarı “kimse bizi dövemez” başarısı değil, 2.5 milyar dolar bayılabilme başarısıdır.
    – Yine yani, “kimse bize racon kesemez” demek, zannedildiği kadar zor bir durum değil. nitekim, küçücük libya bile, koskoca amerikaya kafa tutup, hatta bir uçağını da düşürmüştü (sonraki gelişmeleri ayrı değerlendirmek gerekiyor). yine saddam, amerikaya kafa tutmuştu. yine iran, amerikaya kafa tuttu. venezuella amerikaya kafa tuttu. küba amerikaya kafa tuttu.
    – Kimse, türkiye ile kıytırık libyayı kıyaslayamaz tabii ki. durum buyken, amerikaya kafa tutmanın övünülecek, “bak amerikaya bile dik durduk” denilecek bir yönü yok. Böyle söyleyenler, aşağılık kompleksi olan insanlardır.
    – Aşağılık kompleksi olan insanlar, konuyu “kafa tutmak, dik durmak” noktasından değerlendirir.
    – Oysa, hem kişiler, hem şirketler, hem de ülkeler ve tabii normal olanları, yani aşağılık kompleksi ile hareket etmeyenleri, bir takım laflar edip, bir takım kararlar alırken, başka unsurlara bakar. mesela şirketin kar etmesi, ülkenin gelişmesi, kişi ise, durumunun iyileşmesi vb. hesaplarına göre hareket ederler.
    – Bu noktadan sonra, öncelikle, bizim, yani türkiyenin, aşağılık kompleksi ile hareket etmediğini kabul edersek, “dünyanın en iyisi olan bir savunma sistemine ihtiyacımız var mı?” noktasına gelebiliriz.
    – Bir ülkenin, sadece s-400’ler için değil, genellikle silahlanmaya kaynak aktarması için 3 şeyden birisinin olması gerekir:
    1- Bazı ülkelerle bir soğuk savaş yaşamamız ve heran sıcak savaşa dönüşme ihtimali.
    2- Bilfiil, sıcak bir savaş içinde bulunmamız, bu nedenle, ülkemize yapılacak saldırıları bertaraf etme gereği.
    3- Savaş çıkarma niyeti. yani savaş politikası, düşmanlık politikası, çatışma politikasını benimsenmesi.
    – Bu noktada, şunu belirtmek gerekir: Pekçok ülkenin, saldırmak niyetinde olan ülkelere karşı bir gözdağı olması açısından, makul bir ölçüde silahlanması gereği, herkes tarafından kabul edilen, kabul edilmesi gereken bir durum. Yani, ülkemizde, hiçkimse, ülkenin hiç silahının olmamasını savunmuyor.
    – İstenilen ve istenilmesi gereken şey: ülkenin silahlanmaya, en asgari düzeyde kaynak aktarması. kaynaklarının büyük bölümünü ülke insanının daha iyi yaşaması için kullanılması ki, kompleksiz bir akıl bunu savunur.
    – Cumhuriyet kurulduğundan beridir, ülkemize karşı açık bir düşmanlık politikası güden bir tane ülke oldu. Suriye. Birileri sovyetleri de dillendirebilir ama sovyetlerin ülkemizde gözü olması subjektif bir değerlendirmedir. Türkiye tarihine biraz bakanlar, ülkenin en önemli sanayilerinin, batılılar tarafından değil, sovyetler tarafından, hem de faiz karşılığı değil, mal karşılığında kurulduğu gerçeğini görürler. Bu ülkenin kalkınması için büyük sanayi kuruluşu kuranların bu ülkeye karşı düşmanlık beslediğini bilgisayara yazsanız, bilgisayarın devreleri yanar. Kuşkusuz, nerdeyse her ülkede, bir diğer ülkenin mahfını isteyenlerin olması gerçeğini unutmuş değilim. ancak bu gerçek, o ülkeyi, düşman yapmaz.
    – Suriyenin, türkiyeye yönelik düşmanca politikasında da göze görünen tek fiil, pkk terörünü desteklemesi, pkkya kamp ve başka imkanlar sunmasıdır.
    – Suriye, güçlü olduğu o dönemde bile, savaş tehdidi karşısında pkk kamplarını kapatmış ve apoyu sınırdışı etmişti. yani suriyenin türkiyeye hava saldırısı düzenleme ihtimali yok. Zaten türkiye nato üyesi ve böyle bir saldırının natoyu karşısına almak olacağını en aptalı bile bilir.
    – Yani, görünen, bize düşmanca tavır alan, aramızda soğuk savaş olduğu kabul edilebilecek tek ülke olan suriyeden bile bize bir saldırı gelme ihtimali yok. Birkaç kişi gönderip, suriyeden türkiyeye füze gönderme düşüncesinde olan, savaş sevdalılarını bir tarafa bırakıyorum.
    – şu ana kadar var olan veriler, türkiyeye bir hava saldırısı olasılığının, nerdeyse sıfır olduğunu gösteriyor.
    – Bilfiil savaş durumunda olmadığımız ise zaten ortada.
    – O zaman biz s-400’leri kime karşı kullanacağız, ne için aldık ya da alıyoruz?
    – geriye, s-400’lerin alımının gerekçesi olarak, çatışmayı bir politika olarak belirleme niyeti ve isteği kalıyor.
    – Düşmanlık ve çatışma politikası seçim kazandırabilir mi bilemiyorum. kompleksli insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda belki, ama ülke mahvolur.
    – Çatışma politikası güden ülkelerin halkının yaşam şartları, o ülkelerin durumu gözönüne getirildiğinde, güçlü olma sevdasının, kompleksin, aslında o ülkeyi daha zayıf yaptığı gerçeğini de bir başka önemli nokta.
    – İran, ırak, venezuella, libya, küba vs. vs.
    – “kimseye boyun eğmeme” düsturuna sahip olan ülkelerin durumu bir tarafa, bu ülkelerin, küba hariç, petrol ve doğalgaz gibi imkanlara sahip olması gerçeğine rağmen, durumu ortada iken, türkiyenin bu imkanlarının olmaması ayrıntısı da var.
    – Anlamayanlar ve anlamak istemeyenler için!: kimse “herkese boyun eğelim” diye söylemiyor. zaten, hem bireysel olarak, hem de toplumsal olarak, ilişkileri “boyun eğip eğmeme” ikileminden görenlere ne desen boş.
    – türkiyenin s-400’lere ihtiyacı olmaması gerçeğinin ötesinde ve abdnin ve abnin yaptırımları ötesinde, aşırı silahlanma, çevrendeki bütün ülkelerde rahatsızlık yaratır. Bu durum, ülkemiz için de geçerli. yunanistanın aşırı silahlanması bizi de rahatsız eder mesela. ve politikalarımızı yunanistanın silahlanmasına göre de oluştururuz. Yani, komşularımızla, zaten bozmayı becerdiğimiz ilişkilerin daha da bozulması anlamına gelir. Burda, bazıları, “komşularımızla ilişkiler daha da bozulsa ne olur. s-400’ümüz var. bize birşey yapamazlar” diye düşünebilir. “senden alacağı malı, bir başkasından alır mesela” desem, siyasetten geçinmeyenlerin durumunun nasıl olabileceği konusunda belki fikirleri olur.
    – abdnin ve abnin yaptırımları ise, başlı başına bir kabus. en son rahip brunson olayı ve trumpın tweetinin ülkeye verdiği zararı hepimiz (hepimiz lafı çok iyimser oldu. normal insanların hepsi) biliyoruz. Hem de henüz yaptırım olmamışken. İstediğiniz ülkenin mahvolması ise, buyrun, silahlanmayı destekleyin.
    —- —
    İlave! bahçelinin danışmanının yazısı kadar ilginç bir diğer gelişme de, yıllar sonra, tüsiadın amerika ziyaretleri. belki her ikisi de tesadüfen bugünlere denk gelmiştir. belki de tesadüf değildir. bilemem. tüsiadın ziyaretinin hükümetin bilgisi çerçevesinde olabileceğini kabul edebilirim. Ancak bahçelinin danışmanının yazısı ile uyuşmuyor.

  4. S-400’ler geldiğinde ne olur ?
    Trump yönetimi ve Pentagon, Türkiye Batı kampında kalsın istiyorsa bu durumda müeyyide uygularlar ve dolar fırlar, erken seçimle yeni bir hükümet gelir. Dolar buna rağmen fırlamazsa demek ki Türkiye’yi NATO’dan fırlatmak istiyorlar diyeceğim.

  5. Aşağıdaki gerekçelere göre S-400 satın alınması doğru bir karardır.

    1) Türkiye’nin bir hava savunma sistemine sahip olmak istemesi.
    2) ABD Kongresinin Patriot satışına şartlar koyması hatta engellemesi.
    3) ABD’nin YPG/PYD’yi destekleyip Suriye Kürdistanı kurmak istemesi.

    Aşağıdaki gerekçelere göre S-400 satın alınması yanlış bir karardır.

    1) Türkiye bir NATO üyesidir ve kendisine saldıracak ‘düşman’ bunu göze alamaz. Türkiye büyük bir kriz sırasında, Rusya-Çin-İran ittifakına ne kadar güvenebilir. Bu ittifak Türkiye’yi koruyabilir mi ?
    2) S-400’lar alındığında Türkiye istediği gibi kullanabilecek midir. Örneğin Rus yapımı uçakları düşman olarak algılayabilecek midir ? S-400’lerin Rusya ile ortak üretileceği iddiası ise mesnetsizdir, hiçbir ülke böyle bir şeye yanaşmaz. Ancak kritik olmayan aksamı Türkiye’de üretilebilir (F-35’lerin de kimi aksamı Türkiye’de üretiliyor.)
    3) ABD’nin YPG/PYD’yi desteklemesinin nedeni, İsrail’in güvenliğini sağlama projesinin bir parçası olmasıdır. Türkiye düşmanlığı ile bir alakası yoktur. Türkiye bu konuda ABD ile işbirliği yapmamış tam tersine ‘One minute’ ile başlayan süreçte İsrail’e karşı düşmanca politikalar izlemiştir. Türkiye için PKK neyse İsrail için Hamas odur, fakat Türkiye Hamas’ı baş tacı etmektedir.

    Karşıt görüşler birlikte ele alındığında oluşan resim ne bir klasik ‘Da Vinçi’ tablosudur ne de modern bir ‘Picasso’ tablosudur. Adeta bir tuvale iki ayrı resim üst üste çizilmiş ve bir ‘bunalım tablosu’ oluşmuştur.

    Türkiye’nin dış politikası kökten değişmeli ve M.K.Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında uyguladığı milli/akılcı/gerçekçi politikaları uygulanmalıdır. Bunun ise mevcut iktidar koalisyonu ile başarılamayacağı açıktır. Zira bu koalisyonun bir ayağı Siyasal İslam (İhvan) üzerine iken diğer ayağı maceracı Avrasyacılık üzerinde durmaktadır.

    Şahsi görüşüm : Türkiye NATO üyesi olarak kaldığı sürece hava savunma sistemi acil bir ihtiyaç değildir. Buna ayrılan para milli kaynaklar ile benzeri silahları üretmek için harcanmalıdır. (İran’dan çok daha iyisini yapabiliriz.)

    • ‘ABD’nin YPG/PYD’yi desteklemesinin nedeni, İsrail’in güvenliğini sağlama projesinin bir parçası olmasıdır. Türkiye düşmanlığı ile bir alakası yoktur. Türkiye bu konuda ABD ile işbirliği yapmamış tam tersine ‘One minute’ ile başlayan süreçte İsrail’e karşı düşmanca politikalar izlemiştir. Türkiye için PKK neyse İsrail için Hamas odur, fakat Türkiye Hamas’ı baş tacı etmektedir.’

      Kuzum siz İsrail çıkarları için lobi yapan bir kurumda çalışıyorsunuz zahir.Bu portalın okuyucularını da aptal yerine koyuyorsunuz.Tipik bir FETÖ taktiği.Sadece ‘ben FETÖ’cüyüm’ itirafınız eksik kalmış maşallah.

      Bir de bütün bunlardan sonra Mustafa Kemal’in bağımsızlık politikalarını destekler görüntüsüyle perdelemeyi de ihmal etmiyorsunuz.Pes doğrusu.

      Siz yatın kalkın bu düşüncelerinizi yayınlayacak kadar ifade özgürlüğünden yana olan Sn Moderatöre dua edin Kardeşim.

      • Yani ‘ümmeti bölüyorum’ öyle mi ? Duygusal düşünenler bir tarafa, akılcı düşünenler bir tarafa olsun. Olayları ‘FETÖ’ üzerinden okumak mümkün değil, onlar da karşıtları da aldatılanlar kervanında. M.K.Atatürk’ün farkı her türlü ideolojiden uzak durup aklını kullanmasıdır ve Türkiye’nin acilen buna ihtiyacı var.
        Not : ABD neden Suriye Kürdistanı kurmak istiyor, Kürtleri çok sevdiği için mi ?

    • Asıl zafer: insanları öldürecek teknoloji değil, insanların yararlanacağı teknoloji üretme çabasına yoğunlaştığımız gün olacak.

  6. Fehmi bey aslında olay çok karmaşık değil. Bizim açımızdan savunmamızı güçlendirme ve bağımsızlık mücadelesi . Bugüne kadar batının her dediğini yapmanın ülkemize bir faydası olmadı. Birisin bu resti çekip akıllarını başlarına getirmesi gerekiyordu ama keşke Ankara kriterlerini uygulayıp güçlü bir ülke olsaydık ozaman elimiz daha rahat olurdu. Kimsenin yaptırımıyla tehdidiyle uğraşmak zorunda kalmazdık.
    Diğer yandan Rusların bu işe çoş iştiyaklı olması biraz şüpheli durum oluşturuyor. Sanki Türkiyeyi batı bloğundan koparıp kendi yanlarına almak istiyorlar.Resmen Natoyla satranç oynuyorlar ve çok ustaca hamle yapıyorlar .Nato ise bırakın düzgün hamle yapmayı doğru savunma bile yapamıyor şaşkın bir halde. Ruslar büyük bir hata yapmazsa maçı kazanma ihtimali yüksek görünüyor.
    Bu durumda soru şu (Grand Master) büyük usta Ruslarla aynı ligde maç yapabilirmiyiz buna seviyemiz yeterli mi?
    Ayrıca Ukrayna ,Gürcistan ve Kırım meselesinde olduğu gibi uluslararası değerleri ve kuralları fazla takmayan Ruslarla yakın mı yoksa mesafeli mi olmak değerlendirilmesi gereken bir konu.

  7. fehmi bey yazınızda yazmış olduğunuz (bazı NATO üyesi ülkelerin Türkiye karşıtlığını NATO’dan çıkarılma talebine kadar vardırma ihtimalleri bulunduğu görülüyor) cümlesinin olamıyacağını natonun kuruluş anlaşmalırında herhangi bir üye ülkenin kuruluştan çıkarılamıyacağını bilmeniz gerekir diye düşünüyorum ilgili nato kanunlarına bakarak teyit edebilirsiniz bu yazdığınız cümle boşa çıktığında yazınızda boşa çıkıyor maalesef.
    Ayrıca F35 meselesine gelirsek devletimiz artık bu uçağı almak istemiyorsa ve abd,yi vermemeye zorlayıp anlaşmayı abd,nin bozmasını istiyorsa birde bu açıdan bakın derim.

  8. Biz bulunduğumuz sıkıntılı coğrafya gereği ve Osmanlı’nın devamı olmamız nedeniyle S-4000 imiz de olsa bir gözümüz açık uyumak zorundayız. Ekonomik bağımsızlık için üretmek zorundayız, turist getirmekle ithal etmekle yürümez bu işler….

  9. “İşte ben en çok bu soru aklıma geldiğinde S-400 konusunda endişelenip kaygılara gark oluyorum.” ifadesi hiç de yabana atılmamalı bence. Bu ifade geleceği okuyabilen nadir gazetecilerden olan Fehmi Bey için sıradan bir cümle değil. Zira; Batı kendinden kopup başkasına yar olmuş bir Türkiye istemez çıkarları gereği. O yüzden de yapılması gerekli şeyleri şimdiden sıralamıştır. Biz burada stratejik mi, yoksa duygusal mı davranacağız mesele budur…

    • Yapılması gerekenleri nerde sıralamış? Ben neden fark edemedim? Keşke yapılması gerekenlei de sıralayabilseydi F.KORU? ABD yanıbaşımızda PKK/PYD ye tırlar dolusu silah veriyor, D.Akdeniz’de bizi dışlıyor, Suriye’de bizi yanlız bıraktı. Peki bütün bunlara karşı Türkiye ne yapacaktı? Bi de sizden dinleyelim de, eleştirileriniz, herşeyi eleiştiren siyasi muarızların seviyesine düşmesin?

  10. Sizin bu minvaldeki yazılarınız bana “Yüzüklerin Efendisi” film serisini çağrıştırıyor. Sizin öngördüğünüz yemek uzun süredir bazı mahfillerde pişiriliyor anlaşılan. Geriye Devletimizin konuyla ilgili ricalinin feraset, basiret ve gayreti kalıyor. Yoksa milletimiz her hal ve şartta üzerine düşeni yapacaktır.
    Birikiminizle samimi uyarılar yapıyorsunuz. Bu hususta kimsenin şüphesi olmaması gereken bir şahsiyetsiniz. Geriye Allah’ın takdiri kalıyor, takdirdeki rolumüzü tarih değerlendirecek, yaşarsak göreceğiz.

  11. Fehmi bey biraz zorlama bir yazı olmuş kusura bakmayın.. Yapılan işi nasıl değersizleştirsem çabası..Eğriye eğri
    doğruya doğru diyen feraset , basiret adalet sahibi kimse yok mu?

  12. Geçti o günler
    Birinci ve İkinci Cihan Savaşları’nı Sermaye çıkarmıştır. Blokları da o belirlemiştir. Her ikisinde de başarılı oldu. Birinci Cihan Savaşı’nda Türkiye’ye ateist, tetikçi bir devlet rolünü yüklemişti, başaramadı. Türkiye ateist olmadı. Demokrat Parti denemesinde de başarılı olamadı. 1960 ve 1980 askeri müdahaleleriyle Türkiye’ye demokrasi geldi. Türkiye’deki Adil Düzen çalışmaları Sovyetleri yıktı, dünyayı değiştirdi.
    Bugün dünyaya Sermaye hakim değildir. Türkiye, İran, Rusya, Çin, AB ve ABD’de de Sermaye hakim değil. Dolar hala elindedir. O da elinde gözükmektedir. Türkiye ile İran beraber olunca üçüncü cihan savaşı İslam’ın zaferi ile biter. Bunu bilen Sermaye ve siyaset üçüncü cihan savaşını çıkarmaz.
    Türkiye’nin yapacağı şey, tarafsızlığını korumadır. Saldırı değil savunma silahlarına sahip olmalıdır. Türkiye S-400 ve F-35’i almalıdır. Verirlerse almalıdır. Nazlanırlarsa Dolarlar da onların olsun.
    Türkiye saldırı değil savunma silahını kendisi üretmelidir. İran’la iş birliği yaparak üretmelidir. En güçlü savunma silahı piyadedir, süngüdür, mavzerdir, otomatik makineli silahlardır ve bilgisayardır. Gelen saldırıları durduracak koruma silahlarıdır. Türkiye bunları kendisi üretebilir.
    Türkiye güçlü olmalıdır ama taraf tutmamalıdır. Ona saldıran olursa o zaman ona karşı müttefik aramalıdır. NATO’dan çıkarılması demek, İncirlik Hava Üssü’nü boşaltmaları demektir. Türkiye için büyük zafer olur.

  13. parlamenter sistemde kalsaydık tezkereye nasıl meclis geçit vermediyse bütün baskılara rağmen meclis yine ortak bir akılla türkiyenin menfaatine en uygun kararı millet adına alabilir miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum.

  14. Fehmi bey eski yazıları korsanlardan kurtarın. sağlam bir külliyat vardı gerçekten önemli olduğuna inanmasalar o saldırıyı size yapmazlardı.

    • kuvvetle destekliyor ve talep ediyorum. okuyamadığım ve okumam gereken onlarca makale var.
      daha henüz şunlar da yazılmadı; ele geçen kullanıcı epostaları, ıp nolar, mac noları, konumlar …?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız