Ağar “Yeni partiler kurulursa darbe gelir” mi dedi? Ağar’ın geçmiş olaylardaki rollerini hatırladım…

51

Geçmişte Emniyet bürokrasisinde önemli görevlerde bulunmuş, siyasete atıldığında bakanlıklar yapmış bir isimdi Mehmet Ağar. Yargılandığı, ceza alıp hapis yattığı da oldu. Susurluk kazası sonrasında ismi çok anılmıştı. Son zamanlarda ise yalnızca oğlunun AK Parti’den milletvekili adayı olması ve seçilmesi sırasında ismi gündeme geldi.

28 Şubat’a gidilen dönemin ilk açılışı onun Refahyol hükümetinden istifasıyla olmuştu ve ‘e-muhtıra’ günlerinde de kendisi ciddi bir rol oynamıştı diye hatırlıyorum.

Mehmet Ağar birkaç gün önce bir platformun davetiyle katıldığı etkinlikte konuşmuş. Söyledikleri, önemsenmiş olmalı ki, dün bazı gazeteler ile internet sitelerinde haberdi. Muhtemelen haber kanalları söylediklerini görüntülü de vermişlerdir.

Ne diyor, ne diyor?

Önemine binaen dikkatinize uzunca bir alıntı sunacağım:

“Bir dönem İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü görevi yapan ve 90’larda işlenen birçok faili meçhul cinayetle ismi anılan Mehmet Ağar, yeni partilere ilişkin yaptığı konuşmada ‘Yeni kurulacak partileri mutlaka vazgeçirmek lazım. Aksi takdirde çok ağır sonuçları olur’ dedi. 

Independent Türkçe’nin haberine göre Suriçi Grubu isimli bir platformun Topkapı Akgün Otel’de düzenlediği etkinlikte konuştu. Ağar, ‘milliyetçi – muhafazakâr’ iktidarı parçalamak için siyasi teşebbüslerin olduğunu belirterek, ‘Bu büyük milliyetçi muhafazakar iktidarı parçalamak için siyasi teşebbüsler var, Allah göstermesin’ ifadelerini kullandı.

Ağar kürsüde isim vermeden Gül, Babacan ve Davutoğlu’nu eleştirdi.

Reklam

Türkiye’deki darbe süreçlerini hatırlatan Ağar, 27 Mayıs 1960 darbesi öncesinde Demokrat Parti’nin, 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Adalet Partisi’nin, 28 Şubat 1997’deki post modern darbe öncesinde de Doğru Yol Partisi’nin zayıflatıldığını belirterek, bugün de AKP’nin içinden yeni partiler çıkarak zayıflatılmaya çalışıldığını savundu.

‘TIPKI GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ…’

‘Tıpkı geçmişte olduğu gibi, ortaya çıkan bu büyük milliyetçi muhafazakar iktidarı, paralamak ve parçalamak hususunda bir takım siyasi teşebbüslerin olduğunu görüyoruz’ diyen Ağar, sözlerine şöyle devam etti:

‘Tabii ben geçmişte devlet hizmetinde olan kimseyi üzmek istemem. Ama onların da bizleri üzmemesini istemek hakkımız. Kişisel anlamda bir takım problemler olabilir. Kolaylıkla geldikleri makamlardan uzaklaşabilirler. Ama bütün bunları kendi kişisel davası haline getirmek suretiyle, milletimizin büyük bir çoğunluğunun kalbi safiyane ile destek verdiği bir yapıyı, karşı grupların etkisi altında kalarak ve işbirliği yaparak, burayı çökertmenin hiçbir anlamı yoktur.”

“Milliyetçi-muhafazakar iktidar” dediği AK Parti’nin 17 yılı dolmuş olan iktidarı… 

“İktidarı parçalayacaklar” dediklerinin isimleri de haberin içinde var: Yeni parti kuranlar ve kurma yolunda olanlar…

Endişesi ise, siyasi tarihimizin kara sayfalarını teşkil eden askeri müdahalelerin tekrarlanması ihtimali…

Demokrat Parti (1960), Adalet Partisi (1971 ve 1980), Doğru Yol Partisi’nin (28 Şubat 1997) yaşadıklarının şimdi de AK Parti’nin başına gelebileceğini söylüyor Mehmet Ağar

Reklam

Türkiye gazetesinin 15 Temmuz hain darbe girişimini aylar öncesinden en ince detayına kadar yazmış olan yazarı da yakın zamanlarda benzer bir uyarıda bulunmuştu.

Son örneği olan 28 Şubat, hükümetten kendisinin istifasıyla başlayan bir süreç olduğu için de söylediklerine kulak verme ihtiyacı hissettim.

İhtiyaç ortada, ancak konuşmasıyla ilgili haberlerde aradığım ayrıntıyı bulamadım: Darbeler mekanizmanın nasıl gerçekleştiği ayrıntısını…

27 Nisan’da (2007) Mehmet Ağar

Mehmet Ağar yalnız Refahyol zamanında değil, AK Parti’nin iktidara geldiği dönemde de siyasi hayatın içerisindeydi. 28 Şubat’taki istifa olayında Refahyol’un düşmesini getiren isim olduğu gibi, daha sonra, Ahmet Necdet Sezer’in süresi dolunca yeni cumhurbaşkanı seçimi sürecinde de, DYP’nin genel başkanı olarak kritik bir rol oynamıştı.

TBMM’de AK Parti’nin 352, Deniz Baykal’ın CHP’sinin 151, Erkan Mumcu’nun genel başkanı olduğu ANAP’ın 20, Mehmet Ağar‘ın liderliğini yaptığı DYP’nin 5 milletvekili vardı; 11 de bağımsız milletvekili bulunuyordu. DYP ile ANAP liderleri, Mumcu ile Ağar, ittifak görüşmeleri yürütüyorlardı. CHP, Sabih Kanadoğlu’nun icat ettiği ‘367’ formulünün sahibiydi ve AK Parti’nin adayı Abdullah Gül’ün eşi başörtülü olduğu için cumhurbaşkanı olmasını engellemeye çalışıyordu.

‘Milliyetçi-muhafazakar’ bilinen Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar’ın partili milletvekillerinin Meclis oturumuna katılmasına izin vermeleriyle, AK Parti’nin 352 milletvekiline ek olarak ANAP ve DYP’den 25 milletvekilinin daha Meclis’e gelmesiyle 367 engeli fazlasıyla aşılabilecekti.

Ağar yalnızca kendi 5 milletvekilini Meclis’e göndermemekle yetinmedi, Erkan Mumcu’yu da ikna etti ve o da kendi 20 milletvekiline “Meclis’e gitmeyin” dedi.

Geçtiğimiz günlerde vefat eden zamanın Genelkurmay başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın da hem CHP, hem Anayasa Mahkemesi üyeleri, hem de ANAP ile DYP üzerinde etkin bir rol oynadığı, AK Parti’yi yolundan döndürmek için 27 Nisan 2007 gecesi Genelkurmay internet sitesine sonradan ‘e-muhtıra’ adını alacak bir metin koyduğu da bir ara bilgi olarak yararlı olabilir.

Dönemin iki tanığı, Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar, o sırada neler yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşmadılar; sorulduğunda “Ben kesinlikle baskı görmedim” dedikleri de biliniyor.

O günlerde DYP milletvekili olan Ümmet Kandemir’in tanıklığı şöyle:

“25 Nisan’da Genel İdare Kurulu (GİK) toplantımız vardı. ANAP da aynı saatlerde toplantı yapıyordu. Ağar’ın yanında oturuyordum. O sırada ekranlara YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’e suikast düzenlendiği haberi düştü. Ağar panik havası içine girdi. Olay, seçime 2 gün kala belirli yerlere mesaj mahiyetindeydi. Ağar’da TBMM’ye girmeme görüşü oluşmaya başlamıştı. Başlangıçta ise tersini savunuyordu.”

Sonraları AK Parti’den milletvekilliği yapmış o günlerde ANAP’ın MKYK üyesi Hüseyin Kocabıyık’ın da tanıklığı önemli:

GİK toplantısı vardı. TBMM’ye gidilmesi iradesi oluştu. O sırada telefon geldi, Erkan Mumcu dışarı çıktı. Sonra ikinci bir telefon geldi. Telaşlı bir şekilde, ‘Artık Türkiye’de yeniden düşünmek lazım. YÖK Başkanı’na suikast düzenlenmiş ve Ağar ile bir basın toplantısı düzenleyeceğim’ dedi. Mumcu ve Ağar, Türkiye’de Ak Parti’ye karşı bir darbe yapılacağına inandırılmıştı.”

Mehmet Ağar, şimdi de kamuoyuna “Darbe yapılabilir” mesajı veriyor.

Yeni partiler demokrasiyi güçlendirir

28 Şubat (1997) ve 27 Nisan (2007) dönemlerinde oynadığı kritik roller sebebiyle kendisine kulak vermek mi, yoksa yine açıklamalarıyla o dönemlerdekine benzer bir görev üstlendiği kuşkusuna düşmek mi gerekir tereddüdündeyim.

AK Parti 27 Nisan ‘e-muhtırası’na direndi ve kazandı. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığa giden yolunu da, Abdullah Gül’ün “Ben adayım” direnişi ve direniş sonucu seçimi kazanması açmış oldu. 

Direnen kazanıyor diye biliyorum.

Belki de yeni partilerin varlığı demokrasiyi daha da güçlendirecek ve -varsa- uğursuz niyetlere kapılma heveslilerini yanlışlıktan vazgeçirecektir.

O iki dönemde de yanlış tavırlar almış Mehmet Ağar keşke geçmişte üstlendiği rollerde hangi mekanizmaların çalıştığını anlatsaydı.

ΩΩΩΩ

51 YORUMLAR

  1. Aşağıdaki sözler, bize siyasete ve bu dünya işlerine uzak bir hocaefendi olduğu anlatılan Gülen’e ait. (İster yazılı okuyun, ister videosundan dinleyin: https://www.youtube.com/watch?v=7Y_cLmsmOuY)

    İki gün oldu bu videoyu burada paylaşalı. Bize Hocaefendi’nin ne masum, ne güzel bir adam olduğunu anlatıp duranlar çıksın konuşsun. Bizlere ve Cemaat tabanına bu videonun ne menem bir şery olduğunu açıklasınlar:

    “İster maddi güçleri bakımından, isterse kendi ülkelerindeki güç kaynakları ve gücü temsil eden kaynaklar bakımından, isterse toplumun büyük kesimlerine, büyük kısımlarına bu duygu ve düşünceyle ulaşmaları açısından, belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde hizmete devam etmeleri (. . .) zorunlu. Yanlış bir şey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan, bir tür “erken vuruş” diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya başlarını ezer. Ve, Müslümanlara, Cezayir’deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. Suriye’deki 82 vakıası gibi bir fecaat yaşatırlar. (. . .) Toprak, firavun bitirmek için pek mümbit. Öyle bir dönemde, tam özünüzü bulacağınız, tam kıvama ereceğiniz ana kadar, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabileceğiniz güce ulaşacağınız ana kadar, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyi elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ve ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar, her adım erken sayılır. Her adım, 20 gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir. Civcivleri terk eden bir kuluçka gibi, civcivleri doluya, fırtınaya terk etmek gibi bir şeydir. Ve burada yapılan şeyler bunlardır. Burada yapılan şeyler mikro planda dünya ile hesaplaşma işidir. Sesimizi soluğumuzu bu kalabalık içinde, duygu ve düşüncemi ben sözle ve mahremce anlattım. Ama, sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Biliyorum ki, elinizdeki boş meryve suları kutularını evinizden çıkarken bir çöp kutusuna attığınız gibi, bu düşünceleri de, açık olma yanıyla, bir çöp kutusuna atıp geçeceksiniz.”

    (Burada, bir gizi paylaşanlara özgü bir gülümseme beliriyor Gülen’in yüzünde. Odada, seslendiği guruba aynı gülümsemeyle uzun uzun baktıktan sonra, “Arz edebildim mi?” diye soruyor. -Bernar).

    Evet, çıkın ortaya ve lafı dolaştırmadan bu videoda söylenenlere bir açıklama getirin. . .

  2. 1) “Milliyetçi / muhafazakâr iktidar…” ‘Milliyetçi’yi ve ‘muhafazkâr’ı bir tanımlayın bence… Görelim ve bilelim neymiş ve kimmiş bu “Milliyetçi / Muhafazakar”… Japon İmparatoru ve RTE’ı aynı karede gösteren bir fotoğraf var. İmparatorun sarayı ve RTE’ı ağırladığı salon son derece mütevazi. Görgüsüzlerin kelimeleri ile ifade edersek “zavallı” bir salon. Bir müslüman, bir bu fotoğrafa bir de bin odalı saraydaki ihtişama bakarsa bu rezalet tablosundan ancak utanç duyar.
    2) Trump’ın karısı Emine Hanım’ı ağırladı. Melania Hanım ile Emine Hanım’ın karşılıklı oturdukları salon da sâde ve mütevazi idi. Japon ve Amerikan sarayları olması gerektiği gibi. Bizimkinin Bin odalı sarayı ise hiç olmaması gereken bir şey. Bir utanç âbidesi. Mehmet Akif bu durumu zamanında şöyle ifade etmiş: “Siz gidin saffet-i İslâm’ı Japonlar’da görün…” Evet, Bin odalı sarayda yaşayan birinin Müslümanlığında “saffet” yoktur!. (Saffet: Saflık, temizlik)
    3) Parçalanması gereken bir fotoğraftır bu. Kendisini Müslüman, milliyetçi ve muhafazakar olarak tanımlayan herkes bin odalı saraydan rahatsız olmak zorundadır. Rahatsız olmuyorsa inancında “saffet” yok demektir.
    4) ‘Medeniyet Yürüyüşü’ diyorlar… Önce aid olduğun medeniyetin düzgün bir ferdi ol, ondan sonra yürüyüşe çık.
    5) Bunlar fikirlere fikirlerle karşılık veremez… Çamur atarlar, tehdit ederler, şantaj yaparlar… Fikir namusları yoktur. İktidara ve icraatlarına tek bir eleştiri yöneltemezler. Yanlışa yanlış diyemezler… Rezil ola ola defolup gidecekler inşallah. Türkiye normalleştiği zaman yürüyüşe değil koşuya çıkacak.
    6) Demokrasilerde her şey seçim demek değildir… Doğru bir söz. Demokrasi “Ben seçim kazandım istediğim her şeyi yaparım” demek değildir. Çalıp çırpamazsın mesela. Çalıp çıpman yoksa kimse sana “çaldın” diyemez zaten. Çalmadığın hâlde sana “çaldın” diye iftira eden olursa mahkemede hesap verir. Senin de çalıp çırpman yoksa hesap vermekten korkmaman gerekir. (Tekarda fayda var: Kenan Evren’in 1 kuruş çalması çırpması yoktu.)
    7) Cem Küçük tü, Mehmet Metiner di şuydu, buydu… Bunları okumam. Merak etmem. Zaten okunacak adamlar değildir bunlar. Yandaş yazarlar, yandaş gazeteler… Bunları kim, niye okusun. Üste para verseler okumam.
    8) Çok şükür internet var. İnternette de özgür medya ve özgür kalemler var. Tek sorun Trollerin buralarda görünüyor olması. Trollere hiçbir şekilde izin verilmemeli. Bu internet teröristleri ile “terörle mücadele” eder gibi mücadele edilmeli. Değerli yazar Taha Akyol’u okuyorum, yazının altında bir sürü it-kopuk… Karar, bunlara neden göz yumuyor? Akyol yazısını Twitter’dan paylaşıyor, Ak ve Ak olmayan itler, ak ve ak olmayan kopuklar hemen paylaşımın altında bitiyorlar.
    9) Bu sayfada da var bunlardan. Defolun gidin kardeşim. Kimi beğeniyorsanız onu okuyun. Yandaş yazardan bol ne var. Bu adamların yorumlarına asla izin verilmemeli. (Bu sayfadaki trollerden biri Perinçekçi imiş! Hem trol hem Perinçekçi. Yani Kemal Tahir’in ifadesi ile alçak oğlu alçak, cahil oğlu cahil, satılmış oğlu satılmış biri. Bu adamın hezeyanları neden bu sayfada yayımlanıyor?)
    10) “Erdoğan karşıtı biri iktidara gelirse herkesi yargılarlar…” Yani demek istiyor ki adam Türkiye’de yargı yoktur. İktidar değişince hukuk ta değişir!
    11) Erdoğan karşıtı olmayan bir MHP var. Diğerleri doğal olarak karşı safta. Senin bir yamuğun yoksa kimse seni yargılayamaz. Nedir bu endişe? Seçimler 2023’te. Şimdiden iktidar elden gidecek diye telaş ediyorlar. CHP, İyi Parti ve Saadet, Erdoğan karşıtı. İktidara gelsinler ki Türkiye normalleşsin. Erdoğan ve yandaşları ölene kadar iktidar ve saltanat istiyorlar. Dert bu.
    12) Erdoğan, Fetö’ye her istediğini verdi. Fetö de hukukun içine etti. Hukukun içine edilirken Erdoğan ve yandaş medya itiraz etmedi. Fetö, saldırıya geçince hukuku hatırladılar. İlker Başbuğ ve Hanefi Avcı gibi isimler bugün birer kahraman. Aslanlar gibi hapis yattılar. Eğilmediler, bükülmediler.
    13) Bugün en itibarlı gazete Sözcü. En yüksek tiraja sahip. Medyaya dokunmasalardı, basının içine etmeselerdi Sözcü zirvede 1 numara ve tek başına olamazdı… Taha Akyol, Fehmi Koru gibi yazarlar uzun meslek hayatlarına rağmen hâlâ kendilerini okutabiliyorlar. Bıktırıcı olmadılar. Hâlâ diri ve tazeler. Olumlu, ılımlı, birikimli ve kaliteli yazarların ömrü uzun oluyor. Medeni ölü değiller. Okunmazlarsa ölü olurlar. Eski Türkiye’nin “eski toprak” gazetecileri hâlâ formda. Yeni Türkiye’nin gazetecileri ise okunmuyorlar. Kaçacak delik arıyorlar. Hem mesleki kalite olarak hem insan olarak “beş para” etmediklerini gösteren çok net bir tablo. Trollerin işi de kaliteli ve fikri hür yazarlara çamur atmak suretiyle onları itibarsızlaştırmaya çalışmak. Çamur atalım en azından izi kalır diye düşünüyorlar.
    14) Abdullah Gül’ün CB adayı olacağı bir seçimi Erdoğan kazanamaz. Bu yüzden iş sıkı tutuluyor. Şimdiden yoklamalar yapılıyor. Abdülkadir Selvi zart diyor, öbürü zort diyor. Kemal Bey’in bunları adam yerine koyup araması, açıklama yapması çok yanlış. Umarım bir daha yapmaz.
    15) “İngilizce biliyorum, İngiltere’ye giderim ama beni iade ederler…” Etmezler kardeşim gönlünü ferah tut. Kadir Mısıroğlu 12 Eylül’den sonra sıvıştı. Önce Almanya’ya, sonra İngiltere’ye. Memlekete dön çağrısına uymadı. Bunun üzerine vatandaşlıktan atıldı. Doğrusu da buydu. Kenan Evren emekli olduktan sonra yurda dönebildi. Bu iktidar döneminde baştâcı edildi.
    16) Fesli Kadir gibi Fethullah Gülen de darbe olunca sıvıştı. Bir yamukları var ki sıvışıyorlar… Mesela Necip Fazıl hiçbir zaman kaçmadı bir yere… (Solcular içinde de kaçan var, kaçmayan var. Mesela 12 Mart’tan sonra İngiltere’ye kaçan solcular… AND yayınları filan…)
    17) Gülen yıllarca kaçak olarak yaşadı. Hakkında yakalama kararı vardı. Turgut Özal sayesinde kaçak olmaktan kurtuldu. Gülen’in 12 Eylül döneminde desteklendiğini iddia edenler kanıt sunmak zorunda. Gülen, Kenan Evren’le görüşmek istedi, aracılar gönderdi. Yeminler edildi, “Vatana, millete, devlet büyüklerimize” falan filan diye diller döküldü. Evren “Kravat taksın gelsin!” dedi. Kenan Paşa’nın elinde MİT raporları vardı. Gülen’in ne olduğunu biliyordu. Bunlar olurken Perinçek, Apo’ya sırıtarak çiçek uzatıyordu… Aslında her şey apaçık, kabak gibi ortada. Kimin ne olduğu meydanda. Tabii anlayana… Derdi hakikat olana…
    18) 12 Eylül döneminde tek bir imam hatip okulu ve muadilinin açılmadığını bu vesile ile bir kere daha belirteyim.
    19) Ahmet Davutoğlu partisini kurdu. Hayırlı olsun. Babacan’ı da bekliyoruz. Bilmem hatırlatmaya gerek var mı: Birlikten kuvvet doğar. Bir elin nesi var, iki elin sesi var… Davutoğlu’nu, Babacan’ı, Abdullah Gül’ü aynı çatı altında görmek isteriz. Saadet ve Temel Bey de dahil olmalı buna. Böylece değerli bir toplama ulaşılmış olur… Değerli ve etkili… Görgüsüzlerin, yandaşların, trollerin uykularını kaçıracak kadar… Darbe marbe diye gevelemeleri bundan…

    • yorumunuzun sonunda dile getirdiğiniz birleşme çağrısına biz de canı gönülden katılıyor ve destekliyoruz, ki sonuçta küfür tek millettir..! Buradan da zillet ittifakının bileşenlerine ve müstakbel paydaşlarına aynı çağrıyı sık sık tekrarlıyoruz zaten: “birleşiiin! birleşiiin! birleşiiin!” Gel gör ki başta baran ve benzeri kimi yorumcu elemanlar bu düşüncemize maalesef hiç de sıcak bakmıyorlar..! Nihayet sayıp döktüğünüz adamların hepsi aynı köylü, şeriat dede demişsin adı üstünde hepsinin atası sayılır… yalnız şu kadarını söyliim; akpartinin katı atık ayrıştırma tesisinden devşirilmiş bu mutemetlerle ne kadar “değerli bir toplama” ulaşılabilir bilmem ama toplama araba ne kadar giderse, bunlar da o kadar yol gider… topunuz birlikte gelin; türk yavuzdur, urgana gelmez!!!

      • Görüşlerinize katılıyorum. Sizin dil sürçmesi ile zillet ittifakı dediğiniz millet ittifakı da birleşmelidir. Bir tarafta Millet İttifakı diğer tarafta Cumhur İttifakı olsun, vatandaş da tercihini yapsın.

  3. Gençliğinde MİT ajanı olan ve deşifre olduktan sonra akademik kariyere devam eden merhum Prof. Mahir Kaynak çok önemli bir tesbitte bulunmuştu. “Türkiye’de derin devlet yoktur. Sözde derin devlet ile derin devlet çeteleri vardır”. Bu tesbitin ne kadar doğru olduğunu bir kere daha gördük.

    – Esad ile bir anlaşmaya varılsa Suriye’de elimiz güçleneceği halde bunu yapmayı reddeden,
    – Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkileri düzeltmeye yanaşmayan,
    – NATO üyesi iken Rusya’dan (acil ihtiyaç olmayan) S-400’leri alıp ABD’ye karşı Türkiye’yi zorda bırakan,
    – Libya’da maceraya atılarak, Suriye’de İdlib inadını sürdürerek ve Kanal İstanbul’u yapacağız diyerek Rusya ile de ilişkileri bozan,
    – AB ile dostane olmayan ilişkiler sürdüren ve NATO’dan çıkabiliriz diyebilen,
    – Libya’daki iç savaşa müdahil olmaya hazırlanan, petrol ülkesi Libya’da ABD, Rusya, İngiltere, Fransa gibi emperyal ülkeleri atlatıp duruma hakim olacağını sanan,
    – Milletin yarısına illet-zillet hatta vatan haini diyen,

    tam bir “sözde derin devlet faciası” ile karşı karşıyayız. Enver Paşa’dan daha maceracı ve daha akılsız bu ittihat terakki bozuntularının son günlerini yaşıyor olduklarını bilmek, ruhumu biraz olsun teskin ediyor. Ne diyelim, eceli gelen ittihatçı Libya’daki iç savaşa katılırmış.

    Kısacası Mehmet Ağar’ın söyledikleri fasa fiso, çaresiz kalmışların cızırtılarıdır. Türkiye kararını verdi.

  4. Kendine güvenen kurar partisini, çıkar meydana; halkın terazisinde tartılır, alır boyunun ölçüsünü. Siyasette halkın gönlüne girmek yerine onun bunun gönlüne girmeyi tercih edenlerin hali ortada. Umulur ki yeni/umut diye ortalıkta dolaştırılan akparti atıkları mal pazarı gibi mebus pazarlıkları/transferleri tarzı ayak oyunlarına başvurmadan düzgün bir yol takip ederler. Yoksa millet daha ilk anda notunu veriyor… eski türkiyenin höt diyene al sana bi zöt türü şapkasını alıp giden zübük politikacı tipine karnımız tok; demokrasimiz için yeri geldiğinde canını bile esirgemiicek karakter sahibi lider adaylarına ihtiyaç çok..! Yalnız karnından konuşan, ne dediği belirsiz, neyin yerine neyi önerdiği meçhul kemküm çemiş memurlarla biyere varılmaz, benden söylemesi…

  5. Sayın Bernar!
    3 sorum ve kısa cevabım olacak.
    Sizin cevaplarınızı da merak ediyorum.
    İKTİDARA ETKİ EDEN GÜÇ ODAKLARI;
    1-İktidara ne yaptırmak isteyebilirler?
    Cevap:Her şey. Çünkü yaptıracakları her şeyin hukuki ve siyasi sorumluluğu kendilerine değil iktdara ait olacak.Tıpkı yancı seyirci gibi.Kazanırsa seyirci kazanacak, kaybederse oyuncu kaybedecek.
    2-İktidara ne yaptırabilirler?
    Cevap:Her şeyi. Çünkü şimdiye kadar yaptırdıklarına bakarsak bu sonuca varabiliriz. Ayrıca işbirliği sürelerine de bakarsak ellerindeki tüm kartları açtıkları sonucuna da varabiliriz.
    3-Bu güç odakları kimlerdir?
    Cevap:Bir değil iki elin parmaklarından fazla olduğu anlaşılmaktadır.Yapılan zikzaklar ve ortaya konulan çelişkiler bunu göstermektedir.
    Sayın KORU da bu sorular üzerine ayrı başlık açabilir.

  6. Türk siyaseti büyük bir kırılmanın eşiğinde. Yıllardır ekranlara çıkmayan Ağar konuşma yapma ihtiyacı duyuyorsa bunu o da görüyor demektir. Bundan sonra ekranlarda daha sık göreceğiz diye düşünüyorum. Sadece Ağar değil uzun zamandır hiç adını duymadığımız supriz isimlerde (emekli asker, siyasetci ve bürokrat) bizleri şaşırtacak çıkışlar yapacak. Ama şaşırmayın. Dağdan çığ birkere koptu önünde kimse duramaz. Yeterki yeni kurulan kurulacak partiler bu can sıkıcı söylemlere kulak asmadan canlarını sıkmadan geleceğin Türkiyesine butun enerjilerini versinler bunun için kafa yorsunlar. Fehmi Bey bence bu ve benzer çıkışları çok dikkate almayın. Tabiki not almakta fayda var.

  7. H. Gayret Biladerim, yine aç fare gibi arşivlere girdim eşindim. Bahçeli’nin -alışıldığı üzere- ağzını köpürterek Kanal İstanbul konusunda cıyak cıyak Erdoğan’a giydirdiği bir videosunu bulup burada dolaşıma soktum, “Bakın ey Ahali, FETÖ’cülerin video-montaj alanında ne düzeye eriştiklerini ibretle izleyin!” diyerekten.

    Bunu yaparken de, yanına bir de “Bu video ve bu sözler de burada birlerine kapak olsun” sözü ekledim. Nasıl buldunuz? “Kapak gibi kapak gerçekten!” mi diyorsunuz, yoksa, “Yetmez ama Evet” mi diyorsunuz?

    İkincisi ise, valla ben arşivlere geri dönüp eşlenmeye devam etmeye gönüllüyüm.

    Eşineyim mi?

    • Kendi çöplüğün nasıl olsa, gönlünce eşin dur tabii sn.bernar; hazır arşive el atmışken bizim hasan beyin hala askeri mi yoksa sivil darbe mi olduğunu çözemedim dediği 15temmuza da bi bakarsınız artık sevabına, neyin nesiymiş acaba falan diye…

  8. Kanal İstanbul Türkıyeyi ekonomik olarak bataklıga sürecek. Dün akşam habeturkte Doğu perıncek dınledim o da bu Kanal ıstanbul Türkiyeye zarar getirir dedi… Kanal İstanbulu Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahceli tek destekliyor.

  9. Devlet Bahçeli, Kanal İstanbul’a karşı çıkanları yine gayrı-milli olmakla, şuursuz olmakla suçlamış. Ben Bahçeli ve Erdoğan kadar iki yüzlü, bir dediği bir dediğini tutmayan politikacı görmedim. Ya iki yüzlülükte sınır tanımıyor bunlar, ya da bunama hallerinden muzdaripler. Bana gayrı-milli diyen Bahçeli’ye, “O zaman sen de gayrı-milliliğin önde gidenisin!” diyorum. Bu video ve aşağıdaki sözler de burada birilerine kapak olsun.

    “Güya yeni bir kanal açıyorlar, adına da ‘İstanbul Kanalı ve bu bir çılgın proje’ diyorlar. Bu, soygun düzenini çılgınca sürdürecek bir projedir. Daha akılcı bir yol bulabilirsin. İstihdam yaratan, iş yeri sahiplerine, KOBİ’lere atölyelere, fabrika sahiplerine yeni yeni istihdam oluşturabilecek imkanları verebilir ve bir işsize, bir aç insanımıza bir ekmek kapısı bulabilirsin. Bunlara kafa yoracağın yerde, akılcı politikalar üreteceğin yerde, çıldırmış bir toplumu çılgınca projelerle niye kandırıyorsun Sayın Başbakan?”

    “Bir çılgın projeden bahsediliyor. Akıllı proje dururken, çılgınlaşmanın ne anlamı var. ‘(. . .) Böyle bir projeyle bir günde televizyonlardan sabahtan akşama kadar propaganda ile çılgınlaştırdığınız Türkiye’yi daha da derin çılgınlaştırmanın manası var mı? İşsizlik, yoksulluk, anarşi çıldırtıyor. Böyle durumda, ‘Ne olacak bu Türkiye’nin hali?’ diye düşünmek lazım. Proje istismar meselesi. Kalkıp bir de bunu 22 milyar dolara 10 yıl içinde yapacakmışsınız. Peki 10 yıl bu yoksul vatandaş ne yapacak? Bu parayla çok daha hayırlı işler yapılabilir.”

    Alın size FETÖ’cülerin Bahçeli’nin bir benzerini bulup peydahladıkları ‘çakma Bahçeli’ videosu -nasıl ama, sayın Türkeş? Bence profeyonelce iş çıkarmışlar, Kanal İstanbul için ‘İstemezük!! deyu bağırıp yırtınan bu adam hık demik Bahçeli’nin burnundan düşmüg gibi -size de öyle görünmüyor mu?

    https://www.youtube.com/watch?v=vvwsaygXT-E

    • Siyaset öyle bir şey ki: Tükürdüğünü yalatırır adama. İyi ki teknoloji var ve iyi ki eski defterler silinmiyor. Şimdi Devlet Bahçeli ve Numan Kurtulmuş bu videoyu görünce montaj diye yalanlayacaklar…

      • Yok, montaj diye yalanlayamazlar Nusret Bey. Bu şekilde bir iddia ile ortaya çıksalar, etkisi videodaki kepazelikten daha yıkıcı olur. Bu iki adam daha üç beş yıl önce ağız dolusu küfürleşmedi mi? Küfürleşti. “Yok canım, kim söylüyor? Biz birbirimize hakaret falan etmedik.” diyebildiler mi? Diyemediler. “FETÖ montaj yapmış” diyebildiler mi? Diyemediler.

        İsterseniz yorum sayfalarındaki Türkeş Bey’e sorun Bahçeli’nin cıyak cıyak “Kanal İstanbul soygun düzenini çılgınca sürdürecek bir projedir” diye cıyakladığı bu video montaj mı, kumpas mı, yoksa boru gibi video ve videodaki de boru gibi Bahçeli mi değilmi diye. 🙂

        Bence o da videonun boru gibi video, içinde bağrışan adamın da boru gibi Bahçeli olduğunu söyleyecektir. 🙂

    • Demekki insanlar zamanla doğruyu görebiliyor sayın Bernar…Kimbilir üç beş sene sonra sizinde bu yazdıklarınızı bir başkası kullanabilir….Zamanla doğruya doğru koşarsınız….Düşmez kalkmaz bir Allah yani…Selamlar

    • Istanbul kanalı yerine Seyhan Nehri’nin Adana – Akdeniz arasını gemilerin gidebileceği bir hale getirmek daha doğru olmaz mı?. Almanya’da karavanımla Rhein, Main, Neckar, Mosel ve Tuna kıyılarını gezdim. Hepsinde gemiler çalışıyor. Türkiye’de Çukurova ve Ege kıyılarında bu noktaya önem verilse nasıl olur?

  10. Mehmet Ağar ve Devlet Bahçeli’nin sıkı birer Türk Milliyetçisi olduklarına kuşku yok. Fakat aynı zamanda sözde derin devletin memurları oldukları da açık. Her ikisi de AKP ve özellikle Erdoğan karşıtıdır fakat aldıkları talimat gereği geçici olarak tam destek vermektedirler.

    Üzerinde durulması gereken husus budur. Ne oldu da uzun yıllardır irticaya karşı amansızca mücadele veren derin devlet 15 Temmuz’dan sonra Erdoğan ile müttefik oldu? Ne oldu da Türk Milliyetçiliğini de ayaklar altına aldım diyen ümmetçi Erdoğan birden milliyetçilikte MHP’yi sollar hale geldi?

    Pratik neden şu gözüküyor. Erdoğan o kadar çok hata yaptı ve bu hatalar o kadar çok belgelendi ki 15 Temmuz’dan sonra (sözde) derin devlet ile işbirliği yapmak zorunda kaldı. Sözde derin devlet ise, sözlerini dinlemeyebilecek yeni bir iktidar yerine memurları yaptıkları ve seçim kazanma becerisi olan Erdoğan ile şimdilik yola devam etmeyi tercih ediyor.

    Bu filmin sonu nasıl biter acaba? Görünen o ki Cumhur İttifakı bitecek ve bütün kabahatler Başkan Erdoğan’ın üzerine fatura edilecek. Eh, hak etmiyor da değil hani. O kadar yetkiliydi ki, Türkiye Varlık Fonu Yön. Kur. Başkanlığına kendi kendisini atamıştı denecektir. Tek yetkili başkan her şeyden hukuken de vicdanen de sorumludur.

  11. Hasan bey günaydın! Haklı olarak soruyorsunuz “bu zevat da kimdir” diye(zevat değil zat olacak!) Sevabına eski yorumlarınızdan bir alıntıyla ben yani siz cevaplamış olun kendi sorunuzu:
    “15 Temmuz’un kanı hala kurumamış, yarası kabuk bağlamamışken “darbe de darbe” diyen bu zevat kimdir?…”
    Bu vesile ile yaşı 40 ve üzeri olanlar 90’lı yıllara şöyle nostaljik bir dalış yapsınlar, benim gibi bir de o yıllara ait şarkılar eşliğinde; hafızalarını hızlı bir şekilde tazelerler ve unuttukları biri bir gözlerinin önüne gelir.

    Şimdi merhum Yıldırım Gürses’in “Mevsimler yas tutup çöller ağlasın” şarkısı eşliğinde yazıyorum.

    Niye yalan söyleyeyim; her şeyine rağmen o yıllar benim için daha mutlu yaşadığım zamanlardı.

    Vefa vardı, kadirşinaslık vardı, paylaşım vardı, sohbet-muhabbet vardı..vardı da vardı…”
    evet azizim o özlemelere doyamadığınız eski türkiyenin eski türkiyenin 90lı yıllarında kan vardı gözyaşı vardı, gözaltında kayıp ve işkenceler vardı, faili meçhuller ve suikastler vardı, yolsuzluk slandalları vardı, beyaz toros vardı, akşener vardı ağar vardı; sizin anliicanız vardı da vardı yani… şimdi anladınız mı kimmiş bu zevat?

    • Evet; “zevat” zat’ın çoğuludur Sn. H. Gayret ki, bununla ben Ağar’ın yalnız olmadığını vurguluyorum ve yorumunuzun sonunda siz de hem “zevat”ı kullanıyorsunuz ve hem de o zevatın kimler olduğunu açıklıyorsunuz. Bazen bizimle aynı noktaya teğet! geçiyorsunuz; geliyorsunuz demiyorum.

      Doksanlı yılların özlemini duyduğum şeyi, insani duyguların zirve yaptığıydı ki; sizin saydığınız o kirli işlere son veren ve adalet ile kalkınma adına o günlerin siyasi ve elit askeri kadrosunu tasfiye eden ülkesini, milletini önceleyen ve mukedderatına beyaz sayfa açan o duygular, bir coşku seli, bir sevgi halesiydi…

      İnanamayacaksın belki, şimdi de merhum Cem Karaca’yı dinliyorum, onun “çok yorgunum” şarkısı eşliğinde yazıyorum.

      Yaşınız o günlere nostaljik bir dalış yapmaya el verir mi bilemem ama size de tavsiye ediyorum. Iyi gelir.

  12. bernar beyin açtığı, gülencilerin neden buralara yazıp haklarını aramadıklarına ilişkin tartışmanın ilk başladığında,
    “muhtemelen gülen, bunların yorum yazmasına izin vermemiştir” diye düşündüğümü yazmıştım.
    – – Benim bu yorumum güme gitti ama aslında gerçekten de, eğer gülen, taraftarlarına, bu sitelere yorum söyleseydi, gülencilerin güvenlik kaygısının vız geleceğini (türkiye içindekiler için söylüyorum. dışındakilerin zaten öyle kaygıları yok), eğer yazmıyorlarsa, gülenin, taraftarlarına yorum yazmasını söylemediğini ve belki de hatta, yorum yazmasını yasakladığı anlamına gelir.
    – Gülenin, taraftarlarından, neden böyle bir istekte bulunmadığı,ciddi olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.
    – Özellikle de, üst düzey gülencilerin kaçmasına göz göre göre akpliler gözyummuşken ve gülen hareketi bunları bağrına basmışken. Durum buyken, burdan kaçan gülencilerin üst düzey adamlarının mit ajanı olduğu (en azından hepsinin) tezi de geçersiz kalıyor.
    1- Öylesye, akpliler neden gülen hareketinin üstdüzey adamlarının kaçmasına göz yumdular?
    2- gülen, göz yumulan adamlara neden sahip çıktı?
    3- gülenciler, neden akpye muhalifet etmiyorlar?
    4- Herhangi bir haksızlıkla (en azından büyük olanlarla) karşılaşmayan gülencilerden vazgeçtim, burda, büyük haksızlıklara uğrayan gülen taraftarları, en azından yaşadıkları sıkıntıları yazmaktan neden imtina ediyorlar. Acaba, gülenden, “birşey yazmayın”, “konuşmayın” talimatını mı alıyorlar.
    – Aklıma gelen yukardaki sorular, bana, gülen hareketi ile akpnin, zımni veya açık (açık derken karşılıklı görüşüp anlaşmaları anlamında yazıyorum) işbirliğini düşündürüyor.
    – Belki birileri, kuşkumu gidermek için, birkaç kanalda yapılan proğramları gündeme getirebilirler ancak onların savunmalarına verilecek cevap: O kadarını da yapmasa, kendi taraftarlarını denetim altında tutamaz.

    • Müslümanlar Fethullah Gülen merkezli yaşamazlar sayın Hamza bey! Müslümanlar Kur’an, sünnet ve hadis merkezli yaşarlar. Merakınıza merhem olur mu bilemem; Bir hadis meali: “. (4758)- Ebu Ümeyye eş-Şa’bânî anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe, dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen):

      “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça sapıtmış olanlar size zarar vermez…” (Maide, 5/105).

      – Bana şu cevabı verdi:

      “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a sormuştum: Demişti ki:

      “Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” [Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014).]

      Müslümanlar alim kimseleri takibe alırlar söz ve davranışları Kur’an,Hadis ve Sünnet’e uyduğu sürece takip ederler uymadığını gördüklerinde de takip etmeyi bırakırlar. Bundan dır ki müslümanlar okumayı oğrenmeye Kur’an ile başlarlar.

      • Sizin de bir dediğiniz bir dediğinizi tutmuyor be Baran Kardeşim. Önceki gün, Hakan Bey, “Gülen Cemaati A. Öksüz ve Sezai olayı konusunda kamuoyuna bir açıklamada bulunsa iyi olur. Cemaat içine sızmış bir dolu MİT mensubu var.” mealinde bir fikir dile getirdi. Hemen atıldınız ve Hakan Bey’e şunu söylediniz:

        “Burada şöyle bir itiraz söz konusu sayın hocam; ” hz.Peygamberin arkasında saf tutup namaz kılanlar arasında sayıları 300’ü bulan münafıklar vardı ve hz.Peygamber(sav) hiç birini deşifre etmedi. Hizmet hareketi de sünnete tabi olduğundan hiç bir MİT mensubunu kendiliğinden açığa çıkmadığı sürece deşifre edemez.”

        Ben de size sordum:

        “Gelip Gülen’in Adil Öksüz’ü MİT ajanı ilan ettiği videoyu “Buyurun. . .” diyerek usulca masanıza bıraksam ve şunu sorsam ne söylersiniz: Yaw sizin Mehdi diye peşine takıldığınız cami hocasının daha Peygamber’in sünnetinden haberi yok. Ne olacak şimdi? Gülenciler bu konuda Peygamber’in sünnetine mi, sizin cami hocasının sünnetine mi sadık kalmalılar?”

        Öyle saatlerce düşünüp iki gün suskun kalmayı gerektirecek bir soru değil ki, Baran Kardeşim.

        Mümkünse şunu da öğrenelim.

        Şöyle buyuruyorsunuz:

        “Müslümanlar alim kimseleri takibe alırlar söz ve davranışları Kur’an,Hadis ve Sünnet’e uyduğu sürece takip ederler uymadığını gördüklerinde de takip etmeyi bırakırlar.”

        Belli ki, Mehdi Hocaefendiniz Peygamber’in sünneti konusunda ya cahil, ya da aldırdığı yok. N’olcak şindi? Mehdinizi takip etmeyi bırakacak mısınız?

        “Evet” ya da “Hayır” yeterli, öyle ordan buradan hadisten vs. uzun uzun alıntı yapmanıza gerek yok. 🙂

        • Birinin yaptığı açıklamayı hangi mantıkla başka birine soruyorsunuz hocam? 😅 ben nereden bileyim efendim kim kimdir, kim açıklamasını hangi niyetle yapmıştır? Benim bilebileceğim şeyler deyil ki. Merak edersem araştırır anlamaya çalışırım, anladığımı zannettiğimi de paylaşmak istersem paylaşırım. Merak etmiyorsam peşin bir kanaate varmış da olabilirim. Benim kanaatim beni bağlar. Sizin kanaatiniz de sizi bağlar.İsterseniz sorularınızı doğrudan muhatabına sorarsınız, isterseniz de evde otururken zihninizde mahkemeyi kurar yargılar ve infaz edersiniz. Ben ne karışırım efendim. ‘Telefonda adam asmaca  oynarken’ beni niye alet ediyorsunuz?😅

          Önemli not: hakimi hukuk kriterleriyle, mühendisi mühendislik, askeri askerlik, doktoru tıp ilkelerine göre değerlendirirsiniz . Kaldı ki bu mesleklerin herbiri kendi içinde alanlara ayrılıp her bir alanın kriterleri farklı da olabildiği halde din adamını da mensup olduğu dinin ilke ve prensiplerine göre değerlendirmeniz gerekmez mi?

          Velhasıl bu tartisma; “Demokrasi inanç ve kanaatlere saygı duymaktır” ve “Ben sizlerle aynı kanaati paylaşmasam da düşüncelerinize saygı duyuyorum” inancını pekiştirdi bende. Herkese Teşekkürler..

          Hasan hocamdan da araya girdiğim için özür dilerim.
          Ben hizmet hareketinin devlet gibi istihbarat birimi, polis birimi mi var da adı şaibeye yada suça karışmış kimseler hakkında kamuoyuna açıklama yapsın diye düşündüğüm için..

          • Bilmiyosan ne atıp tutuyorsun baron, papuç kadar dilin var ama cehaletinden haberin yok; nurdan ablaya mı özendin nedir..?

          • Gel kibar ve saygılı görünme ayaklarını bir kenara bırakalım, olduğumuz ve hissettiğimiz gibi yazalım. İki yüklenince çözülüverdin sen de.Bırak bu “Telefonda adam asmaca oynarken’ beni niye alet ediyorsunuz?” türü gizemli, ne idüğü belirsiz, kuş beyinli müridlerin kendince muhaliflerini itibarsızlaştırma girişimlerini.

            Laga lugayı bırak, sadede gel.

            “Kendi güzel, sözü güzel diye millete yutturmaya kalkıştığınız iktidar manyağı Molla Hocaefendiniz, nedense dönüp tek sözcük üretemediğin o videoda ne anlatıyor?” diye sordum.

            Bize bundan bahset.

            Molla Hocaefendi’nin karanlık bir darbeci, uğursuz bir iktidar manyağı olduğunu ayan beyan ortaya koyan videoyu gözüne gözüne dayadım. Niye iki gündür tık yok?

            Bir kızım ya da oğlum olsa idi, ve onun siyasete ilgi duymaya başladığını görseydim, bir saat vaktini bana ayırmasını rica eder, ona Erdoğan’ın, Türkeş’in, İktidar Manyağı Gülen’in, Türkeş ve Perinçek’in o videolarını izletir ve şöyle söylerdim:

            “Yanlış yapmadan doğrulara varılamıyor. Gençsin, dilediğin yanlışa düşebilirsin. Git Mahir Çayancı ol istersen, ya da Selefi cihatçı ol. Ama, güzel çocuğum, bu karakter yoksunlarından birinin peşine takılıp onun ucuz bir borozancısı olma. Bana böyle bir utancı yaşatma, eşe-dosta karşı beni mahçup duruma düşürme.”

            “Telefonda adam asmaca oynarken’ beni niye alet ediyorsunuz?”

            Beni rehber edindiğin uğursuzun müridleriyle karıştırma, Mehdisi güzel, kendi güzel kardeşim. Doğru yanlış şeyler öğrendim, doğru yanlış şeyler yaptım. Ama, ancak sefillere ve karaktersizlere özgü iki yüzlülüklerde, telefonlarda, gizli dinlemelerde bezim olmadı hiç. Ne düşünürsem doğrudan söylerim.

            Ahmet Altan gibi.

            Senin Mehdi diye müridi olup peşine takıldığın soysuz, su katılmamış bir iktidar manyağı. Videoya gel. Bırak lafı dolaştırmayı.

            Var mı söyleyecek sözün? İki gündür susup duruyorsun. Demek ki yok. Hadi o zaman, yürü de ense traşın görünsün.

    • Şunu da ilave edeyim. Çin de Uygur Türkleri Fethullah Gülen’in takipçileri oldukları için mi işkence görüyorlar? Güleni tanidiklarina ihtimal vermiyorum. Ama Çin yönetimi onları daha kolay idare edebilmenin yolunu Kuran’ın ayetlerini komunist partinin doktrinine uygun hale getirip yeniden yazmakta buluyor.

      • Baran bey!
        1- müslüman, camide cemaat olur. iyi işlerde cemaat olur. başkaları ile herşeyde cemaat olmaz. herşeyde cemaat olursa, onların suçlarına da ortak olur.
        – Özbekistanda öldürülen masum insanların suçuna da ortaksınız. türkiyede türkan saylana karşı işlenen suça da ortaksınız. kumpas kurulan insanların suçlarına ortaksınız. sınav soruları çalınarak hakları yenilen insanların suçlarına da ortaksınız.
        – müslümanlık bu değil.
        – bana ayet, hadislerde örnekler vermeyin. insanın aklı var, vicdanı var, ahlakı var.
        – hanefi avcının hapsedilmesini nasıl içinize sindiriyorsunuz. hangi ayet, hangi sünnet size bu hakkı veriyor.
        – Kanserle mücadele eden ve pekçok iyilik yapmış olan türkan saylana yapılan eziyeti hangi ayet, hangi sünnet haklı kılıyor.
        – Diğer kumpas kurulan insanların hakkınıın yenmesini, hangi ayet, hangi sünnet haklı kılıyor.
        – gülenin ve gülencilerin her yaptığında cemaat olursanız, onların günahlarının da ortağı olursunuz.
        – bu da, benim anlayışıma göre müslümanlık değil. hiçbir ayet, hiçbir sünnet, onların yaptığı kötülükleri aklamaz.

        • Ben sizin hukuk anlayışınızı kabul etmiyorum Hamza bey! Beni herkesin kabul ettiği TC hukuku bağlar. Erdoğan’ın hukuk anlayışını savunduğunuzun farkında mısınız? Farkında değilseniz hatırlatmış oldum.

          • baran bey merhaba!
            – kabul etmediğiniz nedir anlamadım.
            – erdoğanın hukuk anlayışını benim yazımda nerde görebildiniz onu da merak ettim doğrusu.
            – Benim yukardaki yazımdaki hukuk anlayışım şudur: Eğer bir adam, bir başkasına zülmediyor, haksızlık yapıyor ve siz de bu haksızlık yapan adamı savunuyorsanız, o haksızlığa siz de ortaksınız. siz de suçlusunuzdur.
            – bu hukuk ahlakidir. yoksa sizin o kişinin suçundan dolayı sizin hapse atılmasını kimse savunmuyor.
            – ahlaki sorumluluğunuzu kabul etmiyorsanız o ayrıca tartışılır.

  13. Mehmet Ağar,Bakanlığı sırasında vaktiyle yaptığı zulümlerle başı derte idi.Bir dizi mahkemelerle uğraştı.Bir ara hapis yattı.Susurluk olayında işi açığa çıktı.Mafya-emniyet-siyaset şeytan üçkenin baş kahramanıdır.Erdoğan onu kurtardı;tabi karşılığını beklemek üzere.Ağar,şimdi de bunun karşılığını ödüyor;erdoğan ın işine gelen beyanlarla.Çünkü ,ona borçlu.Ağar,Erdoğan a diyetini ödiyor.Ağar,28 şubat olayında Refahyol hükümetini istifaya zorlayanların kilit ismi idi.Ağar ,dün ne idi ki,bugün ne olsun?Onun beyanları ciddiye alınmaz.

    • AK Parti Elazığ milletvekili Zülfü Tolga Ağar’ın bu karanlık adamın oğlu olduğunu da ben ekliyeyim, bir eksik daha giderilsin. Adamın adı Altay, topçu. Adamın adı Saffet, topçu. Adamın adı Kenan, motosiklet yarışçısı. . . Bunlar bizim vekilimiz. Eğitim, aş iş, sağlık, refah, gelecek sorunlarımızı çözecek adamlar bunlar. (Bir tane daha vardı adı Hakan olan. O da bir zamanlar vekilimizdi.)

      Topçuların bize vekil olup meclise, kalem oynatıp yazı yazanların mapushane damlarına düştükleri bu ülkenin ortalama asgari ücrette 27 Avrupa ülkesi arasında sondan 6. olması rastlantı değil -altımızda kalanlar da Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Bulgaristan. Birinci sırada, 2.071 Euro (13.640 TL) ile Lüksemburg geliyor. İkinci İrlanda (1.656 Euro – 10.909 TL), üçüncü sırada Hollanda (1.636 Euro -10.766 TL) var.

      Devletin başında cumhurun başı olarak bulunan da, asgari ücret müzakereleri ile ilgili bir soruya, “Müzakereler bir sonuçlansınm bakalım. Belki biz de bir jest yapmayı düşünürüz.” diyor.

      Türklerin zihniyet dünyası bu işte. Sanki cebinden veriyor. Sanki kıyak yapacak üç kuruş artış eklese.

      “Baba”sız yapamıyor Türkler. Koca koca adamlar, üç yaşında çocuk gibi, illa bir BABA isteriz diyorlar onyıllardır.

      Demirel de babaydı -öyle değil miydi?

      Babanız sizleri seviyor. Babalarınız sizleri hep sevdiler zaten.

      Babalı bir millet olarak öyle bir babalanın ki Hollandalısı Almanı sizi kıskansın. . .

      • Sn.bernar hoca, lüksemburg dediğin yerin nüfusu beşyüzbin, bunun üçyüzbini günlük olarak komşu ülkelerden araçlarıyla gelip ordaki ab kurumlarında çalışan ve akşama kendi ülkelerine dönen memurlar. tabii gelir vergisini bu küçük ama zengin ülkeciğe ödemek kaydıyla… şu grev neyim bitince hollanda pasaportunu da alıp şöyle bi fransa turuna katıl istersen; kim ne kadar kazanıyormuş hem yerinde görmüş olursun..! Birbirimize saygılı olacaksak, bilip bilmeden atıp tutmayalım lütfen…

        • Yaw kırk yılın başı -o da bugün hiç ortalarda görünmemiş olmanızdan aldığım cesaretle- bilip bilmeden atıp tutayım dedim, dakikası dolmadan Malkoçoğlu gibi (ve de kınından çıkmış keskin kılıç gibi) gelip yakaladınız. Peki, o zaman, madem güneş balçıkla sıvanmaz ve de yalan dolanla yüce Türk milletinin itibarını sarsmaya çalışmak beyhude bir çabadır, ben de Hollanda’nın bir gerçeğini faş edip günah çıkarmış olayım: Asgari ücretle geçinemiyor Hollandalıların çoğu -en azından Rotterdam ve Amsterdam’da durum bu. Bu iki şehirde asgari ücretle çalışan her 5 Hollandalı’dan 3’ü, akşam mesai bittikten sonra Türk ailelerin evine temizliğe gidiyor bütçeyi az buçuk denkleştirebilmek için. Yaz aylarında da gelip bizim Antalya, Marmaris, Kuşadası etrafındaki madenlerde elde kazma kürek kaçak çalışıp kömür çıkarıyorlar. Afrdersiniz bu Hollandalılar bir de edepsiz mi edepsizler. Malumunuz, TC. Bakanı olan hanımı karga tulumba arabasına sokuşturup Yurtiçi kargo paketi gibi Alman sınırına bırakıp “Hayde yallah!” çekmişlerdi. Öylesine görgüsüzdürler. 🙂

  14. Benim bir usulüm var. Bazı olayları, olanlar için temel kabul eder ve beklerim. Bu yılbaşı için iki olayı temel kabul ettim. Eğer benim görüşlerim doğru ise yılbaşına kadar Dolar 6 lirayı geçecek. Eğer Albayrak 6 liradan aşağı tutarsa görüşlerim hatalıdır. Albayrak ekonomiyi biraz daha götürecektir demektir. İkinci temel olay da partiler dış desteği bekliyorlar. Destek gelirse partilerini yılın başına kadar kuracaklardır. Gelmezse erteleyeceklerdir. Partiyi kurduran güç şimdilik Babacan’a destek vermedi. Parti, kuruluşu erteledi. Babacan’ın partisi Sermaye partisidir. Ne ordu ne de halk böyle bir oyuna gelir. Babacan’ın partisi hiçbir zaman AK Parti olamaz. AK Parti’yi, Müslümandır diye halkımız destekledi, Milli Görüşçüdür diye ordu destekledi. Atalay’a, Gül’e, Tekelioğlu’na,tavsiye ederim. Bu partiden uzak dursunlar. Parti kuracaklarsa kendileri kursunlar.

  15. 17 Yıllık iktidarının yaklaşık son 4-5 yılını MHP ile ortak yaşayan AK Parti iktidarının adı milliyetçi- muhafazakar iktidar oldu demek; yani Ağar ve gibileri, koca 17 yılı kendi hanesine yazıyor ve güya onu muhafaza etmek adına “darbe tehdidinde” bulunacak kadar bir görevi memnuniyetle ifa ediyor.

    Elhak, Ağar haklıdır; zira AK Parti dönüştü (kuşatıldı); muhafazakar, sağ, liberal, dindar niteliği haiz tabanı denilebilecek kesimin desteğini, emanetini muhafaza edemedi. Yazık!

    Demokraside, gide gide bir arpa boyu yolu kat edemediğimizin resmidir bu. Lider kültü etrafında hale oluşturan ve onu (liderini) demokrasi içinde dahi “vazgeçilmez” gören sözde milliyetçi, sağ, muhafazakar, dindar kesim bu tabloyu yeniden okumalı -okuyabilirse tabi-…

    Demokrasiye direnen müesses nizamın kadim bekçileri, siyaseti bir meze gibi kullanmaktan geri dururlar mı hiç? Siyasileri kendi icralarına perde teşkil ederler; perde gerisindeyse bildiklerini okur-okuturlar. Bunu böylece yaşayarak müşahede ediyoruz.

    Siyaset kurumunun etrafında kümelenen ve çeşitli adlarla nitelenen parti ve destekçileri, sanırlar ki iktidara geldiklerinde millet adına “muktedir” olacaklar; neymiş, böyle bir şey Türkiye’de asla ve kat’a mümkün değilmiş, anlamalıyız.

    Neden? Direnilmediği için.

    Direnme nasıl olmalı?

    – Hukuk güçlendirilmeli ve hukuk içinde kalınmalı,
    – Adalet güçlendirilmeli ve adalet içinde kalınmalı,
    – Mala-mülke, makam-mansıpa, şana-şöhrete tamah edilmemeli,
    – Milletin malı ganimet bilinmemeli,
    – Yönetici “Dindarlığını” kendin(d)e saklamalı,

    Siyasetçi bunları ilke edinir uygularsa muktedirlerin ayak oyunlarına gelmez; yürür, millet de arkasından yürür..bu hep böyle olagelmiştir.

    Milletin arkasından yürüdüğü idareciden, yetkili olmadığı halde iktidarı kullanan elitler! fena halde bozulur, tırsarlar; korkularından…

    • Ağar’ın darbe tehdidi, ülkemizde yapılan onca askeri ve post-modern darbeden sonra bana, askeri mi sivil mi olduğunu bilmediğimiz bir darbe olan, çiçeği burnunda(!) 15 Temmuz darbesini hatırlattı.. Yani kurguladıkları yeni bir darbede, halka biçecekleri bir rol olacak mı ya da alışık olmadığımız yepyeni bir darbe çeşidiyle mi karşılaşacağız?

      Yazık! Hayatının bu deminde hala darbelerden medet uman, devlet tecrübesi, (belki) terbiyesi de görmüş bir zattan, yeniden başa sarıp darbe sözcüğünü, niyetini duymak…çok yazık ve ayıp!

      15 Temmuz’un kanı hala kurumamış, yarası kabuk bağlamamışken “darbe de darbe” diyen bu zevat kimdir? hangi yetkiyle (güya) devlet adına söz söyleyebiliyor? Bu açık darbe tehdidine karşılık yargı ne yaptı; Cumhuriyet savcılarını göreve çağıran oldu mu..(olmalı mı!)

      Aklıma geleni sorayım bari: (Sivil mi, askeri mi; her ikisi birden olanı mı) Ülkemizde darbe/ler, kendinden bir önceki olan darbenin açığını kapatmak, açığa çıkmaya başlayan gerçek nedenlerini örtmek için mi yapılıyor?

      Ağar devreye girdiğine göre…

    • Şimdi, Hasan Bey, ben diyorum ki, bu yazıyı alacaksınız, işinin ehli bir yazı ustasına vereceksiniz. Sonra, bunu, Türkiye’deki seçmen adedinde çoğaltacaksınız. Ardından, yine işinin ehli bir ahşap çerçeve ustasının elinden çıkmış orijinal çerçeve örneğinde çoğaltıp çerçeveletecek, her mekanın en görünür yerine asacaksınız. Bakan ve okuyanlar çoğunluğu, o çerçeve içinde Türkiye’nin gerçek ve biricik kurtuluş yolunun haritasının saklı olduğunu görebilir yeteneğe geldiğinde, şehre bir film gelecek, mevsim Akdeniz olacak, ve nihayet insanlarımız gülümseyecekler. . .

      • (Öncesinde de olduğu gibi) iltifat ediyorsunuz efendim…

        Naçizane, yaşa(n)mışlığımıza ve duygularımızı tercüme eden “yazıyı” alet! ederek yaptığım(ız) karalamadır.
        Selamlar.

      • ….”sözde milliyetçi, sağ, muhafazakar, dindar kesim bu tabloyu yeniden okumalı -okuyabilirse tabi-…”

        Sizce bu ihtimal nedir sayın hocam!

        Burada yorum yazan üç dört kişiyi istisna tutarsam ümitlenmem için bir nedenim yok. Hadi ben ilkokulluyum okuyamıyorum. H.K. bey nasıl okuyamıyor? Bir taraftan ABD bastırıyor bir taraftan Rusya köpürtüyor diğer taraftan Çin bana yaklaş diye çekiştiriyorken hiç senin menfaatine bir şey yaptırırlar mı? Yaptırırlarsa da kimin gücüyle kimin yararına yaptırırlar diye sorup cevaplamadan ta Sokullu Paşa zamanından delil getiriyor.
        Diriliş gerçekleşmiş de benim de haberim olmamış olabilir bilemiyorum.

        Suçlu arama niyetiyle deyil de anlama ve gerçek olanı ortaya çıkarma gayesiyle hayatın doğal akışı içinde oluşan hadiselerin ruhuna nüfuz ederek biraz da olayların merkezindeki kişilerin yerine kendini koyarak gördüklerini üstad Fehmi Koru netliğinde anlatacak yorumlar okumaya başlarsam ümidim yerine gelir işte o zaman.
        Allah’tan başka ümit kaynağım yok o yüzden karamsar olmaya da gerek yok.

  16. Fehmi Bey,Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun,Abdullah Gül’ün 2007’de meclis tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesini Meclis’e girmeyerek engellediklerini hatırlatmış yazısında.Bu doğru bir tespit ve yerinde bir hatırlatma.

    Gel gör ki,Abdullah Gül,Ali Babacan
    ve Davutoğlu,2007’de Mehmet Ağar ve
    Erkan Mumcu’nun yaptıklarını yapıyorlar bugün.Ve yazarımız bu durumu savunarak çelişkiye düşüyor.

    Adını andığım üçlü,ileride 2007’nin Mumcu ve Ağar’ı gibi hatırlanacaklar.Hatta vefa açısından düşündüğümüzde yanlışları onlardan daha büyük olacak.Çünkü kendilerini en yüksek makamlara
    getiren partilerini iktidardan düşürme mücadelesi veriyorlar.

    • Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu 367 vakası ayıbına alet olmuşlardı. A.Gül/A. Babacan ve A.Davutoğlu’nun parti kurmasıyla bunun ne alakası var?
      Şu anda 2002 AKP’si yok. AKP=Erdoğan var, akılcı ve dürüst hiçkimse bu partide durmaz.

  17. Osmanlı dönemindeki bir başka kanal projesi stratejik önemi farkedilen ve 1568 ylında niyetlenilen Mısır eyaletindeki Süveyş Kanalı projesi. Bunun sebebi Hindistana yapılacak muhtemel askeri/ticari harekatlarda lojistik sağlamak için. Ancak, Nil Deltasını Kızıl Denize bağlamak üzere kanal yapımı fikri tarihi olarak çok daha öncelere gidiyor. Firavunlar döneminde başlanıyor. Sonradan dikkatlerin bir savaş durumuna yönelmesi gerektiğinden bu kanal inşaatı yarım bırakılıyor. Hatta Herodot’un verdiği bilgilere göre o dönemde bu projede 12 bin kişi de ölüyor. Daha sonra Mısır bölgesi Pers (Fars) imparatorluğuna geçtiğinde dönemin hükümdarı Darius tarafından Nil Deltası Kızıl Denizle bir kanalla bağlanıyor.

    Mısır daha sonra Osmanlıların eline geçtikten sonra 1568’deki kanal yapımının amacı Akdenizden donanmayla Kızıl Denizden Hindistana kadar uzanabilme fikri. Askeri amaçla başlamış olsa da bu daha sonra, bölgeler-arası ticaretin ve ekonominin canlanmasına vesile olabilirdi. Ancak, aynı döneme denk gelen Don-Volga kanal projesine öncelik verildiği için ve iç entrika ve muhalefetler nedeniyle bu da yapılamıyor. Tatar Hanı Giray bey başlanmış ve üçte biri bitirilmiş bu işte su koyveriyor. Don-Volga kanalı da yapılamadan bu projeden vazgeçiliyor. Keşke yapılabilseydi ve Ruslarla o dönemki askeri rekabet ticari işbirliğine çevrilebilseydi. Ancak maalesef birlikte gelişmelere dayalı ortak yaşamdan ziyade düşmanlık duygularının ön planda olması buna engel teşkil etmiş olmalı… Projenin terkedilmesinin sebeplerden biri de inşaata lojistik destek veren sipahi kamplarına sabotaj falan düzenlenmiş olması ki bu işte Rusların ve hatta o günkü tatar casuslarının da etkisi olmuş olabilir. Neticede, Sokullu projenin başarısızlıkla sonuçlanmasından ötürü Padişahtan ciddi bir fırça yediğinle kalıyor. İç muhalefet ve bürokratların da dahil olduğu çetecilik işleri tıpkı bizim TC dönemlerinde olduğu gibi o zamanlarda da başa bela seviyesindeymiş ki 1578 de Sokullu iç muhalefet güçlerinin entrikaları sonucunda suikaste kurban gidiyor (Allah rahmet eylesin). Bu proje Osmanlının niyetinden 300 yıl sonra 1869 İngiliz ve Fransızların ortak projesi olarak tamamlanıyor. İngilizlerin bu yatırımı korumak amacıyla 1. Dünya savaşı sırasında Mısır cephesinde savaşa girdiği de biliniyor, yıl 1915.

    Tarihi bilgi kaynaklarına göre, Osmanlı böylesine büyük bir projenin Sokullu Mehmet veya onun görevlendirdiği bilmemkim beye bırakılacağına bizzat Padişah tarafından 1. derecede sorumluluk olarak üstlenilmesinin gerekliliği kanaatına varıyorlar ki özeleştiri olması açısından bu da önemli bir noktadır. Yazı uzadığı için Osmanlı’nın ve TC’nin Karadenizi Marmara’ya bağlama Kanal projesi bir sonraki yazıya kalmış oluyor… (https://www.youtube.com/watch?v=73PlvyPE1lY ).

  18. Erdoğan ve çevresi gırtlaklarına kadar çamura batmışlar çırpındıkça kendilerinin kâãbusu olanlarada sıçıratiyorlar ama o çamurlar gerisin geri kendi suratlarına yapişiyor…

    Seçimlerden önce Mansur Yavaşa attıkları iftiralar tutmayınca, Şimdi Ankarayı soyan ve soyduranlar bir araya gelmiş akıllarınca Mansur Yavaşi iftira ile yenebilmeyi denediler fakat bu seferde kendi hırsızlıklari ortaya çıkarıldı.
    Adam gibi adamlar havuz ve cevresini kirlettikleri o kirli havuzlarında boğarlar.

    Ahmet Nesin bugünkü yazısında 1100 odalı sarayın yakında kültür merkezi olacağını yazmiş…bizde hayırli olsun demek düşer.

    Bu linkde M Yavaşın iftiralara cevabi yaziyor
    https://www.artigercek.com/haberler/rusvet-iddiasini-yalanlayan-yavas-chp-li-olsa-ne-olur-hak-hukuk-ne-diyorsa-o-olur

  19. İktidardan nemalanıp zenginliklerine zenginlik katan sömürgen gurupçuklar ittifakı bastırıp Erdoğan’a İstanbul seçimini yeniletmeyi becerdiğinde, Erdoğan ve partisinin madara olacağını, İstanbul seçimini yine ve bu kez çok açık farkla kaybedeceğini yazdım.

    Benzer bir sürecin içinden geçiyoruz: Yeni iki partinin önünü kesmek için girişilen her saldırı, her oyun, dönüp o saldırıları ve ayak oyunlarını tezgahlayanları vuracak.

    Erdoğan, kendi bekasını güvenceye almak için bunlara yanaştı, onların mecburiyetlerinin gönüllü memuru olmayı kabul etti. Erdoğan’ın etrafında, siyasal süreçleri okuma becerisine sahip, dengelerin hızla değişmekte olduğunu gören birileri kalmış mıdır, bilmiyorum.

    Varsa böyleleri, bu kez yanlış ata oynama belirtileri gösterdiğini, güvendiği ve güvence saydığı odakların altındaki zeminin giderek kaydığını ona söylesinler. Güvence ve beka karşılığında kendisine sığındıkları, işledikleri bütün günahları onun omuzuna yükleyip her an aradan sıyrılabilirler.

    Sığ ve öngörü yoksunu olduğu için, hem açığa düşme hem de en çok korktuğu şeyin başına gelmesi ihtimalini göremiyor gibi.

    “Bu durum benim umurumda” dersem yalan olur. Bence, herkes ektiğini biçmeli, buna Erdoğan da dahil.

  20. Rantçılar! Paniklemeye başladılar.
    Muhafazakara bakın! Yetiştirdiği oğlu, Erdoğana Haşa: Allaha gibi diyecek kadar, bilgisiz ve iki lafı bir arada konuşamayanı Millete vekil yapanların koltukları sallanınca, aklına Milliyetçi ve muhafazarlik gelmeş.
    Tansu çiller onu bakanlıktan atarken ona gıkıni çıkaramadi. Şindi aklınca parti kuranlari tehdit ediyor.
    Erdoğan giderse oğlinin işsiz
    kalmasından korkuyor.

  21. Sözüm ona, AK Parti, darbelerden, demokrasi-dışı dayatma ve tehditlerden çok çekmiş dindar-muhafazakarların öncü partisi. Şu hale bakın: Doğu Perinçek’inden Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu’na, geçtiğimiz günlerde Hürriyet’e transfer edilen dindar düşmanı, vesayet borozancısı kalemşör Nedim Şener’den Eski Türkiye’nin çirkin yüzlerinden Mehmet Ağar’a varıncaya kadar bilimum uğursuz tip, elele vermişler, ‘dindar muhafazakların iktidarı’ ile onların ‘dindar lideri Erdoğan’ı ayakta tutmak için her türlü tehditi, hokkabazlığı yapıyorlar.

    Erdoğan’ı bir kalkan gibi kullanıp ardında dilediklerince at oynatabildiler. Şimdi, takke düştü kel göründü aşamasına gelinince, uğursuz iktidarları Türkiye’yi yoksulluğa ve çökmüş bir devlet düzenine savurunca ve halk yığınları derin uykusundan uyanınca, son çare, darbe ile korkutmaca işine soyundular.

    Amaç, dindar muhafazakarların gerçek sesini temsil edenlerin önünü kesmek.

    Avuçlarını yalayacaklarını söyleyebilirim.

    Bütün bu tehditlerin içi boş. Darbe dahil, yapabilecekleri hiç, ama hiçbir şey yok. Memurlarını da yanlarına alıp paşa paşa gidecekler.

    Ayak diretip yine darbe oyunlarına mı başvuracaklar? Dilerlerse denesinler ve dünyanın kaç bucak olduğunu görsünler.

    Dindar muhafazakarlar ve geniş halk yığınları, bir aldtamacadan ibaret oyunu pasif ve yanlısamalarla dolu bir biçimde izlemekten çıktılar, yeni partiler aracılığıyla inisiyatif almak üzere yeniden ve aktif bir biçimde siyaset sahnesine dönüyorlar.

    Hiç kimse bunun önünü alamaz.

    Ayak oyunları ve korkutmacalarla önünü alabileceklerini sanıp buna yeltenenler, cehenneme düşmüşten beter olurlar.

    İsterlerse denesinler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız