AK Parti 18. kuruluş yıldönümünü bugün kutluyor.. Ben de bu yazımla AK Parti’ye “Nice yıllara” diyorum…

43

Dağdağalı bir dönemde siyasi hayatımıza giren (14 Ağustos 2001) Adalet ve Kalkınma Partisi (kısa adıyla AK Parti) 18. kuruluş yıldönümünü biraz gecikmeli olarak bugün kutluyor. Kuruluşundan az bir süre sonra (3 Kasım 2002) iktidara erişmeyi de başarmıştı AK Parti. 

AK Parti’nin iktidarda geçirdiği 17 yıl önemli başarılarla doludur. İnsaf sahipleri tarafından inkar edilmesi mümkün olmayacak başarılarla…

Herhalde bugün yapılacak törenler ve toplantılarda partinin başarıları üzerinde uzun uzadıya durulacaktır.

Kuruluşu üzerinden sadece bir yıl geçtikten sonra halkın iktidara taşıdığı ve girdiği her seçimde oylarını artırmayı başarmış AK Parti, bugün, farklı bir gerçekle yüzleşmek zorunda: Girdiği son birkaç seçimde kendi başına aldığı oyları düşen ve ancak MHP desteğiyle iktidarını sürdürebilen AK Parti eskisi kadar kendine güvenen bir parti değil… 

Liderlerinin şu sıralarda en fazla kullandıkları iki sözcük bile soruna işaret ediyor: ‘İhanet’ ve ‘sadakat’

İhanet, ama kimin kime ihaneti?

Partiyi tanıtım videolarında ‘ihanet’ ile suçlanan kişilerin görüntüleri yok; basılı malzemelerdeki fotoğrafları da özel bir çalışmayla onlarsız hale getirilmiş…

İhanet ile suçlanan kişiler ise vaktiyle AK Parti tarafından cumhurbaşkanı ve başbakan konumlarına layık görülmüş, uzun yıllar bakanlık, başbakan yardımcılığı yapmış olan kişiler…

Reklam

AK Parti onlarsız kendi tarihini yazsa da, AK Parti’nin gerçek tarihi kayıtlardan silinmeye çalışılan kişilersiz yazılamaz.

Gelişmeyi ‘ihanet’ sözcüğü ile izaha kalkışmak pek bir anlam taşımıyor. Tersine, konu özellikle “Biz onları başbakan yaptık, cumhurbaşkanı yaptık, bakan yaptık” suçlama cümleleri eşliğinde ele alındığında, bir zamanlar iktidarı kaybetmiş tek partinin liderine atfedilen “Nankör millet” yakıştırmasının bir başka versiyonu tekrarlanmış olur.

Siyasette hiçbir makam birilerinin gönlünü kazanmak için verilen birer ulufe değildir; o insanlar o makamlara o görevleri en iyi ifa edecekleri düşünüldüğü için gelmişlerdir. Hiç değilse onların makam işgal ettiği zaman durum böyleydi.

Birçok bakımdan ‘ihanet’ siyasi literatüre asla sokulmaması gereken bir sözcüktür de. Geçmişten de biliyoruz; birileri farklı düşündüklerinde veya yollarını ayırdıklarında o sözcükle suçlandıkları zaman, onlar da esas farklılaşanın kendilerini suçlayanlar olduğundan hareketle aynı sözcüğü kullanabiliyorlar.

Kısacası, ’ihanet’ siyaset dilinde hoş bir sözcük değildir.

AK Parti yönetimi artık şu gerçeği kabul etmeli: AK Parti kurulduğu gün ve iktidarının belli bir bölümünde sergilediği özellikleri bugün taşımıyor; söylemi de icraatı da ilk günden çok değişik bir parti halinde bugün AK Parti. 

Ne olduysa oldu, böyle oldu.

Hala kendisine azımsanmayacak sayıda bir kitle oy verdiğine ve 17 yıl sonra yine iktidarda bulunduğuna göre, bu değişimi hazmeden bir tabana da sahip. Değişmesini olumlu bulmayan veya kuruluş felsefesi sebebiyle peşine takılmış kişilerin kendilerini parti içerisinde ‘yabancı’ hissetmelerini en başta AK Parti yönetiminin doğal karşılaması gerekir.

Reklam

Değişimi zorlayan, farklı söylem ve politikaları gündeme taşıyan, iç ittifakları önemsemeyip MHP ile ittifak kuran kendileridir çünkü.

Sadakat sözcüğüne gelince…

Farklı düşünenlerin ‘sadakat’ sözcüğü kullanılarak parti içerisinde kalmalarını sağlamaya çalışmak da makul değildir. 

Yine aynı sebepten: Birileri de “Sadakat kişilere mi duyulmalı, yoksa ilkelere mi?” sorusunu gündeme taşıyıverir.

Bugünkü AK Parti, günümüzde başka ülkelerde de varlığını hissettiren ve bulunduğu her ülkede kendisine hem de genişçe taban bulan bir görüşü temsil ediyor; bu haliyle farklı görüşlere sahip oldukları için gidenlerden rahatsızlık duyulmasına gerçekten gerek yok.

Ancak gidenler de yine günümüzde pek çok başka demokratik ülkede var olan bir siyasi çizgiye sahipler; her ülkede iki görüş arasında çekişme yaşanıyor ve bu da o ülkelerde sağlıklı addediliyor.

Her demokratik ülkede güçlü biçimde temsil edilen siyasi çizginin bizde maalesef tam bir temsilcisi bugün bulunmuyor. Var olan muhalif partilerin AK Parti’nin temsil ettiği görüşler ve politikaları tam anlayabildikleri bile söylenemez.

Zaten bu yüzdendir ki, hemen her parti tabanında “Yeni bir partiye ihtiyaç var” diyenlerin oranı kamuoyu yoklamalarında her ay biraz daha yükseliyor.

Boşluk varsa doldurulur

Siyaset boşluk kaldırmaz; varlığı hissedilen boşluk bir gün bizde de mutlaka doldurulacaktır.

Boşluğu AK Parti ile yollarını ayıranlar tek başlarına dolduramazlar; yanlış yönetildiğimizi düşünen, geriye itilmiş değerleri öne çıkarma çabasıyla birlikte henüz tartışma gündemine bile sokulmamış çağdaş bir takım değerleri paylaşmayı da önemseyen daha geniş bir ilgi o boşluğu doldurabilir.

Galiba üzerinde çalışılan da bu.

Her sistemde, adı ne olursa olsun, iktidarda bulunan bir parti vardır, yalnızca demokrasilerde farklı görüşler de siyasi hayatta temsil edilir.

Muhalefetin güçlü olduğu sistemin adıdır demokrasi.

‘İhanet’ ve ‘sadakat’ sözcüklerini bugünkü tören ve toplantılarda çok işiteceksiniz; keşke onların yerine ‘demokrasi’, ‘insan hakları’, ‘hukukun üstünlüğü’, ‘hesap verilebilirlik’, ‘şeffaflık’, ‘denge ve denetleme mekanizmaları’ sözcüklerini daha fazla işitseydik.

AK Parti’yi 18. kuruluş yıldönümünde ben de kutluyorum.

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Dikkat edilirse Türkiye’de siyasetteki sorunların ana kaynağı dinciler (Erdoğan ve tarikatlar) ile ırkçılar (MHP ve HDP). Bunlar saf dışı bırakılabilirse siyasi sorunlarımızın %50’si ortadan kalkacak ve bir rahatlama olacak. Bu rahatlama sağlanabilirse gerçek sorunlarımıza yoğunlaşıp çözümler üretebiliriz. Muhalefet hedefini bunun üzerine kurmalı.
    -CHP, HDP’nin desteğini beklemeden siyaset yapmalı. Altı okun hakkını vermeye bakmalı.
    -Yeni kurulacak parti (A.Babacan), muhafazakar seçmeni ikna etmeli.
    -IYI Parti ve SP bu iki partiye katılmalı.

    Seçmen karşısında güçlü ve kararlı yeni bir oluşum bekliyor. Herkesi memnun ederek siyaset yapılamaz. HDP seçmeninin en az yarısı da böyle bir oluşumda yerini alacaktır zira HDP=PKK değildir.

    M.K. Atatürk’ün ömrü yetmediği için yarım kalan atılımlar tamamlanarak Türkiye muasır medeniyetler yoluna girmeye başlamalıdır. Sabah akşam dincilik veya ırkçılık ile bunun çeşitli tezahürlerini tartışmaktan bıkmadık mı ? PKK’ya gelince silahlarını bırakıncaya kadar amansız mücadele devam etmelidir.

    • Niye ömrü yetmedi? Aynı yıllarda doğan Stalin’in 74 yaşına, Churchill’in 91 yaşına, ve hatta yerlilerden İnönü’nün ömrü 89 yaşına kadar yetti.

      CHP’nin “Muasır medeniyet” stratejisinin ürettiği sorunlarla şu ana kadar uğraşmaktan bıkmadık mı? Oh ne ala memleket! belli başlı bütün partileri saf dışı et, meydan CHP’ye kalsın! Sonra onun da ömrü vefa etmesin topyekün elimine/saf dışı olunsun… Daha iyi strateji üretecek akıl mı kalmadı? mesela, “Akıl*İman Sentezi”?

      • Hz. Muhammed’in ömrü de 63 yaşına kadar yetmişti. Onun vefatından sonra İslam dünyası birbirine girdi. Sizin Akıl*İman Sentezi bu hususta ne diyor ?

        • 1- “20. yüzyıl liderleri karşılaştırılıyor” deniyor. “The Sentez” icadım olan bir araç değil, Kuran’dan iki bileşenin sinerjisiyle ortaya çıkan) bir “keşif” denebilir.

          2- Hz. Peygamberin ölümünden sonraki tatsız olaylar, “Kuran” varken bizi bağlamaz. Ona topluca aidiyet hissi geliştirmek için tarih yeterse, ancak ibret alabiliriz. Değişik yönleriyle eleştirebiliriz de.

          3-Farklı bir açıdan, madalyonun bir diğer yüzünde görülen bu tatsız olaylar “iblis”in insanlar üzerinde, özellikle “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden mustarip müslümanlar üzerinde ne denli etkili olabileceğinin de bir göstergesidir. İblis her telden çalar; aktivite alanları arasında din/dindarlık alanı olabildiği gibi, bilim-sanat insanlarının tabiatı/evreni/bilimi/insana hitab eden herşeyi yorumlamak adına ahkam kesenlerin alanı da olabilir. Her alanın merkezinde insan; nihai analizde nefsiyle aynı insan! İşin şakası yok dadanabilir şeytan. Fazla kafaya takmamak lazım amma, etkisini minimumda tutabilmenin en etkili yoludur “the Sentez”!.

          Umarım bir parça da olsa konu anlaşılmıştır (dayatmama tonu!)

          • Sn mim; Adı üstünde olmasına rağmen zaman zaman ilave şeyler bilgiler vermedim değil. Bir seferinde “bu ne demek” dediğimde kimselerden ses çıkmadı. Okuyan yok eden yok! Bir tek, bir bayan yorumcu, kulakları çınlasın “okuduğunu anlamaktır” dedi. Bu doğruydu, ancak “The Sentez”in kendisi değil onun tabii bir sonucuydu. İlginiz için teşekkürler ancak sizin ilginizin kaynağı çokçası “ya bu adam ne diyor? habire TC CHP TC AKP eleştirisi yapıyor. Bunlarla alıp veremediği ne” türü bir meraktan kaynaklanıyor, yani siyasi.

            Bir başka seferinde, karşı cenahtan başka bir yorumcu; beyefendinin kulakları çınlasın, buna “ideali aramak, mükemmeliyetçilik” türü bir şeyler demişti (başka da ilgilenen pek olmadı). Aslında, o da doğruydu ama, yine “The Sentez” yalnız başına o değil de onun bir sonucuydu. Pratik açıdan şöyle de denebilir (daha önce bir seferinde dedimdi zaten). The Sentez “Kalp” ile “Beyin”in can-ciğer arkadaşlığıdır. Kalp beyne değil, beyin kalbe müteşekkirdir. İkisini ayırmak mümkün değildir. İkisi de hayati derecede önemlidir. Hayata bu gözlükle bakabilirsen bir çok şeyi daha net görürsün. Yanlışlıkları, çarpıklıkları gördüğünde de söylemeden edemezsin….

            Şimdilik bu kadar. Nasıl, nasiplenecek birşeyler bulabildiniz mi?

  2. Madalyonun farklı bir yüzüne Leonard Cohen’vari devam…

    *******
    Everybody knows it ai’t like in the movies
    Such a terror consists merely of stingy bees

    It takes human lives with no discrimination
    Thousands of children were lost of this nation

    Everybody knows it must stop with all derivations
    And this includes all of its political associations

    Everybody knows terör does matter a lot
    It is the fear of influence that is politically hot

    Everybody knows it is a dead cause of etnicity
    It is to a bloody nature, it lost its authenticity

    Everybody knows my terrorist can be your friend
    Yes everybody knows, tell me who cares at the end

    Everybody knows sincerity has died long ago
    What has survived as a killer, selfishness and ego

    Terror must be stopped by all means, please!..
    Everybody knows, life should be lived in peace
    *******
    _____________
    Herkes bilir bu iş korku filmelerindeki gibi değil
    Bir eşek arısından oluşan bir terör tipi değil…

    Bu gerçekten terör, katleder ayırdetmeksizin
    Binlercesi kaybedildi; çocuklarınız bunlar sizin

    Terör durdurulmalı bütün türevleriyle
    Herkes biliyor, o birçok siyasi ilişkileriyle

    …..
    …..
    ……
    ……
    Terör durdurulmalı, lütfen ve behemahal
    Herkes bilir, hayat huzurla yaşanası bir hal
    ______________

  3. Biz türkler ne zaman düşünürüz? Daha doğrusu sorum kendimizi dındar olarak kabul edenlerımıze, Namazda düşünürüz…..

    Coca cola fabrıkası açllış töreni.
    “ey benım vatandaşlarım ve dın kardeşlerım bizim-“MİLLİ” içeceğimiz “AYRANDIR….”😴
    eti samanı, yumurtayı, patatesi, soğanı, mercümeği ve dığer tahıl ürünlerını dişardan alıp…. “COCA COLA” fabrikasının açılışını yaptığtı törende “FİLİSTİNLİ” kardeşlerımıze zülm edeıyor dıyde israile meydan okuyarak. bismılahırahmanırrahım hayırlı uğurlu olsun. KATI, KATIR KORDELE KES.

    Havuzun kanalında dünya, kupasında erken gol atma rekoru kıran dünyaca ünlü milli futbolcunun ismini sansürlettıren, sıkıştığı zaman, kendı menfaatı için kendıne tapmayanları terörıst ve vatan haını ilan ederek zaten her zaman elinin altında hazır nezır şehıt canezelerının artması ile kanlarını yerde birakmayacağlz naraları atarak koltuğunu japon yapıştırıcısı ile yapıştırıp sağlama aliyor…

    Biatçıları bi zahmet namazlarındaki düşüncelerıne bunlaride eklesınler…

    Garıp bır durumd torpilli ve siysetçi olmayanların çocukları için askerıye peygaber ocağı oluyorda…..Erdoğanın ve dığerlerının çocukları için şeytan ocağımı oluyorda hıç bırısı çocuklarını askerlik yaptırmamış vede yaptırmıyor?

    Hasılı Vesselam. TÜRKIYEDE iş yapan politıkacıların sıyasi ömrü kısa olurken, ÇENESİ ÇALIŞAN (ERDOĞAN, DEMIREL) gibi politıkacıları sıası ömürlerı uzun oluyor?
    Demırelın Emeklılık yaşını 36 ya kadar düşürdüğünü hatırlamakda fayda var.

    Şımdı YERLERINE KAYYIM ATANAN, 3 ŞEHRIN B, BAŞKANLARI, GÜL, BABACAN, DAVUTOĞLU, ŞENER reıs ve raıscıler göre vatan haını ve terörıst olıyorsa…..
    Demekkı namazlarında hep bunu düşünüyorlar. Zaten demekki demeye gerek yok burdakı yorumlarındanda belli değılmi?

    • Nurdan Hanım merhaba:
      Mesajlarınızı Gönderirken bir iki soluklanıp Tekrar kontrol edin. Bazı kelimelerde harf hataları Kelimeyi bozuyor yinede
      söylenmek isteneni anlasakda bu üç, dört kelimede olunca cümle havaya gidiyor.

      • Merhaba, Yusuf bey! İkazınız için Teşekür ederım.

        Ben normal kompütürde Türkçe harflerı yükleyınce İngilizce yazamiyorum, onun için telefonda yazıyorum ve yazdıklarımı kopılıyorum, daha sonra gönderdığımle karşılaştırıyorum, yalnışlar gönder tuşuna tıkladıktan sonra oluşuyor. Hatayı telefon şirketi tamır ettı fakat düzelmedi, ve halen daha devam ediyor.
        Telefonu değiştirmeyi dğşünüyorum fakat bunun pili ve diğer yönlerı iyi olduğu için, biraz daha kullanmak istıyorum.
        Küçük oğlumun telefonu, benimkinin son modeli onunkındede aynı sorunlar var.
        Kısmet olursa yaz sonu değiştirmeyi düşünüyorum.
        Geçen gün önemli bir tanıdığıma message yazacaktım, Amerkalı arkadaşa yazdırttım, değiştiğini görünce nerde ise telefonu kıracaktı, çok kızdı.
        Sağlıcakla kalın.

    • Öncekı yorumumda düşüceden bahs etmiştım.bu yorumdada, anlayıştan bahs etmek istiyorum. Kaynağım birkaç gün önce Ocak yazarlarından, Veysı Dündarın kayyumla ilgli eleştırısine, Mıroğlunun cevabı yazısının bir kısmını okumaya başiadığımdakı (namazda deği) muhattabi karşımda imiş gıbı düşüncemı, yazmak istıyorum.

      Mıroğlu cevabı yazısına “ŞEHİT” cenazesi ile başlamlş…..yanı akp nın icraatı ve oy makinesi “Duygu sömürücülğü ile…..
      Valı çok iyı insanmiş bilmem kaç yıldır orda valilik yapıyormuş vb, vb.
      İyide gaspcılar tarafandan vazıfesı devletın memuru olan bır kişiyi mılletın seçtığı yere gaspçı sıfatı ile atanmasını tebrık etmek ne demek oluyor?

      Demekki, Miroğlu! Şımdi, mecliste Mardın mıllet vekıli olarak çoğunluğu değıl gaspçılığı temsıl edıyor?

      Dedım ya BIR ÜLKEDE DÜŞÜNCE ÖZÜRÖÜLERIN SAYILARI AZDA OİSA O ÜİKENIN SEÇILMİŞLERI MILLETI KOYUN YERINE KOYARLAR. ÖNCE SAĞARLAR SONRADA DERISINİ YÜZERLER.
      KUZULARINA NE YAPTIKLARINI BİLMEK İSTEYENLER AL BAYRAĞA SARILI OLARAK GELEN ŞEHITLERE BAKSINLAR.
      Bunların gayelerı çalıçıp İcraat yapmak değıl ÇENELERİ ile laf yapmak ve milleti uyutmak..

      Şimdi Miroğlunun bahanelerıne Veysi Dündar, cevap verecekmi onu merak edıyorum.
      Veysi bey yün çobuğu gibi dümdüz ve asla eğilmiyeceğınıde yazdığı yazılardan anliyorum.

  4. Aslında AKP veya AK parti lafları yanlış.Çünkü AKP bir lider partisidir ve adı da RTEP olmalıdır.
    AKP lider varsa vardır, yoksa yoktur. Çünkü AKP de kurumsal kimlik yoktur.
    Ömrümüz olursa hep birlikte nasıl dağıldıklarını göreceğiz.
    ANAP gibi DYP gibi DSP gibi ortak menfaatlerin bir araya getirdiği toplulukları bir arada tutan şey yok olursa kendileri de yok olur.
    Milli Görüş gibi Ülkücülük gibi ideolojiler bir şekilde kendilerini devam ettirebilirler ama AKP bir ideolojisi olmadığından dolayı dağılır.
    Türkiye nin en kurumsal kimliğe sahip Partisi CHP dir.

  5. Akp nin kurucusu cumhurbaşkanı başbakanı olmuş kişiler partinin özgeçmişinden silinmiş sanki hiç yokmuşlar gibi.
    Hani bilim kurgu filmlerinde geçmişe gidilip insanın dedesi yok edildiğinde o da hiç doğmaz ya onun gibi.
    Sanki alacakaranlık kuşağı dizi filmi izliyoruz gibi.
    Bu ülkenin toplumsal hafızasi bu kadarmı zayıf.
    Bunu yapanlarda türkiyenin yakın tarihinin yanlış yazıldığını cücelerin dev devletin cüce olduğunu iddia edenlerdi.
    Yalan söyleyen tarih utansın nesliyiz biz.
    Bu dönemin tarihi için ne yazılacak acaba.
    Hani beraber yürünmüstü yollarda.
    Yol düzken problem yoktu.virajlar yokuşlar başlayınca her virajda her yokuşta birileri ya aşağı uçtu ya nefesimi kesildi yoksa bizzat uçurulup nefeslerimi kesildi.
    Şimdi işi kurtarmak için ömerler aranıyor.ömer olunmaz ömer doğulur.
    Akp içinden ömer çıkmaz.boşuna çaba.

  6. İtham
    Bir kimseye “Sen ne iyi bir devlet başkanısın” derseniz, herkes ittifak etse de eğer iyi başkan değilse olmaz. “Hain” deseniz de değilse hain olmaz.
    Yeni partiye ihtiyaç vardır. Ancak bu düzende yeni iktidar için yeni partiye ihtiyaç yoktur. Bu düzende AK Parti kadar iktidarı götürecek başka bir parti yoktur. Tek başına iktidar olmamakla beraber ikinci partinin iki misli oy almaktadır. AK Parti’de Erdoğan seviyesinde hatta yarısı seviyesinde cumhurbaşkanı olacak bir sivil yoktur. Bu düzende yoktur.
    O halde yeni partiye yeni iktidar için değil, yeni düzen için ihtiyaç vardır. Ali Babacan’ın yeni düzeni kavraması, benimsemesi mümkün görülmüyor. Davutoğlu yeni düzeni kavrayabilir, benimseyebilir de, şartlar müsait ama onda da böyle bir gaye mevcut değil. Bu düzende iktidar peşinde.
    Akevler’de bir grup, Adil Düzen partisini kurmayı nezr etmiştir. Bu parti;
    1- İktidara talip olmayacak, yeni düzeni ortaya koyacak.
    2- Ekseriyet yoluyla düzeni değiştirmeyi kabullenemiyor. Parti, partiler arası uzlaşmayı sağlamaya çalışacaktır. Akevler ile partiyi kurmadan ittifakların ittifakı tezini ortaya koymuştur.
    3- Parti uzlaşmaya Erdoğan’dan başlayacaktır. Adil Düzen’i önce ona kabul ettirecektir.
    4- Yeni düzeni, iktidar getirmeyecek, kurulacak semt kooperatifleri semtlerinde Adil Düzen’i yaşamaya başlayacaktır.
    5- Sermaye ve iktidar değişmeyecek. Semt kooperatiflerinde gelişen laik demokrasiyi benimsemek zorunda kalacaktır.

  7. Fvet, Ak Parti, doğduğu ve iktidara taşındığı ilk yılların Partisi değil. Onun Özelliklerini taşımıyor.
    O günlerin kişilerini de İÇİNDE barındırmıyor, şimdi. Tayyip Erdoğan da o günlerin ezilmiş, mazlum, HAKKI yenmiş, hakkı arıyan kişisi, Müslümanı, YAHŞİSİ değil.
    Düzen kendini de, Partisini de basa basa, eze eze, törpülüye törpülüye, nihayette kendine benzetti. Sınıfın yaramaz çocuğunu boşuna sısnf çavuşu yapmazlar. AK Parti için kolaycı, fırsatçı hiç te emek mahsulü olmıyan yeni kadroları ile şİmdiye kadar gördüğümüz DP, AP, DYP, ANAP gibi Partilerde gördüğümüz gibi, Son dönemlerinde partiyı beden olarak kuranlar yok olduğu gibi, ruh olarak, fikir olarak da ESER KALMADIĞI görülüyor.
    Oys, bir ÇEÇENLERE bakın, Lderin kişiliği, IHLASI, bir D. Türkistanlılar bakın, DAVAnın Büyüklüğü, bir Filistinlilere bakın İNANCIN KUTSALLIĞI ne manalar ifade ediyor, ne fedakarlıklara katlandırıyor, insanları. Şiir söylemek, laf üretmek kolay ; ” bu Dava büyük, bu Dava ….. VATAN uğrunda len varsa Vatan olduğu gibi, uğrunda ÖLÜNECEK bir İDEALİ (İNANCI) BARINDIRIYORSA Vatandır.
    Maddi ilerlemeleri bırakalım ; ULke, ruh olarak nareden nereye geldi. Duyduğum kadarısıyla, dürüst feylesof Ali Akan’ın dillendirdiği istatistakler meydanda.
    Diğer taraftan, istismar ve algı operasyonu yapılmıya çalışılan kadı ölümleri ve istismarı konusunda, EMİNE E. ve AK Parti söz sahibi (İKTİDAR) olduğu tarihte istatistikler neyi gösteriyordu, BUGÜNLERDE neyi GÖSTERİYOR ? Keza, Hastahaneler ve Hapishaneler lüx OTELE DÖNÜYOR. TIP gelişiyor,
    sözüm ona Medeniyet artıyor, SİYASİ İslam ilerleme kaydediyor. HASTA ve Hastalıklarda, ilaç sarfiyatında, SUÇ ve suçlularda, NE Oranda AZALMA ! (yahut artma), Din ve AHLAKTA, doğrulukta ne derece ilerleme
    sağlanıyor. İNgilizler gelmese, CHP iktidara gelse, bu istatistiklerde nasıl bir dönüşüm olur ? LUT KAVMİNİ
    0 zaman daha da GEÇERMİYİZ acaba ? Muhafazakar AK Parti, iktidara geldiğinden beri, Eğitim öyle güzelleştiki, her yurttaş, yahut ” Müslüman, kendisine İMRENİLEN, gıbta edilen ” KİŞİLİĞİ mi kazandı ?
    Yoksa…. Ak Parti seçmeni, çoğunluğu itibariyle – en sosyetikleri dahil – bu soruların cevabının müsbet
    olacağını bekliyor(du).

    AK Parti yetiştirdiği KOF neslin semeresini alacak gibi görünüyor ” Vatanım ruy-u zemin (yeryüzünün her yeri), Milletim nev-i beşer (her türlü mahluk).

    BİLGE KRAL Ali İzzet BEGOVİÇ’in üzerinde ISRARLA DURDUĞU Muhalifine BENZEYİP, benzer düşünce ve YAŞAYIŞ içine girdikten sonra MÜCADELENİN, VARLIĞININ Anlamı KALMIYOR. Sana, “KIZIL ELMA” deyip deyip de acı elma yedirenlere teşekkür borcun mu kalır ? Partiden ayrılanların hepsi suçlu da
    Partiyi yönetenleri sapıtmaları Masum mu ? Hoca Nasrettinin dediği gibi, HIRSIZIN, GASPÇININ hiç mi SUÇU yok. ” KIZIL ELMA ” nerede kaldı ?
    Hasbi seçmenler, bir idealızm, dürüstlük, adalet, ilahi vicdan bekliyenler BU NOKTADA sona gelindiğini, HAKiKİ Filmin bittiğini gördü. Fakat, Reis ve içerideki bir takım yalakalar, el emeği, göz nuru
    ile o mevkilere gelmemiş olanlar ile HER DEVRİN ADAMI MENFAATPERESTLER ve fırsatçılar bu durumu görmezden geliyor. bir mefkure, idol kalmadı ONLAR için “öldü kral, yaşasın kral” kaıdesi asıldır.
    Bu RİYAya inanmak istemiyenler ile F.Koru, Müfit Gürtuna’nın İstanbul Belediye Başkanlığını kaybedeceği günlerin son anında bile, çıkmadık candan ümit kesilmez – ne olur, ne olmaz diye – BİRLİKTE POZ VERENLER ve Tayyip Erdoğan Başkan olduğu gün (lerde) de, onunla birlikte poz veren kişilerin aynı adamlar olduğuna dönüp bir baksınlar. Keza, Birlik Vakfı kurulurken, kurucularla bir arada olmaktan SIKILANLAR ve diğer tarfta, RTE’nın Vakfa üyeliğini reddedenler ile Belediye Başkanlığını kotardıkta , onu VAKIF üyeliğine davet eden kişilerin aynı kişiler ve aileler olduğuna baksınlar. Yahut, Merhum Erbakan
    İĞNE ile kuyu kazarken, onun adının anılması ile kırmızı gören BOĞAya dönenler ile onun Müsteşarlık Makamına – o biçim şahsiyetleriyle – HİCABI SUKUT ettirerek, kurulanların dahi aynı kişiler olduğunu bilmekte RTE yönünden de büyük YARAR olduğu kanısındayım.
    Vatandaş elbetteki, ” İLKELERE ” SADAKATİ bekliyor. DEmokrasi REJİMİ çok Pati bulunmasını,
    çok fikrin temsil edilmesini gerektiriyor ki, yurttaş, beğendiği, arzuladığı YAŞAYIŞINA uygun Partiyi seçsin diye. Bu yönden nasıl Belediyeler arası rekabet (yarış) oluyorsa, belki EYALET SİSTEMİ de aynı fonksiyonu görür. Batıda bu uygulama da çok. Disipline ediver.
    Allah da “MÜLK” SURESİ’Nde. “hanginiz daha güzel iş (amel-eylem) yapacaksınız. (onu göreyim)
    diye (sizi), Ölümü ve Hayatı YARATTIM” buyuruyor.
    ÜLKE çapındaki meselelerde Referandum (HALKIN TERCİHİ)’ne de sek sık başvurulmalıdır.
    Bizim demokrasimiz o biçim ! demokrasidir ki, CHP’li BAKAN, vaktiyle, ” size ne oluyor ki,
    memlekete komünizm (veya İslam) gelecekse onu da biz getiririz” diyebilmiştir. Yani, kurma bir demokrasi,
    oyun…..laf…
    Ak Parti ve yeni Parti kurucuları bu gerçekleri ve Halkın niçin arayış içinde olduğunu ve F. Koru
    nın son Paragrafındaki zaruretleri çok çok dikkate almak ZORUNDADIR, Sürekli CHP’ye sığınarak iktidar olmak, yiğitliğe sığmaz.

  8. 2011’den itibaren AKP tek başına iktidar olmayı hak etmiyordu. Buna rağmen iktidarının devam etmesinin başlıca nedeni muhafazakar seçmenin “aman CHP başa gelmesin” refleksinden başka bir şey değildir.

    2002-2011 arasında oy verdiğim AKP’nin kuruluş yıldönümünü kutluyorum. Fakat AKP=Erdoğan partisinin kuruluş yıldönümü bu değildir, 17-25 yolsuzluk operasyonlarından sonra köşeye sıkışıp “Cemaat Ordu’ya kumpas kurmuş” deyip vesayet rejimi ile nişan yaptıkları gündür. Bunların nikahları da 15 Temmuz günü kıyılmıştır.

    Gülen Cemaati’nin paralel devlet yapılanması (PDY) kurup, muhaliflerini hukuku zorlayarak yargılamaya kalkışması son derece yanlıştı. Özellikle Paşalara yapılan ‘terör örgütü kurmak’ suçlamaları kabul edilemez nitelikteydi. Sonra devran değişti şimdi kendileri aynı ithamla suçlanıyorlar. Erdoğan ise geçmişte Gülen Cemaati’nin şimdi ise Vesayet Rejimi’nin ortağı durumundaydı. Yani Erdoğan her devirde ayakta kalmayı başardı ve seçmenin çoğu da bunu gerçek bir başarı gibi algıladı. Oysa geçmişte ağırlıklı olarak Gülen Cemaati’nin dediği oluyordu, bugün de Vesayet Rejimi’nin dediği oluyor. Erdoğan’ın kendi başına yapabildikleri borçlanma, betonlaşma, dincileşme ve ötekileştirme olmuştur.

    Erdoğan bütün bunlara rağmen nasıl oluyor da partisinin tartışılmaz lideri oluyor ve zorlanarak da olsa seçimleri kazanabiliyor? Bence cevabın sosyolojik kısmı şurada : Millet mırın-kırın tarzında konuşan liderler istemiyor. Millet önemli sorunları doğal olarak pek anlamıyor fakat seçtiği liderin net bir tavır koymasını, onun bu konulardan anladığı şeklinde algılıyor. Erdoğan ya sosyoloji konusunda gizli bir yetenek ya da onun başta kalmasını planlarına uygun gören gerçek yetenekler ona yol gösteriyor, gizlice yardımcı oluyor.

    Erdoğan’ın bazı konularda kısa sayılacak zaman aralıklarında 180 derece politika değiştirmesi ise seçmeninde olumsuz bir tepkiye neden olmuyor. Zira muhafazakar seçmen “şeyhin bir bildiği vardır” kültürüyle yetişmiştir.

    Buna göre Abdullah Gül, Ali Babacan, Kemal Kılıçdaroğlu v.b. siyasetçilerin daha başarılı olabilmeleri için önemli konularda mırın-kırın etmeden net bir tavır koymaları gerekmektedir. Erdoğan’dan farklı olarak kendilerinden beklediğimiz olabildiğince tutarlı politikalar izlemeleridir. Zaten onların hitap edeceği seçmen kitlesi “şeyhin bir bildiği vardır” demeyecektir yada dese bile bu konuda açık çek vermeyecektir.

    Ben 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamaya hazırlanıyorum. O zafer olmasa Cumhurbaşkanı makamı olmayacak onun yerine İngiliz Genel Valisi olacaktı.

    • “mırın kırın” değil. millet baba arıyor, efendi arıyor. çünkü yetişmemiş toplum.
      sokağa çıkın. “türkiye evimiz, erdoğan babamız” sloganlarının yazılı olduğunu görürsünüz.

      • Sanırım benim ‘mırın-kırın konuşmasınlar’ dememle sizin ‘millet baba arıyor’ demeniz aynı kapıya çıkar. Diğer yandan siyasette görüşlerini net olarak ifade etmekte güçlük çekenler, büyük ihtimal ile o konularda henüz görüşlerini netleştirememiş demektir.

    • Bir tartışma başlatma amacında değilim lütfen vesayet savunucuları müdahale etmesin.
      “Gülen Cemaati’nin paralel devlet yapılanması (PDY) kurup, muhaliflerini hukuku zorlayarak yargılamaya kalkışması son derece yanlıştı. Özellikle Paşalara yapılan ‘terör örgütü kurmak’ suçlamaları kabul edilemez nitelikteydi. Sonra devran değişti şimdi kendileri aynı ithamla suçlanıyorlar. Erdoğan ise geçmişte Gülen Cemaati’nin şimdi ise Vesayet Rejimi’nin ortağı durumundaydı. Yani Erdoğan her devirde ayakta kalmayı başardı ve seçmenin çoğu da bunu gerçek bir başarı gibi algıladı. Oysa geçmişte ağırlıklı olarak Gülen Cemaati’nin dediği oluyordu, bugün de Vesayet Rejimi’nin dediği oluyor.”

      Saygı değer hocam bu cümlelerinize katılmak mümkün değil.

      40 senedir insan yetiştirme ülküsüyle eğitim faliyeti yürütmüş, el konulan eğitim kurumlarının sayısı 1400 civarında olarak hatırlıyorum, bu kurumlarda yetişen insanlarin bir kısmının devlette çalışıyor olması paralel devlet yapilanmasi suçlamasına delil olamaz.
      Gülen ve cemaati vesayetin her türlüsüne karşı olduğuna dair her fırsatta beyan ettikleri görüşler var. Erdoğan’ın da otoriter kişilik yapısı gereği vesayet kabul edebileceği akla yatkın değil, dolayısıyla muhaliflerine dava açması olarak nitelendirdiğiniz Ergenekon davası da Gülen cemaatinin açtığı bir dava demek mantığa pek uymuyor. Savcısı bizzat Başbakan olan davanın Paşaları terör örgütü kurmak suçlamasıyla yargılaması yasalarla ve o yasaların uygulanişiyla ilgili bir husus.
      ‘Geçmişte ağırlıklı olarak Gülen cemaatinin dediği’ olmuyor du. Aksine Gülen’in fikirleri Erdoğan tarafından kabul görmedi. Erdoğan’ın fikirleriyle Güle’in fikirleri taban tabana zıttı, hedef birliği vardı ama hedefe varacak olan yollar birbirine zıttı. Örneğin Suriye konusunda yaşananları öngörerek demokratik reformlar konusunda bir şekilde Esat’la anlaşılmalı. Esat sonrası için barışçıl bir formül bulunup kabul ettirilmeye çalışılmalı. Esat’la zıtlaşmak milyonlarca insanın hayatını tehlikeye atar. Görüşündeyken Erdoğan hepimizin şahit olduğu politikaları uygulama fikrindeydi.
      Zaten Erdoğan’ın Gülen Cemaatiyle arasını açması bu türden temel politikalara dair görüş ayrılıklarıydı.
      Gördüğünüz gibi Erdoğan’ın Gülen düşmanlığı tamamen siyasi mulahazalarladır.
      Ben böyle kanaat getirdim. Başka kim söylüyor bunu? Star gazetesi yazarı Ahmet Keleş de böyle söylüyor. Lütfen buyrun:

      “Fetullah Gülen meselesi, “hukuki bir mesele” değildir çünkü.

      Gerçi ABD’li yetkililer, “Gülen’in darbe örgütlediğine ilişkin delilinizi getirin, bağımsız yargımız karar versin” diye üç yıldır ortada top çeviriyor ama bunun hukuki bir mesele olmadığını herkes biliyor.

      Fetullah Gülen meselesi, “siyasi” bir meseledir.”

      Okuduğunuz gibi Ahmet Keleş de dünkü yazısında herkes biliyor diyor.

      • sayın baran bey! doğrusu gülen cematini, herhangi bir kişinin, bu kadar olanbitenden sonra, masum görebileceğine, rüyamda görsem inanmazdım. anladığım kadarıyla, gülen cemaatinin ciddi şekilde tartışılmaya ihtiyaç var.
        – ben, giülen cemaatinin türkiyenin en karanlık örgütlenmelerinden birisidir diye düşünüyordum ve hala da bu şekilde düşünüyorum.
        – bu düşüncelerimin de, fetönün “hocaefendi” olduğu dönemde oluştuğunu ve 15 temmuz olaylarından bağımsız olarak, hala da geçerliliğini koruduğunu söylemem lazım.
        – fetönün 15 temmuzdan bağımsız olarak, hamasetten uzak şekilde, ciddi bir şekilde tartışılması gerekiyor anlaşılan.
        – cübbeli bile daha masumdur

      • İsmine dilimin alışamadığı isimlerden biri de Ahmet Kekeç. Yazısından alıntı yaptığım Star gazetesi yazarı Ahmet Kekeç’in ismini sehven Ahmet Keleş olarak yazmışım. Özür dilerim.

      • Gülen Cemaati hakkında sadece olumsuz görüşlere sahip değilim. Olumlu ve takdir edilecek işler yaptıklarını da düşünüyorum, (özellikle dünyadaki Türk okulları). Fakat bu konuyu her yönüyle değerlendirmek yorum yazılarına sığmaz sanırım.

  9. Mustafa Kemal iktidara gelene kadar en yakınındaki silah arkadaşları olan rauf Orbay,kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve diğerleri iktidar olduktan sonra tasfiye edilmişti. Kimi ev hapsine , kimi yurtdışına zorlanmış ve hepsi ihanetle suçlanmıştı. Sanırım tek adam olmak için, iktidar olmak için bunlar gerekiyor.?

    • Mustafa kemal dönemi ile bugünkü durumun benzerliği sadeci şekilseldir. içerik itibariyle benzerlik yoktur.
      şimdiki çatışmayı iktidar hırsı olarak açıklarsınız ancak cumhuriyetin kuruluş döneminin çekişmesinin içeriği böylesine yüzeysel, çıkarcı olarak nitelerseniz, o günün insanlarına hakaret etmiş olursunuz. Bunu herkes için söylüyorum. yani kazım karabekir için de atatürk için de, cebesoy içinde. Orda, türkiyenin yönelimi ile ilgili düşünsel ve duygusal farklılıklar var. iktidar hırsı, belki derinlerde arzu noktasında vardır ancak o dönem iktidar hırsı ile açıklanamaz.
      – ne atatürkü, ne de diğer insanları, bugünün çıkarcıları ile bir tutmayın. yazıktır. o kadro bu ülkenin kurtuluş mücadelesini verdi.

    • Haklısınız. Stalin de gücü tek başına elinde tutabilmek için en yakınındakileri tasfiye etmiştir.
      Milyonlarca insanı Sibirya ya sürmüş, soğuktan ve hastalıktan ölmelerine sebep olmuştur.

      • stalinin durumu daha farklı. Stalin ile atatürkü ve kazım karabekiri vs bir tutmak yine hatalı biçimci bir yaklaşım.
        olayları şekilsel benzerlikleri üzerinden değerlendirirseniz yanılırsınız. Atatürk, “cumhuriyet, ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür bireyler ister” derken, demokrasinin nasıl olabileceği üzerine düşüncesini açıklamış. Yani, demokrasi üzerine kafa yormuş bir kişidir. Stalin ise bir diktatördür. Evet atatürk de baskıcı yöntemler uygulamıştır. Ancak olayları, olguları değerlendirirken tekbir pencereden bakarsanız aldanırsınız. Atatürk, aynı zamanda, çok partili yaşam denemeleri de yapmıştır. Fakat atatürk, pratik ile teorinin farkını iyi bildiği için, günün şartlarına uygun olan tavrı seçmiştir. kendince…
        Atatürk ile stalin arasında benzerlik kurmak birtek bernar beyin ayrıcalığı diye düşünüyordum.

        • ilave olarak! belki kazım karabekir daha güçlü olsaydı, o, diğer tarafı tasvfiye edecekti. kazım karabekirin tasfiye olan tarafta olması onu haklı yapmaz.
          – Gerçi, bugün, haklı-haksız ayrımına gitmek de abesle iştigal. fakat olaya farklı bir açıdan da bakabilmeniz için bunu yazdım.

        • Evet Atatürk, Stalin kadar zalim ve bağnaz değildi. Ancak, o’nun da yanılgıları ve saplantıları vardı. Dönemine göre potasiyeli olan biriydi. Aynı, Erdoğan gibi şanslı biriydi. Elinde tapılacak kadar muazzam fırsatllar verilmişti. Şansını iyi kullanamadığı için bu günkü sorunları miras edindik… Erdoğan dönemi bu sorunların doğurduğu bir başka sorun olarak ortaya çıktı.
          Ülke çok zaman kaybetti; pekala bir Güney Kore kadar olabilirdik…

        • Hamza Bey ,Ben de Stalin ile Atatürk ün birebir benzediğini düşünmüyorum. Ancak gücü tek elde toplama saplantısını benzer buluyorum.Bu saplantı bütün insanlarda var belkide…

  10. Adalet ve Kalkınma Partisi (Kısa adıyla) denirken kısaltma kurallarına aykırı bir tabir kullanılıyor.Türkçe’de şu tür kısaltmalar yapılabilmektedir. 1)Kelimelerin sadece baş harfle ile:TBMM,TDDY, GİBİ.2)Kelimelerin birkaç harfleriyle :BOTAŞ,BURULAŞ,TEDAŞ GİBİ 3)Bazı unvanların ilk iki,üç veya dördüncü harfleriyle :Bnb.,Prof.Dr. gibi.Bir de bu kısaltmalara getirilen eklerle ilgili kurallar vardır. Şayet kısaltma sadece kelimelerin baş haş harflerinden oluşuyorsa bu kısaltmalara getirilen ek ayraçla ayrıiır ve son sese göre yapılır.Mesela AKP’yi,TBMM’yi .Şayet kısaltma sözcüklerin birkaç harflerinden meydana geliyorsa bir kelime olarak kabul edilirek ekle ayrılır.Mesela BOTAŞ’tan gibi.Eğer partinin adı Adalet ve Kalkınma Partisi ise kısaltmasının da AKP olması gerekir.AK Parti diye bir kısaltma olmaz ancak AK temiz ,pak anlamında kullanılıyorsa niye AK (bir sıfat ise)büyük harfle yazılıyor ? Şayet AK adalet ve kalkınmanın kısaltması ise Parti yerine partisi olmalı değil mi?Gerçekten bu partinin adının ne olduğunu merak etmekteyim.

    • kazım bey merhaba! kısaltmalarla ilgili verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.
      Ancak, bu konu daha önce de bir okur tarafından gündeme getirildi ve tüzel kişiliklerin kısaltmalarının tüzüklerinde belirtildiğini açıkladı. Gerçekten de öyle.
      Yani, tüzel kişiliklerin kısaltmaları, normal kısaltmalardaki kurallara uymayabiliyor. Tüzel kişiliklerin kısaltmalarının nasıl kullanılacağı da tüzüklerinde yazıyor.
      – Sonuç itibariyle, kısaltmanın nasıl olduğunundan daha önemlisi, ömrünün mümkün olduğu kadar kısa olması. Allah, ortağı ile birlikte, kısa ömür nasip eylesin ki, bu ülke kurtulabilir noktada kalsın.

  11. ‘iç ittifakları önemsemeyip MHP ile ittifak kurmak’ birileri için iyi gelmiştir belki fakat büyük ortağa yaramamış oluyor.
    Sadakat sözcüğü..
    ‘Farklı düşünenlerin ‘sadakat’ sözcüğü kullanılarak parti içerisinde kalmalarını sağlamaya çalışmak’ bu kadar basit mi? yada basite indirgemek! (karşındaki birisi genç dinamik (sportmen değil!), diğeri bu ülkedeki aslında en mükemmel insanlardan -hocalardan birisi! (biraz dar çaplı düşünüyor olabilir). (üçüncü bir kişi daha var demeyin ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca).
    ‘Yine aynı sebepten: Birileri de “Sadakat kişilere mi duyulmalı, yoksa ilkelere mi?” sorusunu gündeme taşıyıverir.’
    ‘Siyaset boşluk kaldırmaz; varlığı hissedilen boşluk bir gün bizde de mutlaka doldurulacaktır.’
    ‘Boşluğu AK Parti ile yollarını ayıranlar tek başlarına dolduramazlar; yanlış yönetildiğimizi düşünen, geriye itilmiş değerleri öne çıkarma çabasıyla birlikte henüz tartışma gündemine bile sokulmamış çağdaş bir takım değerleri paylaşmayı da önemseyen daha geniş bir ilgi o boşluğu doldurabilir.’
    ÖMER:ne güzel bir isimmiş. zihinleri açmaya, bulanıklığı dağıtmaya, yaralara merhem gibi birşey!
    Allah her müslümanı ömer adaleti, merhameti ile donatsın.
    herkese onun binde biri kadar olabilmeyi nasip etsin.

  12. Baran demiş ki “Başka kim biliyor? Leonard Cohen diyor ki; herkes biliyor = Everybody knows.” https://fehmikoru.com/dun-dundur-der-politikaci-ayni-sozu-kalemler-de-soylemeye-basladiysa-bu-bir-medya-elestirisidir/ Uruguay’dan Frente Amplio belki okur diye Leonard Cohen devam!….

    *******
    Everybody knows to an extent possible
    But nobody knows to an extent impossible

    Let everybody know there is an all-knowing One
    Bad deeds punishable when all said and done

    In one case what one knows ain’t matter much
    If it is the terror no one could dare to touch

    Everybody knows actions had to be taken
    For a survival spirit of the actor just awaken

    Everybody knows it used to be a lip service
    No governments took the offensive for justice

    Everybody knows the violence is so bad?
    Even after punishing used to say this, dad

    The father of all dads is nowadays the government
    Everybody knows it can induce an alignment

    Everybody knows terror is highly thickheaded
    As violence a popular tool for them indeed
    *******
    ______________
    Herkes biliyor bilinmesi mümkün olanı
    Hiçkimse bilmiyor ama, mümkün olmayanı

    Herkes bilmeli bütün herşeyin bir Bileni var
    Kötülüklerden insanların hesaba çekileni var

    Kimin ne bilmiş olduğu değil ki mesele olan
    Şu bir gerçek ki teröre yoktu pek dokunan

    Herkes biliyor zorunlu harekete geçme işi yeni
    Hayati mücadele ruhu sardı harekete geçeni

    Herkes bilir terörle mücadeleydi dillerde
    Devlet cidden mücadele etmezdi hiçbir yerde

    Herkes biliyor ki şiddet çok kötü bir şeydir
    Dayaktan sonra bunu diyen peder beydir

    Bütün babaların babası; laf yok devlet babaya!
    Herkes biliyor devlettir zira, çeker hizaya!…

    Herkes biliyor ki terör oldukça kalın kafalı
    Şiddettir çünkü yegane silahları, yöntem hatalı
    …….
    __________________

    • H.K.Hocam! maaşallah iyi tatil yaptınız. Sizin yaptığınız tatili 17 senelik başbakan cumhurbaşkanı yapmadı.
      Gene durduk yere 2016 senesinin 15 temmuzu geldi aklıma.
      Şimdi Bekir bey düşünsün dursun 15 temmuz’un tatille ne alakası var diye, belki iki gün sonra bu espriye de bir tevil getirir 😀
      H.K. hocam hoşgeldiniz!

      • Baran bey nasrettin hoca değilse hocayı boşverelim;

        Benimkisinin adı “tatil”di, kendi kendime biraz izin verdim, tatil benim neyime! farklı bir konuda daha çok çalıştım desm abartmış olmam.

        Durmadan meşgul eder kişileri eşleri;
        Yahu bitmiyor ki ıvır-zıvır dünya işleri!

        Bu arada, tatili en bol yapan ülkeyiz. Millete en önem veren hükümetlerden biri iş başında. Malum, “herşey millet için” sloganıyla iş başındalar. Çok geliştik ya, dokuz günlük birleşik tatiller bizim hakkımız! Varsın, 15 Temmuz da tatil oluversin; hiç değilse şehitlerin yüzüsuyu hürmetine o da uygundur..

        15 Temmuz ibret, o bize reva,
        Nasıl olsa tatiller de bedava!

  13. seçmenin keyfiyeti partiyi etkileyen unsur, seçmen keyfiyeti kaybedince parti de keyfiyeti kaybediyor. Kalitesi çok düşen seçmenin kaliteli olanları da çok parçalanmış durumda,bunların bir yerde toplanmaları bir umut olabilir olmazsa sözümüz İŞİMİZ KALMIŞ LEMYEZELE dir.

  14. Bir makama getirilen kişinin o makama layık olması başka,birileri onu o makama
    tayin etmese asla o makama gelemeyecek olması başka.Ne demek istediğimi örneklendireyim:Mesela Ömer Dinçer,Beşir Atalay ve Ahmet Davutoğlu belli bir birikime sahip olabilirler,kendilerini
    yetiştirmiş olabilirler.Ama seçmen Ak Parti’yi iktidara getirmese,lider de onları
    o makamlara tayin etmese asla o makamları göremezlerdi.Onların fazla bir tanınırlıkları yoktu,seçmen de Ak Parti’ye
    onlar var diye oy vermiş değildir.O makamları dolduracak başka insanlar da
    yok değildi.Mesela Başbakanlı’ğa Davutoğlu’ndan sonra Yıldırım atandı.
    Ülkeyi yönetme becerisi açısından Yıkdırım’ın Davutoğlu’ndan fazlası vardı
    eksiği yoktu.Hatta 15 Temmuz’da Yıldırımın Başbakan olması ülkemiz için
    şans olmuştur.Ben bunları söylemekle
    adını andığım sayın siyasetçilerin üzerini
    çizmiş,onların kadr ü kıymetini görmezden
    gelmiş olmuyorum,sadece bir durum tespitinde bulunuyorum.

    Gelelim ihanet meselesine.Ak Parti
    %10-%15 oy alan,muhalefetteki bir parti
    olsa,ileriye dönük bir umut da vermese,
    birileri bu partiyle olmuyor deyip,yeni bir hareket başlatsa,yerden göğe kadar
    haklı olurlar.Ama şu anda Ak Parti iktidarda.Ak Parti’den ayrılanlar bu hareketleriyle sadece Ak Parti’yi küçültmüş olacaklar.Dolayısı ile onların bu hareketi ileride kendilerini mahçup edecektir.Ayıp bir iş olarak hatırlanacaktır. Kaç dereden su getirirseniz getirin bu böyle olacaktır.Sayın Abdullah Gül,24 Haziran’da muhalefetin adayı olmayı içine sindirmekle kendini mahçup edecek bir
    tavrı daha partiyi kurdurmadan göstermiş oldu zaten.

    Diyelim ki Ali Babacan partisini kurdu ve
    ilk seçimde %5 oy aldı.Bu durumda Fehmi Bey’in şu yazısının bir anlamı kalacak mıdır?Niçin böyle söylüyorum?Çünkü
    yeni partinin daha geniş bir kesimin
    temsilcisi olarak,daha güçlü bir şekilde siyaset sahnesinde yer alacağı öngörülüyor.Sonucun böyle çıkmaması öngörülerin realiteye değil,
    hissi bir çıkışa tekabül etmiş olduğunu
    gösterecektir.

    Her partinin tabanında yeni bir partiye ihtiyaç duyan bir kesimin bulunduğunu da hiç zannetmiyorum.CHP tabanı mı ihtiyaç duyuyor?MHP ya da HDP tabanı mı ihtiyaç
    duyuyor?Saadet tabanı mı ihtiyaç duyuyor?Bence bunların hiç biri böyle bir ihtiyaç içinde değil.

    Tabii ki yeni partiye ihtiyaç duyanlar hiç yok da değil. Ak Part’nin eski makamlarını kaybeden küskünleri ihtiyaç duyuyor.Sayın
    yazarımız da ihtiyaç duyanlar arasında.
    Ayrıca yeni bir parti kurulsa da,Ak Part’i
    iktidardan bir düşse diye elini oğuşturan
    müzmin muhalif bir kesim de ihtiyaç duyuyor.Bence yeni bir
    parti beklentisi içinde olan bu son gruptakiler,Ak Part’yi iktidardan düşürecek yeni bir parti bekleme hususunda en haklı olan kesimdir..

    • Sayın Ali Babacanın kuracağı ve isminin YENİ PARTİ olmasını temenni ettiğim Parti’nin Akparti ile hiç bir alakası ve bağlantısı olmamalıdır. Bu topraklarda yaşayan herkesin parti kurma hakkı ve özgürlüğü vardır. Kâinatta değişmeyen tek şey değişimdir. Eskiler buna tekâmül diye adlandırmaktadırlar. Değişik fikirlerin münazarası ,muhaveresi hakikatı tecelli ettirir.Kalbin ziyası nasıl ki dini ilimler ise ,aklın nuruda pozitif ilimlerdir. Son dönemde çokça söylenen bir söz var;aklımızla dalga geçmeyin. Demek ki bir kısım insanlar Allah’ın vermiş olduğu akıl nimetini kullanmakta problem çekmektedirler. Bugün siyasette müsbet, pozitif, rasyonalist programlar uygulanmamaktadır.Bundan rahatsız olan, aklı melekelerini birinin eline vermiyenler tamamen yeni bir vizyonla siyaset sahnesine girmek istemektedir. İnsanlar partilerin adlarına bakıp değerlendirmez. İlkelerine ,fiillerine , inandırıcılıklarına bakar. İnanıyorum ki yeni kurulacak, YENİ PARTİ nin barış , kardeşlik, özgürlük,adalet,hak ve hakça dağılım, insanca yaşam ,parti içi temsil de başarılı olacağına inanmaktayım . Başkalarının yeni kurulacak partiyi vasvetmelerine değer vermemeli,yeni kurulacak parti kendini nasıl vasfediyorsa ona göre değerlendirilmelidir. Tarafgir oldukları parti ve yonetimi bir şey yaptığında onun bir hikmeti olduğunu,ülkemiz için en iyi şeyin onun yaptığı,dediği olduğunu iddia edenler başkalarının yaptığı her şeyi tukaka muamelesine tabi tutmaları basitlikten başka bir şey ifade etmemektedir. Kendileri parti kurunca hayır ,ümmeti şaha kaldırma ,kendilerinden aykırı düşünenler parti kurma hakkını ifa edince hain. Unutmayın Kendiniz için istediğinizi diğer insanlar için istemedikçe gerçek demokrat olamazsınız .Olsa olsa dün dündür bugün bugündür diyenlerden olup,çakma demokrat olursunuz. Demokrasiyi hedefe varıncaya kadar vasıta sonra başkalarına verilmemesi gereken vasıta olarak görürseniz karakterinizin gereğini yerine getirmiş olursunuz….

    • Bekir Bey,
      Yorumunuzda önemli bir tezat bulunmaktadır:
      “Seçmen de Ak Parti’ye onlar var diye oy vermiş değildir.” şeklindeki ifadenizle Ak Partinin yalnızca Erdoğan sayesinde oy aldığını, diğer önemli isimlerin bir katkısının olmadığını ima ederken “Ak Parti’den ayrılanlar bu hareketleriyle sadece Ak Parti’yi küçültmüş olacaklar.” şeklindeki ifadenizle bu isimlere bir değer atfetmektesiniz.
      Kafa karışıklığını gidermek için lütfen şu soruma cevap veriniz: Ömer Dinçer, Beşir Atalay, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimler değerli kişiler mi değiller mi? Eğer önemsiz isimlerse parti kurmalarını bence dert etmeyin fazla!

      • Yazdıklarımda tezat yok.Ak Parti kurulurken onlar geniş toplum kesimleri tarafından tanınmıyorlardı.
        Belki dar bir çevre tarafından tanınıyorlardı. Onlar Ak Parti sayesinde tanınır oldular.

        Ak Parti’de Erdoğan’dan başkaları da vardı.Ancak Ak Parti’yi iktidara taşıyan ana unsur Erdoğan’ın orada bulunmasıdır.Ama iktidara gelindikten sonra bütün hizmetlerin
        Erdoğan tarafından yapıldığını söyleyemem.Hizmetler,icraatlar,
        ortak aklın,bir ekibin eseridir.İlk yıllarda yapılan hizmetlerde Abdullatif Şener’in de payı var.Ama parti kurdu,sıfır çekti.İşte Erdoğan’la farkı bu noktada ortaya çıkıyor.

        Kurulacak yeni parti az bir oy alabilir.
        Bu az bir oyun kendilerine kazandıracağı bir şey yoktur.Ama
        Ak Parti’ye vereceği zarar büyük olabilir.Bu ayıp benim değil onların ayıbı olacaktır.Kuracakları partinin
        eski partilerine verecekleri zararın
        onların önemli ya da önemsiz olmaları ile bir alakası yok.Ama örneğin %4-5 oy alırlarsa daha önce
        geldikleri makamları Erdoğan’a borçlu olduklarını itiraf etmeleri gerekir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız