Anayasa Mahkemesi’ne bir cemaat üyesi aday gösterildi.. Bizde değil, ABD’de, Trump tarafından…

27
Övünç Topluluğu cemaati toplantısından bir görüntü..

Anayasa Mahkemesi (AYM) ateş altında. Önce içişleri bakanı AYM başkanını hedef alan açıklamalar yaptı, sonra da MHP lideri onun bıraktığı yerden alıp kurumun bu haliyle devam etmemesini, kapatılmasını istedi. Aklındaki modeli de açıkladı: ‘Divan-ı Âli’

Hafızamı zorladım, bir-iki yerden yardım da aldım, sonunda ‘Divan-ı Âli’nin üye yapısı ve görevi açısından bugünkü AYM’den hemen hiç farkı bulunmayan Osmanlı’nın anayasalı son dönemine (1876 sonrası) ait bir kurum olduğu kanaatine vardım.

Ha Ali Hoca, ha Hoca Ali durumu…

Hafıza tuhaf bir şey; kurcalayınca beni  geçmişe götürdü. 27 Mayıs (1960) darbesi sonrası askerlerin yazdırdığı anayasada yer alan bir kurum AYM. 12 Eylül (1980) darbesi sonrasında üyeleri askerlere giderek “Emrinizdeyiz” mesajı vermişlerdi. Anavatan Partisi iktidarında demokrat üyelerle takviye edilmek istendiğinde büyük tepki görmüş, Turgut Özal’ın aday gösterdiği Prof. Süleyman Arslan’ın üyeliği, hakkı olduğu halde, usul öne sürülerek reddedilmişti.

Turgut Bey’in, “Öyle mi, ben oraya öyle birini atayacağım ki, göreceksiniz” dediği ve Sayıştay üyesi olan Haşim Kılıç’ı öyle aday gösterdiği kulaklara gelince, gazetelerde yeni aday aleyhine büyük bir kampanya açılmış, iş, adayın evinde televizyon bulunmadığı yalanına kadar vardırılmıştı.

Haşim Kılıç TBMM tarafından üyeliğe layık görüldüğü 1990 yılından yaş haddinden emekli olduğu 2015 yılına kadar başarılı bir performans sergiledi; önce diğer üyelerce başkanvekili (1999), sonra da başkan seçildi (2007). Emekliliğine kadar da başkan kaldı.

ABD’de bir cemaat

Şu sıralarda ABD’de de oranın anayasa mahkemesi işlevini sürdüren ‘Supreme Court’ (Yüksek Mahkeme, yoksa tam karşılığı olan ‘Divan-ı Âli’ diye mi çevrilmeli?) üyelerinden biri vefat etti ve yerine yenisini seçme süreci başlatıldı.

Reklam

Orada adayları başkan belirliyor, Senato sorgulayıp beğenirse adayı üye olarak Supreme Court’a (SC) gönderiyor. SC üyeleri kendileri istifa edip ayrılmadıkları takdirde ölünceye kadar görev yapabiliyorlar. 

Barack Obama’nın son birkaç ayında yeni bir aday gösterilmesi söz konusu olduğunda, siyasi rakipleri, “Yeni üyeyi bırakın seçilecek başkan belirlesin” tezini ortaya atmış ve Obama da kibarlığından onlara uymuştu. O dönemde bu aklı verenler şimdi “Seçim sonrasına bırakmaya gerek yok, adayı Trump belirlesin” dediler, Trump da hiç geciktirmeden adayını belirledi.

Yeni aday bir kadın. Adı Amy Coney BarrettTrump’ın ‘yargı’ denildiğinde ilk aklına gelen isim onunki olmalı ki, seçildikten sonraki ilk bir yılda, Amy Hanım’ı ite kaka denilecek bir süreçle idare mahkemesi üyeliğine seçtirmişti.

Trump ve ABD Anayasa MAhkemesi üyeliğine aday gösterdiği Amy Hanım..

Görüntüsüyle hanım hanımcık biri Amy Hanım

Kadının belirgin bir özelliği var: Katolik… Sıradan bir Katolik de değil, o din grubu içerisinde sıkı kurallarıyla tanınan bir cemaatin de üyesi.

Onun üyesi olduğu cemaatin adı ‘People of Praise’ (Övünç Topluluğu)… Siz bunu ‘Altın Nesil’ gibi de okuyabilirsiniz. Seçici davranan bir cemaat bu. Lider seviyesinde yer alanlar bütünüyle erkek olmasına rağmen kadınlar da ilgi gösteriyorlar. Üyelerinin kiminle evleneceğine cemaatin liderleri karar veriyor. Evde söz sahibinin erkek olduğunu kabul ediyor cemaatin kadınları. Aile kurduklarında çocuklarının sayısıyla övünüyorlar (Barrett çiftinin çocuk sayısı 7). Üyeler kazançlarının yüze 5’ini cemaate hibe ediyorlar. Cemaat üyelerinin birbirine yakın yerlerde oturması ve her durumda yek diğerine destek çıkması öngörülüyor. 

Cemaatin tarihi eski değil. Kuruluşu 1971 yılında. ABD’nin 22 kentinde okulları var. Çekirdek üye sayısı 1800. Girildi mi çıkılamayan bir cemaat bu. Çıkanlar derhal dışlanıyor. Yine de terk edenler olmuş ve içerideyken yaşadıklarını paylaşmışlar. “En tepeden aşağıya hiyerarşik ve otoriter bir yapı var” kanaati eski cemaat üyelerinden edinilen ortak görüş. 

Trump’ın Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösterdiği Amy Hanım’ın anne-babası cemaatin ilk üyelerinden. Babası iki yıl öncesine kadar cemaatin bölge lideriymiş.

Reklam

Amerikan anayasası yargı kurumlarına atanacak kişilerin dini inançlarının sorgulanmamasını öngörüyor, hatta bunun yapılmasını yasaklıyor. Bu sebeple de Senato’daki görüşmelerde Barrett’e dini inancı ve mensup olduğu cemaat hakkında sorular yöneltilmesi beklenmiyor. Ancak aday gösterilmesiyle birlikte medyada çıkan yazıları okudukça anayasadaki yasaklamanın özellikle Katolik olmayan Hıristiyanlar tarafından kıyasıya eleştirildiğini anlıyorum.

Trump’ın SC üyeliğine aday gösterdiği Barrett’in de içinde yer aldığı Katolikler Amerikan nüfusunun yalnızca yüzde 20’sini teşkil ediyorlar. Amerikan Anayasa Mahkemesi’nin (SC) 9 üyesi var ve bunlardan 5’i Katolik. Mahkemenin 2 de Musevi üyesi var. 5+2 = 7. Geriye 2 üye kalıyor. Ülke nüfusunun neredeyse üçte ikisini teşkil eden Katolik olmayan Hıristiyanların Anayasa Mahkemesi’ne yansıyan üye sayısı o kadar… Yalnızca 2…

Vefat eden üye Musevi’ydi, şimdi onun yerine aday gösterilen May Hanım da Senato’dan onay alırsa, SC’deki Katolik üye sayısı 6’ya çıkmış olacak.

İşin ilginç tarafı şu: Trump’ın kendisi ülke nüfusunun çoğunluğunu teşkil eden Protestan mezhebinden. Oysa rakibi Joe Biden Katolik. Amerikan tarihinde yalnızca bir kişi, John F. Kennedy, Katolik olduğu bilinerek seçime katılmış ve başkan seçilmeyi başarmıştı. Biden seçilirse ülkenin ikinci Katolik başkanı olacak.

Oradaki tartışmaları takip ederken burada altını çizdiğim unsurlara dikkat çeken yazılarda, SC’nin üyelik yapısının ülke nüfusuna ters düşen özelliğine değinenlerde bile, “Kapatılsın, yerine yenisi kurulsun” talebinde bulunanlara rastlanmıyor.

Amerikalıların büyük çoğunluğu da, aralarından sayıları çok az birilerinin ‘iyi günde de kötü günde de’ birbiriyle danışmaya, yardımda bulunmaya mecbur olduğu bir cemaat yapılanması oluşturduğunu, çocukları için okullar açtıklarını, bunları ayakta tutabilmenin yolu olarak kazançlarının bir bölümünü cemaate bağışladıklarını, toplumun eşitlikçi anlayışına karşı cemaatin kadın üyelerinin evlilikte kocalarına her alanda tabi olduklarını sizinle birlikte öğreniyor.

‘Övünç Topluluğu’ cemaat yapılanmasından Amerikalılar yeni haberdar oluyor sizin anlayacağınız.

Yeni merakım şu: Acaba cemaat üyelerinin evlerinde televizyon var mı?

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. AYM’nin 3 üyesi Meclis tarafından, 12 üyesi ise Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.

    HSK üye sayısı 13’e düşürüldü ve üyelerinin 6’sının atama yetkisi “Cumhurbaşkanı”na verildi. Geri kalan 7 üyeyi ise Meclis belirliyor. (En az 9 üyeyi Cumhurbaşkanı belirleyebilir)

    Yargıtay üyeleri, birinci sınıfa ayrılmış adli yargı hakim ve savcıları arasından “Hakim ve Savcılar Kurulunca” üye tamsayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla seçiliyor.

    Danıştay üyelerinin dörtte üçü ise birinci sınıf idari yargı hakim ve savcıları arasından “Hakimler ve Savcılar Kurulu” ; dörtte biri nitelikleri kanunda belirtilen görevliler arasından “Cumhurbaşkanı” tarafından seçiliyor.

    Bu bilgilere göre yargının patronu Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Diğer konularda zaten tek patron konumunda. Buna göre Türkiye’nin içte ve dıştaki her türlü işlerinden yargı dahil Recep Tayyip Erdoğan sorumludur.

    Acaba Erdoğan içine düşürüldüğü bu tuzağı anlayamayacak kadar cahil midir yoksa hesabını veremediği bazı şeyler var da çaresiz midir? 2017’de %51.4 Evet, %48.6 Hayır ile kıl payı kazanılan bir referandum sonucunda bu kadar yetki kullanmak akıllı insan işi değil bence. Tarık bin Ziyad’ın İspanya’ya çıktıktan sonra gemileri yakıp kararlığını adamlarına göstermesini anlayabiliyorum. Fakat Erdoğan’ın davası nedir de tedbir-sağduyu gemilerini yakacak kadar böylesi sınırsız sorumluluğu üstüne almıştır? Belki de bizler ‘takva’ sahibi olamadığımız için anlayamıyoruzdur.

    Hep diyorum. Bir insan kendi kaderini kendisi belirleme hakkına sahiptir. Cesur Erdoğan’ı destekliyorum. Erken seçime karşıyım. Erdoğan sınırsız yetkileriyle görevine devam etmelidir.

  2. “Onlarda da cemaat üyelerinin lideri Rusya da ikamet edip oradaan emir alıyor mu acaba” diye düşünmeden alamıyor insan kendini…

  3. Aslında bu konu çok su götürür ama şu ana kadar pek fazla yorum gelmemiş , herhalde gelecektir .Ben yazının bütününden şunu anladım ki ABD de bile laiklik bütün yönleriyle ve çağdaş bir yapıda oturmamış , dolayısıyla uygulamada bazı sıkıntılar yaşanabiliyor .Bizim AYM konusunda ise aslında söylenecek çok şey var ; her şeyden önce demokratik bir hukuk devletinde demirbaş kurumlardan birisidir olmazsa olmazlardandır .Amma ve lakin bizim AYM maalesef şanına , önemine ve büyüklüğüne uygun bir sicile de sahip değildir. Başta 367 garabeti olmak ve KHK lere esastan bakma konusunda içtihat kararı olmasına rağmen 16 Temmuz darbesinden sonra aksi yönde karar vermesi yani zaman zaman siyasi eğilime göre veya mevcut konjoktüre göre karar vermesi gibi rezillikleri de vardır ! Ama bütün bunlar , böylesine önemli bir kuruma akşam sabah sataşmayı , yapısını değiştirmeyi -zaten yakında değişmişti – siyasi baskı yapmayı gerektirmez ; bu şekildeki tutum ve davranışlar demokratik hukuk devletine de asla yakışmaz ! Devlet onun bunun kaprislerine alet edilecek bir yapı değildir ki ! Selam ve saygılarımla.

    • Ali bey aym nasıl oluyor da demokratik bir hukuk devletinin demirbaşı oluyormuş; uygar ülkelerin hangisinde ve ne şekilde bulunuyormuş biraz açar mısınız? Bizde 27mayıs darbesiyle ihdas edilmiş bir vesayet kurumudur aym; başkaca hangi iskandinav ülkesinde varmış biz de bilelim?

      • H. Gayret kardeşim, hem sizin hatırınız ve hem de benim ayrıntılı olarak bilgi sahibi olmam için konuyu internette kısaca araştırdım ; haliyle bizler
        de anayasacı değiliz .Doç.Dr. Ömer Yurttutan’ın Dergiparktaki akademik inceleme yazısında (2009 ) Avrupa’da 24 ülkede , hem de belli başlı ülkelerde AYM olduğu ve üye sayılarıyla vs. birlikte veriliyor . Ayrıca başka bir yazıda da dünyada 50 ülkede AYM nin varolduğu belirtiliyor ; umarım bu kadarını yeterli bulursunuz . Selam ve saygılar sunarım

        • Ali bey merhaba! siteye yeni bir yaklaşım getirdiniz: olgunluk, alçakgönüllülük, saygı.
          – ben, düşüncelerinizden ayrı olarak ki onlar da değerli, katkınızın önemli olduğunu düşünüyorum.
          – katkınız için teşekkür ederim.

          • Teveccühünüze çok teşekkür ederim Hamza Akyol kardeşim ; naçizane , takdir buyurduğunuz gibi olmaya çalışıyoruz . Ben de selam ve hürmetler ederim ,sağlıcakla kalın

  4. 1-Trump kriminal bir vakadır.
    2-Biden seçilmesi halinde Cumhuriyetçi senatör Mitt ROMNEYi adalet bakanı olarak atayacağını açıklamalıdır.
    3- Stajını 80 li yılların sonunda Amerikada yapmış bir kaymakam başörtüsü yasağını hiçbir Amerikalılya anlayamazsınız diyordu.

    • Sayın yk bu romneye illaki bi kadro mu açılsın yani; daha önce de o cumhuriyetçilerin başkan adayı olacak filan demiştiniz bıralarda; heralde abd nin i.kesicisi gibi bişey oluyor kendisi, öyle midir?

  5. Bugün Pazar. . . Günün komusuyla ilgisiz ama yakın dönem Türk dış politikasının bir tür “zafer” olarak da nitelendirebileceğimiz başarısına tanıklık edince insan, sayın Koru’nun ve editörümüzün de hoşgörüsünden cesaret alarak, bu önemli başarı bilinsin, duyulsun istiyor.

    1 Ekim’i 2 Ekim’e bağlayan gece, yeni güne 10 dakika kala, bu ülkenin dışişleri bakanı, zafer müjdesini bizzat Twitter’dan duyuruyor:

    “Türkiye ve Libya hükümetleri arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” anlaşmasının Birleşmiş Milletlerce tescil edildi.”

    Anında dolaşıma giren bu müjdeli haber, aralarında Şamil Tayyar, Nihal Kaplan, Anadolu Ajansı da olmak üzere, iktidar yanlıları tarafından coşkulu zafer nidaları ile karşılanıyor ve hızla yayılıyor.

    “’Libyada ne işimiz var’ muhalefetinin anlamayacağı işler…” diyerek Bakan’ın zafer haberini re-tweetliyor Nihal Kaplan muhalefete yönelik alaycılıkla.

    Zaferin “geceyi aydınlatma” ve “gurur verici” niteliğini öne çıkarmayı tercih eden Ş. Tayyar, zafer dolayısıyla uzun uzun Erdoğan’a teşekkür ediyor.

    Bir süre sonra, ilkin bazı emekli büyükelçilerin, ardından dışişleri uzmanlarının konuya ilişkin tweet’leri belirmeye başlayınca, bu zafer tweet’leri kesiliyor. Atmış olduğu tweet’i silenler oluyor.

    Meğer, Dışişleri Bakanı’nın dahi zafer sandığı olay şu imiş:

    İki ya da çok taraflı anlaşmalar imzalayan bütün ülkeler, o anlaşmaları Birleşmiş Milletler’e kayıt ettirmek zorundalarmış. Olan, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 122. maddesi gereğince standart bir prosedürden ibaret olan “kayıt altına alma” işleminden ibaretmiş. BM, bunu, ileride BM nezdinde yapılacak bir itiraz, tartışma, müzakere ve oylama olasılığı dolayısıyla, tüm ve her türden anlaşmalar için yaparmış.

    Bakan Çavuşoğlu, bu “kayda geçme” işlemini “tescil etme” olarak anlamış.

    Büyük Türkiye böyle yönetiliyor.

    Bu şekilde zaferden zafere koşuyor.

    Yaşattıkları bu gurur verici zafer dolayısıyla, iktidarımızın buradaki temslicisi arkadaşlar nezdinde, hükümetimize teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

    • Sn.bernar, uluslararası ilişkilerden sonra bir de denizcilik hukuku tahsil etsen iyi olacak galiba; bm nezdinde tescil edilen o anlaşmayla artık libya devleti ve mevcut hükümeti ortadan kalksa bile bizim orda bulunma hakkımızı teslim ediliyor, haberin olsun…

      • BM ‘orda bulunmak’ isteyenlere vize hizmeti de mi veriyor? Ne evraklar istiyormuş gidip ‘orda bulunmak’ için? Deniz Hukuku tahsil edenlere vize muafiyeti durumları mı var? Ben çok top oynadım, sol bek. Diploma yerine geçer mi?

    • BM belgesi sadece ” alındı” belgesi. Bir yere bir dilekçe verirsin. Suretine, aynı dilekçenin alındığına dair şerh düşülür. Ya da iadeli taahhütlü gönderi, muhatabına teslim edildiğine dair muhatabın imzasını taşıyan belge size iade edilir. Gönderinin alındığını belgeler.
      Dışişleri Bakanının “tescil” olarak açıklaması, Sağlık Bakanının asemptomatik vakaları saymamasından, Maliye Bakanının döviz kuruna bakmaması açıklamasından daha büyük skandal. Haklılar. Ne versen yeniyor.

      • Erdoğan’ın siyasi etki alanının genişliği. Ahmet Nesin’in dediği gibi “Erdoğan o kadar büyük ki; arkasında duran her şeyi gizliyor. Erdoğanı çekin aradan ardında gizladiği her şey görünecek.”

        bundan sonra iç işleri bakanından sonra konuşabiliyor olması belki bir şeyleri farkettirir ama gene de son kurban da verilene kadar farketmeyebilir millet.

  6. Üstat ABD de olanları anlatmışsın ABD de güzel şeylerde var. ABD de insanların dinci-dinsiz, şucu bucu oldugu sorgulanmıyor. Bizim ülkemizde durum bunun tam tersi. Bizim geçmişimizde bu pek sorgulanmamıştı özellikle Osmanlı tarihinde. Ama Osmanlının son dönemiyle, cumhuriyet tarihinde kişilerin ne dediği değil, kişilerin kim olduğu sorgulanır halde. Bana göre kişilerin kim olduğu değil ne söylediği ve ne yaptığı önemli. Bunlardan birkaç örnek : 1960 da 60 darbesini yapanlar ve yaptıranlar.VE seçilmiş insanı astıran hakimler ve savcılar.Ondan sonraki darbeleri ve muhtıraları yapanlar.Bunların dinleri ve kimlikleri sorgulandı mı türkiye de?1980 darbesini önce olgunlaştırıp sonra darbe yapanlar,siyasileri sürgüne gönderenler,28 şubat darbesini yapanlar ve ona alkış tutanlar.Şimdi ki cumhurbaşkanını belediye başkanlığından alıp muhtar bile olamazsın diyenler,sen başörtülüsün okula bile gelemezsin diyenler,bu milletin yarısından fazlasını gerici yapıp örümcek kafalı diyenler.E-muhtıraya alkış tutanlar,15 temmuzun bir numarasını hiç sorgulamayanlar,nereden nasıl olduğunu araştırmayanlar, bu ülkede bir avuç azınlık.Bunların sesi bu ülkede her zaman çok çıkar her zaman.Bu milletin ekmeğini yiyip inançlarından dolayı ve ırklarından dolayı aşağılayanlar. Bunların bir kısmı kendini okumuş yazmış sayan gazeteci kimlikli, bir kısmı devletin üst makamlarında görev almış kendini çok akıllıyım zannedip de bu milletin halinden haberi olmayan kişiler. Artık doğruları söylemenin ve bulmanın vakti geldi de geçiyor bile. Dünya da gelişmiş toplumlar sen inanıyorsun inanmıyorsun sen dinlisin dinsizsin diye sormuyor. Bilhassa devleti yöneten kişiler sormuyor bunu. Sordukları bir şey var:Sen ne üretirsin ne üretebilirsin?HERKESE SAYGILAR

    • Bahri bey isterseniz ağzınızla kuş tutun, neyi üretmiş olursanız olun, isterse en gelişmiş toplumda olsun, hassaten de o devleti yönetenler; eğer katolik değilseniz asla bir devlet üniversitesinde size kadro vermezler! Sizin başarılarınızdan önce saç ve ten renginiz önemlidir batı avrupada! Lütfen birbirimize saygılı olalım, uydurmayalım.

  7. İranda da aym benzeri bir heyet var, bütün vesayet oradan yürütülüyor; katolik olmasında elbette bi sorun yoktur ama bahsedilen kadın hakiminsanı daha ziyade bir yehovaşahidine benziyor ya da bildiğin fetö mensubu işte; babası zaten bölge imamı mı neymiş veya mahrem imam, her neyse…
    Yargıtay dururken aym olamaz, mutlaka kapatılmalıdır, yerine asla benzeri bir yapı da kondurulamaz, zaten gerektiğinde yargıtay bir yüce divan oluşturabiliyor.
    Yani kapatıp yeniden açmak bi halta yaramaz, sadece yeni bir vesayet heyeti toplanmış olur, hepsi bu…

    • zaten o üye hakim insanı bir alış-veriş esnasında küsüratı tamamlamak için cüzdanındaki bozuklukları avucuna döküp sayarken, türkiye ziyaretinde kendisine ‘hediye!’ olarak verilen T-box tişörtün ambalajından çıkan 1 kuruşla kasiyere yakalanmıştı:))(

  8. Sn koru evinde TV var mi diyeceginize acaba ülkesini satar mı ? Devleti ele geçirmek için yüzlerce masumu katledik darbe yapar mı mesela meclisi bombalar mi diye de sorabilirdiniz ?

  9. yav arkadaşlar. bu siteyi takip edenler, ben hariç hepiniz dindarsınız. yazıktır, günahtır; sevabınıza 3 ihlas 1 fatiha okuyalım da amerikayı şeriatçı bir anayasa mahkemesi üyesinden kurtaralım.
    – ne de olsa aynı dünyada yaşıyoruz. komşu sayılırız. zorda kalan komşuya yardım etmek sevaptır.
    – çok şükür, bizim hiçbir sorunumuz yok diye, komşularımızın çektiği sıkıntılara gözümüzü kapatamayız.

    • Hamza bey gördüğüm kadarıyla dini literatüre ve okuyup üfleme işlerine gayet vakıfsınız; bizim yorumculardan çoğu ihlası bir holding adı, fatihayı da mermer taşı markası zanneder gibi geliyor bana…

  10. İslamda ahirzamanda çıkacak Hz.Mehdi’ye ,isevilikte de Hz.îsa’nın dünyaya tekrar inmesine ortam hazırlama motivasyonuyla hareket eden cemaatler var.Yaptıkları işin kutsallığına inanıp dava şuruyla hareket ediyorlar.Liderleride bu görevi kendilerine Tanrının yüklediğini söyledikten sonra peşindekilere sadece itaat etmek kalıyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız