Azerbaycan ‘kardeş’, Ermeniler ile çözmemiz gereken sorun var; ama bize düşen ağabeylik ve sorun çözücülük olmalı…

46
Abdullah Gül Errivan yıolunda uçakta gazetecilerle..

Amerika’da yüksek lisans eğitimini Harvard Üniversitesi’nde aldım. Bizim bölüme o yıl yalnızca beş öğrenci kabul edilmişti. İçlerinde tek evli ben olduğum için diğer dört dönem arkadaşını, Ortadoğu ağırlıklı dersler aldığımızdan ilgi duyacaklarını düşünerek, ‘Türk mutfağından örnekler sunma’ vaadiyle eve yemeğe davet etmiştim.

Biri gelmedi. 

Gelmeyen dönem arkadaşım, Ermeni asıllı Amerikalı bir genç kızdı.

O akşamı birlikte geçirdiğimiz gruba “Neden?” diye sorduğumda, içlerinden birinin, “Kendisini zehirleyeceğinizi düşünmüştür” dediğini aradan 40 yıl geçmesine rağmen dün gibi hatırlıyorum.

Ara iyileşsin diye az çalışılmadı

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminde iç ve dış sorunlarla çözüm odaklı uğraşılırken, Ermenistan’la da 100 yıllık sorunu geride bırakmayı amaçlayan bir yakınlaşma girişimi yaşanmıştı, hatırlayacaksınız.

Fikstürde öyle çıktığı için Ermenistan’la milli maç yapılacaktı. Cumhurbaşkanı Gül, maçı izlemek üzere başkent Erivan’a gitti ve maçı orada, Ermenistan cumhurbaşkanı Sarkisyan ile birlikte izledi.

Erivan kafilesindeki gazeteciler arasında ben de vardım. Havalimanından kalacağımız otele kadar uzanan yollar boyunca yan yana dizilmiş genç-yaşlı Ermeniler, ellerinde, ailelerinin vaktiyle yaşadıkları yerler olduğunu tahmin ettiğimiz Türkiye’nin illerinin adları yazılı pankartlar taşıyorlardı.

Reklam

[Daha sonra, Sarkisyan da rövanş maçı için Bursa’ya gelecek, maç bu defa yine Gül ile yan yana izlenecektir.]

O girişim başka unsurlarla zenginleştirilmeye çalışılsa da sonuçsuz kaldı.

İki tarafın kendilerinin başlattığı bir arayışla geçmişin gölgesinden kurtulmalarının ne kadar zor olduğunu Gül’ün başlattığı o girişimin akıbetinden bir kez daha öğrenmiş olduk.

“Bir kez daha” dememin sebebi şu: Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde de Ermenistan’a buketler atılmış, Karadeniz işbirliği Örgütü’nün kuruluş toplantısı vesilesiyle davet edilen dönemin Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter-Petrosyan İstanbul’da ağırlanmıştı.

MHP lideri Alparslan Türkeş’in de Ermenistan’la birikmiş sorunu çözmeyi ve ilişkileri normalleştirmeyi amaçlayan bazı temaslara taraf olduğu biliniyor.

 Türkeş kendisiyle görüşen Ermeni işadamı Samsun Özararat’a 1993 yılı Şubat ayında şunları söyler: “Ermenilerle 600 senelik bir müşterekliğimiz var. Birlikte türküler, yemekler icat ettik. Kız aldık verdik. Malazgirt Savaşı’nı Türklerin Ermenilerle birlikte kazandığını biliyor musun? İstanbul’un alınmasında Ermenilerin yaptığı kahramanlıklardan haberin var mı? Fatih Sultan Mehmet’in Ermeni Patrikhanesi’ni nasıl bir fermanla açtırdığından haberdar mısın? Çanakkale’de Atatürk’ün yanında savaşan Ermeni askerlerin adlarını biliyor musun? Atatürk’ün bugün kullandığımız alfabeyi Ermeni dil bilgini Agop Martayan’a hazırlattığını ve sonra ona Dilaçar soyadını verdiğini biliyor muydun?’ Atatürk’ün imzasını bir Ermeni güzel yazı hocasının çizdiğini duymuş muydun?”  Özararat şaşkın şaşkın Türkeş’i dinlerken o devam eder: “Tarihe böyle geniş bir perspektifden bakmak lazım. 1915; bu 600 yıllık ilişkinin bir kazasıdır. Bizimkilerin de kabahati var ama şimdi yapılması gereken bu kazayı telafi edip eski dostluğu devam ettirmektir.” Özararat Alparslan Türkeş ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan’ı Paris’te buluşturur da. İstanbul’da da buluşmayı kararlaştırırlar, fakat buna Türkeş’in ömrü vefa etmeyecektir.

Hiçbiri, hiçbir girişim başarılı olamadı.

Günümüzde Ermenistan Ermenileri 100 yıl öncenin travmasını bir türlü üzerlerinden atamıyor. Ermenistan ve Türkiye dışında yaşayan Ermeniler de her fırsatta ülkemiz aleyhine faaliyetlerde en saflarda yer alıyorlar. 

Reklam

Türkiye için ise, Ermenistan ile daha güncel sorun yaşayan ‘kardeş’ bilinen, ‘iki ülke, tek millet’ anlayışıyla kendisine yaklaşılan Azerbaycan ilişkisi son tahlilde yakınlaşmayı imkansız kılıyor.

Yurtdışında da Türkiye’nin önüne hep bu konu çıkartılıyor. [Her 24 Nisan’da ABD ile yaşanan gerginliği, Fransa ile başka sorunlarımız olsa da en önemlisinin bu olduğunu hatırlayın.]

Hrant Dink önemliydi, öldürüldü

ABD’de katıldığım bir bilimsel toplantıda, konferansçı Türkiye ile Ermenistan arasındaki sorunlara temas ettiğinde, Türk olduğumu bilen yanımda oturan biri, bana dönerek, “Benim çocukluğumda, evde yemek yerken tabağımda artık bıraktığımı gören büyükler, ‘Aç Ermenileri düşün’ diye beni ayıplarlardı” cümlesini kulağıma fısıldamıştı.

Bizde küçük çocuklara söylenen “Yemezsen köpekler bacağından seni ısırır” türü sözlerin Amerikancası…  

ABD ile Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşayan insanların Türkiye ile Ermenistan arasında var olan soruna yaklaşımı Türkiye lehine değildir; korkarım, dünyanın önemli bir bölümündeki bu konudaki peşin fikirleri aşmak hiç kolay olmayacak.

Zaten bu sebeple Hrant Dink’in Türkiye’deki varlığı ve Argos gazetesiyle yapmaya çalıştıkları hayati önem taşımaktadı.

Trabzon’da düzenlenen bir etkinliğe panelist olarak katıldığımda ilk kez tanışma imkanı bulmuştum Hrant Dink’le. Kışkırtılmış bir grup toplantı binasının önünde saatler süren gösteriler yapmakta, bizler de içeride ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunların çözümünün demokrasiden geçtiği eksenli konuşmalar yapmaktaydık.

Toplantı aralarında sohbet ederken, “Burada söylediklerini başka ülkelerde de tekrarlasan, Ermeni diyasporası görüşlerini dinlese” dediğimde, Hrant Dink’ten, başvurularının hep boşa çıktığı, kendisine pasaport verilmediği cevabını almıştım.

Ankara’ya döner dönmez dönemin içişleri bakanını (Abdülkadir Aksu) aradım ve Hrant Dink’e pasaport verilmediğinden haberi olmadığını öğrenince bu ayıptan kurtulmak gerektiğini söyledim. Görüşlerinin en fazla ülkemize yarayacağını özellikle vurgulayarak…

Daha sonraları yurtdışında çeşitli etkinliklere katılma imkanı buldu Hrant Dink ve inandığı görüşlerini her yerde tekrarladı.

Birileri bu çabadan da bir sonuç çıkmaması için devreye girdi. Önce devletin gücüyle korkutuldu, sonra da öldürülmesine göz yumuldu.

Türkiye’deki Ermenilerden tek tanıdığım Hrant değildi. Babamın ticari hayatında iş yaptığı Toros-Erol kardeşler ile çok daha önce tanışmıştım. Toros ölene kadar ilişkisini koparmadı, babam kendisini emekliye sevk edip mağazasını kapattıktan sonra bile. Babamın vefatından sonra en uzaktan taziye telefonu ABD’ye yerleşmiş Erol‘dan geldi.

Bize ağabeylik yakışır

Kendi Ermenilerimizi bile dışarıda tutan bir anlayışımız var.

Şimdi sınırlarımızın ötesinde bir savaş yaşanıyor; Ermenistan ile Azerbaycan arasında. Biz konuya “Azerbaycan’ın yanındayız” mesajlarıyla dahil oluyoruz. Elbette Azerbaycan’ın Ermenistan ordusu tarafından işgal altında tutulmakta olan Karabağ’daki topraklarının geri verilmesinden yana oluruz; ancak savaş yerine aynı sonucu farklı yöntemlerle almanın mümkün olabileceğini neden düşünmüyoruz?

Ve bunu Kafkaslara barış getirmenin bir yolu olarak görmeyi, bu arada bunun Ermenistan’la 100 yıllık sorunun çözülmesi yolunda bir adım olmasını…

İki ülke üzerinde hak ve adaletten yana bir ağabey görüntüsü Türkiye’ye daha fazla yakışır.

Bizim başka ülkelerle ihtilaflarımızda zaman zaman araya giren ABD ve Rusya gibi, Azerbaycan ile Ermenistan’ın çatışma ortamında, Türkiye aynı konuma kendisini getirebilir.

Getirebilirdi.

Ne yapıp edip getirmeli bence.

Savaşla sonuç alınamayacağını taraflara hatırlatmak Türkiye’ye düşer.

Aksi halde, çocukken “Aç Ermenileri düşün” uyarılarıyla karşılaşan Amerikalılar veya Türkiye’nin Suriye ve Libya’da çıkarları ters düşmekte olan Ruslar devreye girecektir.

İyi bir şey mi bu?

ΩΩΩΩ

46 YORUMLAR

  1. O güzel resimle gidip abilik yapıp çözdünüz sanmıştım bende.
    Hay Allah 30 yıldır işgal altında imiş bu topraklar.
    Abi olarak bir daha deneyelim.”Ermeni kardeşlerimiz rica etsek işgal ettiğiniz topraklardan çıkarmısınız”.
    Yok çıkmıyorlar.
    Birde Ruslara rica edelim.
    Biz çok kabayız.Bak ABD abimiz öyle mi yapıyor hemen demokrasi götürüyor.
    Fehmi Bey bize de galiba böyle bir abilik uygun görüyor.

  2. Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ’da Ermeniler çoğunlukta olduğu için 1991’de bir referandum yapıp bağımsız devlet olmaya karar vermişler. İşin ilginci bu devleti kimse tanımazken Ermenistan da tanımamış!

    Zira Rusya ile Ermenistan arasında bir anlaşma yapılmış. Buna göre taraflardan birisine savaş açılırsa diğerine de savaş açılmış sayılacakmış. Bu durumda Ermenistan bu bölgeyi işgal edince Azerbaycan da Ermenistan’a savaş açacağından Rusya’ya da savaş açmış sayılacak. Anlaşma gereği Rusya da müdahale etmek zorunda kalacak ve sorun uluslararası boyuta taşınacak. İşte bunu önlemek için Ermenistan savaşı göze aldığı Dağlık Karabağ (Artsah) Cumhuriyeti’ni resmen tanımamış. Savaşanlar aslında Ermeni Dağlık Karabağ Cumhuriyeti ve Azerbaycan!

    Dış politika ince iş doğrusu. Erdoğan ve Bahçeli’ye göre değil sanki.

  3. Bernar Bey 19.53 yorumunda, son derece önemli temel bir sorunu ‘tencere’ kavramı ile çok güzel açıklamış. Kendisini tebrik ediyorum.

    Ben açıklaması kolay olmayan bu temel sorunu, ahlak ve erdem arasındaki fark ile açıklamaya çalışıyorum: Ahlak şeytanın etki alanında olan ruhtan kaynaklanır ve kaypaktır. Erdem ise akla dayalı muhakeme ile varılan ‘akli ahlak’ tır ve akıl şeytanın etki alanının dışındadır. Kuran’da tavsiye edilen de erdemdir (fazilet) ve aklı olmayanın sorumluluğu yoktur.

    Genel olarak gelişmiş toplumların ortak özelliği, az gelişmiş toplumlardan daha ahlaklı olması değil daha erdemli olmalarıdır. Bunun en aşikar örneği bilimsel çalışmalardır. Bilimsel bir çalışmada kurnazlık veya ahlaksızlık ile hiçbir şey elde edemezsiniz. Bilimsel çalışmalarda ancak erdemli davranarak ve sabırla çalışarak başarı elde edilebilir.

    Diğer bir husus ise şudur. Müslüman toplumlarda dini düzen Allah korkusu üzerine inşa edilmiştir. Allah sevgisi hemen hemen yok gibidir. Buna paralel olarak Müslüman toplumların sosyal-siyasi düzenleri de korku üzerine inşa edilmiştir. Oysa bilim ve sanat ancak Allah sevgisi ile başarılabilir. (Az gelişmiş Hristiyan ve diğer toplumlar da benzer özelliklere sahiptir.)

    Gerçek din (Kuran) yerine geçirilen yoz Ebu Süfyan-Muaviye esaslı geleneksel din ile bu kadar olur. Zira dini inançlar müminlerin hayata dair paradigmalarını da (tartışılmaz doğrularını) belirliyor. Bu temel sorunu sözde Atatürkçü çeyrek aydınların modern-dinci tavırlarına karşı duyduğumuz tepkilerden bağımsız olarak ele almamız gerekir. Yorumumu büyük düşünürümüz Dücane Cündioğlu’nun bir sözü ile bitireyim. “Kanser olmuş bir hastayı aspirinle merhemle tedavi edemezsiniz, acı ilaç içirmek gerekir. Atatürk de bunu yapmış.”

  4. Karabağ 30 yıldır işgal altında ve dediğin politikalar izlendi ne düzeldi?neye yaradı?Bursada Maçta Azerbaycan bayrağı açtım diye 3 gün gözaltında kaldım ben.O gün Azerbaycan bayrağı açmak yasak Ermenistan bayrağı serbestti.Neye yaradı?Bir ülkenin toprağı işgal edilmiş o ülke 30 yıl beklemiş 100 yılmı beklemeliydi?Bu mantıkla efendimiz Bedir uhut Hendek savaşlarını neden yaptı?savaşmadam çözseydi.Neden Mekke’yi fethetti?Neden Mekkeli müşriklerle Medineli müslümanlar arasında tarafsız kalıp ağabeylik rolü üstlenmedi?Neden?

    • Başka büyük ülkeler karışmayacak olsa eyvallah, zaten çoktan hallederdik. Duygusal düşünmeyin, bu savaş sadece Azerbaycan-Ermenistan savaşı değildir!

  5. Üstat bazı şeylere inanmak insana biraz zor geliyor.2002 yılında kurulan akp ye kazandıgında ne hayallerle inanmıştık.O günkü konuşan akplilere baktığın zaman,bir de bugünküne baktığın zaman inanmak insana zor geliyor.Dış politikada tarih yazan AKP iç politika da devrim yapan AKP ekonomide çağ atlatan AKP ye bugün baktıgınız zaman nasıl bu hale geldik diyor insan.Komşularıyla ve dünya ile sıfır sorun diyordu,bugün ne diyor.Bugün baktıkça hani derler ya gözlerime mi inanayım sana mı?Bakıyorum da biz bu hale nasıl geldik.İnsan inanmak istemiyor ama gerçekler ortada.Ama hala adı aynı.Bugün anlaşılmayan bir durum varsa o gün AKP nin karşısında olan medya bugün yanında.Bu bir ibretlik durum gibi.Herkese saygılar.

  6. 1000yıllık türk ermeni kardeşliğini emperyalist güçlerin aklına uyup ateşe attıktan sonra bir de kandavası gütmek için sürekli çalışan karapropaganda makinasını da unutmamak lazım.
    Kendisini dışgüçlerin kucağına oturtan her toplum gün gelir onun bunun maskarası olur, elden ayaktan düşer ve tarihin doğal(!) seleksiyonuna uğrar.
    El atına binen çabuk inermiş; taşnak ermenileri yanlışlıklar zincirine bir halka daha ekleyedursun, gariban ermeni halkı da ekmekparası kazanmak için türkiyede kaçak çalışsın!
    Kimin umrunda?

    • dağlık karabağ çok hareketli bir tarihe sahip, neredeyse kavga hiç eksik olmamış. sürekli el değiştirme, damokrafik yapının bir kaç defa değişmesi sürekli bir huzursuzluk yaşanmış.bölge türklerin hakimiyetinde olduğu zaman bile yönetimin ermeni ailelerinde olduğu dönem olmuş. SSCBnin dağılma sürecinde ermenistan cumhuriyeti sscb azerbaycan cumhuriyeti sscb’nin daha öncesinden özerk oblast tanımlayarak  ayırdığı dağlık karabağı 6 rayonla beraber işgal etmiş.bu kavgalardan bıkan dağlık karabağ ayrılıkçı grupları   bağımsızlık ilan etmiş ama kimse tanımamış. halen Erivanda yaşayan ve Ahvale konuşan gazeteci Alin Özinian’a göre dağlık karabağ ne azerbaycana ne de ermenistana bağlı kalmak istemiyor, bağımsız kalmak istiyor. buna rağmen görünene ve konuşulana bakılırsa dağlık karabağ azerbeycan emri altında yaşamaktansa ermeni emrinde yaşamayı tercih ederim demiş kanaatine varabiliriz. aksi halde ermenistana göre çok daha güçlü azerbeycan Birleşmiş Milletlerin azerbaycana bağlı olduğunu duyurduğu halde kendi topraklarına sahip çıkamamış, gücü yetmemiş dememiz gerekir.
      oysa durum böyle değil.
      anlaşıldığı üzere ortada bir işgal var ama bu savaş harici yollarla çok kolay halledilebilecek gibi görünüyor. neden barışçıl yollar denenmiyor da çatışma çıkar çıkmaz geriye dönüp bakmaksızın savaş meydanına koşuluyor?

      dağlık karabağ azerbaycana bağlı olmak istemiyor, Nahçıvan özerkliğini dayatmış. azerbaycanin kendi vatandaşları yöneticilerinden memnun değil İlham Aliyevi zorba bir diktatör görüyor, başka ülkelere kaçıyorlar. Rus vatandaşlığına geçenlerin sayısı  az değil.

      neden tercih edilir bir ülke olmaya çalışılmıyor?

      deyalim ki azerbeycan karabağı geri aldı.azeri egemenliğini kabul etmeyen ermeni yoğun nüfusu nasıl idare edecek? zulümle idare edecek, dünya ya yayılmış ermeni diasporası da seyredecek (mi).

    • Merhaba H. Gayret kardeşim , bakın bu gün de sizin yorumunuzu beğendim ! Kısa ve fakat o derece özlü , oldukça anlamlı ve gerçekçi olmuş ; ben de tamamen katılıyorum , teşekkür ederiz .Selam ve saygılarımla

  7. fehmi bey merhaba! dünkü yorumunuzu eleştirdim. bugünkü yorumunuzu ise doğru ve yerinde buluyorum. çünkü konu şu an bizim sorunumuz. yorum tarzınız da net olmuş. bu açıdan da övgüyü hakediyor.
    – Yalnız, işin faydacı tarafından ziyade ahlaki olarak konuyu ele alsaydınız daha iyi olurdu diye düşünüyorum. “biz taraf olursak, amerika ile rusya da taraf olur” korkutmasından ziyade, insan gibi yaşayıp, sorunları insan gibi çözmenin, konuya ahlaki yaklaşmanın üzerine yazınız otursaydı daha şık olurdu diye düşünüyorum. kuşkusuz ki fayda-zarar konusu da işlenecek ama esas ahlaki yaklaşım fehmi beye daha çok yakışırdı. ya da ben öyle düşünüyorum.
    – Zaten, ahlak da, aslında, insanoğlu için yararlı bir kurallar ve değerler bütünüdür. Ama insanlar, kısa yararlarının aslında uzun vadede zararlarına olduğunu bilmedikleri için ahlakın önemini bilemiyorlar.
    – bu arada, nurdan hanımdan epeydir ses çıkmıyor. umarım bir sıkıntısı yoktur. nurdan hanıma da selamlarımı gönderiyorum

    • Ahlâk kültürlere göre çeşitlilik arz eden bir olgu. bu da ahlak tartışmasından önce hangi ahlak sorusunun cevaplanmasını gerektirirki; bu uzun tartışma konusu. Üstad en iyisimi ben kendi ahlakım gereği yazayım demiş (her halde)Hamza bey!

      • sayın baran! Allah için hırsızlık yapmayı ahlaklı davranış sayarsan haklısın. yoksa ahlakın göreceli boyutu olsa da, genel boyutu da var. yani kişiye göre değişmeyen. bunun bir bölümü sadece canlı olma olgusuna göre, bir bölümü canlının insan türü olmasına göre, bir bölümü yaşanılan topluma, bir bölümü de ortama, çağa, döneme ve şartların üzerinde şekillenir. kişiye göre değişen ahlak değildir.

      • baran bey! hem benim dediğimi anlamamışınız hem de ahlak konusunu yanlış biliyorsunuz.
        – ahlak konusunu anlatmam uzun sürer ama dediğim üzerinde düşünürseniz anlıyabilirsiniz.

  8. Rusya Ermenistan’ı
    Avrupa Yunanistan’ı
    ABD PKK-PYD’yi
    İsrail BAE-Suud’u
    Ortalık malı FETÖ’yü de hepsi birden kullanarak Türkiye’ye karşı vekalet savaşı yapıyorlar.

    Hepsinin Tayyib Bey’i hedef alma sebebi,satrançta ŞAH devrilince oyun biter masa dağılır.

  9. Bugün, Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışmaya varan gerilim üzerine yazıyoruz. Öncesinde Doğu Akdeniz’de Yunanistan’la yaşadığımız gerginlikti gündem. Onun öncesinde Libya, daha öncesinde Suriye. Arada, sıklıkla Batıyı da etkilemiş görünen popülizm ve popülist siyasetçiler bağlamında, ABD’nin yaklaşan seçimleri, bizde muhtemel erken seçim. . .

    Elbette şikayetçi değilim. Elbette bunun böyle olmasının kaçınılmazlığının farkındayım.

    Gelin görün ki, bütün bu yorumlarımızla birbirimize ne kattığımızın yanısıra, bütün bu yorum metinlerimizin yakın geleceğin (bugünkünden daha iyi olabileceği gibi, daha, belki çok daha kötü de olabilecek) Türkiyesi’ne ne kattığını kendi kendime sormadan da edemiyorum doğrusu.

    Masum olduklarını bildiğimiz, bilmesek de pekala masum da olabileceklerine ihtimal verdiğimiz, en azından ve hiç değilse hatırı sayılır bir kısmının masum olabileceğini sezgi düzeyinde olsun akla getirdiğimiz onbinlerce insan.

    Hiç ayırım gözetmeden söz ediyorum ve genelleştirerek “onbinlerce insan” diye yazıyorum.

    İçinde Osman Kavala da var, FETÖcü denilerek zindana tıkılmış Cemaat sempatizanları da var. İçinde Ahmet Altan da var, köktendinci terörist olmanın yanısıra o terör örgütünün yöneticisi olduğu sıfatıyla, aldığı 12 yıllık hapis cezasının suç gerekçesinde ‘üst yöneticisi’ olduğu terör örgütünün hangisi olduğu bile yazılı olmayan Halis Bayancuk da var. Demirtaş da var, atmış olduğu bir tivitin altına yorum yazan bir kullanıcının kişisel logosunda köpek resmi olmasından hareketle geçenlerde cumhurbaşaknına hakaret kastından 1 yıl 2 ay hapis cezası alan İhsan Eliaçık da var.

    Adalet meselesini kaygı edinmiyor toplum -peki bizler ediniyor muyuz?

    Bir kaç saat önce, sanırım Hürriyet Gazetesi idi, çarpıcı bir haber başlığı gözüme ilişti. Midem kaldıramayacağı için tıklayıp içini okumadım:

    “İşverenlerden Yeni Ekonomi Politikası’na tam destek.”

    Bunun çarpıcılığı, biraz düşünüldüğünde, istisnasız tüm aydınların, düşünme eyleminde ısrarcı olan herkesin ve hepimizin (bir utanç değilse bile) çok derin bir kaygıya vesile olması nedeniyle -yoksa üç kuruşluk haber ya da ilgi değeri yok.

    Gerçeğin gözüne bakma cesareti gösterelim ve gerçeğin gözünde gördüğümüzü hem ifade hem de itiraf edelim:

    Bu iktidar çok yakında gidiyor.

    Ama, bu iktidarın gidişi, adaletsizlik dolayısıyla olmayacak.
    250 bin dolarlık ev alana kafadan Türk vatandaşlığı verildiği için de olmayacak.
    Medyada bir lağım çukurunu andıran lumpenlik de olmayacak neden.
    Para verip satın alınarak temin edilen maskelerin yüzde 95’inin beş kuruşluk koruyucu özelliği olmadığı bilgisi dolayısıyla da olmayacak.
    Hepimizin ortak malı olan sahillerimizin, yaylalarımızın, ormanlarımızın, ırmaklarımızın uğursuz haramilerin talanına uğramışlığı da olmayacak.

    Sadece, insanların bir kısmı artık tatile çıkamadığı, büyük bölümünün artık alım gücünden söz edilemeyecek asgari ücret ve emekli maaşları dolayısıyla açlıktan nefesinin kokar hale gelmesi dolayısıyla gidecek bu iktidar.

    Kısacası, parasızlık, yaygın tabirle söylersek, “tencere” götürecek Erdoğan iktidarını.

    Bu, hepimiz açısından, yüz kızartıcı bir durum değil mi?

    Adaletsizlik, hukuksuzluk, yolsuzluk, başta Erdoğan olmak üzere yönetici dediğimiz insanlar gurubunun -sık sık komediye dönen- beceriksizlikleri, kifayetsizlikleri değil, zaten hiç de övünecemeyeceğimiz demokrasiden elde pek bir numara kalmamış olmasından değil, eğitimin iflasından değil, “tencere” götürecek bunları. Üstelik de öyle büyük bir oy farkıyla da değil.

    Peki ama 2001’de de tencere götürmemiş miydi o dönemin iktidarını ve partilerini?

    Peki ama, dindar muhafazakarlar “Biz nerede yanlış yaptık da millet adalet, ahlak, sağduyu, düşünce gibi meleklerle alay edercesine bir güruh olarak mehtere teslim oldu -ve tencere kaynamaya devam etseydi o teslimiyeti açık bir gönüllülükle sürdürecekti?” diye sormayacaklar mı?

    Peki ama, ‘sosyal demokrat’lar, “Yaw ülkenin çivisi çıktı, ortalık lumpen ve çakma dindarlığın ebelek gübelek müsamerelerinden geçilmiyor, ama bizim parti olduğu yerde sayıyor, malı yine bunlar götürüyorlar biz yine nal toplarken. Biz ne bok yedik de böylesine rezil bir duruma düşürdük kendi kendimizi? Nasıl olur da, sosyal demokrat olduğumuzu söyler, partimizin de öyle olduğunu iddia eder, ama ancak üst orta sınıftan oy alabilip yoksulların ve emekçilerin oluk oluk Erdoğan’ın mehterine ve otobüsten salladığı 250 gramlık çay paketlerinin peşine takılmasına izin verdik?” sorusuyla yüzleşmeyecekler mi?

    HDP’liler, “Hakikaten boktan işler yaptık, hem devletin, hem PKK’nın oyununa geldik” demeyecekler mi?

    Gülen Cemaati’nin hiç değilse eli kalem tutanlarının bazılarına dönüp “Doğru söylüyor, çok vahim yanlışlar yaptık” demiyecek mi Gülen Cemaati sempatizanları?

    2001’de iktidarı tencere götürdü.

    Yirmi sene sonra, gelecek yıl, iktidarı yine tencere götürecek.

    Sonra?

    Anayasa aynı anayasa.
    Siyasal partiler, siyasetçiler, liderler üç aşağı beş yukarı aynı adamlar ve aynı kadınlar.
    Zindanlar, yine nöbetleşe gidilen mekanlar.
    Devlet, yine “Allah devlete zeval vermesin” devleti.

    2031’de ne değişecek?

    Hep mi tencere götürecek?

    Şerefli bir yenilgiyi ima etse bile, bize, hiç değilse “Onca yıllık çaba öyle tümden çöp de değilmiş” diye düşünüp öyle yaşlanma fırsatı vermek üzere, bir kereliğine adalet ve ahlak götürmeyecek mi bir iktidarı?

    • Bu iktidarı götürecekse elbet tencere götürecek çünkü bu onun hatası olacak .Zamanı bilemeyiz fakat sizin tahmin ettiğiniz gibi gelecek sene olmayacak bu.
      Gelelim hak adalet ve ahlakın götürmesine gelince bu ise toplumla ilgili olup salt iktidarın hatası veya günahı sayılmaz . Bunda toplumun tüm kesimlerinin Savcısı hakimi profu işvereni işçisi toptan hjerkesin vebali olduğu için kolay kolay iktidarları götürmez. Herzaman sormuşumdur iktidar kötü hatalı yanlış yapıyor peki iktidar dışındakiler neden armut topluyor neden görevlerini yapmıyor. belki en masumları iktidardır.!!!!!!

  10. Haklısınız sayın mim.Siyasi islam Emevilerle birlikte islam dünyasının bünyesine girdi.Kur an ı Kerim i olduğundan farklı yöne,özü ve esasının tersine yorumladılar.İslamın indiği dönemde mezhep,tarikat ve cemaatlar olmadığı halde müslümanlar yollarını Kur anla rahatlıkla bulabiliyordu.Peygamberin ölümünden kısa sonra,kader ve Allah ın varlığı konusunda tartışmalar başladı.Halbuki peygamber, bu konulara girilmemesi konusunda sağlığında uyarmıştı.Tartışmalar giderek derinleşti ve mezhepler ortaya çıkarıldı.Arkasından biz daha iyi müslümanız ,biz islamı daha iyi uyuyoruz söylemleri ile tarikat ve cemaatler ortaya çıktı.Böylelikle müslümanlar arasında nifak çıktı ve ayrı fırkalara ayrıldlar.İslamın birleştirici,bütünleştirici,barışçı özü tersine çevrildi.İşte bütün bu oyunlara gelmemmek için aradıklarımızı sadece Kuran da ararsak doğruyu bulmuş oluruz.Zira Kur an da herşey tas tamam ve açık şekilde vardır.Bu konuda sure ve ayetler delildir.Geçmiş mesajlarımda Kuran hakkında duyuru yaptım.Değindiğim konu hakkında delil olarak Kur andan sure ve ayetlerinden duyuru yaptım.Atatürk,Türk toplumunun kötü emelli kişilerin,şeyh -mürşit-derviş adını alan şakrabanların eline düşmemesi için ;Kuran ı işret etmiştir.Saygılar.

    • Aynen katılıyorum. Allah’a ‘sultanlar sultanı’ diyenler mi istersin, Allah’ın da bir hesabı var deyip o hesabın kendi lehlerine olacağına inananlar mı…Ha bir de Süslümanlar peyda oldu tabi. Laik zenginlere özenen kendi Reina’larını yaratanlar. Boşuna Hz.Muaviye demiyorlar!

  11. Nedense sunu kabullenmek istemiyoruz biz millet olarak: birileri fakirse, acizse, hasta yaralıysa, açsa vb düşkün yardıma muhtaç durumdaysa,
    O kişiye sadece yardım edenler yanına koşar, dolayısıyla hepsi dosttur, İyilik meleğidir!
    Fakat acımasız dünyada öyle hesaplar dönüyor ki, ermeniler de bu sahnede rol alıyorlar. Hem de kanlı tarafından.
    Oysa ki bizim halk olarak hepimiz biraz ermeni, biraz kürt, biraz laz, biraz zaza, biraz tatar, biraz arap, biraz roman, biraz rum, biraz biraz..
    Tek bir noktada buluşarak “biz Türk Milletiyiz” demişiz. Belki de ülkenin birçok zanaatkarı, tüccarı çifçisinin dedesi bir ermeni kızını sevmiş, hatta evlenmiştir.
    Nool diii!?
    Sen daha belediye Bşk. Seçilmiş kişiyi filancalardan gelmedir deyu aforoz etmeye kalkarken,
    Ninesinin torunu nasıl Ermenistan la kardeş olmalıdır desin?
    Burada hirant gibi birini parlatıp sonra harcanmasına sebep olanlar mı var acaba?
    Böylece elini uzatanın eli yanar tuzağı gibi bir şey mi ki bu?
    Yani demen o ki, sn A.Gül gibi tek tük atılımlar ( her alanda) doğru taktikler midir, yoksa devlet, millet olarak bir “”çalışma yapılması gereken alanları”” mı belirlemeliyiz?
    Örnegin inanç açlığı, kültürel eksiklikler, etnisite kışkırtmaları, komşuların bir arada yasama yı dahi beceremiyor olması gibi.
    Hatta osmanlının devlet yönetenlerin bile bilmiyoruz, bildirmiyorlar!
    Sadece geçmişi kötülüyorlar.

  12. Hocam, yazınızı baştan aşağı olumlu ve gerçekçi buldum , yazdıklarınıza şahsen ben de tamamen katılıyorum , gündeme de gayet uygun düşmüş ; ayrıca bir iki fanatik hariç
    okuyucu yorumları da güzel , şahsen teşekkür ederim .Tabii konunun tarihsel ve uluslararası başta olmak üzere bir çok yönleri var yani oldukça karmaşık ve içinden çıkılmaz bir özelliğe sahip ; zaten o yüzden de adeta kangren olmuş durumdadır . Bu konuda bilgilerimi tazelemek için internette bir gezinti yaptım ; çok güzel iki açıklamaya denk geldim .İzninizle arkadaşların istifade etmesi için belirtmek istiyorum ( Yalçın Toker 31.8. 2015 ve Naime keskin 19. 1. 2019 ) .Bence bu sorunun bir çok sebepleri yanında en önemli olanı artniyetli ve hain bazı ülkelerin Ermenileri kendi emellerine alet etmesi ve kullanmasıdır .Ne yazık ki başta Ermeni yöneticiler olmak üzere bir kısım halk da bu oyuna alet oluyor , gerçekleri göremiyor . Ve ne yazık ki hep söylediğim gibi dünyaya sahip çıkması , bütün insanları kucaklaması , hakkı adaleti tesis etmesi , dünyaya barış ve huzuru getirmesi beklenen büyük ve fakat soysuz devletler de yangına körükle gidiyor! Selam ve saygılarımla .

  13. 30 yıl işgal minsk gurubu…
    sizce azerbaycanın ermenistanı sözle yada bakışarak yada rica ile topraklarından çıkarma ihtimali nedir yada ermenistan ileride azerbaycan rica ederse çıkarız diye mi karabağı işgal etti.
    hangi dünyada yaşıyorsunuz.

  14. Türkiye’nin ve Erdoğan ailesinin bekası, mevcut cumhurbaşkanlığı seçim sisteminin devre dışı bırakılacağı bir erken seçimi gerektiriyor. Şaka değil bu.

    Derhal erken seçime gidilmeli. Seçim, Erdoğan ve partisinin hükümeti kurmasına el verir bir oy oranıyla çıkmasıyla sonuçlanmalı. Eğer kamuoyu araştırmaları, AK Parti’nin böylesi bir oy yüzdesine ulaşmasının garanti olmadığına işaret ediyor ise, hiçbir şey olmasa bile bir şeyler olmalı ve AK Parti yüksek bir oy oranına eriştirilerek sandıktan birinci parti çıkmalı. Gerekiyorsa, CHP ve HDP’li seçmenlerin bir bölümü gidip Erdoğan’ın partisine oy vermeli.

    Türkiye’nin bekası bunu gerektiriyor.

    Seçim 2021 yazına sarkarsa, Türkiye de Erdoğan da böyle bir şansı yitirecek.

    Açayım, açmaya çalışayım.

    Türkiye’yi, “Cumhur İttifakı” terimi ile “Cumhurbaşkanı Erdoğan” ifadesinin üzerini örttüğü gerici ve tehlikeli bir bürokratik güç odakları koalisyonu yönetiyor. Cumhurbaşkanı, dış politikadan filan anlamaz. Ortalama bir lise öğrencisinin coğrafya bilgisine sahip olduğu dahi kuşkuludur. (Prompter olmadan konuşamamasının, dış politika ve ekonomide başkalarınca hazırlanmış hazır metinleri kağıttan okumasının nedeni de budur zaten.)

    Türkiye’yi yöneten, politikaları belirleyen, Erdoğan’ı neyle korkutmuş ve rehin almış olduklarını bilmediğimiz o tehlikeli bürokratik güç odakları konsorsiyumu.

    İktidarın AK Parti’nin elinden çıkıp Erdoğan’ın eline düşürüldüğü, onun da o iktidarı gidip bu tehlikeli şer ittifakına teslim ettiği günden bugüne çabukça hatırlayalım: Suriye, Libya, Doğu Akdeniz, Kafkasya. . .

    Hasan Bey’in de işaret ettiği üzere, “Ne elde ettik?” sorusunun karşılığı yok. Bu karşılıksız kalma hali, Erdoğan ve sözcüleri için de geçerli. Sorarsanız, uçuyor, yansıra kaçıyoruz, “Sıradaki gelsin!” diyoruz vs.

    Ekonomide uçuyor kaçıyoruzu yutturmak kolay değil. Yutturamıyorlar zaten. İşsizlik belli, paranın alım gücü belli, döviz kurlarının meczuplaşmışlık hali belli.

    Dış siyaset öyle değil. Ölçüsü, göstergesi yok.

    Çıkarıyorsun adamı havuz medyası ekranlarına. Koyuyorsun bir haritanın önüne. Veriyorsun eline ince kızılcık sopasını. Halk, kutuplar mı, Yeni Zelanda mı, yoksa Afrin ya da İdlib mi olduğunu bilmediği noktalara temas eden sopanın dokunduğu yerleden çok daha fazla, “Zaten kurmaymış, amiralmiş, ordu yönetmiş öyle emekli olmuş. . .” diye mırıldanmayı olanaklı kılacak sözcüklere odaklanmış halde, anlayabileceği türden sözcükler duymayı bekliyor, onunla ilgili. “Mavi akım”la “Mavi vatan”ı yan yana getirip üç beş kez tekrarladığında, halkımız durumu anlıyor. Ertesi sabah Hürriyet’te, Sabah’ta gökte hayli modern, alengirli ve de gizemli görüntüleriyle uçan üç beş İHA resmini de görünce, amaç hasıl oluyor.

    İçeride ne yapıldığı malum. Kışkırt, kutuplaştır, sindir. Kırmızı listeden bir ikisi daha düştü de. Çek bir HDP operasyonu daha. Saldır Türk Tabipleri Birliği’ne. Karnından konuşanlar bile bölücü, bozguncu olsunlar ki, kış aylarıyla birlikte cehennemin kaç rengini istese de istemese de görecek olan halkımız, homurdanıp ses vereceğine, ekmeğe peynir tozu serpiştirip kışı battaniyelere sarınarak geçirsin.

    Dün, AK Parti sözcüsü çelik, “CHP Ermenistan’ın yanında saf tutuyor” dedi. Bu bile tek başına çok şey anlatıyor. HDP’lieri de zıvanadan çıkarmak için yapıp ettikleri sonuç verirse, işler ballı börek kıvamına gelecek.

    2021 kışı geride kaldıktan sonra endişeye mahal var mı yok mu?

    Ben, uzunca bir süre, endişeye nahal olmadığını, bunların Erdoğan’ın seçim kaybetmesiyle iktidarı yitireceklerini düşündüm.

    Adım adım, endişelenir olmaya başladım.

    İçeride sopayı Erdoğan’ın eliine verip ortalığı çok karıştıracaklar, onun başını belaya sokup, yedikleri haltların sorumluluğunu onun omzuna yıkıp öyle gidecekler gibi.

    2021’e girmeden Erdoğan seçime gitsin acilen. Bunları gemiden şimdi atmazsa, bu kıştan çıkarken gemi yalçın kayalıklara bindirdiğinde, Reis sıfatıyla geminin dümeninde kendisini gösteren resimlerle yakalanacak.

    Tetiği çeken kendisi olmadığı halde, cinayete vesile olmuş tabancayı eline tutuşturulmuş halde bulup yaka paça götürülen şaşkın adam filmlerinde olduğu gibi.

    Erdoğan, hiç değilse içeride uyanık olsun. Bir kısım muhalif medyada dillendirilen ve benim ciddiye almadığım öyle milis falan işlerine el atmışsa, hemen dağıtsın.

    Hemen seçime gitsin. Seçimden birinci parti çıkıp hükümet kursun. Başbakan olsun.

    O’nun için de, bizim için de hayırlı olan şey budur.

    Değilse, 2021 hayra alamet bir yıl olmayacak.

  15. Fehmi Koru sağolsun, abilik yapıyor. Yaşının olgunluğunda konuşuyor. Lakin görmüyor mu ki ne yaparsanız yapın birileri bize yoldaş olmayacak. Macaristanı bile Türk kökünden geliyor diye dışladıklarını görüyoruz bazı Avrupa menşeli yayınlarda. Evet zaman zaman diplomatik hatalar yapıyoruz. Zaman zaman ekonomik hatalar yapıyoruz. Adalet sistemimiz gerçekten çok berbat.(ama sizin dediğiniz gibi değil sadece Akpli ler de var chp şi ler de var fetöcüler de var rüşvetciler de var, var oğlu var) ama neyi düzeltirseniz düzeltin siz onlardan (hristiyan yahut tamamen dinsiz) olmadıkça ki artık bunun yolu yok onlar asla ve kat’a bizimle aynı paydada buluşmayacaklardır. Birileri istediği senaryoyu yazsın. Tek yol onlardan güçlü olup onlara ayak öptürmek. Zor oyunu bozar. Başkaca yolu yok. Yok Azeriyi satalım, yok Suriyeden çekilelim, Yok Libyaya karışmayalım… böyle yaparak avrupaya yaranacağımızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Değil mi ki onlar bizi köleden başka birşey görmüyor. Avrupadan daha fazla ırkçı bir ülke olmadığına iddia ederim. O halde dik duralım.. öleceksek bir defa ölürüz. Ama inanın (gerçi reis dedi siz inanmazsınız ama) bi kaç yol daha devam etsin savunma sanayi. Birileri de adalet sistemini düzeltisin.. görün bakalım kendiliğinden nasıl çekiliyor ermenistan işgal ettiği topraklarımızdan.

      • Önce: “Değil mi ki onlar bizi köleden başka birşey görmüyor.” Sonra: “Tek yol onlardan güçlü olup onlara ayak öptürmek.”

        Ben kullandığınız “ayak öptürmek” fiilni “köleleşitrmek” olarak düşündüm.

        Başka bir şey de olabilir elbette. Belki bir tür ata sporudur, belki milli mutfağımızla ilgilidir -Emine Hanım’ın yazdığı, henüz yayımlanmamış yemek kitabı çıktığında açıp bir bakmak lazım.

    • “Öleceksek bir defa ölürüz” anlayışı ancak kişiler için geçerli olabilir. Bir devletin böyle bir yaklaşımı olamaz, saçmalamayın lütfen.

    • Savunma sanayi gelişirse Avrupalı kölemiz olacak kısmı nerde yazıyor valla bende anlamadım sayın bernar. Evet belli ki çok fazla mizah okuyorsunuz. Yoksa bu yazdığınız senaryoların ilhamı nerden gelecek.

  16. Yüzyıllar önce Ermeniler Anadolu ve İran topraklarına yayılmışlar. O kadar ki bugünkü Ermenistan topraklarında tam bir azınlık durumunda imişler. Rus Çarlığı kendi emperyal politikalarına uyduğu için Ermenileri Kafkasya’ya göçe teşvik etmiş. Osmanlı da ‘Beka’ derdine düştüğü bir zamanda (1915) Ermeniler üzerinde tehcir uygulayıp göçe zorlamış. Bunların sonucunda bugünkü topraklarında Ermeniler çoğunluğa ulaşmış.

    Bu tarihi bilgiler gösteriyor ki Ermenilere kalsa bir Ermenistan olmayacakmış. Ermenilerin ataları, bir araya gelelim de anavatan topraklarında biz de bağımsız bir devlet kuralım dememişler. Nerede karınları doyuyorsa orada yaşamayı tercih etmişler çünkü.

    Ermenilerin dağıldıkları coğrafya geniş olduğu için nüfusları artmış ama bu büyük nüfus tarihi Ermenistan anavatanına sığmadığı için büyük savaşların ortaya çıkardığı şartlarda pek çoğu Fransa ve ABD başta olmak üzere gelişmiş Hristiyan ülkelere göç etmişler. Bunun sonucunda ‘Ermeni Diasporası’ oluşmuş.

  17. Azerbaycan doğalgazının 1000 M3 ünü Avrupa kaç dolara, biz kaç dolara alıyoruz?
    Sahi bu aşamada bunu sormak ihanet-i vataniye olabilir.
    Diğer zamanlarda sormak ta abesle iştigal.

  18. Nasıl suriyede öso türkiyenin milli savunmasına destek olduysa, şimdi de amcazademiz azeriler yine bizim güvenliğimiz için ermenistanla çarpışıyorlar ve aynı şekilde onlarla da dayanışmak zorundayız; çünkü ermenistanın kulağına üfleyen üstakıl, demir ipekyolunu kesmeyi kafasına koymuş gibi…
    Bu da şahdenizden izmir rafinerisine uzanan şahdamarımız koparılmak isteniyor demektir!

    • amerikada bir eyalet fosil yakıtla çalışan araçları yasakladı. 14 sene sonra bu araçlar o eyalette trafiğe çıkamayacak.

      Çin’in ipekyolu projesi faliyete geÇİNce senin İzmir rafinerinin pek hükmü kalmayacak gibi. o halde senin argümanın esasen Türk ile Çin kökenlerinin tarihin bir noktasında kesiştiği fikrine dayanıyor öyle mi?

  19. Sn. Koru, bu ihtilafta, bu ve bundan önceki yazısında, meselenin küresel güçler tarafına hiç değinmemiş oldu: Sanki mesele sadece Türkiye ve Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan bir husumet, bir sınır-toprak anlaşmazlığı imiş gibi…

    Sorunun küresel boyutu ile işleyeceği yazısı bundan sonra gelecektir herhalde.

    3 Milyon civarında nüfusu, “ekonomi” teriminin dahi kullanılmayacağı çok kötü mali durumu ve jeo-stratejik! konumu ile küçücük bir Ermenistan ile ne büyük/kocaman bir sorunumuz olabilir ki?.. 1915’i bile kendi/dünya gündemine sokmaya, kendi imkan ve kabiliyetlerinin yetmediği, bunun ancak lobi gelirleriyle yapabildiği bir Ermenistan’la…

    Bütün gücümüzü, diplomatik enerjimizi, en üst düzeyde seslendirerek üzerine boca edeceğimiz kadar bir büyük Ermenistan var mı ki?

    Merhum Türkeş’in tespitleriyle, bizden -Osmanlı/Türk- daha çok maddi-manevi sosyo- kültürel, tarihi ilişkili olduğu bir başka ülke/millet var mıdır yer yüzünde Ermenistan’ın?..

    600 yüzyıl Osmanlı ile beraber iç içe yaşamış bir millet Ermeniler. Bu yaşanmışlık bile, tarihin belli bir bölümünde gerçekleşmiş husumeti dostluğa çevirecek ve diğer ülkelerden önce, yeniden ilişki kurmamızı sağlayacak hakkı öncelikle bize verir, vermeli. Ermenilerde böyle düşünmeli.. artık çok farklı bir dünyadayız; eski husumetlerin para etmediği, ilişkilerin dünya nimetlerini paylaşmak üzere kurgulandığı farklı bir dünya…

    Nitekim bugün Ermenistan’ın da iteklendiği ve yapmaya cüret ettiği bir nevi “vekalet savaşının” ön adımıdır Kafkasya’da bu gerçekleşen…

    Ermeni saldırılarının başladığı ilk yer olan Tovuz bölgesi, Dağlık Karabağ’dan ayrı olan bir bölgedir ve Bakü-Tiflis-Kars Demir Yolu ile yine Bakü- Tiflis- Ceyhan Boru Hattının geçtiği merkezi coğrafik bir bölgedir Tovuz. BTK Demir Yolunun Çin’in “Kuşak Yol” projesinin bir parçası olduğunu düşündüğümüzde, Kafkasya’da açılan bu yeni cephenin, Fransa’nın başarısızlığından sora Doğu Akdeniz’de ABD’nin de sahne almasından sonrasına tekabül etmesinin ne denli küresel bir oyunun ilk ayak sesleri olduğunu görmüş oluruz.

    Türkiye’nin, Libya ve Doğu Akdeniz’deki eylemlerinden elde ettiği kazanımlar nedir henüz kestirebilmiş değilim; bu, -ülkemizin, Ermeni-Azeri ihtilafına ilk elden taraf olması- ülkemizin de bu küresel oyunda bir aktör (rol verilen) bir pozisyonda olabileceği kanaatimi pekiştiriyor.

    Neden mi? Şöyle ki; Ülkemizin Irak, Suriye, Mısır ve Libya ile Doğu Akdeniz’deki politika uygulamaları, hep küresel güçler lehinde netice vermiş olmakla beraber, bizim yanı başımızda, yıllarca içinde boğuşacağımız/bocalayacağımız sorunlar yumağı üretti de ondan. Sizce de öyle değil mi?

    İsrail’in, Azeri doğal kaynakları ile olan, saklı gibi duran ilgisi/ilişkisi de -BTC Boru Hattı ile Azeri petro-doğalgazının taşınımı- Ermeni-Azeri çatışmasının, küresel güçlerin dalaşmasının onlar üzerinden gerçekleştiriyor olduğunu gösteriyor.

    Azerilerin, 30 yıllık Karabağ sorununu kendi lehine çevirecek bir atraksiyonu henüz olmamışken, yeni Ermeni saldırılarına karşılık üstünlük sağlaması -Türk SİHA ve İHA’larının kullanılarak- ve bunun küresel çapta -Rusya hariç- onanması, Rusya karşısında ABD-BATI, Türkiye, İsrail ile Çin’in, Rusya’yı bloke edecek kadar Kafkas doğal yatakları üzerinde “kazan kazan” temelli zımni bir konsorsiyum! kurdukları izlenimini veriyor bana.

    Türkiye’nin bu konsorsiyumdan! elde ede/bile/ceği maddi kazancı, bölgede oluşacak insani, tarihi-kültürel sorunları çözmeye yetecek mi?

    • Hasan bey, ermenistan yönetimi askeri şemsiyesi altında bulunduğu rusyadan yardım istedi ancak çatışma bölgesinin ermenistan sınırlarının dışında olduğu gerekçesiyle bu talebi karşılanmamış…

  20. Gündemim yine farklı.
    İDEAL DEVLAT NASIL OLMALI?
    İdeal devletin temel özelliklerini yirmi ana başlık altında özetleyebiliriz: 1.Devlet sosyal consensus’a dayalı bir kurum olmalıdır.
    2.Devlet sosyal sözleşmeye dayalı bir kurum olmalıdır.
    3.Devletin sahip olduğu güç ve yetkiler tek bir elde toplanmamalı; yasama, yürütme ve yargı organları arasında dağıtılmalıdır.
    4. Devletin sahip olduğu güç ve yetkiler merkezde toplanmamalı; bir kısım güç, yetki, görev ve fonksiyonlar yerel yönetimlere ve diğer devlet birimlerine aktarılmalıdır.
    5. Devletin sahip olduğu “siyasi” güç ve yetkilerin çerçevesi ve sınırları mutlaka devlet anayasası içerisinde belirlenmelidir.
    6. Devletin sahip olduğu “ekonomik” güç, yetki, görev ve fonksiyonlarının çerçevesi ve sınırları mutlaka devlet anayasası içerisinde belirlenmelidir.
    7. Devlet halk egemenliğine dayalı bir kurum olmalıdır.
    8. Devletin piyasa ekonomisinin işleyişine ve fiyat mekanizmasına müdahaleleri ancak gerektiğinde ve çok sınırlı düzeyde olmalıdır.
    9. Devlet, özel teşebbüslerin daha iyi ve etkin bir şekilde sunabilecekleri mal ve hizmetleri üretmekten kaçınmalı, bunun yerine piyasa ekonomisinde oyunun kurallarını tespit etmelidir.
    10. Devlet yönetiminde açıklık/şeffaflık sağlanmalıdır.
    11. Devletin varlık sebebi bireylerin haklarının ve özgürlüklerinin korunmasıdır.
    12. Devlet, dinsel kurallara bağlı olarak değil, bireylerin özgür düşünceleri ile oluşturdukları hukuk kuralları ile yönetilmelidir.
    13. Devlet, insanlar arasında cinsiyet, ırk, din, dil, etnik köken farkı gözetmeyen bir kurum olmalıdır.
    14-Paternalist devlet anlayışının değil, Sorumlu Devlet anlayışının benimsenmesi gereklidir.
    15. Devlet, gelir ve giderleri prensip olarak birbirine denk olan bir kurum olmalıdır.
    16. Devlet, uluslararası siyasi ve ekonomik ilişkilere önem veren, uluslararası rekabete kenetlenmeyi ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi hedef alan bir kurum olmalıdır.
    17. Devlet evrensel değerlere sahip bir kurum olmalıdır.
    18. Devlet, yönetiminde liyakat sistemi geçerli olmalıdır.
    19. Devlet, katılıma dayalı bir kurum olmalıdır.Vatandaşların, devlet yönetimine katılımını özendirecek tekniklerin (referandum, halk girişimi, halk vetosu, geri çağırma hakkı vs.) uygulanmasına önem verilmelidir.
    20-Devlet yönetiminde, hem insan kalitesinin, hem de sistem kalitesinin birlikte ve eşanlı olarak gerçekleştirilmesi hedeflenmelidir.
    KAYNAK:HUKUK VE İKTİSAT ARAŞTIRMALARI DERGİSİ,Cilt 7, Sayı 1, 2015, ISSN: 2146-0817 (Online).İDEAL DEVLET ve İYİ YÖNETİM : TEMEL İLKELER , KURALLAR ve KURUMLAR/Prof.Dr.Coşkun Can Aktan .Dokuz Eylül Üniversitesi ,İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi.
    Saygılar.

  21. Savaşın ne olduğunu hayatı savaşlarda geçmiş komutan Atatürk cevaplamış H.Gayret.Anladın sen onu!”Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin ordusu, istilalar yapmak veya saltanatlar yıkmak veya saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aleti olmaktan uzaktır.”Mustafa Kemal Atatürk.

  22. Benim gündemim yine farklı.
      1. Adaletli olun.Sizinle aynı gruptan, aynı çizgiden olmayan insanlara karşı da adaletli olun.Hatta kin ve öfke duyduğunuz toplumlara karşı bile adaletli olun.Kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız ALEYHİNE BİLE OLSA, adaletli olun. Muhataplarınız zengin de olsalar, fakir de olsalar adaletli olun.
    2-Dil, renk, ırk ayrımı yapmayın.
    3-. İşlerinizi, sorunlarınızı şura/danışma ile çözün. Ortak aklı işletin.
    4- Din adına hiç kimseye baskı ve zorlama yapmayın. Peygamberler bile insanlar üzerinde bekçi değildir. Sadece tebliğ ederler, öğüt verirler ve hatırlatırlar.
    5- Emanetleri (görev ve sorumlulukları), işin ehline /uzmanına verin.
    6- Ayrışmayı değil uzlaşmayı tercih edin.
    7- İnsanların haklarının karşılığını tam verin!.Ekonomide, ticarette hile yapmayın.
    8- Rüşvetten uzak durun.
    9-Fikir ve ifade özgürlüğünü temin edin. En temel değerlerinizle alay edildiğinde dahi ,o ortamı terk edin, şiddet uygulamayın.
    10- İyinin yanında; kötünün, zulmün karşısında olun!.İyiliği üsteleyin, kötülüğü engelleyin.
    11-Sadece size saldıranlarla, savaş açanlarla ve zulmedenlerle savaşabilirsiniz.Ancak aşırı gitmemeli ve savaştan vazgeçerlerse siz de vazgeçmelisiniz.Sizinle savaşmayanlarla ise iyi geçinin ve onlara karşı adaletli olun.
    12- Toplumda zengin ve fakir insanlar arasında gelir uçurumu olmasın. Yardımlaşın, paylaşın, kimsesize ve yoksula sahip çıkın, sosyal adaleti sağlayın. 13-Gösteriş yapmayın.Yardımlara engel olmayın.İnsanları itip kalkmayın.Dini yalan saymayın.
    14-Düşünün, sorgulayın, araştırın! Bilgiye, bilime değer verin.
    15-Bir toplumun değişmesi, ilerlemesi, refah düzeyinin artması kendi yaptıklarına bağlıdır. Tembelliğinizin ve sorumsuzluklarınızın bedelini kader maskesi altında Allah’a yüklemeyin.
    İlgili maddeler ile ilgili Sure adı ve ayet numaraları şunlardır:Maide 8; Nisa 135;Rûm 22;Şura 38;Ali İmran 159; Bakara 256;En’am 107; Ali İmran 20; Nahl 82;Şûra 49; Ğaşiye 21;Nisa 58;Ali İmran 103; Bakara 213;Haşr 14; Şuara 181-183; İsra 35;Mutaffifin 1-3; Bakara 188;Nisa 140;Ali İmran 104; Ali İmran 110;Hac 39; Bakara 190; Bakara 192;Bakara 194;Mümtehine 8; Haşr 7;İsra 26;
    Rum 38;Maun 1-7; Bakara 44, Al’i İmran 65;En’am 32;A’raf 169;Yunus 16; Hud 51; Yusuf 109; Enbiya 10; Enbiya 67;Mü’minun 80; Kasas 60, Saffat 138; En’am 50; Yunus 3; Hud 24;Hud 30;Nahl 17; Mü’minun 85;Saffat 155; Casiye 23;İsra 36;Nisa 82; Bakara 164; Ankebut 20; Ra’d 11; Şûra 30; Enfal 53.
    KAYNAK:Kuran’a Göre Siyasetin Temel İlkeleri/Demet Özkan.Eğitimci-Araştırmacı .
    Saygılar.

    • Turgut bey, sizin hatırlattıklarınız gerçek İslamda (Kuran) yer alır. Geleneksel din (Ebu Süfyan-Muaviye dini) de bunları kağıt üzerinde reddetmez ama gerçek hayatta görmezden gelir. Müslümanların pek çoğu da kıvırtma payı olmayan Kuran yerine kıvırtma payı neredeyse sınırsız olan geleneksel dine itibar etmektedir. Dolayısıyla ancak laik müslümanlık ve milli (ulusal) değerler çerçevesinde birleşme ve uzlaşmadan başka bir yol göremiyorum. Yani Devletimizin kurucu babası Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği yol.

  23. Ermenistanı bilmem de daha önce azerbaycana ve özbekistana bikaç kere ağabeylik yapmaya kalkmıştık hatırlanacak olursa; sonuçlarına burda girmeyelim isterseniz…

  24. Sayın Koru çok haklısınız ve güzel bir yazı olmuş.
    Kış kışlığını her zaman yaparmış.
    Dün diyeceğimiz kadar kısa bir süre önce Hocalı katliamını yapanlara da ağabeylik yapmasına yapalım da onlar bildiğini okumaya devam edip hala Hınçak ve Taşnakların yolunda ise bizi kim dinleyecek?

  25. Türkiyenin abilik yaparak çözüme katkıda bulunması tabiki çok önemli fakat karşıdaki bunu ısrarlşa anlamıyorsa ozaman ne yapmalı. Sn Gül denedi olmadı Türkeşin ömrü yetmedi Özal başaramadı .Önce şunu görelim 3 milyonluk Ermenistan 1.500 dolarlık lşi başına gelirle ekonomisi bitmiş bir ülke neden saldırır daha doğrusu saldırtılır ? Önce bunu anlamamız lazım .
    Çözüm ermenistan ile olacak ise hayhay yapalım fakat ermenistan bir Truva atı tıpkı Yunanistan gibi niyet bambaşka bunu görmemiz gerekiyor.
    Ayrıca artık sorunlar diyalogla çözülmüyor örnek kıbrıs örnek yukarı karabağ kaç yıl oldu ?
    varmı çözüm yok ozaman bu iş güç ile halledilecek . Kurtaracaksın karbağ ı sonra onlar gelsin çözüm diye .Yalnız bu işin çok kısa sürede bitmesi gerekiyor uzadıkça iş çığrından çıkabilir. Maalesef zaman savaşma seviş zamanı değil.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız