Başarısızlığı kimse üstlenmez bizde, başarıya düşmanlığı da CHP’lilerden öğreniyoruz

36
Reklam

Liglerde yeni sezon açıldı. Galatasaray, yeni teknik direktörü ve transfer ettiği yeni kadrosuyla çıktığı dün akşamki maçta, kendi oyuncusunun hatası yüzünden yediği bir golle Giresunspor’a yenildi.

Maçtan sonra görüşlerini almak üzere bekleşen gazeteciler, kulüp başkanına ‘hakem’ sorusu yönelttiler; o da önce sezonun yeni başladığını bu sebeple hakem eleştirisi yapmayacağını söyledi, ardından da maçın hakemini eleştirdi.

İngiltere’de de yeni sezon açıldı ve dün Premier League’in iddialı takımlarından Manchester United, fazla iddialı bilinmeyen rakip takımdan tam dört gol yiyerek, lig açılışı bakımından tarihinin en kötü mağlubiyetini yaşadı.

Yenilen goller ve kaybedilen maç yüzünden orada hakemin eleştirildiğini duymadık.

Amazon Prime platformunda her yıl bir İngiliz futbol kulübünde yaşananlarla ilgili belgeseller dizi oluyor; son yıl Arsenal takımının serencamını en mahrem toplantılarına kadar tanıklık ederek izlemiş ve diziye dönüştürmüşler. 

Onu izleyince hatırladım: Arsenal geçen sezon yeni teknik direktörü ve takıma ısınması tam sağlanamamış yeni transferleriyle ilk dört maçında ardı ardına yenilgiler yaşamıştı. Her yenilgi sonrası kulüpten kimse kendileri dışında birilerini veya bir yerleri suçlamadı; kendilerini sorgulayarak sonrasında dokuz maçlık yenilmezlik dönemini getirecek başarıların temelini bu yolla sağladı.

Balık baştan kokuyor. Siyasi hayatta yapılan yanlışlıkların sonucu olan sıkıntılardan bizde hep ‘dış mihraklar’ suçlanır ya, futbolda da kabahati bizde yine kimse üstlenmiyor, yenilgi yaşayan takımların istisnasız hepsinin hedefinde hakemler oluyor.

Geçen yıl, aralarında uluslararası karşılaşmalarda FİFA tarafından kendilerine sürekli görev verilen iftihar kaynağı olanların da bulunduğu tam 13 hakemin üzerini, Futbol Federasyonu bir kalemde çiziverdi. 

Reklam

Kulüp yönetimlerini haklı çıkartmak için…   

Genç nesil hakemler bu yıl görevde; ancak daha sezon yeni açılmışken, onlar da, bir önceki nesil hakemlerin kaderini yaşamaya başladılar.

Yenilgiler sahipsizdir veya sorumluları hep dışarıda aranır bizde; daha da kötüsü, başarılı olanlar da pek sevilmez.

Örnek siyasetten.

CHP ben bildim bileli kendisini tek başına iktidara taşıyacak bir seçim başarısı yaşamadı; buna son genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu dönemi de dahil. Tek istisna, AK Parti’nin ülke çapındaki başarılarını başlatan İstanbul büyükşehir belediye başkanlığının son yerel seçimde -hem de tam iki kez- kazanılmasıdır.

Ekrem İmamoğlu o başarının mimarı…

[Kemal Kılıçdaroğlu da İstanbul’un belediye başkanlığına adaylığını koymuş (2009) ve kaybetmişti.]

Aday Binali Yıldırım olarak görünse bile, karşısındaki gerçek rakip AK Parti’nin ülke çapındaki başarılarının arkasındaki güç diye bilinen Tayyip Erdoğan iken o başarıları partisine yaşattı İmamoğlu.

Reklam

İlk seçim yok sayılınca yenilenen seçimde aradaki oy farkını on misli artırarak hem de…

Genel seçimlerde oyunu yüzde 25’in üzerine çıkaramayan CHP adına girdiği İstanbul seçiminde yüzde 54 oy alarak…

Bakıyorum da, CHP’nin rakibi olan partilerden daha çok kendi partisi içerisinde sevmeyenleri var Ekrem İmamoğlu’nun…

İktidar cephesinin destekçisi bilinen gazeteler ve TV kanallarında her fırsatta eleştiriliyor İmamoğlu; ancak aleyhinde olanlar arasında en kıyıcılar, CHP’ye yakın gazetelerde yazan, CHP’yi destekleyen yorumcular…

Peş peşe 10 seçimde partisine zafer yaşatamayan Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendilerinin de ‘tarihi önemde’ olduğunu özellikle vurguladıkları cumhurbaşkanlığı seçiminde aday ilan etmekte zorlanmayan yakın çevre, 70 yılı aşan çok partili dönemde en başarılı iki seçimi kendilerine hediye eden Ekrem İmamoğlu’nu dışlamada yarış halinde.

“Yerelde başarılı olan cumhurbaşkanlığı seçiminden de zaferle çıkar” diye düşünmek için bir sebep yok, ancak CHP’nin başarıyı bu kadar kolay hazmedememesini de anlamakta zorlanıyorum işte.

Bir sanatçımız da, CHP’de aday belirleme komitesi varmış ve orada tek söz sahibi kendisi imiş gibi, “Ekrem’i aday maday yaptırmıyorum” diyerek hazımsızlar kervanına katıldı.

[Aynı sanatçımız, o açıklamasını, İstanbul belediye başkanı sıfatını taşıyan Ekrem İmamoğlu’nun iktidar yanlısı bilinen bir gazeteciye röportaj vermesi üzerine yaptı. O gazeteci için uygun gördüğü de ‘cezaevine giden otobüsün yolcusu olmak’… AK Parti son genel seçimde halkın yarısının oyunu alırken, Tayyip Erdoğan da cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 52 oy almıştı; o oyları verenleri içine bindirebilecekleri büyüklükte bir otobüs için sipariş de verilmiş midir acaba?]

Futbolumuz bir tuhaf, siyasetimiz aynı tuhaflıkta, sanatçılarımız da pek farklı değil…

Nasıl bir ülke olduk, anlayan varsa bana da anlatsın.

Başarısızlıkların faturasını hep hakemlere çıkarta çıkarta futbolumuzun uluslararası alanda düştüğü durumu biliyoruz: Belçika’nın 1780 puanla birinci, Meksika’nın 1632 puanla 10. sırada yer aldığı FİFA dünya sıralamasında, Türkiye, 1488 puanlı Cezayir’in ardından, 1487 puanla ancak 32. olabildi.  

Ekonomide en güçlü 10 ülke arasına girmeyi hedefleyen ülkemiz, bugün geldiğimiz noktada 17. sıradan 21. sıraya düştü; 20. sıraya çok yoğun ambargo ve yaptırımlara muhatap İran yükseldi.

Şimdilerde havaya hakim olan anlayışla gidilecek genel seçimde ve cumhurbaşkanlığı seçiminde ne olur dersiniz?

CHP’nin ve destekçisi medyanın sürüklemesiyle gidilecek o seçimler sonrasında, içinde ‘dış mihraklar’ sözcüklerinin de geçtiği türden suçlamaları, bugünkü durumun ve dolayısıyla o seçimin sorumlularının ağzından duyarsak hiç mi hiç şaşırmayacağım.

[Günümüzde siyasetle meşgul olanlar ile siyaseti yakından izleyenlere ‘Amazon Prime’ın geçen yıl Manchester City ve bu yıl Arsenal futbol kulüplerini konu alan ‘All or Nothing’ genel başlıklı belgesel dizilerini izlemeyi tavsiye ederim. Başarısızlıktan nasıl kurtulup başarının nasıl yakalanabileceğinin ipuçları var o dizilerde. Başarıya kilitlenme kadar ‘takım ruhu’ da önemli. ‘Takım ruhu nasıl yaratılır’ sorusunun cevabı için de izlemeye değer futbolla ilgili o diziler.]

ΩΩΩΩ 

Reklam

36 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey,
    CHP ile ilgili tespitlerinize katılıyorum. Çok sayıda eski kafalı ve faşist çizgide kalmış CHP’li ve diğer muhalif partili siyasetçiler var. Ekrem Bey kendi ayağına sıkmasaydı şansı çok daha fazlaydı. Ancak şunu da unutmamamız lazım ki, şayet seçimde iyi bir aday çıkaramazlarsa muhalifler seçimi kaybedecekler. Bu doğru aday kesinlikle Kemal Bey değil. Kemal Bey çok iyi bir adam olabilir ama sosyolojiyi inkar etmek akla aykırıdır.
    Toplumdan kopuk, kendi kültürümüzle savaşmayı marifet sanan eski tüfek solcu ve Kemalistlere uyarak illa kökten CHP’li ve sıkı laik aday bulacağım derseniz sonu hüsran olacak. Ekrem İmamoğlu yada Mansur Yavaş iyi bir aday olabilir. Ancak muhalefet içindeki kriptoları (anlayın artık kim olduklarını, en son Çiroz patladı) dikkate almazsa gene çuvallayacaklar. Bunlar seçim yaklaşınca gene dine ve dindarlara saldırmaya başlayınca millet de AKP’ye sarılabilir.

    • Yaşlı kurt korkarım ki teşhisinden de fazlası yani salgın! halinde nüksedecek🙁.
      Ne vekil dengesinde ne CB adayı belirlemesinde “tevazu” nun yanından bile geçilmeyecek.
      Ve sayın RTE ye CB altın tepside sunulacak hemde törenle büyük şov ile🌟🏋️ ve Ay🌙’a duble yol yapılacak bu defasında😂😂😂.
      Ben şahsen RTE nin CB olmasından memnunum. Yetkiler ve hesap sorun bence.
      Bir akıl vereyim yinede:bu sıkıntı ancak kafalarına yada altılı masanın ortasına anayasa kitapçığı yetmez, bilgisayar atacak bir aday ile giderilebilir ancak!😊
      İmamoğlu Yavaş vb başka konjonktür de çok iyi bir tercih seçim olurdu TR için belkide!
      Ama, fakat, lakin…
      böyle işte…

  2. PASO ELEŞTİRİ
    Karada, denizde, havada, her zaman her yerde
    İşte CHP!
    2-3 ay önce halka da açık bir platformda CHP’li milletvekilleri il başkanının da olduğu, AKP den geçme hazırlığında olan 2-3 muhtarın da olduğu bir ortamda, ilçe başkanı söz alarak il yönetimini ciddi şekilde eleştirdi.
    İl başkanı da alışık olmalı ki, herhangi bir olumsuz tepki göstermeden konuşmasını yaptı.
    Dar çerçevede bu yaşanabilir.
    Ancak halka açık alanda alışılmadık bir görüntü.
    Belki de doğrusu bu.
    Ancak sağ partilerde kabülü mümkün değil.
    AKP de ise, kendi aralarında bile olamaz.Olması düşünülemez
    CHP’deki bu tabloyu gözümle görmesem inanmazdım.
    Evet CHP gerçekten zor bir parti.
    Yerleşik şablon ve kalıplarla siyaset icra etmek için.

  3. Furbolda zirveyi görmüş, bir şampiyonluk yaşamış Bursaspor, şampiyonluk yaşadıktan sonra Süper liğden TFF 1.liğe oradan da TFF 2.liğe hızlı bir şekilde düşen ekiplerden biri. Parladı ve söndü.
    Fehmi beyin; erken seçim ısrarları, Abdullah Gül ısrarlarından sonra şimdi bir süre imamoğlu ısrarları olan yazıdizi mevsimine girdik diye düşünüyorum. Haksız da sayılmaz. Tayyip Erdoğanın karşısında Kemal Kılıçdaroğlunun şansının az olduğunu birçok kişi gibi düşünüyor. İmamoğlu’ nun siyasette zirveyi görmüş hızlı bir şekilde kendi kendini imha ettiğini artık Chpli seçmenler bile görmüş durumda. İstanbulu aldı beceriksizliği yüzünden Türkiyeyi kaybetti. Bu saatten sonra imamoğlunun yanında olduğu yer yüzde ikiyüz kaybeder.
    Ben Cumhur ittifakını destekleyen kişi olarak karşımızda İmamoğlu mu olsun Kılıçdaroğlu mu olsun Gül mü olsun sorularının bu saaten sonra pek mühim olduğunu düşünmüyorum. Al birini vur ötekine. Muhalefet veya 6 li masa artık heyecan uyandırmıyor. Fehmi bey in dünkü yazısnda belirtmeye çalıştığı gibi bundan sonra masa kendi kendini bitirir yer. Altılı masa ve Chp üstü açık içine yengeçler konulmuş leğene benzendi. Hepsi birbirini bacağından tutuyor.

    Manchester United da Alex ferguson başarısı Erdoğanı anımsatıyor. Ferguson gittikten sonra Manchester Unitedin hali ortada. Chp nin başına Yılmaz Vuralı getirin bir senede şampiyon yapar.
    Chp nin son belediye seçimlerinde İstanbul ve Ankara’yı alması Cumhur ittifakının en büyük şansı olmuştur. Şimdiden hayırlı olsun.

  4. CHP iller konusundaki tespitlere genel itibariyle katılıyorum. Ancak örnek Ekrem İmamoğlu üzerinden verilince olaya biraz farklı bakıyorum. Bizdeki umumi arızalardan biri de abartıya kaçmak.
    “Ekrem İmamoğlu o başarının mimarı…

    Aday Binali Yıldırım olarak görünse bile, karşısındaki gerçek rakip AK Parti’nin ülke çapındaki başarılarının arkasındaki güç diye bilinen Tayyip Erdoğan iken o başarıları partisine yaşattı İmamoğlu.” Bu ve devamındaki cümleler bana fazla abartılı geliyor. Belediye seçimlerinde İmamoğlu’nu desteklemiş biri olarak sonrasında yaptığı fazlasıyla falsolu tutumları karşısında şu anda İmamoğlu’na güven problemini ben de yaşıyorum. İmamoğlu’nun belediye seçimlerini kazanması şahsi başarısına yorumlanmamalı. Hiç bilinmeyen biri iken Kılıçdaroğlu’nun aday yaptığı kendisi Akparti’nin milleti bunaltan illallah dedirten olumsuz uygulamalarına karşı halkın tepkisinin bir ürünü. İmamoğlu’nu mevcut konjonktür Başkan yaptı,kişisel özellikleri değil. Tanınmaya başladıkça da arızaları gün gün ortaya çıkıyor.güvenilirliği de haliyle zedeleniyor. Abartmanın lüzumu yok; İmamoğlu sıradan politikacılardan farklı hiçbir özellik sergilemiyor; kendi ayağına kurşun sıkmakta da oldukça maharetli ve bu durum da yeni bir yanlış tercihe yönelmemek konusunda seçmen için bir şans konumunda ayrıyeten.

    • Övülmesi gereken de övülür!
      Kılıçdaroğlu kendi başına karar vermemiştir kimi aday göstereceğini, yanındaki yrd vb ekip “şunuda başımızdan!😊” ümidiyle olabilirmi?
      Örneği mi? Şu adam kazandı yetermi?
      Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var derler. Siyasetçinin arkasında ise ekip olması düşünülür. Vardır da!🙂.
      Burda kazananın daha nereye yükseleceğini bilmek zordur. Ama kaybeden daha neleri kaybedebilir? Hata – yanlış – eksiklik!!!!…..
      Kazananın ancak:
      “denize düşen yılana sarılır!”
      moduna girip girmediğidir!!!
      bizi ilgilendirmesi gereken!
      Gerisi kıskanıyorlarrrr😂😂😂.

      • Değerli arkadaşım biraz daha anlaşılır şekilde yazsanız sevineceğim,ifadeleriniz bana karışık geliyor.
        “Abartmak kelimesi Türkçe’de “Bir iş, bir davranış vb.nde gereğinden fazlasına kaçmak, aşırıya kaçmak.” anlamına gelir. Abartmak kelimesi Türkçe’de “Bir nesneyi veya durumu olduğundan daha önemli, daha büyük veya daha çok göstermek, mübalağa etmek.” anlamına gelir.”
        Abartmanın anlamı buysa abartılmayı hak etmek nasıl bir şey oluyor farkında mısınız siz?

        • “Muhafazakar bir grup helalleşmek için Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etti” başlıklı haberi görseniz ne diyeceksiniz acaba?

          “Muhafazakar grup CHP ziyaretinde sırayla kürsüye çıkıp kılıçdaroğlu’ndan ve Alevilerden helallik istedi. Grupsan bir kadın konuşmacı CHP’nin helalleşme açılımına binaen CHP lideri Kılıçdaroğlu’na hitaben Estağfirullah efendim ne demek asıl siz hakkınızı helal edin dedi”

          Muhafazakarlar ile CHP tanışıyor ve barışıyorlar. Bu günün en güzel haberiydi bence. muhafazakar ve mütedeyyin insanlara karşı kendilerini konumlandıran radikal düşüncede olanlar ne hissetmişlerdir acaba.

  5. “Başgan” altılı masada en son madde!
    Öncelikle anlaşma ve uyum!…
    Var mı var!
    Başgan açıklasan masa kalırmıydı?
    Tahtası hatta çivisi bile kalmazdı😊.
    Kılıçdaroğlu yada İmamoğlu, hatta Abdullah Gül,
    Sen önce ilkelerde,
    Yapacaklarında,
    Vekil adaylığı ve seçiminde,
    Sistem şeklinde,
    Ekonomi proğramında,
    Bakanlık, hükümet dengesinde,
    Kurumların, yasama yürütme yargı üçlüsünün çalışma rahatlığını ayarlayabilme de,
    Anlaş!…..
    Gerisini bırak seçmene🤗

  6. İran’ın 20.liğini övüyorsunuz. Türkiye 17.olduğunda övmüş müydünüz? Tabii 20.lik 17.likten daha iyi derseniz bir şey demem.
    Erdoğan düşmanlığı her şeyi yazdırabiliyor insana. Kulüpler üzerinden Erdoğan’a çakmak güzel geliyor demek ki.

    • Türkiye’yi 17. yapan bir ekipti. Erdoğan’a rağmen. Babacan ekonomi konusunda çoğu zaman istifa tehdidi ile orada kaldığını ve istediklerini yaptırdıklarını söylüyor. Erdoğan tek başına 5 yılda ülkeyi 17 den 21. sıraya düşürdü. Tek adam olduğunu ve herşeyden sorumlu olduğunu söyleyen kendisi. Ekonomiden anladığını ve iktisatçı olduğunu da söylüyor.

  7. Yazardan alıntı:
    „Futbolumuz bir tuhaf, siyasetimiz aynı tuhaflıkta, sanatçılarımız da pek farklı değil…
    Nasıl bir ülke olduk, anlayan varsa bana da anlatsın“

    Galiba toplum olarak çuvaldızı baṣkasına batırmadan iğneyi kendimize batırmayı hiç öğrenemedik.

    Sadece bir örnek:
    Batıyı hep emperyalist diye suçlarız. Peki, biz Viyana’ya kadar davetiye ile mi gittik?

    Viyana’ya gidiṣimizi sorgulamıyorum. Baṣkalarına emperyalist çuvaldızını batırırken kendimize de emperyalist iğnesini batırmayı unutmamalıyız, onu hatırlatmak istedim…

    • Türkler hiçbir zaman batılılar gibi sömürgeci olmadılar. Gittikleri yerde adalet götürdüler. Mimar Sinan’la eserler yaptılar. Balkanlar’da yaşayan insanlar hala kendi dillerini konuşuyorlar. Emperyalist olsaydık her fethedilen yerlerin servetini İstanbul’a getirirlerdi. Almanya’da yaşayabilirsin ama Almanya’lı olarak bakma. Biraz tarihimizi doğru kaynaklardan okuyalım.

      • Osmanlı sömürgeci miydi sorusu herhalde bıraktığı topraklarda yaşayanlara sorulmalıdır. Osmanlı zamanına göre askeri ve yayılmacı bir güçtü. Ekonomisi üretimi buna göre şekillenmişti. Zaten yeni ticaret yollarının bulunması ile tüm etkisini ve gücünü kaybetti. Bugün Anadolu’daki kentlere baktığınızda genel olarak Osmanlı’dan bir iki cami dışında bir iz yok. Ne üniversiteler ne kütüphaneler ne de batı anlamında gelişmenin yolunu açacak şeyler. İstanbul da genel olarak öyle. Osmanlı geri kaldığını çok geç anlıyor tabii. Yakalamaya çalışıyor ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor o zaman da. Sonuçta Osmanlı tarihi bir gerçek olarak orada var. Zamanına göre iyisi kötüsü var. Ama günümüzde ne örnek olabilir ne de hedef. Ancak maalesef iktidar hala halkı eğitim anlamında geri bırakarak ve Osmanlı’ya öykünme anlamında politikalarla ülkeye yanlış bir hedef çiziyor. Ülkemiz yayılmacı ve askeri güç olma hedefli bu yanlış politikalardan vazgeçmezse maalesef başımız çok ağrır. Askeri güç olma bir sonuç olabilir ancak. O hedefle başlarsanız bol bol savaşırsınız sadece. Boş yere.

      • Balkanlarda Osmanlının bıraktığı ülkeleri aylarca gezdim. Ayrıca hemen bu ülkelerin hepsinden iṣ arkadaṣlarım var.

        Önce kendinizi düṣünün. Baṣka bir milletten insanların gelip sizi yüzlerce yıl egemenliği altına almasını isteyerek kabul etmezsiniz. Her fırsatta özgürlüğünüz için mücadele edersiniz.

        Biz sizi daha az sömürdük, size adalet getirdik sözlerini gidin bu insanların yüzlerine karṣı söyleyin ve alacağınız cevabı kulaklarınız duysun.

        • Osmanlı’nın Balkanlarda bırakacağı en güzel miras “Akıl*İman Sentezi”ne göre temellerini atabildiği bir müslümanlık olabilirdi. Ancak, maalesef çoğunlukla kendileri de bundan bihaberdi. Bu günkü ikdidar olan jenerasyonda bile bunun dejenere olmuş örneklerini görmek mümkün. Ana hatlarıyla bu sentez Kuran’da. Ama görebilene!

  8. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
    Bugün AKPnin 21. kuruluş yıldönümü imiş.
    3 Y ile gelip, tam tersi ile rekor kırdılar.
    Yolsuzluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edecekleri vaadi ile geldiler.
    Her zaman olduğu gibi tam tersini yaptılar.
    Tüm Cumhuriyet Tarihi hükümetlerinin elinden 740 milyar dolar geçiyor.
    AKP hükümetlerinin elinden 3 trilyon dolar.
    Yapılan herşeyi sattılar.
    Yaptık dediklerinin borçlarını torunlarımızın torunları dahi ödeyemeyecek.
    Avrupa’nın çöpe atmak için para verdiği araçlara bir çuval para ödüyoruz.
    Doktorundan mühendisine en kalifiye elemanlarımız yurtdışına gitmek, daha doğrusu kaçmak için sıraya girmiş.
    Kim gelirse gelsin, istese bile bundan daha vahim bir tablo ortaya çıkaramaz.

  9. Fehmi bey not düşmüş; “Ekonomide en güçlü 10 ülke arasına girmeyi hedefleyen ülkemiz 17. sıradan 21. sıraya düştü; 20. sıraya çok yoğun ambargo ve yaptırımlara muhatap İran yükseldi”

    Bu rakamlar molla rejimi şeklinde bizdeki malum çevrelerce küçümsenen İran’a kıyasla bizimkilerin bir şeyleri yanlış yaptığının bir belgesidir. Bunda son darbe/darbe teşebbüsünün mutlaka dört sıra birden düşmemizde önemli bir katkısı olmuştur. Gladyo denen olayı İtalya yıllar önce, ve ekonomilerine hiçbir maliyeti olmadan, hiçbir kavga-gürültü yaşamadan halletmişken bizimkiler bunu kanlı bir darbe/darbe teşebbüsü ile maliyetli bir şekilde sözde becerdi! ama gladyo denen olayın bizde bitip bitmediği konusu şüpheli. Güç dengeleri değişsin değişmesin bizde yapılan her askeri nitelikli darbe veya teşebbüsü ülke ekonomisine ciddi bir darbedir/hasardır.

    Bize kıyasla İran darbe niteliğinde ciddi tek bir büyük olay yaşadı. Adına devrim denen değişimin tarihi 1979. O gün bu gün istkrarlı olarak üst seviyelere doğru emin adımlarla ilerliyor. Tabi kaynaklarını ekonomilerine katabilmekteki başarılarının bu sonuçlara katkısı büyük olsa gerek. Hazır mama denebilecek petrollerini bir kenara bıraksak bile madenlerini de bizimkilerden daha ülke-yararlı bir şekilde kendileri çıkarıp işlemekteler. Bu da sanayilerinin daha kapsamlı yerli bir şekilde gelişmesine yardımcı olmuş olmalı. Eğitim kalitesinde Türkiye ortalamasının üzerine çıktıkları da bir gerçek olmalı. Taha Akyol’un bu konuda zaman zaman karşılaştırmalı yazıları dikkati çekmişti (onun için biraz araştırmama neden oldu). Biz gerilerken onlar ilerliyor. Ibn-i Sina Bilim Ödülleri olduğunu falan öğrendim. İlham alacakları başka örnekleri sistemlerine dahil etmişler. Anlaşılan, eskilere kadar uzanan motivasyon kaynakları yerli kaynaklar! Demek ki bilim-teknoloji projelerini işin hakkını vererek yapıyorlar ki semeresini daha kısa sürede almağa başladılar ve dünya çapında ambargoya rağmen bizi sollayıp geçmiş durumdalar! Yabancı dilleri öğrenmekte bizimkilerden ileride olduklarını sanıyorum. Bizlimkiler karşılıklı olarak burnu havada bir şekilde birbirini yemeğe devam ededursun yarın öbürgün ambargoları hafiflediğinde İran muhtemelen yerli üretime dayalı daha büyük bir ekonomik sıçrama yapabilir. Bunun için bir şapka/kıyafet devrimine de ihtiyaç hissetmiş değiller anlaşılan! Biz bu işi neredeyse 100 yıl önce becermişiz. Savunanlar ne deyip duruyormuş?; “Önce “Batı”lılar gibi giyineceksin, şapka takacaksın. Sonra “Batılı”lar gibi düşünmeye başlayacaksın. Gerisi kolay Bilim-Teknoloji/sanayiye dayalı ekonomi gelişimi otomatikman olacak”. Bu ne kadar doğru?. Aradan geçen zaman bunu doğruladı mı? Hayır! bu bir kompleks! Başka öncelikler yokmuş gibi milletin diniyle uğraş, kıyafetiyle uğraş. Neymiş, “Kemalizmmiş/Atatürkçülük”müş! Temelden yoksun göstermelik, şekilcilik/şemalcilik! boş işler boş! Bu oyuna gelmeyen bir Japonya ve Güney Kore yerli üretim, sanayi ve teknolojik gelişim konusunda bize çok daha büyük fark attı! Önceliklerini bilmiş olmak ne kadar önemli bir konu değil mi! Bunu Mustafa Kemal Atatürk Paşamız beceremedi. Kalkınmış olmamız çok daha kısa sürede halledilebilirdi.

    • Hadi be,
      Adamlar resmi kurdan hesaplıyor gerçek kur çok farklı Aşağıda Cafer beyin işaret ettiği yazıyı okursan anlarsın.
      Bizim kayıp yillarımız Cumhuriyetin ilk 25 yılında borçlanıp yeni yatirimlara girmeyisimizdir. Zira borç alan emir alır düşüncesi ile duyunu umumiye yi ödemeye bakılıyordu. O nun da gerisinde ilk harbin yıkımı vardır.
      İran in yıllık 60 milyar dolar petrol geliri var iken bizim o kadar ödeme faturamız var.

      • Pekala Ahmet Melik, değindiğin o yazıyı okurum. Sen de Taha Akyol’un eğitim, öğretim, araştırma konularında yapmış olduğu Türkiye ve İran’ı karşılatıran yazıları bul oku. Ayrıca, burada okuduğunu iyi anla ondan sonra yaz. Ben zaten hazır mama deyip petrolü bir kenara bıraktım. Adamlar bunun dışındaki yerli kaynaklarına sahip çıkıp kendileri işletmiyorlar mı? “Hadi be” diyeceğine git öğren! Örneğin, altın en önemli değer ölçüsü ekonomide. Lise kimyasında asal metal diye geçer. Bu temelde kazanımı en kolay metallerden. Stratejik değeri her devirde yüksek. İranda bu iş devletin kontrolünde. Bizimkilerin her zaman hantır hantır altın/döviz kaynaklarına ihtiyacı var. Ancak üretimi konusunda İran kadar olamadılar. Araştırırsan, yerli otomobil konusunda bizden daha önce ve daha başarılı olduklarını görürsün. Alt yapı sektörlerini yeterince geliştirebilmişler ki otomobil sanayilerine yerli motor-dizel de üretebiliyorlar. Global kaynaklardan yararlanarak uçak da üretiyorlar. Burada önemli olan yerli kapasitelerini geliştirebilmiş olmaları. Bizimkiler montajcı! Ver formülü ellerine ezberine robot gibi rutin iş yap(tır)sınlar (hiç yoktan bu da iyi, ayrı konu!). Ancak, kendi kendilerine yerli kaynakları değerlendirerek geliştirilmiş bir otomotiv endüstrisi var mı yok mu konusu daha önemli bir konu! 10 senedir bizimkisini maşallah kız gibi habire görücüye çıkartıyorlar, ama tabiri caizse o kız görücüye çıka çıka kartladı! Bu neden acaba? Alt yapı metal endüstrisi, motor-batarya endüstrisi geliştirilmemişse olacağı budur.

        Ayrıca, İran’ın ekonomik sıra atladığını bizim ise 4 kademe düştüğümüzü ilan edenler bu listeleri kriter olarak küresel standardlara göre yapmıyorlar mı? Fehmi bey aktardığı rakamları İran hükümetinden mi almış buraya getirmiş? Ambargonun çok zor şartlarında bu seviyeyi yakalayabilmiş bu adamlar. Bir süre sonra amborgoları hafiflesin kurları değişecektir. Sıralamadaki farkı o zaman daha da artacaktır. O zaman “vay be!” diyecek duruma gelirseniz, bu yerli üretime verdikleri öncelik ve yerli kaynakları değerlendirmeleriyle ilgilidir.

      • Hollanda’nın Rusya’yla ticaretine baktım sadece Rusya’ya sadece bir kaç kalem için 40 milyar dolar ödüyor. Çin’e ne kadar ödüyor acaba? Hollanda kaçıncı sırada?

    • Şimdi sana burda ne M.Kemal’i övmeye ne de İran’a sövmeye ihtiyaç duymuyorum. Sen kendine Atatürk ‘ü hedef seçmişsin birkere.
      Nato’ya üye olduğun sürece gladyoyu mladyoyu dert etme sen!
      Hele İran’ın senin tarafından övülmeye hiç ihtiyacı yok bildiğim kadarıyla😂.
      Batı ile doğu arasında köprü görevi yapan TR,
      Hep uyanık hep bilgili hep güncel kalmak zorunda!!! Din miş tarikatmış aşırı milliyetçilikmiş etnik zaafiyetmiş!!!….
      Geç bunları! Bunlar siyasetin kullandığı geçici tornavida çekiç zımba teli mavraları🙂.
      Yyıl önce şapka devrimi yapıldı diye 2023’te kimse aynını yapıp modernleşmez!
      “Köprü ” sihirli kelime!…
      Herşeyini ayarlayacaksın bundan sonra bilim teknoloji sanayi.. buna göre 🤗🤗🤗.

      • Atilla efendi; Çalışan ülkesi için yerli kaynaklarıyla değer üreten övgüye layıktır. İran, mezhebi şii olduğu için değil bunu başarabildiği için anıldı. Yazdıklarını emojilerle sulandırmak yerine okuduğunu anlayarak yaz. Aynı bağlamda Kore ve Japonya örneği de övgüye layık olarak anıldı. Ülkemizin geri kalmışlığında, kutuplaşmada tek lider olarak Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın da nasibini alması doğaldır. En büyük sorumluğu o almış.

        “Köprü” diyorsun da o dediğin iki ayaklı olur. O, Kurtuluş Savaşından sonra “ayak” değiştimiş gibi bir durum var; “Batı”. Kendi döneminde alternatif tanımış mı? O dönemde Ali Şükrü bey belli bir süre Batı’da eğitim görmüş bir subay (Türk askeri ve sonradan Trabzon milletvekili sanırım) ancak öğrendiğim kadarıyla DiNi değerlerden uzaklaşmadan ülke gelişiminden yana biri. Kendi değerlerine aidiyetini kaybetmeden gelişmek en sağlıklısı. İşte Japonya ve Güney Kore! Önce geliş sonra dünya kültüründen etkilenerek doğal olarak değiş, istersen. Darbe/Devrim ile değişim zorlandı da 100 yıllık sürede ne oldu. Ali Şükrü Bey gibi Batı’yı görmüş, biliyor olmak bir avantajdır. Böyle bir insan öldür(t)ülüyor. O dönem M. Kemal Atatürk Paşamız ülkede devlet/derin devlet (ne dersen de), o herşey! Sen kalkmış “Köprü” diyorsun. Asıl “Köprü” Ali Şükrü Bey tipi değerler. Bu noktaya “Karar” gazetesinde okuduğum 1-2 yazıdan sonra vardım.

        Sonuçta, ülke kavga etmekten hala kendisine gelememiş durumda. “Köprü” olmak gibi bir gayesi varmıydı şüpheli. Bütün darbeler ona referansla yapılmış durumda. Bugünkü durumdaysak eleştirilerden biraz olsun nasibini almasın mı? Gladyo deyip başkalarını suçlamanın ötesinde onun hataları görmemezlikten geliniyor. O milletin arasından çıkmış biri. Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş. Duygusallığa son verilmesi siyasi amaçlarla idiolojik idol olarak kullanılmaması gerekir. Kurtuluş savaşındaki yararlı hizmetlerinin yanısıra hatalarını görüp eleştirebileceğimiz sürece onu aşabileceğiz. Aşamadığımız sürece cebelleşip iç enerjimizi tüketmeğe devam edeceğiz.

  10. NR 13 Ağustos 2022 At 19:57 yoruma cevap veriyorum. DEMEK Kİ DİKTAYLA OLUYORMUŞ
    “Geçmişte CHP’de kısır çekişmeler vardı, bunları tamamen ayıkladık.” Kemal Kılıçdaroğlu

    ALLAH SÖYLETİYOR
    “Sorunların çözümü için çaba harcamıyorsak niye oy versinler?” Kemal Kılıçdaroğlu

  11. Kusura bakmayın sayın yazar, İstanbul’u CHP kazanmış gibi gösteriyorsun, İmamoğlu da kazanmadı, peki kazanan kim, Erdoğan düşmanları. İmamoğlu hakiki CHP’li mi? Anap’lı değil miydi. Lütfen artık şu Erdoğan düşmanlığını bırakınız. Başka insanları tutabilirsiniz, ancak Erdoğan’a ille sataşarak onu bizim gözümüzde küçültemezsiniz, & lı masa önce İmamoğlu (imamaolu’nu değil) gibi birini ortaya çıkararak az tanınmasından istifade edilerek yine İmamoğluna yapıldığı gibi balon gibi şişirilerek, boya badana yapılarak bulunmaz hint kumaşı gibi satmak istiyorlardı, ancak Kılıçdaroğlu’nun heveslenmesi bu işi bozdu. Erdoğan sevgisi bambaşkadır, onu insanlar hakiki, kendisi gibi olduğu için seviyorlar. Onun gibisi hala daha ortada yok. Bunu seçimde anlayacaksınız.

    • Elbette sebepsiz aşk olabilir, sevebilirsiniz. Ancak bir ülke yönetimi aşık olunan kişiye bırakılamaz. Türkiye ekonomik olarak 17. sıradan 21. sıraya düşmüş tek adam döneminde, enflasyon tek haneden 3 haneye zıplamış, TL 10 kat zayıflamış (1 sıfır daha atma noktasına geldik), fakirlik kat kat artmış. Şimdi bu tabloya bakarak bir değerlendirme yapın. Önceki dönemin başarıları da onun başarısı değil elbette. Bir kadro başarısı o. O ekipten de yanında bir kişi kalmamış. Şu anda onu çevreleyenler düne kadar ona küfredenler. Hepsi YouTube’da duruyor.

  12. Nasıl bir ülke olduğumuzu, dünkü yorumda özet olarak belirtmeye çalışmıştım .
    Her konuda ama gerçekten her konuda büyük bir çürüme, büyük bir yozlaşma yaşıyoruz!
    Durum gerçekten hiç iyi değil!
    IBBB aslında çok patlatıldı ve cilası da çabuk döküldü!
    Ayrıca mahalli bir seçimdeki başarının, partiye mal edilmesinin yanlış olduğunu söylemeye bile gerek yok !
    Ve son olarak ; bir hatayı, bir yanlışı kabul etmek asil
    insanlara mahsustur , reddetmek de basit insanlara …!

    • İBB seçimini partisinin başarısı kabul edersek,
      Kaybedilmesine de AKP ye( -) eksi yazılması gerekmez mi?
      Başarısızlığın faturası kesilir! Hani? Nerde kesilmiş? Gören var mı?

      • Var, herkes unuttu ama Binali aday yapıldı o seçinde Meclis başkanlığından istifa ettirilerek. Şimdi hiç bir koltuğu yok (görünüyor), arada açılışlarda görüyoruz. En azından 15 Temmuz projesini ucuz atlattı. Ona sevinsin. Hakan’la helalleşti mi acaba?

        • Adam akparti genel Başkan yardımcısı, yani cumhurbaşkanının yardımcısı. Nasıl koltuğu yok. Görünmemesinin sebebi oğlunun adı geçtiği şaibelerden dolayıdır.

  13. nasıl bir ülke olduk gerçekten değil mi?

    kılınçdaoğluna dair çok eleştirilerim vardı, hala var gerçi.
    son yerel seçimlere kadar, girdiği bütün seçimleri kaybetmiş birinin ülkenin ana muhalefet partisinin başında ne işi var diyordum, hala diyorum gerçi.
    ama ülke pek çok parametrede ilkel afrika kabileleriyle aynı lige düşmüş, venezuela ile aynı sıralamaya gerilemiş, ulusal parası tüm zamanların en büyük değer kaybını yaşıyor, daha da değer kaybetme eğiliminde, enflasyon %150 sınırında ve daha da yükselme eğiliminde, ülke insanları temel gıda maddelerini bile alamaz hale gelmiş ve sorumluları hala yerinde kalmaya devam ediyorsa hatta ”daha” diyorsa sayın kılınçdaroğlundan gitmesini nasıl bekleyebiliriz?
    bu topluca bir eğitim sorunu.
    meral hanımın yaptığı bir ironi sonrası işin ucuzuna kaçılıp, “kadınlığı eksik” denebiliyorsa, israf ve yolsuzluk rekorları kırmakta olan ülkenin içler acısı haline bakıp, kadın-lık eksikliği sorunundan çok adam-lık eksikliği sorunu yaşadığımızı anlamak için eğitim şart,
    büyük bir eğitim seferberliği başlatmak şart.
    imamoğlu bugün ülkenin en öne çıkan siyasetçisi, sempatisi, ailesi, başarısıyla kıskanılması son derece normal, bunun chp gibi iç çekişmesi fazla olan bir partide kendi partilileri tarafından olması da. maalesef ülkede başarı takdir gören desteklenen bir nitelik değil. halkın desteğini arkasına almış yıldızı parlak insanların arkasında durmak yerine, hep birlikte yükselmek yerine, hırs ve çekememezliğe kapılıp aşağı çekmeye çalışıyorlar. herkesin özellikle bir siyasetçinin hele bir dünya metropolünü yönetiyorsa eksiğinin, yanlışının, hatalarının olması, eleştirilmesi, iktidarın onu hedefe koyması normaldir de, çalıştırılmaması, işin cılkının çıkarılması, akla mantığa aykırı ithamlara maruz kalması pek te normal değildir, sayın imamoğlu bu ülkede elleri arkada bağlı gezdiği için soruşturulmaya yeltenilmiştir, hakaret bahanesiyle yargılanmasına uğraşılmaktadır, ucuz ekmek satması dahi engellenmeye çalışılmaktadır.
    bu tabloya bakıp, ülke olarak geldiğimiz yeri yoksulluktan, yolsuzluğa rekor kırıyor olduğumuz gerçeğini arabesk bir yaklaşımla kaderin bir cilvesi olarak göremeyiz değil mi? içinde bulunduğumuz teknoloji ve yapay zeka çağında daha çok klima sahibi olabildiğimiz için mutlu olmak gerektiğini düşünmekle yetiniyor olmak zihniyetinde kalmak kaderin bir çelmesi olmasa gerek. elektrik parasını ödeyemediği için, bir şekilde alınmış klimaların atıl kaldığı, insanların ısınmaya olduğu kadar serinlemeye de güçlerinin yetmediği bir ülke olmak da işin ayrıca ironisi.
    ülke olarak eğitim kalitemizi, dolayısıyla düşünme kalitemizi, dolayısıyla bilinç seviyemizi yükseltmemiz gerekmiyor mu?
    sorunlarımızın temelinde eğitim var,
    insan yetiştirme sıkıntımız var.
    bir çoğumuz yakın gelecekte, belki bir kaç ay içinde iktidar değişikliği yaşanacağı gerçeğini görüyor doğal olarak, bu durumda yeni yönetimden hepimizin kurumların yeniden ele alınması talebimiz olmalı, bir vatandaş olarak benim mesela diyanet gibi devasa bütçesi olan kurumların küçülmesi ve bu bütçelerin eğitime aktarılması gibi beklentilerim var, ülkenin kaynaklarını saraylar inşa etmek, araba ve uçak almak, bir kaç müteahhide aktarmak yerine gençlere harcanması gerektiğini düşünüyorum.

    “…..bugün geldiğimiz noktada 17. sıradan 21. sıraya düştü; 20. sıraya çok yoğun ambargo ve yaptırımlara muhatap İran yükseldi.”
    aklımızı başımıza almak,
    gerçeklere ayılmak için kaçıncı sıraya düşmemiz gerekiyor acep?

  14. Gelin hepimiz için ortak bir iyilik yapalım;

    Siyaset gözümüzü kör etmesin. Her yapılanı sığ siyasi perspektiften ele almayalım. Siyasetten daha önemli işler olduğunu da görelim.

    Toplumsal barışımız ve millî bütünlüğümüz gibi…

    • Toplumsal barış ve milli bütünlük ancak adalet ve kalkınmayla olur. Sözde değil özde. Hukuku ayaklar altına alın, anayasayı da yasaları da tanımıyorum deyin, mahkemelere savcılara emirle karar aldırtın, tüyü yetmemiş yetimin hakkını hukukunu yandaşlara peşkeş çekin, hazineyi tamtakır, ülkeyi iki milyar dolara muhtaç bırakın ondan sonra da gelin birlik olalım. Öyle yağma yok. Önce yağmanın hesabı kesilecek.

  15. Karamsar bir yazı olmuş ve erken pes etmişsiniz Fehmi abi. Dün A.Gül bugün E.İmamoğlu yarın kim aday olacak? Malumunuz üzere futbolda yabancı futbolcu ve antrenör transferi serbest. Bu kural siyaset için geçerli değil. Yoksa benim favorim A.Merkel olurdu. Kendisi çok başarılı politikacı olarak 16 yıl Almanya’yı yönetti. NR dünkü yorumunda CHP’nin CB adayını açıklamayarak iyi iş yaptığını yazmış. Bende katılıyorum. Merakım seneye yapılacak seçimde muhalefet kazanacak mı? Kazanırsa iyi iş yapmış olacaklar. Kazanamazlarsa ne bahane uyduracak?

Comments are closed.