Medya takım tutar gibi parti tutar, partiler ve adaylar yıkıcı bir dille seçmen karşına çıkarsa…

26
Reklam

Gazetecilik kolay bir meslek değildir de, en zor iş, bir partiyle organik bağ içerisinde bulunan bir gazeteyi yönetmektir.

Başımdan geçtiği için bu gerçeği ilk elden bilirim.

Uzun yıllar önce bir partinin yayın organı olarak bilinen bir gazetede yayın yönetmenliği yapmıştım. 12 Eylül (1980) askeri darbesi sonrası, askerler, başka parti liderleriyle birlikte yönettiğim gazetenin ilgi duyduğu partinin yöneticilerini de siyasi yasaklı hale getirmişlerdi. 

Süleyman Demirel’den ismiyle değil de ancak “Bir bilen” diye söz edilebilen o dönemde beni göreve getiren liderden de ismiyle söz etmek yasal açıdan mümkün değildi. Darbe sonrasında kapatılan partiden de…

Gazetenin başında kaldığım o birkaç ay boyunca çektiğim sıkıntıyı hiç unutmadım. 

Pek çok gazetenin yöneticisi benim uzun yıllar önce başıma gelenleri günümüzde yaşıyor.

Okuma listemin hala ilk sırasında neden durduğunu anlamakta zorlandığım gazete söz gelimi. Bugün öne çıkarttığı haberler hep iktidar cephesinin büyük ortağı partiye ve bakanlara ait.

En belirgin yerde şu haber yer alıyor: “Tarım Kredi Kooperatifi’nden açıklama, 30’un üzerinde üründe indirim başlıyor.”

Reklam

Müjdeli bir haber.

İkinci önemli haber, bir bakanın muhalefet cephesinin büyük partisinin lideriyle ilgili göndermesine dair: “Bakan Nebati’den Kılıçdaroğlu’na ÖTV yanıtı: Piyasaları manipüle etme gayretinizi şaşkınlıkla karşılıyorum.”

Gazetenin okurları bakanın CHP liderinin hangi açıklamasına bu cevabı verdiğinden haberdar mıdırlar? Bilmiyorum. İktidarı destekleyen gazeteler genellikle muhalefet sözcülerinin iktidarı hedef alan açıklamalarına sayfalarında yer vermiyorlar da…

Hemen yanında yine bir başka bakana ait müjdeli haber var: “Sosyal Konut Projesi etkisini gösterdi’ dedi ve ekledi: KİRA FİYATLARI DÜŞTÜ DAHA DA DÜŞECEK.” [Büyük harfler gazeteden aynen aktarıldı.]

Bitti mi? Hayır. Bu haberleri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 3 bin kişiye hizmet vereceğini iftiharla duyurduğu ülkemizin en büyük kütüphanesinin açılacağı müjdesi ve içişleri bakanının CHP’li belediyeleri soruşturmak için bakanlığında özel bir birim kurulduğu iddiasına verdiği cevapla ilgili haberler izliyor.

Sonuncu haberi okurken açıklamaya değer bulunan iddiayı daha önce aynı gazetede okuyup okumadığımı düşündüm. 

Vaktiyle yönetimime verilmiş bir partiyi destekleyen gazetede benim yapamadığım bir işi, bir zamanlar “Medyanın amiral gemisi” olarak tanımlanmış gazeteyi yönetenler başarmış bulunuyorlar.

Takdiri hak eden önemli bir başarı bu.

Reklam

Muhalefetin de artık kendi medyası var. Gazeteleri… Televizyon kanalları…

Onlar da başarıyı hak etmiyorlar mı?

Bir yönüyle ediyorlar. Onlar da genellikle tuttukları tarafın haberlerine öncelik sağlıyorlar. İktidar cephesinden gelen ithamlara cevapları sayfalarına ve ekranlarına yansıtıyorlar. Tuttukları partiyi ve lider kadrosunu mutlu edecek haberlerle onlar da dolu. Takım tutar gibi parti tutma ve tuttukları partiyi sonuna kadar savunma onlarda da takdiri hak ediyor.

Ancak…

İktidar cephesini tutan medyadan farklı olarak, muhalefetin yayın organları, tuttukları cepheyi savunurken, sandığın ortaya gelmesinin yakınlaştığı günümüzde, tuttukları partilere iktidarın seçmen tabanından çekilmesi beklenen oyların sahiplerini tereddüde düşüren bir tavır sergiliyorlar.

Aylardan beri kamuoyu yoklamalarında daha önce oy verdikleri partilerden koptukları ancak yapılacak seçimde hangi partiye oy vereceklerini söylemekte zorlandıkları görülen ‘kararsız seçmen’ grubunda herhangi bir çözülme yok.

Tersine, o grup her ay biraz daha kalabalıklaşıyor.  

Muhalefet cephesinde oyları artar görünen parti varsa, ona oylar yine bir başka muhalefet partisi seçmeninin cephe içi tercih değiştirmesinden geliyor…

CHP’li medya Kemal Kılıçdaroğlu’nu muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olarak tanıtma konusunda harcadığı gayrette başarılı oldu ve CHP lideri, henüz adaylığı ‘6’lı masa’ onayından geçmemiş olsa da, artık aday gibi konuşuyor ve aday gibi davranıyor.

Peki, lideri cumhurbaşkanı adayı olacak CHP’nin oyları ne durumda? 

Anketler bu soruya pek iç açıcı bir cevap veremiyor.

Daha da önemlisi, muhalefet partilerini destekleyen medyanın aşırı taraflı yayınları, mütereddit seçmen kitlesini ürkütüyor.

[CHP milletvekili İlhan Kesici’nin bir dini şahsiyetin cenazesine katılması sonrasında ve en kendilerinin ‘simge’ haline dönüştürdükleri genç bir politikacının AK Parti’ye geçeceği işitilince yapılan yayınlar gerçekten ürkütücüydü.]

Bir arada olduğum bir grupta, daha önce iktidarla arasına mesafe koymuş kıdemli AK Parti seçmeni olarak bildiğim birinin, bu konu açıldığında, “Korkmaya başladım” dediğini kulaklarımla işittim.

Kılıçdaroğlu’nun mülayim tavrı bile, kendisini adaylığa ısındırdıktan sonra, CHP’yi destekleyen medyanın diline dönüşmeye başladı.

Hırçın dilin politik alanda bugüne kadar bilinen sahibi, biraz da onu destekleyen medyanın yanlı tutumunun da etrafa verdiği izlenim yüzünden, AK Partili’lerdi; o alanda sahip değişikliği kendini belli etmeye başladı.

Muhalefet cephesinin CHP dışındaki partilerinin lider ve sözcüleri bir süre sonra bulundukları yerin kendi tabanları tarafından sorgulanmasına maruz kalabilir, konumlarını savunmakta zorlanabilirler.

Zorlandıkları işareti şimdiden alınabiliyor.

Muhalefet iktidarın ilk seçimde kendilerine geçeceğinden ve Kılıçdaroğlu‘nu cumhurbaşkanı seçtireceğinden çok emin, seçimi çantada keklik görme muhalefet saflarında giderek yaygınlaşıyor.

Uyarılara rağmen yaygınlaşıyor.

Yanıltıcı bir algıya dönüşebilir bu.

12 Eylül (1980) askeri darbesi öncesinde, birkaç kez koalisyonlarda iktidarı paylaşmasını getirecek bir oy kitlesine sahip olmuş ve benim bir ara onu tutan gazeteyi yönettiğim parti, darbeden sonra siyasi hayata geçildiğinde yapılan ilk seçimde beklenenin çok altında bir başarı gösterebilmişti.

O partiyi daha sonraları sandıkta birinci parti yapan, içinden çıkan AK Parti’yi tek başına iktidara taşıyan ise, kendisini her kesimin yakınlık kurabileceği bir hale dönüştürmesi ve partiyi tutan az sayıdaki gazete ve TV kanalının kapsayıcı ve kucaklayıcı yayın çizgisiydi.

İktidar gücünü ve iktidarını kaybedecekse, bu, medyası yüzünden olacak; muhalefet beklendiği halde iktidar olamayacak ve adayını cumhurbaşkanı seçtiremeyecekse, bunun sebebini de kendisini tutan medyada araması gerekecek.

ΩΩΩΩ

Reklam

26 YORUMLAR

  1. Geçen gün mezhep konusuna girildiği için ben de kafiyeli bir şeyler yazıp düşüncelerimin ana hatlarını yazmıştım. Yarım saatte insanın aklına geleni yazması tam anlamıyla kapsayıcı olamaz, sadece belli noktaları ifade eder. Şüphesiz, toplumda düşünce ve uygulama şekli açısından dini konuda topluma yararlı kişiler ortaya çıkar ve müslümanların hayatını kolaylaştırabilir. DiN’de mezhep varmı dediğim, müslümanları bölücü ve birbirine düşürücü istismara açık konularda toplumu yaralayıcı nitelikte olayların ortaya çıkmasına sebep olan türdekiler, yani olmaması gerekenler kasdedilmiştir.

    Bu konuda yazılacak çok şeyler olabilir. İnternete baktım yazılmış şeylerle dolu zaten. Biri “Google”da sormuş “Peygamberimiz, Hz. Muhammed’in mezhebi nedir?” diye. Nasıl ki “ağzı olan konuşuyor” , “meraklı olan da soruyor!” hesabı! Kuran’a baktığımızda müslümanların bölünmemesi gerektiği üzerine vurgu yapılıyor. Hristiyanlara benzeme yönünde yol alıyoruz. Onlar bölündüler, kliselerini ayırdılar. Ancak aklın hakimiyeti o toplumlara daha önce geldiği için hristiyan toplumunda bu bir sorun değil.Bu bölünmüşlük aralarında kavga yaratmıyor. İnternette mezhepler konusunda yazı dolu dedim. Bir örneği olduğu gibi aşağıda. Meraklısı okur. Yazarı önemli değil içerik önemli:

    “Mezhepleri savunan kardeşlerimiz, mezhep imamlarının İslam I” bölmek adına bir çabalarının olmadığını söylüyor. Bakın buna hiç itirazım olmaz. Çünkü gerçekten bunu bilemeyiz. Belki de iyi niyetle başlayan bilgilendirme, yol gösterme çalışmaları, daha sonra bazı kişilerin, konuyu saptırmış olabileceklerini, hatta din düşmanlarının, dine bu yolla nifak sokma çabalarını, göz ardı etmemeliyiz. Çünkü mezheplerde aynı konuda bile, çok farklı inançlar oluşmuştur. Hak ve doğru tektir. Onun kaynağı, ölçüsü ve sınırı da, yalnız Kur’an dır.
    İlginçtir, İmamı Azam Ebu Hanife, sağlığında hiçbir mezhebe, ya da fırkaya tabi olmadığı gibi, kendiside sağlığında bir mezhep kurmamıştır. İmamı Azamın ölümünden sonra, yazıları toplanmış ve öğrencileri tarafından, Hanefi mezhebi kurulmuştur.

    Bildiğiniz gibi, mezhep kelime anlamı olarak YOL, GÖRÜŞ anlamındadır. Buradan yola çıkarak, ilk zamanlar din konusunda toplumu bilgilendirmek ve topluma doğru yön vermek istemiş olabilirler. Çünkü yüzlerce yıl önce toplumun eğitim seviyesini düşündüğümüzde, kısmen de olsa belki de faydasının olabileceğini söyleyebiliriz. Ama faydadan çok, zararı olduğunu da bugün çok açık görüyoruz.

    Gelelim günümüze. Mezhepleri savunan düşünce, İslam toplumunda mezhep çatışmalarının olmadığını söylüyor. Sizce bu düşünce doğru olabilir mi? Elbette mümkün değil. Geçmişi bırakın, gözümüzün önünde camide namaz kılarken, canlı bombalarla aynı kitaba, aynı peygambere iman ettiğimiz halde, din kardeşini öldürenleri nasıl unuturuz. Sırf mezhep farklılıklarından dolayı, birkaç ülke birleşip, diğer farklı mezhepteki bir Müslüman ülkeye top yekûn saldıra biliyorlar. Öldürdükleri Müslüman din kardeşleri, ama bir birlerini düşman görebiliyorlar.

    Elbette yalnız günümüzde değil, bu düşmanlık ve bölünmenin peygamberimizin ölümüyle başladığını, hepimiz çok iyi biliyoruz. İSLAM A EN BÜYÜK ZARAR, DİNDE BÖLÜNMEKLE YAPILMIŞTIR. Gelelim bu konuya Kur’an ne diyor, şimdide ona bakalım. Eğer Allah onay vermiyor da, bizler hala dinde bölünmeyi savunuyorsak, dinden sapmış olacağımızı unutmayalım”

    Daha eklenebilecek çok şey vardır şüphesiz….

    • Mezhep yorum farklılığını gösterir!
      Kur’an da herşeyi yazdığı gibi mi uygula demiş öyle mi yazıyor hayır!
      Aklın var onu da kullan! diyor.
      Öyleyse mezhepten tarikattan başka oluşumlardan korkmaz müslüman, gerçek mü’min insan!!!!🏋️
      “Yanlışı göreceksin ki, doğruyu bulasın”.🤗

  2. CHP Kurulmuş kurulali ilk defa iyi 2 iş yapiyor.
    1. Cumuhur Başkani Adayını Açıklamiyarak Havuzu ve trolleri çıldırtiyor.

    2. Seçim listelerini araştırıyor seçmenler arasında 1900 senesinden önce doğmüş seçmenler dahi var.

    Eyyy ABD, AB, BATI, DOĞU bizden korkun biz 1914 Sarkamış da şehit
    Verdiklerimizide diriltip seçimlerde reisin kazsnması için AKPye oy verdireceğiz.
    Merak etmeyin 250, 000 dolar ödediniz’mi Türk vatandaşı olacaksınız
    Araplardan geri kalan Türkiye topraklarınide size satacağız ve ABD deki Osmanli Mahaleleri yanı sira reis Erdoğan mahalleri yaptıracağız. Bunlar ilede yetinmeyip
    Camiler hanlar hamamlar yaptırmaya devam edeceğiz
    Bunlari yerli Beşi biryerdelere yaptıracağız.

    Bu Vatan Kimiiin.?
    Ben ilk okulda iken başka köylerden bizim köye 23 Nisan kutlamaya gelen öğrencilerden birisi bu şiiri okumuştu. O kadar içten ve muaazam okumuşdiki şiri pek sevmiyen biri olarak halen daha o ses kulaklarımda.
    Ben hayatımda o 11 yaşındaki Kürt oğlunun okuduğu gibi şiir okuyana rastlamadım. Köylüler ve biz öğrencileri dakikalarca ağlatmıştı.

  3. Akşener,
    “Kadından imam olmaz, ben o yüzden cumhurbaşkanı adayı olmayacağım, ben başbakan adayıyım” diyerek ironi yapmak istemiş.

    O zaman Akşener’den başbakan da olmaz
    Kadından Müezzin olmaz.

    • Türkiye siyaseti maalesef erkeklere tapulu. İktidarın verdiği resimlere bakın hep erkek. Bir iki tane göstermelik kadın, getirisi tamamı erkek. Bu ülkenin yarısı kadınlardan oluşuyor. Bu kadar dengesiz bir temsil ise burada demokrasi olmadığını zaten söylüyor. Siyasetin neden bu kadar hırçın, maço, kabadayı, mafyatik ve pis olduğunu da. Temiz siyaset gelmedikçe demokrasi de olmayacak. Zaten demokrasi de kötü bir şey bu aynı kadrolara göre. Batının bize empoze ettiği bir şey diyorlar. İktidarın buradaki sesleri de aynı şeyleri tekrarlıyor. Demokrasi kötüdür. Tek adam iyidir.

  4. Satılmış ve satın alınmış bir basın basın olarak anılamaz, ona ancak “bülten” denir.

  5. Millet ittifakı, aman ütüsü bozulmasın aman yıpranmasın diye adayını açıklamıyordu. Aday belirleyemedikleri için böyle bir kandırmacaya başvurmuşlardı.
    Gelgelim, öne çıkan adayları kendi kendilerine yıpratıp duruyorlar. Eğlenceli valla.

    Abdullah Gül öne çıkınca Akşener ve Chp liler set çekiyor İmamoğlu öne çıkınca Kılıçdaroğlu set çekiyor
    Arasıra İlhan Kesici ismi öne çıkıyor Chp liler hooop diyor
    Akşener öne çıkınca, Hdpliler hımmm diyor
    Yavaş parlatıyorlar sonra ikiye ayrılıyorlar.
    Davutoğlu ve Babacan artık masa çiçeği konumundalar. Birbirlerini kıskanıyorlar.
    Kemal Kılıçtaroğlu, adayı 6 lı masa belirleyecek diyor.Arkasından Chp li yöneticiler adayımız Kılıçdaroğludur diye hergün açıklama yapıyor.

    Artık karar vericiler bir karar verseler. Adamlar durduk yere kendi kendilerini yıpratıyorlar zaten. Biden unuttu buraları .Gerçi adam kendi derdini unuttu. Eline bir kağıt veriyorlar günlük yapacağı işleri ordan takip ediyor artık. Bir de doğru okusa kağıdı bari. Kağıt vericiler Türkiyedeki seçimler için ne zaman Biden eline bir kağıt verecekler bekliyoruz.
    Seçim, Fehmi beyin öngörüsüyle zaten öne alınacak!!?
    Şurda topu topu kaç ay kaldı.

  6. Kılıçdaroğlu na ayıp ediliyor
    Zaman gitgide kısalıyor ama bunlar hâlâ adaylarını açıklayabilmiş değiller.
    Neymiş efendim, yıpratılırmış!
    Böyle acıklı bir gerekçe öne sürmüşlerdi ya onu diyorum.
    Haliyle, herkesin aklına ister istemez şu soru düşmüştü: “Erdoğan içerden ve dışardan onca algı operasyonuna maruz kaldığı halde 20 yıldır dayanıyor da sizin açıklayacağınız aday neden 1 yıldan kısa süre bile dayanamıyor?”
    Doğrusunu isterseniz, bu saatten sonra adaylarını açıklasalar da şahsen “yıpratmak” istemem.
    Yıpratmak şöyle dursun, tam aksine şefkat duyarım. Nasıl desem, “yıpratılma ömrü” aylarla ölçülen bir adayı “sevmeye” bile kıyamam.
    Şayet “adaylarını yıpratma zevkini” bize tattırmamak gayesini gütmüşlerse başardıklarını itiraf etmeliyim.
    Fakat, aday adaylarını bizzat kendileri birer birer yıpratmaya başladılar, onu ne yapacağız?
    Malumunuz, ilk kurbanları CHP İBB Başkanı oldu. Nagehan Alçı üzerinden öyle yıprattılar ki bundan kelli kırk dereden su getirse de imajını toparlayamaz.
    Meral Akşener’i de çok fena yıprattılar
    Bunların yuvarlak masalarının “herkese malum sır” mesabesindeki ortağı HDP’nin Pervin Buldan’ı şöyle demişti: “Ben, Meral Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığına sıcak bakmıyorum. Çünkü daha demokrat, daha bağımsız, daha özgürlükçü ve gerçekten daha bir kadın olması gerekiyor…”
    Anlaşılan o ki “kadınlığı eksik” görüldüğü için cumhurbaşkanlığına layık görülmemesine çok içerlemiş ki adeta dengesi bozulmuş. Mesela bir esnaf ziyaretinde, “Kadından imam olmaz. Cumhurbaşkanı aynı zamanda imamlık yapmak durumunda olduğu için ben aday değilim…” deyiverdi.
    İster ironi yaptı denilsin, ister 1994’teki bir polemiğe gönderme yapmaya çalıştı şeklinde tevil edilsin, söz konusu açıklama nereden bakarsanız bakın “dengesizdir”.
    Masanın küçük aktörlerinden Babacan ve Davutoğlu derseniz; birbirlerini yıpratmakla kalmadılar adeta dağıttılar. Babacan, “Arkadaşlarımız 21’de 21 oyla ittifak teklifini reddetti” diyerek Davutoğlu’nu aşağılamaya çalışmıştı, daha ne olsun!
    Bir de Akşener’in kontenjanından masada kendine yer bulduğu iddia edilen Gültekin Uysal var. Geçen gün, “Cumhurbaşkanı adayının masadan çıkması gerekir” diyerek bir kez daha Gül gibi masa dışından aday arayışlarının önüne (Akşener adına) set çekmiş oldu. İBB Başkanı’nın adaylığına karşı çıkarsanız ben de sizin adayınıza karşı çıkarım dercesine.
    Gelelim Kılıçdaroğlu’na…
    Takdir edersiniz ki, CHP Genel Başkanı olduğu günden itibaren “yıpratılmaya” çalışıldığı halde CHP’nin yüzde 25 oyunu korumayı bildi.
    Lütfen gülmeyin. Unutmayın ki, aynı CHP, 18 Nisan 1999’da, Baykal’ın genel başkanlığında girdiği seçimde baraja takılmış, Meclis dışında kalmıştı.
    Kılıçdaroğlu’nu sadece iktidar çevresi değil müzmin muhalifler de “yıpratmaya” çalışıyor.
    Fondaş medyadan CHP’den beslenen medyaya kadar tüm azgın muhalifler aday olmasını istemiyorlar.
    CHP’den beslendiğini itiraf eden TELE 1’in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Alevi kimliğini öne sürerek Kılıçdaroğlu’nun aday olmaması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmişti.
    Kazanamayacağı gerekçesiyle Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkıyorlar. Bunlara soracak olursanız, Erdoğan ve AK Parti öyle bitti tükendi ki karşısında 108 yaşındaki Muazzez İlmiye Çığ bile aday olsa kazanır, ama bir tek Kılıçdaroğlu kazanamaz!
    Ne kadar kırıcı değil mi?.. Kılıçdaroğlu’nun yerinde olsam lanet olsun der, siyaseti bırakırdım.
    En yıpratıcı olanı da şu: Kılıçdaroğlu birkaç kez aday olduğunu söyledi. CHP Genel Başkan Yardımcılarından Grup Başkanvekillerine kadar da “Bizim adayımız Kılıçdaroğlu” dediler.
    “Bizim adayımız Kılıçdaroğlu” dediler. Lakin, 6+1 masa duymamış gibi yapıyor veya adam yerine koymuyor. Yani başçavuşun eşeği… (Neyse burda kesmesem, rezillik elverecek, tövbe yarabbim!)
    O değil de, sevgili Kılıçdaroğlu bunlara rağmen nasıl ayakta duruyor, inanın şaşıyorum.
    Belki de yıpranma özelliği yoktur, bilemiyorum.

    • “Gelmekte olan…” Ama 12 yıldır bir türlü gelemeyen zat, bir laf söylerken, lafın nerelere varacağını düşünemiyor.
      Sonra da lafı nasıl tevil yoluna gideceğini bilemiyor.
      Nitekim, gayrimeşru ilan ettiği şimdiki sistemde “tek adam” olmaya adaydır…
      Bırakın olsun yahu…
      Çılgın gibi çalışıyor.. Bence sistemi sevdi…

  7. Birde Biden fonların desteklediği yayın organları var.
    Onlar ABD demokrasiyi çok sevip,ihraç etmek şistediği için onları fonladığını savunmasını yapıyorlar.
    Fondaş medyanın amacı nedir acaba diye düşünmeden edemedim yazınızı okuyunca

  8. Sanırım listenizi alfabenin son harfinden başlatmışsınız ve hala değiştirmemişsiniz. Gerçi şu haliyle a ile başlasanızda haber kanalı olarak hiçbir değeri olmayan KılIÇ yalayıcı bir grupla karşılaşıyorsunuz alfabetik olarak sıraladığınızda amiral gemisi diye tabir ettiğiniz o gruptan saygıyadeğer kimseyi bulamıyorum.
    Oysa çok sıkıntı çektiğinizi söylediğiniz dönemde sizi takip eden ve sıkıntınızı hisseden binlerce okurunuz size duyduğu saygıyı koruyor dönemdeki tavrınız sebebiyle.
    Vaktiyle yönetimime verilmiş bir partiyi destekleyen gazetede benim yapamadığım bir işi, bir zamanlar “Medyanın amiral gemisi” olarak tanımlanmış gazeteyi yönetenler başarmış bulunuyorlar sözünüzden gurur duyacak bir yazarın o grupta kimse olduğunu düşünmesemde bundan sonra yapacakları yada yapmak istedikleri, kaybettikleri saygıyı asla onlara geri getirmeyecektir.
    Sağlam duruş mutlaka mükafatını alır.
    Sizi Allah için seviyorum. Selametle kalın

  9. Sayın Koru,
    Kavga, gürültü, aşırılığa kaçan söylemler naif yapınıza ters. Bunu anlıyorum da ikibin öncesi Ak parti yoktu , Suriyeliler de yoktu , neden kriz yaşandı ? Neden IMF ile anlaşma yapılıp özelleştirmelerle devlet malları satıldı? Tarihin en yüksek dolar faizi ödendi,? O tarihten bu tarihe milletin refahında ne değişti ? Kaç tane evde klima vardı ? Elektrik tüketimi ne kadar arttı? Kaç kişi de cep telefonu vardı ? Trafik kazalarında kaç kişi ölüyodu ? Hastahanelerde bakımlar nasıldı ? Adliye binaları nasıldı ? Kaç kişi de araba vardı ? Çalışan nüfus sayısı ne kadardı ? İhracat ne kadardı ? Savunma sanayi de durumumuz neydi ? Turizm geliri ne kadardı ? THY nın satilmasi da gündeme gelmemiş miydi ? Yapılan bunca yatırımdan istifade eden bu millet bunun bedelini ödemeye gelince yan çizerse , bir de bu kadar hizmeti yapanları karalarsa ben de olsam küfrü basarım.

    • Özetle 2000 öncesinde Türkiye demokrasiden uzaklaşmıştı. 28 Şubat darbesiyle iktidar değiştirilmişti. Bunun sonucu olarak da ekonomik bir enkaz yaşandı. Demokrasiye dönüldü ve durumu düzelttik. Bugün de aynısını yaşıyoruz. Bir darbe yaşandı, demokrasiden çok daha fazla uzaklaştık. Sistemi toptan bir kişiye teslim ettik ve otoriter bir yönetime geçtik. Bu sebeple ekonomik bir çöküş yaşıyoruz. Buradan çıkmanın tek yolu tekrar demokrasiye dönmek. Ancak zinde güçler (derin devlet) buna izin vermemek için her türlü kaosu yaratacak ve ellerinden gelen her şeyi yapacaklar. Muhalefet bunun farkında değil görünüyor.

  10. Gerçekten uyarıcı, ufuk açıcı bir yazı. Keşke Kılıçdaroğlu ve CHP kurmayları okusa ve ona göre tutum alsa. Çünkü CHP’nin klasik kodlarına döndüğünü hisseden (gören demiyorum) seçmen (ben de dahil) mecburen tutumumuzu değiştireceğiz. Keşke böyle bir hataya düşüp ülkeye en az on yıl daha kaybettirmeseler. CHP inançsızlığını inanç haline getirmiş bir avuç azgın azınlığa teslim olmamalı…

  11. “Tarım Kredi Kooperatifi’nden açıklama, 30’un üzerinde üründe indirim başlıyor.”

    yaşasın diyeceğim ama
    fiyatlar düşmeden indirim demek zararına satış anlamına gelmiyor mu?
    bu zararı kim ödeyecek peki?
    kamu bankalarının zararını ödeyenler mi bu zararı da ödeyecek?
    yani halk mı?

    “Bakan Nebati’den Kılıçdaroğlu’na ÖTV yanıtı: Piyasaları manipüle etme gayretinizi şaşkınlıkla karşılıyorum.”
    demiş,
    talebin önüne geçmek için ÖTV yi yükseltelim fikri öne çıkıyormuş iktidar tarafında,
    yaşasın diyeceğim ama,
    çok sevineceğim bir haber mi bilemedim.

    KİRA FİYATLARI DÜŞTÜ DAHA DA DÜŞECEK.” miş,
    bu durumda yaşasın diyeceğim ama,
    daha da düşsün öyle diyeyim bari.
    bunca iyi habere alışık değiliz.

    kütüphane meselesine gelince,
    bu cidden iyi bir haber, kendi evimde beş bin civarında kitabım var, bir o kadar da bağışım, kitap dedin mi oyumu olmasa da her türlü takdirimi kazanmak mümkün,
    o nedenle bu günlük eleştiri dozumu düşük tutmaya karar verdim,
    başka bir gün telafi ederim.

  12. Bu ülkede ; baskıcı, otoriter ve merkeziyetçi yönetim yüzünden hiç bir kurum ve kuruluşun bir anlamı, önemi ve itibarı kalmamıştır.
    Buna haliyle STK dediğimiz oluşumlar , dolayısıyla basın yayın da dahildir ; ister istemez onlar da bu çürümüş düzenin bir parçası oluyorlar .
    Zihniyet bozukluğu veya yozlaşması doğal olarak her tarafa yayılmakta , her tarafı sarmaktadir.
    Aslında ülkemiz ve milletimiz için en tehlikeli durum budur ; zecri bir takım önlemlerle ekonomiyi vs. düzeltmek mümkündür ama bu zihniyet yozlaşmasının düzeltilmesi gerekli önlemler alınsa bile nesiller boyu devam eder !
    Gerçekten bize yazık oluyor !

  13. Fehmi bey, inşallah Cenabı Hak ömür verir., on yıl sonra kişiye endeksli yazarlık yapmanın ne kadar sınırlayıcı olduğunu kişisel tecrübelerinize dayanarak yazarsınız.

  14. Gülün kurduğu ve desteklediği DEVA’nın oy durumu nasıl? CHP’ nin 20’de 1’i kadar oldular mı?

  15. Çok parçalı ve çok bilinmeyenli bir denklemle karşı karşıyayız. Ülke olarak ortak paydalarımız zaten azdı, mevcut kaosta iyice azalmış bulunuyor. Muhalefeti bir arada tutacak ortak idealler çok az gibi görünüyor. Bu çeşitlilik iyi bir şey de olabilirdi. Şayet demokratik bir ülke olsaydık. Ama öyle değiliz. Farklılıklara tahammül çok az. Bu çerçevede son karar Kürtlere kalmış görünüyor. Çeşitlilikler içerisinde en kalabalık gruba. Onların tuttuğu taraf seçimi götürecek bu konuda şüphe yok gibi. Muhalefet tarafında görünürlerse iktidar onları terörist olarak gösteriyor ve öcüleştiriyor hemen. Ama seçim geldiğinde teröristlerin başını ve kardeşini televizyonlarda göstermekten ve mektup arkadaşlığı yapmaktan hiç çekinmiyor. Sonuçta seçimi Kürtleri kazanan kazanacak. Muhalefetin kafa yorması gereken bu denklemde tek bilinen değişmez o. Hangi tarafa geçerlerse o taraf ipi göğüsleyecek. Muhalefetin denklemi değiştirmek için elinde bundan başka koz yok. Bunu masa altından mı yapacak (iktidarın dediği gibi), üstünden mi yapacak henüz belli değil. Ama bunu yapmazsa seçimi kaybetmiş sayılabilir kanımca. İktidar da boş durmayacak elbette. Kürtlerin muhalefete yazıldığına kanaat getirirse siz o zaman seyreyleyin gürültüyü. Öyle böyle olmaz, hatta bu seçim toptan yatabilir! Yüzyılın kaosuna hoş geldiniz.

    • Demekki neymiş?
      Seçimi, ülkenin kaderini, milletin bekasını…
      Bir gruba,
      Etnik bir olaya,
      Bir inanç tarikat dine,
      Bir kişiye😊
      Bağlamak çoook yanlışmış!!!

    • Çok bilinmeyenli seçim denkleminin tek çözümü Kürt seçmeni demişsiniz de.
      Bütün kürtlerin tek partiye oy verdiğini nereden çıkarttınız.
      Eğer kürt seçmen olarak Hdp yi kast ediyorsanız,
      HDP de tek başına Kürtleri temsil etmiyor. Türklerin oyu nasıl parçalı bulutlu ise Kütlerin oyu da parçalı bulutlu. Kürtler yalnızca HDP’ye oy vermediği gibi HDP seçmeni de yalnızca Kürtlerden oluşmuyor. 2018 seçimlerinde Hdp nin oyu yüzde 11 civarı. Toplam geçerli oy 50 milyon düşünüldüğünde Hdp 5 milyon oy almış. Üstelik Hdp seçmeni yalnız Kürtlerden oluşmuyor. Son seçimlerde Emanet oy baya bir yekün tutuyor.

      Şunu derseniz itiraz etmem: “Millet ittifakının Cumhurbaşkanlığını alması Hdp ye bağlı. Millet ittifakı Hdp ile iyi geçinmek zorunda.” O kadar.

      • Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla demek istemiştim ben de. Herkes yokmuş gibi davranıyor ama bugün meclisin üçüncü partisi HDP. Bu kadar baskıya rağmen. Demokrasimiz pek medeni değil ama şimdilik tahammül ediyor. Ellerine fırsat geçtiğinde de bunu boğacaklardır. O fırsatı da kendileri yaratacaktır gerekirse. Bunun işaretleri çok açık, söylem ve eylemlerde.

        • Eşkiyalığın ölümün gencecik çocukların masum yavruların toprak olup göçmesi bu dünyadan!…
          Neresi medeniyet, neresi demokrasi bunun ender? Önce sen medeniyetin demokrasinin kanını değil şerbetini içeceksinki bir bardakta bize sunasın!
          Bu topraklar affetmeyecek kahrolası bazılarını…
          Bu ülkede kaçırılan çocukların anneleri niçin Taksim’de kızılayda İzmir’de Adana’da çadır kurmazlar mesela???

    • “Gelmekte olan…” Ama 12 yıldır bir türlü gelemeyen zat, bir laf söylerken, lafın nerelere varacağını düşünemiyor.
      Sonra da lafı nasıl tevil yoluna gideceğini bilemiyor.
      Nitekim, gayrimeşru ilan ettiği şimdiki sistemde “tek adam” olmaya adaydır…
      Bırakın olsun yahu…
      Çılgın gibi çalışıyor.. Bence sistemi sevdi…

    • Mehmet Ali Çelebi eğer “CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun en büyük arzusunu gerçekleştirmek yani Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasını sağlamak için siyasete HDP’de devam edeceğim” deseydi…

      Bugün ona saldıranlar ne yaparlardı?

      – Karşısında selam dururlardı.

      Neyi tartışıyoruz?

Comments are closed.