Galiba CHP de ‘erken seçim’ beklentisi içinde.. Baksanıza Kılıçdaroğlu ne demiş…

49

Bir yakınım durduk yerde “Erken seçim Ekim sonunda olabilir mi?” diye sorunca, gereksiz bir acullukla kendisine, “Ben ‘Erken seçime hazır olunmalı’ diyorum, ama o kadar da erken bir seçime değil” cevabını verdim.

Verdim, ama ardından da yakınımın sorusu üzerinde düşünmeye başladım.

Neden olmasın?

İktidarın vaktiyle benimsediği ‘düşmanları azaltıp dostları artırma’ siyasetinden vazgeçtiği günleri yaşıyoruz ve pek çok ülkeyle aramız şekerrenk. Buna karşılık uluslararası arenada sıkça ters köşe olduğumuz iki ülke var ve o iki ülkenin liderleriyle ilişkilere her durumda itina gösteriyoruz.

ABD ve Rusya ile liderleri Donald Trump ve Vladimir Putin’le…

Daha çok da ABD ve Trump’la…

Rusya’dan S-400 füze savunma sistemini derhal kullanma sözüyle satın aldık, ama Washington’dan gelen şiddetli itirazlar üzerine sistemi kullanmakta acele etmiyoruz. Uygun bir formül bulunursa hiç kullanmama seçeceği bile gündemimizde.

İşte bu tabloya bakıp “Bizim için ABD ve Trump Rusya ve Putin’den daha önemli” diyebiliyorum.

Reklam

Doğrusu Trump’ın iş başında bulunduğu Trump da ülkemize özel bir yaklaşım içerisinde. Trump ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı övmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. [Patavatsız biri olduğu için sözlerinin başka anlamlara çekilebileceğini düşünmüyor bile.] En son, rakibini gözden düşürmek için ‘usta satranççı’ olarak ilan ettiği Erdoğan’la Joe Biden’in aşık atamayacağını Trump’ın ağzından işitti bütün ABD.   

Üzerinde düşününce vardığım sonuç

Trump’lı ABD ile Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğu Türkiye arasında gözle görülür elle tutulur bir yakınlık var. Buna “Bağ var” da diyebiliriz.

Görünür bağ Türkiye’de 2023’te yapılması kararlaştırılmış seçimin tarihini de etkileyebilecek kadar kuvvetli olabilir mi?

ABD’de seçim 3 Kasım’da yapılacak; Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimi de o tarihe göre yeniden belirlemek düşünülüyor olabilir.

Kamuoyu yoklamaları, yedi ay önce öylesine söylenmiş sözleri yüzünden iktidarın takdir ettiği kalemlerin hırpaladığı Biden’in ABD’ye başkan seçilmesinin, Trump’ın da ‘tek dönemli başkanlar’ arasında yer almasının muhtemel olduğunu gösteriyor.

Başında Trump’ın olmadığı, seçilen başkanı fena halde hırpaladığımız Amerika bize ters gelebilir. 

Yalnız dışarıda yürütülen askeri faaliyetler değil, içerideki dengeler de bu gelişmeden olumsuz etkilenebilir.

Reklam

Düşünmeye başlayınca vardığım nokta, “Evet, erken -hatta baskın- bir seçim için önemli bir gerekçe bu” oldu.

Ayrıca, bizim kamuoyumuz tarafından bile ‘sürpriz’ olarak karşılanan politik adımların birbiri ardına atılmaya başlaması ile Trump’ın rakibi karşısında azalan desteğinin gözle görülür hal alması neredeyse eş-zamanlı.

Trump ABD’de gözden düştükçe Türkiye’de yeni bir ‘sürpriz’ daha gündeme geliyor.

Futbol Federasyonu’nun pek görülmemiş bir jestle bu yıl küme düşmüş önemli illerin takımlarına ligde kalma şansı tanıması bile bu tahlille yeni bir anlam kazanıyor…

“Önce Sultan Ahmet Camii’ni doldurun da o konuyu öyle konuşalım; biz onu açarsak Avrupa’daki camiler zora düşer, ben bu tuzağa düşer miyim” sözleriyle tartışılması engellenmiş Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması da öyle…

Hatta bugün verileceği birkaç gün öncesinden açıklanmış ‘büyük müjde’ bile hep aynı tahlili destekleyen ayrıntılar…

‘Müjde’ tahmin edildiği üzere, bugünü ve yakın geleceği etkilemese bile “Bizim de petrolümüz ve doğalgazımız olacak, ekonomimiz şaha kalkacak” düşüncesini uyandıracak enerji kaynağı keşfiyle ilgiliyse, erken-baskın seçim daha fazla beklenir hale gelir.

‘Büyük müjde’ haberinin “Türkiye’de yeni bir dönemin açılacağı” öngörüsü eşliğinde duyurulmasını da bu tabloya ekleyebiliriz.

‘Yeni bir dönem’ yeni bir seçimi gerektirebilir.

Kılıçdaroğlu da durumun farkında

Galiba aynı sonucu öngören benzer bir tahlil CHP’de de yapılıyor.

CHP ile ilgili en sıcak bilgilerin öğrenilebildiği Sözcü gazetesinde dün bir haber vardı. Partisinin grup yönetiminde yer alan bir milletvekili ile görüşen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “İktidarın yaptıkları birer seçim hamlesi” dedikten sonra, “Her an seçim olacakmış gibi çalışın” talimatını da vermiş…

Ortada fol yok yumurta yokken yakın çevresi bilinen bazılarının kendisini “Bu defa ben aday olacağım”, daha çok AK Parti’ye yakın kalemlerin ise Abdullah Gül’ü “Ben aday değilim” demeye zorlamalarını iktidarın dolaylı veya doğrudan birer hamlesi olarak değerlendirmiş bile olabilir CHP lideri Kılıçdaroğlu.

2023’te yapılacak bir seçimde kimin aday olup kimin olmayacağını bugünden tartışmanın başka bir anlamı olamaz zaten.

Bunun anlamı, seçim tarihinin öne çekilmesinin düşünüldüğü bir ortamda bulunulduğudur.

Müjdeler işe yaramazsa…

Galiba bu noktada bir ihtiyat kaydına ihtiyaç var.

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ile beklenen hareketlenme yaşanmadı; ilk ağızda oya da yansıyabilecek bir ilgi duyuldu, ancak o ilginin kalıcı olmadığı görüldü. Bugün açıklanacak ‘büyük müjde’ de erken seçim hesabını yapanların beklediği türden oya tahvil edilebilecek çapta bir ilgiye dönüşmezse hesap yeniden gözden geçirilebilir.

Uzak komşumuz Amerika’da yaşanması güçlü bir ihtimale dönüşen başkan değişikliği ile ülkemiz iktidarı arasında kurulan bağ çok belirleyici ve o yüzden seçimin bizde erkene alınması şart ise, bugünkü açıklama iktidarın devamını sağlayacak bir umudu yeşertmezse önümüzdeki günlerde yeni müjdeler bekleyebiliriz.

Tabii verilebilecek başka müjdeli haberler olduğu takdirde…

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. “Sahici aydin” derken, düşünsel ve ahlaki tutarlılığın vazgeçilmez önkoşulu olan FARKINDALIK HALİ’nin yaşamsal öneminin farkında olan aydınları kast ediyorum, Murat Bey.

    Sözünü ettiğim FARKINDALIK HALİ, bir laf ebeliği değil. Basitçe tanımlanabilir bir şey:

    Hiçbirimiz boşluğa doğmuyoruz. Aileden başlayıp, mahalleden, okuldan, şehirden geçerek ülkenin bütününe varan bir ANLAM DÜNYASI’nın içine doğuyoruz. Sadece kendi bireysel hayatımızı bizim için anlamlı kılmakla kalmıyor o kuşatıcı dünya. Neye sevinip neye üzüldüğümüzü, neye öfkeneip neyle yatıştığımızı bile belirler hale gelebilen çok güçlü bir dünya o anlam dünyası. Ayasofya’ya ilişkin alınan karara, İstanbul Sözleşmesi’ne, FETÖ gibi terimlere, hep o dünyanın içinden düşünsel ve duygusal tepkiler veriyoruz. Evet, KÜLTÜR dediğimiz şeyden söz ediyorum -“kültür” sözcüğünün dar anlamında.

    Bir aydının sahici bir aydın olabilmesi için, ilkin bu durumun farkında olması gerekiyor:
    “Ülkesel ölçekte genel bir kültürün, aile, okul ya da mahalle arkadaşlıkları, okuduğum gazetelerden beğendiğim siyasi liderlere ya da tercih ettiğim tatil beldesine (Bodrum? Kasaba ya da köyümdeki akraba ve tanışlarla geçecek bir tatil?) kadar, özel bir kültürün parçasıyım. Ülkesel düzeydeki genel kültür dünyası, özel (yerel ve küçülmüş) kültür dünyası öylesine kuşatıcı ki, üzerimde muazzam bir kuşatıcılığa sahip.”

    Bu gerçeğin farkında olmadan, yani o kuşatıcı anlaqm dünyasını yarıp dışına çıkmadan, bir birey olmak da mümkün değil, bir öğretmen ya da bir aydın olmak da mümkün değil. Başka kültür ve inanç guruplarının anlam dünyasına saygı duymak hiç mümkün değil.

    Bazılarının mal bulmuş mağribi gibi hemen “Çok açık! İçinde yaşadığımız kültüre, onun değerlerine ve inançlarına başkaldırmayı öneriyorsun!” diyeceklerini biliyorum.

    Hayır. Bunu yapmıyorum. Önerdiğim şey bu değil.

    Bu tür saldırgan ithamlar, dile getirmeye çalıştığım bakış açısının gücü karşısında tedirginliğe kapılıp özgüvenini yitiren insanların tipik, geleneksel tepkisi.

    Kültüre ve geleneğe karşı ayaklanmayı önermiyorum. Toplumun karşısına bireyi dikmek gibi öğrenilmiş bir ezber de değil önerdiğim şey: Kültürel kuşatmayı yarıp onun dışına çıkmak, kendimize, yaşadığımız ülkede ve dünyada (yani insanlığa) olana dışarıdan bakmak. Ve, böyle bir dışarıdan bakıştan sonra, o kuşatıcı anlam dünyasının (yani kültürün) güzel ve sakıncalı yanlarının farkında olarak içinde yaşadığımız coğrafi mekanın (ülkenin) kültürüne geri dönmek.

    Koşullandırıcı ve kuşatıcı kültürü yarıp onun dışına çıktığımızda, yaşadığımız ülkeye ve dünyaya bir de oradan baktığımızda, hem ülkemizde hem de dünyada başkaca kültürel toplulukların varlığına ve onların anlam-ve-duygu dünyalarına da saygı gösterme şansı elde edebiliriz.

    Çünkü, hiçbir kültürel toplumsal alt gurup özü itibariyla “Kötü” veya “iyi” değildir. İyi, çok güzel yanları vardır. Hayli de zaafı.

    Ben militan bir solcuydum (anne ve babam gibi). Cezaevine ilk girdiğimde 18 yaşıma basmamıştım bile. Okul arkadaşlarım, kendileriyle söyleşip tartıştığım ve vakit geçirdiğim insanlar hep solcu insanlardı. Solcu olarak solcuların okuduğu kitapları okurdum, solcu şairleri okurdum, vs.

    Hayatımın hayli geç bir evresinde, hayat, beni o kültürel-siyasal alt gurubun kuşatmasını yarıp onun dışına çıkmaya, ülkeye, dünyaya, insana bir de oradan bakmaya zorladı beni.

    Baktıkça zihnim karıştı. Duygu ve düşünce evrenim alt üst oldu. Zihnim karıştıkça ve duygu dünyam tarumar oldukça, pek çok şeyde berbat yanılmış ve yanlış işler yapmış olabileceğim kuşkusu derinleştikçe, belki de hayatımda ilk kez olarak, MERAK denilen şeyle tanıştım.

    Yani, gerçek bir BİLME ARZUSU ile.

    Başka (yani daha önce düşmanlaş(tırıl)mış olduğum mahallelerden insanlarla tanışıklıklar kurdum. Onların anlam ve duygu dünyalarını tanıma şansı buldum.

    Ben hala tutkulu bir solcuyum.

    Ve, diyorum ki, Fehmi Koru, Etyen Mahçupyan, Mümtazer Türköne, Ahmet Altan, Ahmet Dönmez, Cihangir İslam, Özgür Koca, Ahmet Kuru gibi aydınlara ve gazetecilere sahip çıkalım. Değer bilelim. Onların giderek bir lağım çukurunu andırmaya başlayan lumpen düşünce ve siyaset hayatımızda eşine sık rastlanmayan birer pırlanta olduklarının farkına varalım.

    Birer insan olalım, birer insan gibi düşünüp öyle hissedelim: Ve cezaevlerindeki obinlerce masum Cemaat mensubu ve sempatizanını özgürleştirmek için elimizden ne geliyorsa yapalım.

    O insanlar, o aydınlar ceaevlerinde ömür tükettikçe, her kim olursak, her ne aidiyete sahip olursak olalım, bize huzur yok. Bize barış yok. Bize “insanım” diyebilmenin iç huzuru yok.

    Bize hep düşmanlaşma, lumpenleşme, topyekün soysuzlaşma ve utanç var.

    Hepimiz, solcu ya da siyasal İslamcı, dindar ya da sekükler (vs.) olarak, kuşatmayı yaralım.

    Ülkeye, dünyaya, kendimiz de dahil olmak üzere insan’a bir daha bakalım. Gördüklerimizi akılda tutarak, kültürümüze/kültürlerimize geri dönelim.

    Derinlikli düşünebilen, donanımlı, “insan gibi insan” olabilmiş sahici birer solcu, sahici bir İslamcı, sahici bir milliyetçi, sahici bir Kürt, sahici bir Gülen hareketi mensubu . . . olalım.

    Bunu başarabildiğimizde, bize birbirimizden zarar gelmez.

    “Sahici aydın” derken anlatmaya çalıştığım şey budur.
    Anlatmaya çalıştığım şey budur.

    • bazen insanoğlunun gücünün yetmediği şeyler, zamanlar oluyor. Bu durumları devlet- hükümet gibi neden kurup para verdimizi birçoğumuzun bilmediği oluşumlara güvenmek bırakmak daha iyidir belki de.
      Bırakalam seçimden seçime de olsa bir kuyu bulsunlar, birde af çıkarsınlar, bizler ise o insanların yanlış larını bulalım bastan yanlış yaptırmayalım; sonraki nesilleri kurtaralım!
      Artık okullarda okuduğunu anlamaya önem verilecekmiş. Birde balik hafızasını süper beyne dönüştürme dersi isteyelim.
      Bu başta kiler gidince öteki gelce kiler geldiğinde (gelebilirlerse) suçu tanımlayarak sadece suçluyu yargılayalım yaninda o kanalı kurutalım (sinek yeniden üremesin).
      Savunulması gereken simdilik budur kanaatimce.
      (Aslında belki de hemsen bunun farkındasın hem de o isimler farkında. Amma dedimya bazen bizim baş edemeyeceğimiz süreçler yaşanabilyor).
      Yaratıcı bazende bizim aklımızın ermediği şeyler yapıyor. Ne hesap sorabilirsiniz nede o size yapacağı şeyi yapayım mı ey kulum? Diye soruyor.
      Tek bildiğimiz, “ben size daha önce yıldırım sel deprem göndererek haber verdim, anlamadınızmı” cevabı oluyor.

    • Değerli Hocam, cevabınız için teşekkür ederim. Yapmış olduğunuz tanımlama ideal bir tanımlamadır ve basım gözüm üstünedir.

      Fakat kişisel olarak bu tanımlamanın, sizin de sonuç bölümünde belirttiğiniz üzere sahici insanı tarif ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla “AYDIN” kavramı özelinde hala anlamsal olarak oturtamadığım bir şeyler var.

      Biraz daha açmaya çalışayım:

      Aydın, yarı aydın,lümpen ( ya da aydın kavramın zıttı) tanımlamalarında şablonumuz nedir, bu şablonu kim, ne zaman ve hangi hukuka dayanarak oluşturmuştur acaba?

      Sahici Aydın ve sahici münevver aynı kişilik şemasını betimler mi?

      Örneğin Sol idealist bir kültürden gelen bir Aydın, mahallesinden çıkıp diğer mahalleler ile tanışıp, düşünsel ve kültürel bir devinim geçirmesine rağmen neden hala tutkulu bir solcu kalmaya devam eder? Deneyimlerinize binaen soruyorum değişen nedir, değişmeyen nedir?

      Kit türkçem, yetersiz dilbilgimden dolayı, meramımı anlatabildiğimden emin olamıyor , sizin engin birikiminizin bu eksiğimi kapatacağına inanıyorum.

      İyi pazarlar dilerim size ve tüm okuyuculara.

      • İlkin, düşüncelerinizi ifade etme ve Türkçe’ye hakimiyet konusunda hiç, ama hiç alçakgönüllü olmayın Murat Bey. Bunu, beni düşüncelerimizi karşılıklı olarak paylaşmaya değer bulduğunuz için usulen bir nezaket ya da teveccüh olarak düşünmeyin. Elbette burada “Hadi bakalım kim ana dilini en özenli kullanıyor, görelim” türünden budalaca bir yarışma içinde değiliz. Elbette çok iyi bir dil becerisi ile üretilmiş bir metin içerik açısından çok yoksul ve değersiz olabilir. Yine de, burada “F.K.T.” ve “Hasan Günay” rumuzlarıyla yazan beyler gibi, hemen dikkati çekiyor kendinizi açık ve akıcı bir dille ifade ediyor oluşunuz.

        “Sahici aydın” konusundaki fikir alış verişimize gelince.

        Metnimin bir noktasından sonra konudan uzaklaşıp “insan” kavramını öne çkaran paragraflara geçmiş olduğumu fark ediyorum. “Sahici aydın” teması, yarım bırakılmış gibi.

        Yarı aydın, herhalde, belli bir kaç konuda sıradışı bir bilgi birikimine, metodolojik düşünceye, fark edilir bir çözümleme becerisine vs. sahip olmasına, hatta belki uluslararası ve saygın bilim kurullarında, bilim dergilerinde, akademi çevrelerinde herkese nasip olmayan bir bilinirliğe sahip olmakla birlikte, entelektüel birikimi hayatın diğer alanlarında bizlere ufuk açıcı şeyler söylemeyen kişi gibi bir şey. Fatih Altaylı’nın değişmez konuklarından Celal Şengör, bunun tipik bir örneği sayılabilir. Alanında çok seçkin bir şahsiyet olduğuna, tarih de dahil olmak üzere birden çok alanda insanı şaşırtan bir birikime sahip olduğu kuşkusuz gibi. Bukmadan bir kaç saat dinleyebiliyorum kendisini. Peki ama bu insanın bir toplum olarak bir adım ileri gitmemiz konusnda bize söyleyebileceği ne var? Mutlaka vardır bir şeyler, ama bir hayli sıradandır, on dakika dinlemeye katlanamam doğrusu. Buna karşılık, hiç sevmediğim İlber Ortaylı, kuşkusuz çok sahici bir aydındır ve bu tür aydınlar da kolay kolay gelmez bu dünyaya.

        Sahici aydın, daha önce sözünü ettiğim o ülkesel ve yerel (guruba, ya da alt-kimliğe ait) kültürel-düşünsel-duygusal kuşatmayı yarıp onun dışına çıkabilmiş, hayata ve dünyaya KENDİSİ olarak bakabilmiş, şimdi görüp öğrendikleriyle kendi yerel kültür ve anlam dünyasına (kimlik), amiyane tabirle söylersek, “kendi mahallesi”ne geri döndükten sonra, görmüş ve bilgi dağarcığına katmış olduklarını kendi mahallesinde dillendirebilen, gelecek duygusal tepkileri göğüsleyebilen, diğer mahallelerle konuşabilen bir insan. Benim tasavvurumda bu ya da buna yakın bir kavram “sahici aydın”. Elbette ki, buna “korkak değil cesur olmak”, “kalemin namusuna sahip çıkmak” gibi çok tekrarlanan diğer ölçütleri de ekleyebiliriz.

        Lumpenliğe gelince. Lumpen aydınımsılar, yine daha önce sözünü ettiğim ve FARKINDALIK terimi ile söz ettiğim deneyimden neredeyse habersiz insanlar. Ayırt edici özellikleri, kendi mahallerinin duymak istediklerini söylemek. Bilinirliklerini ya da ünlü oluşlarını sadece buna borçlular. Kendi mahallelerini dönüştürmek gibi bir dertleri de yoktur. Kalemleri kuvvetlidir. Hepsi bu. Ahmet Kekeç ve Y. Özdil bunun kusursuza yakın örnekleri.

        Benim hala solcu olmam, onyıllarca içinde kalmış olduğum seküler anlam, duygu dünyasından, oradaki arkadaşlıklardan, aşina entelektüel ortama olan alışkanlıktan vs. kopamamak gibi şeylerle ilintili değil. Ortalama bir CHP’li ile veya sosyalist ile hiç, ama hiçbir müşterekliğe sahip değilim. Sadece düşünsel değil, yaşam tarzı açısından da böyle bu. Kaldı ki, herhalde bir 13-15 yıldır, böyle bir arkadaşla bir masaya oturup üç dakika söyleşmişliğim yoktur.

        Sözcüğün evrensel anlamında bir solculuk halinden söz ediyorum. Çevresel yıkım, doğanın yürek parçalayan tahribatı, insanı depresif kılan gelir dağılımı eşitsizliği, çoğulculuğu benimseme, çok-kültürlü ortamlarda diğerleriyle birlikte yaşamaya kolayca adapte olma, milliyetçiliğin hemen her görünümünü bir olumsuzluk olarak değerlendirme ve bir dizi başka şey.

        Ben de size iyi pazarlar diliyorum.

  2. Koronavirüs salgınından dolayı artık sultanahmet veya diğer camilerde safları sıkı tutamıyoruz, bir kişinin ibadet edebilmesi için yaklaşık 4m2lik bi alan gerekiyor, bırakın camileri tıkabasa doldurmayı, ayasofya gibi yüzlerce binlerce tapınağı daha ibadete açsak yine de mesafe kuralının gerektirdiği standarda ulaşamayız; o yüzden daha önce öyle demişti şimdi böyle yaptı muappeti artık kabak tadı verdi, benden söylemesi…

  3. R.T.Erdoğan enerji piyasasını kastederek şöyle demiş. (21 Ağustos 2020)

    “Çünkü artık bu alanda en üst lige çıkmış bir Türkiye var”.

    Yahu dur hele, henüz 320 milyar m3 olduğu ‘sanılan’ bir rezerv bulduk! Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e göre piyasa değeri 65 milyar dolar. Bundan yapılacak masrafları ve çıkartacak teknoloji şirketinin payını düş en fazla 40 milyar dolar eder.

    Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un serveti 196 milyar dolarmış. Geçenlerde boşandığı karısı MacKenzie Bezos’a 62,4 milyar dolar ödemişti.

    Şimdi ne desem bilemiyorum. Dünyada ne olup bittiğinin farkında mı değil yoksa Müslümanlar anlamaz nasıl olsa diye mi böyle konuşuyor. Henüz çözemedim.

  4. Akdenizde Fransa ,Yunanistan ve bilumum petrol arayan ve donanmaları kovdu.Oy geşmediğini görünce Libya ya gidip 7 düvele karşı zafer kazandı.Tabii ki halkımız bunu oy için yaptığını anladı (Yorumcu arkadaşların bunun anlaşılmasında büyük katkıları vardır ).
    90 Yıldır hiçbir hükümetin açamadığı ayasofyayı açtı baktı oy gelmiyor.1 ay bile bunu bunu kullanamadan
    90 yıldır bulunamayan gazı hemen 1 ayda buldu.
    Büyük analistlerimiz yorumlarından buda oy getirmez dediler.RTE tabii ki yeni bir şey bulur cahil halkı kandırmaya çalışacak ama buna bizim büyük yorumcular izin vermez

    Şimdi bakalım RTE ne kötülükler (!) yapacak.Ancak bu seçim biran önce olmalı bahara kesin olacak sakın çözülmeyin sıkı durun.

    Bize de okumak ve anlamak kalıyor
    Allah 2 kulak bir ağız vermiş.Az konuşçok dinle

    • 90 yıldır bulunamayan gazı 1 ayda buldu ! Sabırlı olun yoksa ‘doğal gazi’ olabiliriz. Daha önce de birçok müjde verilmişti. Sonuç kesinleşsin hep birlikte kutlarız.

  5. Erdoğanın müjdesini okuyunca! Sn.Yazarımız,Taha Kıvanç’ın Dünya ve Türkiyedki “siyasetçilerin” ruhunu kendilerinden daha iyi bildiğine her zamanki gibi, bir kez daha şahit oldum.
    “2 gün önce Binali Yıldırımın oğlu 3 gemisini “ÇİNLİ”bir iş adamına sttığını açıklamış.”
    Bu haber öğlesine bir haber kenarda dursun…

    Bizdeki Doğal gaz bulunması, zamanlamsi, ve büyük törenle Dünyaya duyrulması….
    Müjdeli haberin Reklamlarından bir kısmı…

    * Ardı ardına 3 sondaj gemisini ülkemiz filosuna kattık. Bugünkü sevinici bize yaşatan Fatih’in yanında Yavuz ve Kanuni sondaj gemilerini de bu alanda dünyanın en önemli ülkeleri arsana dahil olduk. Ayrıca Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gemileri ile bu filoyu güçlendirdik.
    İyi 18 senede yaptıkları iş! Sankı çağ atlamışlar.

    * Mülkiyetleri ülkemize ait olan 3 sondaj 2 sismik araştırma gemimiz kendi ekipmanlarımız ve personelimizle çalışıyor. Dünya fiyatlarının bir hayli altında maliyetle
    Bizim için bu çok önemli bir övünç kaynağı.

    Iyi güzelde.
    SAADETE GELELIM!
    “2023” yılında üretime başlayacak’mişşş. Hemde 2023.]
    Size gerçekten inanmak isterim, Fakat, şimdiye kadar erdoğani desteklemenin haricinde pek hayel kırıklığı yaşamadım…
    Yahu, iyi tamamda bu toörnde ne oliyor? Bizim bildiğimiz Temel atılınca orada ufak bir temel atma töreni yapılır. Bina Hızmete girdikten sonrada açılış töreni yapılır.

    Bunlar tamamen milleti aptal yerine koyarak dövizin tavan borsanın taban yapacağı günü bildikleri için.
    Tam bu güne denk getirdikleri muhteşem töreni ne için yaptılar? Gaz üreti’mim başad?
    Dünyada her gün binlerce sondaj gemileri gaz yataklari buluyor ve sondaja başliyor ve arkasından üretime geçiyor…
    bunlardan hiç kimsenin haberi dahi olmiyor.

    Damat bey ne diyiyor?
    Bizim için bu çok önemli bir övünç kaynağı.diye başlayıp
    (Artık,artık,artıklarla( devam ediyor

    ** Artık) ülkemizin gündeminden cari açık konusunu artık kaldırdığımız dönem olacak. (Artık)cari fazlayı ve döviz fazlasını konuşacağımız yeni bir dönemin başladığını ve sürece girdiğimizi görmüş olduk.

    * Türkiye (artık)yeni bir döneme giriyor. (Artık) ne doğu ne batı, yeni eksen Türkiye söyleminde yeni bir sürece inşallah gidiyoruz. Son 4-5 yılda müthiş bir çaba koyan ekibimiz ve
    çalışanlar emeği olanlara teşekkür ediyorum.

    Ben şahsen bu habere inanmak isterim, Ama karada boş arazi kalmayınca şimdi para kazanmak için denizi kullanmaya başladılar.
    İstanbul BB el değistirince….Gemicikler in rizki kesilde.
    Hadi bakalım gene yolunu buldunuz.
    Hem gündemi hemde TL nin ve borsanın çöküş gününü bayram günü gibi kutladınız.

  6. Doğalgaz bulunduğu söylenen Tuna-1 kuyusu Türkiye’den takriben 175 km uzaklıkta olup Türkiye, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna kıta sahanlıklarının kesişme noktasına çok yakın.

    Petrol-Doğalgaz uzmanlarının Erdoğan’ın müjdesi ile ilgili ortak görüşü ise ‘spekülatif değerlendirmeler yapıldığı’ şeklinde. “Bir kuyu delip de rezerv açıklamak doğru değil. Birden fazla kuyu açılır, uzun süreli akışa bırakılır, testleri yapılır. Bu işlemler 6 ila 12 ay sürer. Ondan sonra rezerv bir hata payı ile birlikte belirlenir” diyorlar.

    Erdoğan ise müjdeyi şöyle vermişti: “Türkiye, tarihinin en büyük doğalgaz keşfini Karadeniz’de gerçekleştirdi. Fatih sondaj gemimiz, 20 Temmuz 2020 tarihinde başladığı Tuna-1 kuyusundaki sondajında 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfetmiş durumda”. (Oysa açıkladığım gibi 1 ayda sonuca ulaşmak imkansız. Bu kuyunun 2012 yılında o zamanki Enerji Bakanı Taner Yıldız zamanında sondaj yapılan kuyu olduğu tahmin ediliyor)

    İnşallah kabaca yapılan tahminden de daha iyi bir rezerv vardır. Fakat ben ‘doğal gazi’ olmamak için bu konuyu sonuçlar kesinleşinceye kadar beklemeye alıyorum.

  7. Gazete sayfalarındaki oranlar, M. Bankası’nın bankalara satış oranları. Bankalar bunun üzerine kendi komisyonunu vs. ekliyor gerçek ve tüzel kişilere satarken. Bir birey olarak o oranlardan dolar satın alamazsınız döviz piyasasında.

  8. Ekonomist yorumcu arkadaşlara bir sorum olacak.

    TCMB dolar satış kuru 15.30 itibariyle 7.23 TL gözüküyor. Fakat serbest piyasada 7.35 TL ve bankalarda 7.36-7,45 TL arası gözüküyor. Bir süredir MB ve piyasa arasında böyle farklar var. Bunun anlamı nedir?

    • Dolar ve altın alımını azaltmak için vergi kondu.

      Döviz ve altın işlemlerinde vergi oranı binde 2’den yüzde 1’e çıkarıldı Döviz ve altın alım satımında uygulanan vergi oranları artırıldı. Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, kambiyo işlemlerinde uygulanan Banka Sigorta ve Muamele Vergisi (BSMV) oranı binde 2’den yüzde 1’e çıkarıldı.

  9. 20 Mayıs 2007 de Akçakoca açıklarında doğal gaz bulundu.15 Mayıs 2009 da Sakarya’da doğalgaz bulundu.
    17 Haziran 2010 Batı Karadeniz açıklarında yeni doğal gaz bulundu.
    25 Ağustos 2012 de Akçakoca açıklarında petrol bulundu.
    29 Haziran 2020 de yine Açakoca açıklarında yeni doğal gaz yatağı bulundu.
    21 Ağustos 2020 de Sakarya da yeni doğal gaz bulundu.

    AKP iktidarı yıllardır doğal daz petrol yatağı buluyormuş.Ama nedense seçim zamanı ,sıkışınca gündem değiştirmek için veya yandaşlarına verilecek deyim anlamında gaz kalmayınca gaz ve petrol bulunuyor.Hayat pahalılığı,işsizlik,vergiler,yakıt ve enerji zamları,artan altın ve döviz fiatları,ithalat ihracat arasındaki dengesizlk,ekonomi ve ticaretteki durgunluk,kapanan işyerleri,işsiz kalan elemanların artışı,gelir dağılımnındaki adeletsizlik,pandami,iç ve dış siyasette sıkışıklık derken ;AKP iktidarı iyice sıkıştı,gündemin değişmesi gerekti.İşte bu sırada geleceği değiştiren müjde olarak Sakarya da doğal gaz bulundu müjdesi verildi.Müjde dediğin,ezilen,inleyen halkın derdine çare bulmak olmalıydı.Asgari ücretli,emekli,dargelirliye ücretlerde zam;enflasyon ve hayat pahalılığına çare,işsizlere iş,hakızılığa uğarayanların dertlerine çare,çaocuk-kadın-aile içi şiddete son,artan suç ve suçlulara karşı güvenlik gibi memleketi yaşanır hale getirecek,huzur ve adaleti sağlayacak müjdeler olmalıydı.Gele gele yandaş iş adamlarına yeni arpalık yolu olan doğal gaz kaynağı geldi müjde olarak.Halak müjde değil bu,yandaş iş adamalrına müjde,Bedavadan ucuza aldıkları gaz işletmesininden yeni vurgunlar vuracaklar.Bir de yüksek garanti kotası verirlerse,yandaşlar köşe üstüne köşe olmaya devam edecektir.Saygılar.

  10. Erdoğan’ın merakla beklenen konuşmasını baştan sona izledim. Ön yargıdan uzak kalarak. Bunun şu ya da bu siyasi beklentiyle girişilmiş, içi boş bir gösteri olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir imada bulunmak, ima sahibini değersizleştirir.

    Gerçekten rezerv 320 milyar meteküplük bir rezerv ise ve bunun hatırı sayılır bir büyüklüğü ekonomik açıdan çıkartılıp işletilebilir durumda ise, ortada önemi çok açık olan bir başarı var, o başarı da Erdoğan ve iktidarına ait.

    Konuya ait bilgilerim son derece sınırlı. Bütün bilgi dağarcığım son iki günde yaptığım okumalardan ibaret. Türkçe hiçbir kayanktan bir satır okuma gereği bile duymadım. Muhalif medyanın müjdeyi değersizleştirmeye çalışacağı, iktidar medyasının ise abartacağı kuşkusu taşıyorum. Tek bildiğim, keşfedilmiş her doğal gaz rezervinin mutlaka ekonomik değer taşımadığı. İkinci öğrenmiş olduğum şey ise, 200 milyar metreküplük bir rezervin çıkarılıp kullanılır hale gelebilmesi için yürütülecek çalışmaların 5-7 yıl sürebileceği. Müjdenin ne olup olmadığının, siyasal angajman içinde olmayan, bu işin uzmanı olan yerli-yabancı kaynaklar tarafından önümüzdeki haftalarda az çok aydınlatılacağını sanıyorum.

    Sevinç duymamak erdemsizlik olur. Temkinli bir tutum sergileyenleri de “Erdoğan düşmanlığı yüzünden habere sevinmeyip haberi değersizleştiren güruh” olmakla itham etmek, o derece erdemsizlik olur.

    Ayasofya’nın açılması gibi, bu konunun da seçmen indindeki karşılığının ne olup ne olmadığına ilişkin kamuoyu yoklamaları mutlaka yapılacaktır. Bu tür araştırmaları ciddiye alanlar bunlara bakarlar.

    Bununla, üstü kapalı olarak, müjdenin siyasi bir yatırım olması hesabıyla verilmiş olduğunu söylemiyorum. Erdoğan’ın böyle bir beklentisi vardır ya da yoktur (olması da meşrudur, haktır). Ama, hiç kuşku yok ki, müjdeli haberin seçmen üzerindeki etkisi merak edilip araştırılacaktır.

    Benim sezgi düzeyindeki kanaatim, pekala olağanüstü bir başarı gibi görünen müjdeli haberin seçmen üzerinde hissedilir ve tespit edilebilir bir yankı uyandıracağı. Bu başarı yüzünden muhalif duygulara sahip olanlardan çok az insan düşüncesini değiştirip Erdoğan ve AK Parti’ye oy verir. Erdoğan’ın birinci elden yaratıp derinleştirdiği kutuplaş(tır)ma böylesi bir geçişkenliğe el vermez. Fakat, hem Cumhur İttifakı seçmenini konsolide eder, hem tereddütlü veya küskün seçmenelerinin dikkate değer bir bölümünü eve geri döndürür. Ne var ki, kayda değer bu önemli avantaj, zaman içinde aşınır ve azalır. Önemi ve değeri, şu sıralar yapılacak bir erken seçim için geçerli. Ekonomideki kötü gidişatı durdurmak mümkün olursa (ki ben bunu muhtemel görmüyorum), avantajlı etkinin ömrü görece uzun olur.

    Erken seçim ya da baskın seçim öngürüsünde bulunmak, bunun pekala muhtemel olduğu çıokarsamasında bulunmak, bir baskın seçim ya da erken seçim görme isteği değil. Sadece bir tespit, bir öngörü.

    Ben, kişisel olarak, ne bir baskın seçim, ne de bir erken seçimi istiyorum. İsteğim (ki bu isteğim çok güçlü), Erdoğan ve AK Parti desteğinin yüzde 25, Cumhur İttifakı desteğinin yüzde 30-31 bandının altına düştüğü bir dönemde yapılacak bir erken seçim.

    Erdoğan ve AK Parti’nin çöküşünün açık ve dramatik olması gerekiyor. Hamaset ve kimlik siyaseti ile hiç kimsenin hiçbir yere varamayacağı çok geniş yığınlar tarafından görülmesi, çok daha önemlisi, itiraf ve kabul edilmesi gerekiyor.

    Benim çok önemseyip yaşamsal saydığım “zihniyet dönüşümü” alanındaki bir kıpırdanma, ancak böyle bir durumda söz konusu olabilir. Ciddiye aldığım tek siyasi parti olup tereddütsüz desteklediğim Deva Partisi’nin nihai yazgısını belirleyecek olan da bu zaten. Yine az bir oy farkı ile ittifaklardan birinin kazanacağı bir baskın ya da erken seçimin ülkeye de Deva Partisi’ne de bir hayrı olmaz.

    Benim açımdan tek getirisi, muhalefetin kazanması halinde, belki cezaevlerindeki masum ve mazlum insanlarla sahici aydınların özgürlüklerine kavuşmaları açısından bir şans yaratabilecek oluşu. Halkın yoksullaşmasına, pandeminin elinde tarumar olacak olmasına fazlaca üzüldüğümü söylersem samimiyetsizlik yapmış olurum. Gündelik olarak sözünü ettiğimiz partileri destekliyorlar. Kimlikleri, önemsedikleri biricik değer. Zaten sayıca az olan aydınlarını aşağılıyorlar. Birbirlerini terörist olarak itham ediyorlar, itham ettikleri insanların zindanlarda çürümelerinden açık bir haz duyuyorlar. Hem AK Partilisi, hem CHP’lisi, hayatın ağır tokatını yemek durumunda.

    Erdoğan ve ittifakının seçim kaybetmesi değil, yanlarına CHP’yi ve HDP’yi de alarak temsil ettikleri lanet olası zihniyetin ve lanet olası kimlik ve hamaset siyasetinin ibretlik tarumar oluşunun ibretlik aktörleri olması gerekiyor Türkiye’nin önünün açılması için.

    Zihniyetini değiştirmemekte inat eden, Deva’yı sahiplenip büyütmeyen bir toplum, olduğu yerde sayıp durmaya mahkum.

  11. Bugün “müjdeli haber” açıklayacak olan Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan’lardan hangisidir?

    Erdoğan-1

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’nın “zafer olarak yutturulmaya çalışıldığını” söyledi (29 Eylül 2016).

    Beştepe’de muhtarlara hitap eden Erdoğan, “Tarihte bize ne yaptılar. 1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.” dedi. Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İşte şu an Ege’yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu?

    “Oralar bizimdi. Oralarda bizim camilerimiz, mabetlerimiz var ama şu anda hala Ege’de kıta sahanlığı ne olacak, havada, denizde ne olacak bunları konuşuyoruz, hala bunun mücadelesini veriyoruz.

    “Niye? İşte o anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını vermediler. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz.”

    Not : Adaların verildiği antlaşma, sonraları Uşi (Ouchy) diye anılan, 18 Ekim 1912 tarihli (birinci) Lozan Muahedesi’dir.

    Erdoğan-2

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Temmuz’da antlaşmanın 93. yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada ise Lozan’ı “Cumhuriyetin kurucu belgesi” nitelendirmişti. Erdoğan’ın açıklamasında şu ifadeler yer alıyordu:

    ”Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.” (24 Temmuz 2016)

  12. Seçim ülkenin enerjisini ve kaynaklarını soğuran bir durum ve ülke insanını kutuplaştıran birbirine düşmanlaştıran bir dönem, çok sıkıntılı konular ve sorunlar içindeyiz, erken seçim hele baskın seçim şu an itibariyle abesle iştigal. Seçim olur olmaz başka konu ama olursa iktidarın bu hamlesi sadece zarar ziyan olur, kesinlikle oy vermem.
    Geçen günkü yorumumun sansürlenmesi üzerine de yazacaktım bazı eleştirilerim vardı ama bir geniş zamana artık.

    • Didem hanım seçim havada karada ilaçtır, demokrasilerin hava değişimidir, her partinin ve herkesin ihtiyaç duyduğu, duyacağı milli iradenin elinde tuttuğu sopasıdır seçim, ondan kaçılmaz!
      Yapılacak çağrı bellidir; ey dersimli kemal, cb adayı olarak karşıma çıkacaksan seçim gününü sen belirle!!!

      • H.Gayret bey,dediğiniz gibi seçim bir millet için ilaç gibi bir şey.Çağrılacak sloganı da siz cok güzeel belirlemişsiniz.Bu slogan baya bir tutar.Yalnız bu seçim niye?Ortaklar cok güzel uyumlu gibi görünüyor.İktidar cephesi sanki mutlu gibi ;muhalefet cephesine bkarsan onların sesi pek çıkmıyor.Bizim medya onlrın sesini zaten pek çıkarmıyor.CHP nin tek basına iktidara gelmesi imkansız gibi bir şey.Onların da gelme kapasitesi yok zaten.Yalnız devletteki bürokratlar oldu bitti chp liler ve uzun yılllardır ordalar ve de değimezler.Bu seçim nerden cıktı?Yazarımız bir ABD konusu karıştırıyor.ABD ye kim gelirse gelsin onların politikası değişmez.Biz de kim iktidara gellşre gelsin abd nin basşıına gelen adam önce aba altından sopa göstercek sonra da bize övgüler yagdıracak,bu hep böyle oldu sımdıye kdar.Bu seçim niye anlayamadım.Herkese iyi akşamlar.

  13. Bugün, yorum sayfalarında çok sık rastlamadığımız bir şey oldu: Mevcut iktidarın taraftarı oldukları izlenimini güçlü olarak veren iki okur, eli ayağı düzgün cümlelerle, saygısızlığı ve yüzeyselliği kışkırtan bir dilden uzak kalarak, akla yakın argümanlarla düşüncelerini dile getirdiler. Bunu sevindirici buluyorum, böylesi katkıların sayısının ve sıklığının artmasını ümit ediyorum.

    Mustafa Bey, bir muhalif olarak benim de cazibesine direnemediğim “Ekonomi rayında gitmezse, seçmen bir iktidara sırtını döner” kolaycılığına, ya da bu türden bir kolaycı bir bakış açısıyla pek çok insanın ekonomiyi olduğundan kötü görme ve gösterme güdüsüyle hareket ettiğine işaret eder gibi. Yazısının ilk bölümünde, milletvekillerinin kişisel çıkarı ile bir erken seçim arasındaki gerilimili ilişkiye de dikkat çekiyor -bu da benim de katılımcısı olduğum muhtemel erken seçime yönelik spekülatif argümanlar geliştirirken dikkate alınması gereken bir faktör.

    Bu tür sakin, düşünmeyi teşvik eden argümanlar içeren iktidar taraftarı yorumların çeşitlenmesi ve artması, hepimizin yorumlarının düzeyini yukarı çeker -çok da iyi olur.

    Bunun yol açacağı muhtemel bir diğer olumlu gelişme, yüzeysellikten ve laf çakmalardan uzak kalmaya kararlı okurların da zaman içinde yorum yapma arzusu duyar hale gelmeleri olur.

    Ben dahil pek çoğumuz muhaliflik ve iktidar destekçisi kimliğimizin şehvetine o kadar kolay kapılıyoruz ki, sık sık, sayın Koru’nun o günkü yazısının ana temasından uzaklaşıp, o yazı ile ilintisiz birden çok konuya el atıp kısa uzun yorum metinleriyle bir tür ağız dalaşına düşüyoruz. İşi, karşılaştığı her Erdoğan ve iktidar karşıtı yazıyı kopyalayıp tuğla gibi burada burnumuza dayamaya kadar vardıran da var. Oradan buradan toplanıp önümüze yığılan o metin çöplüğü öylesine rahatsız edici boyutlarda ki, şu ya da bu nedenle AK Parti ile arasına mesafe koymaya başlamış bir insan baksa o çöplüğe ve incir çekirdeğini doldurmaz çığırtanklığa, Erdoğan ve iktidarı ile arasına mesafe koymuşluğu dolayısıyla kendi kendisine kızar.

    Ben dahil, sivri uçlu yorumcuların kendilerine ve metinlerine biraz çeki düzen vermesinde yarar var.

    Düzeyi, hep birlikte yukarı çekmek pekala mümkün.

  14. Muhalefet “Beka söylemi tutmadı” demekle hata yaptı ve hata yapmaya da devam ediyor. Cumhur İttifakı’nın güncel oyu %40 kadardır ve bunun yarısı yani %20 kadarı ‘Beka oyları’ dır. Haziran 2015 seçimlerinde AKP %40,87 oy alabilmiş iken Kasım 2015 seçimlerinde ön Cumhur İttifakı (AKP+MHP+BBP) %61,93 oy almıştır. Aradaki fark %21’dir.

    Herhangi bir konudaki doğru-yanlış değerlendirmesi, siyaseten kimin tarafında olduğumuzdan bağımsız olarak yapılması gerekir. Beka söylemi Erdoğan’a ait değildir, o 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonlarında düştüğü açmaz ve nihayetinde 15 Temmuz 2016 operasyonları ile Avrasyacı sözde derin devletin memuru kılınmıştır. Erdoğan ideolojik planda ümmetçilik, siyasi planda fırsatçılık ve ekonomi alanında borçlanma ve rantiye-şantiye dışında başka bir şey bilmez. Fakat siyasi gelişmelerin sonucunda sözde derin devlet Erdoğan’ı “takkeli bozkurt” yapmayı daha doğrusu öyle görünmesini başarmıştır.

    Sözde derin devlet neden Erdoğan’ı tercih ediyor? Bunun iki nedeni var :
    1) Çok açığı olan Erdoğan kullanılmak için en uygun siyasi lider. (ABD de öyle düşünüyor)
    2) Erdoğan muhafazakar seçmeni etkileyecek medrese kültürüne sahip çok iyi bir hatip.

    Muhalefet, “Türkiye’nin Beka sorunu var” iddiasına karşı dersini yeterince çalışmadığı gibi bu söylemin kısmen de olsa doğru olan taraflarına da açıkça sahip çıkamıyor. Zira kısmen de olsa sahip çıktığında Cumhur İttifakı’na destek vermiş olacağını sanıyor.

    Muhalefet genel seçim hesaplarını HDP seçmeni hariç yapmalı ve %90 üzerinden yola çıkmalıdır. Bu önerim HDP=PKK demek değildir, sadece geçici olduğuna inandığım sosyolojik bir realiteye dikkat çekmektir.

  15. TC.Anayasası,MADDE 116- (Değişik: 16/4/2017-6771/11 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır. Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Bu durumda 116.maddeye göre,sadece meclis üyeliği (Millet vekilliiği)seçimi yapılamaz.Hem meclis üyeliği(Millet vekilliği)hem de Cumhurbaşkanlığı seçimi ikisi birlikte yapılmak zorunda.Önceki anyasayı Erdoğan uymazdı.Gerekçe olarak o darbe anayasası demişti.Eski anaysanın bazı maddeeleri değiştiridi ve 16 Nisan 2017 de referanduma götürüldü.Referandum ile değiştirilen Anayasanın 116.maddesi çiğnenecekse ve sadece Meclis üyeliği seçimi yapılacaksa ;bu Erdoğan ın anayasayı çiğnemeyi gelenek haline getirdiğini gösterir.Anayasa çiğnemeyi öyle hale getirdi ki,kendi anayasasını bile çiğner hale gelmiş.Desenize Erdoğan ın işi gücü anayasa çiğnemek.

  16. Ben Sayın Koru’nun hilafına Erken Seçim hazırlığı olduğunu sanmıyorum. Ancak bu yapılan atraksiyonlar Erdoğan ve ortaklarının artık ellerinden kaçmakta olan gündemi manüple etmek için çabalarıdır. Halk gittikçe fakirleşip kendilerine anlatılan hikayeleri (15 Temmuz’un iç yüzü, 17-25 Aralık vs.) sorgulamaya başlayınca şapkadan yeni tavşanlar çıkması gerekiyor. Şu anda niçin erken seçim yapsınlar ki? Zaten her istediklerini yapıyorlar. Bilakis kendi istedikleri dikensiz gül bahçesi oluşana kadar seçim istemezler. Onun için sosyal medya kısıtlandı, muhalif sokak eylemcileri tutuklanıyor vs. Bütün otoriter rejimler böyle gaz vererek durumu idare eder ama gerçek reformlar yap(a)mazlar. Ülkeleri değil doğal gaz altın bulsa gene sefil olur. Şekil 1a ve b ve c’deki örnekler ortada (İran’a, Rusya’ya, Azerbaycan’a vs. bakabilirsiniz). Sadece mutlu azınlık (Reis’in has müteahhitleri ve yakınları) ihya olur. Bize de bu zırvaları açıklamak için boşa zaman harcamak kalır.

  17. 2021 sonbaharda erken seçim olası ihtimal… Mansur yavaş gümbür gümbür geliyor. CHP erken seçim ister çünkü; Ülke bir kriz içinde… Bir arayış içinde… Genel seçimde nasıl Ankara İstanbul ve Antalya kaybedildiyse önümüzdeki seçimi de cumhur ittifakı kaybedecektir. Saygılar sevgiler Nusret Karaca

  18. Türkiye’den batıya doğru bakınca insanımız kendini dünyanın merkezinde sanır. Evet bir kıtanın uçhisarı bizimdir, lakin birde delidumrul gibi Cebelitarık boğazı na gidip oradan asyaya avrupaya doğru bakın.
    Avrupalı bakınca gümüş, tramp bakınca hem gümüş hem altın hem platin hem bor hem petrol hem silah pazarı hem dost teszgahı hem de rakip bertaraf planı görür.
    Ama iste gel gör ki senin cukkalar taa amerikanı tırmalar. Onun başının derdi seni seçime bile gitmene zorlar. Bize ne diyemezsiniz. Heleki birde sabah aksam birlikte gezdigin (sadece geziyoruz) kankadan sıkıldığında!..
    Buradaki handikap bence şu: halk yada ipi elinde tutanların bir çoğu sectiklerinin bir kısmısının! gitmesini istemiyor.
    Değişiklik İstiyor!.. Belki de temiz bir sayfa istiyor.
    Onu da siyasetçi kendisi sorup öğrenecek, eğer halkın görüşü önemliyse hala..
    Değiştir. Sistemi değiştir, ortağını değiştir, bakış açını değiştir, dünyaya baktığın kirlenmiş gözlüğü nü değiştir, sarayını değiştir, arabanı değiştir, meclisini değiştir, yeni yüzler yeni canlı fikirler çıksın ufkun açılsın DEĞİŞTİR.

  19. Biden’in ABD Başkanı olması (yüksek) ihtimali Türkiye’de, bozulan ekonomik koşullardan sonra seçimin erkene alınmasını zorlayacak birinci etken oldu galiba.

    Şöyle ki; ABD seçimi yaklaşık 2 ay sonra; Biden başkan olduğunda, Türkiye’de zamanında veya geciktirilmiş bir erken seçimde, AK Partinin ipi göğüsleme ihtimali düşük. Bu, Biden’in, kendisini Erdoğan karşıtı olarak konumlandırması ve başkan olduğunda, özellikle dış politikada Türkiyeyi zora sokacak adımları atabileceğinden kaynaklı olacaktır.

    Erdoğan, bu zorlamalarla karşılaşmamak ve olumsuz etkisine maruz kalmamak için, Biden’in “çiçeği burnunda başkan” olduğu bir zaman diliminde erken seçim yapmayı yeğleyecektir. Trump’ın kazanma ihtimali yüksek görünür olsa bu etkileme geçersiz olur ve ancak iç ekonomik durum seçimin erkene alınıp alınmamasında birinci etken olarak kalmaya devam ederdi. Yani, her halükarda ABD seçimi Türkiye’de yapılacak seçimi doğrudan etkiyecektir.

    Bugün açıklanacak müjdeli haber, iktidarın elini ne kadar rahatlatır bilmem ama; bu sağlanmış olsa bile, etkisinin uzun zaman süreceğini sanmam. İçeride ki her müjdeli haberin etkisi, Biden’in ABD Başkanı olması korkusundan daha büyük olmayacaktır.
    Çünkü, ekonomik ve uluslararası politik durum en bağımlı olduğumuz ve dışarı kaynaklı salvolardan en olumsuz etkilenen iki ana konu. Bunda da ABD (ile AB ülkeleri)’nin eli hala çok güçlü.

    Müjdeli haber umarım çok iyi olur ve “ilaç gibi gelir” de, ekonomik açıdan dışarıya olan bağı zayıflatır ve ülkemizin elini güçlendirir. Lakin etkisi, zamanında veya erken olsun, yapılacak ilk genel seçime yetişir mi, onu bilemem. Yani aslında, sanıyorum; bu gerçekleşmeyecek!

  20. Bir defa meclisteki bütün milletvekillerinin 3 senelik maaşını heba etmek için deli olması gerekir, çünkü herkes biliyor ki her seçimde meclisin hemen hemen yarısı yenileniyor. Hiçbir milletvekili bu kadar senelik aylıktan vazgeçemez, ikincisi Erdoğan daha 3 yıllık Başkanlık imkanı varken bu 3 yılı feda etmesi için onun da deli olması gerekir. Erken seçimi söyleyecek lafı olmayan, sırf konuşmak için konuşan ve keşke olabilse diye niyeti olanların elinde olmadan isteklerini dışa vurumudur. İstedikleri kadar millet aç aç diye hayat pahalılığından bahseden tuzu kurular fakiri düşünür gibi yapmaları milleti aldatamıyor. Hayat pahalı diyenler Yavuz DONAT’ın bugünkü yazısını okusun Bir kasada 20 kilo domates var… “15 lira.” bir çuvalda 30 kilo patates var…”25 lira.” Taze kaşar 40, eski kaşar 45, gravyer 90, tulum peyniri 55 lira. Bu fiyatlar fox tv gibilerin neden domates fiyatlarından bahsetmediği anlaşılıyor, onlar pazarda turfanda sebze ve meyvelerin fiyatlarını görürler.

  21. ‘Büyük müjde’.. Karadeniz’de doğalgaz bulunmuşsa seçimler erkene alınır mı? Alınırsa şaşırmam…
    Bu itirazları biliyor fakat yine de daha önce ertelenmiş pek çok girişimin şimdilerde birbiri peşi sıra hayata geçirilmesini ‘seçim tarihinin erkene alınması’ ihtimali dışında yorumlamakta zorlanıyorum.İşte bu sözler ,Sayın Fehmi Korun un 20 Ağustos 2020 de yazdığı yazından alıntıdır.
    Bir yakınım durduk yerde “Erken seçim Ekim sonunda olabilir mi?” diye sorunca, gereksiz bir acullukla kendisine, “Ben ‘Erken seçime hazır olunmalı’ diyorum, ama o kadar da erken bir seçime değil” cevabını verdim.Galiba CHP de ‘erken seçim’ beklentisi içinde.. Baksanıza Kılıçdaroğlu ne demiş…Sözleri de Sayın Koru nun 21 Ağustos 2020 deki (bugünkü)yazısından alıntıdır.
    Koru nun sözlerini değerlendirdim.Erken seçimi gelebilir,ihtimal var diyor;erken seçime hazır olmalı ama o kadar da erken değil diyor.Arkasından da CHP erkem seçim beklentisinde diyor,Kılıçdaroğlu durumun farkında diyor.Ama Sayın Koru ,bir türlü erken seçim istiyorum diyemiyor.Çıkar şu ağzındaki baklayı Sayın Koru!Erken seçim konusunda sağlam bir duyumun varsa açıkla.Bu nasıl olacak onu da açıkla.Saygılar.

  22. “2023’te yapılacak bir seçimde kimin aday olup kimin olmayacağını bugünden tartışmanın başka bir anlamı olamaz zaten.” Tartışan sizsiniz. Tayyip Erdoğan ne yapsa arkasından “Seçim” diyen sizsiniz. “Ayasofya” deniyor hemen “Seçim” diyorsunuz. Baraj açılıyor “Seçim” diyorsunuz. “Fırat Kalkanı” yapılıyor “Seçim” diyorsunuz. “Barış Pınarı” oluyor “Seçim” diyorsunuz. Yapılan icraatları değersizleştirmek için başka söyleyecek sözünüz yok mu? Şimdi fr “Müjde” dendi yine “Seçim” dediniz. En başta da Fehmi Koru siz “Seçim” diyorsunuz. Son yazılarınızı bir tarayın. Tahminin kullandığını “seçim” kelimesinin sayısı yüzden fazladır.

    • Milletimizin %90’ı (mezhepçi İdlip harekatları hariç) YPG/PYD’ye karşı yapılan harekatları desteklemiştir. Bu harekatları TC Devleti yapmıştır, Erdoğan değil. Ona kalsa çözüm süreci sonunda “Özerk Kürt Devleti” kurmak peşindeydi!
      Erdoğan’ın icraatlarına gelince genel olarak müsrif ve verimsiz işlerdir. Nitekim bu yüzden ekonomi tıkanmış ve işimiz ‘müjde’ye kalmıştır.

  23. Aslında akşam akşam yorum yazmak canım istemiyor fakat benim yazmamdan rahatsıs olanlar için bir iki satır yazmaya karar verdim.

    Trump Için Türkiye bir şamar oğlani! Trump seçildiği ilk günden Erdoğan ile ilişkilerini ne kadarda gizledi’isde; Erdoğan ve Trumpın danışıklı dövüşleri biliniyordu.
    Brunson rehine olayında olduğu gibi.

  24. Sayın Koru’nun yine (baskın) erken seçimi konu aldığı bugünkü yazısını okuduktan sonra, onun da değerlendirmelerini akılda tutarak, şu soru üzerine kafa yormaya çalıştım:

    Erdoğan, bir baskın erken seçim hamlesiyle, içine tıkılmış ve MHP+Avrasyacı İçe Kapanmacı İktidar Bloku tarafından çepeçevre kuşatılmış olduğu çemberi yarma hareketini deneyebilir mi?

    Bence, pekala deneyebilir. Böyle bir hamle, Bahçeli’yi satmasını gerektiriyor. Satar.

    Nasıl?

    (1) Bu Cumhur İttifakı bir yıl daha ayakta kalamaz. Muhalefet umut vermiyor. Doğru. Muhalefet bloku partilerinin oylarında kayda değer bir toparlanma gözlenmiyor. Bu da doğru. Ama, bu iki doğru, şu gerçeği değiştirmiyor: Cumhur İttifakı kan kaybediyor. Erdoğan ve AK Parti de.

    Sonbaharla birlikte ekonomik çöküntünün ve giderek kontrolden çıktığı izlenimini veren pandeminin geniş halk yığınlarını şimdikinden daha da zorlayacağı bir sürece girecek Türkiye (müjde balon çıkmasa ve sevindirici gerçek bir müjde de olsa bu böyle, çünkü, uzmanlardan bir kısmına göre gazın fiilen üretimi 5 ila 7 yıllık bir zamanı gerektiriyor, kimine göre 3 ya da 4). Cumhur İttifakı’nın kan kaybı hızlanarak devam edecek. Asıl oy deposu AK Parti zenginlerinin dışındaki yoksul ve dar gelirli yığınlar olan Erdoğan, salt hamset ile bunları uzun süre tutamaz. Hamasetin iş gördüğü çizgi aşılıdı.

    Kısacası, zaman, Erdoğan ve AK Parti aleyhine işliyor. Dış politikada da Türkiye (anlatılanın aksine) köşeye skışıyor.

    (2) AK Parti, bugün hala açık ara Türkiye’nin en çok oy alan partisi.

    (3) Avrasyacılık rüzgarı sönümlendi. Putin yörüngesine girmek, dış politikada Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Erdoğan’ın paraya ihtiyacı var yakıcı biçimde. O para da Batı Bloku’nda. Erdoğan yüzünü yeniden Batı Bloku’na dönmek istiyor, ama, siyaseten esir düştüğü MHP ve Avrasyacı blok, bunun önünde güçlü bir takoz.

    (4) Erdoğan’ın kuşatmayı yarması, İyi Parti ve Meral Akşener ile mümkün. 50+1 Erdoğan’ın başına da bela. Bu kuralda ısrarcı olmasından kendisi ve partisinin bir çıkarı yok. Kural değiştirilir, seçimlerden birinci parti olarak çıkar. İyi Parti’yi yanına alır. Artık kaç yıl götürebilirse bu iki parti kendi aralarındaki işbirliğini, o kadar yürürler.

    O arada CHP’de henüz yolun başında görünen sivilleşme ve aklını başına devşirme süreci devam eder. Davutoğlu ve partisi zamanla sönümlenirken, Deva Partisi ete kemiğe bürünür, CHP’nin yanında hesaba katılır ciddi bir muhalefet aktörü olarak boy gösterir. HDP ise “Bildiğiniz gibi” konumunu sürdürür.

    Erdoğan + İyi Parti ittifakı zortladığı zamanlara gelindiğinde, onlar gider, bunlar gelir. HDP içinde ya da dışında olur.

    Böylesi bir baskın seçim hamlesi, 50+1 ile bile göze alınabilir.

    Cumhur İttifakı toplam oyu bugün yüzde 44-45’in üzerine çıkamıyor. Doğru. Ama, bütün bir muhalefet bloku bileşenleri kavgasız gürültüsüz ortak aday üzerinde uzlaşsalar bile, muhtemel ortak aday ister İmamoğlu ister M. Yavaş, ister M. Akşener, ister A. Gül olsun, her durumda fire veriyorlar ve Cumhur İttifakı’nın gerisinde kalıyor görünüyorlar.

    Durum, Erdoğan açısından, sanıldığınca vahim değil.

    Bahçeli’yi satarak önünü açabilir.

    Beklerse, bu yılın kış aylarından itibaren, Erdoğan ve AK Parti yüzde 30’a bile tutunamaz, yüzde 20’li rakamlara iner.

    Erdoğan (hele de balon çıkmayacağını düşündüğüm ve ciddiye aldığım müjdenin estireceği kısmi rüzgara rağmen) kendi iradesi ve kararı ile baskın seçime gitmez ve beklerse, 2021 yazından sonraki bir seçimde sandığa gömülür, partisi dağılır.

    Ak Parti + İyi Parti ara dönemine de gerek kalmadan seçim sounçlarının biçimlendireceği bir muhalif partiler kombinasyonu iş başına gelir.

    Ufukta, Bahçeli Erdoğan küfürleşmesi V.2 var gibi gibi. . .

  25. ak parti de erken/baskın seçim konusunu çalışıyorlarmış.

    Erdoğan erkan seçim konusunu inceleyin bakalım bizim için belki daha yararlıdır demiş. parti genel merkezinde konuşulurken bir partili araya girmiş; ” ulu bilge reyizimiz zatı âlilerinizin tek başına oyu bütün ak partiden daha fazla” deyince ulu bilge reis de; ” yani cumhurbaşkanlığı ve m.vekilliği seçimlerini ayrı mı yapalım diyorsun, e o zaman millet vekili seçimlerini erkene alırsak bir engeli var mı, ne yapmak icab eder? siz bir çalışın sonucu bana bildirin” demiş.

    yaşar okuyan daha iyi anlatıyor :

    Watch “YAŞAR OKUYAN’DAN AKP KAYNAKLI İDDİA! “CUMHURBAŞKANI DEĞİL MİLLETVEKİLİ BASKIN SEÇİM GELİYOR”” on YouTube
    https://youtu.be/hgI5G_n1yVg

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız