Bir âlim bin yıl geriden uyarıyor: Görüşlerinizi mutlaka sınamalısınız…

25
Reklam

Önce bir alıntı:

“Akıl ve istidlâl sahibi, kendi fikrinin bir ürünü olarak ‘işte bu görüş gerçektir, doğrudur’ diye bir sonuca ulaşabilir. O görüş kendi zihninin, kendi aklının bir çıkarımı, kendi fikrinin bir ürünü olduğu için, ona yönelik sevgisi güçlenir. Bazen bu sevgi o kadar güçlenir ki, o görüşün doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde düşünmesine engel olur. Hatta bu sevgi o dereceye ulaşır ki, o durumun yanlışlığını gösteren bir delil duyduğunda onu anlamaz, o delilin niteliğine vakıf olmaz, üzerinde durmaz. Aynen ‘Bir şeyi sevmen (seni) kör ve sağır eder’ denildiği gibi…” 

Yazarın sözcük seçiminden bu alıntının kaynağı hakkında bir görüş belirlemiş olabilirsiniz. Evet, yanılmadınız. Ansiklopedilerde kendisinden ‘fizikçi ve müfessir’ diye söz edilen, ‘Mefatih-ül Gayb’ adlı medreselerde yakın zamana kadar okutulan bir de Kur’an tefsiri bulunan -Türkçe çevirisi 23 cilt halinde yayınlanmıştır- Fahreddin el-Razi adlı İslam âlimine ait bir değerlendirme bu. 

Onun ‘Metalib-ül Âliye’ adlı kitabının 9. cildinin 38-39. sayfalarından alınma.  

Ben oradan almış değilim, dün okumaya başladığım hayli kalın -büyük boy 669 sayfa- İslâmi ilimler alanında eser ve konuşmaları dikkatle izlenen bir bilim insanına –Prof. Mikail Bayram’a-, onunla aynı alandan bir başka bilim insanının –Prof. Hayri Kaplan’ın- itirazlarını ihtiva eden bir kitabın -‘Tahrif ve Tashih – 13. Yüzyıl Anadolu Türk-İslâm Düşüncesi Üzerine İncelemeler’ adını taşıyan kitabın- daha ilk sayfasında karşılaştım bu alıntıyla…

İlgimi çekti.

Miladi 1149-1210 yılları arasında yaşamış yazarın dediği şu: Herkes kendi aklına, görüşüne güvenir, ancak her görüş doğru olmaz. Görüşlerinizi sınamadan aşırı benimsemeyin, yanlış da olabilir çünkü. 

Okumakta olduğum kitabın yazarı görüşlerine karşı çıktığı muhatabında bu sorunu görüyor. Ona göre, muhatap kendi görüşünü o kadar benimsiyor ki, vardığı sonucun yanlış olduğunu fark etmiyor bile.

Reklam

“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” diye bir söz var ya, bu ondan bir derece daha ileri.

Neden en yukarıdaki görüşü alıntıladığım herhalde anlaşılmıştır. Aylardan beri ‘nass’ boyutuyla da tartışılan “Faiz sebeptir, enflasyon netice” tezi sebebiyle…

Tezin sahibi, ‘faiz’ sözcüğünü tanımlamadan onu dinin yasakladığı bir uygulama olarak kabul ediyor, onu ‘bütün kötülüklerin anası’ bellediği için, güncel sorun olarak ortaya çıkan enflasyonu da faizin varlığına bağlıyor. Kendisini dinlemeye hazır olanlara da “Faizi indirin, göreceksiniz enflasyon düşecek” talimatını veriyor.

Faiz indiriliyor, fakat enflasyon düşmek yerine daha da artıyor.

Bu arada, bir başka sorun ortaya çıkıyor: TL’nin değeri yabancı paralar karşısında yerle bir oluyor.

Üç-dört kere tekrarlanıyor bu durum.

Tablo bu, böyle bir ortamda görüş sahibinin ne yapması gerekirdi?

Ben olsam kendime şu soruları sorardım: Faiz oranı düşürüldüğü halde, ülkede milli para değer kaybediyor ve hayat korkunç pahalanıyorsa, savunduğum tezin dayandığı kural gerçekten ‘nass’ ise kural bu sonucu doğurmuş olamayacağına göre, acaba ‘faiz’ tanımım yanlış olabilir mi? ‘Nass’ diye bildiğim yasak olan ‘faiz’ ile, düşürülmesi talimatını verdiğim ‘faiz’ apayrı şeyler olmasın?

Reklam

Üstelik ekonomi uzmanları “Esas sorun enflasyon, onu ortadan kaldırmazsanız faizi de sabit tutamazsınız” deyip duruyor, faizi talimatla düşük tutmaya çalışan devlet görevlilerinin gözleri önünde cereyan eden uygulamada zaten faiz de almış başını gidiyor…

Bankalar mevduata Hazine tarafından farkı ödenecek kur garantisi verildiğinden kendilerini serbest hissederek hesabı olanlara fazladan yüksek faiz teklif edebiliyor. Bir dostuma, bankası, “Yüzde 21 veririz” demiş. Bunu aktardığım kişiler, “Ne yüzde 21’i, mevduata vaat edilen faiz oranı yüzde 27 ile yüzde 30 arasında” açıklamasını getirdiler.

Devletin kendisi de hazinenin çıkardığı tahvillerde, borçlanmanın vadesine göre, yüzde 23 ile yüzde 27 arasında faiz taahhüdünde bulunuyor.

Ee, o zaman?

Herhalde ısrarımdan vazgeçerdim.

Görüşünü en başta alıntıladığım tefsir sahibi âlim bunu yapmayı öğütlüyor işte. 

Ancak, yine alıntıladığım görüşte, herkesin böyle davranmadığı, davranmayabileceği ayrıntısı da var. Alıntının alındığı kaynak eser elimde olmadığı için, âlimin buna benzer bir ortamda bulunan kişilerin ne yapması gerektiğine dair görüşünü öğrenmem mümkün olmadı. Yine de, o alıntıyı okuduğum güncel kitabın yazarının yaptığı, yol gösterici bir davranış tarzı.

Yazar oturmuş, görüşlerine hayran ve bu yüzden o görüşlerin yanlışlığının farkında olmadığını gördüğü kişiyi uyarmak için kocaman bir eser kaleme almış…

Muhatabını “Yanlış yapıyorsun” diye uyarmanın bilim diliyle anlatımı…

[İki âlimden hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu belirtmek üzere araya girmek istemem. Kitaplarına göz attığım, kendisiyle yapılmış uzun söyleşiden oluşan ‘Tarihin Kuyumcusu’ kitabını okuduğumda tezleri beni etkilemiş biri Prof. Mikail Bayram. Öte yandan eserini okumaya yeni başladığım Prof. Hayri Kaplan’ın o tezlere itirazlarını sunduğu kanıtları da dikkatimi çekti.

“Faiz sebeptir, enflasyon netice” görüşü ispatlansın diye aldıkları talimatı bugüne kadar harfiyen yerine getiren ve bu sebeple de kendilerine talimat verene samimiyetlerini ispatlamış kişiler, yeniden benzer bir tavır sergilemeleri kendilerinden istendiğinde, bu defa farklı davranmayı deneyebilirler.

“Esas mücadele edilmesi gereken enflasyon; hayatı pahalandıran ekonomik enstrüman olarak nassın faiz tanımına en çok enflasyon uyuyor” diyebilirler sözgelimi…

Ya da bunu denemeden, talimata uymadan bilimin kendilerinden beklediği gibi kararlarını alır, işler uzmanların tavsiyesi istikametinde gelişir ve kur ile enflasyon bundan olumlu etkilenirse doğru olanı lisan-ı hal ile göstermiş olabilirler.

Hangisini yaparlar?

Daha doğrusu yaparlar mı?

Etrafımda “Yapmazlar, daha önce yaptıklarına devam ederler” diyen çok da…

Bence Kur’an tefsiri sahibi er-Razi’nin yaklaşık bin yıl geriden duyurduğu tespitine kulak verseler iyi olur.

ΩΩΩΩ 

Prof. Hayri Kaplan’ın kitabı..
Prof. Mikail Bayram ile yapılmış nehir söyleşi..
Razi tefsirinin Türkçe çevirisi..

Reklam

25 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    17 Ocak 2022 At 06:04
    Recep bey birçok ülkede salgın yüzünden enflasyon bilmem kaç kat yükselmişken 20 yılda %6,5 farkı mı beğenemedin?”

  2. Anlayana sivrinek saz,anlamayan davul zurna az.Daha ne olsun.Gözümüzün önünde yaşanmışlık var “Hiç mi idrak etmesizsiniz?” çağrısına da kulak verilmeli.slmr.

  3. Bin değil onbin yıl geçsede, buğday kıt ise fiyatı artar!, un bulgur ekmek derken…
    Katırlar atlar hastalıktan kırılırsa taşımacılık sekteye uğrar, pahalanır!
    (Nasılsa benziyor ithal gıda, pahalı akaryakıt doğalgaza!)
    1000 derece ateş gereken sanayide elantrik pahalanmış sa…
    Hele ki birde Deli Dumrul köprüden geçen gelin arabasından illede Bizans altını isterem deyu tutturur sa…
    Eskiden enflasyon kelimesi vardıda dedem Tankut kullanmam ben o kelimeyi mi dedi.?
    İster enflasyon olsun faizi kuru yükseltsin, belirlesin,
    İster senin dediğin olsun ben faizi sildim anapara borçlarınızı getirin yeter desin?
    Benim derdim, hayvanlar yem, traktör mazot, otobos taksi benzin, cam metal sanayi gaz elektrik, evde hanım çocuklar yemek..
    İstediklerinde herkes istediğini yiyebilsin!
    Siyasetçi ne için var? Partiler ne iş yapar?
    Vergilerden niçin ödeme yapar buralara devlet?
    Niçin güvenmek zorundayız seçtiklerimize, devleti emanet ettiklerimize?

  4. Sayın yazar yapılan işlerin yanlış hem de büyük yanlış olduğunu bilmek için 1000 yıl ileri veya geri gitmeye gerek yok, piyasada normal düşünen her insan yanlışlığı görüyor ve yaşıyor. Yapanlar bilmiyorlar mı? Bu işlere o kadar kafaları çalışıyor ki bilmemeleri mümkün değil.
    O halde niye yapıyorlar: Kasden.
    Merkez Bankası %14 faizle para veriyor piyasaya. Hazine %23 faizle piyasadan borçlanıyor. Bu paraları kimler alıyor, kimler veriyor? Hazine nasıl …….? 2022 Bütçe Kanununa konuldu: Şimdilik, hazinenin 240.000.000.000 (ikiyüzkırk milyar lira) FAİZ ödeyeceği öngörüldü. 1 trilyon 430 milyar liralık vergi gelirlerinin 6’da 1’i faiz olarak ödenecek. Yani yoksuldan alınıp zengine verilecek.
    “Allah’ın bir pulunu bekleye dursun on kul,
    Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul,
    Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa”

  5. Sayın Koru,
    Tespit doğru, örnek de öyle . Ancak bu ifadeyi bir bilim adamı değil bir siyasetçi savunuyordu. Malum olduğu üzere siyasetçiler umut vaad eder , korku pompalarlar. Onun gerisinde ne yaptıklarına bakan ahali de söylenenlere değil de yapılanlara bakarak tamam mı devam mı kararını verir.
    Faiz sebep enflasyon sonuç diyerek faizi düşürmek suretiyle TL yi değersizleştirip ihracatta rekor kırıldı mı ? Kırılmadı mı ? İstenen sonuca ulaşıldı. İpin ucunu kaçırdıklarını da ifade ettiler. Yok o kadar da değil. Sayın Erdoğan bilgiye değer veren ve dinlemesini bilen biridir. Bundan sonra daha önce olduğu gibi faiz düşürme beklemeyin. Ancak kuru da 13.50-14 aralığında tutma yönünde de bir niyet var.

  6. 1- Gerek Bedir ve gerekse Uhud savaşı öncesi ,gerekli taktik hazırlıkları yapan Hz. Muhammedin bazı yanlışlarını gören sahabeler ; kendisiyle konuşarak bunun , Allahın emri olmadığını öğrendikten sonra eleştirilerini dile getirirler .
    Eleştirileri gerçekçi ve yerinde bularak hak veren Peygamber efendimiz buna göre fikrini değiştirerek o doğrultuda gerekli düzeltmeleri yapar ve savaşa öyle girilir .
    2- Abdülhamit ; Namık Kemali yargılayacak olan Yıldız sarayı özel mahkemesinin başkanına haber göndererek ‘şanına layık ‘ bir yargılama yapılmasını ister .
    Ancak ‘Hiç merak buyurmasın ,öyle olacak ‘ diyen mahkeme başkanı ,N. Kemali suçsuz bularak beraat ettirir !
    ‘ Sen hiç padişahtan korkmadın mı ‘ diyen kızına da ‘ Öbür dünyada ikimizin de huzuruna çıkacağımız İlahi bir adalet var ‘ diye cevap verir!
    3- Kurtuluş savaşının en kritik günlerinde , cephe gerisinden yapılan lojistik
    sevkiyatı yetersiz bulan ve daha da hızlandırılmasını isteyen , aksi taktirde çok ağır cezalar verileceğini söyleyen M.Kemal Paşanın bu emrini DDY genel müdürü Behiç Bey mümkün olmadığı için yerine getirmez .Durumu bütün gerekçeleriyle ve bütün açıklığıyla M.Kemal Paşaya bildiren Behiç Bey ‘ Her şey yapılıyor ,aksi taktirde mevcut olanı da kaybederiz’ diyerek ikinci emrini bekler .
    Bütün acı gerçekleri gören ve hak veren M.Kemal Paşa , boyun eğerek durumu kabul eder
    ve Behiç Beye şöyle telgraf çeker ,
    – Tamam ,Behiç Bey doğrusu neyse ona göre hareket ediniz !
    Selamlar, iyi akşamlar

  7. Salgın günlerinde herkes tiyatro eleştirmenliğini bırakmış filozof olmuşa benziyor:)
    Güncel meseleleri kavramak için filozof olmaya gerek yoktur.
    Biyer de yüksek faiz varsa orda yüksek enflasyon da olur, hepsi bu!
    Faizler düşer, enflasyon yok olur, ok?
    Sayın yazar faizin düştüğünü ama değişen bir şey olmadığını söyleyip duruyor…
    Neden acaba?
    Cevabı yine kendisi veriyor:
    Faizlerin düştüğü filan yok aksine almış başını gidiyor!
    Eee, o zaman???
    FAİZLER DÜŞER, ENFLASYON BİTER!!!
    FAİZLER YÜKSELİRSE ENFLASYON DA YÜKSELİR!!!
    ÖYLE Mİ DEĞİL Mİ????

  8. “H. Gayret
    15 Ocak 2022 At 01:12
    SAYIN HB, GENÇLERİMİZİN YAPTIKLARINA DA BİR BAKAR MISIN?
    “Türkiye’nin ilk cep uydusu ‘Grizu-263A’ uzaya fırlatıldı
    Türkiye’nin ilk cep uydusu Grizu-263A, Türkiye saatiyle 18.25’te ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Cape Canaveral Üssü’nden başarıyla uzaya fırlatıldı.

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden oluşan Grizu-263 Uzay Takımı’nın temel haberleşme olanaklarının gerçekleştirilmesi amacıyla tasarladıkları uydu, Space X firmasına ait Falcon 9 roketiyle uzaya gönderildi.”
    13.01.2022
    NE DERSİN, CUMHURİYETİMİZİN GENÇLERİ SENCE DE BİR ALKIŞI HAKETMİYOR MU?
    HA GAYRET!!!

    TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR!
    TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR!
    TÜRK GENÇLİĞİNİN AKLI HÜR, FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜRDÜR!!!!

  9. Türkıye ekonomisi cari açıkla borçla büyümeye çalışan bir ekonomi oldu 80 yıldır.
    Yenı ekonomık anlayışla borç ve faizle bir noktaya kadar gelindiği anlaşılmış olup çıkışın
    katmadeğeri yüksek ihracaata dayalı büyüme modeli olduğu anlaşılmıştır.
    öncelikli tercihlerin,yatırım üretim,istihdam ve ihracaatın olduğu gerçeğidir.
    Sorun yüksek faizle bu bu modelin yürümemesidir.Burda fedakarlık yapması gereken
    20 yılda servetlerini 20 kat artıran milli burjuvamız Tüsid a düşüyor.Halkımızın daha fazla
    fedakarlık yapacak hali yoktur.
    Faizizlerin artırılması tuzlu suyla susuzluğun giderilmesi gibidir.

  10. Kaldığımız yerden devamla:

    Enes Kara’nın Kararı

    100 yaşına gelmiş yaşlı cumhuriyetimiz hala yeni yetme ergen muamelesi görüyor. Malum bizim kuralımız belli, kızı serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya deniyor burada. Bu durumda olan da iplerin asla gevşetilmemesi oluyor. Cumhur’un kendi iradesi ile yön çizmesine izin verilmiyor. Hep korkularla, baskılarla, arkaik eğitim sistemiyle “düzgün” bir çocuk yapılmaya çalışılıyor bizim cumhur.

    El-Razi’nin bin yıl önce formülünü verdiği yaklaşıma Batı “kritik düşünme” diyor. Bunu tüm üniversitelerinin misyonlarına yazmışlar, temel eğitimleri de bu düşünceyi geliştirme üzerine oturuyor. O yüzden ezberci değiller, her fikir tartışılıyor, düşünce suçu diye bir şey de tanımıyorlar. O yüzden onlar aya Mars’a biz de yaya.

    Davulcu-zurnacı metaforuna dönersek, kıza otoriter bir şekilde yapma-etme deme yerine kritik düşünmesini sağlayacak araçlar verilseydi elbette daha sağlıklı kararlar verecekti. Bizim yaşlı Cumhur da böyle. Hep önü kesiliyor, onu yapma, bunu yapma, ona bakma denilerek sağlıklı karar vermesine izin verilmiyor. Bak deniyor İHA yaptık, SiHA yaptık, denizaltı, istihbarat gemisi yaptık, yakında savaş jeti de yapacağız, ondan sonra hodri meydan, dünyaya kafa tutacağız, Osmanlı’yı dirilteceğiz. Acaba bu mümkün mü diye kimse sormuyor. Var gayretimizle alkışlıyor ve destekliyoruz. Kritik düşünmüyoruz elbette, hislerle hareket ediyoruz. Enflasyona yaklaşım da böyle. Her başarısızlığa verilen tepki de, dış güçlerden öteye gitmiyor (Kavala bir dış güç ben kaldım demiş 🙂

    Enes de bu cenderede, kritik düşünme yeteneğini geliştirmesine hiç izin verilmediği için çıkmazda hissetti kendini ve karanlığı tercih etti. Elbette sebeplerini sonuçlarını yeterince bilmiyoruz ve intiharlar hep olacak, ama özgür iradesini kullanma yeteneğinin geliştirilmemesi de bir sebep değil mi ve bunun sorumluları nerede? Cumhur da aynı seçeneksizliğe ve düşünmemeye mahkum edilmiyor mu?

    Açık tartışmaya geri dönmeliyiz. Otoriter yönetimi terketmeliyiz. Kritik düşünmeli ve kararlarımızı ortak akılla vermeliyiz. Bu kararı da Cumhur olarak vermek zorundayız daha fazla gecikmeden. Aklın yolu bir.

  11. 600-650 yılları arasında Arabistan gibi bir uluslararası ilişkilerin olmadığı, uluslararası ticaretin sınırlı yapıldığı bir bölgede iktisadi kurallar sadece o bölgede yaşayanlar tarafından konuyordu. Şimdi ise uluslarası ilişkiler yoğun ve buna bağlı olarak kullanılan para birimleri değişiyor. Demokratik ve iktisadi olarak Güçlü olanın parasının ve sözünün geçtiği bir dünyada hala 600-650 yıllarındaki dünyaya atıf yaparak birtakım haraketler yapmak nass olarak telakki edilemez. Ancak illada nass diyorsanız bunu adalette ve ahlaktaki nass’ların uygulanmasındaki çekingenliği bir türlü anlamakta zorluk çekiyorum.

  12. Kendi fikirlerine hayran olan ve yanlışlığından şüphe etmeyenlerden bir grup da içimizdeki Kemalistler. Enes Kara’nın trajik intiharı onların zihin dünyasını bizlere yeniden hatırlattı. Şimdilerde ısrarla merhumun ölümünün çok sebeplerinden birini alıp tek sebep olarak sunarak devletin dini cemaat ve tarikatlara çökmesini savunuyorlar. Anayasada 100 yıldır varolan,esasen dinî yapıların ortadan kaldırılması için imal edilmiş ve herkesin anladığı şekilde ortak bir anlamını da bir türlü bulamamış laiklik ilkesini devletin bir varoluş kodu olarak sunup bunu gerekçe tutarak 1000 yıldır devlet düzeninin yanında, toplumun asayişinden taraf olmuş din eksenli yapıların aslında demokratik cumhuriyet karşıtı oldukları iddiasıyla tasfiyelerinin hukuki altyapısını oluşturma çabasına girişmiş yerli Robespierre’ler yeniden endam göstermeye başladılar. Devlete onları yok etme akılları veriyorlar,olmazsa kendileri devletin başına geçtiğinde onları imha edeceğini söylüyorlar… Zihniyet olarak oldukça azınlıklar ama AKP iktidarının çöküşünün yaklaşmış olduğunu düşünüyor,alternatif göremeyen ve aslında onlara da yakın olmayan halk kitlelerin mecburen kendilerine oy vereceğini, böylece iktidara yerleştiklerinde köprüyü geçene dek dayı dedikleri eşeklere hadlerini bildirip devleti kendi anladıkları şekliyle olması gereken yerine oturtacaklarını sanıyorlar. Ehveni şer diye düşünüyor ve elimiz mahkum gibi bunlara iyiniyetli yaklaşımlarla yaklaşıyoruz ama,maalesef ki endişeli muhafazakarların bu 28 Şubat’ı doğuran ve peşinden şu anki iktidarın zuhur etmesine sebep olan bu zihniyeti şu dönemde sorgulaması gerekiyor. Bu kafa yapısının kendilerinde hiçbir hata payı görme,özeleştiri yapma durumu görünmüyor. Aynen meşhur sahnedeki gibi: Kadın Saldıray Abi’ye derdini anlatmaya çalışıyor; azgın Saldıray’ın aklı başka yerde. Birkaç cümlesini dinledikten sonra konuşmaya devam eden kadının lafını kesiyor: “Ne dediğin anlaşılmıyor; çıkar şu üstündekileri,başındakileri…”. İşin doğrusu biz ne söylersek söyleyelim, bunların da dinledikleri yok; sadece akıllarında olanı uygulamaya geçirme niyetleri var. Devleti de toplumu dönüştürme aracı olarak görüyorlar. Bu durumu görmemiz lazım. Yani bu Robespierre’lere,Danton’lara,Türkçesiyle bu Saldıray Abi’lere ne kadar güvenebiliriz,ciddi ciddi düşünmemiz lazım? Bir çukurdan çıkmaya çalışırken,hemen ardından yeni bir çukura düşme ihtimalimizi de gözetmemiz ve yeniden bir daha düşünmemiz lazım…

    • Ben muhalefetin mevcut halini tehlikeli görmüyorum, bu kanaatimi iktidara gelme ihtimallerinin olmadığına da bağlamıyorum. Düşüncemin temel dayanağı Türkiye siyasetinde iktidar- muhalefet ayrımının olmadığı inancına dayanıyor. İktidar aynı zamanda muhalefeti de yönetiyor çünkü. Yönetip yönlendiriyor ve muhalefetten istediği gibi yararlanıyor da. Nasıl yapıyor bilemem ama durum bundan ibaretmiş gibi geliyor bana. Bu güne kadar MGK kararlarına itiraz edebilen bir tek muhalefet partisi var mı?

      Bu yüzden ak parti iktidardan gittiğinde peşinden muhalefeti de götüreceğine inanıyorum. Yerlerine yeni partiler yeni şartlara göre yeni bir iktidar ve yenilenmiş tam demokratik anlayışlarla yeni bir devlet anlayışının iş başına geleceğine inanıyorum. Bana göre başka türlüsü mümkün değil.

      Ama önce Dedeağaç Türkiye’nin meselesi mi yoksa Rusya’nın meselesi mi olduğuna bir karar vermesi gerekiyor. Kararı verecek olanlar da bu günkü siyasiler.

  13. Şu sebep bu netice vesaire.. nassı tutarsan tut kulağını, bir kulaktan girer öbüründen çıkar söylediklerin. Karşındaki dinlemediği sürece☺️
    Enflasyon 50 iken, faiz siz! para vermez kimse!
    Faiz 10-20 geçtim, iki katı ister parayı tutan elinde.
    Not:kapalı ülke olsan yaz faiz oranını tahtaya da? ..
    Vermişsin elini kur garantili yollar köprüler hemde?.. alabilir misin kolunu sağlam gerisin geriye.
    ***Düşmez o rakamlar kefereden borç aldığın sürece!!!***
    Sadece faiz kur enflasyon olsa keşke.
    Ya işsizlik!..
    Ya ihracat!..
    Vergiler, aylıklar, emekliler, yatırımlar, gençler demiyom bak☺️
    Son söz: Alim Malim Muallim derken,
    Ne olacak benim halim? Demek Yerine,
    Devlet devletliğini (adalet), millet milletliğini (oy) hoca camide işini(laiklik), siyasetçi mecliste hükümette vazifesini (liyakat), bakan söylediklerini (iş üretmek sorumluluk), bankacı işini (parayı verirken garantisi teminatı) yapsın yeter☺️
    Neylerse mevlam güzel eyler.

  14. “Faiz sebeptir, enflasyon netice”

    Türkiye’deki insanların milyarlarca lirasına mal olan bir
    tez…

    Ekonomi tarihine de böyle geҫebilir…

    Bir gün gelir Nasrettin Hoca fıkraları gibi anlatılabilir…

    Tez sahibinin, makamına gelebilmesi iҫin gerekli diploması olmadığı iddiasının da doğru ҫıktığını bir düṣünün…

    Dünya hakkımızda ne diyecek, artık gerisini siz düṣünün…

    • Alamanya taraflarından bakanlar şimdide şunu görüyor, sonra da bunu söyleyecek,
      Sinbad semaveri ovuşturdu, halının üstüne oturdu, bir tur saray üstünde.. herşey ayaklar altında..
      (Şaka şaka)
      Ama şu gerçek: aeropa birliğine gireceklerdiii,
      Şam’da namaz kılacaklardıııı,
      Yeniden empaire olacaklardıııı,
      Tamam da sormazlar mı adama, bol bol paraları paraları basarken ley… Verirken bedavaya..
      Nassı alcenizi de düşündünüz mü?
      Bak? alameyceniz belkide?
      Sandınız ki bunlar aptal çıkar enflasyon bir gecede yedibine,
      Sizfde götürürsünüz mangırları ertesi güne!
      Bak olmuyor işte???
      Bunu bilmeyodunuz birde.

    • Almancı arkadaş, lufthansanın diplomalı alman pilotu kullandığı uçağı içindeki yolcularla birlikte alp dağlarına bilerek çaktığında dünya kime ne demişti?
      Efendim?
      Alman diyorum, pilot diyorum, germanwings, fransadan kalkıp, içindeki ispanyol ve diğer yolcuları alp dağlarına çaktığında diyoruuum, kim kime ne demiştiiiii????

      • H. Gayret arkadaṣ,

        Devletin baṣındaki Tek Adam’ın yaptıklarıyla ruhsal sorunları nedeniyle uҫağı dağa ҫarpan bir pilotu karṣılaṣtırdığınızın farkında değilsiniz galiba.

        Sizden daha tutarlı bir paylaṣım beklerdim…

  15. Üstünlük “monkey see, monkey do (maymun gibi gördüğünü yapmak)” ile olmuyor! Müslümanlar aklın önemli bir nimet olduğunu kabullenip Kuranı bunun rehberliğinde anlamadığı sürece ve anladığı şekilde ameline yansıtmadığı takdirde istedikleri kadar sünnete şekil ve şemal olarak uymakla ahireti çantada-keklik “zannetsinler”. Bu dünyadaki şan şeref de şekil-şemal ile olmuyor zaten. Dindarlığı şalvarlı-cüppeli-takkeli-sakallı şekil-şemalden ibaretmiş gibi zanneden ülkedeki cemaat marka kalabalık kesim acaba bu ayetten ne anlıyor? ademoğlu akıl nimetini kullanarak karada-denizde hayatı kolaylaştıran araçlar geliştirirken bizim dindarlarımız ayette değinilen ademoğlunun hangi şubesi? tebbelliği sünnet edinmekle, meraksız-ilgisizlikle, oturmakla üstünlük yok! Bunları öbür tarafta büyük sürprizler bekliyor olabilir. Peygamberlerin bir çoğunun mesleği yok muydu? Nuh peygamber o gemiyi nasıl yaptı? Gökten melekler mi inip onlara çalıştı? Velhasıl bizim cemaatlere önce Kuranı öğreterek ayette değinilen ademoğlu seviyesine çıkarmak lazım. Lazım ki karada-denizde taşınma nasıl olabiliyormuş, eşyanın buna vesile olan tabiatı neymiş kafayı bu tür işlere yorsunlar kımıldasınlar, topluma bu konularda da önderlik etsinler… Müslümanların sorumluluğunda, dolayısıyla hesapta bunlar da var.

  16. ÖYLE OLSAYDI BÖYLE OLMAZDI

    Yazar diyor ki faiz inadı enflasyonu patlattı, Türk lirasının değeri yabancı paralar karşısında düştü. Sonra da ekliyor; Zaten bu faizi kimse uygulamıyor, bankalar %30 veriyor, devletin kendisi%24 veriyor.

    Soru şu; madem kimse uygulamıyor, kimse devletin belirlediği faizi takmıyor, piyasadaki asıl faiz %30 o zaman niçin enflasyon patlıyor, Türk lirası yabancı paralar karşısında değer yitiriyor, onlar da takmasa ya?

    • Sayın hd nin sorusuna sayın HB nin bir cevabı vardır umarım:
      “H.B.
      16 Ocak 2022 At 20:09
      Siyaset işte böylesine kandırılma/kandırma sanatı.”

  17. Fahreddin Razi bir cihetten Bediüzzaman için bir üstad sayılır ve taharriyi hakikat beşerin iman küfür muvazenesinde nasıl nefsine ve cerbezeli aklına yenik düştüğünün bir kısa haşiyesi hükmünde yeri geldi alıntılayalım. “İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazen batıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikatı kazarken, ihtiyarsız dalalet başına düşer, hakikat zannederek kafasına giydiriyor.”
    Mesnevi Nuriye/Bediüzzaman
    “Andolsun biz Âdemoğluna şan, şeref ve nimetler verdik; onları karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel güzel rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık.”İsra-70

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız