Bir olumlu, bir olumsuz gelişme.. Bir çiçekle bahar olmaz, yine de olumlu gelişmeyi sevinçle karşılamadan edemiyorum..

57

Oh nihayet Wikipedia serbest.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla serbest kaldı Wikipedia

Wikipedia’ya erişim yasağı koymuş olan yerel mahkeme AYM’nin kararını derhal benimsemiş olmalı ki, biraz önce uğradığım adresinde Wikipedia’yla yeniden karşılaşabildim.

VPN denilen ve bilgisayar kullanıcısını o anda dünyanın farklı bir noktasında imiş gibi gösteren aracıyı kullanmadan, ya da mahkeme kararına rağmen Türkiye’den kendisine erişmek isteyenler için Wikipedia’nın bizzat icat ettiği kolaylaştırıcı yöntemlere başvurmak gerekmeden ‘wikipedia.org’ yazdım, karşıma “Türkiye’ye hoş geldin” diyen sitesi çıktı.

Ülkemizi ele güne karşı bıyık altı tebessüme mahkum eden bir yanlış uygulama böylece sona erdiği için seviniyorum. Yoksa, ben de onu her gün kullanmak zorunda olan pek çok Türk gibi, erişim için dolaylı yöntemlerden birini uygulamakta ve yasağı zorlanmadan aşmaktaydım.

Bu yanlışlığın ağır maliyetini hatırlatmak amacıyla “Kendim için istiyorsam namerdim” tadında birden fazla uyarı yazısı yazdığımı hatırlıyorum. “Türkiye’yi teröre yardım eden ülkeler arasında gösterdiği için” konmuş olan yasağın etkisi bir tek Türkiye’den kullanıcılar üzerinde etkiliydi; ansiklopediye her dünya vatandaşı kolaylıkla ulaşıp mahkeme tarafından sakıncalı bulunan maddeyi de okuyabiliyordu.

Gülünç değil mi?

Ayrıca, o sakıncalı maddedeki listede neredeyse bütün ülkeler yer alıyor; üstelik Türkiye sadece bir yazıya atıfla öylesine anılıyorken ABD ile İsrail’e sayfalar dolusu yer ayrılıyor ansiklopedide…

Reklam

Bizimkilerin anlamadığı nokta, Wikipedia’nın oluşum biçimi. Herkesin kolayca madde yazabileceği ya da yazılmış maddeye ekler yapabileceği, beğenmediği veya yanlış bölümleri kaldırabileceği bir sistemi var ansiklopedinin…

Neyse. Yeniden yasaklanana kadar güle güle kullanın Wikipedia’yı…

Mahkeme AYM’nin aldığı kararı vakit geçirmeden hemen uygulamış…

Şimdi de olumsuz gelişme

Keşke Osman Kavala’yı son duruşmada da serbest bırakmayan yerel mahkeme de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) konuyla ilgili kararını hiçbir bahane ileri sürmeden kaldırma yoluna gitseydi.

Türkiye 1987’den beri AİHM’ne bireysel başvuru hakkını tanımış bulunuyor. Ülkemizde yargılanan kişiler, buradaki yargı sürecini tükettikten sonra da adil yargılanmadıklarına inanıyorlarsa AİHM’ne başvurabiliyorlar.

AİHM’nin kararları anayasamıza göre mahkemelerce uygulanmak zorunda.

Osman Kavala için “Derhal serbest bırakılsın” kararını 10 Aralık günü verdi AİHM, ancak -yerel mahkeme o kararı uygulamadı.

Reklam

Bu bir ilk.

Hükümet bu yüzden zor durumda kaldı. 

Nereden anlıyorum hükümetin zor durumda kaldığını?

Adalet bakanı Abdülhamit Gül’ün dün yaptığı açıklamadan…

Bakın ne demiş bakan:

“Anayasamıza 2004 yılında getirilen hükümle, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar, iç hukukumuzun doğrudan parçasıdır. Temel hak ve özgürlükler alanında, bir kanun ile uluslararası sözleşme arasında çelişki doğarsa, sözleşme hükümleri esas alınır. Dolayısıyla, yargı mercii, hak ve özgürlüklere ilişkin bir meselede sadece iç hukuku değil, uluslararası belgeleri de göz önünde tutmak zorundadır. Hatta, anayasamıza göre tarafı bulunduğumuz uluslararası insan hakları belgeleri, kanunun da üzerindedir.”

Peki de, mahkeme ‘kanunun da üzerinde’ ve ‘iç hukukun bir parçası‘ olduğu bilinen AİHM kararını neden uygulamadı?

Bakan Gül, bunun geç talep edilen bir çeviri sorunundan kaynaklandığını ileri sürüyor. Mahkeme AİHM kararının çevirisini Cuma günü talep etmiş, bakanlık çeviriyi Pazartesine yetiştirebilmiş… 

Gerçekten böyleyse, artık elinde kararın çevirisi bulunan mahkemenin bir gün dahi beklemeksizin, hatta avukatların itirazlarına bile mahal bırakmaksızın, derhal toplanarak gereğini yerine getirmesi beklenir, öyle değil mi?

Pazartesiden bu yana neredeyse bir hafta geçmiş olacak, mahkemeden ses yok.

İşin ilginç tarafı, AİHM’nde Türkiye’yi temsilen bulunan ve o göreve hükümet tarafından teklif edilmiş yargıç Doç. Saadet Yüksel de bu karara katıldığı halde uygulamanın geciktirilmesidir.

Daha önce AİHM’nde yargıçlık yapmış olan Rıza Türmen karardan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Bu sonuçlardan sonra, AİHM 2. Dairesi kararı uygulamak için Hükümet’in ne yapması gerektiğini belirtiyor. Osman Kavala’nın tutukluluğunun sürmesi, Sözleşme’nin 5/1 ve 18. maddelerinin ihlalinin sürmesine ve devletlerin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüklerinin ihlaline yol açacaktır. O nedenle, Hükümet, Kavala’nın tutuklanmasını sona erdirecek önlemleri almalı ve derhal serbest bırakılmasını sağlamalıdır.

”Şimdi yapılması gereken, mahkemenin gecikmeden Osman Kavala’nın tahliyesine karar vermesidir. AİHM, tutukluluğun hukuka aykırı olduğuna karar verdikten sonra, Osman Kavala’nın tutukluluğunun sürmesi, hukuksuz olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğurur. Bunun, bir kişiyi kaçırarak zorla hapis etmekten hiçbir farkı kalmaz.”

Rıza Türmen’in T24’te yayımlanan mütalaasının bütününü dikkatle okumanızı tavsiye ederim.

Umarım, daha fazla gecikilmeden AİHM kararı da yerine getirilir.

Wikipedia bizlere “Hoş geldiniz” demiş ya, ben de ona “Hoş geldin Wikipedia” diyorum.

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. Türk halkı! Sağcısı, Solcusu, Dindarı, Dindar olmayani…..
    Düşünme yetenekleri’mi yok yoksa varda sandığa kilitleyip dibi gözükmeyen kuyuyami attilarda bizim haberimiz yok….

    Õnce Dindar arkadaşa sorularım olacak…
    Bir devlet başkanı!Yetimlerin rızkından keserek yurt dişında yaşayan Türk vatandaşlarını fişlemeleri içın Avukatlık birolarına miliyonlarca dolar öder ve insanlarì, suçlu gibi pilakaları olmayan arabalarla takip ettirirse, mağdur ve tedirgin olan insanlar ses çıkarmasın,õğlemi?

    Bir devlet başkanı! Cuma namazına giden zamanında TC milli formasını giymiş milli siporcuları terörist diyerek trollerine emir verp saldırtırır’mi?
    Bir devlet başkanı! Milli sporcusunu İftira ile terõrrist ilan edip kırmızı bûlten çıkartarak arkasına dünya emniyetini takarmi? Babasıni hapislere tıkarak mallarına mülklerine el koyarmi?
    Dünyanın gözü önünde korumalarına yaşlı başlı insanlara sopalatırmı?
    Boydaklar gibi anadolu kaplanlarının mallarına mûlklerine el koyarak iç edermi?
    Son soru bir devlet başkani yabanci ülkelere yatırım yaparmi?

    Hiç kusura bakmayın İslam buna ses çıkarmayanları lănetler….ve bunlari deşifre edenleri mükafatlandırır.

    İyi sizde kalkın iftir ve yalanla milletin hayatını karartanlara karşı kendilerini savunanları kınayın. Rahmetli Saidi Nursi keyf için “siyasetten Allaha sığınırım”dememiş….!!!!!

    Özbekistan olayına gelince! Oda tamamen iftira.
    Bir kerece Özbekistan Devlet başkanın ellerinda binlerce “MÜSLÜMAN” yeni doğmuş bebeklerinden tutunda her yaştan mahsum Akıska Türklerinin kanları var…

    Zalim Õzbekistan başkanının kanli ellerinden
    5000 Akıska Türkünü 2005 te ABD kurtararak buraya getirdi, hemde bu işi çok kısa bir sürede gerçekleştırdı.
    Diğer devletlerde ABD gibi bir çoklarının canını o zalimin kanlı ellerinden kurtardılar.

    Halkını sömüren ve dünya ile bağlarını koparan, ayni zamanda ülkesını 3. Dünya ülkelerinden dahi geri bırakan ve kominist rejiminin devami olan bir ülkenin devlet başkanına

    Bebekleri hastahanenin etrafını çeviren demir parmaklıklarına geçirterek õldüren birine suikast yapsa yapsa kapatılan okulların adamlari değıl yerlerinden yurtlarından evlatlarından koparılmış o bebeklerin babaları yapar.

    Bu arada Türkiyeye sığınmış Uygurlaride perinçek paşa istemediği için önce dünyaya retocu olduklarını ilan edip Çine iade edecekler.

    Şu an Türkiyede insanlar kominist rejiminin temellerini atmiş olan Perinçekin kayığına binmiş! rejimin başarıları için
    Hızla ilerliyor.
    Aynen 28 Şubat iftiralari ve yalanları ile birlikte ayni adamlarda iş başındalar. Perinçekin yardımcısı emekli asker 28 şubatın müdüru ayni zamandada işyerinde REFAH, MHP, ve BBP partili işçileri işten atmiş zatla, birlikte CHP, HDP, İYİ, VE SPli partilileri temizliyorlar.
    28 Şubatdakiler Şeraatcı idi.

    Şimdi onlara göre bu kesimde, retõcu, ayni zamada vatan haini.

    Filim sahneleyen Perinçek ve ekibi oyuncularide Erdoğanın trolleri ve fehmi beyin yorumcuları.

    Kadere bak ki o zamanda en son duyduğum bir olayın içine benide karıştırarak sürgüne gõnderecektiler, gideceğim yerdede terfilerim sıfırlanacaktı.20 yılda alacağım terfileri ben 15 yılda almıştım ve terfim bittiği için son 5 yıl terfi almamıştım.
    O zaman onların heveslerini evvel Allahın yardımı ile kusaklarında bırakmıştım.
    Kuzu kuzu 3 aylık maaşımı õdediler emekliye ayırdılar, halbuki iş hakkımı fes etmiştiler ben onu yazmalari için isra etmeme rağmen yazdıramadım.

    Dün bu siteye girmemeye kara vermiştim kardeşim message attip israr edince girip cevap yazdım.
    Son bir haftadir perinçekin sahneye sürdüğu iftiralaridan midem bulandı.

    Gerçekten burdaki bazı yorumculara, hayret ediyorum! Nasip olursa 3 dõrt ay sonra bu sitenin kurulmasi 4 yıl olacak. Ben kurulduğundan haberim olduğu günden bu tarafa yaziyorum.
    Bazi kendini bilmez yorumcular, bir türlü beni ben olarak kabulenmek istemiyorlar. Bir ara bana Fehmi beyin kendisi dediler oda tutmayınca çocuklari dediler oda olmayınca fuat anıl dediler, burada her zaman tarikatlar ve cemaatlar hakkında düşüncelerimi yazmama rağmen beni muhakak bir tarafa yamalamak için enerjilerini tüketiyorlar.

    Welcome to 28 şubat 1997…..!!!!

  2. Muhalifin,hatta düşmanın bile mert ve akıllı olanı makbul bence.Muhalefetini yalan üzerine bina eden bir muhalif hiç bir işe yaramaz.Ak Parti muhaliflerinin bir kısmı bu işe yaramaz cinsten.Bu türün üst düzey örnekleri CHP’de var,sosyal medyada mebzul mikrarda var.Bu platformda da var.

    Mesela biri dün burada “Cumhurbaşkanının diplomasını gösteremediğini” geveleyerek diplomasının olmadığını ima ediyordu.
    Hiç kimse diplomasını göstermez.Necdet
    Sezer’in,Kenan Evren’in,Demirel’in,Özal’ın
    diplomalarını gördük mü?Görmedik. Biz böyle bir şeye ihtiyaç duymadığımız gibi,onlar da diplomalarını kamuoyu ile paylaşma ihtiyacı duymadılar.Çünkü böyle bir şey gereksizdir.

    Bir göreve talip olan kişiden,kendisini o göreve atayacak makamlar diploma dahil
    gerekli belgeleri isterler,o da verir. Cumhurbaşkanlığına aday olan bir kişi de
    yüksekokul diploması ile birlikte gerekli
    belgeleri Yüksek Seçim Kuruluna verir.
    İstenen belgeleri vermeyen bir kişi Cumhurbaşkanı seçilmek şöyle dursun,
    adaylığı bile kabul edilmez.Yani seçime bile giremez.

    Kaldı ki internete girdiğinizde Erdoğan’ın
    diplomasını görebiliyorsunuz.

    Erdoğan’ın diploması olmasa muhalefet
    haklı olarak kıyameti koparır,Yüksek Seçim Kurulu’na,Anayasa Mahkemesi’ne
    müracaat eder,onlar da gereğini yaparlardı.Böyle bir şey oldu mu?
    Olmadı.

    Akılsız dostun olacağına,akıllı düşmanın olsun diye boşuna denilmemiş.Allah muhalifin de mert ve akıllı olanını versin
    vesselam.

  3. Wikipedi ve diğer bilgi kaynaklarına erişimlerin yasaklanması doğru değil. Genel olarak, internet öyle bir alan ki herşey serbest. Kaliteli bilgi kaynakları o kadar fazla ki bunların yüzüsuyu hürmetine, bazı websitelerinde çirkin, palavra, yalan-yanlış bilgiler olsa da internet yasaklanmamalı (sanırım İran’da bu ara yine yasaklanmış).

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) okullarda çocuklara eğitim konusunu deneme tahtasına çevrilmesine müsade etmeyeceğiz gibi laflar etmiş. Eğitim ders kitaplarıyla klasik anlamda bir-iki albayrak, birkaç M. Kemal Atatürk resmi eşliğinde olacak iş değil. Bu çağda içerik olarak kaçırılmaması gereken büyük fırsatlar var. Bildiğim kadarıyla, üniversitelerimiz lise seviyesinden gelen öğrencilerin bilgi seviyesinin düşüklüğünden şikayetçiler. MEB kaliteli üniversitelerimizin eğitim birimleriyle ortak çalışarak internet üzerinden sanal eğitim merkezleri kurmalı. Dünyanın değişik ülkelerinden (Asya-AB-ABD) internete özellikle Bilim-Teknik konularında ve ders seviyesinde çok güzel bilgiler yüklü (Çoğu ingilizce. Ama olmasa bile tercüme seçeneği ile durum kolay). Bunlardan çeviri ve adaptasyonla, kaliteli eğitim konusundaki açığımızı çok daha kısa zamanda kapatabilmemiz mümkün. Bunun için internet ortamı tam bir nimet ve büyük bir fırsat, hem de çokçası bedava veya çok cüzi bir ücretle (en azından şimdilik öyle).

    Bunun için öğretmenler-çevirmenler aracılığı ile yabancı dildeki bilgileri anlamağa ve anlatmağa ağırlık veren programlar geliştirilmeli. Oturmuş kaliteli birkaç üniversite ile işbirliğinde öncelikler tespit edilerek ciddi bir maliyeti olmayan sanal eğitim merkezleri kurulabilir. Yurtdışındaki lise seviyesindeki öğrenciler bu durumdan muazzam derecede faydalanıyorlar (Kendi yakınlarımdan biliyorum). Öğrencilerin yeni kavramları öğrenme konusunda psikolojik direnç bariyerlerini yerle bir edecek kalitede metodlarla öğretiliyor. Bunun için bizde lise öğrencilerinin iyi derecede yabacı dil öğrenmesi şart değil. Bu bir engel teşkil etmemeli. İşin en önemli yanı böyle projelerin verimli olabilmesi için öncelikle yetişmiş öğretmenlere sahip olmak (ki yeterince vardır sanıyorum). MEB bunları bir araya getirebilmeli. Filoloji/çevirmenlik elemanlarıyla da karma gruplar oluşturulabilir. İnternette mevcut bilgiler dilimize çevrilerek ülkedeki öğrencilere aktarılmalı. Bir süreliğine yaşanabilecek güçlüklerden sonra ufukları açılır bu çocukların…

  4. Abdulkadir Selvi’nin bu günkü yazısının
    başlığı “Cumhurbaşkanlığı hesapları karışıyor” şeklinde.Yazıda 2023’te Abdullah Gül’ün aday olacağı ima ediliyor.
    Ben buna günaydın derim ancak.Yahu
    sadece bir vatandaş olarak ben bile şurada bunu söylüyorum ta ne zamandan beri.

    Gül’ün tüm hesabı 2023’te aday olmak üzerine.Babacan’a parti kurdurması da bu hesaba dayanıyor.Ama bakarsınız hesabı
    tutmaz.Tutacak diye de bir şart yok.İsmi
    üzerinde mutabakat sağlanamayabilir.

    • Yani bütün o parti kurma çalışmaları, harcanan emek, binlerce saatlik görüşmeler, binlerce sayfalık raporlar, il ve ilçe örgütlerinin kurulmasında kaçınılmaz olacak maddi harcamalar. . . . Şirretleştiğinde ölçü bilmezliğiyle meşhur Cumhurun Başı karşısında alınmış onca ciddi risk. . . Bütün bunlar, o da hesap tutarsa, A. Gül Cumhurbaşkanı olsun diye yapılıyor. Bize bunu mu anlatıyorsunuz, Bekir Bey? Evet, bize bunu anlatıyorsunuz (“Gül’ün tüm hesabı 2023’te aday olmak üzerine.Babacan’a parti kurdurması da bu hesaba dayanıyor.)

      Velev ki böyle.

      Velev ki A. Gül “Babacan’a kurdurduğu parti sayesinde” ve muhalefetin de uzlaşmasıyla Cumhurbaşkanı adayı oldu ve seçildi.

      Bu mu iyi, yoksa, “Ahmet Hocam, gel kardeşim yanıma. Bak şimdi sen başbakanlıktan iniyorsun, yolcudur Abbas bağlasan durmaz oluyorsun. Yok öyle “Ama olur mu Efendim?” demek, “Bari nedenini söyleyin Efendim” falan filan. Ali. . . Nerde bizim Binali? Aha da orada. Gel Binali, yaklaş biraz. Bak kardeşim, şimdi sen ülkenin başbakanı oluyorsun. Anlaşıldı mı? Ne oluyormuşsun? Başbakan. . . Evet, Başbakan.” kıvamında bir yoldan bir cumhurbaşkanı adayı belirlenmesinden daha iyi bir şey olmaz mı?

      • Sn.bernar, yeni sistemde başbakanlık yok ki, halkımız bir oy farkla bile olsa sandıktan devlet başkanını çıkaracak, hepsi bu; tabii kimi isterse onu…

      • Evet sn Bernar,birinci parağrafta anlattığınız her şey Abdullah Gül’ün muhalefetin ortak adayı olmasını sağlamak için yapılıyor.Bu benim yanılma payı da olan tahminimdir.

        Son paragrafta ise benim sürekli tekrarladığım görüşü benimsemiş
        görünüyorsunuz.Gül,Davutoğlu ve Babacan’ın geldikleri makama Erdoğan sayesinde geldiklerini söyledim sürekli burada.Erdoğan,
        “adayımız kardeşim Abdullah” demeyip,”kardeşim Bülent” deseydi,
        Bülent Arınç Cumhurbaşkanı olmuş gitmişti.Kendisi Cumhurbaşkanı olurken de “Başbakanlık kolduğuna
        seni bindiriyorum Binali deseydi, Davutoğlu başbakanlığı rüyasında
        bile göremezdi.Dolayısı ile bu zat-ı
        muhteremlerin daha önceki makamlara Erdoğan’ın tensibiyle
        (münasip görmesi ile)geldiklerini
        kabul etmeleri gerekiyor.

        Elbette Abdullah Gül,kurdurduğu
        partinin ve CHP’nin ortak adayı olur da seçilirse bileğinin hakkıyla
        Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.Bu
        önceki görevlere geliş şeklinden farklı
        olur.

    • 17-25 Aralık 2013 gelişmelerinden sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, soruşturmaların selameti için Başbakan Erdoğan’ı görevden alabilirdi. Anayasa ona bu hakkı veriyordu. Fakat bunu yapmadı. Utanmadan A.Gül hakkında neler yazıyorsunuz.

  5. Sevgili Okurlar,
    Ben daha önce de söylediğim gibi polemik yapmak istemiyorum, yapamayacağımdan değil de prensiplerden dolayı. Ne yapalım bizi de böyle kabul edin. Önce bir itiraf, yanılmışım. Burada cevapsız kalan sorular var diye yazanların böyle bir derdi yokmuş meğer, kendi doğrularını onaylatmak ve üste çıkmak isterlermiş. Sağlık olsun. Burada niye Cemaat’ten kimsenin cevap yazmadığını yana yakıla anlatan arkadaşlar bu kadar çarpıtmayı nasıl beceriyor diye şaşırayım mı bilmem. Demek ki hiç derin devleti deşifre etmiyormuşuz. Tek derdimiz Erdoğan’mış. Zaten daha önce de devletin koca Genelkurmay Başkanı’nı tutuklatmışız. Mübarek İlker Paşa’mızın demokrasiye olan saygısı, parti kapatma olmasın diye uğraşmaları, görevi ve yetkisi dahilinde olan işlerden biri olan kurdurduğu onca websitesi ile yaptığı bunca hizmetler dururken bu “güç manyağı” cemaat kalkmış O’nu tutuklatmış. Bir de kalkmış hukukdan bahsediyorlar burada. Bir de habire bekliyorlar, ah şu Erdoğan ölse yada devre dışı kalsa. Yoksa hukuk devleti falan umurlarında değil. Zaten Abant Platformunda bu konuları senelerce Türkiye Devrimci Sosyalist Partisi organize etmişti. “Aslında güç elde etmek için yapmadıkları da yok”muş diyor bir bilge yorumcumuz. Ama herşeyi yapan bu Cemaat ne hikmetse tek düşman oldukları Erdoğan’a yanında bulunan rivayete nazaran Cemaatçi olan beş adet yaverine rağmen O’na birşey yapmamışlar. Neyse demem o ki burada akıl değil hisler ve genlere işlemiş Cemaat düşmanlığı var. Bir de bu AB raporu meselesi var. Raporu görmedim, AB’nın asla risk almayan suya sabuna dokunmayan politikasına da vakıfım. Rapordaki ifade “suç işleme potansiyeli var” şeklindeyse buna ancak gülünür. Herkesin suç işleme potansiyeli vardır. Bu laf mı yani, yoksa Türkiye ile “ne şiş yansın ne kebap” politikasının devamı mı?
    Sanırım bu yıkıcı dil bana da bulaşıyor. Burada keseyim şimdilik. Daha sonra spesifik konular yazmaya çalışacağım.

    • Anladım. Allah, duygusal bir Cemaat düşmanlığı içinde Gülen’in bir demokrasi havarisi, örgütünün de siyasetle, iktidar mücadeleleriyle ilgisiz, dünyanın en demokratik sivil toplum olduğunu, karar alma süreçlerinin ve yönetcilerinin pek bir şeffaf olduğunu kabul etmeyenlerin “evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, önlerini kessin, bir şey olmalarına imkan vermesin, kısacası Allah bunların alayının belasını versin” diyorsunuz. 🙂 Durmak yok, “yıkıcı dil” (!) yakınmalarına gaz verip sorulardan sakınma taktiğine devam!

      • Sn.bernar, daha önce de söylediğim gibi örgüt içinde sinsilik esastır; bu mutemetlere göre herkes salak(ya da kullanışlı aptal) bitek kendileri akıllıdır(ya da kurnaz) neyse, etme bulma dünyası…

  6. nurdan hanım merhaba! benim yorumuma atfen yazdıysanız söyleyim: kerimofun melek olduğunu söylemedim. kendi vatandaşı 700 kişiyi kurşuna dizdi. o insanların çığlıklarını dinledim ben. ama kerimofun kötü olması güleni iyi yapmıyor.
    – gülencilerin o kadar pislikleri varki, yarısından aklansa geri kalan yarısı bile onları türkiye tarihinin en karanlık örgütlenmelerinden biri yapmaya yeter.
    – isterseniz özbeklere bir sorun kim niye düzenlemiş suikastı.
    – ben suikastten sonra özbekistanın türkiyeyi suçladığını gazetelerde okudum.
    – özbekistan kahve falına bakıp suçlamamıştır.
    – onların da bilgileri vardır.
    – ahıska türkleri yapsaydı onlar olduğunu bilirlerdi.

    • Merhaba Hamza bey!
      Akıska Türklerini örnek
      Õzbekistandaki okullari kapattıran Türkiye, kapatan onlar.
      Peki. Neden Türkiyeyi suçluyorlar? Gülenin topu tüfeğı olmadığına göre
      Demeki o zaman Türkiye yaptı.

      Hamza bey! Bunlara gõre 15 Temmuzude Gülen yaptı fakat
      aradan 3 buçuk sene geçti hiç fakat buna inandıracak tak bir delil gösteremedi.

      Ben burada 2016 dan bu tarafa yaziyorum. Cemaatın adamlarını RT cemaatın içine soktuğu kendi elamanları vasıtası ile birbirine düşurerek parçaladı.

      Benim kardeşim yaşadığı şehirde sevilen sayılan birokırat çevresi geniş olan bir doktor.
      Onun bir arkadaşı 2006 da .” “Cemaatcilar AKP lilerin çaldıklarından şikayetçiler, sen MHPlisin bunlar için birşeyler yapamazmısın” diye yardım istemiş. Kardeşimde şikayetci iseler gazetelerinde yazsınlar bane ne. Demişti.ben o zaman 3 haftalığına ordaidim bana kendisi anlattı. Yalniz o zaman ben AKPliidim ve onların yalan söğylediğini zennetim.

      Millet cemaate değil AKP ye oy verdi ve ihtidara getirdi. Türkiyenin idaresini ellerine verdi ve bizi yönetin dedi. Cemaata değil akpye anahtarları teslim etti.
      Daha bir dönemi dolmadan Abdullatif şener çıktı millete bunu anlattımi, anlattı. Ama bende dahıl doğrulara değil yalanlara inanarak ülkeyi batırdık. Eeey 17/25 Aralığa rağmen Erdoğan ve perinçekın peşine takılmışız. Gūnah keçisi olarak Güleni hedef tahtasına yatırmışız.
      Ben onu bunu anlamam Ne Gülenin nede sülalesinin Gemileri,villalari, yatları ve yurt dışınada bir çôpleri vaarmi? HAYIR Tabiiki YOK.

      Kalkıpte ona iftira atanlarai alkışlamam.
      INSAN bir sorar Madem onlar bu kadar tehlikeli devleti yõneten sizdınız devleti korumakta sizin gõreviniz sormaları gerekmezmi?

      Ben şahsen Türkiyeyi nana muhtaç edenlerden hesap sormak yerine kalkįp cemaat yapti diye erdoğanın amallerine hizmet etmem vede iftiralarda inanmam.

      Sğlıklı ve umutlu.

      • nurdan hanım merhaba!
        o dönem, eğer yanlış hatırlamıyorsam erbakan iktidarda idi.
        – Türkiye derken, pekçok kurumda gülencilerin olduğu gerçeği ile türkiyeyi düşünün. yoksa fetullah gülen okullarını kapattı diye, gülenciler hariç, kim niye kerimofa suikast düzenlesin.
        – Tabii ki devlet aracılığıyla bu işleri yaptılar. tıpkı, fenerbalçe kumpası gibi, tıpkı ergenekon ve balyoz kumpaslarında masum insanları veli küçük gibilerinin suçları ile birleştirmeleri gibi, tıpkı hanefi avcıyı hapse atmaları gibi.
        Bu kumpasları yapanlar sivil vatandaşlar değildi. memurdu, emniyet müdürü idi, savcıydı, hakimdi, mit ajanıydı vs. vs.

        • Hamza bey tekrar merhaba! Sizin yazdıklarınıza katılıyorum, devletin memurlar bunu yapınca savicısı benim diyen daha sonra tıpki şindiki gibi suçsuz günahsız insanları tutuklattım içeri attırarak Türkiyeyi hem içerde hemde dışarda rezil eden şu an ak kaşık gibi kendisini temize çıkarmiş.olan şahıh bostan korkuluğumuydu?
          Demo kırasi veya Canada gibi sosyalist ülkelerde memur adam õldürse memuru değil devleti yônetenleri istifa ettirirler.
          Bunla talan ettikleri belediyenin suçunu iMahus Yavaşa yapıştırmak içen atmadıklari İftira kalmadı.
          Onun için bunlar bir yolsuzluğu cemaat yapti deseler ben bunalara inanmam.
          Hakikatten Mansur Yavaş çok dürüst ve korkusuz biri. Adam gibi adam
          Benmi sülaledeki MHM liler kaset olayında tıpkı deniz baykal gibi cemaat değil Erdoğan yaptı demiştiler .

          Sağlicakla kalın.

  7. Papaz nerden papaz.
    ABD bir Papazı neden 20 yıldır Besler.
    Orada oturup tüm Türkiye ve dünyaya islamı yaysın diye mi?
    Cevap var mı cevap

  8. italyadan otomobil getiriyorlar, sonra da yerli ve milli diye tanıtım yapıyorlar.
    – Acaba getirenlerin, tanıtanların, “milli ve yerli” diye haber yapanların, “milli ve yerli” diye otomobile bakanların pisa sınavındaki dereceleri nedir diyeceğim ama bunları pisaya bile almazlar.
    – Bu zeka ile anca anca, pisa sınavı yapılan binanın önünden geçebilirler.
    – İşin en acı kısmı ise, bu zeki insanlarla aynı ülkede yaşayıp, aynı ırk ve din mensubu olarak görülüyorum. bunun daha da acı kısmı ise, bunların bir bölümü beni yönetiyor.

    • PİNİNFARİNA firması birçok üreticiye tasarım yapar ( PEUGEOT FİAT MASERATİ CADİLLAC vs…)
      Üretimi yapmak ayrı bir olaydır.
      Fabrikanı kurarsın , Prototipi dışarıya tasarım firmasına yaptırırsın sonra seri üretime geçersin .Tabi bu arada gereken birçok parçayı da yurt içinden veya yurt dışından temin edersin. Mesela OPEL e baskı balata yı türkiyede üretip gönderdiğin zaman Elin Almanına bu OPEL i sen yapmadın demezsin.Biraz basit açıklamam gerekti ancak herhalde anlamışsındır.
      Olaylara biraz tarafsız bak ve iyi yapılan birşeyleri de taktir et.
      Şunu söylesen anlarım : neden bunu 10 yıl önce yapmadınız diye veyahut elektrikli araç yerine dizel veya benzinli bir araç üretecek olsalardı eleştirini anlardım.
      Sürekli hakaret ve sövmek birşey kazandırmaz.!!!!

      • Zekadan bahsetmiştim. şıp diye damladın.
        – Yöneticilerimizin uzaydan gelmediklerini ispatladın.
        – zaten aksini iddia eden de yoktu ama yine de ispata gerek duyman hoş olmuş.

        • Zekana biraz katkı yapayım.
          Pekçok italyan ana ile fransız babadan doğumlar olabilir. Fakat anası italyan, babası fransız olan birisi türk olmaz.
          – Bu örnekten sonra anlarsın artık.

          • Zekana bir katkı daha yapayım.
            – Ayrı bir olay olan “üretimi yapmak” için henüz fabrika arsan bile ortada yok.
            – Anaokuluna gidip anlatsan, muhtemelen kimse senden şüphelenmez. ama bura biraz seni aşıyor.

          • bir de, ne tatmin olmaz aşağılık kompleksiniz varmış.
            otomobili icat eden ingilterede otomobil fabrikası yok şu an.

      • Opel’e balatayı Türkiye’de üretim yapan Alman firması gönderiyor. Sizin dediğiniz düzeyde otomobil üretimi Türkiye’de zaten yapılıyor. Elektrikli otomobil ise örneğin Tofaş üretimine göre gayrı-milli olacaktır. Elektrikli otomobilde neyi milli olarak yapacaklarmış bizi aydınlatın da biz de tebrik edelim.

  9. Fehmi Bey,
    Bu bir ilk filan olmayıp, AİHM kararlarının hiçe sayılması AKP yargısında rutin uygulama halini almıştır. Daha önce Mehmet Altan ve Selahattin Demirtaş hakkında verilen ihlal kararları da cübbeli militanlarca uygulanmamıştı!

    • Sayın Türkeş, insanlarımızın kendine inanıp güvenme konusunda bir sorunu yok ki. Şu yorum sayfaları bile bunun ekstradan kanıtlarıyla dolu. Hanımefedi (makul bir cümle kurmasından vazgeçtik) iki kelimeyi bir araya getirip anlamı olan bir ifade kurmaktan aciz, gelmiş burda yorum yazmaya başladığı zamanlarda insanların kendisinin F. Koru’nun kendisi olduğundan şüphe ettiğini söylüyor. “Ne ulen bu Gülen’in bu lafları?” diye soruyorsun, videoyu önüne koyuyorsun. “Perinçekçiler farklı zamanlardaki konuşmalarını kesip bir araya getirmiş” (Mübarek, Microsoft’un video-editing departmanında proje lideri!” Sorsan 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarındaki ses kayıtları neydi diye, pişkin pişkin “Onlar gerçekti” diyecek) demekle kalmayıp bir de zeytinyağı gibi üste çıkıp kendince ayar veriyor. Bir diğeri, ilkokul mezunuyum diyor, Gülen’e çakınca dökülüyor, devlet, yargı, hukuk dersi verip “Hadi bakalım süren başladı, görelim bu mantıksızlığı nasıl açıklayacaksın!” diye şişiniyor. “Gülen o videodan beraat etti. Yargı devletin alanına girer. Savcı mısın, hakim misin?” soruyor. “Ne diye Türkiye’de hukuk yok, bize zulmediliyor” diye bağırıyorsun? Savcı mısın hakim misin?” diye dönüp sorduğunda, “Ay ben böyle kaba tartışmalara girmek istemem!”

      Velhasılı, yanlışları yanlış yerde arar gibisiniz. Kendine inanç ve güvende kaptırmış gidiyoruz. Mesele, bence, kendimize nasıl güveneceğimizden ziyade birbirimize nasıl güveneceğiz. Malum, ben dahil ahalinin yarısı zillet ve gayrı-milli (bu da en hafif terimlerle, benim favorim ve kendime en çok yakıştırdığım H. Gayret Biladerim’in bulup peydahladığı: kanıbozuk!), elin Amerikalısı Avruplaısı ile memlekete karşı iş çeviriyor.

      Ne’tcez bu birbirimize güvenebilme meselesini?

      • Bernar bey şahsen ben sizin yorum ve düşüncelerinizi ve sorgulamalarınızı takdirle karşılıyorum… Güven meselesi zamanla aşılır…. Hanımefendinin zihin dünyası biraz bulanık… Normal karşılıyorum… Adamlar kimi bulandırmadı ki…

  10. Uzun zamandır yazmak/fikirlerinizi almak istediğim yorumcular var. Başta Bernar beyefendi olmak üzere.
    Türkiyede FETÖ’nün tasfiyesi ile Mısırda İhvanın tasfiyesi üst bakıştan değerlendirirmisiniz. Saygılarımla

    • Selamlar Ali Bey. Her konuda ahkam keser görünmek istemem, ama ben İhvan’ın Mısır’da tasfiye edilebileceğine hiç inanmıyorum. İhvan, Mısır toplumunun ayrılmaz bir parçası ve, çok daha önemlisi, desteğini almış olduğu yığınların gözünde -meşruiyetinin törpülenmesi şöyle dursun- değerinden hiçbir şery yitirmiş değil. Demokratik yollarla geldi, vahşice ve kitlesel kıyımlarla iktidardan zor gücüyle indirildi. Liderlik başta gelmek üzere, kadrolarının önemli bir bölümü öldürüldü ya da zindana tıkıldı. Ancak, buna bakıp “İhvan tasfiye edildi” diyemeyiz.

      Gülen Cemaati ile İhvan arasında bir benzerlik kurulabileceğini de düşünmüyorum doğrusu. Birden çok nedenle: Birincisi, Gülen Cemaati her zaman devletin sadık örgütüydü, devletin açtığı kapılardan geçerek hem sayısal, hem de maddi açıdan büyüdü, bürokraside ciddi bir rakip olarak belirdi. Daha çok iktidara oynadı, Erdoğan’ın saf değiştirmesiyle beli kırıldı. Fakat, yönetici kliğin ve ekibin yurt dışına kaçmış olması, onbinlerce masum Cemaat mensubunun hapsedilmesi vb. asla “Tasfiye” ile sonuçlanmazdı. Bu tür hareket ve örgütler, kadrolarına ve tabandaki insanlarına indirilen darbelerle yara alırlar, ama hiçbir zaman zor gücüyle tasfiye edilemezler. Cemaat’in tasfiyesi riski büyük, ve bu kendi eliyle gerçekleşecek.

      Onca ve hepimizin gözleri önünde yaşanmış deneyimlerden sonra, Gülen ve Büyük Abiler kliğinin “Biz masumuz” stratejisi aptalcaydı. Bunlar, “15 Temmuz suçlaması tutmaz tabanımızda, dolayısıyla, ‘Sizler gibi ben ve abileriniz de masum’ diyerek devam edebiliriz” diye düşündüler. Hesaba katmadıkları şu oldu: Evet, devletin 15 Temmuz ithamı tabanda hiç tutmadı, ama, taban öylesine zulüm gördü ki, ‘Bütün bunlar başımıza neden geldi?’ sorusunu sormadan edemediler haklı olarak. Gülen ve yönetici kliğin, “Biz ne siyasete müdahil olduk, ne orduda, yargıda, emniyette örgütlenmeye ve gizlenmeye çalıştık. Bunların hepsi ahlaksızca itiraflar” stratejisi hiç tutmadı, çünkü, herkes gibi, sıradan Cemaat üyeleri ve hatta sempatizanları bile biliyor bunun böyle olmadığını. Velhasılı, zaten toplumun 15 Temmuz öncesi de kuşkuyla baktığı bu yapı, kendi tabanında da kuşkuya yol açtı, Gülen’in bizatihi kendisi sorgulanır oldu. Üstünü örtmeye, olanı küçük göstermeye çalışıyorlar: Cemaat tabanı adeta ayaklanma içinde. Bütün internet yayınlarının Cemaat tabanına yönelik olmasının nedeni de bu.

      Gülen ve yönetici klik, “Evet, ciddi yanlışlar yaptık” diyerek tabanın da bildiği konularda yanlışlarını sıralayıp “Ama bu yanlışlarımızı istismar ettiler, bizi olmadık şeylerle itham ettiler” diyerek devam etseydi, tabandan bugün olduğu kadar ses yükselmez, en azından Gülen’in kendisi tartışılır hale gelmezdi. İhale, yönertici klik içinde olup Cemaat kitlesinde sevilmeyen üç beş büyük abinin üzerine yıkılır, elde mevcut olanaklarla devam edilirdi.

      Tıpkı Erdoğan gibi, Gülen de tılsımını yitirdi. Her ikisi birden ‘normalleşti’ kendi tabanlarının gözünde. İnanç ve lider temelli hareketlerde ve siyasal partilerde “lider” kendi tabanının duygu ve düşünce dünyasında normalleştiğinde, yani, daha önce kendisine yine tabanın atfettiği nitelikleri inandırıcılık krizine düştüğünde, sönümlenir ve tarih sahnesinden kenara çekilirler. Bu gidişle Gülen Cemaati’ni, eski gücüyle asla karşılaştırılamayacak dar, ve esas olarak ‘kültleşmiş’ bir yapı haline gelme durumu bekliyor. Tıpkı, Erdoğan’ın ilkin oyu yüzde 20’yi geçmeyecek bir Reisçiler partisi durumuna düşüp hemen ardından dağılıp gideceği gibi.

      Bu tür kitlesel inanç hareketleri ve partiler, ancak tabanla olan ilişkileri krize girdiğinde ve o krizi aşamadıklarında tasfiye tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Erdoğan o noktaya vardı. Bu kesin. Diğeri için nihai bir yargı için erken, ama, tabandaki çatlak gerçekten büyük ve hala derinleşiyor. Bir inanç hareketi olduğu için, Gülen yanlış stratejisiniden dönecek yeni bir söylem de tutturamaz (Erdoğan2ın bu ayrıcalığı vardı). Sonuna kadar, tabanın bile inandırıcı bulmakta zorlandığı “Her bakımdan masumuz” stratejisini sürdürmek zorunda.

      Mısır İhvanı’nın bu tür bir krizle yüz yüze olduğunu söylemek olanaksız. Yanısıra, İhvan, devlet ile mesafesinde hep tutarlı oldu, tutarlı bir çizgi izledi. Sivilliğine gölge düşürmedi.

      Ben böyle değerlendiriyorum.

      • Sn.bernar, istemem dediysen de gene ahkam kesmişsin ama neyse..! İnan ki mahcub etmişsin beni; mısırla ilgili tesbitlerin türkiyede olup bitenlerle ilgili görüşlerinden çok daha sağlam. Ne diiceemi şaştım kaldım, yine de şu kadarını da eklemeden geçmiyelim: mösyö, dinci bir terör örgütü elebaşıyla nüfusun yarıdan fazlasının desteğine ve yeteri kadar oya sahip bir parti liderini kıyaslayıp durmaktan vazgeç, ayıptır..! Demokratsan sözümü yabana atmazsın; ben de bir daha senin mısır ya da kongo gibi diğer ülkelerin içişlerine müdahale etmene karışmam, nasıl..?

    • Sayın karaca, sn.bernar arkadaşın bu konulara bakışı yüzünden buralarda başımıza gelmeyen kalmadı desem yeridir; alttan üstten ne yandan bakarsa baksın her meseleyi sonunda getirip çok büyük altüst oluşların ortasına atıverir..! O da olmadı hurdaya çıkmış kimi eski akpartili mutemetlerin bilmem kaç vakte kadar kuracağı bir partinin yapılacak ilk ön seçimleri ya da ne biliim mahalle delegeliklerini üteceğini filan temcit pilavı gibi tekrarlayıp duruyor işte..! Kimi yeni yetme nazeninlerin bazen buralara yavru balık sürüleri gibi akın edip; bernar beyi takipliicektik de sosyal medyada var mıydınız acaba diye ağlaşıp inleşmeleri yetmiyormuş gibi şimdi bir de tüm bunların mısır(egypt) için olan versiyonuna da maruz kalmasak diyorum..! Neyse, sonuçta mısırın iç işleridir deyip geçsek olmaz mı..? Geçenlerde kendisinin de buyurduğu gibi hayvan terli yani…

      • Mesele miting meydanlarında oy devşirmek olunca “Mısır’ın iç işleri” bizim işimiz oluyor ama sn. H. Gayret! Hani şu pop müzik konserlerinde olduğu gibi, cıvık cıvık bir: “Hadi eller havaya, çak bir rabia!” durumları. Tutarsızlığınızdan yakaladım, vallahi bir çay içmeden bırakmam! 🙂

        • Ali Bey sorusunu sizin buraya “bir siyaset bilimci olarak” kartvizitini birakmaniz üzerine, İhvanı müslümin ve hizmet hareketinin ayrı ayrı doğuşu, varlık nedeni, kültürel kodları, hedefleri ve hareket tarzları, ülkelerindeki genel siyasete ve iktidarların siyasetlerine etki unsuru olup olmadıkları bakımından ele alındıktan sonraki tasfiyelerinin incelenmesini soruyor sanırım. Sizin yazdıklarınız Ali beyin sorusuna cevap olmadı sayın Bernar bey.

          • (1) Kendimce cevap vermeye çalıştım. Verdiğim cevabın Ali Bey’in sorusuyla ilinti ya da ilintisizliğine kendisinin karar vermesine izin verseniz -isabetli olmaz mı bu?

            (2) soru şu: “Türkiyede FETÖ’nün tasfiyesi ile Mısırda İhvanın tasfiyesi üst bakıştan değerlendirirmisiniz.” İki yapının TASFİYESİ’nin -muhtemelen karşılaştırmalı- bir değerlendirmesini bekliyor görünüyor, Ali Bey. Siz ise, onun, bu iki yapının “ayrı ayrı doğuşu, varlık nedeni, kültürel kodları, hedefleri ve hareket tarzları, ülkelerindeki genel siyasete ve iktidarların siyasetlerine etki unsuru olup olmadıkları bakımından ele alındıktan sonra” tasifiye değerlendirmesi umduğunu ileri sürüyorsunuz. Neye dayanarak?

            (3) Bu iki hareketin “ayrı ayrı doğuşu, varlık nedeni, kültürel kodları, hedefleri ve hareket tarzları, ülkelerindeki genel siyasete ve iktidarların siyasetlerine etki unsuru olup olmadıkları bakımından ele alınması”nın en az yarım düzine kitap yazımı gerektirdiğini anlamak çok mu güç?

            (4) İsmim geçiyor da olsa, Ali Bey’in sorusunu konuya ilgi duyan ve karşılık vermek isteyen her yorumcuya sorduğu açık. “Olmadı, Ali Bey’in sorusunu anlamamışsın” diye ortaya atılmak yerine, neden soruya sorudan her ne anlamışsanız ona -ve paşa gönlünüze- göre karşılık vermiyorsunuz?

            (5) Konuyu değiştirmeyin: Gülen’in o gizli toplantıda niyetlerini açıkça ortaya döktüğü videoyu paylaştım. “Gülen, o videonun da dosyaya dahil olduğu davadan beraat edip aklandı. Yargı, devlet alanına girer. Savcı mısın, hakim misin?” diye yine ortalığa atılmıştın, ben de, “Türkiye’de hukuk yok, Cemaat’e kanunsuz yollardan zulmediliyor!” diye bağırıp yakınma o zaman. Devletin yetki alanına girme. Savcı mısın, hakim misin?” diye sormuştum. Bırakın başkalarının sorularının yorumunu da o soruya bir cevap vermeye çalışın. Yoksa, “Devletin savcısı ve hakimi Gülenci olduğunda hukuk düzenini savunurum, Cemaat aleyhine davalar açılır ve menfi kararlar verilirse yaygarayı kopartırım” mı diyorsunuz? Diyebilirsiniz, buna hakkınız var elbette. Ama, adama sorarlar:

            Var mı öyle üç köfte 25 kuruşa?

  11. Nurdan Hanım,
    Bence kendinizi yormayın, ben kısa zaman öncesine kadar bazı şeyleri insanlar öğrenmek istiyorlardır diye düşünüyordum ama heyhat. Şimdi insanlar ya yazdıklarını okumuyor yada profesyonel çarpıtma niyetindeler bunu bilemem. Hiç duygusal falan değilim, kendimi anlatmak gibi bir niyetim yok ama fazla rasyonel olduğum konusunda herkes hemfikir. Allah aşkına her deli saçmasını cevaplayın diye buraya sıralayan arkadaşlar ne niyette olursa olsunlar cevap vermeyi hak etmiyorlar. Mesela Özbekistan hikayeleri. Oysa ben farklı şeyler bekliyordum mesela Kennedy suikasti ve Atatürk’e yapılacak olan İzmir Suikasti de Cemaat tarafından organize edilmiş olmasın? Bir de Abdülhamit’e yapılan bombalı suikast var, acaba MİT bu konuda da bizi bilgilendirebilir mi? Arkadaşlar bunu da soruyor mu acaba?
    Ben soruyorum şimdi, hangi yorumcu Ergenekon davası ile ilgili iddianameyi ve delilleri (en azından özetini) okudu? Hangi yorumcu 17 Aralık ve 25 Aralık dosyalarında ne var diye en azından özetini okudu? Ne hoş, Hükümete yolsuzluk suçlaması yap ama yolsuzluk soruşturması yapan polis ve savcıları ağzına alma, hatta “örgütün adamı, talimatla iş yapıyorlar” diye Hükümet ağzıyla kötüle. Sonra da “yahu niye bu Ergenokon Savcıları çıkıp kendini savunmaz kamuoyunda” de. Kusura bakmayın ama bu ülkede hizmetin ödülü bu. İtalya’da Zekeriya Öz’ün yaptığını yapan Savcıyı Cumhurbaşkanı yaptılar. Bizde bütün laik, sol, kemalist din karşıtı, derin bağlantılı vs. kodlar Ergenekon’un kapı gibi delillerini değersizleştirmede aktif hale getirildi. Şimdi sanki demokrasiyi Cemaat baskılıyormuş gibi hesap soruyorlar. Geçiniz kardeşim, önce bize cevap verin, Ergenekon Örgütü var mıydı? Vardıysa ne oldu? Uçtu mu? Hangi haksızlıklar yapıldı bu insanlara, darbe toplantıları yapmadılar mı? O ses kayıtlarını kendileri TV kanallarında kabul ederken nasıl birden uçtular?
    Sahi 17/25 Cemaat-Hükümet kavgası mı? Öyleyse niye yolsuzluk var diye bağırıyorsunuz? Aha işte ülke sizin, demokrasiyi baskılayan Hükümet’i yoldan çıkaran Cemaat de tasfiye oldu. Buyrun mutlu olun.
    Benim şu anki siyaset sahnesindekilerden hiçbir beklentim yok. Cemaatin de Allah’dan başka kimseden bir beklentisi yok. Lütfen gölge etmesinler. Hakim ve savcıların 2/5’i Cemaat iddiasıyla atılmış, bizim sıkı demokrat arkadaşlar (buradaki yorumcudan Bahçeliye, S. Demirtaş’tan Gezicilere) vay bu dosyayı Cemaat’ci savcı görmüştü, yok bunda birinin imzası vardı vs. diye akıllarınca kendilerini kurtarmaya çalışıyor ve düştüğünü düşündükleri Cemaat’e vuruyorlar. Lütfen bizi savunmayın, kendinizi savunun. Her ithamınızı da önce ispat edin sonra cevap isteyin. Ha bu arada eksik kalan cevapları yazacağım inşallah. Mesela şu anlı şanlı ‘Çözüm Süreci’ni. Hiç olmayan, kaydı kuydu olmayan ama bizi çok heyecanlandıran Çözüm Sürecini, çünkü iyi biliyorum, içinde yaşadım o sürecin.
    Kalın sağlıcakla.

    • Hakan bey, ben buralarda “fazla rasyonel” olduğunuza dair herhangi bir önkabule rastlamadım, duyarsam haber veririm; ama hristiyan olsaymışsınız protestanlığı seçermişsiniz gibi bir tercihiniz olduğunu hatırlar gibiyim..? Neyse, ben araya girmiş olmiim; cahilin halinden cahil anlarmış…

    • “Kendimi anlatmak gibi bir niyetim yok ama. . .” diyorsunuz ama tuğla gibi döşemişsiniz -niyetlendiğinizde bir makale boyutunda apartman gelir artık.

      “Nereden çıkarıyorsunuz Cemaat’in Çözüm Süreci’ne karşı olduğunu?”dan geldiniz, “Mesela şu anlı şanlı ‘Çözüm Süreci’ni. Hiç olmayan, kaydı kuydu olmayan ama bizi çok heyecanlandıran Çözüm Sürecini”‘ne.

      Allah aşkına kendinizi anlatmak gibi bir niyetiniz olsun, Hakan Bey. Kızdığınızda, canınız sıkıldığında, samimiyetiniz öne çıkıyor. Görülür ve anlaşılır hale geliyorsunuz.

      Baran kardeşiniz videoyu sahiplendi. “Gülen, o videonun da kanıt gibi sunulduğu mahkemede beraat etti. Yargı devlete ait bir kurum. Savcı mısın, hakim misin?” diyerek atarlandı. “Bugün Türkiye’de hukuk ayaklar altında, zulme uğruyoruz diye bağırma o zaman. Savcı mısın, hakim misin?” diye sorunca kenara çekildi sustu.

      Bulaşıp başıma bela almak istemediğim Nurdan Hanım’ınız, videoyu reddettti. Perinçekçiler, farklı tarihlerde farklı konuşmaları kesip yapıştırmışlar! Videoyu kamusal alana taşıdığıma göre Perinçekçiymişim!

      Sizin versiyonunuz nedir? Bir türlü öğrenemedik!

      Gülen’in o videoda çok önemli bulup birden çok kez yinelediği, “kıvama gelinceye kadar” ifadesine yaslanıp “E canım maklube tarifi veriyor, bunda bit yeniği aranacak ne var?” demezsiniz herhalde -yoksa der misiniz?

    • Neyi anlatacağını merakla bekliyorum… Sürecin içindeydim derken…Eğitim grubunun içindemiydin…yoksa mahrem imamlar bölümündeydin…Sohbetçimiydiniz…. yoksa serrehber grubundaydınız…. Fazla atmayın konuya hakimiz bilesiniz…

    • Vesayete karşı mücadele DEMOKRATİK-YASAL KİTLE HAREKETİ ile verilir, Hakan Bey. Milyonların mücadelesini alıp kendi hanenize yazmayın! Gülen Cemaati mi tasfiye etti bütün o düzen partilerini? Gülen Cemaati mi verdi başörtüsü ile eğitim hakkı ve başörtüsünün kamusal alanda özgürleşmesi mücadelesini? TARAF GAZETESİ yazarlarından hangisi Cermaatçi idi? Mümtazer Türköne mi Cemaatçi idi? Ahmet Altan mı Cemaatçi idi? O dönemin Hilal Kaplanı mı Cemaatçiydi? O dönemin Yeni Şafak Gazetesi yazarları mı Cemaatçi idi? Darbeye Karşı Bir Milyon Adım” da Cemaat neredeydi? YOKTUNUZ. Biz vardık. Sadece bürokrasideki emniyetçileriniz, savcılarınızla vardınız: Vesayetle mücadele için değil, bürokrasideki rakiplerinizi kenara itip güçlenebilmek, o arada Gülen’in ve Cemaat’in karanlık yüzünü açığa çıkaran insanlara had bildirmek için. Devletin sizi tercih etmesi yeterliydi sizin için. Sizi tercih etti, önünüzü açtı. Verilenlerle yetinmediniz. Güç sarhoşluğuna düşen Erdoğan ve AK Parti değil, Gülen ve yönetici kliği idi. “Bizden korkmanız için bir neden yok” diyebilmek için Barış Süreci’ni torpilediniz ve binlerce Kürdü emniyetçileriniz ve savcılarınız marifetiyle zindandanlara tıktınız.

      Cemaat’in vesayet karşıtlığı, sadece bürokrasi içi iktidar savaşlarından ibaretti. Kendi önünüzü açmak için kullandınız o davaları. Yanısıra, Gülen’in ipliğini pazara çıkaran İSTİSNASIZ HERKESİ yok etmek için! Ahmet Şık mı vesayetçi idi? Yoksa Hanefi Avcı mı? Şirretinizden Ruşen Çakır’ı kim kurtardı?

      Neden çok güvendiğiniz devletten tokatı yiyince birden ERGENEKON sözlüğünüzden düşüverdi? Perinçek’ten, ulusalcı çetelerden, Nedim Şener’lerden kim söz ediyor? Siz mi? Internet kanallarınız mı? Hayır! Vesayete karşı sivil, toplumsal, demokratik mücadeleyi verenler kimlerse onlar söz ediyorlar. Sizin dilinizden düşmeyen tek bir isim var: Erdoğan. Devlete mesaj veriyorsunuz: “Dersimizi aldık, haddimizi bileceğiz. Bizim devletimizle sorunumuz yok. Bizim sorunumuz Erdoğan.”

      Yeni kurulan partiler hiçbir heyecan yaratmıyor sizde. Niye?

      Oysa, heyecanlanmanız, arada bir de olsa olumlu bir kaç şey söylemeniz umulurdu.

      Erdoğan’ın gidişini çabuklaştıracakları ortada, buna rağmen neden bu soğukluk?

      Nedenini siz gibi ben de biliyorum: Erdoğan’ın gidip dindar muhafazakarların da sahiplenip motor işlevi görecekleri, Türkiye’yi demokratikleştirip devlete çeki düzen verecek bir kitle partisi işinize gelmez sizin. Bürokrasi içi çete savaşları, bir gün yenilgiye uğrayanın bir yolunu bulup bu kez muzaffer çete olarak yine devletin başına çöreklenmesi ancak parçası olduğunuz düzende mümkün.

      Böyle bir kitle partisinin hepinizin birden tasfiyesi anlamına geleceğini biliyorsunuz.

      Yanlış mı söylediklerim?

    • Hakan bey! Ben karışmak istemedim ama insanlara iftıra atılınca örneğin o vedeoyu bilmeme rağmen buraya yazmadım, baktım anlayabileceklermi diye, maalesef anlamak yerine gerçekmiş gibi reklamı yapılınca bende yazdım. Gezi olaylarında hani AKP li birisinin gelinine 60 kişı saldırmış iftirasının kamera kayıtlarını ve Camide içki içtikleri iftırasınide ortaya çıkaran o zamanki İstanbul valisinin başına gelenleri gõrmeyecek kadar veya inkar ederek suçu Gülene atmaları nedeni ile. Bende bildiklerimin ucundan kenarından keserek açıklamak isteyince. Kendisini muhatap almadığım birisi bununla birlikte üç kez bana alakasıs laflar yazınca, cevap vermem gerektiğ için cevap verdim.
      Ben buraya ingilizce kopiliyormuşum bilmen kendime yazdığmı ona yazmışım gibi atlayınca kibarca cevap verdim fakat benide getirdi cemaatçı yapti birde mahkeme başkani gibi hesap soruyor.

      Ben Hamza beyin yazılarını hep okurum hakıkatten yazılarından faydalaniyorum.
      Bildiklerimi kendisi ile her zaman paylaşırım.
      Karşıt göeüşlerede saygi duyarım.
      Tabiiki! Herkesin kendine göre bir bildiği vardır herkes herşey bilmek ve kabul etmek zorundada değil.

      Daha dün sõzcu yazarlarina hapis cezalari yaģdırdılar.güya hepsi Cemaatci imiş ve bunlari cemaatci ilan eden TC hakim ve savcıları… Çőlaşani Gulenci yaptılar.
      Eh bu millet ona inaniyorsa demeki Erdoğan gibi yõneticileri fazlası ile hak ediyorlar.
      Allaha emanet olun.

  12. Wikipedia, en çok üniversitede okurken araştırma yapmak için işime yarıyordu. Yasağın kalkması sevindirici bir haberdir.
    Bugünkü Yerli otomobil tanıtım süperdi. Ha Gayret bey bana hep muhalefet yapıyorsun diyor ama öyle değilimdir. halk için faydalı olan her projeyi destekliyorum. Kanal İstanbul Halka getirisinden çok zarar getirisi olduğu için elbette karşıyımdır.

    • Prototipi İtalya’da yaptırılan bir otomobilin yerli ve milli diye tanıtılması benim asabımı bozmuştur. Bunun neresi milli? Tasarımını biz yaptık diyenlere de inanmayın.
      Şöyle deseler olurdu : “Biz devlet olarak elektrikli otomobil için 5-6 milyar dolar kaynak ayıracağız. Başlangıçta ithal ağırlıklı olacak ama yıllar içinde yerli-milli oranını artırıp bunu başaracağımıza inanıyoruz. ” Fakat böyle denmiyor aksine kocaman yalanlar söylüyorlar.

  13. “Kanal İstanbul” projesi konusuna devam….

    Kanal İstanbul projesi neticede bir inşaat projesidir. Gerçek anlamda ekonomik girdiye çok büyük ihtiyaçların olduğu bu dönemde girişilmesi tam bir sabırsızlık örneği olduğu gibi öncelikler konusunda pusulayı şaşırmışlık örneği aynı zamanda (bence). Yerli ve milli bir proje ise daha sonra yapılmakla yerli ve milliğinden bir şey mi kaybedecek? Aceleye getirmekten ziyade, daha rahat ekonomik şartlarda ve daha etraflıca düşünüldükten sonra yapılmalıdır.

    Deniyor ki jeloji profesörü bilmemkim bu iş yapılmalı demiş. Yahu, bu jeoloji profesörü TVlerde ateistlik propogandası yapanlardan biri. Öyle birinin ipiyle kuyuya inilecek zamanı mı buldunuz? Bu kişi Jeoloji alanında madem ki profesör/profesyonel biriydi, Akdenizdeki hidrokarbon yatakları konusunda niye sesini hiç çıkarmadı, onyıllar önce ülke-yararlı herhangi bir bilgilendirme ve ikazda bulunmadı?

    Bir de meşhur bir tarih profesörümüz İstanbul Kanal’ı yapılsın demiş. Tarihçi olduğu için Karadenizi Marmara’ya birleştirme projesinin Osmanlının Kanuni döneminden beri yapılmasının gündeme geldiğini biliyor olması lazım. Türkiye’nin bu zamanki gücü (askerliği bırak, özellikle ekonomik açıdan) o zamanki Osmanlı’nın gücünden göreceli olarak çok daha düşük. Bu iki kişi yapılsın demiş olabilirler. Ancak şimdi yapılsın diyorlarsa gerekçeleri neymiş, devletin/milletin halı hazırda bozuk ekonomisini daha da kötüleştirmek mi acaba?

    Ekonomik getirisi ne olacak; ülkedeki paranın içerde elden ele değişmesinden başka, bölgedeki köylünün arazisini zengine kaptırmasından başka, inşaatçılıktan/emlakçılıktan, fırsatçılıktan başka… “Kanal İstanbul” gibi maliyeti büyük bir proje şu an için ekonomik görünmüyor, riskli bir proje. Ekonomik ise bunun gerekçesi/izahı nedir (güvenilir bir kaynak bilen varsa şurda desin, okuyup bilgi sahibi olalım).

    Diyelim ki Çin-Güney Kore veya Rusya-Çin stratejik işbirliğinde bize ciddi bir mali yük getirmeden bu işin finansmanını üstlendi. Rusya Stalin döneminde yekten “Boğazları birlikte savunmalıyız” demiş. Zaten bu kötü niyetlerini anladıkltan sonra NATO’ya girmek istemişiz (ki hemen öyle bedavadan almamışlar. Ön bir şart olarak Kore savaşına katılmamızı istemişler). Kanal İstanbul’a bu güçlerin herhangi bir katkıları olursa hak iddiaları çok daha artacaktır. Yarın öbür gün, dünya ölçeğinde ciddi bir bozuşma olursa, Çin zaten Rusya ile birlikte hareket eder. Nasıl ki Süveyş kanalını korumak için yapımcı ülke olarak İngitere Mısırda savaşa girdiyse Rusya ve Çin de aynı şeyi yapabilir. İki durumda da İstanbul aktif bir savaş alanı olacaktır. 3. Dünya Savaşı pek çıkmadan henüz bozuşma aşamasındayken bir punduna getirerek, İstanbul yerle bir edilir? Ekonomi sıfırın altına inmiş olur, Türkiye tamamen çöker. Ne şeytanın yüzünü gör ne de selavat getir demiş atalar. Bu proje, ilerde kendi imkanlarımızla sadece bizim yapmamız gereken bir proje, ancak zamanı şu an değil.

    Peki, “Kanal İstanbul” yerine aynı bölgeye nasıl projeler yapılmali ki ekonomik açıdan hem İstanbul ve hem de Türkiye kazansın. İş yine uzadıkça uzadı… Bu konuda sonuç bir sonraki yazıya kaldı…

  14. 1) Yandaşlar ve Troller “Türkiye’de hukuk altın çağını yaşıyor” diyorlar. Bu ülkede dürüst, namuslu hiçkimse böyle bir şey söylemez, söyleyemez. Zaten sadece fikir namusu olmayan kiralık kalemler bunu söylüyorlar. Bir savcı “kız çocuğu kıyafetine soktuğu Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan görsellerini” Facebook hesabından paylaşmış. Bu ve benzeri örnekler “altın” değil “karanlık” bir dönemde olduğumuzu ortaya koyuyor. Partizanlık, militanlık, trollük… Bunlarda böyle şeyler var. Dürüstlük, mertlik, kadirşinaslık gibi şeylerse cibilliyetlerinde yok.
    2) Taha Akyol hatırlatıyor: “Bir savcı iktidarı eleştirseydi saniyesinde işten el çektirilir, Türkiye’nin öbür ucunda bir ilçeye atanırdı.”
    2019 Türkiye’si hâlâ hukuk sıkıntıları içinde. Bu karanlık dönemin aşılacağına inanıyorum.
    3) Hasan Cemal ağzından bir laf kaçırmış, “80’leri özlüyorum!” demişti. Hasan Bey’e katılmamak mümkün değil. “Yaşı müsait olanlar ile siyasi tarihimizin o dönemlerini okuyarak öğrenmiş olanlar” mutlaka Hasan Bey’e hak verecektir. Özlenen dönemlerin başında gelir 80’ler. Her bakımdan.
    4) Fetö’nün haksız yere yıllarca hapis yatırdığı Hanefi Avcı “Ahmet Altan’ın hapiste ne işi var!” demişti. Hanefi Avcı dürüst ve cesur biri olduğu için bu lâfı edebilir. Dürüstlükten ve cesaretten nasibi olmayanlar, Nedim Şener’ler, Selvi’ler vs. susarlar. Troller ise hukuk kepazeliklerini “altın çağ” diye alkışlarlar.
    5) 2019 Türkiye’sinde hukuk tarafsız ve bağımsız değildir. Medeniyet Yürüyüşü diyenlerin dikkat etmeleri gereken ilk nokta burasıdır. İkincisi medyanın rezil hâlidir. Eli kalem tutan biri eğer kalemine güveniyorsa ve mert biri ise diğer kalemlerden rahatsız olmaz. Kalemi kıt, kalitesi kıt, fikri kıt ve namert biri ise bu haksızlıklar karşısında susar.
    Ülkenin yargısı ayrı kepaze medyası ayrı kepaze. Sonra “Durmak yok, yola devam!”
    6) Fetö’ye yardım eğer suçsa bunun bir başlangıç tarihi olamaz. 17/25 Aralık 2013’ten önceki yardımlar suçtan muaf olamaz. Fetö’ye istediği her şeyi veren Erdoğan mahkemede hesap verirse hukukun tarafsız ve bağımsız olduğu o zaman söylenebilir.
    7) Sık sık hatırlatmak zorunda kalıyorum. Gülen 80’li yıllarda kaçaktı. Kadir Mısıroğlu vatandaşlıktan atılmıştı. Perinçek, Apo’ya sırıtarak çiçek uzatıyordu. Hepsi gerçek yüzleriyle bu tabloda… Gülen, Kenan Evren emekli olduktan sonra parlatılmaya başlandı. 1994’te “süper star” oldu.
    8) Kasım Gülek cenaze namazını Gülen’in kıldırmasını vasiyet etti. Vasiyet yerine getirildi. Alparslan Türkeş, Gülen için “Orta Asya’nın manevi fatihi” diyordu. Cem Karaca “Muhterem Hocaefendi” diye hitab ediyordu. Toktamış Ateş, Gülen’le elele tutuşuyordu. Bülent Ecevit “Çağdaş bir din adamı” diyordu. vs.
    9) Fetö meselesinin anlattıkları gibi olmadığını biliyoruz. Gerçeği de anlatmaya yanaşmıyorlar. Necati Doğru ve Çölaşan’a “örgüte yardım”dan hapis cezası veriyorlar. Belli ki hukuku bir eğlenceye dönüştürme gayreti içindeler. Hem Ahmet Altan’a hem Doğru ve Çölaşan’a Fetö’ye yardım suçu isnad edilmesi “eğlence”den başka bir kavramla izah edilemez.
    10) Basındaki son kaleleri düşürmeye çalışıyorlar… Sözcü’nün sahibi olan zata buradan bir kere daha çağrıda bulunuyorum: Gazetelerini yabancı sermayeye sat kardeşim. Aydın Doğan’ın yaptığı hatayı yapma.
    11) Herkes biat edecek, herkes yalaka olacak… Dert bu. Gazetelerini, yazarlarını okuyan yok. Basılı medyayı tatsız, tuzsuz, renksiz bir çöp yığını yaptılar. Televizyon kanalları da öyle. Murat Bardakçı’ya program yaptırmıyorlar dört yıldır. Neden? Bir yerde hakikat varsa, ilim varsa, renk ve tat varsa rahatsız olurlar.
    12) Taraf düşük tirajlı bir gazeteydi. O tarihlerde sosyal medya da bu kadar yaygın değildi. Taraf bir haber yapıyor ertesi gün yandaş (ve yandaş olmayan) medya o haberi manşetine taşıyordu… Taraf kıvılcımı çakıyor, yandaş medya aleve dönüştürüyordu. Yandaş Medya’nın ve yazarlarının yargılanacakları günleri de görürüz inşallah.

  15. Elektrikli otomobili üretecek şirketin adı TOGG. Şirketin küçük ortağı TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun açıklamasına göre şirket Haziran 2018’de kurulmuş. Otomobile şeklini ünlü İtalyan endüstriyel tasarımcı Pininfarina vermiş. İlk prototip üretim de yine İtalya’da yaptırılıp Ege Ekspres tarafından Türkiye’ye getirilmiş. Prototipi dışarıda yaptırılan bu elektrikli otomobil nasıl yerli ve milli bir otomobildir?

    Şimdi bir hesap yapalım. Şirketin kurulmasından sonra iş organizasyonunun yapılması ve Ar-Ge mühendisleri ile diğer teknik personelin işe alınıp start-up yapılması en iyi ihtimal ile birkaç ay sürer. İtalya’da prototip yapılması da aynı şekilde birkaç aylık iş. Endüstriyel tasarım (arabanın şekli) için paralel çalışıldığını varsaysak bile “yerli ve milli Ar-Ge” için geriye 12 aydan az bir zaman kalıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın törende söylediğine göre elektrikli otomobil için 100 kadar mühendisimiz çalışmış. Buna göre Türkiye 10-12 ay kadar bir sürede gelişmiş iki elektrikli otomobil modeli tasarlamış oluyor.

    Kim ne derse desin. Böyle bir şeyin mümkün olamayacağını bilecek kadar teorik ve pratik deneyime sahibim. Bu tasarımlar gizlice konusunda uzman yabancı mühendislik firmalarına yaptırılmıştır. Yakında bunun delilleri ortaya dökülmeye başlar. Aksini söyleyen ya bilim-teknoloji cahilidir yada kötü niyetlidir.

    Sözde yerli ve milli elektrikli otomobilin gerçek yerli-milli oranı, Tofaş-Bursa’nın ürettiği otomobillerin çeyreği kadar bile yerli ve milli olamayacaktır. Tofaş’ın üretim ve satınalma bölümleri hariç sadece Ar-Ge Merkezi’nde 700 nitelikli mühendis çalışıyor. Buna rağmen Bursa’daki dev sanayi bölgelerinde sayısız temincisi (otomotiv yan sanayi) var. Elektrikli otomobilin kendine özgü aksamları için bir yan sanayi henüz yok. Bu otomobil ancak ithal ağırlıklı olabilir ve fiyatı da ucuz olamaz. Elektrikli pompa istasyonları da ortada yok ve kısa sürede olabilmesi için onlar da ithal edilecektir.

    Zaten 5 babayiğit bu işi hiç istemedi. Erdoğan’ın tehditleri ile işleri zarar görmesin diye kabullendiler. Biracıya, telefoncuya, beyaz eşyacıya zorla elektrikli araba ürettirecekler.

    Erdoğan kaderine doğru yürüyor.

    • “5 Babayiğit” ülke ekonomisindeki aslan payını eline geçirmiş olan yiğitlerse, pratik olarak bunların P&P tanrısına tapan, rakip tanımayan dışa bağımlılık statükosundan son derece memnun, bu konuda kılını kıpırdatmayan tipler olmalı (bu arada yerli otomobil tanıtımını izlemedim, inşallah arkası gelir).

      Örnek olarak, TOFAŞ Bursa demişsiniz. Ar-Ge’lerinde 700 mühendis çalışıyorsa böyle bir kuruluş neden İspanyol/İtalyan vs marka demode otomobillere abone etti milleti, hem de onyıllarca. Bunlar da M.Kemal Atatürk Paşa gibi “Gopyacı”, işin kolayına kaçan tipler galiba. Bu zevatta yeterince milli-yerli ruh olmuş olsaydı, bu işlerin içersinde para kırıyorken,diğer babayiğit benzerleriyle bir araya gelip “Arkadaşlar, rakibiz-rekabette kendi markalarımızı üretiyorken gelin biraraya gelelim. % 20 hisse ile yeni bir üretim tesisi kuralım” diyemediler. “Gelin dostlar, ayrı ayrı bütün teknik birikimlerimizi birleştirelim-en iyi mühendislerimizden yeni ekipler kuralım, tecrübeleriyle sentez yeni tasarımlar geliştirsinler, misal. “Nomad”, “Gezgin”, “Anadol”, “Kaplan”, “Turkuaz”, “Puma”, “Efendi” marka yeni çeşitler oluşturalım” diyemediler… P&P tanrısına göre günahmıydı acaba!. Denebilir ki P&P tanrısı da kimmış. Daha önceleri ifade ettim ama buralarda yeni olanlar için tekrardan açıklama yapmış olayım. Bundan katım Para & Piyasa dininin tanrısı. (İngilizce okunuşu ile kısaca Pi&Pi tanrısı da denebilir, akılda kalması kolay olabilir).

      Bu 5 babayiğit, yabancı patronlarından utanıyorlarsa, böyle bir girişimi el altından ve hatta devlet garantörlüğünde millet adına yapabilirlerdi. Yıllar önce okuduklarımdan hatırladığım kadarıyla AB ülkelerinde otomobil şirketlerinde tasarımcı olarak çalışan Türkiye kökenli mühendisler var, konularında oldukça tanınmış profesyoneller. 5 babayiğitte para var, teknik tecrübe birikimi var, eleman var herbir özellik varken tek olmayan şey galiba yerli-milli ruh, galiba.

      5 babayiğitte olmayan yerli-milli ruh başkalarında olunca telaşe kapılmalar, endişeler… Sanki otomobil yapmak atla-deve (elin oğlu aynı zamanda uçabilen çeşitlerinin tasarımı-prototiplerini yapmakla meşgul). Elektrikli yapmak şart değil. Trafiği ağır olan büyük şehirlerde yarı benzin-yarı elektrik karışımı motor sistemleri geçiş olarak daha mantıki olur. 4-5 sene önce TÜBITAK’ta mağnezyum veya lityum kimyasına dayalı batarya Ar-Ge işleri neredeyse bitmek üzere deniyordu, n’oldu?

      • Prototipi İtalya’da yaptırılan bir otomobile yerli-milli diye sahip çıkmanıza hiç şaşırmadım. Zira siz daha önce de prototipi Araplarca yapılmış olan “İslam dininden dönenin (mürted) cezası ölümdür” şeriat kuralına da sahip çıkmıştınız.

        • Yukardaki yorumumda dile getirdiğim noktaları ıska geçerek birisi abartma ikincisi yalan olan iki cümle ile yanıt vermek size hiç yakışmamış gerçekten. İtalya konusu duymadığım/okumadığım/bilmediğim bir konu. Kendimce araştırmadan sizin söylediklerinizle hemfikir olmamı mı beklemiştiniz? İkinci ifadenizde samimiyseniz bu durum okuduğunuzu anlamamakla ilgili ya da P&P dinine sahip çıkmanızla ilgili olabilir mi Sn F.K.T.?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız