Yasakların yasaklanmasını beklerken, “Bu kitaplar yasaklansın” nidalarıyla karşılaşmak üzücü…

50

Yıllar önce ‘sakıncalı kitap’ kavramı vardı ve toplumun üzerindeki olumsuz etkisi yüzünden önemliydi. Her askeri müdahale sonrasında, sol veya sağ fark etmez, şahsi kitaplığında ‘sakıncalı’ sınıfına girebileceğini düşündüğü kitaplar bulunanlar onları derhal ulaşılamaz hale getirirdi.

Çoğu aydın o tür kitapları, üzerine naylon kılıf geçirdikten sonra, toprağa gömmüştür.

Darbeler kitap düşmanıdır.

‘Sakıncalı’ görülen kitapların listesi vardı. Bakanlar kurulunun bir görevi de ‘yasak kitaplar’ listesine yenilerini eklemekti. Bazen başka ülkelerde o ülkelerin dilinde çıkmış kitaplar da o listeye eklenir ve yurtdışından gelenlerin yanlarında getirdikleri kitaplar arasında öylelerinin bulunup bulunmadığı gümrüklerde titizlikle denetlenirdi.

‘Risale-i Nur’ külliyatı içerisinde yer alan kitaplar insanların başına her zaman dert açmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) Turgut Özal’ın gayretiyle kaldırılmış olan 163. maddesi, 1990’lı yılların başına kadar, en çok Risaleleri okuyan kişiler ve gruplar aleyhine kullanılmıştır.

Solun pek çok kitabı da, yine Özal tarafından kaldırılmış TCK’nın 141 ve 142. maddeleri yürürlükteyken ‘sakıncalı kitaplar’ listesinde yerini almıştır.

Tabii bir de ‘müstehcen’ sınıfına giren ve öyle sayıldığı için ‘sakıncalı’ bulunan kitaplar vardır. Öyle yayınları izlemekle görevli bir komisyonun ilgi alanına giren kitaplar ve dergiler, satış yerlerinde dışarıdan içini göstermeyen poşetler içerisinde sergilenir.  

Müstehcen yayınları izleme komisyonunun halen görev başında olduğunu sanıyorum.

Reklam

Kitaplar yasaklanıyor da ne oluyor?

Teknolojinin ilerlemesi, kitabın dijital hale bürünerek erişilirliğinin kolaylaşması yasakları anlamsız ve tabii biraz da imkansız kıldı. Bugün her dilden yayın dijital ortamda talep edenlere anında ulaşabiliyor.

Bir Amerika seyahatimde artık kahvehane görevi de gören kitapçılardan birine girdiğimde mekanın ortasında en hakim yere kurulmuş büyükçe bir makina dikkatimi çekmişti. Yazdığı ve yayınevlerine kabul ettiremediği eserini kitap halinde görmek isteyen yazarlar metni getirdiklerinde hemen oracıkta o makina sayesinde arzularına kavuşabiliyorlar.

Piyasada nüshaları kalmamış kitapları aynı makina isteyene üretebiliyor. [Bu yazının girişinde gördüğünüz, o gün uğradığım kitapçıda çektiğim makinanın fotoğrafıdır.]

30 yıl öncesi çıkan ilk kitabımı, üzerinde çalıştığı konuyla ilgili gördüğü için elde etmek isteyen bir yabancı gazeteciye “Bende hiç nüshası yok” diyemediğim için yayıncımdan istemek zorunda kalmıştım. Ertesi gün dört adet kitap kurye eliyle bana teslim edildi. Mürekkep kokusu alınca sormak ihtiyacı duydum. Meğer ABD’de gördüğüm makina bizde de varmış ve kaç adet isteniyorsa kitabı hemencecik çoğaltabiliyormuş.

Yasakların işe yaramadığı bir dünyada yaşıyoruz.

İnternet ansiklopedisi Wikipedia’ya erişim bizde yasaktı ve iki yıldır süren uygulamayla ancak ilgilenebilen Anayasa Mahkemesi şu yakınlarda yasağı kaldırdı. Kararın çıktığı günün sabahı Wikipedia’ya girebildim ve sevincimi de sizlerle paylaştım. Ancak yasağı koyan mahkeme “Hele bir gerekçeli kararı göreyim, ondan sonra” dediği için öğleden sonra yeniden erişilemez hale getirildi Wikipedia.

Helen de öyle.

Reklam

Kağıt üzerinde erişilemez halde, ama isteyen yolunu bulup kolayca erişebiliyor.

Çin ile birlikte Wikipedia’yı yasaklamış iki ülkeden biri olma özelliğimiz halen devam ediyor.

Kitabı ‘sakıncalı’ bulma ruh halinin üzerimizden henüz kalkmadığını dışa vuran son bir tartışma yüzünden bu konuya girme ihtiyacı hissettim. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hakkında “Hukuka aykırı, tutuksuz yargılanmalı” kararı verdiği halde hala cezaevinde tutulmakta olan bir siyasinin içeride yazdığı kitapların, son seçimde CHP’li başkana geçmiş bir belediyenin işlettiği kitapçı dükkanlarında satışına şiddetle itiraz ediliyor.    

Eserlerden birinde yer alan hikayelerden birkaçı sahneye uyarlanmış. Ona da itiraz var.

Madem yazarı cezaevinde kitabı da ‘sakıncalı’ sayılmalı diye düşünülüyor.

Böyle düşünenlere karşı çıkılırken o kitapların TBMM Kütüphanesi’nde de bulunduğu, iktidarla irtibatı kurulabilen bir kitapçı zincirinde de satışa sunulduğu gerekçeleri kullanılıyor.

Gereksiz gerekçeler bunlar. 

Henüz “Toplansın ve yakılsın” teklifinde bulunan çıkmadı, ama o da yakındır.

Bin yıl önceden geriyiz

TCK 141, 143 ve 163 gibi maddeler çoktan tedavülden kalktı, ancak o maddelerin alanına giren kitaplara ters bakış bazı zihinlerde halen varlığını hissettiriyor. 

Zihinleri bukağıdan kurtarmak şart.

Kitaplar hiçbir gerekçeyle yasaklanmamalı. 

‘Sakıncalı’ görülen kitapların ilacı yine kitaplardır. 

Bizim coğrafyamızda, kültür dünyamız içine giren alanlarda dönemin genel geçer kabullerine ters düşen eserlerle ortaya çıkanlar olunca, “Bunlar derhal yasaklansın” diye ortaya atılınmaz, o kitaplara cevap ‘tehafüt’ sözcüğünün isimde yer aldığı başka kitaplarla verilirdi.

İnanç dünyasına giren konularda bile.

Muhalif yazar, önce cevap verme ihtiyacı duyduğu yazarın kitabında yazdıklarını özetler, ardından kendi karşı görüşünü yazardı. İbn Sina, İbn Rüşd ve Gazali‘nin bu tespitimi doğrulayan kitapları vardır.

Dünden değil, tam bin yıl öncesinden söz ediyorum.

Asırlar öncenin anlayışının günümüzde ortadan kalkması bizi ancak acınacak duruma düşürür.

Düşüyoruz zaten.

İlimde, teknolojide, çağdaş değerlerde başka ülkelerle kıyaslanıldığımızda en alt sıralarda yer alıyorsak, bunun sebebini kendimizde ve yanlışlarımızda aramamız gerekiyor.

Kitap yasaklamak yanlıştır, yasaklanmasını talep etmek de ayıptır.

ΩΩΩΩ

50 YORUMLAR

  1. Ha Osmanli devrinde matbanın ülkeye vaktiyle girişini yasaklat; ha TC’ye geçişte “devrim-inkilap” yaptım oldu-bitti deyip çeşitli yasaklar getir; ha daha yakın devirlerde, örneğin, askeri darbe veya bu yaşadığımız devirlerde kitap yasakla. İşin temelinde hep aynı psikoloji, hep aynı zihniyet. Gücü elinde bulunduran otoritenin “statüko” oluşturması. Geleceğe ait olan endişe ve korkularına karşı kendini ancak bu şekilde güvende hissetmesi.

    “Güç benim elimde, herkes benim düşünceme yakın düşünecek. Benim düşüncemi kayıtsız şartsız destekliyecek. Ülke için doğrunun ne olduğunu sadece biz biliriz. Diğerlerinin şeytan görsün yüzünü…” Aslında bu vicdanen bir suçtur. Azmettiren itici güç ise “güvensizlik” hissi. Bunun için “Ben yaptım oldu” kolaycılığına kaçış ile tahakkümü tercih….

    Halbuki, bir yazarın kitabı beş para etmiyorsa, okuyucu onu okumamakla cezalandırsın daha iyi. Kötü fikirler varsa bir başka yazar çıkıp eleştiriyle işin yanlışını göstersin, neticede doğruya davet etsin. Toplumdaki düşünce kapasitesinin gelişmesi ancak bu şekildeki fikri etkileşimlerle mümkün olabilir. Ancak bu şekilde doğruya ulaşma konusunda ortak akıl gelişir. Ancak bu şekilde, toplum fikri düzey olarak lig atlamış olur. Batı ülkeleri yıllar önce bu seviyeye gelmişken biz gelemedik. Başka örnekler de çok ama, misal, İstersen M.Kemal Atatürk Paşa hakkında bir eleştiri kitabı yaz, yazabilirsen… Bu engel aşılabilmiş olmalı. Sıra o’na mı geldi denebilir ama, eleştirilecek yanı mı yok? Sanırım tepeden inme hala yasak (not: Yanlış anlaşılmasın. Bu konuda sabırsızlanan biri falan değilim, katiyyen!).

    Diğer bir açıdan, bazı kitapların basılmaması, topluma kalite olarak pek bir şey katamamsıyla, kalite yetersizliği ile ilgili olabilir… Buna basımevi karlılık açısından bakarak da karar verebilir. Basımevinin etik sorumluluğu da büyük. Toplumdaki genel ahlaka ters veya yanlışlığından şüphelenilen noktalar çoksa basımevi bu kitabı basmadan önce bir etik kuruldan veya hakemler kurulundan geçirebilir. Sansasyon yaratmak için yalan yanlış şeyler varsa objektif olarak bu kurulun yazar ile karşılıklı etkileşimi ile Basımevi düzeyinde bir konsensus oluşturulabilir. Böylesine zorlu şatlar yaşanmış olsa bile kitap serbest piyasaya çıkar. Bir hoşnutsuzluk varsa bu yükleme toplumdaki okuyucu kitlesi tarafından fikri düzeyde belirlenmiş olur… Yani, tepeden inme şeklinde değil. Çünkü, tepeden inme hiçbir şey toplumun genelini temsil edemez…

    • M.K.Atatürk aleyhine yazılmış birçok kitap var piyasada. İnternette de birçok örnek bulabilirsiniz. Bunların sayısı Erdoğan’ı eleştirenlerden daha fazla bile olabilir.

      • Varsa iyi. Takip etmediğim için bilmiyorum. Olduğunu yazma zahmetinde bulundunuz, bari bir örnek verseydiniz…Kitap para yapıyor muymuş?! Yaptığı işlerin lüzumsuzluğunu, elinde muazzam fırsatlar varken yapmadıklarını sorgulayanların artması ülkenin yavaş yavaş uyanmağa başladığını gösterir. Koruma kanunu diye bir şey var; peki o neyin nesi? (öyle duymuştum. Yasaklar var demek ki).

        • Söz konusu kitaplar ve internet siteleri yapmadıklarını değil yaptıklarını sorguluyor. Hepsinin de ortak özelliği geleneksel dini gerçek din gibi kabul ettiklerinden, Atatürk’ü dinsiz olmak ile itham etmeleri. Gördüğüm kadarıyla sizin hoşunuza gidecek türden yayınlar.

          • Geleneksel din dediğiniz dinin gerçeklik tarafı olmadığını ima veya iddia etmek saçmalığa girer! M.K. Atatürk Paşa gibi ideolojik saplanmışlığı olanlar da bu işi akıllarına güvenerek layıkıyla yapamaz (o şu anda öbür tarafta, ihtiyacı olan en önemli şey dua’dır). Neyin geleneksel neyin gerçeklik olduğu konusundaki ayıklamayı da bırakalım uzmanları yapsın. İkinci konu; müdahele söz konusu olmadığı sürece kimsenin dinsizliği kimseyi ilgilendirmez (beni de). Sizin hakkımdaki saptamanıza kaşı ben de şunu diyebilirim; Gördüğüm kadarıyla müdahele, (örneğin mehmetçiği kullanarak dindar millete müdahele) sizin hoşunuza gidecek türden şeyler. Halbuki çok daha yumuşak, hoşgörülü, hatta sevecen tavır çok daha randımanlı olabilirdi. Yüz sene geçmiş olmasına rağmen, hala darbelerden medet umanlar varsa bu durum hatalarının vahimlik derecesini gösterir.

          • Geleneksel dinin gerçeklik tarafı olmadığını kimse iddia etmiyor sanırım. İtiraz edilen gerçek dinde olmayan pek çok bidatın bulaşmış olmasıdır. Bir tencere suya bir dirhem pislik karışsa su mundar olur. Geleneksel dinin içine ise çok fazla pislik karışmış. Tabi isteyen bu suyu da içebilir, o ayrı bir konu.

          • Abdullah bey bana öyle geliyor ki FATİH semtinde KEMALe erememiş TÜRKlerden birisiniz (en azından anlayış olarak). O işlerin ayıklanmasını işin uzmanlarına bırakalım diyorum, siz ezberinizden hep aynı şeyi tekrar ediyorsunuz. Neymiş, suya pislik karışmış. Sanki, aksini iddia etmişim gibi… Mutlaka karışmıştır, bunu hemen hemen herkes kabul ediyor ve internetteki bilgilere bakılırsa ayıklama işiyle uğraşanlar da yok değil.

            Ayrıca, M.Kemal Atatürk Paşa madem sorumluluk aldı Kuran’ı Türkçeye tercüme ettirecek kadar bu işe ilgi duydu, elinde muazzam imkanlar vardı. Bir dediği iki olmuyordu, zaten diktatördü. Madem kendini Türk milletine adamıştı, niye şu suyu temizlemek için ülkede hacı, hoca akademisyenlerden bir kurul kurup temizletelim, vatandaş temiz su içsin, gençler sağlıklı yetişsin diyemedi? Su muameleye tabi tutularak, misal filtre sistemi, dezenfektasyon ile uzmanları tarafından pekala temizlenebilir. Belli ki o’nun Kuran’ı Türkçeye tercüme ettirmesinin amacı da başkaydı (https://www.youtube.com/watch?v=G0MMdfQx-u8 ).

            Bir daha kirletilmiş suyu içiyorsun kıvırtıyorsun falan ayaklarını bırakın, Tamam mı!? Denize giriyorsun çişli suda yüzüyorsun, hatta dalgalarla baş ederken bazen o suyu yutuyorsun… Onu bırak, gökten inen suyun içinde dahi neler var neler…(bir kısmı da uzaydan geliyor!- bilmem bilgin dahilinde mi?)

  2. Chp konrollu darbe diye diye darbe tiyatro diye diye kendisini kandırırken… şimdi de kontrollü tiyatroya merak salmış anlaşılan… Ha Chp ha hdp…

    • Kontrollü tiyatro ne ki Sn. Türkeş. Bu memlekette kontrollü ‘Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’ yok mu? Diğer yandan ha MHP ha vesayet rejimi … ne dersiniz?

  3. teyit.org

    İDDİA : Selahattin Demirtaş Seher adlı öyküsünü, 13 Mart 2016 Ankara saldırısını gerçekleştiren Seher Çağla Demir’e ithaf etti.
    SONUÇ : İddia yanlış

    Selahattin Demirtaş’ın kitaba adını veren öyküsü Seher, namus cinayeti kurbanı olmuş bir genç kızı anlatıyor. Diğer yandan Demirtaş’ın kitabın tamamını “katledilen ve şiddet mağduru kadınlara” adadığı, ilk sayfasındaki ithaf kısmında yazıyor.

    Kitaptaki Seher adlı öykü, 22 yaşında bir konfeksiyon işçisiyken tecavüze uğrayan ve ardından alınan aile kararıyla yaşı küçük erkek kardeşi Engin tarafından katledilen bir genç kızın öyküsünü anlatıyor.

    Diğer yandan Demirtaş’ın kitaplarının İBB’ye ait İstanbul Kitapçısı’nda satıldığı bilgisi doğru. Demirtaş’ın kitaplarına, Idefix, D&R, Amazon, Kitapyurdu, Hepsiburada gibi perakende satış siteleri üzerinden ulaşmak da mümkün.

    Yayıncı kuruluş, kitabın halen 29. baskısının piyasada olduğu ve bugüne kadar 250 binden fazla satıldığı bilgisini paylaştı. Demirtaş da kitabın satışlarındaki başarı üzerine Twitter hesabı üzerinden okuyucularına teşekkür etmiş ve elde ettiği geliri de eğitime bağışlayacağını açıklamıştı.

    Demirtaş’ın Devran adlı kitabı ise, düşündürücü olduğu kadar güldüren hikayelerden oluşuyormuş. Kitapta ençok dikkat çeken hikayelerden birisinin adı ‘Gün Olur Devran Döner’ imiş ve kitabın adı buradan geliyormuş. Okuyanlar oldukça kaliteli ve eğlendirici bulmuşlar kitabı. Yani kimilerinin iddia ettiği gibi Devran bir teröristle uzaktan yakından bir ilgisi yok benim anladığım. İnanmayanlar en iyisi bu kitapları alıp okusunlar.

    Not : PTT’nin alışveriş sitesi PTTAvm.com, Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği dönem süresince yazdığı Seher ve Devran adlı kitapları yayın listesinde bulunduruyor ve satıyormuş. Son gelişmeler üzerine listeden kaldırmış !

  4. Sn.bernar, hangi görüşten olursa olsun “karşıt görüşte” olan herkese karşıyımdır; karşılıklı görüş alışverişi yapılacaksa bi kere öncelikle “karşıt görüşlülükten” uzak durmak lazımdır; benim düşünceme karşı olan birine ben zırnık koklatmam; gitsin kendisi araştırıp bulsun düşünce ürünü yargılarını… hamza bey de aynı amaçla galiba tibet yollarına falan vurdu kendisini..? Baksanıza didem hanım yazmaya başlayalı beri kendisi kayıplara karıştı; tevekkeli boşuna dememişler “dide–i huffaş rencide olur ziyadan!”

  5. Selahattin Demirtaş’ın söyledikleri “Yunan kazansaydı daha iyiydi” diyen Kadir Mısıroğlu yanında pek hafif kalır.
    Selahattin Demirtaş’ın tavrı, Öcalan’ın mesajını Diyarbakır meydanında okutanların yanında daha hafif kalır.
    Selahattin Demirtaş’ın hendek gafı, Peşmergeyi Türkiye topraklarından Kobani!ye yardıma göndermek ile eşdeğer tutulabilir ancak.

    Sorun şu ki ; taraflardan birisi devletin başında, diğeri hapishanede ve yazdığı bir tiyatro oyununa bile tahammül edilmiyor.

    Tutarlı olmayı önemsemeyen toplumlar bir dertten diğerine koşar durur. Ya Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakalım yada benzer davrananlara aynı muameleyi yapalım. Eğer mesele seçilmiş olmaksa Demirtaş da yeterince seçmene sahiptir. Adalet, hukuk ve devlet olmak bunu gerektirir.

    Diyebilirsiniz ki Erdoğan yanlışından döndü, şimdi MHP ile birlikte doğru yoldadır. İyi de bu dönüşüm kaç yıllar aldı. Demirtaş’a da aynı imkanı tanıyalım, o da CHP ile birlikte doğru yola girsin. Haydi Türkiye.

  6. Türkiyede Kürt kardeşlerimizle Kürt kardeşlerimizin Türklerle sorunu yoktur…. Türkiye de Pkk ve terör uzantıları sorunu vardır… Görülmüştür ki bu sorun demokrasiyle falan çözülmez…Teröre anlayacağı dilden cevap verilmelidir..

    • PKK’ya anlayacağı dilden cevap verilmelidir, hiçbir taviz verilmeden. Kürt kardeşlerimizin çoğunu barındıran HDP’ye ise kardeş muamelesi yapalım. Gerektiğinde kulağını çekelim, ceza verelim fakat düşman muamelesi yapmayalım. Selahattin Demirtaş oldukça düzgün bir adam, şimdi isim vermeyeyim bazılarından daha güvenilir.

  7. Bizde, Diktatörlere itaat etmeyenler, ve karşıt görüşte olanlar! Hepsi “TERÖRİST” ve vatah haini oluyor! Peki neden biz hep böleyiz?
    Nedeni Biz’im! İki yüzlü, idarecilere ve esas vatan hainleri olan devleti ele geçirmaiş siyasetçıleri sırf,kişisel çıkarlarımız için yükselten ve biat eden bir MILLET olmamız.

    Nazım Hikmet’de Vatan hainliği ile damgalanmıştı, ve onu suçlu ilan etmeleri sayesinde, rejimi ve dini koruma tiyoturosu uzun yıllar Tıpkı bugünlerde olduğu gibi “DEVLETİ” soyanlar tarafından gencecik canları kurban ederek servetlerine servet kattılar ve ülkeyi 1,500 sene geri götürdüler.
    İşte PKK bunların can simidi…. Korktukları politikacılara Tıpkı S.Demirtaş gibilere hemen PKK li damgasını yapıştırırlarken, esas PKK’nin başi Doğu Perinçek ve onun yardımcısı asker emekliside baş tacı.
    Türkiyenin can damarlarını oluşturan, bilim adamları mühensiler, doktorlar, iş adamlari, gazeteciler, siyasetçiler ve eyitimcilere’de!
    New York sokaklarında elele tituşarak Türkiye aleyhinde bar bar bağıranlar ve onların ABD le kolacalarından olanlar ve Perinçek ekibi ile birlikte Sarayı konturol altına altında tutuyorlar.

    Bunlar değilmi 11. C.Başkanını terörist ilan edip… onu zehirlemeye kalkışan.

    Huda Kaya, Selahattin Demirtaş, Ömer Faruk Gergerlioğlu’ndan Terörist olmaz fakat Teröristlerin korkulu ruyasi olur.

  8. Fehmi beyin yazısına bir yorum yazıyorum,
    yazdığım yorum bir başka yorumcunun
    yorumuna cevap olarak çıkıyor.Hem de
    H.Gayret’in nurdan ablasının yorumuna cevap olarak yayınlanıyor :(( Bu bir kaç kez oldu.Acaba dikkatsiz mi tıklıyorum diyerek
    hatayı kemdimde buluyordum ama artık bilerek mi böyle yapılıyor diye düşünmeye başladım doğrusu.

  9. İstanbul belediyesi çalışıyor… Herşey çok güzel olacak… İyi ki geldiler de millet bi baksın kim çalışıyor kim çalışmıyor kıyas etsinler…

    Kitabın ismi Seher….
    Demirtaş’ın adını kitaba verdiği Seher Çağla Demir isimli alçak terörist, 13 Mart 2016 yılında Ankara’daki otobüs durağında bomba patlatarak 36 masum insanımızı şehit etmişti. Şehitlerden biri de anne karnındaki 6 aylık isimsiz bir bebekti.
    Aynı saldırıda 344 insanımız da yaralanmıştı. Demirtaş bu kitabı 1 yıl sonra, yani 16 Eylül 2016 yılında o teröristin adını koyarak piyasaya sürdü.

    Kitabın ismi ve tiyatrosunun ismi Devran…..PKK’lı bir teröristin ismi.. mefta olmuş bir Pkk,lı….

    Kitabın ismi…Sakine Cansız….Fransa’da suikast sonucu öldürülen Sakine Cansız isimli teröristin kitabı da satışa kondu…..
    Bu adamın teröristler adına yazdığı kitaba destek veren ve o kitabı satışa koyan her kim var ise en az Selahattin Demirtaş kadar teröristtir. Çünkü bir kitabın satışına destek vermek, terör örgütü PKK’ya sponsor olmaktan başka bir şey değildir….

  10. AKP yandaşı bir yalaka yazar,köşesinde CHP yi fetönün siyasi ayağı olarak lanse etmiş.Fetönün siyasi ayağı olan AKP ve MHP dir. Başbaşa verdi demokrasiye ve demokralara tuzakları kurdu.Beklemiyor,uyguluyor.Fetö iktidar desteği olmadan;en mahrem yerlere girebilir,devletin her yerini sızabilir miydi?Muhalefetin yapabileceği iş mi bu?Eğer fetöyü kollayan muhalefet ise,AKP iktidarı neciydi?Bizzat Erdoğan,fetö dedikleri için; siz ,ne istediyseniz verdik demedi mi?Sizlerde hiç akıl ,insaf ve vicdan yok mu da ,muhalefeti fetönün siyasi ayağı olarak lanse dediyorsunuz?Utanın diyeceğim ama,sizler utanma duygunuzu da sıfırladınız.

  11. Kitap yasaklamanın son büyük örneği Nazi Almanyasında yaşanmış ve Sosyalizm/Komünizm lehindeki kitaplar meydanlarda toplanarak bir çeşit pagan ayini gibi gösterilerle yakılmıştı. Yakılmıştı da ne olmuştu? Çıkan savaşın sonunda Sovyet Orduları Berlin’e girmiş ve Nazi rejimini yıktığı gibi Almanya’yı ikiye bölmüştü.

    Bunun farklı bir benzeri de Sovyetler Birliğinde yaşanmıştı. Kapitalizm lehindeki ve bunu çağrıştıran kitaplar bulundurmak yasaktı. Ayrıca “burjuva kültürü” olmakla suçlanan sanat ve kültür akımları da yasak kapsamındaydı. Örneğin 1962’de The Beatles ile başlayıp dünyayı saran rock müziği de yasak kapsamındaydı. Fakat bu yasağın bir fayda getirmediği sonradan öğrenildi. Vladimir Putin hayranı olduğu The Beatles’ın yaşayan efsanesi Paul Mc Cartney’i Japonya konseri sonrası Rusya’ya davet ediyor ve Kremlin’de görüşüyor. Daha sonra 2003 yılında Paul Mc Cartney meşhur Red Square (Kızıl Meydan) konserini vermişti.

    19 yüzyılda Karl Marx yazdığı kitaplar ile adeta kapitalizmin temeline dinamit koyuyor. Fakat Marx bu nedenle hapse atılmadığı gibi kitapları da yasaklanmıyor. Fakat sonuçta bu erdemli ve akılcı davranışı gösterebilenler galebe çalıyor.

    Kitap konusunda şu inceliği anlamak gerekir sanıyorum. Bir kitap mevcut rejim veya gelenekler nazarında tepki görmüşse, o kitapta yazanlar genellikle doğrudur denilemez, yani kıstas bu değildir. Fakat tepki gören o kitapta yazılanlara akıl, bilgi ve vicdani değerler kullanılarak cevap verilememesi o kitabı değerli kılmaya başlar.

    Demirtaş kitabında ne yazmış bilmiyorum, fakat gerçekten sakıncalı bir şeyler olsa CHP sahip çıkmazdı. Selahattin Demirtaş ve ailesinin düzgün insanlar olduğu açıktır. Terör sorununu çözmede/azaltmada S.Demirtaş ve A.Türk gibi şahsiyetler dahi devre dışı bırakılırsa, “biz bu sorunu sadece askeri/polisiye tedbirler ile çözeceğiz” anlamına gelir ki bu doğru değildir. PKK ile amansız mücadele (kimin iktidarda olduğundan bağımsız olarak) devam etmelidir, diğer yandan HDP seçmeni dışlanmayıp eskiden olduğu gibi “makul siyasi partilere” oy vermede ortak bir davranış sergilemek tekrar sağlanmalıdır. Bunun için de biran önce Türkiye normalleşmeli ve “bütün dünyanın Türkiye’nin üzerine geldiği” propagandalarından kurtarılmalıdır. Türkiye Nazi Almanyası mı ki bütün dünya üzerimize gelsin.

  12. Diyetler yavaş yavaş ödeniyor….
    İstanbul Belediyesi, Paris’te öldürülen PKK yöneticisi Sakine Cansız’ın kitaplarını satmaya başladı..
    Şaşıracak veya tepki gösterecek bir durum yok..
    Olaylar beklendiği gibi gelişiyor..
    Her şey çok güzel tiyatrosuda matineleri açmış…Chp ailecek orada…seni de bekliyorlar mim…Bak bakim orası da rüzgarlı mı..

  13. Cezaevine tıkılan her siyasi liderin oturup kitap yazması türü bir zorunluluk mu var? Demirtaş, eğer böylesi edebi bir yeteneğe sahip olduğunu düşünüyorsa, bunu daha önce de yapabilirdi. Edebi bir kitabın okunmaya değerliğindeki ölçü, siyasi açıdan genç ve popüler bir insan olmak ya da cezaevine tıkılmış olmak değil. Bence Demirtaş’ın en az bunun kadar hevesli olması gereken bir alan var (hatta bir görev bu): Şu hendek meselesini cesurca Kürtlere ve tüm Türkiye’ye anlatmak: Kimin fikriydi? Kimin dayatmasıydı? Fikir Kürtlerden ve HDP’den mi geldi, yoksa PKK’nın en az derin devlet kadar barıştan korkan ve barış olasılığının önünde dikilen uğrusuz ağalarından mı?

    Halkın gündelik hayatıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir suni gündem daha. Birisi teröristin kitabı diye yaygara koparıyor, diğeri kitabın bilmem neresinden tiyatro oyunu çıkarıyor.

    Umuyor ve öyle tahmin ediyorum ki, halk kendisiyle dalga geçildiğini düşünecek bu ipe sapa gelmez gündemlere bakarak, bir iktidara aşk edecek Osmanlı tokatını, sonra dönüp bir tane de CHP’ye çakacak aynı şiddette.

    Ekonomi ile ilgili sokak ropörtajlarının sonuncularından birinde, orta yaşların biraz üzerinde bir erkek vatandaş, yürürken durup sorulan soruya karşılık verme gereği bile duymadı. Ters ters baktı mikrofonu uzatan gence, “Topunun Allah belasını versin!” dedi, yürüdü gitti.

    O vatandaşın okuduğu belanın siyaseten neyi ima ettiğini Erdoğan da görecek, “Her şey çok güzel olacak”çılar da.

    İnanın çok beklemeyeceğiz iktidarı ile muhalefeti ile bu Hacivat-Karagöz dalaşmasının başrol oyuncularının düşecekleri ibretlik tabloyu olanca dramatikliği içinde görmek için. . .

  14. “İlimde, teknolojide, çağdaş değerlerde başka ülkelerle kıyaslanıldığımızda en alt sıralarda yer alıyorsak, bunun sebebini kendimizde ve yanlışlarımızda aramamız gerekiyor.”
    Çağdaş değerler derken avrupada yükselen ırkçılık akımlarından sözetmiyorsanız eğer; kendi bütçesine göre dünyanın en çok insani yardım organizasyonu yürüten ve yaklaşık 4milyon mülteciyi bana mısın demeden yedirip içiren bir ülkeye söylenecek laf mıdır bunlar? Kitap baskı makinası demişsiniz aynısı bizde de varmış işte, dünyanın en iyi üniversitesi deseniz gene bizde; şehir üniversitesi..! Yüksek teknolojiye yönelik olarak yapılmış işlerden, yatırımlardan, üretimlerden ve başarılarımızdan sözetmeye gerek bile görmüyorum; çünkü çok daha önemli ve değerli bir konumuz var: çemişin biri bilmem ne yavelerini sıvandığı bir kutsal kitap neşretmiş ve ibb nin mor ineği de halkekmek büfelerinden bunu satışa sunmuş. Geri dönüşüme atılmaktan başka hiçbir ağırlığı/içeriği bulunmayan çöp değerindeki böylesi bir yayını neresine sokacağını bilemeyen bir kafadan tabii ki öncelikle yasaklaması beklenir ama bana kalırsa buna da gerek yok..! Vaktiyle güney afrikada zenci bi polisi yakarak öldürdüğü için hapse atılan –kendisi de zenci bu arada– n.mandelaya nasıl nobel barış ödülü verilerek demokrasi havarisi ilan edilmişse belki bi bakarsınız bizim zenci kıromuz da bu kitabıyla aynı ödülü alıvermiş..! Aslında eline şu kadar kürdün kanı bulaşmış biri olarak haketmiyor da değil hani… çifte standardı nerde görsem tanırım.

    • Çifte standart avcılığı için elin Güney Afrikası’na uzanmaya ne gerek var, H. Gayret Bilderim: Bugün askeri darbelere karşıymış numarası çekenlerin alayının fikir ve duygu dünyasındaki lider, cuntacıların önde gideniydi, cuntacılıktan başbuğluğa terfi etti -yalan mı? 🙂 Bakın sevildiğinizi bilesiniz diye lideriniz D. Perinçek’e hiç girmiyorum bile 😉

      • Üniformanın cazibesine karşı sivil siyasetin zaferini gösteren en özgün örnek başbuğdur; cuntacılarla yolunu ayırmış ve kendisi milletin gönlüne girebilmiştir..! Türkeş bey bu meseleleri daha iyi bilir…

  15. Yasakçı AKP zihniyeti,yine kitap yasaklamaya koyuldu.Yasaklar ,mücadele azmini daha da artırır.AKP zihniyeti doğrultusunda birçok kitap yazılıyor,filmler ve diziler çevriliyor,medya ve sosyal medyada bu zihniyet gündemde tutuluyor,şarkılar ve marşlar söyleniyor.Hava,istismar,mafyalık,yalan,düzen hiyle,kabadayılık,yalakalık vs. gırla gidiyor.Kendileri için herşey serbest,başkası için yasak olmaz.Fikir,karşı fikirle karşılık verilir.Yasak ve ceza ile değil.AKP zihniyetinin faydalı adına verebilecekleri ve söyleyebilecekleri olsaydı ;yasak ve ceza yöntemine başvurmazdı.demkki,görüldüğü kadar sağlam fikirli değiller.AKP zihniyeti,çürük zihniyetlerinin altında eziliyor.Ezikliklerini örtbas etmek için; yasak,ceza,karalama,kin,öfke,nefret,intikam vs gibi insani ve demokratik olmayan ve yöntemlere başvuruyorlar.Demirtaş ,ikinci bir kitap daha yazmış.Çürük ve bozuk AKP zihniyeti titresin.Daha çok titrersiniz.

  16. çok ayıp fehmi bey çok ayıp hem demokrasi diyeceksin hemde Demirtaş ın adını anmiyorsun biraz cesur daha cesur ol lütfen biraz daha cesaret

  17. Nasrettin hocanın türbesi gibi yasak ama yemek serbest, adı var kendi yok bir yasaklama işte ama buralara kadar gelip önümüze düşebiliyor tabii; elhamdülillah bugün risalei nur külliyatı devlet eliyle ve başucu kitabı olarak basılıyor, eski türkiyenin yasakçı zihniyeti mazide kaldı. Daha geçenlerde harry potter serisinin kitapları polonyada katolik rahiplerin düzenlediği bir ayinle gdansk şehir meydanında(avrupanın göbeğinde değilse de içinde) cayır cayır yakılmadı mı? Ülkemizin kıymetini bilelim, bütün seriyi okudum, bırakın bi imam veya müftüden baskı görmeyi, sen ne okuyosun diyen bile olmadı; en fazla “çocuk musun sen?” diyen bikaç delikanlı..!

  18. Hey Özgürlük!!

    Özgürlük güzeldir ama güvenlik olmayınca neye yarar. Düşünün istediğiniz saatte parka çıkma özgürlüğünüz var ama hava kararınca parkta sizi öldürebiliyorlar. Bu özgürlük müdür. Canilerin yakalanması için gece soka çıkma yasağı ilan ediliyor ve operasyon yapılıyor. Bu yasak özgürlüğe darbe midir. “Bak ne güzel batıda bağımsızlık oylaması bile yapılıyor” diyenler bir katalan lider bulup görüşse, özgürlüğün ne olduğunu öğrense. Malum şahıs üzerine bomba bağlayıp masum 43 kişiyi öldüren birine ithaf ettiği kitap yazmış, ya kanı kaynayan gençler vay demekki bizden sonra kitaplarımız çıkacak, bizi öven tiyatrolar oynayacak chp li belediye başkanları, il başkanları bile bize ithaf edilen eserleri izleyecek derse. Unutmayın ki kitabı yazan şahıs “siz o hendekleri küçük görüyorsunuz ama o hendeklerde boğulacaksınız, önünde diz çökeceksiniz diyen, her kes sokağa çıksın çağrısı yaparak 6/7 Ekim de 56 kişini ölümüne sebebiyet veren şahıs değilmi, yasin börüyü unutmak mümkün mü. Hem de bu yazıyı, yazısının altına iki satır karşıt görüşü yorumuna izin vermeyen sansürleyen birinin söylemesi ne traji komik.

    • Dün, Hasan rumuzuyla yazdın. Yazdıkların yorum değil yazara yönelik buram buram bayağılık tüten hakeret cümleleriydi. Ana sayfanın sağ yanındaki “Son Yorumlar” sütununda yazdıklarının ilk üç cümlesi okunur haldeydi. Editör, o bayağı cümlelerini haklı olarak metinden çıkarınca, bu kez “yazara muhalif görüşlerim kırpılıyor” yaygarasına ve kurnazlığına giriştin. Ağzından yorum değil, küfür akıyor. Sonra gelmiş “karşıt görüşlü yorumuma izin verilmiyor” diye insanları kandırmaya yelteniyorsun.

  19. Korkunun ecele faydası yok. Ak parti son çırpınışlarını yaşıyor. Gün geçtikçe halkı biraz daha kendinden soğutuyor. Siyasette sonsuzluk yoktur. Önümüzdeki seçimde el sallayabiliriz. Tuik’in hayali marketi ile İstanbul’daki semt pazarlardaki fiyatlar arasında dağlar kadar fark var. Enflasyonu düşürdüler. Geçenlerde bir haber gördüm hem istihdam düşmüs hem de işsizlik gerilemiş Türkiye’de… Böyle bir çelişki anca Türkiye’de olur. Allah saadet partisine zeval vermesin…. Türkiye’yi kurtaracak olan bir parti var ise o da Saadet partisidir.

  20. Yasak talep getirir.
    İnsan doğası gereği böyledir.
    Okumayı hiç düşünmediğim bir kitabı çeşitli nedenlerle okumayı düşünmeme yol açar. Yani yasaklamak iyi fikir değil.
    Bir tür barbarlık çağında yaşıyoruz. Bunun bugünkü versiyonu terör.
    Bu kanlı barbarlık öyle kullanışlı bir hale geldi ki kimse ucundan kıyısından çıkarları doğrultusunda kullanmakta beis görmüyor, ne kadar acı.
    Bu kitap meselesi teröre, onun kanlı ve k@rlı yüzüne insani değerlerin çöküşüne, yeryüzünün talanına uzar gider. Gelişmişlik orman yakıyor, gelişmemişlik kitap.
    Bize de esmer günler düşüyor.

  21. Fehmi bey! 2.15 Temmuz Darbesi gibi pilanlı bir darbe hazırmış.
    Sadece Babacanın partisi’nin kurulması, bekleniyor. Bu sefer milleti inandırmak için darbeyi “ENİŞTE’den” değilde, kayın biraderinden öğrenecekmış.
    Şu an herşey hazırmış, sadece Babacanın partisi’nin, tabelesinin asılması, bekleniyormuş.

    Darbe çorbasının, malzemeleri Rusya ve İran! Kazan Türkiye Kepçe ABD. Başkanlari, yemek duasıni yapacak olanlarda İranlı mollalar.
    Sevrisnide İsrile, yapacakmış.

    Öğle gözükiyorki, bu sefer hedefdmte kıtaplar var, herhalde isim olarak Kitapçılar Terör Örgütü ünvanı verirler.

    KİTÖcular!

    Bence busefer kayaya toslayanlar beşızler olacak.

    • Bence bir kitabın yasaklanmasını talep eden yok.Aynı kitabın piyasada satılması da tartışılmıyor.Terörle irtibatından dolayı yargılanan birinin kitabının İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satılması ve tiyatroya uyarlanması tartışılıyor.

      Sözkonusu kitabı yazan kişi hakkında düzenlenen iddianamede şunlar var:
      “Silahlı terör örgütü kurma, yönetme’, ‘Terör örgütü propagandası yapma’, ‘Suç ve suçluyu övme’, ‘Halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik’, ‘Halkı kanunlara uymamaya tahrik’, ‘Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme’, ‘Suç işlemeye açıkça tahrik’ ve ‘Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma”

      Yanlış bilmiyorsam mahkeme kararıyla
      yasaklanan kitapların bile 1 nüshası
      özel kitaplığımızda bulundurulabilir.Bu yasak da değildir,suç da teşkil etmez.
      Terörden yargılanan birinin kitabının Meclis kitaplığında 1 nüshasının bulunması da böyledir.Belediye tarafından satışının yapılması,tiyatroya uyarlanması
      ise farklı bir olay.Ve tartışılan da bu.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız