Bu gözler 40 yılda neler gördü bir bilseniz… Siyaset arenasını bir de benden okuyun…

30

Bir dostum anlatmıştı.

Siyasi parti liderlerinden biriyle sohbet ederken, lider, dış politika alanında bilgi sahibi tanınmış birinin kadrolarında bulunmadığından şikayet etmiş… “Haklıydı, ben de kendisine akademik unvanı da bulunan, partiye de yakın durduğunu bildiğim birini tavsiye ettim” diye aktardı dostum sohbetin aldığı biçimi. Liderin cevabı kendisini çok şaşırtmış.

Dostuma, “Sadık mıdır, ihanet etmez değil mi?” sorusunu yöneltmiş lider…

Partiler için bilgiden, yeterlilikten önce sadakat geliyor; o liderin tavrı tekil değil, buna inanın.

Haksız da değil.

Rahmetli Osman Bölükbaşı, kendi karizmasıyla her seçimde partisine grup kurabilecek kadar milletvekili çıkartabildiği en güçlü olduğu dönemde, Meclis’e gelenlerin iktidardan aldıkları teklifleri değerlendirip birer birer partisinden ayrıldıkları gerçeğiyle karşı karşıya kalırdı.

Bir ara, aday yaptıklarından partiden ayrılmayacağına dair noter tasdikli belgeler, üzerinde “Partimden ayrılırsam karım boş olsun” yazılı taahhütnameler almıştı Bölükbaşı. Noter belgesinin veya yazılı taahhütnamenin altına imza atanları bile partisinde tutamamıştı.

Kendisini yattığı Ankara’daki Bayındır Hastanesi’nde ziyaret ettiğimde, o günlerde yaşadıklarını anlattıktan sonra, herkesin bildiği ünlü benzetmesini bir kez daha tekrarlamıştı: “O kadar ihanet gördüm ki, bağrım Karacaahmet mezarlığı gibi…”

Reklam

O benzetmeyi Süleyman Demirel ile görüşürken, onun partisinden ayrılanlardan şikayet ettiği bir ortamda yaptığı bilinir. Şöyle: “Süleyman Bey, üzülme; benim bağrım, ihanetler yüzünden Karacaahmet Mezarlığı’na döndü, senin bağrın ise henüz köy mezarlığı.”

Yine aynı konuda “Düğünü biz yapıyoruz, gerdeğe başkası ile giriyorlar” da demişti Bölükbaşı.

[Demokrat Partili babam, en sert muhalefeti fıkra destekli en kırıcı cümlelerle yapan Osman Bölükbaşı’nın mitinglerini kaçırmazdı. Birkaçına birlikte gittiğimizi ve onun “Ednan Bey, Ednan Bey” veya daha sonra “Sülüman Bey, Sülüman Bey” diye başlayan zehir zemberek cümlelerine eşlik eden fıkra tadındaki takılmalarına kahkahalarla güldüğünü, eve döndüğümüzde anneme de anlattığını hatırlarım.

Siyaseti 1973 seçimine bir ay kala bırakırken, “Neden?” diye soranlara şu cevabı vermişti Bölükbaşı

“Yüzünde göz izi yok sanarak, siyaset denilen Leylâ’ya gönül verdim. Sonradan anladım ki, benden önce kırkbin kişinin nikâhından geçmiş. Erciyes Dağı kadar derdim var; artık gemi aslanı gibi lider olmak istemiyorum.”

Partilerin içleri nasıl karıştırılır?

Milletvekilleri, siyasetin kritik mevkilerinde yer alanlar partilerinden ayrılmaz mı? Elbette ayrılır. 

Parti zemininden kayar, kendisi tek başına yerinde kaldığını görür, ayrılır. 

Reklam

Lider yanlış işler yapmaya başlar, onu ve yanında yer alanları uyarmaya çabalar, başarılı olamaz, son uyarı olarak istifasını sunar, ayrılır. 

Ayrılması bir anlam taşıyacak kişiler sonraları genellikle bir köşeye çekilir, yanlışlıklar vahim hal alana kadar da seslerini çıkarmazlar. 

Mal meydanda oldukça o tür ayrılmalara ve sonradan yaptıkları çıkışlara kimse fazla bir şey diyemez. Diyenler de ciddiye alınmaz.

Osman Bölükbaşı’nın kendisi de 1946’da saflarına katıldığı Demokrat Parti’den “Bunların yaptığı muhalefet mi, muvazaa partisi bu” diyen bir grupla birlikte katılmasından iki yıl sonra ayrılmıştı.

İtirazı, muhalif bilindikleri için kendilerine milletvekili olma imkanı tanınmış, ama Meclis’e girer girmez iktidara yandaş olmakta sakınca görmeyen omurgasız tiplerin davranışlarınaydı Bölükbaşı’nın…

Son 40 yılda o kadar çok karşılaşıldı ki öyle tiplerle…

Karşı saflarda kolayca ikna edilebilecek birilerinin varlığını keşfeden iktidar sahipleri, hele o tiplere ihtiyaç belirsin, bir bakmışsınız, ellerini uzatarak partilerin içlerini karıştırır, bir gün öncesine kadar sakin deniz gibi görünen siyasi iklimi allak bullak ediverirler.

Siyasetin masumiyet çağından bir örnek

Türk siyasi tarihi açısından en anlamlı seçimlerden biri 1973 genel seçimiydi. Necmettin Erbakan’ın kurulduktan sonra 1971 askeri müdahalesi ortamında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış Milli Nizam Partisi yerine oluşturduğu Milli Selamet Partisi (MSP) ilk kez o seçime katılabilmiş ve CHP ile ortak hükümet kurabilecek bir güçle sandıktan çıkmayı başarmıştı çünkü.

Bir sonraki seçim (1977) öncesinde MSP’nin içi karıştı. Önemli isimler seçime beş kala teker teker istifa ederek partiden ayrıldılar.  

Önceki seçimde 48 milletvekili çıkaran MSP 1977’de sandıktan ancak 24 milletvekili çıkarabildi.

“Nasıl oldu da önemli isimler böyle bir iş yaptılar?” sorusunun peşine düştüğümde, kısa süre önce “Ben artık yokum” diyerek kendi partisinin kapısına kilit vurmuş olan bir siyasi liderin, yeniden iktidar olmak üzere kollarını sıvamış Süleyman Demirel adına MSP’nin içine el attığını öğrenmiştim.

Hisleriyle oynayarak, “Sizler aslansınız, kaplansınız” türü cesaret verici sözlerle gayrete getirerek MSP’nin içini karıştırmayı becermişti o siyasetçi.

Ve günümüz

Bu yazıda şimdiye kadar sizlerle paylaştığım örnek olaylar siyasetin masumiyet çağına ait.

Günümüzde siyaset daha başka türlü yapılıyor ve o yüzden de seçimlerin sonucu önceden tahmin edildiği, hatta sağlıklı araştırmalara yansıdığı gibi çıkmayabiliyor.

Kıbrıs’taki seçimle ilgili bir araştırma firması sahibinin ekranlardan girdiği iddiadan yüzü kara çıkmasının sebebi bu.

ABD’de bütün araştırmalar Donald Trump’ın rakibi Joe Biden’ın açık ara önde gittiğini gösteriyor. Ancak “Kim kazanacak?” sorusuna muhatap olan siyasi gözlemcilerin hiçbiri “Joe Biden tabii” cevabını veremiyor.

Algılarla kamuoyları etkileniyor.

Her düzeyde ayak oyunları çok daha keskin ve sonuç alıcı.     

Bizde de durum farklı değil. 

“Nasıl değil?” derseniz, bu yazıyı baştan tekrar okumanızı ve anlattıklarımı günümüzün şartlarına uyarlamanızı tavsiye ederim.

Göreceksiniz, seçime kadar daha neler neler olacak, partilerin içleri nasıl karışacak…

ΩΩΩΩ 

30 YORUMLAR

  1. Gezi kalkışmasını, 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimini atlatmış bir ülke olarak beni asıl ilgilendiren şu soru:
    15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sırasında Ekrem İmamoğlu Belediye Başkanı, Canan Kaftancıoğlu CHP İstanbul İl Başkanı, Satuk Buğra Kavuncu İYİ Parti İstanbul İl Başkanı olsaydı, bunlara HDP+PKK+SP’yi de ekleyin ne yaşanırdı düşünün!..
    Ve ben yeniden yazıyorum buradan:
    Bir daha asla!bu Millete öyle bir gün göstermesin rabbim dileklerimle…

  2. Teşbihte hata olmazmış. Siyasi partiler, milli hedeflere ulaşmak için gidilecek yoldaki aracımızın kaptan adaylarıdır. Seçimler ile en uygun gördüğümüz kaptanı seçeriz. Daha açıklayıcı örnek şu olabilir. Bir uzay aracının tasarlayanları ile uzay aracına kumanda edecek astronot(lar) farklı kişilerdir. Astronotlar az sayıdaki adaylar arasından zorlu eğitimler sonucunda seçilirler.

    Gelişmiş ülkelerde seçilmiş siyasetçiler, daha önceden tarihi tecrübeler ve ulusal uzlaşma ile belirlenmiş hedeflere kendi karar ve yöntemleri ile giderek ülkeyi yönetirler. Az gelişmiş ülkeler ise çok partili demokratik rejimleri kendileri akıl edemeyip gelişmiş ülkeleri rol model alarak uygulamaktadırlar. Bu nedenle pek çoğu demokratik rejimi eksik anlamakta ve yanlış uygulamaktadırlar. Öyle ki seçilmiş siyasetçilerden hem uzay aracını tasarlamalarını hem de astronot olmalarını beklemektedirler.

    Asgari düzeyde de olsa fen bilimleri ve matematiğin rahle-i tedrisatından geçmemiş sosyal bilimler ve felsefe ile kafa karışıklığından başka bir sonuç elde edilemiyor. 18 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı fikri iktidar olamamaktan şikayet ediyor, sanki muhalefet fikri iktidara sahipmiş gibi. Türk milletinin neredeyse tamamı fikri iktidara sahip değil zaten. Eğer olsaydı bunun sonuçlarını bir şekilde görmüş olurduk.

    Çözümün yolu gerçek durumu kabullenmekten geçer. Türkiye’nin durumu çok kötü değil fakat iyi de değil. Özal zamanında Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kurulduğunda çok sevinmiş ve umutlanmıştım. Fakat kısa sürede ikinci maaş alma yerine dönüştü. AKP döneminde ise tam bir arpalık oldu. Liyakat yoksa gelişme sağlanamaz.

  3. Siyaset, kendi işini yaparken boş zamanlarda yapılabilecek bir uğraş değil. Mutlaka kendi geçimini sağlayan işinden fedakarlık yapmayı gerektirir. Buna göre şu soruları sormak gerekiyor.
    – Siyaset bir iş midir? – Bir kişi neden siyasetçi olmak ister?

    Belediye ve il genel meclisi üyeleri maaş almıyor, toplantı başına (ayda bir-iki) cüzi bir huzur hakkı alıyor. Belediye Başkanları nüfusa göre maaş alıyor. Milletvekillerinin maaş, emeklilik ve sosyal hakları oldukça iyi. Fakat bir partiden milletvekili adayı olabilmek hatırı sayılır bir para ödüyorlar ve genel masrafları oldukça yüksek.

    Siyasi partilerin il ve ilçe başkanları ve yöneticileri ise maaş veya huzur hakkı almıyor. Görünürde bu işleri gönüllü olarak yapıyorlar!

    Kanaatim o ki siyasetle uğraşanların %80-90 kadarı bu işi kişisel menfaat temin etmek için yapıyorlar. Bir siyasetçi ancak milletvekilliğinden emekli olmuş ve halen milletvekili ise siyaseti rahatça yapabilecek bir gelire sahip olabiliyor.

    Siyasi partiler yasası ; milletvekili, belediye başkanı, belediye ve il genel meclisi üyeleri ile siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının yapılanmasını da kapsayacak şekilde ele alınarak çağdaş bir şekle getirilmelidir. Bunu yaparken lider sultasını zayıflatacak, siyaset-menfaat ilişkilerini zorlaştıracak fakat siyasetle uğraşanların geçimini iyi sağlayacak şekilde ele alınmalıdır. İktidar partisinin il ve ilçe başkanlıkları ihale mafyası veya iş bulma kurumu olmaktan çıkartılmalıdır. Ayrıca medya patronları ve hissedarlarının devlet ile (belediyeler dahil) iş yapmasını önleyecek ayrı bir yasa daha çıkartılmalıdır.

    Tabi ki bunun için milli (ulusal) bir uzlaşma gerekir ve bunu yapacak akil heyet erdemli insanlardan oluşmalıdır. Menfaatçılığı ve fırsatçılığı tescillenmiş siyasetçiler/kişiler uzak tutulmalıdır. Bunun nasıl başarılabileceğinin bir formülü yoktur, muhtemelen devletin desteği de gerekecektir.

  4. An itibarıyla, Ümit Özdağ, hem kendisini, hem de, başta İzmir milletvekili Aytun Çıray olmak üzere, kongre sürecinde dışlanmış ve şimdi partide isyanları oynayan diğer mutsuz partilileri yaktı. Memnuniyetsizlerin en çok tanınan ve sözüne kulak verilen iki ismi, Aytun Çıray ve Ümit Özdağ, kendi kendilerine zarar veren bir biçimde, partiye ve liderine yönelik eleştirel tutumlarında birbirlerinden çok farklı telden çalıyorlar.

    Bilmediğimiz bir hesabı var mıdır, bilinmez, Abdülkadir Selvi bugünkü yazısıyla bu iki ismi birden boşa düşürdü ve Meral Akşner’e çok kıymetli bir can simidi atmış oldu.

    Şimdi, M. Akşener, “Görüyorsunuz, bu iki arkadaşın eleştirileri dayanaksız. Kongrede beklediklerini bulamamış oldukları için bin dereden su getirip yakınıyorlar. Mesele tamamen kişisel beklentilerin karşılanmamış olması.” diyebilir.

    Bence, Ü. Özdağ’ın kellesi gidier. Onun yüzünden zor duruma düşmüş A. Çıray ve diğerleri yelkenleri suya indirir. İyi Parti yoluna devam eder.

    Hala inatçı ve direngen bir tavır sergileyen A. Çıray sürdürürse dik başlılığını, o da gider. B

    ence Akşener A. Çıray’ı partide tutmak için makul bir düzeyde çaba gösterecek, ama Ü. Özdağ’ı kollamayacak, kenara çekilip partiden gelen tepkinin Özdağ’ın başını yemesini seyeredecek.

  5. Yazının son cümlesinin de açıkça işaret ettiği üzere, sayın Koru, seçime kadar geçen süre içinde, partilerin içinin fokurdamaya devam edeceğini öngörüyor. Bugün için, kaynayan kazan İyi Parti.

    Herkes, İyi Parti’de yaşanmakta olan iç karışıklığın iktidara yaradığı görüşünde. Azınlık, iktidarın İyi Parti’ye kanca attığı, bu partinin içinin karışmasına neden olduğu kanısında. Çoğunluk, karışıklığın suni değil doğal bir biçimde patlak verdiğini, iktidarın bunu fırsat bilip tencere ateşini harladığını düşünüyor.

    Herkesin hemfikir olduğu şey, bunun iktidara yaradığı. Ben o kanıda değilim.

    Eğer İyi Parti’deki dağınıklık görüntüsü devam ederse, bundan yararlanacak olan iktidar değil, Deva Partisi ile CHP olur.

    İki nedenle bu şekilde düşünüyorum:

    (1) Bütün ciddi kamuoyu araştırma şirketlerinin tekrar tekrar vurgulayageldiği üzere, Erdoğan karşıtlığının ve D. Bahçeli allerjisinin en güçlü olduğu parti İyi Parti. Bu parti darmadağın olsa dahi (ki bu olmayacak, muhtemelen M. Akşener neşteri vuracak ve en az kayıpla gemiyi yüzdürmeye devam edecek), ya da, Cumhur İttifakı’na yanaşsa dahi, seçmen kitlesi gidip Cumhur İttifakı’na oy vermez.

    (2) İyi Parti, giderek artan ölçüde, MHP’nin güçlü bir hizip olarak devamı görüntüsünden kurtularak merkeze yerleşmek, merkezi temsil etmek istiyor. Kendisini ancak merkeze oynayarak büyütebilir, oy havuzunu o şekilde genişletebilir. Bunu başaramayan bir İyi Parti, dağılmaz ama güdükleşir. Yüde 10 civarında oy yüzdesine çapa atmış bir pazarlıkçı parti konumuna düşer. Bu durumda, İyi Parti memnuniyetsizlerinin dönüp bakacakları parti, yine merkeze aday görünen Deva Partisi olur.

    Salt bu günlerde yaşanan karışıklık dolayısıyla İyi Parti’nin seçmenlerini kendisinden uzaklaştırdığını ileri sürmek doğru değil. Ama, bu tür karışıklıklar tekrarlanırsa ve partinin algısı giderek ‘dağınıklık’ haline evrilirse, seçmenlerinin bir kısmı CHP’ye, bir kısmı Deva Partisi’ne oy verir. Oranını kestiremediğim bir bölümü de sandığa gitmez -iktidarın tek kazanımı da bu olur.

    Diyelim ki ben yanılıyorum.

    Diyelim ki iktidar kaşıdı kaşıdı ve İyi Parti’yi bir krizden diğerine sürüklenmesini sağladı ve partisinden uzaklaşan İyi Parti seçmenlerinin yarısına yakını gidip Cumhur İttifakı’na oy verdi ilk seçimde.

    Eğer erken seçim önümüzdeki 2 ay içinde olmayıp gelecek yılın kış sonu ya da yaz aylarına kalırsa, Erdoğan’ın oyu yüzde 25, MHP’nin oyu ise yüzde 8 cıvarında olur. Toplam yüzde 33. Bir 5 puan da İyi Parti seçmeninden gelsin: Yüzde 38.

    Daha dramatik bir senaryodan da söz edelim:

    Diyelim iktidar İyi Parti’yi hayli tökezletti, diyelim Millet İttifakı dağıldı. Ortak aday çıkaramadı, ya da kötü, iş görmez bir ortak aday çıkardı. Sonuçta, Erdoğan, toplumsal desteği yüzde 38 cıvarında olmasına rağmen, muhalfetin iş bilmezliği, dağınıklığı yüzünden, seçimi kazandı.

    Yola devam edebilecek mi?

    Hayır. Yılı dolmadan yine erken seçime gidilir.

    Erdoğan ve ittifakı, bitmiş bir öykü, ama hala bitmemiş görünen bir öykü. Bu ‘henüz bitmemişlik’ hali sadece görüntü dolayısıyla.

    Bu kesin.

    Kesin olmayıp kestirmesi güç olan şey, halihazırda bitmiş o öykünün sonrasında ne olacağı.

    Ülkeyi bir savaş bataklığına sürüklemezse, C. İttifakı her durumda gidici.

    Erdoğan’ı İyi Parti’yi dağıtmak da kurtarmaz.

    • “kötülüğün bilimselliği” kavramını duymuşsunuzdur. iktidar kötülüğün bilimini uyguluyor, buna mukabil muhalefette bilimsel bir akıl birliği var mı? asıl buna bakmak lazım, gerisi lafı güzaf.

  6. ” Lezzetli çorbaya kaşık sallayan çok olur ” misali konu cazip olunca mutlaka zengin yorumlar da gelecektir .Zira biz milletçe siyaseti çok iyi bilir ve yediden yetmişyediye kadar hepimiz bol bol siyaset yaparız ! Acaba bizim siyasetin , bir türlü dürüstlük ve ahlak zeminine oturmayışının sebebi bu mudur , bilemiyorum. Evet , ben yaşım itibarıyla , aşağı yukarı 1960 lardan bu yana ülkede olup bitenleri , haliyle siyasi olayları – bir vatandaş pozisyonunda olarak – iyi kötü biliyor ve kendi çapımda değerlendirmeye çalışıyorum .Benim naçizane kanaatim şudur ki bizde hiç bir siyasi parti , gerçekten millet ve memleket menfaatini düşünerek hareket etmez , öncelikli olarak kendi çıkarlarını ön plana alır .Ülkenin geleceğiyle ilgili kısa , orta , uzun vadeli planlar yapmazlar , tamamen gelecek seçimi kazanmaya yönelik olarak hareket ederler. Bence bunun en büyük nedenlerinden biri , seçen ile seçilen arasındaki karşılıklı menfaat ilişkisi olabilir yani seçmenlerin bilinçsizliği de denebilir . Bu yüzden benim benimseyebildiğim , tercih ettiğim hiç bir parti yoktur ; oy verirken bölgemdeki adaylara bakarım .Sonuç olarak siyasetin ; toplum karakterinin , ahlaki seviyesinin , değer anlayışının bir yansıması olduğu inkar edilemez ! Herkese selam ve saygılar sunarım

  7. Sizlere ibretlik bir yazı aktarıyorum:
    Siyasetin kirli yüzü..!
    Hep dedim,
    Demeye de devam edeceğim…
    “Dün dündür, bugün bugündür” siyasette.
    Öyle ya..
    Daha düne kadar beğenmediğiniz.
    Önemsemediğiniz,
    Kıyafetinden konuşmasına,
    Giyim kuşamından, gezisine her şeyini tenkit ettiğiniz kişinin,
    Bir de bakmışsınız en yakınındaki kişi olmuşsunuz.
    Yaa..
    Allah öyle büyük bir Allah ki…
    Söylediğini yaşatır kuluna…
    Şimdi ne oldu?
    Söylemler mi değişti?
    Kılık kıyafeti mi düzeldi?
    Hayır tabii ki..!
    Her şeyi yine aynı…
    Ama değişen kim?
    Tabii ki siz…
    Çünkü siz,
    “Ben hedefe ulaşmak için altımdakileri ezerim”
    “Benden güç alanla değil, güç alacağım kişiyle olurum”
    “Hedefe ulaşmak için her yol mubahtır”
    Ve daha neler demiştiniz…
    Bunları unutmadık.
    “Nasılsa bu millet geçmişi pek hatırlamaz.
    Zaten, hakkımda konuşanı da haklıyorum, kimse kalkıp hakkımda konuşmaya cesaret edemez”
    diyerek,

    Alçak dağları yaratmış edasıyla ortalıkta,
    Cirit atıyorsunuz…
    Ye-mez-ler..!
    Sizin siyasi anlayışınıza saygı duyanlar yese,
    Vatandaş yemez..!
    Sizi bilenler yemez..!
    Sizin çıkarınızdan başka hiçbir şey düşünmediğinizi bilenler yemez..!
    Başbakan yese..!
    Cumhurbaşkanı görmezden gelse bile..!
    Allah var ya…
    Seni de bu kainatı da yaradan..
    Görmezden gelmez…
    Gün gelecek bu şehirde duramayacak,
    Selam verecek kimseyi bulamayacaksın.
    Çünkü her tarafta yıktığın, yaktığın harabeler karşında duracak.
    Gönlünü kırdığın,
    Hakkını yediğin.
    İhtirasınla, iftiralarınla
    Ağlattığın kişileri,
    Kanattığın yaraların hesabını,
    Seni ve kâinatı yaradan,
    Yanına bırakmayacak.
    O kadar eminim ki…
    Ne olursan ol.
    Kim olursan ol.
    Tüm Sakarya, Hatta Türkiye önünde diz çökse,
    Biat etse
    Nafile…
    Nerden mi biliyorum.
    “Kırma, Kırdığın yerden kırılırsın”
    “Yaptığın ile yüzleşmedikçe ölmeyeceksin”
    Bu hadisleri, duymadığını söyleyemezsin…
    Necdet Başoğlu.NetGaste.
    Saygılar.

  8. Eski türkiyeden kalma köfteleri ısıtıp ısıtıp tekrar önümüze getirmekle yeni türkiyeyi anlamlandıramazsınız, benden söylemesi…

  9. Sayin Koru’nun bugün köşesine taşımış olduğu konu ile, Karar Gazetesi’nin başlığına taşıdığı şu haber, bence birbiriyle pekala yakından ilintili:

    “Buğdayı da yurt dışından alacağız; buğday, arpa ve mısır ithalatına teşvik: Cumhurbaşkanı kararıyla 1 Ocak’a kadar buğday, arpa ve mısır ithalatında gümrük vergisi sıfırlandı.”

    İnsanları yanlıtmaya yönelik sahte ideolojileri ile, liderleri ve milletvekilleri ile, delegeleri ve il başkanlarıyla, Türkiye’deki siyasal partilerin ne olup ne olmadıklarının -gören gözler için- açığa çıktığı günlerden geçiyoruz.

    70 yıllık geleneksel siyaset düzeni, derin krizlerinden birisini daha yaşıyor.

    Düzenin iktidarı paylaşan iki partisi oy kaybediyor; muhalefetin omurgasını oluşturduğu söyleyen parti olduğu yere çakılmış, M. İnce’nin ne götürebileceğinin hesabını yapıp bunun tedirginliğini yaşarken, ortağı olan partide, kavga dili, ‘FETÖcü’, ‘Aklını yitirmiş zihniyet’den el açıyor.

    O arada, bir zamanlar dünyada tarımda kendi kendine yeten sayılı ülkelerden biri olan, ders kitaplarında kendisinden “tahıl ambarı” olarak söz edilen Anadolu’nun sahibi Türkiye, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile, buğday, arpa ve mısır ithalatını teşvik için bu ürünlerin gümrük vergisini sıfırlıyor.

    Cumhurbaşkanı Türkiye’nin en güçlü ekonomiler arasına girmesine ramak kaldığını söyler ve partisi Türkiye’nin açık ara birinci partisi olma konumunu hala elinde tutarken, kişi başına milli gelirde Romanya ve Bulgaristan’ın bile arkasına düşmüş bir ülke Türkiye.

    Türkiye, iktidarı ve muhalefeti ile, geleneksel siyasal düzen partileri ile yola devam edebilir, yol alabilir mi?

    • Buğday, arpa ve mısırda gümrükler sıfırlanmışsa, yandaşın buğday, arpa ve mısır yüklü gemiciği de limanlara yanaşmış demektir.

    • Teknik düzeltme… Türkiye yıllardır çok büyük miktarlarda buğday ithal eder. Fakat kendi ihtiyacı için değil un ve makarna yapıp ihraç etmek için. Dünyadaki önemli buğday ithal eden ülkelerden biri olan Türkiye aynı zamanda dünyadaki en büyük un-makarna ihracatçılarından biridir. Anlaşılması için tüketmek için değil öğütüp satmak için buğday alıyoruz.

      • Dediğiniz doğru. Fakat tarım ürünlerinde artan nüfusa kıyasla genel olarak bir gerileme var. Kırsal nüfus gereğinden fazla boşaltılıp büyük şehirlere lümpen nüfus olarak yığıldı.

      • bizim köyde 15 sene önce herkes mutlaka buğday üretimi yapardı. geçen yaz gittiğimde bütün tarlalar boştu. yalnızca üç ev kendilerine yetecek kadar ekim yaptıklarını gördüm. diğer evler hazır un tüketiyorlar. köydeki genç nüfus büyük şehirlerde çalıştıkları için araziler boş kalıyor. bu sadece bizim köye has bir durum değil türkiyenin geneli böyle.

      • Nasıl olsa bilen ya da bu işleri takip eden yok diye düşündünüz her halde. Bu işlere daldığınız zaman, hem tabloyu eksiksiz resmedeceksiniz, hem de kaynak göstereceksiniz, ve o kaynak havuz medyası olmayacak. Buyurun, bunlar da benim “teknik düzeltme”lerim:

        (1) Türkiye, gümrük vergilerini sıfırlamamış olduğu 2019 yılında bile, DÜNYADA EN ÇOK BUĞDAY İTHAL EDEN ülke. Dünyadaki toplam buğday ithalatının yüzde 5.8’ini gerçekleştiriyor Türkiye.

        (2) Evet, doğrudur. Türkiye makarna ihraç ediyor. Evet, makarna ihracatında dördüncü ülke. Sevinip alkışalayalım mı? Hayır. Eğer sizin yukarıdaki (1)’de yaptığınız gibi gerçekleri gizlemek niyetinde değilsek, “Hadi alkışlayalım, çünkü, makarna ihracatinda dünyada 4. ülkeyiz!” diye ortalıkta dolaşıp milleti alkışa davet etmeyecek isek, şu soruyu da sormak gerek: “Peki bizim makarna satışlarından elde ettiğimiz kazanç (kar) oranı ne? Hiç merak ettiniz mi bu sorunun yanıtını? Makarna ihraccatında DOLAR ÜZERİNDEN EN ÇOK KAR EDEN ülke İtalya. İtalya’nın dördüncü sıradaki Türkiye’den ne kadar daha fazla kar elde ettiğini de yazayım: 5 kat daha fazla!

        (3) Evet, doğrudur: Buğday ithalatında birinci sırada olup dışarıdan en çok buğday satın alan ülke olan Türkiye, aldığı buğdayın bir kısmını un yapıp dışarıya satıyor. Peki, matah bir şey mi bu?

        Basitleştirerek anlatayım: Benim gayet geniş tarlam var. Tarlanın sadece yarısını ekip domates yetiştiriyorum, günün yarısını tarlada, diğer yarısını köy kahvesinde pişpirik oyanayarak geçiriyorum.Sonra, yan komşum olarak size sesleniyorum: “Komşu, senin tomatı bana kaçtan satarsın? Ben domatesten salça üretip satıyorum. Benim yetiştirdiğim tomat bana yetmiyor. Ver güzel bir fiyat, elindeki tomatı peşin dolar bastırıp alayım.”

        Sormazlar mı bana: Bre geri zekalı. Elalemden dolar bastırıp domates alacağına, tarlanın diğer yarısını da değerlendir. Başkasından domates almadan kendi ürününle salça yapıp sat.

        Anlatabildim mi?

        Anlamadıysanız, son 4 yıl içinde buğday dahil olmak üzere tahıl üretimimiz her sene ne kadar geriye gitmiş, tableya bir bakın derim.

  10. Ben de, Bölükbaşı başka neler söylemiş diye gezindim ve onun (siyasi) zekasından süzülen sözlerini buraya alıntıladım -kopyala yapıştır yaptım. :))- Sözleri günümüz siyasetine de ışık tutacak türden…Okudukça keyif veriyor!

    “Bu millet Bölükbaşı’yı alkışladı; İnönü’yü karşıladı; oylarını Menderes’e verdi”

    “Ben Anadolu’nun boz toprağının uşağıyım. Sarayım çalı dibidir. Siyasette davam, hayattan nasibini almamış, benzi sarı ve boynu büküklerin davasıdır”.

    “Siyasi hayatta vefa ve sadakat, karaborsada bile bulunmayan bir metaya döndü

    ”Bölükbaşı Kızılay’da dolmuş durağında beklerken kendini tanıyan bir vatandaşın “Siz de mi dolmuş kuyruğunda sıra bekliyorsunuz?” sorusuna karşılık şunu söylemiştir “Ne yapalım yavrum zamanında cebimizi doldurmadık şimdi dolmuşu dolduruyoruz”.

    Bir keresinde Bölükbaşı, İsmet İnonü ve İnönü’nün o zamanlar küçük yaşta olan torunu uçaktadırlar ve yan yana oturmaktadırlar. Bu esnada İsmet İnönü’nün torunu dedesine dönüp, “dede, aşağıya ekmek atsam insanlar mutlu olur mu?” diye sorar. Daha İnönü yanıt vermeden Bölukbaşı verir cevabı: “dedeni atsan çok daha mutlu olurlar!”…

    ‘‘hayatım boyunca bütün sektörleri tetkik ettim. en kârlısının din ticareti olduğunu gördüm”.

    ”İşadamlarına hitaben, “Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli büyük sermayem!”

    Yurtdışında, “Atalarınızın Viyana’da ne işi vardı?” sorusuna cevaben; “Haçlı Seferleri’ne iade-i ziyaret!”

    Kendi partisinden seçilip başka partiye geçen vekiller için; “Düğünü biz yapıyoruz, gerdeğe başkası ile giriyorlar”

    Düzce’deki bir mitinginde 8 saat 35 dakika konuşarak rekor kırmış, Demokrat Parti iktidarına yönelik olarak “iktidar konuşmayı yasakladı, bakışmayı da yasaklamadan önce birbirimizi doya doya süzelim” diyerek kendisini izlemeye gelen kalabalıkla uzun uzun bakışmış.

    Meydanlarda gürler, büyük alkış alır, fakat oylar sayılınca hep muhalefette kalan Osman Bölükbaşı, dinleyicilerine hep yakınırdı: ‘‘Sizin harmanınız büyük de, taneniz çıkmıyor… Burada beni dinlerken aşka gelip Rahman’ı (Allah’ı) alkışlarsınız, sandık başına gidince şeytana sarılırsınız.’’

    12 mart 1971 tarihinde, komutanlar muhtıra verince: “Azrail Adalet Partisi’ne girdi ama, cenaze CHP’den çıktı.” diyerek durumu çok güzel özetlemişti

    Adnan Menderes’in idamı üzerine : ”Adnan Bey’i (Menderes), gerekli zamanda uyarmayan, ona sadece kulluk eden milletvekilleri astırdı. Milletvekillerinin, liderlerin dostu olması, köle gibi hareket etmemesi gerekir.”

    ”Çoğu insan, siyaseti makam ve mevki için yapar. Benim, o işlerde hiç gözüm olmadı. Çünkü, imanım padişahtır. Ben de onun veziriyim. Bundan büyük rütbe olur mu?”

    12 Eylül 1980 İhtilâli öncesinde, devrin Başbakanı Süleyman Bey’i ziyaret ederek, kendisine şunları söyler: “Süleyman Bey, görüyorum ki sel geliyor. Önünde durma, kenarında dur.”

    12 Eylül sonrası kurulan partiler için değerlendirme yapan Bölükbaşı ANAP için şunları söyler ve haklı çıkar : “ANAP, bulunmuş eşya deposu gibi. Bilirsiniz, tramvaylarda, otobüslerde bulunan her çeşit eşya, bir ambarda depolanır. Bunların içinde, ayakkabılar, şapkalar, cüzdanlar ve aklınıza ne gelirse her şey vardır. Ayrıca bunların, birbiriyle bağdaşacak hiçbir yanı yoktur. Tesadüfen bir araya gelmişler, dağılacaklardır.

    “Tansu Çiller’i nasıl buluyorsunuz?” diyorlar. Ben de onlara şunu söylüyorum: “Ağam bir hâtun aldı, belâyı satın aldı.

    “Biliyorsunuz, ben bu milleti severim. Bilirim ki, bu millet de beni sever. İkimizin bu hali, birbirini sevip de, evlenemeyen oğlanla kızın kaderine benziyor.”

    Demirel’in yeni yeni parladığı yıllar. Partisiyle birlikte Kırşehir’e gider. Kalabalık, izzet, ikram, deve kesmeler ve alınan reaksiyon ziyadesiyle mutlu eder Demirel’i. Sonra da Bölükbaşı memleketine gider. Hemen şakşakçılar Demirel’e raporu verir. Bölükbaşı’nın memleketinde sana deve, ona koç kestiler. Seni daha iyi ağırladılar derler. Demirel Bölükbaşı’nı bir yerde görür, yanına gider “üstat memleketinde bana çok iyi davrandılar. Deve kestiler, sağ olsunlar” der. Sonrada inceden ayar vermek için üzüntülü bir şekilde “duydum ki sana da koç kesmiş hemşerilerin, ayıp etmişler” der. Bölükbaşı yine kendinden emin şekilde Demirel’ e döner ve “Evlat, bizim oralarda deveye deve, koça koç keserler” der.

    “Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, siyasetçiyi kuru inat batırır”.

    “İnsanın sağlamı, çürüğü çıplak baldırla sarı altın karşısında belli olur”.

    “Bir siyasi parti, muhalefetteyken nişanlı bir kıza benzer. Dili tatlı olur. Uyandırdığı ümitler insanı hayali bir saadet âleminde bir beşik gibi sallar”.

    “Koltuğunun altında haç taşıyan, fakat hacı görünmeye çalışan, gavur diye öldürüp, şehit diye namaz kıldıran siyasetçilerden sakınılmalıdır”.

    Bizim kümeste tavuk çok… ama hep başkalarının folluğuna yumurtluyorlar”.

    “Bu millet Bölükbaşı’yı alkışladı; İnönü’yü karşıladı; oylarını Menderes’e verdi”.
    “(Doğru söylüyorsun diyen kalabalıklara):Ben doğruyum ama ne çare, ah birde sizi doğru yola getirebilseydim, harmanı bol tanesi az milletim”.

    Kulluk, g”ran (ağır) geldi dünyada kula,
    Hürriyet aşkı ile düştük bir yola,
    Sonunda leylâmız gitti bir pula,
    Bize inkisarı (kırgınlık), hicranı (keder) kaldı.

  11. Sayın Koru Ümit Özdağ’ın açıklamalarını itibarsızlaştırarak aslında parti içi karıştırılıyor demek istemiş yine her zamanki üslübü ile.
    Aslında birbiri ile benzemeyen ve biribiri ile alakası olmayan toplama bir partinin ,tamamen kendi içlerindeki tartışma parti içini karıştırma ve Operasyon.

    Ancak 15 yıl boyunca reise her daim bağlılığını bildirmiş “aksini söylersem yüzüme tükürün” diyecek kadar işi abartmışların bugün bütün mesuliyet ve dediklerini unutup sanki bugün dünyaya gelmiş bir hale dönmeleri ve bir gecede Kıçdaroğlunun deyimiyle CHP ile %99 uyumlu hale Operasyon değil.

    Daha düne kadar görüldükleri her yerde aşağılanan ve sivas katili (!) olarak CHP tarafından lanetlenen SP nin lideri “Şeriatçı dede ” olması Operasyon değil

    MHP nin yeterince milliyetçi refkleks göstermediği gerekçesi ile ayrılıp kurulan IYI partini artık açığa çıkmış arka kapı diplomasisi ile HDP ile ittifakı Operasyon değil.

    CHP de bir gecede kasetle gelen kişi Operasyon değil.
    MHP de 10 kişilik YK nın 9 kişisinin kasedin çıkması ve bu olayla Teknik nakavt olmayınca ayrılıp IYI partinin kurulması Operasyon değil.

    Cumhurbaşkanı olmaması için muhtıra verilen ve darbe yapılan Gülün bir hokus pokus ile Çatı aday yapılması ve ondan nefret eden bir topluluğun ona oy verecek kuıvama getirilmeye çalışılması operasyon değil.
    ….

    Kısaca Operasyon diye diye Operasyon yiyoruz.Birde bu açıdan bak denilerek.

    IYI partinin kuruluş aşamasında itibaren bakarsanız Operasyon zaten.Çatlması ve ikinci Operasyon çekilmesi doğal değil mi?

    Bu Operasyon artık akşener in elini kolunu bağlamıştır artık Çatı adaya karşı çıkacak bir durumu kalmamıştır.

    Yeni çatı aday is loading ….

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız