Bugünkü yazımı ‘iktidar medyası’ yazdı.. Orada bir şeyler oluyor ve ben de olanı anlamaya çalışıyorum…

19

Her salatalığa elde tuzluk koşanlardan değilim. Benim de kendime göre gündemlerim var ve onların dışında kalan konuları takip etmekle birlikte istesem de her birine değinemiyorum. Oysa benim burada değerlendirdiklerim dışında da paylaşmaya değer pek çok konu var.

Bakın benim yanına yaklaşmadığım iki konuda neler yaşandı. Her iki konuyu bir arada ele alan bir yazıdan sizlere nakledeceğim:

Tıp fakültesini kazanan başörtülü bir genç kızın, popüler bir TV hatibine, ameliyata girmek yerine namaz kılmayı yeğlediğini belirten bir soru sorduğu bilgisi etrafa yayılmış. Bu bilgi yanlışmış. Yanlış bilgi olmasına aldırılmadan medyadan ve sosyal medyadan genç kıza hakaretler yağdırılmış.

Üzücü bir olay.

Buna karşılık, bir yargıç bir avukatın etek boyunu duruşma sırasında sorun haline getirmiş ve bunu zapta geçirmeye çalışmış. Hemen ardından adalet bakanlığı (HSK olacak) devreye girip yargıcı derhal görevden almış; almış ama kadın örgütlerinin tepkisi dinmediği gibi medyadan ve sosyal medya hesaplarından hakaretler de yağmaya devam etmiş…

Eee? Eee’sini de yazıdan aynen aktarayım:

“İki olay arasındaki farkı görüyorsunuz değil mi? Haksızlığa uğrayan başörtülü olunca bir Allah’ın kulu kadın haklarından, kadına şiddetten, küfürden, hakaretten, iftiradan ve aşağılık cinsel içerikli küfürden rahatsız olmuyor. Ama aynı haksızlığa uğrayan başı örtüsüz ve kısa etekli olunca Türkiye ayağa kalkıyor. Avukat hanım için dakika sektirmeden harekete geçerek hâkimi görevden uzaklaştıran Adalet Bakanlığı, başörtülü vatandaşı için sessiz kalıyor.”

Şahsen ben bu iki olay arasında bir benzerlik görmüyorum; ilkinde bir yalan haber söz konusu, ikincisi ise yaşanmış gerçek bir olay… Hatta topluca tepki verenler de her iki olayda aynı kesim; ilkinde yalan olmasına aldırmadan tepki vermişler, aynı kitle gerçek bir olay yakalayınca tepki fırsatını kaçırmamış…

Reklam

Yine de iki olayı birbirine bağlayan bir ortak nokta var: Her iki olay da İstanbulluların belediye başkanı seçimi için yeniden sandık başına gitmeye hazırlandığı günümüzde geçiyor.

AK Parti iktidarında.

Konuyu ele alan yazı da AK Parti’ye ve adayına en keskin desteği veren bir gazetede, desteğini gizlemeyen bir kalemden çıkma.

Mutlaka bir anlamı olmalı bu yazının, ama ne?

Cevap bir başka yazıda

Bu yazının bugün çıktığı gazetede yine bugün yer alan bir başka yazı bu soruyu açıklayabilir mi acaba?

AK Parti’nin İstanbul belediye başkan adayı, programına katıldığı muhalif bir kanalda “Çaldılar çünkü” demesi hesaba çekildiğinde, “Ona mecburdum. Çünkü algı operasyonu yapıldı. Sesimi duyuramıyorum, kendimi ifade edemiyorum” demişti.

Yazısının başlığı ‘Erken uyarı sitemi!’ olan ikinci yazar bu söz üzerine aynen şu ‘sitemde’ bulunuyor:

Reklam

“Binali Bey’in isteyip de çıkamadığı kaç televizyon, dilediğinde konuşamadığı kaç gazete var ki? Neredeyse yok! Ee öyleyse?! Aslına bakılırsa bu, tezlere ve kitaplara konu olacak cinsten bir şikâyet. AK Parti, iktidarının ilk iki döneminde yerleşik medya düzeniyle kıyasıya mücadele etti. Manşetleri yıka yıka güçlendi. Çünkü haklıydı ve mağdurdu. Direnci kırmak için alternatif medya organlarının yolunu açtı. Televizyonlar, gazeteler, medya grupları el değiştirdi. Fakat bu sefer de AK Parti’nin lehine ama tek sesli bir yapı oluştu. İktidar bir süre bunun avantajını gördü. 17/25 Aralık sürecinde ve 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi. Ancak zamanla hataları/yanlışları görmezden gelen ve farklı düşüneni tasfiye eden bir düzen peyda oldu. Ve mevcut hâl, AK Parti için dezavantaja dönüştü.”

İki yazıyı birbirine bağlayan nokta şu: İlk yazıda iki ayrı olayda tek taraflı saldırının gündeme hakim hale gelişi şikayet konusu ediliyordu; ikinci yazı bunun nedenini “Çünkü iktidar medyasında güven ve itibar zedelendi, inandırıcılık bitti, izleyici bıktı” diye açıklıyor.

Dahası, ikinci yazıyı kaleme alan, AK Parti’nin aleyhine çalıştığı ortaya çıkan yeni medya düzenini başlatan temel yanlışı da, açıkça, “Zamanla hataları/yanlışları görmezden gelen ve farklı düşüneni tasfiye eden bir düzen peyda oldu; ve mevcut hâl AK Parti için dezavantaja dönüştü” diye tespit ediyor.

Bu defa bir kavga yazısı

Ele alınmayı bekleyen bir yazı daha var.

Yeni düzenin farklı bir özelliği yine aynı gazetede ve yine bugün bir başka yazar, köşesinde, ‘iktidar medyası’ içerisine yeni giren başka bir gazetenin yazarına takılırken kendini gösteriyor.

Hem de bakın nasıl takılıyor:

“Ben sana bizim taraftansın demedim. Bizim taraftan değilsin ama sen bizim tarafın köpeğisin. Eskiden Aydın Doğan’ın köpeğiydin, şimdi ise bizim köpeğimizsin. Sahibin değişiyor ama her devir sen bir köpeksin. Biz yat desek yatıyorsun. Kalk desek kalkıyorsun.”

İçim kalktı bu satırları yazıma aktarırken. Bu üslubun gazetelerde boy göstermesini, aynı gün çıkan diğer iki yazıyla uyarılan ve sitemden haberdar edilen ‘iktidar gazetesi’ okuru herhalde yadırgamamıştır; fakat ben mesleğim adına olağanüstü yadırgadım.

“Onun için” demiş ikinci yazının sahibi “Gazeteciliğin ahlak, vicdan, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük gibi temel ilkeler üzerine oturması gerekiyor.”

Başka söze hacet yok.

ΩΩΩΩ

19 YORUMLAR

  1. Medya geçmişte de iyi değildi. Fakat “bunlar laik kesim, dini inancı ya yok ya da zayıf, bunlardan zaten bu beklenir” deniyordu. Şimdi ise aynı şeyleri hatta çok daha fazlasını kendisini Müslüman ve dindar olarak tanıtan kesim yapıyor. Demek ki mesele laik veya dindar olmakta değilmiş. İnsanların kendisini nasıl lanse ettiğine değil ne yaptığına bakmamız lazım.

    Laiklik tek başına matah bir şey değildir, laik faşistler de vardır.
    Dindarlık tek başına matah bir şey değildir, dindar putperestler de vardır.

    Dürüst dindarlar ile dürüst laikler arasında ibadetlerini yerine getirme sıklığı dışında pek bir fark yoktur. Dürüstler, ahlakı zayıf olanlara karşı birlikte mücadele etmelidir. Kuran’a göre caiz olan davranış budur.

  2. Yurdumun dava adamlarına bir haller olmaya başladı son zamanlarda. İnsanın zihni karışıyor doğrusu. Önceki gün, AK Parti İzmir İl Başkan Yardımcısı, dava uğruna yaşamını yitirmişti (“FETÖ Borsası” sanığı idi bu arkadaş diğer 69 sanıkla birlikte, İzmir’deki “organize suç örgütü” davasından yargılanıyordu. Polis giysisi içinde gözhapisinde tutulduğu evine gelen bir dava arkadaşı, beş yaşındaki çocuğu önünde canına kıymıştı bu vatansever insanın -az buz değil, adam ülkenin en büyük üçüncü şehrinde AK Parti İzmir İl Başkan Yardımcısı.)

    Bugün de, Uişak ilinin Eşme ilçesinde davayı sokağa taşımaya karar vermiş MHP’li dava insanları. MHP llçe Başkanı Burçin Kayhan Yücesoy, silahlı çatışmada, partisinden dava arkadaşları olan MHP İl Başkanı Ayhan K., Başkan Yardımcısı Süleyman K., İl Yöneticisi Cevat G. ve MHP’den Uşak Belediye Başkan Adayı olan ancak seçilemeyen Muhammet Fatih E. tarafından yaralanıp hastahaneye kaldrılmış. MHP genel merkezi de kapatıvermiş partinin Eşme İlçe örgütünü.

    Davanın gazetelerdeki köşe yazarlarına nasıl yansıdığını Fehmi Koru işaret ediyor zaten. İşaret ettiği de buz dağının görünen yüzü.

    Keşke H. Gayret gelse de, şöyle resme baksa üç beş saniye. Ardından can sıkıntısıyla “cık cık cık” yapsa pek konuşmadan (ve bilgece bir suskunlukla). Sonra başını iki yana sallasa menuniyetizlikle, ve o meşhur deyişiyle hakkını verse resmin:

    “Ne davaymış bilader. . .”

  3. Bernar beyin, paylaştiğı vidiyoyu izledim.
    Aslinda, İstanbulda yapilan hırsizliklar, dini kullanarak yapilanlarin yaninda devede kulak dahi olamaz.
    Yurt dişinda Din adina yapilan yandaş zenginliklerinin ifşasına Dinayetin yaptirdiği camilerden başlansa daha iyi olur.
    Şimdi şu soruyu soranlar olabilir! Camiden parami kazanilir?
    Evet Camiden para kazanilmaz. Parayi kazananlar cami derneği adi altinda
    Külliyenin içerisinde açtiklari iş yerlerinin gelirleri ve vergi durumlari gibi kitaplarina uydurduklari gelirler.
    Zaten camilerin Imamlarin maaşlaride dahil. bütün masraflar Türkiyedeki tüyü bitmemiş yetimlerin hakkini gasp ederek karşilaniyor.

    Bu yorumu en iyi yapabilecek donanima sahip olan, Bernar beye rica etsek bu konudada okumayanlarin okunulmaktan rahatsiz olduklari uzun yorumlari gibi bir yorum yazarsa hiç değilse havuzun gizlediklerini Fehmi beyin okuyucularindan bilmeyenler de oğrenmiş olurlar.

    • Sayın Nurdan Hanım,

      1. Acaba bu eleştirdiğiniz cami derneklerine yardımda bulundunuz mu?
      2. Yurt içi veya yurt dışında yapılan camilere devletin bir kuruş para vermediğini, dolayısı ile bütün camilerin vatandaştan toplanan yardımlar ile yapıldığını biliyor muydunuz?

      Bilgi sahibi olmadığınız konularda atıp tutmasanız daha iyi olacak.

  4. Fehmi bey! Sizin bu yazınızı okuyunca, kendi kendime şöyle bir muhasebe yaptim ve aklima gelen ilk cümle şu oldu! Allah Havuz gbi medya müsvetdesini düşmana nadip etsin……
    Bunlar gökten zembille inmiş bir meleğin emrinde olsalar, haşa meleği dahi yoldan çıkarir gözden düşürurler.
    Şu an Turkiye 1,400 yıl öncesinin CAHILIYE dönemini yaşiyor, ayricada kendisi gibi olmasi içinde çevresi ve dünyayada ayar vermeğe gayret ederkende ülke kaynaklarini kurutuyor.

    Geçmişte ülke yararina yapılmiş ne kadar güzel şeyler vardi ise hepsi kayip oldu.

    Fatih Altayli yeni hava limani inşaatina başlandiktan aylar sonra resmini çekerek birşeylerin yalniş olduğunu ve inşaat öylece yerinde saydığınji yazinca değil gazeticilk yapmak bir yıl Türkiye dişinda yaşamak zorunda kalmıştı.

    Gecmiste olduğu gibi! Şu andada Havuzun değimenine su taşiyanlarda kadinlar AKP yi ayakta tutanlarda kadinlar.
    Şimdi İstanbulu kazanabilmek içinde, gene kadinlari kendilerine kalkan ediyorlar.
    Yalan ve iftiralarla, sanki Memlekette cahlik fabrikasi açmislar.
    Cahaleti bitirmeye kimsenin gücü yetmediginden dolayi beklenekten başka çare yok, çünkü cahalet her zaman kendi kendini bitirmiş ve bitirecektir.

  5. Şimdi medyamız böyle de eskiden çok mu sütten çıkmış ak kaşık idi?
    Maalesef değildi. Başta Fehmi Bey’in kendisi olmak üzere medyamızın Cemaziyelevvel’ini yaşı müsait olan ve medyayı takip edenler iyi bilirler.

    Fehmi Bey’in o dönemler yazdığı gazetede Yalan Haber Köşesi vardı, medyada çıkan yalan haberler her gün o köşede ifşa edilir ve haberin doğrusu yayınlanırdı (o zamanlar ne güzel gazete idi :(( )

    Fehmi Bey’in alıntılamak zorunda kaldığı üçüncü yazı maalesef hiç bir kıstas, kriter, ahlak gözetmeyen, karşı tarafı suçladığı ifadeleri bizatihi kendisi yaşayan bir kişi. Bu kişi daha önce yalakalık etmeye çalıştığı devletluler tarafından bile azarlandığı halde huyundan vazgeşmemiş demek ki.

    • Medya geçmişte fevkalede idi. Çünkü çok sesli ve renkli idi. Her kafadan adam ve kadın, her görüşten gazete vardı. “Yaşı müsait olan, medyayı takip eden” ve gazete keyfi olan herkes bunu gayet iyi bilir. Bazı gazeteler yalan haber yapıyorsa, o haberlerin yalan olduğunu yazan başka gazeteler vardı. Çok seslilik budur… Bu çok seslilik bugün basılı medyada yok, internette var… Bugün iktidarın istediği nedir? Dilediği gibi yalan üretebilmek ve bu ürettikleri yalanların hiçbir mecrada yalanlanmamasını sağlamak! Başörtülü bacımı deri eldivenli, üstü çıplak 50 adam taciz etti! Star yaptığı bu haberden Sabah ta manşetten verdiği sahte fotoğraftan dolayı utanıyorlar mı? Asla! Medyanın bu rezil hâlleri bir gün mutlaka yazılacak ve okullarda ders olarak okutulacak.

  6. Önce fehmi beyin yazısı sonra da bernar beyin yorumları okunur ; günlük rutin.( hem de ne kadar uzun ve bol paragraflı olursa o kadar çok keyif alarak ☺🤗)

  7. Sayın Koru haklı: Medyada bir şeyler oluyor. Sosyal medya da girdi hayatımıza. O da medyanın bir parçası. Youtube da bu anlamda medyanın bir parçası. Orada da bir şeyler oluyor. Örneğin, AK Parti Şirketi’nin elinde olup milyarlarca liranın döndüğü İSPARK’ta dönen, Binali Bey’in bile “İSPARK nasıl oluyor da zarar ediyor, ben de anlamadım. Bu iş benim kafama da yatmıyor” dediği yolsuzlukları, İSPARK’ta 12 yıl boyunca personal olarak çalışmış bir arkadaşımız anlatıyor tane tane. O anlatıyor, sadece bir günde 35.854 yurttaş onun söylediklerini dinlemek için videonun başına geçiyor. Soygunculuk neymiş, nasıl çalınmış İstanbul halkının paraları, hep birlikte dinliyoruz.

    Millet konuşmaya başladı. Konuşulanları dinleme talebi de bir hayli yüksek.

    Bu iyidir.

    Bırakalım konuşsun insanlar.

    Bırakalım dinlesin insanlar. . .

    https://www.youtube.com/watch?v=xHB3YZ-RArs

  8. Sayın Koru gene çerçeveletip duvara asılmalık bir yazı kaleme almış. Büyüksün Reis. 🙂
    Sayın Koru’nun keyifli yazılarını yorumları daha keyifli hâle getiren sayın yorum abiler ve ablalar hepinizin bayramını kutlarım. Sağlık sıhhat ile nice ramazanlar idrak edip bayramlar kutlamanız dileği ile.

    • Eyvallah Safa Kardeş!

      Senin, “Yine ipin ucunu kaçırmışsın, Reis. Buradan aya yol döşermiş gibi döşenmişsin uzun uzun paragrafları parke taşı döşer gibi!” demeğe getiren dostane yakınmalarının da renk kattığı bu yorum sayfalarıyla daha nice Ramazanlara ve bayramlara diyelim. Senin ve herkesin bayramını kutlamış olayım bu vesileyle. Sevgi ve selamlar

    • Safa bey! Güzel dilekleriniz için teşekürler, Allah razi olsun,
      Sizinde bayraminiz kutlu olsun.
      Rabim aileniz ile birlikte sizlere nice mutlu, umutlu ve huzurlu bayramlar nasip etsin.AMİN.
      Allah CC cümlemizi! Bayramin bereketi, rahmeti,ve hayirli nimetlerine laik kullarindan eylemesi dileklerimle,
      Allaha emanet olun.

  9. “Gazeteciliğin ahlak, vicdan, hakkaniyet, doğruluk, dürüstlük gibi temel ilkeler üzerine oturması gerekiyor.”

    Başka söze hacet yok.
    Bu paragraf her şeyi özetliyor. Tabiki anlayana….
    Umut ediyorum ki özgür basın ve medya hak ettiği değeri çok kısa zamanda gerçekleşir.
    Bu ülke A haberden de sözcü gazetesinden de ciddi anlamda rahatsız… İkisi de Halkı kışkırtıyor.
    Basın ve medya özgür olmalı; halkın ihtiyaçlarını, ekonomiyi, işsizliği ve Türkiye’ye karşı birleşen dış güçleri dile getirmeli.
    Arefe gününüz kutlu olsun ☺️ ☺️
    Selam ve dua ile…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız