Burna gelen pis koku temizliğin hemen başlaması gerektiğini hatırlatmalı.. Pudra şekeri kokusu…

33
Reklam

Henüz 30 yaşını idrak etmemiş bir genci sahibi olduğu lüks araç içerisinde konuğu bir kadınla birlikte, kendisinin sonradan ‘pudra şekeri’ olduğunu söylediği beyaz bir tozu burunlarına çekerken gösteren videonun önemi galiba tam anlaşılamadı.

Genç adamın vaktiyle sokakta anlamsız turlar atarken birkaç yıl içersinde lüks yaşama sahip hale gelmiş talihlilerden olduğu anlaşılıyor.

İktidar partisinin genel merkez çalışanı olması onun öyküsünü dikkat çekici kılıyor.

Olaya haber değeri kazandıran, gazetelerde manşet ve yazı konusu, ekranlarda haber ve yorum olma özelliği kazandıran da gencin siyasetle bu irtibatı.

Suçlayanlar olayın hep bu yönünü vurguluyorlar. Böyle durumlarda kendilerini savunma görevinden sorumlu hissedenler de olayın siyasi boyutunun hafifletilmesi için devredeler.

‘Pudra şekeri’ iddiası başlangıçta ciddiye alınmış ve gence şefkatle yaklaşılmış iken, konunun medyada işlenmesi yeniden gözaltı işlemine yol açtı.

Bu yazımın şimdiye kadarki bölümünü her paragrafta durup üzerinde biraz düşünerek bir kez daha okuyacak olursanız, benim konuya serinkanlılıkla yaklaştığımı fark edeceksiniz.

İktidara da böyle yaklaşmayı tavsiye ederim.

Reklam

Hatta böyle bir olay erken patlak verdiğinden içten içe sevinebilirler bile.

Malezya’da siyasiler geç kalmıştı

İki meslektaş, Tom Wright ile Bradley Hope, iki yıl önce (2018), coğrafi olarak bizden hayli uzakta bir ülkede yaşanan benzer bir olayı kitaplaştırmışlardı; benim konuya serinkanlı yaklaşmamın altında onların ‘Billion Dollar Whale’ (Milyar Dolarlık Balina) adlı kitabını okumam yatıyor.

Kitabın girişinde iki kısa özlü söz yer alıyor.

İlki ABD’nin Nobel edebiyat ödüllü şarkıcısı Bob Dylan’ın bir şarkısından: “Az bir şey çal seni hapse atarlar / Çok çal seni kral yaparlar…” 

Diğeri Jordan Belfort adlı birine ait: “Bazen bir şeye derinliğine girersin anormal normal görünür, normal de sanki uzak bir hatıra gibi gelmeye başlar.”

Kitapta anlatılan olay Malezya’da geçiyor.

Bütün özelliği Malezya’nın o zamanki başbakanının oturduğu mahallenin çocuğu olmaktan ibaret bir genç adamın, bu özelliğini kullanarak milyon dolarlarla oynar hale gelmesini anlatıyor kitap.

Reklam

Müslüman ülkenin Müslüman başbakanının forsunu kullanan genç Çin asıllı ve Müslüman olmayan biri.

ABD’nin kumarhaneler kenti olan Las Vegas’taki bir otelin geceliği 25 bin dolar olan kral dairesinde 2012 yılının 2 ve 3 Kasım günlerinde yaşananları anlatarak başlıyor kitap. O gece orada dostlarının Jho Low adıyla veya ‘Panda’ takma adıyla andığı gencin 35. yaş günü kutlanıyor.

Hollywood’un önemli üç ismi, Leonardo DiCaprio, Benicio Del Toro ve Martin Scorsese henüz çekim halindeki ‘Wolf of Wall Street’ filmine mali destek sağlayan Low’a yeni film projelerini sunabilmek için yaş gününü fırsat saymış olmalılar. Oradalar. 

Yalnızca DiCaprio ve yanındakiler Hollywood’u temsil etmezler o akşam, kadınlı-erkekli pek çok başka artist de geceyi renklendirmek üzere Las Vegas’a gelmişlerdir. Kim Kardashian, Paris Hilton, River Viiperi, Bradley Cooper, Zach Galifianakis, Jamie Foxx önemli konuklarıdır gecenin.

O yılın hit şarkısı Gangnam Style’ı söyleyen Güney Koreli Psy canlı performans sergiler.

O geceden görüntüler..

Ve başka şarkıcıların/grupların biri bırakır diğeri onun bıraktığı yerden gösteriyi sürdürür: Redfoo, Party Rock Crew, Busta Rhymes, Q-Tip, Pharrell, Swizz Beatz, Ludacris, Chris Brown… Low’a ‘Happy birthday’ çekme görevini altı haneli bir çekle ödüllendirilecek şarkıcı Britney Spears üstlenmiştir.  

Malezya ile yakın ilişkileri bulunan bankaların en tepe yöneticileri de davet edilmişler o geceye. Goldman Sachs’tan Tim Leissner ile Abu Dabi’nin en ünlü yatırım firmasının yöneticisi Muhammed el-Husseiny ‘Panda’yı önemli gününde yalnız bırakmamışlar.

Her gelen yaş günü çocuğuna pahalı hediye getirmeyi ihmal etmemiştir tabii…

Las Vegas o gece ve ertesi gece içkinin her türlüsünün su gibi aktığı, her türlü aşırılığın en üst seviyede sergilendiği son yılların en görkemli yaş günü partisine ev sahipliği yapar…

Sonu kötü geldi

Bu bilgileri iki meslektaşın gecelerini gündüzlerine katarak kaleme aldıkları 230 sayfalık kitabın giriş bölümünden aktardım.

Asıl adı Low Taek Jho olan Malezya’nın bir zamanlar başbakandan sonraki en güçlü adamı bugün ortalıkta görünmüyor. Kaçak. Amerika, Singapur ve Malezya güvenlik güçleri kendisinin peşinde, ama bulunamıyor. Kendisine her attığı adımda destek olduğu sanılan Malezya’nın 2009-2018 yılları arasındaki döneminin başbakanı Hacı Mohd Najib bin Tun Haji Abdul Razak veya kısa adıyla Najib Razak ise cezaevi yolunda.

Eski başbakan mahkemede..

Najib Razak ülkenin varlık fonu olan 1MDB kaynaklarını kendi banka hesabına aktardığı ve yakınlarına da kullandırdığı iddiasıyla Malezya’nın Yolsuzluklarla Mücadele Komisyonu (MACC) tarafından soruşturuldu, ardından yargılandı ve 12 yıl hapis cezası aldı, ayrıca yüklü bir para da ödeyecek.

1980’li yılların başından itibaren milletvekili, kültür bakanı, gençlik ve spor bakanı, eğitim bakanı, savunma bakanı, başbakan yardımcısı, iktidar partisi UMNO’nun genel başkanı ve sonunda başbakanı olmuş Hacı Mohd Najib bin Tun Haji Abdul Razak için hazin bir son bu.

‘Milyar Dolarlık Balina’ kitabının daha en başında anlatılan türden saçmalıklardan zamanında haberdar olsaydı, Najib Razak kendisini bu duruma düşürür müydü?

Onun sebep olduğu skandalla sarsılan ülke, 20 küsur yıl önce siyaseti bırakarak köşesine çekilmiş 93 yaşındaki eski başbakan Mahathir Muhammed’i yeniden göreve çağırmak zorunda kaldı.

Burna çekilen pudra şekeri

Vedat Milor, “Bunca senedir yeme-içme konusuyla meşgulüm, pudra şekerinin burna çekildiğini hiç duymamıştım” demiş…

Burnuna çektiği ister ‘pudra şekeri’ ister daha kuvvetli ve yasak bir madde olsun, bizdeki meteorik başarı gerçekleştirmiş gencin kahramanı olduğu olayın şimdilerde ortaya çıkması iktidar cephesi için bir işaret fişeği yerine geçmeli.

Temizlik ne kadar erken başlarsa o kadar iyi.

ΩΩΩΩ 

Reklam

33 YORUMLAR

  1. AKP NEDEN KAYBETTI : okuduğumuz çoğunluk yorumlarda olayın sorumluğu genelde muhafazakar düşünceye bağlanıyor. Oysa asıl neden muhafazakarların öyle veya böyle yonetim ve icraatlardan uzaklaştırılmasıyla başladı. AKP tepe yönetimi kendini ülkücü gruba bağlamakla onun emri altına girmekle hatalar zincirine hergün bir halka ekledi. Milli eğitim başta olmak üzere tüm bakanlıklardan özellikle islamcı düşüncelere sahip olan İHL VE İLAHİYAT mezunlarını uzaklaştırıp onları tasfiye ederek milliyetci kadrolarla yer değiştirince çöküş başladı Asıl sorun bu .
    Ya bunun farkına varacak veya sistem içersinde savrulup gidecek. hala ümit var mı var . Ümidin bittiği yerde yaşam biter . ister saflık deyin ister polyannnacı ama bana göre gerçek bu .

  2. Dönem herkesin kendini hizaya çekme dönemidir.
    Sağcısı solcusu dindar i ateisti muhafazakari liberali herkes ellerini başının arasına alıp düşünecek .Ben neyi nerde yanlis yaptım.
    İktidar yanlış yaptı çaldı cirpti peki sen ne yaptın.Neden yakalamadin neden engel olmadin .sordun mu kendine.Burada sabahtan akşama kin ve nefret kusalim peki bir alternatif ürettim mi adam çalarken sen hakimdin sen savciydin ne yaptın?Korktun mu ikbalin görevini yapmana engelmiydi? Daha çok yazarız buraya peki çözüm.10 sene parti içinde kal 8 sene sus sonra kovulunca bülbül kesil bumu adamlık.
    Sen 20 sene sırtın yerden kalkmasın bir tane adam çıkarıp başkan adayı yapamadın sonra konuş konuş konuş.
    Bu duruma geldiysek hepimiz suçluyuz suçluyuz suçluyuz.
    İyi düşünelim.

  3. Akşam vakti ; hırsızın , anten kablosunu kesmesi sonucu televizyon ekranı birdenbire kararıverir ! Karıkoca ,arızalandığını düşünerek yatarlar . Sabahleyin , kocası işe gittikten sonra , tamirci olduğunu ve kocasının talimatıyla geldiğini söyleyen birisi , kadından televizyonu alır gider !
    Akşam ,işten gelen kocasının, hiç bir şeyden haberi olmadığını söylemesiyle hırsızın oynadığı oyun ortaya çıkar ; televizyon çalınmıştır !
    Bir kaç gün sonra balkonda kocasıyla çay içen kadın , yoldan sırıta sırıta kendilerine bakarak geçen bir kişinin , o hırsız olduğunu fark etmesiyle kocasının evden fırlaması ve arkasına düşmesi bir olur ! Hırsız önde adam arkasında koşar da koşarlar !
    Derken kapıyı çalan resmi elbiseli bir polis memuru ! ; evin hanımına , kocasının hırsızı yakaladığını ve karakolda olduklarını, pijamayla olduğu için pantolonunu ve işlemler için cüzdanını ve kimliğini istediğini söyler , kadın da ‘ oh çok şükür hırsız yakalanmış ‘ diyerek istenenleri tereddütsüz verir !
    Nihayet bir süre sonra kocası , kanter içinde ve nefes nefese ,bitkin bir şekilde eve gelir , bir yandan da hırsıza envayi türlü küfürler savurmaktadır .Kadın endişe içindedir ; durum pek hoşuna gitmez ,ne olup bittiğini de anlamaz ve kocasına sorar ,
    – Canım senin pantolonun nerde , hırsız ne oldu ,karakolda nezarete mi attılar ?
    Adam bir yandan soluklanmaya çalışırken bir yandan da aval aval karısının yüzüne bakar ,
    – Yahu sen benimle dalga mı geçiyorsun ! Ne pantolonu , ne hırsızı , sen rüya mı görüyorsun , yoksa hayal mi kuruyorsun !
    Herkese selamlar saygılar

  4. Meşhur laflar:
    GEMİ VAR GEMİCİK VAR: O DEDİĞİNİZ GEMİCİK GEMİ DEĞİL!

    ESRAR VAR PUDRA ŞEKERİ VAR: O DEDİĞİNİZ ESRAR DEĞİL PUDRA ŞRKERİ!

    BUNLAR TAMAMEN İFTIRA: AYAKABI KUTULARİNI! ORAYA POLİSLER KOYMUŞ! O DOLARLARİ HAYÍR SEVER İŞ ADAMİMİZ İMAM HATİP İÇİN BAĞÍŞ YAPTİ. DEVLET
    FAİZİ İLE BİRLİKTE GERİ ÖDEMESİ İÇİN EMİR VERDM.
    Saraylari,uçak filolarını, villaları! En iysi burada kesim sabah namazim geçmesin

    Hale daha seçmenin %30 3 kg soğan bedava dağıtığí için bunlara
    inanip destekliyorsaa, o zaman o ülkeden ne köy olur nede kasaba. Demekki rúşvetın büyúğü küçúyú olmiyormuş.

    • Ablacım sen de kendini bu kadar paralama artık. Bunları o destek verenlerin hepsi biliyo. Kimisi bir trol maaşına, kimisi bir kaç kilo gıdaya tav oluyor. Kimisi de sen yazsan da anlamaz yazmasan da. Kör numarası yapmak nöbetli bir iş.. Biraz öz eleştiri de lazım. Yıllarca Ermenilere yapılanlara, Kürtlere yapılanlara, Aleviler için uydurulan aşağılayıcı hikayelere niçin bu kadar paralamadın neden habersiz kaldın. Hepimiz bu günahların günahkarıyız. Biraz özeleştiri de vicdanı rahatlatan bir eylem.

      • Ermeniler ile komşuyduk, alevileri ile, ırkdaşidik,komşuyuduk hatta akrabaidik. Kürtlerile ile ailedik . Siyasetcilere rağmen.
        Hepsi ile birlikte barış ve huzur içinde yaşayıp gidiyorduk.
        Dediğiniz (aleviler için) iftiralara inanacak kadarda cahil değildık.
        Son 20 yıla damgasını vurmuş din satıcıları gelipte 3 kg soğana satın alabildikleri %30 kesimi cahilleştırene kadar.

        Özlü, doğru ve yalan sözler.
        Mavi Marmara gemisi içın! O gemiye ben izin verdim! 6 sene sonra! Giderken banami sordunuzda.

        İftira atiyorsunuz benim hiç mersedesim olmadı!
        Mersedesi ile hava atarken çektirdiği fotoğraf sosyal medyada ortaya çıkincaya kadar ve sonrasında %30 sayesinde mumlari pırıl pırıl yaniyor.

  5. Sigara konusunda bile aşırı hassas olan,  bile tahammül edemeyen, sigarayla mücadele konusunda asla taviz vermeyen bir Cumhurbaşkanı bu işin arkasını bırakmamalıdır. Herkes bıraksa bile Erdoğan işin takipçisi olmalıdır.Kokain kullanan ve kokain temin eden bir adamın AK Parti Genel Merkezi’ne kadar sokulabilmesi nasıl mümkün olmuştur? Boşluk nerededir? Sorunun cevabı bulunmalı ve bu tür boşluklara yer verilmemelidir.Bu elemanın lüks ve şatafat içinde nasıl yaşadığı konusu da çok önemlidir. AK Parti, bu konunun üzerine de titizlikle gitmelidir. Bu elemanın, bu şatafatının kaynağı bulunmalıdır.
       Chp nin içindeki taciz ve tecavüz olaylarını gözardı etmesi belki zihniyetleri gereğindendir. Ama Akparti böyle yapmamalı, üstünü örtmemeli.Aksine daha hassas bir şekilde üstüne gitmelidir.

    • Sigaraya karşı olmak başka, sigara içmek başkadır.
      Sigara içenlerden hatırı sayılır sayıda kişi sigaraya karşıdır.Hatta bazıları acayip karşıdır.Acaba neden. Onu da bir zahmet siz bulun.

  6. beyaz ve toz hali yan yana olunca insan düşünmeden edemiyor.
    beyaz(ak) ve kirli toz
    beyaz ve tatlı toz (şeker)
    beyaz ve sarımsak tozu.
    çin tuzuna da çin tozu diyenler oluyor.
    un da üç beyaz diye geçiyor
    burda en çok koku çıkaran olur tu kaka 🙂

  7. sorması ayıptır dünkü yorumlarım nerede?
    hıfzısıhanın tarihçesini, başarılarını, hem de dünyaya ibret başarılarını yazmıştım. kapatılmasaydı büyük ihtimalle aşı beklemiyor olacaktık, bağımlı hale getirilmemiş olacaktık diyordum. dış güçler..dış güçler diye tepinen arkadaşlara bu gibi değerli çalışmaların engellenmesinin, bu kurumların kapatılmasının tam da dış güçlerin ekmeğine yağ sürmek olduğunu açıklıyordum.
    teknik bir hata olmuş olabilir diye düşünüyorum.

    güzel ülkemiz büyük bir ekonomik çöküntünün yanında büyük bir ahlaki çöküşte yaşıyor. hasan beyin yorumunda son derece haklı/gerçekçi/doğru olarak ortaya koyduğu gibi
    “…elde ettiği kamu gücü nedeniyle insanların, mevki makam sahibi olmuş bürokratın ve hasseten siyasilerin ve onlara yamanmış parazitlerin, çoğunun, yaptığının yanına kâr kaldığı, zimmet, irtikap, yolsuzluk/hırsızlık, kaçakçılık (‘ın her çeşidi) gibi yollarla elde ettikleri kamuya ait taşınır-taşınmaz malların hesabının kat’i surette sorulduğunu söyleyemem maalesef.”
    ve aynen katıldığım üzere
    “Ne acıdır ki; bu, gide gide artmakta, siyasal manada mensubu olmakla hazzettiğim(!) sağ/muhafazakar/ dindar camianın iş başında olduğu dönemlerde malesef daha yaygın, daha pişkin ve daha aymaz; utanmaz, arlanmaz ve haysiyetsiz bir hal almakta ve işlemektedir.”
    ne yazık ki ekonomi, hal adalet, paylaşım gibi pek çok olumlu göstergelerde çakılan rakamlar yolsuzluk endeksleri başta, işsizlik, gelir eşitsizliği başta pek çok olumsuz göstergelerde ilk sıralara taşındı. ülke faydasına ve yararına olan ne varsa ya kapatıldı ya satıldı. dış güçlerin ekmeğine yağ sürecek ne varsa olmakta ve yapılmakta. düzeltilmeye çalışılan ekonominin düzelme sinyalleri vermesinin ardından bir gecede sil baştan edilmesini nasıl açıklayabiliriz? yanlış yapıldı bu durumu karşılar bir sözcük mü, bence değil.
    bu yorum köşesinde uzun yıllardır pek çok iyi yorumcunun yorumlarını okudum, ne yazık ki pek çoğu artık yazmıyor. sürekli yazanların dışında bir iki kez yazıp yazmayı tercih etmeyen pek çok yorum da oldu. hiç unutamıyorum biri mealen şöyle demişti; muhafazakarların iktidara gelmesini çok istemiştik ama keşke bu günleri hiç görmeseydik. o gün o yoruma bozulmuştum daha doğrusu üzülmüştüm, bugün ise ne hissettiğini anlayıp, acısını paylaşıyorum.
    dindar ve dinbaz farkını çok acı bir şekilde öğrendik çünkü.

    • Türkiye Biyoteknoloji Enstitüsü,
      Tübitak Aşı Teknolojisi Laboratuvarı,
      Hacettepe üniversitesi aşı enstitüsü…
      Didem hanım size bu aşı araştırma ve geliştirme enstitülerimiz yeterli olur mu yoksa illaki nuhunebiden kalma hıfzıssıhha mutasarrıflığı sıhhıye semti bilmem ne nahiyesi müdürlüğü verem savaş dispanserinin telefonlarını mı vereyim?

  8. Neyzen Tevfik’in şahane bir hicvi var ; daha önce de yazmıştım , tekrar olacak ama yeri geldi yazmak gerekiyor .
    Kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler,
    Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus dediler ;
    Künyeni almak için partiye ettim telefon ,
    Bizdeki kayda göre şimdi o mebus dediler !
    NOT: Bundan , yarası olan gocunur ; diğerlerini tenzih ederiz !
    Selamlar iyi günler

  9. Bu şahıs, gözaltına alınıp “pudra şekeri” dediğinde serbest bırakılınca aklıma asağıdaki fıkra geldi:
    Fıkradaki adama gümrükte beyan usulü sordular:
    ‘‘Bu bavulda ne var?…’’
    ‘‘Tavuk yemi’’ dedi.
    Sonra memurlar beyana inanmayıp bavulları açtılar ki, bavul ağzına kadar kaçak Rolex saat ile dolu.
    Memur kızdı:
    ‘‘Bunlar Rolex saat, hani tavuk yemiydi?..’’
    Adam yanıtladı:
    ‘‘Valla ben tavukların önüne atıyorum, yerlerse yerler…’’

  10. İktidarın parti merkezi çalışanı işin en sonu. Ona gelene kadar iktidarın beşi bir yerde müteahhitlerinin dünyanın en fazla devlet ihalesi alan müteahhitleri olduğunu Dünya Bankası ilan etti. Çok çalanı kral yaparlar burada, Dylan’ın dediği gibi. Yarın Kanal İstanbulu da onlara sipariş verecekler, göreceksiniz. Kimsenin de ruhu duymayacak.

  11. Sayın korunun 7şubat2021 tarihli yazısından:
    “Boğaziçi olayları vesilesiyle bir hatırlatma:

    Suçun şahsiliği ilkesi uygarlığın esasıdır…

    Bu girişi ‘hukukun temel ilkelerinden biri’ olan ‘suçun şahsiliği’ ilkesini hatırlatmak için yaptım.

    Hukukun üstünlüğünün hassasiyetle geçerli olduğu ülkelere ait bu ilke aslında Ortaçağlar’dan bu yana bilinir ve uygulanır. İslam toplumları için, bu, çok daha önce, Kur’an-ı Kerim’in “Kimse kimsenin günah yükünü çekmez” ayeti (Zümer 7) ile ana kural haline getirilmiştir.

    Suç kim tarafından işlenmişse cezayı o çeker.

    Birinin işlediği suç yüzünden bir başkasının -eşinin, kardeşinin, çocuğunun- cezalandırılması asla düşünülemez.”
    Eee???

    • Vedat milor pudraşekerini neresine çekiyordur bilemiyorum ama sonuçta kendi tercihidir…
      Yukarda alıntıladığım aynı yazıdan bir alıntının alıntısı daha:
      ““Yani aynı zihniyet şu: Osman Kavala denilen bu ülkede Soros’un adeta ofisi olan, temsilcisi olan kişinin karısı da yine aynı şekilde Boğaziçi Üniversitesi’nde bu provokatörlerin içerisinde yer alan bir kadındır. Şimdi biz ülkemizi, böyle nadide bir üniversitemizi bunları alın istediğiniz gibi karıştırın mı diyeceğiz. Buna müsaade etmemiz mümkün değil””
      Bu da sayın korunun bugünkü yazısından bir alıntı:
      ” Burnuna çektiği ister ‘pudra şekeri’ ister daha kuvvetli ve yasak bir madde olsun, bizdeki meteorik başarı gerçekleştirmiş gencin kahramanı olduğu olayın şimdilerde ortaya çıkması iktidar cephesi için bir işaret fişeği yerine geçmeli.”
      Aynı “işaret fişeği” kavala ve karısı sözkonusu olunca niye geçersiz oluyor ki?
      Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!!!
      Nerde kaldı suçun şahsiliği???

      • niye?
        “İltisak”, ” yardım ve yataklık”, “örgütle olan bağı”, ” maaş bordrosu”, “ilişkili olduğunu gösteren fotograflar”, “suçu birlikte işlediği ortaklarının da aynı çevreye ait olması”, “telefon görüşüşmesi yaptığı kişilerle olan bağı”, “ankesörlü telefondan aranmış olması”, “sabit hatlardan yaptığı telefon görüşmeleri”, ” parti rozeti”, “arabasının plakasında isminin baş harfleri olan kişiyle bağı”, türk hukuk sisteminde benzer daha bir sürü delil kriterlerini nereye koyacağız???

        on binlerce insanın mahkeme dosyalarında yazılı olan kriterleri nereye koyacağız???

  12. Temizlik mi?..

    “Güldürmeyin beni” diyecek olsam Koru’ya saygısızlık etmiş olur muyum?..

    Neyin temizliği, kim/ler/in kiri pası temizlenecek ya da kim/ler, nereden temizlenecek?

    Ömrü hayatımda, yaşadığım ülkede, elde ettiği kamu gücü nedeniyle insanların, mevki makam sahibi olmuş bürokratın ve hasseten siyasilerin ve onlara yamanmış parazitlerin, çoğunun, yaptığının yanına kâr kaldığı, zimmet, irtikap, yolsuzluk/hırsızlık, kaçakçılık (‘ın her çeşidi) gibi yollarla elde ettikleri kamuya ait taşınır-taşınmaz malların hesabının kat’i surette sorulduğunu söyleyemem maalesef. Bu döngü yılar boyu hep yaşanır güzel ülkemde.

    Ne acıdır ki; bu, gide gide artmakta, siyasal manada mensubu olmakla hazzettiğim(!) sağ/muhafazakar/ dindar camianın iş başında olduğu dönemlerde malesef daha yaygın, daha pişkin ve daha aymaz; utanmaz, arlanmaz ve haysiyetsiz bir hal almakta ve işlemektedir.

    MSP kökenli, yerel yönetimde Belediyeyi yönetmeye talip, bulunduğu yerin idari bakımdan üst düzey sayılacak bir kamu görevlisi, kırık Türkçesiyle, seçim konuşmasında şunu söylemişti: “Eski bir evim ve modeli düşük bir otobilim var; bunlarda bir değişiklik, bir artış görürseniz, bilin ki ben hırsızlık yaptım”… Seçimi de kazandı, dedikleri de oldu, sonraki bir kaç seçime de katıldı ama ona hiç kimse “hırsız” demedi; mal varlığındaki artışı ne kamu sordu ne de halk sorabildi. Farklı sağ muhafazakar partili olsalar da selefi de aynı yoldan geçmiş, halefi de aynı yolu takip eden bir durumda hala. Bu sadece geçmişte yaşanan yereldeki tek bir “özel” örnek, varın siz “genelde” olanı düşünün.

    Sağ muhafazakar kesimde bu böyle de diğerlerinde farklı mı sanki. Tabi ki her halükarda, her kesimden namuslu, dürüst kamu görevlisi ve politikacılar da var ve onları tenzih ederim.

    Yine ne acıdır ki, ” Devletin malı deniz yemiyen domuz” zihniyeti veya bu olguyu kendine şiar edinmiş zevat , malesef her siyasi partide ve her kamu dairesinde mevcutlar.

    İşaret fişeğini kim/ler, ne için çaktı, nereden çaktı bilmiyorum, ama amacın, herhalde gerçek bir temizlik olmadığını, yeni bir siyasi tablo ortaya koymak için
    olduğunu söyleyebilirim.

    Seçime de az kaldı.. Kartlar yeniden katılıyor.

    Kartları kimler karıyor dersiniz?..

    Yaşanan “pudra şekeri” meselesinde iktidarın büyük ortağı hedefte olduğuna ve muhalefetin bu tür silahları kullanma becerisi olmadığına göre adresi başka yerler de mi arasak ne?

    Siyaset dışı, işi siyaset mühendisliği olan odaklar da mı?..

    Kirli işler; yolsuzluklar, hırsızlıklar, vurgunlar; edep dışılıklar, bu odaklar için vazgeçilmez iyi birer silah niteliğinde… Muarızlarını önce bu kriminal silahlar ile donatıyorlar, sonra da o silahlar ile ortadan kaldırıp temizlik(!) yapmış oluyorlar.

    Ve biz bu filmi defaatle seyrediyoruz.

    • Hasan bey valla gülünmiicek gibi değil ki; “suçun şahsiliği” ni biyana bırak, vedat milorun neyi neresinden çektiğine kadar gelmiş mevzu:)

      • “suçun şahsiliği” vurgunuz üzerine Koru’ nun yazısını yeniden okudum. Zaten öncesinde de iki kez okumuştum. Yazıda, ne ilgili kişi suçlanıyor ne de onun üzerinden başka birileri… bir durum tesbiti yapıldığı gibi AK Partiye de ders verir nitelikte objektif bir yaklaşım sergiliyor Sn. Yazar.

        Yazıyı bi daha okumanızı tavsiye edeyim bari.

  13. İzmir milletvekil danışmanı olduğu iddia edilen ancak parti ile bariz ilişkileri kolayca red edilemeyeceği için, büro çalışanı trol kadrosuna tenzili rütbe ile defaten ilişiği kesilen ve bir online ilan sitesi üzerinde milyonluk araç satışları kaldırılan, Kastamonulu gençlik kollarından devşirilmiş partili için kokain pençesinde rehabilitasyona muhtaç anadolu genci söylemi ile ’empati jargonu’ ile yaklaşan propaganda bakanı çakır gözlü goebbelsin adamları, olayı en son bir şey değilmiş tiktok için pudra şekeri ile şaka videosu çekiyorlarmışa kadar indirgeyerek, medya üzerinde bu olayı derakap bastırın ivedi emri ile bütün gayretli trollere kurumsal mesaj geçmişler, duymayanlar için kallavi bir ödülle birlikte elbette. Ancak tiranik aysbergin ucu eğer bu değilse, dilipak akitler için yazdığı kadın ve para işlerine bulaşmışları temizleyin musırrane uyarısı yanında, kenevir ekimine dikimine müsaade edin demekle neyi kast ediyor anlamış değilim.
    ” Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” Hucurat-6

  14. Bizde bunlar ters teper!
    Yarın o pudra şekeri burnuna çeken genci göz altına alan polisler ve savcılar, darbeden tutuklanırsalar hıç şaşırmam.

    Ben şahsen kim olurs olsun, uyuşturucu bağįmlısı olan gençlere aciyorum.
    İsterse trillion’ları olsun, hazin sondan kurtaramazlar.

    • Fizik kuralları gibi etkisinden kaçamayağın, kurtulamayacağın başka kuralla da vardır.
      Haram yemeye başlarsan olağanüstü bir durum olmaz ise arttırarak devam etmek zorunda kalırsın.
      Bir diğeri de haram para helâl yere değil haram yere harcanır.
      Sayın Koru !
      Nasıl çalıştıklarına dair de bir başlık gerek.
      “Yol yapıyorlar, köprü yapıyorlar” martavalının da masaya yatırılması gerekiyor.
      Düzce-Zonguldak karayolundaki göçük bir gerçeği ortaya çıkardı. Buralardan sadece Dünyanın en yüksek bedelini ödememiz dışında, Allah’a emanet geçtiğimizi de. Hiçbir istinat duvarı yok.
      Allah için altıgen karoları toprağa nasıl yapıştırıp tutturmuşlar? Büyük bir sanat gerektiriyor. O yol, karton koysan daha sağlam olurdu.

      • Sayın Y.K.
        Dediğiniz gibi Düzce-Zonguldak karayolunun göçen o kısmı “Allah’a emanet” olmuş. Elbette yolun geri kalan kısmı ne kadar emniyetli; onu bilmiyoruz. Yolun göçtüğü anda oradan geçen bir otobüs vs. olsaydı ölen ve yaralanacak olanların hesabını kim verecekti. Aslında bu yoldaki hata sadece müteahhidin değil; o şekilde proje yapanın, o projeyi tasdik edenin, o yolun kontrolünü yapanın ve o yolun kabulünü yapanlarındır. Yani kollektif bir suç var. Muhtemelen müteahhidin toprak dolgu birim fiyatı beton birim fiyatından daha iyi ki oraya viyadük yapmak yerine toprak dolgu yapmışlar ve betonarme istinat duvarı yapmaktan kaçınmışlar. İnşaat yapanların unutmaması gereken en önemli şey insan hayatıdır. Para değil…

      • Bu yapılan yollara, projelere karşıysanız kullanmayın diye çok söylemiştim ben sizin gibilere; bizim vergilerimizle yapılıyor geçeriz diye ötüyordunuz, şimdi de yine biz mi kötü olduk?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız