‘Derin yazar’ bazen fazla derin sayılmayacak yazılar da yazar…

23
Reklam

Bugün, her zamanki gibi, internete erken konulan gazetelere göz gezdirirken, “Derin yazardan Bahçeli’yi hedef alan şok açıklama” başlıklı bir haber dikkatimi çekti.

Önce “Habere konu olan ‘derin yazar’ kimmiş?” merakına kapıldım…

Daha sonra merakım, “Her kimse o yazar, nasıl olmuş da MHP liderini hedef alabilmiş?” sorusu üzerinde yoğunlaştı…

Gazetenin “Şok” başlığını uygun bulduğu haberi ‘şoke olma’ pahasına okuma arzusu duydum.

Yalan söyleyecek değilim, şoke oldum.

Meğer gazetenin ‘derin yazar’ diye andığı benmişim. 

Benim için “Taha Kıvanç mahlasıyla yazdığı yazılarda uzun yıllar Ankara kulislerinden önemli bilgiler veren” tanımı da kullanılıyor haberde.

Aldım, kabul ettim. [Yeniçağ gazetesine haberinden ötürü teşekkür ederim.]

Reklam

Uzun yıllar gazetelerde yazdım, televizyon ekranlarında yorum yaptım, tartışma programlarına düzenli katkılarda bulundum. Gün geldi, gazetelerde yazamaz oldum, ekranlar bana kapandı. Gazeteciyim, mesleğimi icra edemez hale geldim.

Türk basın tarihinde ve günümüzde bu duruma düşen ilk ve tek gazeteci ben değilim. Geçmişte de elinden kalemi alınan gazeteciler-yazarlar olduğu gibi, yazsalar zihinlerimizi yeni ufuklara açabilecekleri halde kenara itilmiş meslektaşlar günümüzde de var.

Günümüzün geçmişten farkı, yazıları yayımlayabilmek, görüş açıklayabilmek için alternatif mecraların bulunması…

Son beş yıldır burada durmaksızın her gün okurlarımla buluşabiliyorum. Gelişmelerle ilgili ne düşündüğümü merak edenler o meraklarını giderebiliyor. Herhangi bir gazetede yazsam kimler beni okuyacaksa, şimdi de o kadar kişi yazılarıma erişiyor. Üstelik kendi görüşlerini de yorum olarak bana aynı mecra üzerinden iletebiliyor.

Mutluyum. Bu sabah da, her sabah olduğu gibi, güneş henüz ufukta görünmezken kalktım ve bugünkü yazımı yazıyorum.

Belli ekranlar bana ve benim gibilere kapalıysa bile, alternatif kanallarda görüş açıklama fırsatı da buluyorum.

Geçmişte bir ara denediğim için, istesem YouTube üzerinden, hem de günde birkaç kez, izleyicilerin karşısına görüntülü olarak çıkabileceğimi de biliyorum.  

‘Derin yazar’ olarak gazetenin dikkatini çekmeme sebep görüşümü dün TV5 kanalında açıklamıştım.

Reklam

Aslında o görüşü daha önceleri burada yazmıştım da.

Neyi mi?

Anlatayım.

AK Parti ‘Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçme arzusunu MHP desteğiyle gerçekleştirdi ve o günden beri de MHP ile oluşturduğu ‘Cumhur İttifakı’ sayesinde iktidarını sürdürebiliyor.

‘Başkanlık sistemi’ arzusu daha önce de vardı AK Parti’de, ancak anayasa değişikliği gerektirdiği ve milletvekili sayısı buna yetmediği için girişimde bulunamıyordu.

Şaşırtıcı bir gelişme yaşandı: O ana kadar başkanlık sistemine de AK Parti ve lideri Tayyip Erdoğan’a da şiddetli karşı olduğu iyi bilinen MHP lideri Devlet Bahçeli elini uzatıverdi.

Sistem değişikliği MHP desteğiyle gerçekleşebildi.

O gün bugündür AK Parti MHP desteğiyle iktidarda. Tayyip Erdoğan da yine MHP desteğiyle cumhurbaşkanı seçilebiliyor.

Yakınlık ve işbirliğinden MHP yararlanıyor ve zaten bu yüzden seçime birkaç yıl kala bile, MHP lideri Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde bizim adayımız Tayyip Erdoğan” açıklamasını yapma ihtiyacı hissediyor.

Acaba bu yakınlık AK Parti’ye yarıyor mu?

Tablo ortada: Yaramıyor…

Eski sistemde %35 oyla bile iktidar olabilmek mümkün iken yeni sistem %50+1 oyu zorunlu kıldı, bu yüzden sürekli bir başka partinin -şimdilerde MHP’nin- desteğine muhtaç durumda AK Parti. İlişkinin sürebilmesi için de politik tercihlerde MHP’nin çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorunda. Sonuçta, birliktelik sırasında AK Parti’nin oylarında elle tutulur hale gelen bir erime yaşanıyor.   

“AK Parti sürekli yanlışlar yapıyor ve bundan sonra da her yaptığının yanlış olması kaçınılmaz” tespitini burada ilk ne zaman paylaştığımı tam bilmiyorum. Herhalde ilk tespitimin üzerinden dolu dolu üç-beş yıl geçmiştir.

İyi olsun, yarasın diye yapılan veya yapılacağı açıklanan icraatları bile AK Parti’ye kazandırdığından çok oy kaybettiriyor.

Ekonominin hali ortada.

Sedat Peker’i videolarla ülke siyasetini etkilemeye sevk eden saikler arasında Alaattin Çakıcı’nın MHP ısrarıyla cezaevinden vaktinden önce çıkabilmesini sayabilir miyiz?

Birkaçla sınırlı kalacağı planlanmış videoların ‘arkası yarın’ dizilerine dönmesi, Peker’in kendisine ilk hedef seçtiği bakanın, genel kabule göre, MHP tarafından korunup kollanmasıyla ilgiliymiş gibi…

Videolarda birbiri ardına yapılan ifşaatların, iddia ve ithamların en büyük zararı hangi partiye?

İddia, itham ve ifşaatlarda MHP’yi üzecek herhangi bir şey var mı?

MHP’den ortağına “Titre ve kendine gel” uyarısı duyuldu mu hiç?

İşte bu yüzden MHP’nin gelişmeyi seyretmeyle yetinmesi normal.  

TV5 programında dilim döndüğünce bunu anlatmaya çalıştım.

Yukarıda “Gazetenin benim için kullandığı ‘derin yazar’ tanımını aldım, kabul ettim” dedim ama, bu tespitimde büyütülecek özel bir değer görmüyorum.

Hemen her gün burada yazdığım, imkan bulduğumda ekranlarda ifade ettiğim diğer görüşlerden daha ileri bir tespit değil bu.

Yazmaya devam.

ΩΩΩΩ

Reklam

23 YORUMLAR

  1. Sayın ali namlı; “Almanya’dan harika bir örnek vermek istiyorum.” diyerek paylaştığınız mevzuya bakılacak olursa vatan topraklarının parayla haraç mezat alınıp satılabileceğine dair bir kanaate sahip olduğunuz da anlaşılıyor.
    Öyle anlaşılıyor ki dört cephede kelle koltukta çarpışan ordumuzun suriyede, ırakta, libyada, kafkasyada vatan topraklarını yeniden kurtardığı için devletimiz bizlerden haraç kesip ya da çalışma kamplarına göndermediği için ne kadar gönensek azdır!
    Bir de yetmiyormuş gibi bastıran korona salgını ve zaten süregelen mülteci akınları yüzünden iyice artan kamu giderlerine rağmen çeşitli destek paketleriyle halkımızın yükünü hafifletmeye çalışan bir devleti eleştirebilmek için bula bula bu hikayeyi mi buldunuz?
    “Bilindiği üzre” dediğiniz işin aslı da şudur:
    Malta zirvesinde doğu almanya abd hegemonyasına bırakılırken karşılığında da ukrayna rusyaya satılmıştır!
    Nitekim elindeki nükleer füzelerini batılı egemenlerin verdiği güvencelere bakarak rusyaya teslim eden ukrayna bugün kırımı kaybettiği gibi doğu bölgelerindeki değerli arazilerini de rusyaya terketmek zorunda kalmıştır.
    Bugün aynı almanyada üretilen zenginlikler bir avuç oligarkın kasalarını doldurmaktadır, karahalk her zaman avucunu yalıyor;
    vatanları rusya tarafından işgal edilmiş o gariban ukraynalılar da ucuz işgücü olarak(gosarbeiter) almanyaya gelip inşaatlarda işçilik ediyorlar!
    Şimdi anladınız mı kim kimi kaça satmış ve kim kime ne kadar ödemiş???

  2. Evet YAHYA bey, dün sormuştum ama hala sizden cevap yok, bi kere daha soruyorum; demokrasilerde askerler canı isteyince ya da mecburuz naapalım diyerek siyasi otoriteye başkaldırma ve darbe yapma hakkına mı sahiptir?
    “H. Gayret
    7 Haziran 2021 At 16:47
    Yahya bey “…siyasiler her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırıp işin içinden çıkamadığında askerler gelmek zorunda kalmışlardır.” buyurmuşsunuz da;
    eskiden “durumdan vazife çıkarıp” darbe yaptık filan derlerdi, demek aslında mecbur kalıp yapıyorlarmış; kime neyin mecburiyetidir ki bu?
    İster misiniz şimdi; mavi vatanın bütün sahillerini deniz salyaları kapladı, böyle gitmez deyip deniz kuwetlerimiz yönetime el koysun ya da eldeki bahriye personelini belediyenin temizlik işleri dairesinin emrine versinler:))))”

  3. OKUR arkadaş, sana dün sormuştum, bi kere daha soruyorum:
    “H. Gayret
    7 Haziran 2021 At 16:24
    Okur arkadaş “…Bu rezilliklere kimi zaman duyarak, kimi zaman görerek tüm toplum şahitlik etti. Güçlü bir itiraz hiç yükselmedi. Kitlesel bir vurdumduymazlık ve bencillik içinde seyrettik….” buyurmuşsunuz da;
    hangi rezilliklerdir bu hiç itiraz edilmemiş veya göz yumulmuş olanlar biraz açar mısınız?
    ” Endişem o ki; toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş bu zihniyeti temizlemek imkansız gibi.” diyerek elçabukluğu marifet doğrudan türk toplumunun kılcal damarlarını kadar zerketmeyi tercih ettiğiniz “bu zihniyet”ten kastınız tam olarak nedir???”

  4. Uğur bey “Denizleri basan müsilaj nasıl da geldi böylesi bir zamanı buldu?” diye sormuşsunuz;
    Chpli ibb belediyesi haliçte kurulacak olan bio atık arıtma tesisi projesini iptal etmek için “temel atmama töreni” düzenledikten sonra böyle bir çevre felaketi yaşanıyor ve
    “Biz buna kader denk noktası diyoruz.”
    Fakat “Hep vurguladığım bir düşüncenin görünür bir göstergesi oldu bu durum. Toplumun her haliyle kokuşmuşluğunun görünür olduğu bir zaman diliminin olaylarıyla bu müsilaj salgınının aynı zaman dilimine denk gelmesi bir şeyler anlatmıyor mu?” demek suretiyle milli iradeye ve onun seçtiklerine yaptığınız saygısızlığı kabul etmek mümkün değil; çünkü belediye başkanlarımızı da halk seçiyor ve siyasi tercihlerinden dolayı halkımızı” kokuşmuşluk”la suçlayacağınıza bence siz kendinize bakın!
    Karahalkın tercihlerini kokuşmuşlukla itham ettikten sonra “Allah herkesi bir potaya sokuyor,herkesi bir değişime zorluyor.
    Allah,kâinatı ve insanı yaratıp,sonra da onları bir kenara bırakıp bir seyir terasına geçmemiştir.”
    diyerek ilahi otoriteyi de işin içine katmanız gayet yerinde olmuş;
    sonuçta peygamberi de kamyonet kasasına atıp yaldır yaldır dolaştıran putperest zihniyetten başka türlüsü de beklenmezdi:)
    Aklın, uzayın, sayı sisteminin mutlaka bir sonu vardır, sonsuz olan yaratan allahtır.

  5. Sayın Koru,
    Esas koro şefine bakmak lazım. Bahçeli Devlet’in hangi kuruma çalıştığını gerçek MHP’liler biliyor ve seslendirdiler. Şimdi o kurum (ki eskiden Ankara’da Yenimahalle’de idi) ülkeyi yönetiyor, tabii ki Erdoğan ve O’nun ortaklarıyla birlikte çalışıyorlar. Kim kimden ne kadar faydalanıyor, bunu bilmek zor. Sanırım hepsi birbirine muhtaç. O nedenle aralarındaki kavgaları çok ciddiye almayın. Bence şef malum Derin Devlet.

  6. Sayın korunun “AK Parti sürekli yanlışlar yapıyor ve bundan sonra da her yaptığının yanlış olması kaçınılmaz” tespitine de bakılacak olursa kendisi durumdan memnundur heralde?
    Yalnız, eğriye eğri bakan eğriyi doğru görürmüş!
    Türk usulü başkanlık sisteminin ruhunu kavrayamamış olmaktan (velev ki işine gelmediğinden) kaynaklandığını düşündüğüm bir yanılsamayla malül gaziler var hala aramızda:
    “Eski sistemde %35 oyla bile iktidar olabilmek mümkün iken yeni sistem %50+1 oyu zorunlu kıldı, bu yüzden sürekli bir başka partinin -şimdilerde MHP’nin- desteğine muhtaç durumda AK Parti. İlişkinin sürebilmesi için de politik tercihlerde MHP’nin çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorunda. Sonuçta, birliktelik sırasında AK Parti’nin oylarında elle tutulur hale gelen bir erime yaşanıyor.”
    Sadece şu üstte alıntıladığım kısım bile bahsettiğim şaşılığın ya da şeşi beş gösterme çabasının bir ürünü değilse ya nedir?
    İyi de eski sistemdeki %35le bile iktidar olabilmek akpartiye özgü bir imkan ya da ayrıcalık mıydı, ya da diğer partiler için de geçerli olan bir uygulama değil miydi?
    Şimdi yeni sistemdeki %50+1 oy oranı bir tek akparti için mi geçerli oluyor yoksa diğer tüm partiler için de mi?
    O zaman bu “bu yüzden sürekli bir başka partinin -şimdilerde MHP’nin- desteğine muhtaç durumda AK Parti.” savına ne demeli?
    Şu ya da bu sebeplerle birbirine benzemez birçok partiler arasında dahi her türlü zillet ve işbirliği yaşanırken, milli manevi değerlere bağlı/saygılı partilerin dayanışmasından daha doğal ne olabilir ki?
    Böyle bir dayanışmadan parti olarak zarar(!) gördükleri halde akp/mhp nin memleket meselesidir diyerek kimi dışişleri veya milli davalarımızda omuz omuza durabildikleri için ayrıca takdir edilmeleri gerekmiyor mu?
    “İlişkinin sürebilmesi için de politik tercihlerde MHP’nin çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorunda.” iddiasına ise ancak gülünür:
    Yahu başkanlık sistemiyle birlikte mhp elindeki en büyük kozu olan erken seçim tarihlerini belirleme anahtarını bile bir çırpıda gözden çıkardı, daha hala çizdiği sınırlardan filan sözediyorsunuz ya…
    Nihayet hangi partilerin oyu ne kadar erimiştiri bırakalım da hangi muhalif parti açık ara öne geçmiş onu konuşalım olmaz mı?
    Malum “%50+1 oy oranı” herkesler için geçerli, öyle değil mi yoksa?

  7. Dünkü yorumda ,başımdan geçen bir olayı anlatarak devletin , vatandaşına karşı nasıl hoyratça davrandığını arz etmeye çalışmıştım.
    Bu gün de onun tam tersi ama maalesef Almanya’dan harika bir örnek vermek istiyorum.
    Bilindiği üzre 1990 yılında Batı Almanya ,Doğu Almanya ile birleşti ve bu günkü tek Almanya oldu . Ancak D.Almanya’yı ; o zamanki SSCB , öyle kolay kolay bırakmak niyetinde değildi .Bu nedenle B.Almanya , haraç olarak külliyetli miktarda para ödemek zorunda kalmıştı.
    Ödenen büyük meblağdaki para , Almanya’nın o meşhur son derece güçlü ekonomisini epey sarsmıştı .Bu nedenle devlet , bütün memurlarından fedakarlık istemiş ve belli bir yüzde üzerinden ücret ve maaşlarından devlete destek olarak kesinti yapmıştı .
    Nihayet , 2014 veya 2015 yılında , devletin artık toparlandığı ve tekrar güçlü ekonomisine kavuştuğu belirtilerek ve de TEŞEKKÜR ederek, bütün kesintileri faizleriyle birlikte sahiplerine iade etmişti !
    Vatandaşına insan gibi davranan gerçek devlet işte böyle olur !
    NOT: Bizim devletin bir zamanlar öğretmenlere geri ödediği KEY’in içnde faizi yoktu , sadece ana para vardı .
    Herkese selamlar , saygılar

    • Ali bey KEY dediğinizi de akparti iktidarı ödeyivermişti hatırlarsanız, faizini de önceki hükümetlerden talep ediverin artık; teşekür edecek haliniz yok ya!
      Tekallifi milliye kanunuyla milletin çorabına, öküzüne kadar elinden alan chp zihniyeti halkımıza neyi geri ödemiştir ona da bi cevap verirseniz iyi olur; ekmek karnesi filan sayılmaz, ona göre:)

  8. YORDUM

    Sedat peker in perşembe günü yapacağını söylediği açıklamaların kahramanlarına baktınız mı? Yada önceki videolarında anlattığı olayların kişilerin yüzde 90 ı 2000 öncesine ait. gerçekte ak parti öncesi mafya devlet ilişkileri iç içe geçmiş bir görüntü idi 2000 önceleri. o zamanlar arkasında devletle operasyonlar yapabilen meşhur emniyet müdürü, güvenlikten anlarım diye bir limanın güvenliğine oturmuş görünüyor.
    Herkezin merakla açıklamalarını beklediği peker yurtdışında, Soylunun veya devletin onu yakalamak için nasıl yoğun çaba gösterdiğini, nasıl bunaltıldığını kendi anlatıyor. Çocuk falan hikaye, asıl ifşaların sebebi bu yakalanacağını anlayıp bu odağı güçten düşürmek istiyor. Daha ünlü olan biri gürcüstanda, sesi soluğu çıkmıyor. En kabadayısı habishane günlerinin yeni bitirdi.
    Sol her zaman mafya ile iç içe olmuştur. Yılmaz güneyin Kürt idrisle arkadaşlığından gururla bahsedilen haber-yorumla dolu sosyal medya.
    Sonuç: 12 eylül sonrası hapishane çıkışlı ülkücülerle sağ siyasetin ilişkiside bu iktidarla bitmek üzere.
    Çaldığı sol tandanslı kaval ile solcu fareleri toplayan sedat ve bidenci muhalefetin yolculuğu devlet içindeki çeteleri bitiren ak parti iktidarını yıkmaya yetecek mi?

  9. Bugün biraz doluyum. Bu sebeple ifadelerimde aşırılığa kaçma ihtimalim var;en baştan özrümü dilemiş olayım.

    1-Öncelikle bir itirazımı belirteyim: “AKP, MHP ile birlikte ortaklık kurduğu için kaybediyor”şeklinde anlaşılan önermedeki doğruluk payını çok düşük görüyorum.

    Bence AKP dünyeviliğe kaymaktan kaynaklı zaten yanlış bir yola girmişti. Erken dönemde kendi içinde bu yanlıştan dönme ihtimalini tetikleyebilecek unsurları da -çeşitli saiklerle gücü eline geçirip de bırakmak istemeyen unsurların eliyle- tasfiye etmesiyle birlikte parti içi çürüme daha da yoğunlaştı. Ancak o alışılmış ve bırakılmak istenmeyen gücün devamı için yeni desteklere de ihtiyaç vardı.

    Aslında 3 Kasım 2015 seçimlerinde AKP zorlaya zorlaya tek başına iktidar gücünü yeniden eline geçirdi. Devlet Bahçeli’nin MHP yönetimi ise o seçimde oldukça kan kaybetmişti ve muhalif cenahın hareketlenmesi karşısında da şansı görünmüyordu.

    “AKP’nin o dönemde MHP’nin desteğine ne ihtiyacı vardı ki?” diye düşünmeden edilmiyor. Ama mahiyetini anlayamadığımız şekilde bir ihtiyacı da varmış ki, işte o dönemde her iki parti yönetimi arasında bir anlaşma oldu. Neticede Gemerek Asliye Hukuk mahkemesi,YSK kararları,havuz medyası desteği gibi etkiler içinde oldukça tartışmalı kongre süreçleri sonrasında -başlangıçta mevcut yönetimi devirecek görünen- muhalifler neticede bir de baktılar ki ebelek göbelek MHP’den ihraç edilmişler.

    Sonrasında da MHP şimdiye dek hep AKP’nin payandası oldu.Bir süre sonra bürokraside kadrolaşma olarak desteğinin karşılığını da almaya başladı.

    2017 referandumunda ise Devlet Bahçeli,şimdiki cumhurbaşkanlığı sistemini getirecek değişiklikle ortaya çıktığında mealen diyordu ki” filiiyatta olanı kanunileştirelim,zaten uygulamada bir tek adam yönetimi var!”

    Demek istediğim referandum öncesinde de fiiliyatta şimdikine benzer bir cumhurbaşkanlığı yönetim uygulaması vardı ve o zamanda AKP,muhaliflikten payandalığa kayan MHP’nin verdiği moral desteğiyle yürüyebiliyordu. MHP o dönemde hakkını vererek etkili bir muhalefet çizgisi izleseydi,AKP’nin yolu belki 2014 yılında tıkanırdı.

    Bence MHP,AKP’ye ayak bağı olmuyor. Aksine MHP,AKP’nin ömrünü uzattı. Şu anda da olanlardan sorumlu tutulamaz denilecek bir konumda da bulunmuyor. AKP’nin oyları düşüyor görünüyor da, MHP’ninkiler yükseliyor diyebilecek durumda mıyız? Beraber çöküyorlar aslında. Şu gidişle MHP’nin de bir geleceği görünmüyor.

    2-Her derin kendi derinliğini saklamak için (keşke tevazudan kaynaklansaydı!) başkalarını derin diye yaftalıyor.Güya bir muhalefet çizgisinin yayın organı Yeniçağ!

    Öyle bir muhalefetle müptelayız ki,tamamı sadece başkalarının hataları üzerinden prim toplamaya çalışıyor?
    Ya kendileri,o hatalardan ne kadar âriler?
    Muhalif gibi duran çoğu söylemlerini iktidarın yanlış söylemlerini kabulle onların üstüne bina ederek yürütebiliyorlar. Muhalefetin de hiçbir derinliği yok ( derinlikten kastım fikrî, vicdanî derinliktir;yoksa devletin derinliklerini onlar da severler). Ve ne haktan haberleri var,ne adaletten;onlar da ayrı bir haksız güruh…Belediyelerdeki dümenler,rant işleri falan sadece iktidarın belediyeleri ile mi sınırlı? Geçiniz…Artık kamu için işleyen kurumlara dair bir suç tipi sadece mevzuatta kalmış gibidir. (Aslında bir suç tipinin fiiliyatta ortadan kalkması güzel bir gelişme. Devletin görevlerinden biri de suçlarla mücadele olduğuna göre,bu konuda oldukça başarılı olmuşuz diye sevinebiliriz bile!)

    Muhalefetin anlayışının,zihniyetinin,geleneklerinin iktidardan ne farkı var ki? bu haliyle farklı olarak neyi vaad ediyorlar?
    Efenim,bizim elimize 128 milyar dolar geçmedi…Geçti mi?Gördünüz mü?
    Onu görmedik de misalen İSKİ’yi görmüştük…
    Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri de çapsız muhalefet.

    Kendisi yapandan pek de farklı olmayan,yapanın yanlışının üstüne ne kadar gidebilir?

    Yaptıkları sadece eleştirmek;kendinizi de eleştirebiliyor musunuz,yanlışlarınızın farkında mısınız? Şimdiki iktidar,geçmişi hatalarla dolu önceki iktidarların yanlışlarından beslenerek iktidara geldi ve zamanla onların hatalarını sömürerek -ama aynı zamanda o hatalara da düşerek ve ilerleterek- bugünkü hale geldi.

    Muhalefet önce kendini sorgulayarak başlamalı ve kendini değişime zorlamalı. Kendisine sütten çıkmış ak kaşık muamelesi yaparak öncelikle kendisine haksızlık etmeyi bırakmalı.
    Çünkü olumlu manada değişmeyen olumsuzlukları da değiştiremez.
    Önce siz bir değişmelisiniz. O zaman kendinizinkiler dahil her türlü yanlışın üstüne hakkını vererek yürüyebilirsiniz.

    Sedat Peker:”Çakma muhalifler, ben kendi savaşımı kendim veririm. Bir daha saygı sınırını zorlarsanız, iktidar muhalefet hepinize birden devam ederim. Bir bitmediniz kardeşim, siz nasıl bir şeysiniz? ” . demiş. Doğrusu da var,eksiği de var. İktidar,muhalefet niye ayırıyorsun? Varsa bildiklerin niye onlara ayrım yapıyorsun? Yürüyeceksen hepsine birden yürü. Ki her pislik sahibi kendi pisliğini unutmasın ve önce kendini bir temizlemeye yönelsin.

    Eser Karakaş’ın artıgerçek’teki bugünkü yazısını çok anlamlı buldum.
    Denizleri basan müsilaj nasıl da geldi böylesi bir zamanı buldu? Biz buna kader denk noktası diyoruz. Hep vurguladığım bir düşüncenin görünür bir göstergesi oldu bu durum. Toplumun her haliyle kokuşmuşluğunun görünür olduğu bir zaman diliminin olaylarıyla bu müsilaj salgınının aynı zaman dilimine denk gelmesi bir şeyler anlatmıyor mu?
    Her şeyin kokuşmuşluğunu gösteren bir mesaj daha etkili nasıl verilebilirdi?
    Allah herkesi bir potaya sokuyor,herkesi bir değişime zorluyor.
    Allah,kâinatı ve insanı yaratıp,sonra da onları bir kenara bırakıp bir seyir terasına geçmemiştir. Olaylara da müdahale eder. Bir rüzgar gönderir,bir yağmur yağdırır,ölü bir topraktan yeni bir hayat da çıkarır. Vesselam.

  10. Eski sistemde barajı 2 parti aştığında %35 belki %30 ile tek başına iktidar mümkündü.fakat şuanda barajı 5 parti aşıyor.nitekim 2015 Haziran ayında %41 alan Akparti tek başına iktidar olamadı.Kasımda % 48 aldı ve kılpayı tek başına iktidar oldu.Akparti neden oy kaybediyor?lütfen bunu sorgulayın?mhp desteklediği için değil.ekonomi iyi yönetilse oy kaybı olur mu?yada pandemiyi MHP mi çıkardı?mhp Tayyip beye destek verdiği için çok oy kaybetti ve iyiparti burdan doğdu gelişti.ama bu akp için geçerli değil.5 ayda 3 MB başkanı değişti.bu olmasaydı usd bugün 6.5 TL bandındaydı.bunuMHP mi yaptı?MHP önceliği terörle mücadele ve milli dış politika Akparti bunu yaptığı sürece MHP destek verir ve oy kaybını göze alır.Akparti çözüm süreci yürütürken MHP karşıydı şimdi terörü eziyor.MHP destek veriyor bu normal değil mi?

  11. ”Şaşırtıcı bir gelişme yaşandı:” kısmısını dün bir arkadaşımla kamelyada otururken şöyle (başka bir bakış açısıyla) yorumlamıştım,
    Kim yada hangi parti kurul heyet her kimin fikri icradıysa, yapılacak işler emirler bir yerden sorumluluk onda değil) geliyordu, hükümetten imza ve sorumlulukla çıkıyordu herşey! (yani davul başkasının omzunda, tokmak başkasının elinde durumu)
    Sayın D.Bahçeli bu anormal durumu bir hareketiyle düzeltti, altın tepside al seni başgan yaptım en hakiki gerçek başgan! 🙂 dedi (bu kısmı bizim kahkaha atmak için espri kısmısı idi)
    netice itibariyle bonus olarak DB’nin partisi de +1 puanla hükümete dahil safına geçmiş oldu.
    Mevcut muktedirler koltuğu devrettikten sonra ne olacağına yine MVekilleri karar verecek.
    bunca derin işler etrikalar, mafyacılar, illegal trrorst örgüt sıkıntıları, EMPERYAL GÜÇLERLE GÜNCEL KAVGALAR, Biden elini uzatacakmı yoksa arkasını mı dönecek konuları varken..
    susurluğa ayran içmeye, hatta Maraşa Çoruma Sivas’a da bir uğrayalım isterseniz.
    siz şimdi HDP nin kapatma davasına bile şaşırırsınız, şaşırmanıza da ben şaşırırsam eğer..

  12. Sayın Koru!
    Uzun zamandır bu görüşü dile getiriyordunuz.
    Hatta başta partililerin bu görüşe karşı çıktıklarını, bir süre sonra karşı çıkamadıklarını yazdınız.
    Memduh Bayraktaroğlu Türk Tipi başkanlık sisteminin AKP ve zihniyetini siyasi hayatımızdan külliyen silmek için koalisyonun küçük ortağı tarafından getirildiğini iddia ediyor.
    Burada iki konu var
    Birincisi iktidarın “yanlış” yapması.
    İkincisi bu yanlışlardaki küçük ortağın payı.
    Daha önce de dile getirdim.
    İktidar artık her konuda “en yanlış” yapmaya mecbur ve mahkum.
    Her konuda;
    – Düşünme;
    – Karar alma;
    – Uygulama aşamasında ve bazında
    en yanlışı yapacak.
    Küçük ortağı yanlış yaptırıyor da “en küçük ortağı” doğru mu yaptırıyor?
    Keza iş yaptıkları herhangi birileri.
    İktidarın ” istikamet” ve “referans” problemi de var.
    Doğrudan ve gerçekten nefret etmeleri en büyük problem.
    En çok özen gösterdikleri konu doğru ve gerçekle aralarına fersah fersah mesafe koymak.
    Doğru ve gerçekleri dile getirenleri derhal hain ilan etmek.
    Uyuşturucuyu bırakabilmek için tedavi gerektirecek kadar bağımlılık için kullanılan bir tabir vardır: “iptila derecesinde bağımlılık”
    Yalana iptila derecesinde bağlılar.
    Yalan ve yalancıyı kutsayan bir de doğru mu yapacaktı?

  13. Ne günlere kaldık? Yazdığınız herşeye katılmasam da sizin gibi olaylara geniş çerçeveden bakan, makul mantıklı, başka açıdan bakanlar istenmiyor, acayip bulunuyor. Bu gidiş iyi değil, bakalım ne olacak. Gazeteci dediklerinin ne dümenler çevirdiklerini hergün nasıl rezil olduklarını görüyoruz. Siz yazmaya devam edersiniz inşallah…

    • Mert bey bakıyorum bir nalına bir mıhına vuruyorsunuz, sayın yazarın gidişatından da pek memnun değilsiniz anlaşılan; lakin “gazeteci dediklerinin çevirdikleri dümenlere ve rezilliklerine” bakılacak olursa aslında pek de haksız sayılmazsınız hani…

    • Osman bey yalancılıkla iş gören birçok meslek vardır: avukatlık, sigortacılık, bankacılık, emlakçılık, muhasebecilik…
      Ama gazetecilik bir meslek veya yalancılık değildir; gazeteci sahibinin sesidir(kemikveren ya da işverenin/ya da finansörün)
      Yani gazetecilik, yalancı şahitlikten veya nitelikli dolandıcılıktan çok daha öte bir durumdur; “tetikçilik” belki, ya da “vücudunu satmak” gibi bişey(ki o bile hafif kalıyor…)

  14. bende şaştim yeni çaği okuyorum önemsiyorumda ama koru abd ye derinden gitmediki derin biri olmadiğini sizde biliyorsunuz sirtindan okunmak içinmi böyle manşet atiniz tahamülsuzlukmu çekememekmi hasetmi bu nasil bir milliyetçi dil koru bu ülkede iyi yetişmiş bir yazar duz yazabilecek az gazetecilerden biri yeminle koruyu savunmak içın yazmiyom yeniçağin çarpitmasina üzuldüm

    • Bilader bence sen okuduğun gasteyi değiştir, burda gelip koruyu savunmana da gerek yok, bu türden kıytırık yazarların herzelerini zaten kendisi de her zaman bizlerle paylaşıyor sağolsun…

  15. Üstadım, sokaktaki ilk okullular bile, Devlet Bahçelinin “tek bir hayalim var o da yurtta sulh konseyi üyelerini ortaya çıkarmak” cümlesi ile ak partilileri kastettiğini düşünüyor. MHP Ak Partiyi bitirmek için Erdoğanı desteklediğini sokakta herkes konuşuyor. herkesin bildiği bu gerçeğin haber değeri bile yok. Yeni Çağ gazetesi haber sıkıntısı mı çekiyor acaba? enteresan.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız