Sizlere bugün bir öykü aktaracağım.. Bakın bakalım, 100 yılda değişen bir şey var mı?

41

Bitimine birkaç gün kalmış 2020 yılı Türk edebiyatına kısa öykü zenginliği kazandırmış Ömer Seyfettin’in vefatının 100. yıldönümü… Dikkatimden kaçmış. Karar gazetesinin bu yılın öykü kitaplarını değerlendiren haberiyle konu dikkat alanıma girdi.

Henüz hayatının baharı sayılacak 36 yaşındayken vefat etmiş, ancak o kısacık ömre yalnızca her zaman hayranlıkla okunan yüzlerce öykü ve fikir eseri sığdırmakla kalmamış, bugün kullandığımız yazı dilini de hediye etmiş bir büyük yazardır Ömer Seyfettin.

Öyküleri hem yerli ve millidir, hem de evrensel tadlar taşır.

Hafta sonu evde kapalı haldeyiz, onun en sevdiğim öykülerinden biri olan ‘Yüksek Ökçeler’ ile sizleri baş başa bırakmak isterim.

Yüksek Ökçeler çok genç yaşında yaşlı biriyle evlendirilmiş, daha evliliği tanıma imkanı bulamamışken zengin eşinden dul kalmış ve bir kez daha aynı cendereye girmek istemeyen Hatice Hanım’ın öyküsüdür.  

Eşinden miras köşkünde hizmetçisi, evlatlığı ve Bolulu aşçısı ile kendi mutlu dünyasını kurmuştu Hatice Hanım.

Sevecen ve namuslu biriydi, temizlik hastasıydı. Hane halkında da namuslu olma ve temizliğe riayet özellikleri arardı. Çok şükür kadınlı-erkekli hane halkı da bu hanım hanımcık ev sahibine uygun insanlardı. Evine yabancı girmesinden, tasarrufa riayet edilmemesinden, laubali davranışlardan ve fazla samimiyetten o ne kadar hoşlanmazsa hane halkı bu konularda ondan da ileride hassastı.

Hatice Hanım’ın tek düşkünlüğü boyunun kısalığını örtsün diye giymeye alıştığı yüksek ökçeli ayakkabılardı. Sabah kalktığında giydiği ayakkabısını gece yatana kadar ayağından çıkarmaz, evin içinde tıkıdak tıkıdak dolaşır dururdu.

Reklam

Hane halkının dürüstlüğü ve namusluluğu birkaç kez Hatice Hanım tarafından sınanmış ve hepsi her defasında tam puan  almıştı. Eve yabancı almıyor, birbirleriyle laubali olmuyor, kilerdeki malzemeye el uzatmak akıllarından bile geçmiyordu.

Mutlu, mesut, bahtiyar bir hayattı onlarınki…

Bir gün başı döndü, rahatsızlandı Hatice Hanım. Eve gelen doktor derdini dinledikten sonra kendisinden ilaç reçetesi yazmasını bekleyen Hatice Hanım’a, ayağındaki yüksek ökçeli iskarpine bakıp, “Bunları giymekten vazgeçmelisiniz” tavsiyesinde bulunmakla yetindi.   

O günle birlikte evde terlikle dolaşmaya başladı evin hanımı.

Terlikli günler evdeki huzurlu hayatı derinden etkiledi.

Namuslu bildiği hane halkını kiler hırsızlığı yaparken yakaladı. Yüzüne bakamayacak kadar namus ehli bildiği aşçısını, bir dizine evlatlığını diğer dizine hizmetçiyi oturtmuş halde gördü. Kendi aralarında konuşuyorlar ve artık evde terlikle dolaşan Hatice Hanım’ın almaya başladığı yeni tedbirlerden yakınıyorlardı. Evin içerisinde terlikle dolaşmaya başlayan hanımlarının geliş gidişinden haberdar olamıyorlardı. 

Hatice Hanım, aralarındaki konuşmalara kulak verdiğinde, yüksek ökçeli ayakkabı giydiği günleri özlemle andıklarını işitti hane halkının…

Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemedi.

Reklam

Uzun yıllar birlikte olduğu bu insanları derhal evden kovdu Hatice Hanım.

Öyküyü şöyle sona erdiriyor Ömer Seyfettin:

“Aşçı, işçi, artık eve ne kadar adam aldıysa, hepsi arsız, hırsız, yüzsüz, namussuz çıkıyordu. Tam iki sene bir adamakıllısına rast gelmedi. Malı mülkü varken, hiçbir sıkıntısı yokken, bu hizmetçi üzüntüsünden zayıflıyor, sararıp soluyordu. Baktı olmayacak! Yine yüksek ökçeli iskarpinlerini giydi. Hizmetçilerinin hırsızlıklarını, uğursuzluklarını, namussuzluklarını göremez oldu.

Benzine kan geldi. Vâkıâ yine, başı dönmeye başladı. Fakat sesi işitilmeyen ökçesiz terlik giydireceğini düşünerek doktora kendini göstermiyor:

— Hiç olmazsa şimdi yüreğim rahat ya, diyordu.”   

Müthiş bir öykü, öyle değil mi?

Ömer Seyfettin’in doğum tarihi 1884, ölüm tarihi ise 1920. Aradaki 36 yılda, yakın-uzak çevrede gördüğü olaylardan etkilenerek yazdığı öykülerden biridir Yüksek Ökçeler

İlk okuduğum gençlik yıllarımdan bu güne kim bilir kaç kez bu öyküyü bana hatırlatan olaylarla karşılaşmışımdır.

Ya kendi çevremde, ya da ülkede cereyan etmekte olan olaylara bakarak…

Siyasi hayatta da…

Yüksek ökçeli ayakkabı ile terlik farkı ve sonunda yüksek ökçeli dolaşma tercihi…

Üzerinde düşünün bakalım.

[Ömer Seyfettin Balıkesir/Gönen doğumludur.  Karar gazetesi, Gönen belediyesinin kendi topraklarının yetiştirdiği bu değerli evladına sahip çıkmaktan geri durduğunu, 100. vefat yıldönümünde bile onu anma ihtiyacı duymadığını üzüntüyle duyuruyor. Gafletin bu kadarı fazla.]

ΩΩΩΩ

41 YORUMLAR

  1. fatih!
    – benim hangi cümlemi hakaret olarak anladın bilemiyorum. ama ben hakaret etmedim tespit yaptım.
    – tespitimin yanlışlığını göster hemen özür dileyim.
    – “dost başa düşman ayağa bakar” cümlesinin motomot doğru olduğunu kabul edelim. sana kıyağım olsun.
    – bu cümlenin senin iyi birisi (ya da kötü birisi) olduğunu göster hemen özür dileyim.
    – ama sen de, gösteremezsen burayı okuyan insanlardan, beynini kullanmadan burayı meşgul ettiğin için özür dile.
    – ben seni tanımam etmem niye hakaret edeyim?
    – anlayabilmen için bir iyilik yapıp başka bir örnek yazayım: “arabası çok güzel”
    cümlesinden senin beyniyin çalıştığını gösterirsen yine özür dilerim.

    • Hamza!
      Diyorsun ya aşağıda en alttaki yorumunda, “editör benim yazımı sansürle eğiliminde.” Beynini çalıştırırsan, kendi itiraf ettiğin, editörün sansürleme eğilimini anlarsın.
      Sansürleme nedenini bulduğun an senin beyninin çalıştığı andır.
      Senin cümlelerinle sana cevap olsun. Umarım bir ışık yanmıştır.

  2. 4 yıl kadar oluyor, Seattle’den Vancouver Kanada’ya havaalanı otobüsü ile gidiyordum.

    Daha sonra emekli hakim olduğunu söyleyen 82 yaşinda bir bayan ile yan yana oturmuştuk. O ingiltereye ailesini ziyaret gidiyirdu Vancouver dan uçackti.
    Epeyce sohbet ettik’ten sonra, başötüsün’den laf açılınca bana “sen bu konuda benden daha özgürsün saç boyama yaptırma derdin yok, zaten makyejde sevmiyormuşsun.” Deyince; ona cevabım şu oldu;, “Ben kendimi olduğumdan daha güzel gòrmek istersem makyaj ve saç boyamayi başkaları’na güzel gözükmek için değil kendim için yaparım,”deyince.
    Kadın çok etkilendi ve beni tebrik ettikten sonra, şunu ekledi, “keşke bizlerde senin gibi düşüne bilsrydik, ben bir emekli hakim olarak kendim’de dahil,biz kadınlar hem birbirimize hemde erkeklere hava atmak için, õmrümüzün yarısını gösteriş’e iharciyoruz,” dedi.

    Rahmetli, Ömer Seyfettin’in yüksek ökçe oyküsü o zaman olduğu gibi günümüz Türkiyesi için guüzel bir örnek!

    Bizdeki Dünyadan bey haber olan idareciler 1116 odalı altın kaplamalı karada denizde ve havadaki Saraylar ile hava atarsalar; örneğin: “benim gibi 152 cm boyunu sırf gösteriş için 18 cm topuklu ayakabi ile uzatan öykü kahrananının akibetine uğrar ve hem malından hem sağlığından hemde saygınlığindan olur.. bu gibi aşağılık kompileksine esir olanlar ancak dünya görmemiş cahiller arasından çıkar.

    Rahmetli Özal kısa boyluydu fakat Dünya liderlerini dinletmesini iyi biliyirdu! çünkü, o boyunu değil zekasını kullaniyordu.
    Neyise olsun bizdekide 1 yûszūkle geldi Dünyaya “Camiler,” osmanlı kasabaları,” yaptırarak ve posta koyarak hem dünyaya rezil oluyoruz hemde posta koyduklarımızın avukatlari ve mahkemelerine Miliyarlaraca dolar ödüyoruz.

    Íşte Iranli casusların başarısı uzun topklu ayakabi giyenler sayesinde gerçekleşiyor.

  3. ABD hakimlerineTrump değil şahi gelse yasaları çiğnetemez.
    Şimdi õkçelerini çıkarip doktorun tavsiyesine uyarak terlikleri giyip, suçu kabul eder mahkeme ile caza konusunda anlaşarak en az zararla kurtarır ökçeleri biraz daha yükselterek mağdurları oynayarak Türkiyeyi iyice batırır.
    Aşağidaki haber kopi.
    ×××××××
    “Bütün başvurular reddedildi, artık ABD’den lehte bir karar çıkması zor”
    New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden davada reddi hakim başvurusu Hakim Richard Berman tarafından daha önce reddedilen Halkbank’ın bir üst mahkemeye yaptığı başvuru sonuçlandı. Bankanın reddi hakim konusunda alınan kararının bozulması talebi de reddedildi.
    28 Şubat’ta seçilecek 12 kişilik jüri heyetiyle birlikte, New York’ta devam eden Halkbank davası, 1 Mart’ta başlayacak seri duruşmalarla karara bağlanmış olacak.”
    ××××××

  4. Bu hikayede benim dikkatimi çeken yüksek ökçe giyen ev sahibesinin durumu değil, evdeki diğer ahalinin durumu. Evet gayet iyi bir tespitle biz toplum olarak buyuz, o ev ahalisi kalitesindeyiz. İstisnaları var ama istisna kaideyi bozmaz. Ortak bir toplum bilincine ulaşamadığımız için yakalanmayacağımızı yada hesap vermeyeceğimizi düşündüğümüz durumlarda her türlü hukuksuzluğu yapıyoruz. Bunun son örneği dünyanın en iyi parti tüzüğü ile iktidara gelen bir dindar güruhun aynı çukura düşmesi. Burada bir fark var: Hikayede bu namussuzlukları yapanlar yakalanınca ne diyorlardı bilmiyoruz ama bizdekiler çok pişkin, hırsızlıkta suçüstü yakalanınca da haklı çıkıyorlar.

  5. “Reel sektör yapılandırma taksitleri için erteleme istiyor!

    Pandemi nedeniyle faaliyetleri durdurulan veya kısıtlanan esnaf ve işletmeler, taksit ödemelerinin mücbir sebep kapsamında 2021 Haziran ayı sonuna kadar ertelenmesini, ilk taksit ödemelerinin vergide Temmuz, SGK’da ise Ağustos ayından itibaren başlatılmasını talep ediyor! Bu taleplerine gerekçe olarak da, pandemi nedeniyle yapılan kısa çalışma dahil mali destek ödeme sürelerinin 1 Haziran 2021 tarihine kadar uzatılmasını, aynı şekilde, KDV ve stopaj indirimlerinin süresinin de aynı tarihe kadar uzatılacağının açıklanmasını gösteriyorlar.

    31 Aralık’a kadar devam edecek başvurularda sürenin uzaması gündeme gelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapılandırmayı bir aya kadar uzatma yetkisi bulunuyor.”

    Bu kadar uzatma yapılabilir mi bilemiyorum. Fakat mevcut şartlarda yapılandırma süresinde bir uzatmaya gidilmesi şarttır. Aksi takdirde 7256 sayılı yapılandırma Kanunu kadük olabilir.

  6. Birilerinin birilerini gözetlemesi gerekiyor.
    Devlet idaresinde;
    -Kurumsal ve kurallara bağlı olan gözetlemeye ” kuvvetler ayrılığı”,
    -Kuralsız ve fiili olarak icra edilen gözetlemeye “vesayet” deniyor.

  7. Okuldayken sadece ismini duyduğum bir öykü/hikaye, pek çokları gibi bunu da okumadım. Fehmi beyin sayesinde okumuş kadar oldum. Hikayede orijinal bir içerik var. Bu günlere yansıyan bir anlam var. Ancak yüksek ökçeli yaşam kabul edilir bir tarz değil. İmanın en zayıf halinin benimsenmesi, yanlışlarla mücadelede pes etmek, hatalara yamukluklara göz yummak zorunda kalmak ne büyük çaresizlik, ne büyük acziyet!

    Sözde “dindar”lığın hakim olduğu bir kültürde Kuran’ın rehberliği bastırılırsa sonunda olacağı budur. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Siyasete yansımış haliyle sözde dindarlık hem Allah’ın DiNİ’ne zarar hem de yönetmeğe talip olup, sorumluluk aldıkları için ülkeye zarar. Kuran-ı Kerimi sevap için ezberine ve keyfi okuyanlar biraz olsun siyasetle ilgilenmeli, başlarını kaldırıp yanlışlara Allah rızası için dur diyebilmeli. Bunu diyebilmek bugünkü şartlarda duygusalca ezberine Kuran okumaktan alacakları sevaptan daha fazladır. Yunus’un “bu nice okumaktır” dediği tipler. Okuduğundan nasibini alamamış, Allah’a kul olmağa çalışırken (belki de farkında olamadan) nefsinin, itibardan tasarruf olmaz keyfinin kölesi olmuş (edilmiş) sıradan insanlarca yönetilmenin bedeli ağır olmasaydı bu günlere gelinmezdi herhalde. Dindarlık sorumluluk gerektirir. Dindarlığın sorumluluğu “Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi” ifadesine eşdeğer bir sorumluluktur.

    Besbelli ki, sözde dindarlar DiN sahibi Allah’ın dindarları değil. Literatüre girmiş olsun yeni bir ifadeyle bunlar “şeytanın dindarları”. Bu da Allah’ın DiN’ini kendi arsız nefslerine uydurmakla ortaya çıkmış oluyor. Ne Allah’ın DiN’inden vazgeçebiliyorlar (menfaatleri icabı), ne de ellerine geçirdikleri fırsatlardaki arsızlıklarından (ve 85 milyonun kul hakkından) vazgeçebiliyorlar (menfaatleri icabı). “The cemaat dindarları” da aynı kategoridedir, toplumun bütünü değil de kendi menfaatleri icabı hareket etmeyi tercih ettikleri için. Aynen bir zamanlar sözde laik kardeşlerinin yaptıkları gibi (madalyonun diğerlerine bedel bir başka yüzü!). Tabii herbirinin olduğu gibi onların da istisnaları vardır; ancak istisnalar kaideyi bozmaz!

  8. Tabii ki kıssadan hisse veren bütün hikayeler güzeldir , eksiği noksanı olabilir .Nitekim hikayedeki bir boşluk daha doğrusu bir mantık hatası benim dikkatimi çekti : Evin hanımı ; terlik giyene kadar, hane halkının yaptıklarından ,tutum ve davranışlarından vs. bunların hırsızlığını, ahlaksızlığını hiç mi anlayamamış yani bütün marifet yüksek ökçelerde mi oluyor ! Neyse..
    Tam yüz sene önceki kötülüklere gelince ; bildiğim kadarıyla ilk rüşvet anlı şanlı Muhteşem Sultan Süleymanın devrinde oluyor , ayrıca padişahın katlettiği oğullar, damatlar , torunlar da kötülüğün cabası !
    Yaptığımız her iyilik ve kötülüğün hesabı sorulacağına inanmadığımız sürece bu böyle gider !
    Selamlar , iyi günler

    • Kişinin terlik şapka türban giyimi vb bakış açısının değiştirdigi bir dönemin belirtisi belki de. Bakıyorsunuz ki senden başka herkes bir kese altına nerdeyse..
      Ve yine dön başa dönelim. Fakat bu dönüş 360 değil 180 derece olmuşsa eğer,
      Vay o münafıkların haline.. de olabiliyor.
      Hele ki birde kafasını kumdan çıkarabilirse şezlongcular, işte ozaman iyilikte kötülükte karşılığı nı bulur.
      Ben bunca ömrümde tanrının insanoğluna, yaptıklarını kendine yaşatmadan yanına almadığını gördüm.
      Mazlumun ahı, yetimin hakkı ve daha neler neler.
      Allahın selamı üzerinize olsun.

  9. bugün öykü ve hikaye okuyan fazla yok, daha çok roman okunuyor.
    istisnalar olsa da eskiler kadar iyi romanlarda yok. klasikler arasına girebilecek eserler yok öyle. iyi yazarlar yetişmiyor ondan.
    best seller derken para kazanmak peşinde olan yazarların vampir romanları gelsin aklınıza şimdilerde.
    o nedenle ben de ömer seyfettin ve onun şahsında iyi yazar olmak adına kim varsa saygıyla anıyorum.

    hayattan, güzellikten aşktan söz edecek olsaydık eskilerden alıntılayacak çok şey olurdu elbette, ama eninde sonunda siyasete dokunacaksak yüksek ökçeler iyi fikir lakin benim favorim,
    pembe incili kaftan.
    her şeyin ne kadar çok değiştiğine dair…
    artık böyle onurlu devlet adamı/adamlığı yok.
    herkes almak istiyor, vermek değil.
    şeref, itibar başkasının parasını harcarken hele 80 milyonun parasını harcarken nasıl şerefli ve itibarlı olabilir?
    siyasete giren neredeyse herkes alıp tüketeceği şeyler arıyor, nerde insan daha çok bir kemirgen gibi. ordan burdan tırtıkladıkları yüzdelerle mallarına mal kattıkları yetmiyormuş gibi bir de 5 yerden maaş alıyorlar iyi mi?
    falanca sporcu milletvekili filanca bankanın da yönetim kurulundaymış, artık nasıl bir hizmet nasıl bir katma değer, ne biçim bir vizyon sunuyorsa…
    diploma olmaması liyakatın olmamasının yanında nedir?
    o nedenle ben kadın kotası dedikleri zaman hep gülerim,
    bak sen, adam kotası dolmuş da,
    avrat kotası peşine düşmüşler diye…

    bir diğer favorim,
    hiç bir şeyin değişmediğine dair…
    sait faik abasıyanıktan
    sayısız kez okuduğum
    insanın yüreğini daraltan,
    hüzünle sarmalayan,
    içli, güzel öyküsü
    son kuşlar.
    http://www.siirparki.com/sfaikoyku2.html

  10. Aslında çoğunluğumuz yüksek topuklu ayakkabılar giyerek geziyoruz. Ama bu kez ayakkabının sesinden başkaları değil, biz sağır oluyoruz. Bu hem bireysel hem de toplumsal olarak böyle. Mesela Doğu Türkistan’da (hadi resmi ismiyle de söyleyelim Sincan Uygur Özerk Bölgesinde) 4 – 5 yıldır devam eden ağır insan hakları ihlallerine çoğunluk olarak ses çıkarmıyoruz. Dün Filistinlilerin haklarının kırmızıçizgimiz olduğu söyleniyordu. Doğu Türkistan’da yapılan insan hakları Filistin’de yapılanlarla kıyas bile edilmesi mümkün değilken Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman hakları Filistinliler kadar neden bizi ilgilendirmiyor? Aynı durum diğer Müslüman ülkelerde de farklı değil. Herkesin yüksek topuklu ayakkabı giymek için bir gerekçesi var.

    Hz. Ali’ye atfedilen “Kötülüğü önleyemiyorsanız en azından duyurun” sözü yüksek topuklu ayakkabı giyenlerce yerine getirilemez halde. Basın yayında ve Meclis’te çok az cesur insan kaldı. Mehmet Akif Ersoy gibi “Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım; Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım” diyen ne kadar az insan var. Aldıranlar da Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi terörist ilan ediliyorlar. Ruhun şad olsun Ömer Seyfettin.

  11. Bu öyküye günümüzde en uygun olan bizim beştepeli padişah. Emrinde çalışanlar ile birlikte Bütün dünya onun emrini harfi harfına uyguluyor ve ne derse onu
    yapiyorlar. Sadece öykü ile arasındaki fark yüksek ökçeli pabuçlarsız hıç dolaşmaması.

  12. hikayeyi siyasete uyarlayacak olursak, benim gördüğüm: Cumhurbaşkanı yüksek ökçe iskarpinle dolaşırken kendinden başka herkes terlikle dolaşıyor.

    aslında Cumhurbaşkanı sadece Mehmet Barlası okusa yeter ama onu bile görmek istemiyor.

      • Türkiyenin en büyük sorunu CHP gibi bir partinin muhalefet yapamaması. CHP böyle davranmakla iktidarın ekmeğine yağ sürüyor. 2023 de bir şey değişmeyecek. Herkes halinden memnun gibi.

      • Siyasi hayatta 100 yıldır kim var mim. Değişen bir şey varmı CeHaPe de.
        Bi de say bakalım, bu yazıdan bugün yorumcular iktidarını mı anlayacak yoksa CeHaPe yimi? 😁 Aynı şey sizler için geçerli değil mi. Bu Erdoğan varya bu Erdoğan.

    • Sende terlik giymeyi dene bence kısa bir süre de olsa,
      Dünyada gerçekleride görür, birşey kaybetmezsin.
      Nasıl olsa yüksek ökçeliyi tercih etmissin.

        • fatih!
          – sayın mim ile tartışmanda büyük laflar ediyormuş gibi görünüyorsun. ama ne söylediğini denilmiyorsun. boş konuşuyorsun.
          – öncelikle konu dost ya da düşman değil sensin.
          – bu nedenle, kendi durumunu kişinin baktığı yere göre belirleyeceğini zannetmen de tam bir düşüncesizlik.
          – birincisi; dünyada, bütün dostlar başa, bütün düşmanlar da ayağa baksın.
          – yani, hiç bir dost ayağa bakmasın, hiçbir düşman da ayağa bakmasın.
          – gerçekten böyle bir kural geçerli olsa bile, bu durum senin hakkında hiçbirşey ifade etmez. sadece ayağına bakanın sana düşman, kafana bakanın sana dost olduğunu belirleyebilirsin. senin iyi mi kötü birisi mi olduğunu, ak parti üyesi olup 4 yerden maaş alan soyguncu mu yoksa namuslu bir adam mı olduğunu belirlemez.
          – fakat boş laftan, zekanı kullanma düzeyinin pek de yüksek olmadığı belirlenebilir.
          – editör bazı yorumlarımı sansürleme eğiliminde.
          – bu yorumum yayınlanırsa tekrar belirtmiş olayım:
          – ben genellikle tespit yaparım. çok nadir hakaret ederim. tespitimin hoş olmaması benim değil, durumun (gerçek durumu kastediyorum) hoş olmamasından başka birşey değil.
          – herkesin de kabul edeceği gibi; durumun hoş olmaması benim suçum değil.

          • Hamza!
            Yine mi sen.
            Senin derdin olayı kişileştirmek mi.
            Sen buranın horozbaşımısın.
            Sana hakaret etme yetkisini kim verdi.
            Benim burdaki yorumcuların birine hakaret ettiğimi gördünmü. Nezaket içerisinde siyasi atışmalar yapıyoruz. Burdaki çoğu arkadaş gibi. Düşüncelerimiz farklı olabilir. Sen Millet ittifakını destekliyorsun. Ben Cumhur ittifakını destekliyorum hepsi bu.
            Geriye doğru bi bak istersen; ifade özgürlüğü, adalet, ,hak,hukuktan bahsediyorsun. Kendin gibi düşünmeyenlere söylediğin kelimelere bir bak istersen. Laf ebesi olman senin haklı veya haksız olduğun anlamı çıkarmaz. Yok efendim ben hak edene hakaret edebilirmişim ifadeleri. Yok öyle bir hakkın. Yorumlarını beğenmediğin yorumculara cevap vermezsin olur biter. Cevap vermek istersen de adam gibi cevap verirsin. Hakaret etmezsin.

            Telefonumu atayım sana. Editöre gerek yok. Hakaret mi etmek istiyorsun. Yüzüme söyle.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız