Dikkat dikkat.. Ülkemizin içeriden ve dışarıdan görüntüsü her geçen gün biraz daha farklılaşıyor…

32
Karikatür Arab News gazetesinden (30 Eylül 2020)..

Türkiye bizim ülkemiz. Bu ülkede yaşıyorum, günü geldiğinde yine bu ülkede son nefesimi vereceğim. Bu sebeple ülkemin iyi hali de kötü hali de beni ilgilendiriyor. İyi olan yönlerin artmasını, kötü gördüğüm yönlerin ortadan kalkmasını arzu ediyorum.

Ülkemin dışarıdan bakanlar tarafından nasıl göründüğü de beni ilgilendiriyor.

Nasıl bir ülke Türkiye?

Dışarıdan bakanlar ülkemizi nasıl görüyor, nasıl değerlendiriyor?

Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’nin de dışarıda temsilcilikleri var. Son 20 yılda büyükelçiliklerimizin bulunduğu ülke sayısı çok arttı; bugün dünyanın belli başlı devletlerinin büyükelçilikleri bulunmayan ülkelerde bile en üst düzeyde temsil ediliyoruz.

[Son durumu dışişleri bakanlığı sitesinden aktarayım: “1924 yılında 39 dış temsilciliğe sahip olan Türkiye Cumhuriyeti, bugün itibarıyla 142 Büyükelçilik, 13 Daimi Temsilcilik, 85 Başkonsolosluk, 1 Konsolosluk Ajanlığı ve 1 Ticaret Ofisi olmak üzere toplam 242 misyona sahip bulunmaktadır.”]

Yurtdışına hizmet de götürüyor Türkiye. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) pek çok ülkede altyapı faaliyetlerine katkıda bulunuyor. Devletin kurduğu Maarif Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlar yakın-uzak coğrafyalarda eğitim ve kültür alanında faaliyet gösteriyor.

Takdire şayan hizmetler bunlar.

Reklam

Bir zamanlar ihtiyaç içinde bulunduğu fark edilen ülkelere mali yardımda bulunuluyor ve bununla övünülüyordu; herhalde bu alanda da varlığımız devam ediyordur.

Ancak ülkemiz yurtdışında bu özellikleriyle gündeme gelmiyor. Ülkelerin medyası birer ayna ise, değişik ülkelerin gazeteleri ve televizyonlarında, uluslararası medyada Türkiye’nin görüntüsü hiç de iç açıcı değil.

Eskiden hakkımızda neler yazıldığını, televizyonlarda hangi haberlerle gündeme geldiğimizi ancak neden sonra öğrenebilirdik. Şimdi günü gününe, hatta aramızda saat farkı bulunan daha batımızdaki ülkelerin vatandaşları henüz uykularından uyanmamışken, Türkiye’nin herhangi bir köşesinden yabancı gazeteleri okuma imkanına sahibiz. 

Televizyonlar mı? Her ülkenin ana kanallarını anlık izlemek çok kolay.

Herhalde devletin ülkenin dışarıda nasıl ele alındığı, hakkında neler konuşulduğu, hangi değerlendirmelere tabi tutulduğu konusunu takiple görevli birimleri, yazılan ve söylenenleri takip ediyordur.

Takip ettiği gibi bilmesi gerekenlere de iletiyordur.

Biraz daha yakından bakalım

Yazılıp konuştuğu için biliniyor: ABD başkanı günlük mesaisine CIA yetkilisi tarafından kendisine verilen sözlü bilgilendirmeyle başlıyor. [Galiba Donald Trump seleflerinin uyduğu bu rutini beğenmedi ve durdurdu; fakat ondan sonra gelecek olan eski adete dönecektir.]

Reklam

Cumhurbaşkanlığı iletişim başkanlığı ile devletin istihbarat örgütü herhalde bizde de günlük bilgi paylaşımı yapıyordur.

[Arama motoru Google isteyene ilgilendiği konu başlıklarında çıkan haberleri bir dosya halinde gönderiyor. Yıllar öncesinden başlayarak ‘Türkiye’ ile ‘Tayyip Erdoğan’ başlıklarıyla çıkan haberleri o sayede yakından takip ediyorum. Önceleri bir-iki günde bir ve az sayıda haber çıkıyordu bu iki başlık altında; şimdilerde ise her gün en az beş kez ve çok sayıda başlık taşıyan dosyalar geliyor. Türkiye dünya medyasında şu sıralar çok popüler.]

Zaten ben de yukarıdaki soruyu, “Türkiye’ye dışarıdan bakanlar ülkemizi nasıl görüyor?” sorusunu, bu sebeple sorma ihtiyacı duydum.

Kısa cevap şu: Dışarıdan ülkemize bakanlar bizi sorunlarla boğuşan bir ülke olarak görüyorlar.

Ekonomik sorunlar.. Siyasi sorunlar.. Sosyal alanda çatışmalar.. Yargı ve hukuk sorunları.. 

Sonuncu ve en önemli başlık da şu: Taraf olunan uluslararası çatışmalar…

Ülkemiz Suriye’de, Libya’da asker bulunduruyor. Bu iki ülkeyle ilgili hemen her haberde Türkiye’nin adı mutlaka zikrediliyor. Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Mısır ve Fransa ile değişik konuları da içeren ihtilafın karşı tarafıyız. Birkaç gündür bu konulara Azerbaycan-Ermenistan ihtilafı sebebiyle başgösteren yeni bir çatışma alanı daha eklendi.

İçeride bu konuların kendi aramızdaki değerlendirmelerinin nasıl olduğunu biliyoruz: Türkiye artık kabına sığamıyor.. Herhangi bir önemli sorun, eğer bizi uzaktan da olsa ilgilendiriyorsa, bizim katkımız olmadan çözülemez.. Türkiye artık büyük ve dikkate alınması gereken bir ülke..

[Örnek olsun diye bugün çıkan bir yazıdan kısa bir bölüm aktarayım: 

“(..) konjonktürel durum Türkiye’de sistem değişikliğine gidilmesine yol açtı..

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile birlikte siyasi ve ekonomik istikrar yakalandı..

Ardından hızla silah sanayi millîleştirildi..

Türkiye bölgesinde sonuç alıcı kapasitelere ulaşmasını bildi..

Sahaya askerî olarak da müdahale edebiliyor..

Bölgesel çatışma sahalarında çözüm üreten ülke olarak anılıyor..” (Siyahlar yazara ait.)]

İçeriden bakılınca durum genellikle böyle görünüyor.

Dışarıdan bakanların gördüğü ise çok farklı.

Sorunlar var ve Türkiye sorunların parçası…

Acaba bu görüntü bizler için iyi mi kötü mü?

Onun özeti de şu: Görüntü, iç siyaset açısından iktidar cephesini olumlu etkiliyor, çekirdek destekçi tabanı sağlam tutmaya yarıyor ve bunun seçimlere de yansıması beklentisiyle 2023 ve 2071 gibi yakın-uzak hedefler gözetilebiliyor. Buna karşılık, dışarıdan bakanlar, gördükleri manzaraya bakıp tavır alıyorlar. İttifak ilişkileri sorgulanıyor, aralarında yaşayan Türklere bakışları olumsuzlaşıyor, yeni yatırımlar bir tarafa var olan yatırımların sonlandırılması düşünülüyor. [Suudi Arabistan Türk mallarına ambargo koydu. Ne oldu da koydu ambargoyu Suudi Arabistan?]

İçeriyi elde tutmak önemsendikçe, dışarısı kaybediliyor…

Son bir soruyla konuyu kapatayım: Dışarısının kaybedilmesinin maliyetinin taşınamayacak kadar ağır olduğu ortaya çıkarsa içeriyi elde tutmak mümkün müdür?  

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. Dinciler ile ‘bazı’ (muhafazakarlar, liberaller ve sosyalistler) bir konuda ortak bir görüşe sahipler ve o konuda da ortak bir hata yapıyorlar.

    Ortak görüşleri : “Atatürk devrimleri tutmamıştır, kalkınamayışımızın nedeni budur”. Bu çevrelerde başka bir görüş de ‘ulus-devlet’ kavramının din düşmanı veya faşizan bir şey olarak görülmesi ve bugün yaşanan Kürt sorununun da sorumlusu olarak değerlendirilmesidir.

    Hadi ABD cumhuriyet olarak kuruldu, onu bir kenara koyalım. Fakat diğer gelişmiş ülkeler de tıpkı Türkiye gibi 1920’li yıllarda cumhuriyet rejimine geçtiler. Bir onlara bak bir de Türkiye’ye, demek ki Atatürk cumhuriyeti yanlış esaslar üzerine kurdu ki onlar gibi gelişemedik diyorlar. Bir de şöyle diyorlar ; Japonya ve Çin alfabelerini milli kültürlerini korudu ama yine de kalkındılar. (Almanya 2. Dünya savaşında yerle bir oldu ama yine de kalkındılar falan da diyorlar)

    Bunların yaptıkları ortak hata değerlendirmeye 1923’den başlamalarıdır. Sanki Türkiye ve bugünkü gelişmiş ülkeler 1920’lerde eşit şartlardaymış gibi düşünce! üretiyorlar. Onlara tavsiyem siyasi tarihi biraz daha ayrıntılı okumaları yanında buna paralel olarak mutlaka bilim-teknoloji tarihi ve kültür-sanat tarihi de okumalarıdır.

    “Rockefeller ticari imparatorluğunu kuran John D. Rockefeller 1839 yılında doğmuş, Mustafa Kemal’in doğduğu 1881 yılında büyük bir sanayi ve ticaret devi olmuştu. Cumhuriyet kurulup atılımlara başladığı 1930’larda 2. Sanayi devrimi bitmiş 3. Sanayi devrimi (elektrik-elektronik) başlamıştı. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlıdan böyle bir miras devralmadı”. Cumhuriyeti eleştir Osmanlıyı eleştirme, sonra da fikir üretiyorum de. Bu tavır aşikar bir gericiliktir!

    Ulus-devlet konusunu da başka bir yorumda ele alacağım.

    • Dindar muhafazakar aydınları, kimi liberallerle kimi sosyalistleri buluşturduğunu düşünüp bunların “ortak görüşü” olarak dile getirdiğiniz şey (“Atatürk devrimleri tutmamıştır, kalkınamayışımızın nedeni budur”.) hem kaba, hem de yanıltıcı, Fatih Bey.

      Benim öznel durumumla ise uzaktan yakından ilgisi yok.

      “Atatürk devrimleri” olarak anlatılagelen söylem ve hedefler, benim, liberallerin ezici çoğunluğunun zaten sorgulayıp ilkesel olarak karşı çıktıkları anlatılar ve hedefler. (Bugüne kadar ‘Atatürk devrimleri’ denilen şeye kem ya da kuşkulu yaklaşan tek bir sosyaliste rastlamış değilim. Türkiye Komünist Partisi (TKP), Türkiye İşçi Partisi’nden Deniz Gezmişci TİKKO, Mahir Çayancı THKP-C geleneğine, oradan Hikmet Kıvılcımlı, Milli Demokratik Devrimci Aydınlıkçı ya da Mihri Belli’ci tekke ve cemaatlere varıncaya kadar, tüm Türk sosyalist hareketi garabeti sıkı biçimde Kemalisttir. Türkiye’de M. Kemalci olmadan sosyalist olamazsınız. Bu güruhların bir kısmı M. Kemal’in din karşıtlığına ve Kürt düşmanlığına bayılır (başta TKP) ve onu öne çıkarır, suni-dengeci, kır ve şehir gerillacı sosyalist mezhep ya da tarikatlar ise onun asker, komutan vasfına hayrandırlar.)

      Basitçe yinelemek gerekirse: Dindar aydınlar, sol-demokratlar ve demokratlar, ‘Atatürk devrimleri’ dediğiniz şeye hiç olumlu bakmadık ki, bu devrimler başarısız kaldılar, hedeflenmiş olan ‘kalkınma’nın uzağına düştüler diye homur homur olup M. Kemal’e şarlayalım.

      Meselemiz, pek çoğumuz açısından, düşünsel, ahlaki, ilkesel.

      İlkesel ve düşünsel itiraz (1): Hayat, “anlam dünyaları” inşa edilerek katlanılır kılınır. Herkes hayatın anlamını modernlikte, laikçilerin hastalıklı takıntısı olarak “kalkınma”da bulnması gerekmiyor. Her ülkede ve dünyada, anlam evrenleri çokludur. Bir kısmı melezleşmiştir. Düzinlerce kültür toplulukları vardır, düzinelerce siyasal ütopya vardır.

      Hiç kimse, “Benim anlam dünyam seninkine 10 basar. Hem benim anlam dünyam ilerici, seninkisi ise gerici ve değersiz” diye ortalığı yaygaraya veremez. Bunu yapabilir elbette. Yaptığına da “meczupluk hali” demek gerekir.

      “Herkes benim anlam evrenimi paylaşacak!”

      İyi de niye? Ve, niye, benim, onun, ötekinin değil de senin anlam evrenin doğru ve değerli?

      “Çünkü, ben Mustafa Kemal’im.”

      “İyi. Ben de Bernar’ım.”

      “İyi güzel de ben olmasam olamazdınız, vatansız kalır hiçleşirdiniz. Sen olmasan kimse olmadığının farkında bile olmazdı. Sahildeki milyonlarca taştan birisin. Kıymet-i harbiyen de o kadar. Fark bu. Şimdi bırak cart curt etmeyi, takıl benim anlam dünyamın ve hedeflerimin peşine. Devletçi ol. Milliyetçi ol. Taş dahi atmadan ‘Ne mutlu Türküm’ de, ve mutlu ol.”

      Adı ister M. Kemal ister başka bir şey olsun: Azaptır birisi tarafından böylesine saçma sapan bir diyaloğa muhattap kılınmak. “Elinde silah olmasaydı görürdüm ben senin entelektüel, ahlaki kaliteni. . .” demek istersiniz, diyemezsiniz.

      İlkesel ve düşünsel (2): Devrim fikriyatının her türü, özsel olarak (esas olarak ve doğası gereği) otoriterdir. Çoğuluculuktan ve demokrat zihinden hem çok korkar, hem tiksinir. Şiddetin şu veya bu biçimine bulaşmadan yapamaz. İster kurduğu mahkemenin adı “engizisyon” olsun, ister “İstikal Mahkemesi”. Aynı ilkellikten muzdariptir. O şiddet, her zaman, kendi anlam dünyasını kabul etmek istemeyenlerden önce ve ilk olarak, ayın yolun yolcularını vurur. Devrimler tarihi, bir boyutuyla, deevrimcilerin birbirlerini palamut gibi doğramalarının tarihidir -öyle değildir diyecek olan beri gelsin.

      Devletçiliği bir devrim söylencesiyle kutsamak: Bu, askerlerde sık görülen, kendi iktidarını meşru kılmak için girişilmiş bir sazan avcılığıdır.

      Siviller de onlardan kopya çekip aynısını yapar.

      Öyle ya, devlet sen olacaksın, devleti sen temsil edeceksin ki, eleştirilmeyip yüceltilesin. Kim canını sıkıyorsa, at içeri. Kim rekabete kalkışıyorsa, vur boynunu. Milyar dolarla oynayanlara vergi affı ver, aldığı asgari üçretin üçte ikisini ev kirasına gömen mazluma daya vergileri. Gıkı çıkınca da, “Hayırdır, kaşınıyorsun galiba. Devlete karşı çıkmak mı maksat?” diye korkut, sustur. Konuştuğu dili, kültürünü mü haz etmiyorsun. Ez gitsin. Ne olsa devletsin.

      Arzu ettiğin her haltı yiyebilmek için, iktidarını, ayrıcalığını ve zenginliğini devlet kutsayıcılığı aracılığıyla dokunulmaz, erişilmez, eleştirilmez kılarsan, ezip inim inim inlettiklerin de, aynı ayrıcalıklara sahip olabilmek için, gizli açık akla gelebilecek her yolu denerler devleti ele geçirmek için. Bize de, Avrasyacı, Ergenekoncu, Cemaatçi, NATOcu diye doğru yanlış bir ton rekabetçinin savaşları üzerine tahlil ya da müneccimlik yapmak düşer.

      Devlet olarak kalabilmek için, yedirip beslemek zorundasın. Hürriyet’in pop Ahmet Hakanı’nı besledin, sonuç aldın. İşveren sınıfını besledin, YEP’e tam desteğini kazandın. Besleyip yedirdiklerin, besleyip yedirdiğin için, destekçin, yalakan olurlar. Liyakat bilmem ne de güme gider. Toplum yoksul kalmaya devam eder. Yolsuzluk, talan, harmicilik toplumu çürütür. Bir hastane inşa ediyorsan karşılığında 16 hapishane inşa etmeye başlarsın.

      Tamamen ve su katılmamış bir Batı icadı olan “milliyetçilik” safsatasına girmiyorum bile.

      Velev ki, kısmen haklı olun. Benim gibilerin de ereğinin ve arzusunun “kalkınma” olduğunu var sayalım.

      Hiç böylesine ilkel, cahil, gerici bir hayat kavrayışı ve dünya görüşünden “kalkınma” çıkar mı, Fatih Bey?

      • Bugünün şartları ve değer yargılarıyla 1920’leri değerlendiriyor gibisiniz. Sevr dayatmasından büyük ve zorlu bir mücadele ile kurtulunmuş. Osmanlıdan devralınan enkaz var ve okuma oranı %10. Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek istiyorsun Şeyh Said isyanı çıkartıyorlar. Osmanlıdan kalan binlerce yabancı misyoner okulu var, kapılarının üstünde haç asılı, ülkeye hakim değilsin… Özetin özeti bile bu yoruma sığmaz. Bu şartlarda katılımcı demokrasiden bahsetmek tam bir ütopyadır. 🙂 Mustafa Kemal kendisine hayır dualar etmemiz gereken büyük bir liderimiz ve kahramanımızdır.

        • Hadi sizin dediğiniz gibi olsun, Fatih Bey. Diyelim, ‘o günün şartlarında’ katılımcı demokrasiden söz edilemezdi, bu tam bir ütopya olurdu.

          Kestirmeden bugün’e gelip size soralım: Bir asır sonra bugün katılımcı demokrasiden söz edip bunu önerebilir miyim, önerebilir miyiz?

          Aha da buraya yazıyorum:

          “Ömür biter Sevr bitmez” “Sollamaya kalkma, liboşlaşma” türü bilimum dövizle donattığınız Nuhnebi’den kalma külüstür devlet kamyonunu üstüme üstüme süreceksiniz!

  2. [Suudi Arabistan Türk mallarına ambargo koydu. Ne oldu da koydu ambargoyu Suudi Arabistan?]
    diye soruyor yazarımız;
    Kendi vatandaşları olan ünlü bir gazeteciyi istanbuldaki kendi sefarethanelerinde kesip biçtiklerini türkiye suçüstü yaptığı için olabilir!
    Kim kime ne ambargosu koyarsa koysun hala aramızda hacca gitmeyi düşünenler varsa elektrikli testereyle doğranmayı da göze alsın bi zahmet…

  3. Sayın namlı millet evinde bioatıklardan kompostgübre üretiyor siz hala allahın isveçi çöp ithal ediyormuş diye yeregöğe koyamıyorsunuz; biz de saman ithal ettik demediğiniz laf etmediğiniz küfür kalmadı!
    Katı atık ayrıştırma ve geridönüşüm tesislerimiz bugün anadolunun en mahrumiyet bölgesi denilen şehirlerinde bile mevcuttur, hem de ab standartlarında!
    Dünyadan haberiniz yok hadi neyse de memleketten hiç haberiniz yok!

  4. Dünya artık eski dünya değildir , adeta avuç içi kadar küçüldüğünü söylemek mümkündür . Saatlerle ifade edilebilecek kadar kısa bir sürede dünyanın bir ucundan diğer ucuna gidip gelinebiliyor.Yine dünyanın herhangi bir noktasında olan biten her şey anında her tarafta hem de görüntülü olarak seyredilebiliyor , duyulabiliyor .Bu durumun olumlu yansımalarının yanında gayet tabii ki şu anda içinde bulunduğumuz salgın hastalığın yayılması gibi bir çok olumsuzlukları da vardır .Bu bakımdan dışardan nasıl görüldüğümüz veya dünya kamuoyunun hakkımızdaki samimi ve gerçekçi kanaatleri önemlidir .Bu kanaatleri ayıklayıp gerçekçi olanları devlete bildirmek de dışardaki elçilik mensuplarının , gereğinin yapılması da devletin görevidir .Ancak bütün bunlardan önce aslolan ve çok çok daha önemli olan bizim , ülke içindeki bütün problemlerimizi ; iktidarıyla , muhalefetiyle ve samimiyetle , ahlak ilkeleri çerçevesinde , hak hukuk ve adalet çerçevesinde , medeni bir devlete yakışacak şekilde çözüme bağlamaktır ! Cumhuriyetten bu yana 100 sene geçti ancak hala havanda su dövmeye devam ediyoruz ! Bunun müsebbibi gelmiş geçmiş bütün siyasetçilerdir , bu gün hala en basit sorunlarla uğraşıyor olmamızın günahı vebali onlara aittir !Denebilir ki ‘ Yahu arkadaş bunlar hiç mi iyi şeyler yapmadı ‘ ! Evet , doğrudur gayet tabii ki devletin de işlerliği sayesinde iyi şeyler de yapılmıştır ! Ama her şeye rağmen bu günkü halimiz de ortadadır, bunun sorumlusu ben değilim herhalde ! Çok basit ve ibretlik bir örnek verip konuyu kapatacağım : İsveç’de ülke genelindeki bütün çöpler fabrikalarda işlenmekte ve dönüşüme tabi tutulmakta, kafi gelmeyince de komşu ülkelerden ÇÖP ithal edilmektedir ! Hale bak Yarabbim ! Herkese selam ve saygılar .

    • Cumhuriyet Osmanlıdan ne miras aldı. Sorun orada. 100 yıl önce Batı Avrupa ve ABD 2. sanayi devrimi dönemini bitirip 3. süne başlamak üzereydi.

  5. Türkiye’de, işitilme olanaklarınız daraltılmış ve azaltılmış da olsa, işi hakarete vardırmadıkça, Erdoğan dahil herkesi eleştirebilirsiniz. Nitekim, Ortaya Karışık, Kendine Muhabir gibi neredeyse gündelik program yapan sokak ropörtajlarında, iktidara, “Alayı hırsız”, “Bunların hepsi yalancı” diyebiliyor roportaj veren sıkı muhalif yurrtaşlar. “Sliivri soğuktur, ben bir şey söylemesem iyi olur”, dikkate değer oranda, bir abartı.

    Yapması gerçekten zor ve ciddi potansiyel risk taşıyan, muhalifinden yandaşına varıncaya kadar herkesin birleşip sizi hissedilir bir heyecanla ve özgüven duygusuyla yalnızlaştıracakları şey, “devlet” dediğimiz şeyin kendisini tartışmaya açmaktır.

    Devletin, kendisini tartışmaya açılmasından koruyup sakınmak için, sansüre, ifade özgürlüğünü kısıtlayıp daraltan kanunlara ihtiyacı yok. Bu, CHP’lisinden, AK Partili’sinden MHP ya da iyi partisine kadar, bildiğimiz bütün partilerin seçmenlerinin gönüllülükle talip oldukları ‘ulusal’ görev. Devleti tartışmaya açmak cüreti gösteriyorsanız, daha kafadan, yalnızlığınızı kabullenmek, usturuplu ya da usturupsuz, size ayar vermeyi hedefleyen söylemlerin muhattabı olmaktan kaçamayacağınızı bilmek zorundasınız. Birisi Marksist geçmişini hatırlatıp oradan işlerken, bir diğeri, Atatürkçülüğün ilkeleri üzerinden, “Çok ileri gitmeyelim, çizgiyi aşmayalım. . .” demeğe getirecektir.

    Bu girizgahtan sonra, sözü yine, önceki gün tek bir cümle ile değinip geçtiğim haber başlığına getirecek, bu defa söz konusu haber üzerine çok cümle kuracağım. Kendisine varmayı planladığım temel argüman ise, açıkça şu olacaktir: Atatürkçülük, ilkel ve gerici bir ideolojidir. Mevcut siyasal partilerin hepsinin mayasında Atatürkçü ideoloji vardir.

    Üç gün önce Karar Gazetesi’ne yansımış olan haber başlığı şu şekildeydi:

    “İş dünyasından YEP’e (Bakan Albayrak’ın açıkladığı Yeni Ekonomi Politikası) tam destek.”

    Haberin içini okumak için haber başlığının üstüne tıklamadım.

    Yorumlar sayfasının müdavimi olanlarımız, artık üç aşağı beş yukarı, her bir müdavimin kullanıcı isminin ardındaki siyasal eğilimi, üç aşağı beş yukarı biliyoruz. Benim zaman zaman yaptığım gibi, CHP’ye yakın olduğunu düşündüğünüz bir yorumcu arkadaşımız, CHP’li olmadığını söyleyebilir. Söylediği doğrudur. Ama, Atatürkçü olmak, ya da, M. Kemal’in eylem ve söylemlerine sahip çıkmak için kendinize Atatürkçü demeniz, CHP’ye ov vermeniz gerekmiyor. Bir kaç istisna, büyükçe partilerin hepsi M. Kemal zihniyet ve perspektifine sahip çıkıyor.

    Sermaye (işveren) sınıfını içine almayan bir devlet kuramı olabilir mi?

    Buna, ikinci bir soru daha ekleyelim:

    ABD ve Avrupa ülkelerindeki siyasal gelişmleri, dünyanın yüz yüze olduğu küresel meselelerin ardında sermaye sınıfını, teknoloji devlerini, Soros’ları, Bill Gates’leri bulup kulağından çeke çeke onları görünür kılınacakları ışığa doğru sürüklemekte birbirleriyle yarışan Atatürkçülerimiz, AK Partililerimiz, seküler milliyetçilerimiz, sofu dindarlarımız vs. NEDEN iş Türkiye’ye geldiğinde, kimileri için sayısı ‘düzinelere varan yorum metinlerinde, bir kez olsun, yorum ya da değerlendirmelerine Türkiye’deki sermaye sınıfını dahil etmiyorlar?

    İktidar yanlısı ya da değil, Gülen Cemaati ya da CHP sempatizanı, ya da kategorize edilemez muhalif yorumcular: Namzetlik de olsa, bir kez olsun Türkiye’nin sermaye sınıfını da siyasal süreç değerlendirmelerine dahil etmiş arkadaşımız var mı?

    Batılı sermaye sınıfı, koca koca çok uluslu şirketler, teknoloji devlerinin başındaki kapitalistler, bunlardan bir kısmına sorarsanız, katmışlar önlerine bütün bir dünyayı, burnundan tutup istedikleri yere çekiyorlar, Türkiye dahil pek çok kötücül komplonun arkasında Batı sermayesi (ve elbette Yahudi sermayesi!) var.

    Bu niye böyle?

    Bütün siyasal partilerimizin M. Kemal’in çizmiş olduğu zihniyet, Cumhuriyet’i üzerine inşa etmiş olduğu ulus-devlet tasarımı dolayısıyla böyle.

    Bizdeki sermaye sınıfı, devlet beslemeli sermaye sınıfıdır. Devletten beslenir.

    Ordu ve yüksek yargı bürokrasisi, siyasetçi sınıfı ve sermaye sınıfı.

    Gerici Atatürk ideolojisinin üzerine inşa edilmiş olduğu saç ayağı budur.

    Bizim devlet beslemeli, devlet bağımlısı sermaye sınıfımızı Batı’nın sermaye sınıfından ayıran şey de esas olarak budur. O nedenle gerici devlet ideolojisinin gönüllü taşıyıcısı olan gerici bir sınıftır. Bu, bugün de böyledir.

    İyi eğitimli gençler ülkeden ayrılmka peşindelermiş. Beyin göçü veriyormuşuz: Niye umurlarında olsun ki?

    Zaten sorunlu olan demokrasimiz geriliyormuş: Niye umurlarında olsun ki?

    Erdoğan’ın dini hamaseti laikliğin altını oyuyormuş: Niye dertleri olsun ki?

    Kendilerinin de reddetmedikeri üzere, İstanbul sermayesinin en baba holdinglerinin karları, Erdoğan’ın AK Parti’nin egemeni haline geldiği yıllarda, daha önceki iktidarların döneminde olduğundan da yüksek oranlarda arttı.

    İş başındaki iktidar, kenidlerine istediklerini verdiği sürece (yüksek karlar, ballı devlet teşvikleri, manyaklık düzeyinde vergi afları, vs.) Erdoğan’ın iktidarı olmuş, Kılıçdaoğlu ile Akşener arasında paylaşılmış: Umurlarında olur mu?

    Avrupa yaşlanırken, bizim için dikkate değer bir potansiyel avantaj olmasına karşın, genç nüfusumuzdan yararlanamıyormuşuz. Gençlerimiz işsizmiş. Eğitim sistemimiz yaz boz tahtasına dönmüşmüş: Kendi çocularının geleceği en az üç kuşak güvencede iken, seçkin Avrupa üniversiteleri arasında tercih yapmakta zorlanırlarken, neden umurlarında olsun ki gençlerin ve eğitim kalitesi halleri?

    Bizde siyaset düzenimizin neden değişmeden kaldığına, ordunun ve işveren sınıfının neden siyasi, ekonomik çözümlemelerin dışında tutulduğuna bir de bu pencereden bakmak gerek.

    O zaman, “İş dünyasından YEP’e tam destek” haberinin anlamını daha iyi kavrarız.

    Asker sınıfının ve sermaye sınıfının bütün çözümlemelerden, yorumlardan, eleştirilerden ari olmasının nedeni, M. Kemal’in bizatihi kendisini de içine alan gerici devletin ve gerici devlet ideolojisinin bizatihi kendisidir.

    AK Parti’nin bir kitle partisi olarak ortaya çıktığı yıllarda, bütün bir medyanın tepikleyelim diye önümüze “Yeşil Sermaye” diye attığı, devletle iş görmeyip doğrudan üretim-ihracat üzerinden para kazanan sermaye guruplarına yönelik laik İstanbul sermayesi düşmanlığına da böyle bir pencereden bakılabilir.

    Bu gerici ideoloji ile hesaplaşılmadığı sürece, bu asalak ve bağımlı sermaye sınıfı her iktidarda semirmeye devam edecek, Batı sermaye sınıfının aksine, sivil toplum ve demokrasinin hilafına, devletin arkasında duracaktır. Çünkü, doğuşu ve serpilip gelişmesi itibarıyla, M. Kemal’in devletinin ve Kemalist ideolojinin has çocuğudur.

    Sayın Koru’nun üzüntü ve kaygıyla karşıladığı kötüleşen resmimiz, bu adam ve bu kadınların zerre kadar umurunda değildir.

    Allah devlete zeval vermedikçe, bunlara da zeval vermeyecektir.

    • Atatürkçülük ilkel ve gerici bir ideolojidir derken onun ulus-devlet projesinin sizin temel karşı çıkış noktanız olduğu sonucuna vardım. Yani sizce esas sorun ulus-devlet gibi gözüküyor. Diğer sorunlar ya onun içinde veya onun bir sonucu.

      • M. Kemal’in (ve kendisinden sonra gelenlerin) ulus-devlet bağlamındaki toplum mühendisliğini, esas sorunun kendisi değil, esas sorunlardan bir tanesi olarak görüyorum.

        En temel itirazım, zihniyete ilişkin. Çoğulculuğun karşısında, tekçi (benci, ben merkezli, ben bilirimci), otoriter bir zihin. Toplum ve toplumu oluşturan insan hayatlarının, onların anlam ve değer dünyalarının zerrece kıymeti harbiyesi yok. Toplum ve insan hayatları, onun zihin ve duygu dünyasında, keyfiyetine göre yoğurup şekil verebileceğini düşündüğü bir hamur yığını.

        Demokrat zihniyetle taban tabana zıt, ahlaki açıdan hayli sorunlu bu. Ve kaçınılmaz olarak da gerici. Gericilik, basitçe, toplumsal gelişmenin önünde ayak bağı olmak. Bu anlamda çok açıkça gerici. İster 30, ister 50, ister 1 asır verin: Sorunları çözemiyor, sorun biriktiriyor.

        Bugün bir başka yorum metninde dilim döndüğünce açıklamaya çalıştım.

  6. Türkiye devletini idare edenlere akıl hocalığı yapanlar arasında ülkemizi Rusyanın işgaline hazırlayanlar var. bunu bilerek mi yoksa bilmeden mi yapıyorlar bilemem. bu işgalin vukuunda da müdahale etmemesi için batı dünyasını “ne yaparsanız yapın,bizi bu işe bulaştırmayın” demeye zorlayan/çalışan birileri var. böyle bir hadisenin gerçekleşmesi halinde bu en çok ABDnin işine yarar. artık Erdoğan hükümetinin bunu görmesi lazım.

  7. Gerçekten güzel yazmışsınız. Fakat şu soruya da cevap verin lütfen.
    “Keşke Yunan kazansaydı” diyen kişi hakkında ve bu kişiyi manevi büyük görenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

      • Siyasi partiler veya kişiler futbol takımı tutar gibi tutulmaz .Yanlış varsa
        babamın oğlunu bile ilk darağacına ben gönderirim .Benim insanlık anlayışım ahlak anlayışım böyledir. Biz böyle gördük Bu soruyu kendime hakaret kabul ederim .Biraz şahsi oldu ama maalesef böyle .Yunan kazansaydı diyecek şahsın türklüğünden şüphe ederim ve suratına tükürürüm.

    • ben rahmetli Kadir Mısırlıoğlu’nu sık sık dinleyenlerdenim. makul düşünceleri olduğu gibi bana makul gelmeyen düşünceleri de var. sizin itiraz ettığiniz konuşmasına ben de itiraz ediyorum. ama bunları hangi saikle söylediği de çok önemli. anlamaya çalışmak en güzel tavır olur sanırım.

  8. Baskıcı yönetim de olsa içeriden destek almak zorunda. İçerideki destek için kullanılan yöntem hamaset. Hamasetin varacağı nokta ise karşısındakini dikkate almadığı için, empatiden tamamen yoksun olduğu için çatışma ve savaş.
    Çatışma ve savaş ta bir ilişki biçimi .Üstelik uluslararası.

  9. Sayın yazar… Son bir kaç yıldaki tutumunuzla tam tamına zıt olsak da entellektüel birikiminize saygı duymamak mümkün değil. Son bir kaç aydaki yazılarınızı okurken aklıma hep şu soru geldi.. tespitler üç aşşağı beş yukarı doğru da çözüm ne sayın yazar. Evet çözüm nedir. Anladık siz idareci olsanız yada sizin arkadaşlarınız idareci olsa farklı bir politika güderdiniz. Ama ne yapardınız. Bir yazınızda da bunlara değinseniz çok iyi olacak. sorunların kaynağının istisnasız içeride olduğunu söylemek ne kadar insaflıca. Özürlerimle artık tarafsız yazdığınız da söyleyemeyeceğim. Hakkınızdır. Herhangi bir tarafta da olabilirsiniz yahut bitaraf da olabilirsiniz. Lakin her şartta çözüm önerisini ortaya koymanız gerekir eğer ki her şart ve zeminde devleti yönetenlerin yanlış yaptığını düşünüyorsanız. Bunu beklemek okurun hakkıdır. Hele de bu Azerbaycan meselesinde yazdıklarınızdan sonra sizin Abdullah Gül yahut Ali Babacan taraftarı olduğunuzu söylemek bile zorlaştı. Valla onlar bile başka türlü davranamazdı. Şimdiki idarecilerin yaptığından daha farklı yapılabilecek ne vardı ki Türkiye için. Bırakın dün koraltan köprüsünde Azerileri Ruslara teslim eden CHP bile bu gün azerlerin yanında siz karışmayalım diyorsunuz. Ayrıca zaten karışmadık da. Silah satmak niye suç olsun. Silah üretmek ve bize saldıranın yahut hakkımızı gasbetmeye çalışanın önüne gemilerimizi çekmek niye suç olsun. Sanki Yunan şakilleri Akdenizdeki rantı paylaşalım dedi de biz mi hepsi bizim olsun dedik. Adamlar hepsini istiyor biz de vermem diyoruz. Siz diyorsunuz ki diplomasi diplomasi. Kardeşim vermiyorlar. Siz hep Türkiye’yi eleştiren yazılara dikkat çekiyorsunuz. Niye Yunan basınındaki kendi hükümetlerine eleştirilerinden bahsetmiyorsunuz. Eleştiri konuları ne benden daha iyi bilirsiniz. Öyle az buz da değil. Yunan basının tiraj olarak okunurluk olarak çok büyük kısmı hükümeti Megali İdea ya sadık olmamakla suçluyor. Üstelik milletvekillerinin önemli bir kısmı da aynı şekilde. 15 Temmuz gecesi Yunan savunma bakanının şu itirafı aklıllardan çıkmasın.”Türkiye’ye saldırmak için bundan daha iyi bir fırsat olamaz. Keşke ekonomimiz bir kaç ay sürecek savaşa yetebilseydi” diyordu o günlerde. Bu adamlar pusuda bekliyor ne çabuk unuttunuz. Bayan mitterand ı hatırladınız m, hani şu PKK lıların annesi olan. Şimdiki Cumhurbaşkanının karısı bayan Macro un daha farklı düşündüğünü mü iddia edeceksiniz. Yada Joe Biden “Türkiye’de ki adalet sistemi kötü olduğu için mi” Tayyip Erdoğan ın başkanlığı kaybetmesi ni istemektedir. Sizin yazılarınız dan hatırladığım Albay Oliver North benzeri tipler şu an değişik ülkelerde yokmudur. Onların görevi ABD ve AB nin resmi tavrı olan ” Dünyaya demokrasi ve barışın egemen olması mı” dır. Tayyip Erdoğan tek adam yönetimini sever. Tayyip Erdoğan kendi adamlarını kayırır. Tayyip Erdoğan yolsuzlukları görmezden gelir. Adalet sisteminin bozulmasını umursamaz. Hırslıdır. Lakin üzgünüm ama bu ülkeyi de en az sizin kadar sever. Politikayı da bazı selefi kafalılardan eski tüfeklerden az bilmez. Sözüm sadece yazara değildir.

    • Güzel yazmışsınız.aynı fikirdeyim . Elin almanı PKK ya silah verir sorun yok ama siz onun silahını teröriste karşı kullanamazsınız . Adam karabağ ı işgal eder ama siz işgalden kurtarmak için destek olamazsınız. Maalesef durum bu .Öz eleştiri yapmak lazım neden herkes Erdoğan nın üzerine bu kadar gidiyor. hataları söylemek farklı bir şey O gitsinde sonra ne olursa olsun farklı birşey

    • Bu yorumunuzun çoğuna katılıyorum. Lakin Erdoğan’a neden katlanalım onu anlayamadım. Erdoğan’ın henüz dış politikada somut bir başarısı yok. Başarısızlıkları ise diz boyu! Propaganda ayinlerinden uzak durmak lazım.

    • Şerif bey Erdoğan’ın “iktidardan düşersek halimiz nice olur” korkusu yaşayan partililere “Venezüella ya bakın, Maduro iktidardan düşme korkusu yaşamadan devam ediyor. Suriyeye bakın! adamların başına gelmeyen kalmadı, ama Esad hala iktidarda. Esad iktidarda kalmayı başarıyorsa ben hayli hayli başarırım. iktidarı kaybederiz endişesine girmeyin ” diyerek yakınlarına terapi yaptığı kulis belgisi olarak konuşuluyor.

      Şerıf bey bidaha söyler misiniz Erdoğan neyi seviyormuş.

    • Erdoğan hatalar yapmaktadır. Erdoğan yanlış işler de yapmaktadır. Ama iş karneye gelince Erdoğan’ın not ortalaması ülkemiz yakın tarihinde onunla kıyaslanabilecek siyasilerden çok iyidir. Elbette bence böyle. Muhalif seslerin sorunu Erdoğan’ın her yaptığının yanlış olduğunu düşünmesi dir. Bu düşünce ortaya doğru çözüm koyamaz. Üç gündür sırf Türkiye devleti topraklarını işgal eden ve bunun üstüne utanmadan hala Azerbaycan a saldıran Ermeniler karşısında Azerileri desteklediği için Erdoğan’a saldırıyor bir çok muhalif kalem ve muhalif ses. Bunun mantıksızlığını anlatmak istedim. Ve bende bu düşünceye isyan ediyorum. Erdoğan kimle zıtlaşsa yahut neyin karşısındaysa bizim muhalifler mutlaka orda duruyor. Bu ne kadar mantıklı? Herkes bilimsellikten dem vuruyor. Bilim bu yaptığınıza ne diyor peki ?

  10. Evde tek başına’yı oynuyor TR sanki anlıyorum her nedense.
    Ne arapmilletleriyle nede Avrupalılarla anlaşamayan haylaz çocuk gibi hisseder oldum kendimi.
    Eskiden hic olmazsa temiz ve pahalı giyer, zengin havası yaratırsam batının zengin kızları beni beğenir, belki içlerine (AB) diye bir ümid vardı. Hatta içgüveysi bile..
    Derken komsu kızı Fettossu kafaya alan Ceaerr denen keferenin oğlu bir ışık yakmış, ışığı gören o tarafa seyirtmis adeta. Az kalsın..
    Bizim bir komsu eskiden deden kadı imiş, demekki halife de size yakışır demeye kalmadan,
    Birde baktım ki kafkaslara doğru yol alıyorum, Şeyh şamil hikayeleriyle büyümüş, sarıkamış acısını bir cümlede geçmişim yıllarca. Ne Enver’i ne ermeniyi sormadan, soruşturmadan.
    Daha düne kadar büyük devlet korkusu yayan yabancı gazete manşetlerini unutmayalım.
    Suriyenin ırakın kuzeyini, balknları, kıbrısı, (hatta şam da cuma namazı skandalını) haritada bizim gizli emelimiz olarak manşetten veren sayfaları masum! Sanmayalım.
    Bunları “senden çok korktukları için” yaptıklarını sanan geniş bir cehalat gruhu peydahlanmış olduğu için belki de yanılsamamız.
    Tarih dersini sevmezdim lakin, tarihi o kadar çok merak ederdim ki markopolio kimdir diye yirmi sene araştırmalar yaptım (internet falan yok, evliya çelebiyi dahi hezarfenle karıştırılır anlayamazdık). (O namussuz! Hoca Marko kimdir dedim araştır bul dedi hain!).
    Bu yaşadıklarımızın tek bir sebebi, tarihimizi bilmememiz, ondan koparılmış olmamız, ona yabancılaştırılmamız, ondan korkmamız yada utandırılmaya çalışılmamız olabilir mi acaba?
    Dinimizi bile TV den kim olduğu hangi diploması eğitimi aldığı bilinmeyen (hatta öğtretmen vasfını kazanmış mı bilinmeyen) birilerden öğrenmeye mahkum edilmişiz hissine kapılıyorum bazen.
    Okullarda, TV, de (simdi internette) devlet öncülüğünde bunları bilelim de;
    Çocuklar ne internete ne de tablete ekonomik ulaşabiliyor.
    Üçdört asgari ücret fiyata tlf alanlarda elin gavurunun sosyal medya oyuncağı (tuzağı!) na düşmüş zaten. Birileri bunu yasaklamaya çalışıyor görünüp yine onlara hizmet ediyor!
    Tek çare devlet eliyle eğitim kültür sosyal yasam ihtiyaçlarının karşılanması, olumsuzlukların ise
    Tek suçlusu da BİZ’iz, hic kimse değil.

  11. Türkiye nin dış temsilcilik sayısının artmasını,dünya gündeminde Erdoğan dan bahsedilmesini ;Türkiye nin iyi yönde gelişmesinin göstergesi saymak herhalde gerçekleri görmezlikten gelmek demek olur.Erdoğan döneminde,dış temsilcilik sayısı artmış ama dost ülkeler sayısı neredeyse sıfırlanmış.Dış temsilcilikler ne ile meşguller ki dost ülkelerin sayısı sıfırlanmak üzere?Türkiye nin o dış temsilcilikleri, herhalde bulundukları ülkelerin dibini oymakla meşguller.O eski dost ülkeler,durup dururken ne diye 40 yıllık dostluklarından vaz geçsinler?
    Bir devlet başkanının dünya gündeminde fazlaca söz edilmesi o devlet adamının başarılı olduğunu göstermez.Bir zamanlar Hitler için de dünya gündeminde fazlaca konuşuluyordu.Ama sonuçta sadece Avrupa da 60 milyon kişi 2.dünya savaşında öldü.

    ABD çakma başkanı Trump da,hem dünya gündeminden hem de Türkiye nin gündeminden düşmüyor.Trump,başarılı biri mi?Kudüs ün İsrail in başkenti olmasının mimarı değil mi?Filistin konusunda İsrail i desteklemiyor mu?İsrail in güvenliği için çalışmıyor mu?
    Türk ekonomisi diplerde.Kırılgan yapısı ile her türlü baskıya açık.Küresel ekonomi aktörleri Türkiye nin bu kırılgan,zayıf,her baskıya açık ekonomisini baskı aracı olarak kullanıyor.
    Erdoğan başta olmak üzere,AKP iktidarının başlıca taktikleri hamaset ve kabadayılıktır.Hamaseti ve kabadayılığı siyaset aracı olarak kullanmak başarılı devlet adamı göstergesi mi?Şimdi bu bütün olumsuz durumlar Erdoğan ın başarılı bir devlet başkanı olduğunu mu gösterir sizce?
    Türkiye dışarıdan nasıl görünüyor sorusunu,yıllardır dost olan fakat Erdoğan ın yanlış politikaları ile dostluklarından vaz geçen devlet idarecilerine ve onları idare ettikleri toplumlara sormak gerekir.Bugün dünya genelinde, ”Dünyada Türk tehlikesi var” kanısı gündeme oturmuş durumda.Türkiye dışarıda iyi görülseydi eğer,bizzat Erdoğan başta olmak üzee AKP hükümeti üyeleri ve yandaş medya, sık sık dünyada Türk düşmanlığı var söylemi içinde olmazdı.

    Türkiye gerçekten de dışarıdan farklı mı görünüyor?Ne yönde farklı?Sevilecek bağırlara basılacak türden mi farklılık var,nefret edilecek türden mi?Toplum gözünde başarı olarak algılanan geçici başarılarla avunmayın derim.İşte, kendini aldatma burada başlıyor. ” Başarının sırlarından biri, geçici başarısızlıkların bizi yenmesine izin vermemektir.”ABD li Profösör Mark Kay.
    Saygılar.

  12. “Dışarısının kaybedilmesinin maliyetinin taşınamayacak kadar ağır olduğu ortaya çıkarsa içeriyi elde tutmak mümkün müdür?” sorusuna Sn. Koru’nun, -gelinen noktada- ” (zaten) Siz de bunu istemiyor musunuz” diye karşı bir soru sormak gerekmez mi?

    Parlamenter sisteme dönülmesi, yönetim erkelerinin- yasama, yürütme, yargı- ve ayrılığının güçlendirilmesi, popülist uygulamalardan vazgeçilmesi, dış politika uygulamalarının yeniden ele alınması v.b. konuları Sn. Koru, kafalara dank edinceye kadar vurgulamak üzere çok zaman klavyesinin başına geçiyor ya…

    AK Parti ve iktidar ortaklarının iflah olduğu da yok; kendi bildiğini okumaktan vazgeçmeyecek. Seçmen de olanları henüz anlamış değil. Geriye kalan seçenek “içerinin elde tutulup-tutulamaması” olarak kalıyor.

    Acaba?

    Yani; hükümetin iç ve dış politika uygulamalarının maliyeti hepimizin cebini, canını yaktığı anda farkına varacağız galiba. İş işten geçmiş olur mu o zaman onu bilemem.

    AK Parti, “içeriyi” elden çıkardığında, o kimin eline geçecek; CHP’nin, HDP’nin, İYİ Partinin, Gelecek Partisinin..DEVA’nın? Hangisinin? Henüz hiç birinin!

    Mevcut sistem, ittifak yapmayı gerektiriyor. Muhalefet partilerinin bir kısmı ittifak yapmayı sadece -işlevsizleştirilmiş- TBMM’ye üye sokmak olarak anlıyor ve bununla sistemi değiştireceğini sanıyor. Bunun için muhalif liderlerden bazıları CB adayı olmaktan (Akşener, -henüz bir partisi olmasa da M. İnce) ve “kendi partimizin CB adayını çıkaracağız” diyen (Davutoğlu) meseleyi henüz anlamadıklarını gösteriyorlar!

    Bu mümkün mü?

    Mümkün değil. Akşener’in, İnce’nin, Davutoğlu’nun bunu anlamadığını, bilmediklerini söylememiz mümkün değil. Öyleyse?..

    Demek ki, şu konjonktürde “içeriyi elde tutmak” gibi bir kaygı, sorun, seçenek yok ortada, çünkü “içerinin” gidebileceği bir “el” yok. Demek ki, böyle bir tablo var ve sürekli var olsun diye de bir siyaset mühendisliği söz konusu.

    Yeni sistemini -CHS- kaldırıp yerine yeniden Parlamenter sistemi getirmek yine bu sistem üzerinden mümkün olacak. Önce bu sistemde hükümet olmayı başaracaksınız, sonrada projenizi… Bu yeni sistemi oluşturmaya tek başına AK Partinin gücü yetmiyordu ki “içerinin” sonradan iradesine (referandum) başvurularak ancak MHP’nin teklifi ve ortaklığı ile kotarılabildi.

    Zorlaştırıldı!

    Ülke/ler yönetiminde Parlamenter sistem, ‘çok başlılık/seslilik’ dünyanın girdiği bu demde, devletin hızlı karar alıp uygulamasına engel teşkil edeceğinden, devlet/ler için ‘dinlenmeye alınası’ bir sistem konumunda şu anda. Diğer ülkelere baktığımızda da bu böyle. Trump da…

    Hele ‘gevşek parlamenter sistemler’ ile ayrılıkçı hareketlerin olduğu ülkelerde, günümüz dünya konjonktüründen kaynaklı sorunlar nedeniyle parlamenter sistem devlet politika uygulamalarını zorlaştırılıyor; yerine bir nevi sistemsizlik veya başka sistemler ihdas ediliyor.

    Bizde de olan bu: Yeni bir sisteme -aniden- geçildi ve -adettendir- halkın görüşüne! de başvurulmuş oldu.

    2018’de Millet İttifakının CB -aday- adayına geçit verilmedi. Yeniden Parlamenter Sisteme geçişe zinhar yol verilmediği gibi Cumhur İttifaka rakip bir oluşuma da kapılar kapalı ve “muhalefet, ancak parçalı olursa muhalefettir” kabulü tedavüldedir.

    Sanıyoruz ve beyan ediyoruz ki, bütün bunlar Erdoğan’ın başının altından çıkıyor.
    Sivil Paşa Bahçeli ne güne duruyor? 28 Şubat devri daimi devam ediyor ve Devlet, apoletsiz paşa Bahçeli eliyle duruma el koymuş bulunuyor!

    Devletimiz böyle olmasını istiyor!

    İçeridekiler de kim oluyor?

  13. Türkiye sorunlarla boğuşuyor doğru .İç sorunları birşekilde halledeceğiz gelelim dış sorunlara
    ”'[Suudi Arabistan Türk mallarına ambargo koydu. Ne oldu da koydu ambargoyu Suudi Arabistan?] ”Neden aramız bozuldu ? Ülkenizde işlenen cinayet ap aşikar Şeyh hazretleri tarafından azmettirildiğine göre , Türkiye görmemezlikten mi gelecekti? Aynı şey ( allah korusun ) sizin başınıza gelse idi sizce ne yapmalıydık.Ey suud boşver unutalım mı demeliydik. Nerede kaldı insanlık ahlak vs.. ?
    ** gelelim suriye meselesine 4.5 milyon insan sınırınıza dayanmışken kapıları kapatıp ne haliniz varsa görün mü demeliydik ? ey ESAD bunlar senin vatandaşın ister sev ister öldür kapım kapalı mı deseydik ? ( Bu arada yaşanan ciddi ekonomik sıkıntının altında 4.5 milyon suriyeli için yapılan ciddi harcamalar bulunmaktadır. )Amerika bilmem kaç bin tır silahı sınırınıza yığarak al PKK bunları türkiyeye karşı kullan dediğinde sınır ötesine geçmemelimiydik.?
    ** Hergün onlarca askerini PKK şehit ederken EY ırak bu canileri besle elimden birşey gelmez mi deseydik?
    ** Antalya’da sadece balık tutmak için denize girebilme imkanı tanınırken EY Yunan kardeş
    sen dilediğince denizlere hakim ol gazını da çıkar petrolunu de çıkar ben seni seyrederim mi diyecektik?
    ** Adam 30 yıl önce Kardeşinin toprağını işgal etmiş . 30 yıldır saklambaç oynar gibi saklanarak sorun sümen altı edilmiş şimdi halen ara ara kardeşine saldırp can alıyor EY komşu bildiğin gibi yap ben görmüyorum asla ona destek de olmam silah da satmam mı deseydik ?
    Sorunlar böyle peki neden diyalogla çözmüyoruz.Durum ortada 45 yıldır kıbrısı çözebildik mi ? 30 yıldır Karabağ çözüldü mü . 40 yıldır PKK nın akıttığı kan durdu mu ? Cevap verin demekki bazı konular diyalogla çözülmüyor.. Hiç kimse istemez savaşmayı ama mecbur kalınca ne yapacaksın ? Demek yunan izmir i işgal ettiğinde Fransız antebine girdiğinde
    ingiliz istanbulu işgal ettiğinde evimizde oturup nasıl diyalogla çözeriz mi demeliydik ?
    Allahtan o dönem de yaşamamışız.

    • sayın yorumcu 5 milyon mülteci hiçbir ülkenin kaldıramıyacağı bir yüktü ve belimizi büktü ve bizim çocuklarımız bunun sncısını yıllarca çekecek yoksullukla ne yatırım var ne yeni bir iş imkanı sizde görüyorsunuz umarım olanları bu hamaset politikaları ile nereye kadar ülkenin mali ve ticari kaynakları neredeyse dış dünya ve yandaş müteahhitlere harcanıyor zannetmeyin millet bunları görmüyor

        • Türkiye ençok 500 bin mülteci kabul etseydi, kalan 3,5 milyon kişiyi Esad öldürecek değildi herhalde. Erdoğan en son 45 milyar $ dedi Suriyeli mülteciler için. Şimdi o paranın 35 milyar doları hazinede olsaydı iyi olmaz mıydı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız