Dolara takılmayalım, bakandan müjdeler var ve gazetelerde takdir bekleyen yazılar çoğalıyor…

44

Amerika’nın büyük bir ekonomik tökezlemeye doğru gittiği dönemde, ülkenin en zengin işadamına, yakınları, okuduğu gazetelerde yer alan haberler ve değerlendirmelerden olumsuz etkilenerek sağlık sorunu yaşamasın diye, ‘şahsa özel‘ bir gazete hazırlama zahmetine katlanmışlardı.

Hep olumlu haberler ve her şeyin mükemmel olduğuna dair yorumlarla dolu bir gazete…

Böyle bir olayın yaşandığını biliyorum da, yakınlarının büyük zahmete katlanarak özel gazeteyle besledikleri zengin işadamının 1929 büyük buhranı ile karşılaşıldığında ne tepki verdiğini bilmiyorum.

Olay literatüre ‘büyük buhran’ (‘great depression’) olarak geçti.

Tarihine bakıp tesadüf mü, tevafuk mu demeliyim bilmem; olay 29 Ekim (1929) tarihinde borsanın çökmesiyle başladı ve 1930’lu yılların bir bölümünde devam etti. Salıya rastladığı için o güne ‘Kara Salı’ adı verildi. Bunalım sürecinde uluslararası ticaret yüzde 50 azaldı, ABD’de işsizlik yüzde 23’e çıktı. 

Lafı uzatmayayım, ekonomiyle biraz ilgilenmiş olanlar, ABD’de başlayan o darbenin bütün dünyaya yayıldığını ve meydana getirdiği sarsıntıyı bilir.

Pembe gazetede yer almasa bile sarsıntının gürültüsü o işadamının evinden de duyulmuştur.

Eskiden, medyanın söz konusu olmadığı tarihlerde, devleti yönetenler, yanlarındakilerin halkın durumuyla ilgili verdikleri bilgilerin doğruluğunu test etmek için kıyafet değiştirip sokaklara çıkarlardı.

Reklam

Tebdil-i kıyafet teftişe…

Çoğu kez padişah görevi kendisini yaşananlardan ve gelişmelerden doğru bilgilendirmek olan yakın çevrenin doğru olmayan bilgilerle kendisini beslemekte olduğunu fark ederdi…

Bir hesaba göre paramızın değeri

Bu iki konu, ABD’deki büyük ekonomik bunalım öncesi hazırlanan pembe gazete ile tebdil-i kıyafet sokaklara çıkan padişah konuları, sabah sabah bugünün gazetelerine göz gezdirirken aklıma geldi.

Doların 8.20’inin üzerine çıktığını, Euro’nun da 9.70’e yaklaştığını öğrenince…

Sanıyorum birkaç ay olmuştur; ekonomi konulu yazılarını her gün okuduğum yazarlardan biri, reçete haline getirdiği tedbirler alınmadığı takdirde TL’nin yabancı paralar karşısındaki değerinin yılın sonunda nereye kadar düşeceğini hesap etmişti.

Hesabının temeli şu: İki ülkeyi karşılaştırıyor, aralarındaki enflasyon farkını alıyor ve bulduğu rakamı spot kurla çarpıp artış rakamını buluyor.

O zaman, yanılmıyorsam doların yıl sonunda 7.85’e kadar çıkabileceğini hesap etmişti o yazar.

Reklam

Paylaştığım dostlardan “O kadar da olmaz” tepkisi aldığımı hatırlıyorum.

Şimdi 1 dolar 8.20 TL.

Aynı yazar, bugünkü yazısında, hesabını yenilemiş. Vardığı sonuç şu

“Spot kurun 8,15 ve önümüzdeki dönemde Türkiye enflasyonunun %17, ABD enflasyonunun %2 olması varsayımı altında, 17-2=15, demek ki TL en az %15 değer kaybedecektir. O zaman 8,15×0,15=1,22, 8,15+1,22=9,37 kur düzeyine ulaşmak mümkün olabilir.” 

Yazarın öngörebildiği (CAATSA, Akdeniz, Suriye, ihraç pazarları daralması v.b) sorunlara Fransız mallarına boykot ve Türk mallarına bazı ülkelerin boykotu gibi öngörü içerisinde bulunmayanları da hesaba katmak gerekiyor.

Tabii en başta da önü kesilemeyen korona salgınını…

Kim bilir ekonomiyi -dolayısıyla TL’nin değerini- etkileyecek daha ne sorunlarla karşılaşılacak.

Bakanın müjdeleri

Yazının burasına geldiğimde Hürriyet gazetesinin ilk sayfasından verilen şu müjdelere ne diyeceğimi bilemedim:

“Türkiye ekonomisi bir dönüm noktasındadır. Yeni bir sermaye yatırımı dalgası ufukta belirmiş durumda. Türkiye, İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde hızla ön sıralara doğru ilerlemesinin yanında yabancı yatırımcılar ve çalışanlar için de hem kültürel hem de sosyal açıdan pek çok avantajlar sağlıyor.”

Ekonomi bir dönüm noktasında… Yeni bir sermaye yatırım dalgası ufukta belirmiş… Ülkemiz iş yapma kolaylığı endeksinde ön sıralara ilerlemiş…

Müjdeleri duyuran Hazine ve Ekonomi Bakanı Berat Albayrak

Günün neredeyse bütününde ekonomi haberleri veren bir kanalın sürekli izleyicisi olan işadamı bir dostum var. Geçenlerde görüştüğümüzde, piyasaların ekonomi yönetimini sürekli tekzip ettiğini örnekler de vererek bana anlatmıştı. Müjdeler verilirken müjdeyi verenin beklediği piyasaların kendisine olumlu tepki vermesiyse, çoğu kez tam tersi yaşanmaktaymış…

“Bakan konuşuyor, doların değeri TL karşısında düşeceği yerde yükseliyor ve bizler de ekranda an be an bu gelişmeyi izliyoruz” onun tespitidir.

Kendi televizyonlarımıza göz atmayı çoktan bıraktım, fakat yabancı gazeteler ile haber kanallarını izliyorum. Her ülke, en güçlü ekonomilere sahip olduğu bilinenler bile, korona yüzünden ciddi sorunlar yaşıyor ve o ülkeleri yönetenler bunu itiraf ediyorlar.

İngiltere’de servis, eğlence, sanat sektörleri ile perakende sektörü tam anlamıyla krizde; herkesin isimlerini bildiği büyük mağazalar kapanıyor. Bizde iktidarın küçük ortağı ‘askıda ekmek’ uygulamasını yaygınlaştırmaya çalışıyor; bazı evlere ekmek bile girmediği olduğunun dolaylı itirafı bu.

Ekonomisi sağlam bilinen İngiltere’de ise aş ocakları açılıyor, fakir fukara evlerindeki çocukların hiç değilse günde bir öğün sağlıklı beslenmelerini sağlayacak bir fon oluşturmak için çalışmalar yapılıyor.

Açlar var İngiltere’de ve bu durum saklanmaya çalışılmıyor.

Devleti yönetenlere eski dönemlerde padişahların kıyafet değiştirerek halkın arasına karışması gibi bir yönteme başvurarak toplumun durumunu yerinde müşahede etme tavsiyesinde bulunmak niyetindeydim. Niyetimi paylaştığım bir dostum, Malatya’daki “Eve ekmek götüremiyoruz” çıkışı sonrasında yaşananları hatırlatınca vazgeçtim.

O çıkışı yapan kişi sözünü geri almak zorunda bırakıldı.

‘Bizim medya’ ne diyor

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Çok alanda büyük ilerlemeler kaydettik, ancak fikirde iktidar olamadık” demiş ve ‘bizim medya’ diye andığı gazeteler ve televizyon kanallarını beceriksizlikle suçlamıştı ya, bugünkü gazeteler ona cevap olsun diye kaleme alınmış takdir gerektiren yazılarla dolu.

Şu satırlar bütünüyle takdire şayan bir yazının son cümleleri:

Kolay olmayacak. Ama başaracağız… Evet sıkıntılarımız var. Evet döviz yüksek ama bunlar bizim büyük ideallerimize varmamıza engel değil. Sıkıntı çekiyoruz, çekeceğiz de. Başkalarına kul olmaktansa kendi politikalarımızla kendi göbeğimizi keseceğiz. Her büyük hedefe bedeller ödenerek varılır… Böyle biline…”

Bilmiyorduk, öğrenmiş olduk.

ΩΩΩΩ

44 YORUMLAR

  1. akp nin iktidara geldiği kriz şimdikinin yanında çekirdek gibi kalır.gerçi çekirdeğin kilosu da 50 tl ye ulaştı.
    o zaman millet dsp-mhp-dyp-anap ı sandığa gömdü barajı bile aşamadılar.
    içinde bulunduğumuz zamanda anket şirketleri akp nin oyunu ortalama %30-35 bandında gösteriyorlar.
    ya millet gerçek niyetini saklıyor.ya da ülkece stocholm sendromu yaşamaya başladık.

    • Cumhur İttifakı’nın halen %40’a yakın oyu ekonomik durum oyları değil ‘Beka’ oylarıdır. Yani bir nevi Hulusi Akar oyları. Muhalefet milli güvenlik ve dış politika konusunda kendisini daha iyi ifade edip daha iyisini yapabileceğini göstermelidir. Bunu başardığı takdirde Cumhur İttifakı önce %20’nin altına iner. Daha sonra ise MHP ayrılır ve AKP=Erdoğan baraj altı kalır. Püf noktası budur.

    • Kriz bukelemun gibidir sadece renk değiştirir. Parası olan (biz zenginler deriz, simdi tüm dünya zenginleride katıldı) parasına para katmak için cumhuriyet bayramını bile kullanır, ne zaman borsasında şurda burada kriz çıkar fırsata çevirememişse! Viyaklar.
      Halk sadece seçim sandığını bekler.
      Kimse birşey saklamıyor, sadece sabırla izliyor.
      Geleceği öngöremiyor: biri gidecek öbürü gelecek, gelecek gelmesine de ne olacak?
      Daha iyiyi sunacak, vadedecek biri/birileri çıkmıyor, belki de çıkamıyor!
      Bizim birlikte hareket edebilme (şt ortaklığı gibi) alışkanlığı mız yok,
      Bireysel olarak ta kabiliyet yok maalesef.
      Var olanı da canını çıkarıncaya kadar sevmeye devam edecek gibi. (Birileri bir şeyleri ölümüne seviyor da, benim kapasite anlamaya yetmiyor).
      Yarın secim olsa: (işte sana en hakiki gerçek band!)..

  2. Cem Yılmaz tek kişilik tiyatrosunda unutulmaz gösteriler sundu. Hiç unutamadıklarımdan birisi ise Hindistan’daki kast sistemini ve reenkarnasyonu tiye aldığı bir gösterisiydi. Bu Hintli yöneticilerin işi kolay diyordu, zira halinden şikayet eden bir fakir olursa “Bir dahaki sefere kralsın beoolum” diyebiliyorsun.

    Erdoğan da ekonomiyi iyice batırdıktan sonra, son çare olarak bir nevi reenkarnasyona başvuruyor. İktidara geldiğinde 2023’de ihracat 500 milyar dolar, kişi başı milli gelir 25 bin dolar olacak demiş fakat onsekiz yıllık iktidarın sonunda ekonomi dibe çakılmış. Şimdi diyor ki “bu kardeşinizi bir kere daha seçin, bir dahaki sefere memleket de sen de kralsın beoolum.”

    Bu da Türk işi İslamcı reenkarnasyon oluyor herhalde. Ama ikisinin de ortak özelliği vaat (reenkarnasyon) ve uydurma din. Hatta Erdoğan’ın ki daha pratik. Hintlilerin reenkarnasyonu ölümden doğuma olurken Erdoğan’ınki seçimden seçime en çok 4 yıl oluyor. Vaat tutmazsa demek ki kafir muhalefetin cinleri işi karıştırmış, bir dahaki seçimi yani reenkarnasyonu beklemek gerek. Peki, acıyı bal eyleyip sabretmezsen ne olur? Sen bilirsin, bir dahaki sefere maymun olarak gelirsin. Demek ki ne yapmak lazım … durmak yok, yola devam. Beklerken çay iç iyi gelir, acıkırsan da askıda ekmekkarnasyon var.

  3. Günceli mi kaçırıyorum? Neyi bilmiyorum ?

    Askıda ekmek uygulaması ülkemizde çook uzunca bir süredir var. Hatta bizim semtteki fırınlarda askıdaki ekmek sayısını gösteren elektronik tabelalar bile var. İşim nedeniyle çok seyahat eden biriyim başka şehirlerde de görüyorum. Hatta gözüm o kadar alışmış ki o sayacı arıyorum her hirdiğüm fırında. Bu gün bu konu neden öne çıkmış durumda.

  4. Zaten mesele tam olarak o bizim bimediğimiz büyük hedefler neler ve bunlara ulaşmak için neden hep halk,garibanlar bedel ödüyor..Mesela o satırları yazan arkadaş yağlı ballı yaşarken ne bedel ödüyor

  5. Erdoğan, partisinin Meclis’teki gurup toplantısından çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlamış:

    “Elhamdülillah, bugün asgari ücretiyle, maaşıyla, her şeyiyle birçok ülkeyi geride bırakmış bir Türkiye var. Büyüme oranına bakıyorsun, şu anda dünyada hamdolsun en iyi noktada olan bir ülkeyiz. IMF’in, OECD’nin ölçeklerine bakıyorsun, en iyi konumda olan ülke konumundayız ama bunlar hesap kitap bilmiyor.”

    2021’deki kaçınılması mümkün olmayacak erken seçimde, “hesap kitap bilmeyen bunlar” ile, Türkiye’nin dünyada en iyi ülke konumundaki ülke olduğunu söyleyen Erdoğan oylanacak.

    Erdoğan’ı inandırıcı bulmayan AK Parti seçmenleri, seçim sandığına gitmeyerek Erdoğan’ı iktidardan devirecek.

    • O cümleden elhamdülillah ve hamdolsun kelimelerini çıkart, geri kalan cümleye inanacak bir tane AKP’li çıkmaz. Bu sihirli kelimelerle söylediğine inandırıcılık kazandırıyor, bazı beyinler bu kelimeleri parola-şifre kabul edip cümleye geç izni veriyor. Fakat tabi her şeyin bir sınırı var, açlık veya yoksulluğa karşı her daim geçerli bir şifre henüz icat edilmedi. 🙂

  6. Yıl 2002 dolar kuru 1.41 TL.(altı sıfır atılınca).Yine 2002 de, Erdoğan ın Merkez Bankası boşaltılmıştı dediğnde ;Merkez Bankası döviz rezervi 27.5 milyar dolar idi.Yıl 2020, dolar 8.30 TL.Dolar kuru yaklaşık 19 yılda neredeyse 8 kat artmış.Yani TL nin değeri, %800 düşmüş.Yine yıl 2020,Merkez Bankasının döviz rezervi -40 milyar dolar.Yani Merkez Bankasında döviz rezervi sıfırlanarak 40 milyar dolar boçlanmış.Merkez Bankası tam takır,hazine tam takır.Hazır olanı yiye yiye herşey tamtakır bırakılmış.”Hazıra dağ dayanmaz.”çünkü.Dolarlar yandaşların cebine:” Ey halkım sabredin,şükredin,dua edin!Mümüne sabır yaraşır!Ekmeksiz kalan askıda ekmeğe gelsin!Sizi gidi ekmeksizler sizi!”Sayın Elif Çakır ın köşesinde yazdığı gibi;“Beraber yürüdük biz yollarda”dan “ekmek bulamıyorsanız çay için”e…gelindi malesef.Sayın Elif Çakır yazısına şöyle devam ediyor:”Cumhurbaşkanı Erdoğan, on yıl önce, başbakanlığı döneminde Erzurum’da şöyle demişti:
    “AK Parti olarak biz on yıllar boyunca oluşmuş yoksulluğu, sefaleti, terk edilmişliği, ihmali bir an olsun aklımızdan çıkarmadık. Asla şımarmadık, kibre, gurura, büyüklenmeye asla prim vermedik. Biz, hiç kimseye tepeden bakmadık. Biz, sizlere efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Güç zehirlenmesi yaşamadık. Bize geçmişte yapılmış olanları biz hiç kimseye yapmadık. Milletin aynasında kendimize baktık.” (11 Haziran 2011) .”Erdoğan gömlek dar geldi.Değişim istiyoruz .”Demişti.Erdoğan ın değişti mi sizce?11 Haziran 2011 de ,Erzurum’da söylediğinin tamamen tersini yapmıyor mu?Deniz bitti,kaynak yok söylemine sarılacaklar için soruyorum:Kendileri silip süpürürken kaynak bulunuyordu da ,yandaş olmayan halk kesimine verilecekken mi kaynak yok oldu?Herşeyi silip süpürenler sizce iyi niyetli mi?Yollar,köprüler,binalar,alt geçitler-ült geçitler,tüneller yaptık diyerek talan ve israf ekonomisi örtbas edilmiyor mu?Yazlık-kışlık saraylar bir düzüne uçak,örtülü ödeneklerle yapılan soygun ve talanlar,Külliye adını verdikleri Beştepe Sarayının bir günlük 10 m,ilyon TL lik masrafı itibar için mi?İtibar böyle mi sağlanır?Saygılar.

    • Bozcan, sana mı soracak yazar kimden neyi alacağını? Sonuçta çalıntı değil alıntı işte! Keşke kaynağını açıkça belirtseymiş, neyse büyütmenin de alemi yok yani…

  7. Sayın H. Gayret, “AK Parti iktidarı önce dolar kaç liraydı, enflasyon oranı neydi?” diye soruyor. Bir bilgim yok elbette, ama, sayın Koru’nun okur kitlesinin çok büyük çoğunluğunun, ben de dahil olmak üzere, AK Parti’nin AK Parti olduğu yıllarda, ellerinden gelen tüm olanaklarla bu partiyi desteklemiş insanlar olduklarını düşünüyorum. Muhafazakarı ve sol-demokratı ile, Kürdü ve Türkü ile, elbette AK Parti’yi destekledik. Çünkü, haklı ve doğru olarak, AK Parti’nin BİZ olup BİZ’i temsil ettiğini düşündük.

    Bugün sorulması anlamlı ve yerinde olan soru şudur: AK Parti’nin içi boşaltılarak onun güçlü bir kitle partisi niteliğine son verilip Erdoğan’ın elinde bir lider partisine dönüştürülmesinden önce bu ülkede dolar-TL paritesi neydi, enflasyon oranı neydi, milli gelir düzeyimiz neydi?

    Yine bunun kadar kritik bir soru şu: AK Parti’nin BİZ olduğumuz yıllarda, çok haklı olduğumuz bir özgüvenle, partimizi diğer partilerin seçmenlerine karşı savunurken hangi güçlü argümanlara dayanıyorduk, bugün adaletsizliğin, işbilmezliğin, iltimas ve adam kayırmacılığın kendisi olup çıkmış, ülke topraklarını, ülke limanlarını yabancılara satan bu parti savunulurken hangi argümanlar kullanılıyor?

    Suriye’de, Libya’da, Doğu Akdeniz’de ne olup bittiğini bilmiyor insanlar. Ellerinde, havuz medyasında yazılıp söylenenlere inanmaktan başka bir alternatif yok. Havuz medyası ve iktidar sözcüleri, insanları söylediklerine inandırabilirler.

    Ne var ki, Erdoğan’ın kendisi de dahil olmak üzere, havuz medyası, mavcut partinin bizim bildiğimiz AK Parti olduğuna, ülkenin iyi yönetildiğine, işlerin dürüst, liyakatli insanlar eliyle yönetildiğine, halkın iyi yaşadığına, sorunların abartıldığına insanları inandıramaz artık.

    Ahmet Bey’in gözden kaçırdığı, çok yakın bir gelecekte Türkiye siyasal tarihinin akışını değiştirecek erken seçime neden olacak bir gerçek var: Kendisi, bir işveren olarak, çalışma arzusu duyan becerekli işçi bulamamaktan yakınırken, 2360 TL asgari ücretle aile geçindirme deneyimi partilere göre dağılmıyor maalesef.

    AK Parti seçmeni de, MHP seçmeni de, CHP seçmeni de aynı ücreti alıyor, aynı dertlerle başa çıkmaya çalışıyor. Üniversite mezunu olduğu halde işsiz gezen, ya da marketlerde raflara ürün dizen üniversite mezunlarının anne babaları arasında da hayli AK Parti seçmeni var.

    Gelen faturalardaki rakamlara baktığında hayat sevinci kaybolup giden dar gelirli insanlar durumu abartmıyorlar. Oy verdikleri partiden bağımsız olarak, gerçekten ev kiralarını ödeyemiyorlar. Gerçekten çok, ama çok zor durumdalar.

    Lideriniz, liderinizin destekçisi Bahçeli ve Perinçek, ve siz, bütün sözlerinizi tükettiniz.

    Ülkeyi yönetemiyor, insanları yoksullaştırıyorsunuz.

    Biz, biz olarak hayata devam ediyoruz, ülke meseleleri üzerine kafa yormaya çalışıyoruz.

    Siz, siz olarak yolun sonuna geldiniz.

    Çok basit bir nedenle: Türkçemizde, argo olanlar da dahil, hayli söz ve deyim vardır hakikat talebine ilişkin.

    “Ses var görüntü yok” ifadesi boşuna çıkmamıştır bu topraklardan. Aynı şey, “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” için de, diğerleri için de geçerlidir.

    Bağcılar’da yaşayıp her seçimde AK Parti bayrağını kapıp mitinglere koşmuş işçi Hüseyin ile, bir işveren olarak kendinizin AK Parti destekçiliğinin aynı şey olduğu, aynı şeylere dayandığı yanılgısı yüzünden, bütün büyük kentleri kaybettiğiniz yerel seçim sonuçlarına şaşırmıştınız, Ahmet Bey.

    2021’de gidileecek erken seçimde açık oy farkıyla iktidarı yitirdiğinizde de şaşıracaksınız.

    Çünkü, ses var görüntü yok.

    Çünkü semt pazarı, market rafları Libya ya da Suriye değil.

    Çünkü, semt pazarlarında, market raflarında etiket dediğimiz küçük kağıt parçalarına iliştirilmiş rakamlar kimi AK Parti seçmeninin umurunda değil iken, hayli AK Parti seçmeninin fazlasıyla umurunda.

    Neden insanları meydanlarda toplanıp dolar ve Euro üzerinde tepinmeye çağırmıyorsunuz?

    Döviz kurlarındaki artış, o nümayişler sırasında yaşanmış artıştan daha az değil.

    Ne değişti?

  8. Akparti iktidarlarından bir gün önce dolar kaç liraydı, enflasyon yüzde kaçtı, borsa ne kadardı, kredi faizleri ne kadardı, kişi başı milli gelir ne kadardı, ihracat ve ithalat ne kadardı, ihracatın ithalatı karşılama oranı neymiş, o zamanki turizm geliri neymiş, koronaya kadarki turizm gelirlerimiz neymiş, merkezbankamızda o zaman kaç dolar rezerv varmış şimdi ne kadar?
    Tane tane yazabilecek bi eleman varsa buyursun yazsın? (Özellikle doların kaç tl olduğunu belirtirken lütfen silinen 6sıfırı da eklemeyi unutmayalım)

    • Senin matematik mafiş. Altı sıfırı ekleyeceksen kıyaslamak için bugünküne de eklemen gerekir. Paradan sıfır atınca para değerleniyor sanıyorsun anlaşılan. O zaman şimdi de atalım bir sıfır 1$=0,83 TL olsun. İşte Erdoğan da bu kadar matematik biliyor. Onun için iyi anlaşıyorsunuz demek ki. 🙂

    • Yok öyle uyanıklık. AKP’nin 18 yılı ile ondan önceki 18 yıl kıyaslanır. Ayrıca bu 2×18=36 yıllık dönemde dünya nereden nereye gelmiş ona da bakılır. Siz yanlış yerde yorum yazıyorsunuz. Fehmi Koru okurlarını aptal yerine koymaya çalışmak ne demektir, bunun cevabını okurlara bırakıyorum.

    • tabiki önceki itidarlardada krizler olmuştur ancak sürekli bir değer kaybı yaşanmmştır bir gecede olan olmuştur yandaş.birde bize gösterilen rakamlar biraz daha inandııc idi mesela enflasyon yüzde 12 şimdi yersen ……

      • Nuri bey siz de bizim yorumcu hasan günay gibi çillerin 90lı yıllarına hayransınız anlaşılan; bi bakın bakalım 95 krizinde ne kadar zamanda dolar nereye çıkmış, olmazsa 2001e gelin, daha kolay hatırlarsınız hem… sonra gene bakarız bugünün enflasyonuna.

    • H. gayret bey paradan sıfır atılmasını bize reform olarak sayma,, sadece kalemden tasarruf ettik o kadar. İthalat ihracat konusuna gelince: bu önemli. Yalnız aradaki açığı bir türlü kapatamıyoruz. 2002 öncesiyle bugünü karşılaştırmak pek doğru değil. 20 yıl öncekiyle şimdiki dünya aynı değil. Artı biz AKP’nin ilk dönemlerine bir şey diyemeyiz. Çok güzel işler yaptılar. O kadar medya ve bürokrasi ye rağmen. Yalnız özellikle son dönemde AKP bürokrasiye ve MHP ye teslim oldu. Ve Türkiye’nin dengeleri gerçekten bozuldu. Dış politika tamamen çökmüş durumda şu anda. Ekonomi sof verir durumda. Bu kadar medya ve bürokrat desteği varken. H. gayret bey, ben matematikten anlamam ama kalanını değil. 2002 de dolar kaç liraydı şimdi kaç lira? arkasına altı sıfırı ekle de bir bak bakalım. Saygılar

      • Bahri bey aslında haklı, bu 6sıfırın silinmesi (paramızın değişim değeri kazanması/iadei itibar) belli bi yaşın üstündekilerde maalesef işe yaramadı; eski türkiyeden kalma bir alışkanlıkla hala milyonlu, ketrilyonlu ifadeler kullanıyorlar; bunlara kayıp nesil de diyebiliriz.
        Yalnız bi kere daha hatırlatıyorum; bugün türkiyede imf de yoktur 6sıfır da yoktur!
        Ayrıca eski türkiyenin imf den aldığı 23milyar(?)dolarlık batık kredileri faiziyle geri ödeyen akparti iktidarı olduğuna göre bugünkü merkezbankası rezervimize o parayı da ilave ederek hesap yapalım bizahmet. Hürmetle

  9. Matematik Ev Ödevi:

    Türk Lirasının Dolar karșısında bir kuruș değer kaybı benim Türkiye’den gelen küçük emekliliği 100 kuruș azaltıyor. Benim emeklilik kaç dolar?

    • Perşembe günü saat 14.00ten itibaren ( 1 dolar 7.80) sadece 431 milyar dolar dış borcun (ciddi miktardaki döviz cinsi iç borçlar hariç) kurdaki artışının (1dolar 8.30) ekonomimize getirdiği “ilave borç” 215 milyar TTL
      İlk 500 sanayi kuruluşunun 2019 yılı kârı 64 milyar YTL.

      • Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesinin dış borçlar bakımından ne anlama geldiğini oturup tekrar tekrar hesaplamak gerekiyor. Kulaktan duyarak inanmak çok zor.

        Dış borçlar 431 milyar dolar.

        Sizin hesapladığınız gibi, Türk lirası 50 kuruş değer kaybedince dış borçlar 215 milyar lira artıyor.

        Dolar, 28 Ocak 2020 Salı günü 5,90 lira, şu anda televizyonda 8,27 lira görüyorum. Aradaki fark 237 kuruş.

        Türk lirasının dolara kaşı kaybettiği her kuruş dış borçlarımızı 4,31 milyar lira yükselttiğine göre, Ocak 2020‘ den bu yana Türk lirası olarak artan dış borcumuz:
        4.31 x 237 = 1021, 47 milyar lira, yani 1 trilyon 21, 47 milyar lira.

        Türkiye’nin 2020 yılı bütçesi 1 trilyon 95 milyar lira.

        Akıl alır gibi değil Inşallah yanlış hesaplıyorum.

  10. Sıradan bir vatandaş için yöneticilerin başarısı; geçinebiliyor oluşuyla, esnaf ve iş dünyası için yeterince iş yapıp kirasını vergisini personel ücretlerini çek ve senetlerini kolaylıkla ödeyebiliyor oluşuyla, ordu komuta kademesi çağrıldıkları uluslararası tatbikat ve ziyaretlerle, devlete mal ve hizmet veren kişi ve kurumlar alacaklarını zamanında alabiliyor olmakla, yurt dışına gerek iş gerek turizm amaçlı ve de hatta politika amacıyla çıkanlar yurtdışında kendilerine gösterilen ilgiyle anlaşılabilir. Bu konularda olumlu izlenimi olanlar lütfen paylaşsınlar ve beni utandırsınlar. İhaleleri dolarla yapıp, köprü ve otoyol geçişlerini, akaryakıt, elektrik ve doğalgaz fiyatlarını dolara endeksleyip ekonomiden sorumlu bakan dolardaki yükselişle ilgili soruya “Maaşını dolarla mı alıyorsun?” sorusu ile yanıtlarsa TUZ KOKMUŞTUR, TC BATMIŞTIR. Yılbaşında dolar 6 TL ydı, şimdi 8 TL. % 33,33 artmış, paramız pul olmuş. Ha Gayret lütfen topa girme.

  11. Sayın yazar Koru ‘nun ;Türkiye deki ekonoik krizi 1929 ‘da ABD de vuku bulan büyük buhran (great depression) ile benzeştirmesi gayet mantıklı.Benzer durumlar Türkiye de görülüyor.Vikipedi de ABD mali krizi üç nedene bağlanmış.Birincisi; Amerika’daki şirketlerin mali güçleriydi. 1870’li yıllarda ABD’de irili ufaklı pek çok şirket varken I. Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış ve savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. Öyle ki 1929 yılına gelindiğinde Amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. Bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.

    İkinci bir sebep de bankaların kötü yapılanmış olmasıydı. Bankaların sermaye esaslarını, rezerv ve kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. Örneğin şirketlerin mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. Bu yüzden yatırımcı hisse senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. Yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da mevcut değildi.

    Üçüncü bir sebebin de, başkan Hoover yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği olduğu söylenebilir.Denilmiş.IUygulanan kırizden çıkış önlemleri olarak vikipedi de şöyle bilgi verilmiş: Amerikan ekonomisi tarihinde ilk kez devlet müdahalesine maruz kalıyordu.

    Roosevelt işe bankacılık sektörüyle başladı. O sıralarda sektörde likidite düşük olduğundan altın ve döviz kuru bizzat başkanlık tarafından kontrol ediliyordu. İlk kez Merkez Bankası kuruldu. Mevduatlar devlet güvencesine alındı. Bankacılık sisteminin düzeltilebilmesi için 500 kadar yeni düzenleme yapıldı. Reel sektörde de karlılığın arttırılmasına karar verildi. Devlet kendi kontrolü altında olmak kaydıyla sanayicilerin yüksek fiyat uygulamalarına izin verdi ve yine bu amaca uygun olarak üretim sınırlandı. Talep sorununu çözmek için de devlet yüksek sayılabilecek bir düzeyde minimum reel ücretleri belirledi. Çalışma saatleri azaltılarak işsizlik sorunu çözülmeye çalışıldı. Tarımda da bir takım yeni programlamalar yapıldı. Ancak bu programlar bazı yönlerden birbirleriyle çelişir durumdaydı. Devlet bir taraftan fiyatları yüksek tutmak için üretim kotası koyarken diğer taraftan da ne üretirlerse üretsinler belirli bir fiyatan bunları almayı vaad ediyordu. Bu da çiftçilerin daha fazla üretim yapmak istemelerine neden oluyordu. Roosevelt’in devlet harcamaları politikası ise bir denge politikasıydı. Devlet müdahalesine karşı olan sanayicileri küstürmemek için özel sektörün ilgilenmediği büyük yatırımlar gerektiren alanlarda harcama yapılıyordu. Bu sektörlerde açılan iş alanlarıyla da işsizliğin azaltılmasına ve talebin arttırılarak düşük talep sorununun çözülmesine çalışılıyordu.ABD de alınan önlemler Türkiye de birebir uymaz.İçinden faydalı olanalrı almak ve ilave tetbirler almak gerekir.Alınan terbirler sadece yatırımcılara ve partonlara yönelik olur da;işçi ve çalışan kesim ezilirse olumlu sonuç alınmayacağı ortadadır.İşte AKP iktidarının yaptığı da bu,Sadece işverenlere yönelik tetbirler alıyor ,çalışan ezildikçe eziliyor.Tabi ki Türk ekonomisi battıkça batıyor.Çlaişan kesim işverenlerin kölesi yaplırsa askıda ekmek kampanyası da yapılır,çay paketleri dağıtılır; ”alın keyf çayı için!” de denilir;”pasta yoksa püskevit yiyin!” de denilir.Algılar,memlekette ekonomik kriz yok ,muhalif kesim abartıyor şeklinde yapılırsa yakında askıda ekmeğe talim edecek kesimi de bulamazsınız.Kendisi refah içinde olanların,muhtaç durumda olanların halinden anlmayacağı kesin.”Tok ne anlar açın halinden?”demişler.Saygılar.

  12. son paragrafla güldürdünüz bu da bu günlük neşemiz olsun
    maske ile sesimizi kesmeyi başardıklarına göre
    mesafe ile eylem yapma şansımız yok
    en iyisi evde okuyarak keyiflenmek
    işte bu gün
    güneş parlıyor serin hava ateşimizi düşürürken
    dolardan molardan bize ne çayımızı içer keyfimize bakarız

    • Keleş arkadaş, güneydeki sevdiğimiz ülkede ve fransada aylardır, hatta yıllardır hükümet karşıtı gösteriler devam ediyor hem de sosyal mesafeyi koruyarak; salgın neyim var diye yok öyle yangelip yatmak!

  13. Estonya vapuru kıyıya çok yakın bir yerde su almaya başladığında kaptan “panik yapmayın dünyanın en güçlü gemisindesiniz suları tahliye ediyoruz ” diyerek yolcuları oyaladı.Hemen gemiyi terkedip yüzerek kıyıya çıkan sadece 137 kişi kurtulabildi geri kalan 830 kişi yüzme bilmelerine rağmen kaptanın bize güvenin telkinleriyle hayatlarını kaybettiler.

    • Es tonya vapur değil otobüs firmasıdır vegan arkadaş, deniz otobüsüyle filan mı karıştırdın desem o zaman da vapurla ne alakası var? Kaptan ya da şoför her neyse; gemiyi terkedip gitmediyse bence sorun yok sayılır…

  14. Allah sonumuzu hayır etsin. Nerdeeeen nereye geldik.Siz nasılsınız idarecilerinizde öyle olur hadisinin zuhuru mu acaba yaşananlar. Kurulduğundan beri akp oy verdim (son iki seçim hariç) resmen oy verme niyetimi düşününce verdigim oylara ihanet edilmiş gibi hissediyorum ve ülkenin bu hâle gelmesine çok üzülüyorum fakat 28 şubat krizinde de böyle idi o zaman ki seçim sonuçları adeta ülkeyi kurtarmıştı şimdide böyle bir seçim ve sonuçlarıyla insalah ülkemiz bu sıkıntılardan kurtulur. Ali babacan ı kurtuluş olarak görüyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız