Emir ve talimatla iç/dış politika değişir ve sonuç alınabilir sananlar var; yanılıyorlar…

19
Reklam

Daha önce ‘ekonomi’ alanında örneği zihinlere kazınmış olan yöntem şimdilerde hemen her alana yayılıyor.

İktidar gerçekleşmesi kendi elinde olmayan ve “Ha” deyince yerine gelmeyecek niyetlerini girişime dönüştürünce sonuç alınabileceğini düşünüyor.

Ekonominin kendine has kuralları var. O kuralları bilir ve onları göz önünde tutarak politikalarını belirlersin, sonuç da alırsın.

AK Parti iktidarının ilk on yılında öyle davrandı ve dünyanın en büyük ekonomileri arasına girebileceği başarılar da kaydetti.

Son yıllarda ise ekonominin kurallarına uymaktan vazgeçti, ekonomiye kendi kurallarını uygulamayı tercih etti. 

Tablo ortada. Milli gelir 12 binlerden sekiz binlere geriledi. Fakirleştik.

Bir zamanlar “Kopenhag kriterleri olmazsa Ankara kriterlerini uygularız” deniliyordu; bugün ‘Ankara kriterleri’ denilebilecek bir şeyin var olmadığını biliyor ve görüyoruz. ‘Yargı reformu’, ‘insan hakları eylem planı’ türü vaatlerle kriter oluşturulmaya çalışılıyor.

Çalışılıyor da sonuç alınabiliyor mu?

Reklam

Emir-komutayla ekonomi alanında sonuç alınabilirse -ki alınamıyor- eksiği gediği görüldüğü için şikayetler doğuran çeşitli alanlardaki sorunların ortadan kaldırılmasında da aynı yöntemle sonuç alınabilir.

Yani, onlarda da sonuç almak mümkün değildir.

En anlamsızı ise aynı yöntemin dış politika alanına uyarlanması…

“Mısır’la, İsrail’le ara düzeltilecek, düzelsin”

AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerin muteber yazarlarının köşelerine göz atarsanız dış politikada yeni beklentilerin oralarda uç verdiğini göreceksiniz. [Bugünkü gazetelerden bir örneğe göz atabilirsiniz.]

Önce onlar yazıyor da devlet büyüklerinin ağızlarına oradan mı yansıyor, yoksa önce devlet büyükleri telaffuz ediyor ve muteber kalemler onlardan esinlenerek mi köşelerinde müjdeyi paylaşıyor, tam bilemeyeceğim. Ancak iki tarafın eş-güdümü hayranlık verici.

Düne kadar araya kilometrelerce mesafe koyduğumuz ve dış politika önceliklerini o mesafeleri göz önünde tutarak oluşturduğumuz ülkelerle yakınlaşma kararı alındığı anlaşılıyor.

Mısır’la arayı düzelttik ya da düzeltmek üzereyiz. Sırada İsrail var. Ondan sonra da Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri…

Reklam

Avrupa Birliği ile yeniden ilgilenmeye ve meydan okuduğumuz batımızdaki ülkelere sıcak mesajlar vermeye de başladık.

Ne güzel.

İyi de, dış politika tek taraflı kararlarla belirlenecek kadar düz bir alan değil. İlişkileri bozmak için tek taraflı irade yetse bile, bozulan ilişkileri düzeltmek için karşı tarafın da aynı iradeyi göstermesi gerekir.

İlişkilerin bozuk olduğu dönemlerde karşı ülke/ler kendilerini güvene alma ihtiyacı duyarlarsa onu sağlamada kendilerine yardımcı olacak başka ülkelerle ittifaklar oluşturabilirler. 

Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa…

Bu kadar birbirine benzemez ülke şu sıralarda birbirleriyle ittifak içerisinde.

O ittifakı bozmak ‘Millet İttifakı’ içerisinden Saadet Partisi’ni koparmak, HDP’yi kullanarak İYİ Parti’yi hizaya sokmak veya HDP’yi seçimlerde kendi başına bırakmak kadar kolay değil.

Kaldı ki, içeride de bu istenilenlerin sonuç alabileceği kuşkulu.

Dış politikada ittifaklar tek taraflı olarak kurulup bozulamıyor.

Tehlikesi bile var: Elbette, şimdiye kadar farklı gözlerle bakılan ülkeler kendilerine yakınlık kurmaya çalışıldığını görünce kulak kabartacak ve bu ilgiyi kendi çıkarları için kullanmaya da çalışacaklardır. Onlarla ara şekerrenk hale geldiğinde yakınlık kurulan ülkelerle arayı bozmak için bu yeni yaklaşıma ilgi gösterisinde bile bulunabilirler.

Uluslararası siyasette bunun örnekleri çok.

[Yanlış anlaşılmasın, ben ülkemizin adlarını tek tek saydığım ülkelerde yakın ilişki kurmasına karşı değilim; tam tersine, araların açılmaya yüz tuttuğunu sezdiğim ilk günden başlayarak yanlışlığa işaret edip durdum. Kendini değiştirmeden iç veya dış politikanın değiştiğine başkalarını inandırmak zordur; şimdi burada buna işaret etmeye çalışıyorum.]

Bir devlet büyüğü pek çok ülkeyle aranın açık olduğu tablo için ‘değerli yalnızlık’ sıfatını kullanmıştı; korkarım, emir-komuta yöntemiyle yenilenmek istenen dış politika tercihinin sonucu için kulağa hoş gelecek benzer bir sıfat bulmak zorlaşabilir.

Levent Gültekin’e saldırı

Muhalif olmak her yerde kolay değildir. Ancak bizde muhalif görüş sahipleri için durum çok daha zor. Son birkaç ay içerisinde muhalif görüşleriyle tanınan insanlar, -siyasiler, gazeteciler, yorumcular- saldırılara maruz kaldılar. En son, önceki gün, Levent Gültekin, program yaptığı kanalın önünde 20-25 kişi kadar oldukları anlaşılan bir güruhun saldırısına uğradı.

Güpegündüz ve kalabalık ortasında gerçekleştiriliyor saldırılar.

İstenenin, yalnızca saldırılan kişiyi değil, onun şahsında bütün muhalifleri sindirmek olduğu çok belli.    

Şimdiye kadar saldırılarda can kaybı yaşanmadı, ancak bunun önüne şimdi geçilmezse öyle bir dönemle de karşılaşabiliriz.

Fiziki saldırılar sosyal medya üzerinden yürütülen trol saldırılarının bir uzantısı…

Bunların tek merkezden yönlendirildiğini düşünmek için çok ciddi sebepler var.

Görüşlerini kamuoyuyla paylaşan insanların korkutularak, saldırılarla sindirilemeyeceğinin örnekleri tarihin -bizim tarihimizin de- sayfalarında bolca bulunabilir. 

Kimler yapıyor, kimler yapanları yönlendiriyorsa sonunda arzuladıklarına erişemediklerini göreceklerdir.

Geçmiş olsun Levent Gültekin

ΩΩΩΩ

Reklam

19 YORUMLAR

  1. Bu gün, beyaz Amerkalı ayni zaman’da kendisi yaptığı işin işyeri sahibi olan bir beyin haricinde,
    Son 1 ayda nasıl bir şirket olduklrını öğrenmek için müşteri görüşleride dahil geniş bir araştırma yaptim,ve beyendiğim firmalardan fiat almak için en az 10 işyerini aradım.
    Konuşduktan sonra fiaat aldım ve onları tekrar arayip hangi gün musait oldüğumu bildireceğimi söyledim.(aslında bu onlari denemek için kullandığım bir taktikti)
    Hiç üşenmeden, hepsini teker teker aradım.
    Bana en dürüst ve ucuz fiat veren 600 dolar olandan başladım.
    2 saat sonra aradığımda. Onların bana verdikleri fiaati hatırlatip çeki ona göre yazacağımı sõyleyince, hayır o sadece o iş için eşmesi, vergisi, muayenesi, saydiktan sonra bu sefer 800 dolara çıkardılar ve onda aşağı olmaz deyince, hemen önceki konuşmalarımızı dinlettim, ve onlara ” kendi kendilerini öven görüşlerini internetten kalfırmaz’larsa bu konuşmayi yazacağımı söleyip kappattım.
    Bu gün geleni aradığımda, bana”450 + vergi” dedi, burada her bölgede vergiler değiştıği içn ben toplam 500 dolar’mi eder diye sorunca zannetmem daha aşağı olduğunu söledi. Diğerleri gibi bin dereden su taşımadı ve bugün gelip işini hakkı ile yapip normal ücretini aldi.
    İş yaparke bende öğrenmek için nasıl yaptığına bakiyordum.
    Nereli olduğumu öğrenince Türkiye her dinin tarihi sembollarını taşiyor fakat Mülümanlar kabullenmedığı için hırıstiyanlar orayi terk etmişler.
    Ben ses tonunda kızgın değil üzüldüğünü anladım.
    Kendisine “Türk halkı değil siyasetcilerin oyunu” olduğunu söleyince, “evet Maalesef bu her yerde mevcüt,” olduğnudan rahatsızlığını ABD’den bir kaç örnek vererk açıkladı.
    En fazla kızdığ’ı! Olayda Korona aşısı olduğu zaman doldurduğu forumda geçen soru, olmuş.
    O Forum’da geçen soru şöyle:Çoğunluk Beyaz, azınlık Beyaz, Afrika kõkenli siyahlar ABDye sonra Gõçmüş, Afrikalı siyahlar. Isponyal asıllılar.
    O bölümün hepsini işaretleyip aşığısınada şöyle yazmış! Ben Amerkaliyom.

    İngiltereyi ve kıralıyet ailesini şu an ABD ve diğer ülkelerin vatandaşları, ve basın yayınları topa tutuyorlar.
    Nedeni de İrkçılık!
    Maalesef Din ve insan irkçılığı konusunda bize kimseler yetişemez.
    Papa’nın İraka yaptığı ziyaret dahi bizdeki cahil kesimi çıldırtmış! Irak, Süriye,Misir, ve diğer mülüman ülkelerinde kimse kalkıpta komşuların’nı dini ve ırkını sõliyerek birbirlerine vküfür etmiyorlar.

    Benim evim 1973 ten, 1981,e kadar İraktan gelen turist ve öğrenciler ile dolup taşardi, 1982den 1998e kadarda mülteciler ile doluydu.
    Hiç birisinden birbirlerine karşı hırıstiyan ve yahudulerin ismini anarak hakaret ve küfür ettiklerini duymadım! Fakat, Kürtler ve Araplar Türkmenlerin 1 numaralı düşmanları idiler. Kürtlerin 1 numaralı düşmanide Araplaridi.
    Irkta irkçılığı kullanarak diktatõrlüğünü sürdüren sadam sonunda kendi ırkını yok etmek isterken ipi boyladı.
    Papa’nın ziyaretini dahi siyaset’e ve cahaletlerine alet ediyorlar.
    Gerçekten şu ankı Türkiye 1998 ‘deki Türkiyeden 14 asır geriye gitmiş. Tam bir cahiliye dönemi yaşaniyor. O zaman Kız çocuklarını diri diri gömülüdü, şimdide babaları çocukları’ın yüzûnü analarının kanları ile yikiyorlar.

  2. Sayın Koru ,

    Maalesef sizinle aynı fikirde değilim. 2001 krizinden sonra oluşan kur farkı ihracatimızı 20 milyar dolardan 150 milyar dolara çıkarmıştı ama sonra orada takılıp kaldı. 2008 den sonra TL aşırı değerli oldu 2018 krizine getirdi bizi. O çok övdügünüz ilk on yıl da batan özel bankaların borçları da hazine tarafından ödendi. BAE İngiltere nin arka bahçesi onu saymayın. Israil ile olan ticaretimiz son 10 yılda 10 kat arttı.
    Yunanistan ın Nato ya geri dönüşüne sebep olma benzeri bir siyasi hata yapmadık. Ya da Yunanistan önce AET na dahil olma şansımızı konuyu alt komisyona havale ederek o şansı kaybetme gibi bir siyasi hata yapıldığını da görmedik.
    Rusya ile ilişkileri düzelterek nükleer santralin yapılmasına kapı açan kişi ne yaptığını çok iyi biliyor. Rahmetli Adnan Menderes Rusya ile yakınlaşmak istediği için şehit edildi. Dünya dengelerinde dişinizi göstermeniz gerektiği zaman yapmazsanız sonuç alamazsınız. Kılıcın hakkını vermelisiniz. Suriyeyi , Ermenistanı duman edip 7 düvele göstereceksiniz. Bu kadar naif olma şansınız yok bu kurtlar sofrası olan dış politik ortamda.
    Hele terörü bitirmek için Oslo görüşmelerine sonuna kadar kapıyı açtık ama kan ile beslenenler yüzünden olmadı. Toprak kan ile alınır , kan ile verilir başta o kan dökülmez ise sonrasında daha çok dökülür.

  3. Aşağıya aktardı’ğım haberi ve benim sık sık Türkiye’nın yurt dışına yaptıdığı camiler gönderdiği imamlar’ neden karşı çıktığımı bir kaç noksan ile anlatan haberden bir bõlüm.
    Danimarka
    parlamentosu, ülkede faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ve inanç gruplarının yurt dışından aldıkları yardım ve bağışları sınırlandırmak için yasa çıkarttı.

    Danimarka parlamentosunda oylanarak kabul edilen yasaya göre, Göç Bakanlığı, Danimarka demokratik değerlerine zarar verdiği değerlendirilen yurt dışındaki tüzel kişi, gerçek kişi, kuruluş ve devlet kurumlarını ‘yasak listesine’ alacak.

    Göç Bakanlığının yasak listesinde yer alanlar, ülkedeki herhangi bir STK ya da inanç grubuna, tek seferde ya da 1 yıl içinde en fazla 10 bin kron (12 bin 198 lira) bağış yapabilecek. STK ile camilerin de içinde bulunduğu inanç grupları, listede yer alanlardan Bakanlığın belirlediği meblağdan daha yüksek bağış ya da destek alması halinde parayı iade edecek.

    Göç Bakanı Mattias Tesfaye, yasa tasarısının kabul edilmesinin ardından Bakanlığın internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamada, “Bugün yurt dışında Müslüman vatandaşlarımızı Danimarka aleyhine çevirmeye çalışan ve böylece toplumumuzu bölmeye çalışan aşırı güçler var. Son yıllarda medyada sıkça, Danimarka’daki camilerin başta Orta Doğu olmak üzere yurt dışından milyonlara ulaşan miktarda destek aldığı haberleri yer aldı. Hükümetimiz buna engel olacak.” ifadesini kullandı.

    AVRUPA’DA ÇIKARILAN BENZER YASALAR
    Avrupa’da Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika gibi Müslüman nüfusun çok olduğu ülkelerde radikal terör olaylarının artması, ilgili Müslüman ülkelerin gönderdiği paralar ve görevliler üzerinden bulundukları ülkelerin siyasetine müdahaleleri nedeniyle artan bir

  4. Dûnyada son 10 senede tek başına sapa sağlam kalabilmiş sabır taşıde sonunda çatladı!
    Fehmi bey gibi sabırlı, bin düşünúp bir yazan’ın bu günkü yazısını okuyunca! AKP nin kurucularını ve onların sabırların’ın nedenleri’de
    bu yazi sayesinden dahaa iyi anlaşılıyor.
    Cahil ve bilgisiz olanlar ile çalışmak veya muhatap olmak kolay bir iş değilmış.. bu arada dış devletlerinde en az bizimkiler kadar sabırli olduğuna da şahit olduk.
    Bizim sayemizden
    Dünyada çatlarmaşış sabır taş bırakmamış bir ülkeye (liderine) o çatlatığınız taşları bunda sonra melek olsanız dahi kesinlikle ne inandıra bılırsını nede kandırabilirsiniz!
    Onlar “yabancılar” laf kalabalığından hiç korkmazlar.
    Anlayana sivri sinek saz anlamayana Davul Zurna az.

  5. Pervin Buldan ile Meral Akşener’i yan yana getiren, başka da kimsenin isminin kullanılmadığı böyle bir mesajın, sonuçları önceden hesap edilmeden, ortaya çıkaracağı tartışmaları öngörmeden, İYİ Parti’de nasıl karşılanacağı bilinmeden, plansız şekilde yapıldığını düşünebilir misiniz?
    Mesajın içeriğinden çok, İYİ Parti içinde kopardığı fırtınaya bakacak olursa, öyle bir mesajdan nasıl bir sonuç beklendiğini de anlamamız kolaylaşıyor.
    Hem Akşener, hem İmamoğlu, muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olmak istiyor.Bu anlamda şu anda aynı çatı altında birbirlerine rakip durumdalar.
    İmamoğlu ve ekibi, öyle bir tweetin Akşener’i zor duruma düşüreceğini, HDP karşısındaki ‘yumuşak karnını’ gün yüzüne çıkaracağını önceden hesap etmemiş olamazlar.Günün sonunda da cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda karşılarındaki en güçlü rakiplerden birini ekarte etme niyeti içinde oldukları besbelli.Ama bu durum, Meral Hanım’ın İmamoğlu karşısında elinin zayıf olduğu anlamına gelmiyor.Onun da HDP karşısındaki tutumu, CHP’ye karşı elindeki en güçlü koz olarak duruyor.
    “Aradan çekilirse” CHP’nin HDP ile baş başa kalacağını, bu senaryonun da en fazla CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu korkutacağını biliyor.
    Bu da adaylık yarışında İmamoğlu’nun en zayıf karnını oluşturuyor.
    O zaman Kemal Kılıçtaroğlu  aday olarak Abdullah Gül’ü işaret etsin, Abdullah Gül’ün bitsin bekleme çilesi.

    • Bir aday belirlenmek zorunda değil. İyi olan kazansın. Akşener aday olmalı, hakediyor. İmamoğlu da olabilir ancak erken. İstanbulu adam etsin görelim icraatini. Hem CHP hem İYİ parti aday göstersin. Çatı adaya gerek yok. Böyle yukarıdan pişirme işler doğru değil. Katılımcı, açık ve tabandan olmalı bu iş. Öğrenin artık.

    • TR’de başkan başbakan yada koalisyon başkanı kim olur bilemem ama,
      İstanbulda bir sonraki İBBBaşkanı nın herhangibir partinin tekbaşına aday göstrip,
      ahha da bunu seçeceksiniz tıpış tıpış gideceksiniz demeye hazırlananlara tavsiyem:
      göstereceğiniz adamı boşuna harcamayın, aday adayı olacaklarda kendini harcatmasın.
      İstanbullu artık farklı bir İstanbullu olmuş! siyasetçi kolay yetişmiyor. yazık etmeyin genç akıllı zeki ileriyi gören dinamik kimsenin heybesini taşımayan gösterdiği koltuğa oturmayacak inançlı vatanperver milli duyguları tam dozunda, demokrasiyi özümsemiş hesap verebilmeyi onur addetmiş,
      adam gibi adam, kadın gibi kadın lar geliyor, görebilene..

  6. POLİ- TİK

    Sayın Yazar “Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa…” gibi ülkeler Türkiye ile araları bozuk olduğu için ittifak kurdular diyor. Cümlenin sonunda ….. var yani başka ülkelerde varmış. Breh breh breh Türkiye nerelere gelmiş de haberimiz yok. Akp yi karalayacağım diye övme böyle olur.
    Ben cumhurbaşkanı olacağım diyen kadın liderde çirkin çirkin hakaretlerle Ak parti liderine saldırmış. Hayatın da tarih okumadığı için ülkelerin arasının bazen bozuk bazen düzgün olabileceğini bilmiyor. İrana giden sultan mektupları bir yıl “Dinsiz, mezhepsiz kudurmuş köpekler” diye başlar ertesi yıl ” Sevgili haşmetli din kardeşlerimiz” diye başlardı.

    Ayrıca gökdelen sahibi gazeteci kefenimizle geziyoruz demiş. 28 şubatlara, 12 Nisanlara, 15 Temmuz kıyımına muhatap olan halk bir mitinge “kefenimizle geldik” deyince dalga geçmişti.

  7. Çavuş, acemi erlerden birine nereli olduğunu sorar , er cevap verir ,
    – Maraşlı’yım komutanım !
    Çavuş bu cevabı beğenmez ve ere bir tokat atarak ,
    – Tekrar soruyorum ,doğru cevap ver !
    Zavallı er bir şey anlamaz ve yine aynı cevabı verir .Derken çavuş bir tokat daha aşk eder ve tekrar sorar ,
    -Bak, son defa soruyorum , verdiğin cevaplar yanlış , doğru cevap ver !
    Nihayet erin aklı başına gelir ve doğru cevabı verir ,
    – Kahramanmaraş’lıyım komutanım !
    Çavuş nihayet doğru cevabı almıştır ,
    – Hah şöyle , ancak iki tokattan sonra aklın başına geldi !
    Çavuş aynı soruyu diğer erlere de sormak için yanındaki ere döner ,
    – Ee.. söyle bakalım sen nerelisin ?
    Arkadaşının , gözünün önünde iki tokadı yediğini unutmayan er cevap verir,
    – Kahramansinop’luyum komutanım !
    Hal böyle iken başkomutan talimat verecek de ne düzelmeyecek !
    Selamlar , saygılar

  8. -Ülkemizle ilgili en büyük gerçek maalesef ” yalan”.
    Niyet yalan, rakamlar yalan, yer yalan, gök yalan.
    -Levent Gültekin olayına gelince, eleştirileri birileri suç duyurusu olarak, şikayet olarak algılayıp bu şekilde tepki veriyor ise bunlar suçlu kişilerdir.
    Gocundukları suçları var demektir.

  9. Gazete/gazeteci arasında ayrım yapmak başka birşey, öncelik vermek başka. içlerinden kendi politikasını daha derin iç yüzü ve amaç sonuç ilişkili duyurmak için bazılarını öncelemek başka, kendine yandaş üretmek başka.
    bunları önleyecek olan okur değil,
    birlikleri, cemiyetleri, sendikalar olur herhalde. okur bakmaz o işe. (sadece okusa yeter aslında!).
    önlemezsen ne olur? önce siyasetçi üzerinde sonra azeteci üzerinde haberden vazife çıkarmaya çalışanlar çıkabilir. birilerine yaranmak yada toplumu sindirmek için.
    peki sıra kimde olur ondan sonra? işte asıl soru odur bence.
    Dış politikada ”değerli yalnızlık” kelimeleri üstüne yapışmış hiçbir iktidar ayakta kalamaz. demekki bu yalızlık ergenlik zamanının bir pürtlemiş çıbanı.
    Güneyimizde olan biteni ne halk anlayabilir nede çözze bilir. ama evine şehit bayrağı asmak yada Diyarbakırda evladını aramak kısmına gelirse iş, bunun bedelini tüm ülke insanı çok ağır öder. hemde buna ön ayak sebep olanlar onyıllar üzerinden öderler.
    taa amerikanlar okyanus ötesinden fıratın kıyısına demir atmış çekmiyor, yetmemiş papayı bile göndermişse eğer,
    bu iş kanal açıp kenarına gecekondurmak faslını çoktan geçmiş, bir an önce politika geliştirmek gerek, yoksa çok ağır ödenir bedel.

  10. Dün kararlar açıklandı. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, 19 Aralık 2016’da  düzenlenen suikastla öldürülmüştü. Amaç belliydi.Türkiyeyi iyice yanlızlaştırmak. Bütün komşularımızla aramız kötü yaygarası yaratıp Türkiye yönetilemiyor imaji.
    Suikastı gerçekleştiren Mevlüt Mert Altıntaş’ın “örgüt abisi” sanık Şahin Söğüt ile suikast talimatını Altıntaş’a ilettiği belirtilen sanık Salih Yılmaz ve Ahmet Kılınçarslan,  FETÖ’nün mahrem istihbarat yapılanmasında görevli olduğu belirtilen sanık Hüseyin Kötüce ile eski istihbaratçı Vehbi Kürşad Akalın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ile Karlov’u “terör amaçlı kasten öldürme” suçundan 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
    Hakkaniyet namına bunları direk Rusya ya verilmeli

  11. Sn Koru geçmişte dış politikada hatalar yapılmış olabilir.Bende kabul ediyorum dış politikada omurgalı davranmak gerekir fakat herşeyden önce ülkemiz kendi menfaatini düşünmek zorundaydı.Misir da darbeye bu kadar etkin muhalif olmamaliydik vs vs.Hatalar yapıldı ama bundan donulurken eleştirmek değil takdir etmek ve yol göstermek gerekir.Ayrica ilişkilerin bozulmasinda tek başına da bu yönetim suçlu değil. Örneğin ülkenizde bir gazeteci katledilecek , görmezden mi gelinmeliydi hayır.Dogu Akdeniz’de Fransa’nın uçak gemisinin ne işi var , Amerika’nın ne işi var ,herşeyi sineye mi cekmeliydik.Bugun karşı taraftan da olumlu sinyaller geliyorsa ciddi dik duruşun etkisi vardır.
    Netice olumlu gelişmeleri de takdir etmeliyiz.

    • Muhalif bir gazeteden alinmistir.
      “”Deniz alanı kaybına yol açan mutabakat nedeniyle kamuoyundaki rahatsızlık zirve noktasına ulaşınca Sisi yönetimi ‘Yeter ki Türkiye zarar görsün’ yaklaşımından çark etti. Mısır, yeni hidrokarbon arama ihalesinde Ankara’nın BM’ye bildirdiği kıta sahanlığını dikkate aldı.””

    • o sinyalin kime verildiğini anlayabildin mi?

      bir süredir dilime bir kelime takıldı, nerden takıldı bilmiyorum, “keko kekoooo” şeklinde bir melodi mi vardı yoksa!

  12. Akparti Mısır ve İsrail konusunda adım atsa eleştiriyorsunuz.Atmasa yine eleştiriyorsunuz.Katar-Suud yakınlaşması sürecin başlangıcıydı.Ayrıca Türkiye’nin İsrail yada Mısır ile çözemeyeceği ne sorun var?

    • Türkiye’nin emperyal tutum takınması üzerine İsrail bunu kendi lehine kullanarak bölgede büyük bir nüfuz elde etti ve arap ülkeleriyle anlaşmalar yaptı. Arap ülkelerinin Türkiye ile yakınlaşması demek İsrail’in yakaladığı büyük nüfuzun azalması demek. peki İsrail buna engel olmak istemez mi? yani içerde Ergenekoncuları hizaya getirmek için kullandığı memurları sonra aşırı milliyetçilere kırdırdıktan sonra “iti ite kırdırdık” demeye benzemez bu işler. ülkeler sen istedin diye anlaşmalarla sağladıkları iyi ilişkileri bir kenara bırakıp kavga etmezler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız