Epiktetos.. Sisifos.. Şehitler haberi alınca yüreğimin yangını beni derin düşüncelere sevk etti…

35

Gecenin bir vakti bana ulaşan haberin doğruluğunu sabah erken saatte uyanıp gazetelere göz attığımda anladım.

Suriye’de 33 şehit…

Bu, en güzel çağlarında 33 civanın hayata veda etmesi anlamına geliyor.

İlle benim kendi çocuğum olması gerekmiyor hayatını kaybedenlerin; kendi çocuklarım gibi beni üzüyor her düşen şehit…

Şehitler tepesi boş kalmıyor işte.

Her sabah yazı masama oturduğumda o güne dair yazacağım yazıyla ilgili zihnimi toplamaya çalışırken kendimi Epiktetos gibi hissediyorum.

Kendisiyle aramda 2000 (iki bin) yıllık bir zaman farkı bulunsa da hemşehri olarak önem verdiğim biri Epiktetos

Bir köle o.

Reklam

Filozof bir köle. 

Sadist efendisi mengeneye sıkıştırdığı bacağını acımasızca sıkarken, Epiktetos “Biraz daha sıkarsanız kırılacak” demekten öte bir tepki vermiyor. Biraz sonra kırılıyor bacağı. Epiktetos’un o acıyla verdiği bütün tepki şu oluyor: “Gördünüz mü, kırıldı işte.”

Mengeneye sıkıştırılan bacak sonunda kırılır.

Bu kadar basit.

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince gömleğin diğer bütün düğmeleri de kaçınılmaz olarak yanlış iliklenir.

Evrensel gerçeklerdir bunlar.

Son zamanlarda yazmak üzere ele almayı düşündüğüm her konu beni aynı noktaya sürüklüyor: “Artık dursam iyi olacak” diye düşünüyorum.

Yazmam, bu siteyi sürdürmem tamamen ‘amatörce’ üstlendiğim bir sorumluluk. Profesyonel hayatım boyu hep yazdım ve medar-ı maişet motoru yazılarım sayesinde çalıştı; öyle geçindim, geçindik. Şimdi ise, cepten takviyeyle sürdürülen gönüllü bir işe dönüştü benim için yazma eylemi. Bu sebeple de, son zamanlarda kendimi sürekli “Daha ne kadar?” sorusuna cevap vermede zorlanırken buluyorum.

Reklam

Daha ne kadar sahi?

Epiktetos’la yaşıt Homeros kaynaklı söylencedeki Sisifos’un durumuna dönüştü yaptığım iş…

Sisifos söylencesini okumuş, hiç değilse işitmişsinizdir:

Vadideki kocaman bir kayayı dağın tepesine çıkarma cezasına çarptırılır Sisifos ve her gün sabahtan başlayarak gecenin ilerleyen saatlerine kadar o görevi yerine getirir. Kaya yine devrilerek eski yerine döndüğü için, ertesi gün, ondan sonraki gün, daha doğrusu her gün aynı işi tekrar ve tekrar yapmak zorunda kalır Sisifos

“Biteviye dağın tepesine kayayı taşıma cezasına mı çarptırıldım?” diye soruyorum kendi kendime…

Ya da burada birkaç kez kendisinden söz ettiğim ‘Groundhog Day’ filmindeki gibi, her sabah dün ile birbirinin aynısı olacak yeni bir güne uyanan televizyon hava durumu sunucusu gibi hissediyorum kendimi.

Keyif alarak yıllardır yerine getirdiğim yazı görevim son zamanlarda acımtırak bir his vermeye başladı.

Nasıl öyle olmasın? 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyaret ettiği Azerbaycan’dan dönerken gezisini izleyen gazetelerle görüşmesi sırasında, kendisine yöneltilen şu soruyu dün gazetelerde okuduğumda bütün hislerimin uyuştuğunu fark ettim.

Okuyalım:

“SORU: Türkiye’de özellikle muhalefet kaynaklı en az günde birkaç yalan haber üretiliyor. Bununla mücadelede herhangi bir yasal düzenleme yoluna gidilmesini önerir misiniz?”

Yalan haber… Muhalefet kaynaklı yalan haber… Bununla mücadele… Bununla yasal düzenleme yoluna gidilerek mücadele…

Soru bu. Bu soru bir gazeteci tarafından Cumhurbaşkanı’na yöneltiliyor…

Ve bunun da benim üzerimde hislerimi uyuşturucu bir etkisi oluyor.

Ardından yalan olmasını temenni ettiğim 33 askerin şehit olduğu haberini alıyorum.

“Bacak bir kez daha kırıldı” diyorum.

Kaya da yine vadide, onu bu yazıyla şimdi yaptığım gibi bir kez daha dağın tepesine taşımam gerekiyor…

Yüreğimin şehit haberinden sonra çıkan yangınını ne yapacağım peki?

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

    • Baran bey! İSTİFAMI DEDİNİZ? Galiba batılılarla karıştırdınız. Sızın dediğiniz “İSTİFA”kendilerini Müslüman olarak yutturanlarda olmaz.
      O şeref İstifanın İ sini kabul etmeyenler tarafında şerefsız ilan edilenlerde mevcüt. Zaten bizim siyasetçilerin loğatında istifa diye bir kelime yok.

  1. “Bütün yumurtaları Putin küfesine doldurmak çok büyük stratejik hata. Rusya’nın Suriye’deki hedefleri ve buna yönelik stratejisi yeterince açık değil mi? Neye güveniyor Erdoğan?” demişti birileri.

    Bunu söylemiş olanların vatan haini olduklarını tüm açıklığıyla görüyoruz şimdi.

    “Hem Suriye’nin toprak bütünlüğünü amaçladığımızı söylüyoruz. Hem de dünyanın Suriye’nin meşru hükümeti saydığı Şam rejiminin ordusu ile sürekli gerilim ve çatışma içindeyiz. İdlib’te, eski adı ÖSO olan paralı askerlerle köktendinci gurupların koruyuculuğuna soyunuyoruz. Bu ne biçim dış politika?” demişti birileri.

    Bunların da vatan haini olduklarını görüyoruz.

    “Hava sahası bütünüyle kapalı, Rusya’nın kontrolünde. 12 gözlem noktasında etrafı kuşatma altına alınmış askerler korunmasız ve açık hedef durumunda. Bu büyük bir risk, anlaşılır ve anlatılır tarafı yok. Bu ne biçim kurmaylık? demişti birileri.

    Vatan haini oldukları şimdi açığa çıktı.

    “Aman dikkat! Bu işin şah-mata kadar gitmesi riski giderek büyüyor.” diye ardı arkasına uyarmıştı onyıllarını dış siyaset üzerine okuyup kafa yorarak geçirmiş bir insan.

    Onun vatan haini olduğu da tartışma götürmez biçimde anlaşılır hale geldi.

    Bence, 33 askerimizi daha yitirdiğimiz dünkü hava bombardımanından sonra, artık vatan hainlerinin söyleyebilecekleri pek bir şey kalmadı.

    Şimdi artık sadece vatanseverler konuşsunlar. . .

  2. Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır.
    Bir de
    Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir.

    Bu sözler insan uygarlığının değerli hazinelerindendir.
    Mustafa Kemal’in en çok haberdar olmamızı istediği şeylerden.

    Aklınızı din ve milliyetçilikle iğdiş ettirdiyseniz. Bugün ne kadar ağlasanız o kadar iyidir.

    Yarın belki yeni bir başlangıç yapabilirsiniz.

  3. Erdoğan ve yâverleri Fakir fukara çocuklarını İran, Rusya ve Trump’ın oynadığ oyunu bile bile SÜRİYE Tuzağına düşürdûler.O tuzağı bile bile sırf oy için kalkan parmaklarin gözleri aydın olsun! Onların maaşlarının her kuruşunda Süriyeli çocuklar ve Şehitlerimizin kanlari var.
    Süriyenin en güvenli bölgesini kan gölüne çevirdiler.Olan oy avcilarının oyuncakları mahsun günahsız çocuklar ve askerlere oluyor.
    Kan pınarına Barış pınarı diyenlerden ne beklenirki?

  4. Fehmi bey moralimiz bozuk evet, ama lütfen bari siz buradan yazmayı bırakmayın, tek siz kaldınız, inanın bir gün hepimiz güzel günlere uyanacağız, ama sizlerin sayesinde olacak inş. uyuyan halkı siz uyandıracaksınız inş. Vesselam

  5. Dün veya evvelki gün bir telefon aldım.Telefon AKP yandaşları tarafından etnospor konulu idi.Kayıtlarımızda etnospor etkinliklerine katıldığınız görülüyor,bu konudaki dünceleleriniz nedir diye soruldu bana.Ben katılmadım,düşüncelerimi açıklamak istemiyorum cevabını verdim.Geçen zamanların birinde de aynı konulu telefon almıştım.Bu iki oluyor.Önce katılmak kelimesinin anlamını vereyim.Katılmak,katma işi yapmak,ortak olmak ,iştirak etmek,faaliyet içinde bulunmak gibi fiili anlamlar içeriyor.Mesela,depremzedeler için arama kurtarma faaliyetlerine katılmak deyince o faaliyetleri seyretmek anlamı yok.Faaliyetler içinde olmak anlamı var.Buyur sofraya katıl denilince,yemek yiyenleri seyret, anlamı yok.Yemek yemek faaliyetine iştirak etmek anlamı var.Ben bundan birkaç yıl evvel yaşadığım şehirdeki etnospor okçuluk yarışmasına 15-20 dakika içinde seyirce olarak bulundum.Ok atma yarışmasına iştirak etmedim.Yani etnospor faaileti içnde bulunmadım.Neden kısa mühlet seyirci oldum.Birincisi,oğlum merak etmiş.Kenisi ok atmaya meraklı o ısrar etti.İkincisi,ben böyle faaliyetleri doğru bulmuyoırum.Nedenini açıklayacağım az bekleyin.Bir başka husus:Beni mi takip ediyorsunuz?Gelip giden seyircileri gözlüyor ve kayıt altına mı alıyorsunuz?Diye soruyorum o sülüklere.Benim seyirci olarak katılmamı etnospor faaliyetleriniz için delil olarak algılyorsanız; söyleyeyim, bu faaliyetleri devletin yani halkın parasını yemek için kullanıyorsunuz;asla tasvip etmiyorum.Böyle işleri yapanlar halkın parasının üstüne konan sülüklerdi.rMadem benim tavrım önemli ve delil olarak kullanıyorsunuz;benim söylemim daha önemlidir.Bu yaptığınız bir soygudur,derhal vaz geçin.Şimdi diyecekler ki,böyle yarışmalar asrı saadet zamanında da yapılıyor,bizzat peygamber bu faaliyetleri izliyor ve ödüller veriliyordu.Asrı saadette yapılan bu tür yarışmalarda ortaya konulan ödüller, devlet bütçesinden karşılanmıyordu.Hali vakti iyi olan,zengin olanlar ödül veriyordu.Siz,halkın cebinden çalıp harcıyorsunuz.Onun için, halkın parasına konan sülüksünüz.Kendi helal ve içinde dalavere olmayan paranızı koyun ödül ve masraf,ları karşılayacak yarışın.Buna itirazım yok.İdlib meselesine gelince…Dün Erdoğan ve yancısı Bahçeli İdlib konusunu zalim Esad,İdlib de zulum va,insanlık dramı var gibi saçma sapan savaş nedeni ileri sürdüler.Bu konuda geniş açıklama yapılır.Ama kısa keseceğim.Zalim arıyorsanız aynaya bakın.Zulüm arıyorsanız,icraat ve faaliyetlerinize bakın; Erdoğan ve yancısı Bahçeli.Irak ve Suriye de istila eylemleriniz için,önce misak ı milli ve eski Osmanlı topraklarını ele geçirme arzunuzu dillendirdiniz.Olmayınca,terör bahanesini ileri sürdünüz.Teröre karşı savaşacaksanız kendi sınırlarınızda savaşın,başkasının topraklarına girmeyin denildi size.Söyleminizde tekrar çark ettiniz.İnsanlık dramı,zalim,zulüm kılflarına başvuruyorsunuz.Esas istila niyetinizi yine gizliyorsunuz.Zalimlere karşı,zulme karşı mücadele edecek olan, AKP/MHP/Erdoğan/Bahçeli çetesi ile mücadele etsin.Eline silah alsın demiyorum.Onlara karşı savaşmak illa ki silahla olmaz.Onları ilk seçimde iktidarlarından indirin.İşte size, zalimlere ve zulme karşı kolay bir mücadele yolu.Not:Bir müddet sosyal medya yolu ile mesaj yazmayı düşünmüyorum.İlham yolu ile arkadaşlarla itibat etmek istiyorum.Zaten sosyal medya konusunda hedeflerimize ulaştık.Birçok sosyal medya savaşçıları var ve başarılı şekilde mücadele ediyorlar.Kendilerini kutluyorum.İnşaallah nice zaferlere ulaşırız.Saygılar.

  6. Şimdi aklı selim zamanı. Herkesin ama herkesin akla, tecrübeye, istişareye dönme vaktidir.

    İçimiz yandı, yanıyor. Bu alevi söndürecek bir akıl birliğine, bir bakış açısına, bir birlikteliğe, bir kurmaylığa ihtiyacımız var. Yanlıştan dönmeye, akıl birliği içinde, reel gerçeklik içinde ortaya çıkan doğrularımızı da savunma kararlılığına ihtiyacımız var.

    Başımızda çöreklenen ve iki arada bir derede kaldığımız bu hal üzere, hiç bir ama hiç bir ülkenin/devletin yanımızda olmadığı/görünmediği bu girdaptan çıkma mesaisinde bile, üçüncü ülkeler/devletler, uluslar arası kuruluşlar, bu çıkmazı içerisinde “Türkiye’den ne koparırım”ın peşinde: Baksanıza, dost ve müttefik ülke ABD, bu hengamda S400’leri şartlı pazarlık konusu yapabilmekte, NATO “bizden başka dostunuz yok; yüzünüzü Batıdan yana çevirirseniz ancak…” minvalinde görüşler sergilemektedir. Yani üyesi bulunduğumuz uluslararası kuruluşlar, dost ve müttefik, stratejik ortaklık ilişkisinde bulunduğumuz bu ülkeler uluslararası hukuku işleteceklerine Türkiye’nin kesin bir şekilde safını belirlemesi için pazarlık yürütüyorlar. Niye; çünkü uluslararası ilişkilerde dostluktan önce esas önde gelen sözünde durma ve ilkeli duruş söz konusudur. Bunlar gerçekleştikçe -yine uluslar arası ilişkilere has- “dostluk” ivme kazanmış olur.

    Türkiye, bölgesinde dost ve güvenilir ülke olmak, emperyalist düşünceden uzak çevresine güven veren, milli birliğini sağlamış, iç hukuku ve adaleti sağlamış olarak “örnek ülke/devlet” konumuna dönmeli ve bunu güçlendirmelidir. Bunun için güçlü bir meclis, güçlü bir denetim kurumu-ağı oluşturmalıdır.

    Türkiye “ayılar” ile dans etmeyi bırakmalıdır; çakal sürülerine leş bırakacak ortamların bölgede üretilmesine ne katkı sunmalıdır ne de zemin hazırlamalıdır..bilakis bunları bertaraf edecek güven verici ilişkiler geliştirmeli yeni bir dil üretmeli ve hem bölgede hem de dünyada yara alan imajını düzeltmelidir.

    Bütün siyasi partiler, STK’lar, kurum ve kuruluşlar, aydınlar, bu dönüşümü gerçekleştirecek çaba ve irade içerisinde olarak girişimlerini cesaretle ve tutarlılık içinde ortaya koymalılar.

    “BEKAMIZ” hepimizi ilgilendiriyor!

  7. O kadar çok yazacak şey var ki içimiz yandı kahraman Türk ordumuzu işgalci durumuna düşürdüler, askerlerimiz birilerinin şanı makamı için bir bir öldürülüyor. Devlet büyüklerimiz çıkıp kanımız yerden kalmayacak diye açıklama yapıyor. Çok üzücü çok.

  8. Bugün camilerde okunacak

    “Muhterem Müslümanlar! Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiş, şehit olmuştur. Bir kısmı da şehit olmayı beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.” Okuduğum hadis-i şerifte ise Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ın sözü yücelip hâkim olsun diye savaşırsa o, Allah yolundadır.”[2]

    Kıymetli Müminler!

    Millet olarak dün olduğu gibi bugün de büyük badirelerden geçiyoruz, ağır imtihanlar veriyoruz. Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında olduğu gibi bugün de vicdanı körelmiş, insafını ve insanlığını kaybetmiş güçlere, bizi tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı amansız bir mücadele veriyoruz. Yine dün olduğu gibi bugün de kadını erkeği, genci yaşlısı, hâsılı milletimizin her bir ferdiyle bayrağımızı indirtmeyecek, ezanlarımızı dindirtmeyecek, vatanımızı çiğnetmeyeceğiz.

    Bizleri başarılı kılacak olan, Allah’a karşı sarsılmaz imanımızdır. Vatana, ezana, bayrağa ve bağımsızlığa sevdamızdır. Yüreğimizdeki şehitlik ve gazilik arzusudur. Bu öyle bir iman ve vatan aşkıdır ki, Cenâb-ı Hak, bu aşkla toprağa düşenleri şöyle müjdelemektedir: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir hâlde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”
    Mehmetçiğimiz, daima mazlumun yanında zalimin karşısındadır. Dünyanın iyiliği için cephede, insanlık adına siperdedir. Hakları ellerinden alınanların imdadına koşmak için seferdedir.

    Mehmetçiğimiz, “De ki: Hak geldi bâtıl yıkılıp gitti! Zaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.”[4] ayetine iman ederek, hakkın yanında batılın karşısında dimdik ayaktadır.

    Mehmetçiğimiz, “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizlersiniz.” ayetine gönülden bağlanarak zaferden zafere koşmaktadır.

    Mehmetçiğimiz Peygamber Efendimizin, “Ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla cihad edin.”nebevi çağrısına uyarak düşmanın hayasızca akınına dur demektedir.

    Aziz Müminler!

    Terörden bunalan coğrafyalara barış, umudu tüketilmek istenen masumlara umut, huzuru kaçırılan mahzunlara huzur dağıtmak üzere sefere çıkan Mehmetçiğimiz, dün hain bir saldırıya uğradı. Acımız büyük, yüreğimiz buruktur. Şehitlerimizin ruhu şâd olsun. Milletimizin başı sağ olsun. Yüce Rabbim yaralılarımıza şifalar ihsan etsin. Bizlere bir daha böyle acılar yaşatmasın.

    Şu hususu unutmayalım ki bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlerimizin etrafında kenetlendikçe kazanamayacağımız hiçbir mücadele yoktur. Birlik, beraberlik ve kardeşlik şuurunu diri tuttukça, karşı koyamayacağımız hiçbir hain saldırı, elde edemeyeceğimiz hiçbir zafer yoktur. Hiç şüphemiz yok ki Cenâb-ı Hakk’ın yardımıyla hainlerin oyunları bozulacak, zalimlerin tuzakları ayaklarına, hileleri başlarına dolanacaktır. Dün olduğu gibi bugün de zafer, hakkın ve hakikatin yanında yer alan aziz milletimizin olacaktır. Kur’an’ın ifadesiyle “Yakında o topluluk da yenilecek ve arkalarını dönüp kaçacaklar.”

    Muhterem Müslümanlar!

    Geliniz, şu icabet vaktinde ellerimizi semaya gönüllerimizi Rabbimize açalım. Hep birlikte Yüce Mevla’mıza niyaz edelim.

    Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.

    Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.

    Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

    Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.

    Allah’ım! Kahraman ordumuza nusretini ve zaferini, cennet yurdumuza lütuf ve bereketini ikram eyle!

    Allah’ım! Şehitlerimize merhametini, gazilerimize inayetini, milletimize şefkatini esirgeme!

    Ya Rabbi! Ezanımızı dindirtme! Vatanımızı böldürtme! Bayrağımızı indirtme! Başımızı eğdirtme! Mehmetçiğimizin ayağına taş değdirtme!

    Ya Rabbi! Birlik ve beraberliğimizi, sabır ve metanetimizi artır! Acılarımızı dindir, umudumuzu zafere eriştir! Amin

  9. Bu ne telaş, 2023’e kadar sabretmemiz gerekmez mi? O da olmazsa 2053’e kadar demiştik. Durun yahu kızmayın, söz o da olmazsa 2071 son olur, vallahi bir daha desteklemem.

    Neden mi destekliyorum. E öbür tarafı da düşünmek lazım. Erdoğana oy vermek sevapmış, bizim hoca söyledi, ben ona inanırım.

  10. Bana etnospor konusundaki itiraz ve öneriniz her spor faaliyetleri için de geçerli midir?Diye soruldu.Hayır geçerli değildir.Uluslararası spor karşılaşmaları, barışı spor sahasında tesis etmek amacı ile yapılıyor.Türkiye de AKP ve Erdoğan ın oğlu Bilal in başında olduğu etnospor.Yani etnik spor türlerindeki faaliyetler.Ulıslararası genel spor faaliyetleri değil.Ok atma, ata binme,at üzerinde okçuluk gibi etnik faaliyleri yapıyorlar.Uluslararası spor karşılaşmalarında okçuluk ,atıcılık,binicilik gibi faaliyetleri dışlıyorlar.Türke özgü,Türkçül
    ük ,yani ırkçılık arzularını yerine getiriyorlar.Hem de ,devletin yani halkın parasını spor adı altında yandaşlarına maaş,ödül,masraf adı altında dağıtıyorlar.Amaçları hem etnik faliyetleri ve ırkçılğı hortlatmak hem de halkın parasını bu yolla yeme ve çarçur etmektir.Türkiye de bunca aç,yoksul,fakir kişi varken halkın parasına yumulmaları ahlâki değil.Bu nedenle,itirazım sadece etnikspror dedikleri faaliyetleredir.Uluslararası her türlü spor faaliyetleri için harcanan paralara itirazım yok.Çünkü bunda, uluslararası barışı spor sahasında tesis etmek amacı var.Irkçılığı,savaşmak arzusunu,savaş oyunlarını hortlatmak amacı yok.Etnik sporda bunlar var,artniyet-soygun var.Saygılar.

  11. Çarşamba’dan belliydi bu acı Perşembe.
    Evet hainleri yanlış yerde arayanlar var ama biz onları biliyoruz. Onlar hem mevcut Suriye Rejimini düşman ilan edip hem de bu Rejimi ayakta tutan Rusya ve İran’ın kuyruğuna takılmış, bütün söylemlerini akıl ve bilim dışı hamasete yüklemiş malum kişiler. Onlar bizim çocuklarımız üzerinden şehit edebiyatı yapıp kendi diktatörlüklerini kurmaya çalışanlar. Onlar rüşvetleri ve yolsuzlukları suçüstü olunca kendileri gibi yakalanan darbecilerle anlaşıp Türk Ordusunu yok edenler. Onlar Rusya’nın uşağı olduğunu ilan edenlerle beraber gece gündüz vatan evlatlarına kumpas kuranlar. Uyduruk iddialarla savaş pilotlarının % 70’ini ordudan atıp THK’yı felç eden ve onbinlerce vatan evladını çölde Esat’ın insafına bırakanlar. Onlar her fırsatta NATO’ya küfrederken şimdi utangaç bir edayla yardım dilenenler. Ama buna yüzleri de olmadığı için ne dedikleri anlaşılamayanlar. Sanmayın ki bunları yanlışlıkla yaptılar. Herşeyi bilerek yaptılar. Bu hezimetten daha büyük bir baskı ortamı oluşturmayı deneyecekler. Tıpkı Suriye’de Hafız Esat’ın yaptığı gibi, Mısır’da Nasır’ın yaptığı gibi. Gerisi onları ilgilendirmiyor zaten.
    Allah bütün masumlarla beraber Milletimizi ve Ordumuzu korusun.

  12. Uzun zamandır yazılarınıza yorum yapmıyorum yapamıyorum ve sonkez bu şiiri paylaşmak istiyorum.
    Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

    Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

  13. Erdoğan’ın konuşmalarına ve bugünkü Cuma hutbesine bakarsan sanki Suriye Türkiye’ye savaş açmış da vatanımızı savunmak için savaşıyoruz, şehitler tepesini boş bırakmıyoruz!

    İdlip politikası Türkiye’nin yararına değildir, kimbilir ABD ne vaad ettiyse onun isteği üzerine şehitler verilmektedir. Fakat o vaad her ne ise şundan önemli olamaz.

    Türkiye’nin Suriye’de PKK/YPG tehdidine karşı yaptığı harekatların haklılığı ve meşruiyeti giderek zayıflamaktadır. Zira, “Türkiye’nin derdi Suriye’nin içişlerine karışmakmış, fırsattan istifade toprak elde etmekmiş” denilecektir.

    Bunun sonucunda zaten yanlış olan Suriye politikası olabilecek en kötü son ile bitecek gözükmektedir. Hatta daha da kötüsü bitmeyecek ve bu sorunla cebelleşmeye devam edeceğiz.

    Suriye sorununu başımıza bela eden Erdoğan’dır, siyasal İslamcılardır. Bu sorunun bitmesi ancak bu sorunu yaratanları göndermek ile mümkündür.

  14. Fehmi Bey’in bugünkü yazısının görseli olarak seçtiği resme, çok muhtemelen bu yılın sonbahar ya da kış aylarında gidilecek erken seçimin kaybedenlerinin fotoğrafı olarak bakabilirsiniz. Bu ülke, kendisine gerekçesi anlatılmadan ve o gerekçeye ikna edilmeden, bir günde 33 gencini kaybetmeyi kabul etmez, edemez.

    Erdoğan, dünyadan haberi olmayan, ülke idaresinden gram anlamayan bir siyaset esnafı olmasının yanısıra, halkın ne düşünüp ne hissettiğinden de bihaber olan bir adam.

    “Evet, 33 şehit var, ama 1700’ün üzerinde de Suriye askeri öldürdük. Her seferinde misilyle karşılık verip her seferinde kaybettiğimiz asker sayısından çok fazlasını öldüreceğiz.” İnsanca bir hayat ve huzur değil, ölüm vaad ediyor Erdoğan. Ve halkın kendisi için yeter sayıda bir bölümünün de bunu istediğini sanıyor.

    Böyle bir söylemin tutacağını, bu söylemin en azından AK Parti ve MHP seçmenini konsolide etmeyi sağlayacağını düşünüyor.

    Yanılıyor.

    Halk, çocuklarını, yabancı ülke topraklarında öldürülürken misliyle öldürmesine alkış tutmak için görmek istemiyor. Kendisine bir açıklama yapılmalı. Yetmez: O açıklama ikna edici olmalı.

    Var mı o açıklama? Havuz medayasının Sabah’ı manşete çıkarıyor “Başkomutan sürecin başında” diyerek. Başkomutan kim? Hatay Valisi mi?

    Yer İdlib. Afrin değil.

    Yoksul Türk gençlerini öldüren PKK ya da Kürtler değil.

    Türk gençlerini öldüren, Erdoğan’ın yaranmak için takla attığı, yere göğe sığdıramadığı ‘değerli dost sayın Putin’in koordinasyonu ve koruması altında, Suriye ordusu.

    Suriye bağlamındaki şark kurnazlığı, Erdoğan’ın elinde patlayacak.

    Erken seçim, daha da zorayıcı bir biçimde, kaçınılmaz hale gelecek.

    Halkın bir hafızası olmadığını düşünüyor Erdoğan ve yalakaları. Doğru değil. Halkın bir hafızası var.

    Değerli dost sayın Putin’e dönüp, “Bizi Şangay Beşlisi’ne alın” dediğini hatırlıyor halk.

    “Verin başkanlık sistemini, uçurayım sizi!” dediğini de hatırlıyor.

    S400’ler meselesinde Batı’ya dönüp nasıl dayılandığını, Putin Rusyası’nı stratejik ortak ilan ettiğini de hatırlıyor.

    Her şeyi, her söylenmiş olanı hatırlıyor.

    Kuşkunuz olmasın.

    Üç beş ay içinde, yeni seçim sistemini tartışmaya başlar Türkiye. O tartışmanın nihai sonucu her ne olursa olsun, Erdoğan seçimleri kaybeder ve partisi dağılır.

    E. İmamoğlu, M. Yavaş falan filan hikaye.

    Türkiye, Abdullah Gül’ün devlet başkanlığında, taşıyıcı motoru dindar muhafazakar yığınların kendi içinden çıkarmaya hazırlandığı Babacan liderliğindeki kadro hareketi olmak üzere, Büyük Türkiye Koalsiyonu’nu kurar. Yeniden bir devlet vasfına bürünür, Suriye politikası tepeden tırnağa değişir.

    Suriye’de aradığını bulamamış PKK’nın müdahil olmaya cesaret edemeyeceği, muhattap alınmayacağı yeni bir barış süreci içinde, Kürtlerle olan ülkesel bütünlüğünü tesis eder ve gerçek bir bölge ülkesi olarak yoluna devam eder.

    Ben böyle düşünüyor ve böyle istiyor olduğum için değil.

    Meselenin gelip gerçekten bir beka meselesi haline dönüşmeye başlamış olması dolayısıyla böyle bu.

    Türkiye’nin bir siyaset esnafı ile, onun kendi bekası uğruna kendileriyle koalsiyon kurduğu üç beş bürokratik çeteden daha büyük bir ülke olması dolayısıyla böyle bu.

    Türkiye Erdoğan’ı, Pelikancıları, ulusalcı Avrasyacı çeteleri daha fazla taşıyamaz. Taşımayacak da.

    Ya bu yılın sonlarında, ya da gelecek yılın bahar aylarında gidilecek erken seçimle bunları sırtından atıp yoluna devam edecek.

    Çünkü bekası gereği böyle yapmak zorunda.

    Halk, bekasının gerektirdiği şeyi yapacak. Bir siyaset esnafının raydan çıkardığı treni tekrar rayına oturtacak.

    2020 yılının sonlarında, halkın bunu nasıl yaptığını izliyor olacağız.

  15. Yazmayı bırakmayın lütfen. Sizin fikirlerinizi okumak bana iyi geliyor. Sayenizde ülkede hala akl-ı selim insanlar olduğunu hatırlıyoruz.

  16. Bu noktadan sonra Erdoğan’ın dostu Putin’den bekleyebileceği yegane jest, almış olduğu aşağılayıcı darbenin etkisini iç kamuoyunda kısmen hafifletecek, Türkiye’de insanlara bir başarı gibi satabileceği bir hikayedir.

    Erdoğan, şişirlmiş bir balondu.

    Ülkenin ve ülke insanının gerçek meseleleri üzerine prompter olmadan konuşamayan, AK Parti’nin AK Parti olduğu yıllarda kaydetmiş olduğu başarıları alıp kendi hanersine yazan, gazeteci karşısına çıkamayan sıradan bir siyaset esnafından öngörüleri şaşmaz, kırk yılda bir gelen sıradışı bir lider yarattılar bir propaganda aygıtı biçiminde işleyen çakma medya düzeninde.

    İnsanlarımızın yüz yüze olunan sorunların üstesinden ancak “kurtarıcı bir lider” ile gelinebileceğine ilişkin saplantılı inancı da önemli rol oynadı bu efsanenin üretilmesinde.

    Balon, aslında tekrarlanan İstanbul seçimlerinde patlamıştı.

    Siyaset dehasına, öngörülerindeki şaşmazlığına pek inanılan Erdoğan, o efsanenin yaratılmasında yabana atılmaz pay sahibi olan CHP’lilerin de şaşkın bakışları arasında, çuvalladı İstanbul seçimlerinde. Daha önce “kenar semt belediye başkanı” olarak aşağılayıp muhattap bile saymadığı, adını CHP’lierin bile bilmediği rakibine karşı giriştiği ikinci seçimden bu kez 800.000 farkla kaybederek çıktı.

    Foyasının giderek meydana çıkmasının, aslında bir balon olduğunun güçlü emarelerinin belirmesinin üstesinden, dış siyaseti iç siyasete alet ederek gelebileceği ham düşüne kapıldı. Ne kendisine stratejik düşünme beceresi kazandırabilecek bir eğitime, ne de yönetme becersine sahip olmadığı, bu kez Suriye özelinde dış siyaset alanında ortaya çıktı.

    Kurtuluşu sandığı dış siyaset, kaçınılmaz yenilgi ve iflasına olan mesafeyi kendi eliyle kısaltmasına yol açtı.

    “Başkomutan işin başında!” diye güzelleme döşenmişti Sabah Gazetesi bugün. Toplam kaybımızı resmi rakamlarla 54’e çıkaran en sonuncu 33 kaybımızın üzerinden neredeyse bir tam gün geçti, başkomutan ortalarda yok.

    Ortaya çıkabilmek için, dostu Putin’den madara olmuşluğunu kısmen öretecek bir jest bekliyor.

    Aldığında, promterını alacak, siyasi lider pozlarında yine ekranlarda boy gösterecek.

    Peki iş görecek mi bu?

  17. *******
    ….
    Filozof Epiktetos..
    Aklı evvel Sisifos,
    Kaya öyle kalkmaz ki,
    Sağlam dedik çıktın fos!

    Kayayı bilen bilir,
    Meret ağır bir şeydir,
    Onu öyle itersen,
    Üzerine devrilir!

    Yerçekimi kanunu,
    Unutursan sen onu,
    Hayatınla ödersin,
    Ölümdür işin sonu!..
    …..
    Hamama giren terler,
    Komutan nerde derler,
    Esad başkomutansa,
    Onlar bizden beterler!

    Pejmurde zaten hali,
    Ölmüş eşşek misali,
    Kurttan korkmuyor Esad,
    Zulme devam hayali!..
    …..

  18. Bizim Suriye’ye girmemizin sebebi terör dalgalarından korunmaktı ve mültecilere kendi ülkelerinde tehlikesizce yaşayacakları bir yer açıp ülkelerine göndermekti. Medya palavrası mıydı bilmem! Bir aralar Esad’tan bölgenin selameti için «Gerekirse Erdoğan’la masaya otururum» şeklinde bir beyanata denk gelmiştim. Ancak, Putin ne Esad’a, ne de Erdoğan’a müsade etmeden bu iş nasıl olacaktı… Arkasından Rusya’nın içten pazarlıklı halleri daha bir ortaya çıktı. Kim kimin güvenilir adamı, belli değil. Güya, ABD askerleriyle ortak hareket ediliyordu bir aralar. İşin içinde Rusya olduğu sürece durum, NATO’nun sorumluluğuna da girer. Ancak, hepsi lafta kalıyor. İki yüzlülük, üçyüzlülük derken arada kaldık; provokasyon güçleri ne kadar cüretkar olabileceklerini gösterdiler. Askeriye kayıp verdikten sonra işin seyri değişir mi değişir. Zaten, durum hiçbir zaman siyah-beyaz bir durum değildi. Ama, ne olursa olsun. Siyasi iç çekişmeler bir yana bu noktada askerimiz için dualarımızı eksik etmemeliyiz, en azından duanın anlamını ve önemini bilenlerimizce…

  19. Yazar Hayati İnanç, TRT 1’de yayınlanan İyi Fikir programına konuk olmuş ve 33 askerimizin şehit olmasıyla ilgili şöyle konuşmuş :

    “Bitmiş gibi, kaybımız varmış gibi konuşuyorlar. Bunlar güzel sözler değil. Ne kaybı yahu? Kayıp falan yok. Yer değiştirdiler. Dünyadan kabir hayatına geçtiler. Nasıl olsa herkes gidecek. Şehit olmayı istemek lazım.”

  20. Erdoğan’ın hatasından dönmesi mümkün değil, zira hep doğru yaptığına inanıyor. Çevresine topladığı kişilerin hepsi de ona doğru yaptığını söylüyor. Zira aksini söyleyen kendini kapıda bulduğu gibi başka kapılar da kapatılıyor. Erdoğan’a doğru yaptığını söylemesi için alınan danışmanlar çok yüksek maaş alıyor, birçoğu birkaç yerden maaş alıyor. Onlar da bir daha ellerine geçmeyebilecek bu nimeti! kullanıyorlar.

    Bunlara havuz medyası gibi devletten maaş almayan fakat yüksek menfaati olanları da ekleyin. Ortaya çıkan manzara tam bir menfaat çetesi. İfade ağır oldu farkındayım ama yapanlar utansın. İçlerinden bir tanesi de çıkıp “Suriye sorununu başımıza Erdoğan bela etti” diyemiyor.

    Cumhuriyeti kuranları küçümseyip iki ayyaş diye bahsedenler. Kendilerinden önceki tüm dönemlere “reklam arası” diyenler. Bunlar öyle bir duruma geldiler ki yaptıkları hataları düzeltmek için yeni bir hata yapmaktan başka çareleri kalmadı. Derinleşen sorunlar propaganda ile örtülmeye çalışılıyor. İleride 2011-2021 on yıllık dönemi “cumhuriyetin reklam arası” olarak anılacak. Şüphesiz başka yakıştırmalar da yapılacaktır.

    Finale az kaldı ve acelemiz yok. Erdoğan gereğini yapıyor zaten.

  21. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; çünkü o, takvaya en yakındır. Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır”
    sayin koru elbette khk dan magdur olan var ammaa
    diger taraftan vatan ve millet, 80 leri 28 subatlari elbette bizden iyi bilirsiniz, ne zamanki yanlis kulvarda oldunuz,
    haliyle bu isler size heyacan vermedi.

  22. Başta Erdoğan gelmek üzere, anti-emperyalistlerin, anti-NATO’cuların, anti-AB’cilerin sergiledikleri sefilliği izliyorum iki gündür: Putin’den Osmanlı tokatını yiyen ‘başkomutan’ ortadan kayboldu. Savunma Bakanı ile Genel Kurmay Başkanı da öyle. Hakkını yemeyelim Bahçeli’nin, çünkü, “yazılı açıklama”da bulunmuş!

    Türkiye’de, insanların 33 gencinin kaybına ilişkin muhattabı, Hatay valisi.

    Sabah gazetesi, M. İnce gibi, aşağılayıcı Rus tokatından sonra ortadan kaybolan ‘başkomutan’ın ortalarda görünmemesinin nedenini izah ediyor manşet haberiyle -‘başkomutan’ın pek bir meşgul olduğunu öğrenmiş oluyoruz:

    “İşte baş döndüren trafik: Erdoğan’dan diplomatik temaslar: ABD, Almanya, AB Komisyonu. . . .”

    ‘Başkomutan’, kurulmuş telefonun başına, Batı dünyasını görev ve sorumluluk almaya çağırıyor! Kendince, onları ‘görev ve sorumluluk’ almaya zorlamak için, Suriyeli göçmenleri kullanmaya yelteniyor!

    Batı emperyalizmine karşı direnişin yerli Pravda’sı görünümündeki Sabah ile SETA’cı kalemşörler, daha düne kadar, yoldaş Putin’le omuz omuza, ABD ve AB’ye dayılanıyorlardı.

    Şimdi oturmuşlar, başlarında ‘başkomutanları’, yoldaş Putin’in önünün nasıl kesileceği konusunda ABD ve Avrupa’ya akıl öğretip ‘stratejik eylem planı’ sunuyorlar!

    Sabah’ın manşeti gerçekten yerinde ve doğru:

    “Baş döndüren trafik!”

    Tenis topu gibi -bir o yana, bir bu yana.

  23. Hiçbir dönem ilanihaye sürmez. Hz. Yusuf’un hayat çizgisinde Mısır’da yedi yıl kıtlık yedi yıl da bolluk dönemleri yaşandığı bilinir. Dönemler öyle veya böyle sınırlı periyotlara bağlıdır. Kimi yedi yıl sürer, kimi biraz daha fazla; ama mutlaka her dönemin bir sonu vardır.

    Karamsarlık hiç bir dönem için doğru bir psikolojik hal değil. 3 Mart 2019 Fehmi Koru’dan

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız