Eski bir hikâye yeniden deşildi ve gerçek bir kez daha ortaya çıktı.. Gerçeklerin böyle bir âdeti vardır…

25
İngiliz gazetesindeki haberin başlığı..
Reklam

Artık herkesin dilinde olan “Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkma adeti vardır” sözünü bir zamanlar ben çok kullanmıştım. Bu cümleye şimdilerde “Gerçekler mutlaka ortaya çıkar, vaktiyle üzerini örtmeye çalışanların yüzünü morartmak pahasına” diye yeni bir bölüm eklemek gerekiyor…

Cümlenin ilk bölümü, 1982 yılında Londra’daki bir köprü üzerinde cesedi bulunan İtalyan bankacı Roberto Calvi’nin ölümüyle ilgili ‘intihar’ damgasının asılsız çıkmasıyla ilgili. Yeni eklediğim bölümü ise, yıllarca “Bu bir intihar değil, suikast” iddiasını seslendirenlere “Komplocu” damgası vuran yayın organlarının günümüzde ‘gerçeği’ yazmak zorunda kalmalarına nazire…

Hürriyet gazetesinde, bugün, geçen hafta sonu İngiliz gazetesi Telegraph’ta ayrıntılarıyla yer alan bir haber-değerlendirmenin özet tercümesi var. Her iki gazete de, yıllar boyunca, Vatikan çevreleri ile İtalya’nın karanlıkta kalmayı benimsemiş gizli bir örgütünün öyle bilinmesini istediği yönde yayınlar yapmışlardı.

Lafı uzatacak değilim; isteyen yazının Hürriyet’te özetlenen Türkçesini, isteyen de İngiliz Telegraph gazetesindeki daha ayrıntılı versiyonunu okur. [Hürriyet yazının bir yerinde “Calvi’ye ne olduğu hala belli değil” ara başlığını kullanmış. Haber ne olduğunu anlattığı halde…]

Ben, burada, Calvi olayının üzerinden 20 yıl ve en az bir düzine ‘Kulis’ yazım geçtikten sonra, 2003 yılında -tam tarihi 29 Temmuz 2003-, bugün Hürriyet‘te yer alan bilgilerin çoğunu da özetleyen eski bir ‘Kulis’ yazımı aktaracağım.

İsteyen, 40 yıl boyunca, konuya ne zaman eğilsem bir yerlerden şahsıma yöneltilen itirazları da arama motorlarına başvurarak görür ve okur.

***

“Bir gerçek, bir gerçek daha…”

Reklam

Eskiler, gerçeklerin ortaya çıkması için, “Aman Allahım, kalmasın hiçbir hakikat nihan” diye dua ederlermiş… Size umudunuzu takviye edecek kanaatimi tekraren belirteyim: Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi bir âdeti vardır… Yaparsınız, sakladığınızı, yaptığınızın yanınıza kâr kaldığını sanırsınız; ama bir gün duvara tosladığınızı görürsünüz…

Yolsuzlukları araştıran komisyonun bulgularından söz ettiğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Benim aklımda, 20 yıl farklı biçimde bilinen eski bir olay var. Konuyu ne zaman ele alsam, üzerime “Komplocu” diye gelinmesine yol açmış bir olay… Aradan bunca zaman geçtikten sonra, dosyası tozlu raflardan indirildi, ortalıktan yok edilmiş ceset bulunup üzerinde çalışıldı ve “İntihar” kararı “Cinayet” ile değiştirildi… Şimdi sıra kâtillerin yargı önüne çıkartılmasına geldi.

Roberto Calvi bizim bugünlere çok benzeyen 1980’ler İtalyası’nın en ünlü bankeriydi. Bir eli Vatikan‘da, diğeri P-2 Locası‘nda olan bir bankerdi Calvi ve ilişkileri sebebiyle “Tanrı’nın bankeri” sıfatıyla anılıyordu. Gücünü, Vatikan‘da paraya pul demeyen bir Amerikalı kardinalle, İtalya’yı perde gerisinden yöneten Üstad-ı Azam Licio Gelli‘den alıyordu. Calvi‘nin, Vatikan ve P-2 yanında Mafya’nın paralarını da işlettiği tahmin ediliyordu…

Bir gün geldi, Calvi‘nin bankası Banco Ambrosione 1.3 milyar doların üstünde bir parayı batırıverdi. Daha ne olduğu tam anlaşılamadan, bankacının sahte pasaportla ülkeden çıkış yaptığı işitildi. Birkaç gün sonra da, Londra’daki Blackfriars Köprüsü‘ne asılı cesedi bulundu. Ceset indirildiğinde ceketinin cebinden tuğlalar çıktığı görüldü. İngilizlerin yaptığı inceleme sonucunda, “Calvi intihar etti” hükmü duyuruldu…

Olayın ‘biraderlik’ ilişkisinin bazı gerçeklerin üstünü örtmeye yetecek kadar güçlü olduğu bilinen İngiltere’de meydana gelmesi dikkat çekiciydi. Blackfriars Köprüsü‘nün karanlık işler literatüründe özel bir yeri olduğu biliniyordu. Cepten çıkan tuğlalar (‘mason’, sözcük olarak, ‘duvar ustası’ demek) bir tür şifre gibiydi. Asılma biçimi bile bir ritüeli andırıyordu. O dönemde görüşlerini aktardığımız bir çok kişi, Calvi Ailesi fertleriyle birlikte, “Bu bir infaz” kanaatindeydiler… Bu kanaat ne zaman ifade edilse, etraftan, “Komplocu” ithamları duyuldu…

Ne oldu? Olayın aslında bir ‘cinayet’ olduğu 20 yıl sonra ortaya çıktı. İtalyan polisi cinayeti işleyen dört kişiye tebligat çıkardı. Calvi‘nin Kanada’da yaşayan kendisi gibi bankacı oğlu, “Arananlar Mafia tipleri, ama esas ona azmettirenlere ulaşmak lâzım” diye açıklamalar yapmaya başladı. İp bir defa ele geçti ya, çorap söküğü gibi arkası gelir…

Bu gelişmeye yol açan olaylar dizisi bir filmle başladı. “Tanrı’nın Bankerleri” adlı filmde Calvi‘nin adım adım ölüme sürüklenişi anlatılıyor ve Blackfraires Köprüsü üzerinde infaz edilmesi canlandırılıyordu. Mafya ile ilişkileri olan P-2 Locası mensubu bir işadamı Calvi‘ye Londra’ya kadar eşlik ediyordu filmde… O işadamı, meslekî itibarının rezil edildiğini öne sürerek filmin yasaklanmasını istedi ve bunu sağladı da…

Ancak bir kere ok yaydan çıkmıştı ve Roberto Calvi‘nin nerede saklandığı bilinmeyen cesedinin tahnitli parçaları morgda birdenbire bulunuverdi. Adli tıp uzmanları ceset üzerinde çalışarak resmi hikâyenin doğru olamayacağını açıkladılar. Cebinde tuğla bulunmuştu ya, ellerinde hiçbir toprak izine rastlanmadığı için, “O tuğlaları bir başkası yerleştirmiş olmalı” sonucuna varıldı. Asılan bir insanda görülmesi gereken sorunların hiçbiriyle karşılaşılmadı cesedin boyun mahallinde. Daha da önemlisi, cesedin bulunduğu yere gidildiğinde, Calvi’nin, birilerinden yardım almadan cesedinin asılı olduğu yere çıkmasının imkânsızlığı tespit edildi…

Reklam

Yani, 20 yıl önce, “Bu bir infaz olayı; hemen her aşaması belli bir ritüeli yansıtıyor” diyenler, Londra’nın ‘biraderlik’ ilişkisinin gücü yüzünden seçildiğini ileri sürenler haklı çıktılar; ‘komplo’ diye mahkum edilmek istenen görüşün gerçekleri yansıttığı anlaşıldı… Hem de İtalyan yargısının vardığı bir kararla… Calvi‘yi Londra’ya P-2 üyeleri götürmüş, oradaki infazda da bulunmuş o adamlar; infazın kendisi ise Mafya tarafından gerçekleştirilmiş… Biri ‘saygın işadamı’, biri onun o zamanki Avusturyalı metresi, iki de Mafya üyesi önümüzdeki günlerde mahkeme önüne çıkacaklar…

Oğul Calvi, “Esas arkadakilerin üzerine gidilsin” diyor ya, ‘arkadaki’ sıfatıyla kast edilen P-2 Locası aracılığıyla bir dönem İtalya’yı fiilen yönetmiş Licio Gelli de “Benim için dosya kapandı, gerçekte ne olduğunu ancak Tanrı bilir” demiş soran gazetecilere… Sanki, “Asılma tarzı bir ritüeli andırıyor” diyenleri doğrularcasına…

Etrafımızda veya dünyanın başka yerlerinde cereyan eden olayların perde gerisinde neler yaşandığı daha kolay ortaya çıkıyor bugün. Komploların ‘komplo’ olduğunu öğrenmek için 20 yıl beklememiz gerekmiyor. Halktan kopuk iktidarların yerini hemen her yerde halkın iktidarları alıyor ve ‘iyi günde kötü günde’ birbirini kollama yemini etmiş olanlar güç kaybediyorlar…

Ben size hep “Gerçeklerin mutlaka ortaya çıkmak gibi bir âdeti vardır” diye boşuna demiyorum.  

***

Yazım bu.

ΩΩΩΩ

Reklam

25 YORUMLAR

  1. Ortaya çıktığı iddia edilen gerçek aslında çok eski bir bilgidir:
    Dul kadının kesesine göz dikenin sonu budur.

  2. 40 yıl usanmadan, bıkmadan ve korkmadan (not: korkmamak bizede geçmez anında ortadan kaldırılırsın) basın sayesinde gerçekleri ortaya çıkaranlar’a bizde Adam gibi adam derler.
    Keşke bizdede bir tane adam çıkmasına müsaade edilebilse.
    Şöyle en sonuncudan başlayarak,
    Kurtarılacak diye PKK nin Mağarada Tuttuğu rehinelerın şehit edilmesinin nedenleri ile birlikte. Örnek:Hani şehitler arasında! Özelikle Darbeden önce kaçırılmış ve Darbeci diye işten atılan polis memuru ve diğerlerinin konumları. 15 Temmuz 2016 ALLAHIN LÜTFÜNÜ ile birlikte şöyle Rıza Zaraf hazır ötmeye devam ederken 17/25 Aralık 2013 yolsuzluklarını ortaya çıkaranların akibetleri! ve Aralarında Uğur Mumcu ve diğerl katledilen. Gazete i ve yazarların
    BİR NOKTAYA DİKKAT ÇEKEREK “bizde bunu yapabilecek YAZARLAR VAR” AMA.???
    ŞÖYLE DIŞARIDAN BIRERINE MUHALEFT PARTİLERİ BU GÖREVİ VERSE. Selam trafik örgütünü 17/25 Aralıği tersine çevire lerin Darbe yapanları Mağaradan rehine kurtarılmiyacağını bile bile opersyon yapılmasının nedenlerini ortaya çıkarsa.
    O zaman bizdeki gerçek ile alakası olmayan insanlar temize çıkario! Türkiyen’in köküne kibrit suyu dökenlerin hepsini hiç uğraşmadan en fazla 6 ayda ortaya çıkarlar
    Ah keşke bu görevi Taha Kıvaça verebilecek cesur bir lider çıksa.

  3. ŞEFFAFLIK–ŞAİBE
    Şeffaf olmayan tüm yapılar maalesef şaibeye davetiye çıkarıyor.
    Sayın KORU’ nun yazısında bahsi geçen mason locaları da bunlardan biri.
    Ülkemizde mason locaları sayısal olarak epey az.
    Ancak epey etkili olduğu yaygın bir kanı.
    Ülkemizde sayısal olarak yaygın olan şeffaf olmayan yapılar cemaatler.
    Batı özellikle Amerikan standartlarında, cemaatler sivil toplum kuruluşları (NGO) kabul edilirken, ülkemizde laikçilerin lanse etmeleri sonucu tamamı ve tüm mensupları kriminalize edilmekte ve marjinalliğe itilmektedir.
    Ülkemizde tüm cemaatler sosyolojik olarak sivil toplum kuruluşu mudur?
    Yada cemaatler içinde kriminal tip yok mudur?
    Daha doğrusu kurumsal olarak kriminal tip üreten cemaat yok mudur?
    Bunlar ayrı sorunlar.
    Gerçekten dini duyarlılığı olanların ve laikliği
    içselleştirmeleri gerktiğini düşünüyorum.
    Yaptıkları yanlışların dine yazılmasını istemeyenlerin referanslarının seküler olması gerektiğini düşünüyorum.
    Ancak hesap vermek istemeyenler, daha doğrusu sadece Allah’a hesap veririm diyerek hesap vermekten kaçabilmek için özellikle dinsel referanslar veriliyor.
    Kimse de “kula hesap veremeyen Allah’a nasıl hesap verecek ” diye sormuyor.
    “Ahirette kanıt problemi mi var, yasak kanıt mı var?” demiyor.
    Ayrıca bu kadar ve fütursuzca suç işleyenler,
    ahirete ve Allah’a inanıyor olamaz.

    • Seçimlere bir yıl kala; sütre gerisinde bekleyen (bekletilen) tüm kişi, kurum ve kuruluşlar, cibilliyetlerinin gereğini sergilemeye başladılar.
      Malum bunların hepsi vesayet özlemi içinde kıvranmaktadır; ağababaları da dışarıda olup (ABD Başkanı Biden), Erdoğan’ı, darbe dışı yollarla düşürebilmek için, bu denli muhalefeti destekleyeceğini söylemişti.
      Kurt dumanlı havayı sever misali, mahut zevat da bir bir sökün ederek içlerindeki ufuneti kusmaya başladı. Bunların başında da sicili her daim bozuk olan TÜSİAD gelmektedir.
      Bunlar, paranın verdiği şımarıklıkla halka tepeden bakarlar. Düşünce yapıları itibarıyla, Batılı olmaktan ziyade Batıcıdırlar. Yerli ve milli konularda hep karşı tarafta konumlanırlar.
      Siyasette CHP’nin yapamadığını yapmak ister ve bunda da çoğu kez ellerindeki para gücüyle başarılı olurlar.
      Dün, Ecevit’i ve Erbakan’ı başbakanlıktan uzaklaştırmada başrolü TÜSİAD üstlenmişti.
      Kendilerinin benimsemediği iktidarları alaşağı edebilmek için darbe destekçisi olmayı maharet bilirler.
      Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarlarıyla TÜSİAD’ın arası hiçbir zaman iyi olmadı. Erdoğan da bu durumu gizlemiyor ve açıktan dillendiriyor: ‘Ey TÜSİAD’ın başına gelen Beyefendi, dış politikada bize ders veremezsin. Önce haddini bil. Bunlar da akıllarını başlarına almadıkları sürece iktidarın kapılarından içeri giremezler. Biz İsveç’e Finlandiya’ya neden tavır alıyoruz? Sokaklarında terör örgütleri cirit atarken biz onlara kapılarımızı mı açacağız? Ey TÜSİAD! Siz onların yanında yer alabilirsiniz, biz şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacağız… Siz aynı merkezden idare ediliyorsunuz. CHP oradan neyi sufle ediyorsa siz de aynı şekilde konuşuyorsunuz. Bu kapı yerli ve milli duruş sergileyenlere açıktır, sergilemeyene kapalıdır.’
      Neymiş efendim; Hükümet, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine zorluk çıkarmamalıymış.
      TÜSİAD, böyle söyleyerek teröre, terör örgütlerine ve onların Avrupa ülkelerindeki Türkiye karşıtı eylemlerine sempati ile bakıp onların yanındayım mı demek istiyor?
      PKK’lı ve FETÖ’cü teröristler de NATO’ya girip bizimle dost ve müttefik olsunlar demeye getiriyorlar.
      Kırk yıldır teröre karşı en ağır bedelleri ödemiş olan Türkiye’nin eline tarihi bir fırsat geçti. Bu fırsatı kendi ellerimizle tepelim istiyorlar.
      80’li yıllarda, darbe lideri olan Kenan Evren de aynı yanlışa düştü ve Yunanistan’ın NATO’ya girişine evet dedi. Böylece bir kırk yıl da, Yunanistan’ı ve onun bitmez tükenmez taleplerini başımıza bela ettik.
      Aynı şekilde; Fransa’nın da NATO’nun askeri kanadına girişine yeşil ışık yaktık. Fransa bugün, ikisi de NATO ülkesi olmalarına karşın, Yunanistan’la ikili savunma işbirliği anlaşması imzalıyor.
      Kime karşı? Elbette Türkiye’ye karşı.
      Geldiğimiz bu günde, ülkemizin başına yeni belalar açmanın manası var mı?
      Bu durumu İsveç ve Finlandiya ülkelerinin yetkilileri anladı ve önlemlerini almaya çalışıyorlar. Ama gelin görün ki, içimizdeki TÜSIAD ve muhalefet partileri anlayamadılar veya anlamak istemiyorlar.
      Muhalefet, 6’lı masa olarak ipi 7.’nin (HDP) eline verdikleri için ses çıkaramıyor.
      Milletimiz anlıyor ya; milletimiz de onlara ses çıkarmayacak!
      Gerisi vız gelir tırıs gider!

      • SEVGİLİ TROL KARDEŞLERİM!
        Bu devir gümbür gümbür gittiğinde oransal olarak en büyük cezayı “troller” alacaklar.
        Zira trollük yapmasalar, hırsızlık değirmenine su taşımasalar, eksilmeyip bir de tam tersine artacak milli gelirden paylarına düşecek olan miktar, trol maaşlarının en az iki(2) katı olacak.
        Örneğin 128 milyar doları 83 milyona böldüğünde 1.542 dolar ediyor.
        Bugünkü dolar kuru olan 17,30 karşılığı 26.676 TL.
        Trolümüz tavsiye edilen üç(3) çocuklu ise beş(5) nüfus karşılığı 133.380 TL.
        Evet yanlış değil, yazıyla sadece çaldırılan 128 milyar dolardan evli ve üç çocuklu
        trolümüzün de yüz otuz üç bin üç yüz seksen TLsi çalınmış oluyor.
        Namusuyla şerefiyle duruş sergilese bu para helalinden kendisinin olacaktı.
        Bu miktardan fazla trollük ücreti mi ödeniyor?
        Kaldı ki bu rakam tek kalem için.
        Kaldı ki hukukun işediği bir ülkeye gelecek doğrudan yatırım ve hukuk dışı uygulamalar nedeniyle çıkan yatırımlardan alacağın payı olan bir hesap makinesi hesaplayamaz.
        Hırsızlık sisteminde en büyük payı olup, en az nemalananlar, oransal olarak bakıldığında maalesef en büyük cezayı alacaklar.

        • Sayın yk, bu bahsettiğiniz durum 15temmuzdan sonra abd ye sıvışıp giden kodaman takımının arkasından bizi niye buralarda bıraktınız diye ağlaşıp duranların haline benziyor:))))))

      • Sn. M Sever! Siz burada reklam yapmayı ve konuları saptırnayi bırakın Yazarın yazısı için yorum yazın!
        Sizi anlıyorum Trolluk yapmak kolay değil. Onun için kullandığınız rumuzunuzu değıştırerek Erdoğanı sakızının çiğnemeye devam ediyorsunuz.
        Şahı sizin bu yorumunuzun yazarın yazısı ile ne alakası var?

    • STK Cemaatler tarikatlar ne zamandan beri dinin sözcüsü oldu?
      Dinin yayılması doğru bir şekilde insanlığa erişebilmesi için birileri vekil tayin edildi de bizim mi haberimiz yok?
      Din genişlesin yayılsın diye cenk yapmak mı gerek? Yoksa iyilik güzellik karşısında gayrimüslimler kendiliğinden mi gelmeli?
      Sonuç olarak, kutsal kitaplarda mason sason feto poko toko vesaire yapılar varda müebbet verilecektir mi yazıyor mesela?
      Yani adalete hukuka hesap verilebilir önce, daha sonra ne olur, Tanrı yeterli görür mü bu fani cezayı biz bilemeyiz orasını🤗.

  4. 1984 – GERÇEK BAKANLIĞI
    “Gerçek Bakanlığı’nın tek görevi gerçekleri saptırmaktı”
    Ülkemizde tüm kurumların görev tanımı bu.
    Ne zamana kadar?
    Nereye kadar?
    –Saptırılan gerçeklere toslayıncaya kadar.

    • Evet biraz ironi dozu yüksek bir yazı oldu ama inanın ellerine fırsat geçse bunları hayata geçirirler.” diyordu yazısında. Vay sen misin bunu diyen?.. Direkt daldılar Mehmet Barlas’a…
      “İroni dozu yüksek” ile başlayıp, “TÜSİAD ile 6+1’li masa iktidarında teker teker gerçeğe dönüşebilir.” İle devam eden yazıdaki maddelerden bazıları söyle; (özetleyerek, kısaltarak aktarıyorum)

      İsveç ve Finlandiya’ya koyulan veto kaldırılacak,

      Ayasofya tekrar kiliseye dönüştürülecek,

      TSK, Suriye ve Irak’taki bütün bölgelerden çekilecek.

      İstanbul Havalimanı’nın adı Atatürk Havalimanı olarak değiştirilecek ve karıştırılmaması için eski Atatürk Havalimanı’nın adı da Mustafa Kemal Havalimanı olacak.

      S-400’ler depoya kaldırılacak.

      Faizler maksimize edilip banker dönemi yeniden canlandırılacak.

      Başörtüsü yasaklanacak, 8 yılık kesintisiz eğitim ve katsayı adaletsizliği yeniden hortlatılacak.

      Tayyip Erdoğan’ı hatırlatan tüm eserler birer birer yok edilecek.

      İlâ âhiri…

      Mehmet Barlas, “ben ironi diye anlatayım siz gerçeği okuyun” demiş. Az bile demiş. Hatta ben de birkaç ironi ekleyeyim;

      Otel odalarındaki gizli buluşmalar sona erecek. IMF ile açıktan görüşülecek, borç alınacak.

      Suriye ve Irak’ta operasyon yapılmayacak. (Öyle ya, YPG bize mi saldıracak?!)

      Katar’daki üssümüz kapatılacak. Azerbaycan ile araya mesafe konacak. Libya ile ilişkilerimiz kesilecek. (Öyle ya, ne işimiz var Fizan’da?!)

      Akdeniz’de, Karadeniz’de petrol-doğalgaz aranmayacak.

      Hastane, yok, köprü, havalimanı, tünel, İHA, SİHA, uçak, helikopter, nükleer santral, elektrikli otomobil, milli savunma sanayii, uzay ajansı..vs, gibi boş işleri bırakılacak.

      Bol bol heykel yapılacak.

      “Dünya 5’ten büyüktür” denmeyecek. Dış politika vizyonumuz; “Dünya 5’ten küçüktür” olacak.

      Şimdi bunlar ironi mi?..

      Bunlara ironi demek ironi!..

      Kılıçdaroğlu ne diyordu?

      “Dış politikayı 180 derece değiştireceğim.”

      Yani “bugün ne yapılıyorsa tam tersini yapacağım” diyor…

      CHP’li vekil Sezgin Tanrıkulu paylaştı; “Bayraktar SİHA üretimi durduruldu. Dışişleri Bakanı Sezgin Tanrıkulu Türkiye’nin savaş suçu işleyen bu ölümcül silahlara ihtiyacı olmadığını söyledi. SİHA üretim merkezini yurt dışına taşıması için Selçuk Bayraktar’a iki hafta süre tanındı.”

      YPG’nin terör örgütü olmadığını söyleyen vekil bu. (Boşuna SİHA Sezgin denmiyor!)

      Peki ironi mi yapıyor?..

      Hesapta!..

      Fırsat bulsalar aynen hayata geçirirler.

      “Politikaları 180 derece değiştireceğiz” vaadi var Kılıçdaroğlu’nun. O da ironi değil.

      “360 derece değiştireceğiz” deseydi ironi olurdu!

      Tabii bizim için.

      Yoksa Kılıçdaroğlu bilmiyor da konuşuyor!..

  5. Yazardan alıntı:
    „Halktan kopuk iktidarların yerini hemen her yerde halkın iktidarları alıyor ve ‘iyi günde kötü günde’ birbirini kollama yemini etmiş olanlar güç kaybediyorlar…“

    Alıntıdan alıntı:
    >‘iyi günde kötü günde’ birbirini kollama yemini etmiş olanlar <

    Siyasette „dava“ da böyle bir ṣey olsa gerek.
    Bazen gerҫekler gizlenir, bazen de demokrasi yolda bırakılır.

    • “Komploların ‘komplo’ olduğunu öğrenmek için 20 yıl beklememiz gerekmiyor. Halktan kopuk iktidarlar..” ve
      İyi günde kötü günde.. birbirinden ayrılmaz paralel yapı gibi alamanyalı.
      *Gerçekleri gizlemeyi bırak öyle bir giz-sır haline büründürülmüştü ki gerçekler!…
      Evleri içindekilerle birlikte yakabilen zihniyetin,
      Kardeşi kardeşe düşman edebileceğini o anda görebiliyordun ama fakat,…
      Olayı sana algılattırmayan bir gizem!! Vardı!?!
      20 yılı geçtim, “kaderimiz buymuş” modundaydı tüm ülke😠
      Not:bir gazetecinin, bir güvenlik güçleri mensubunun yada bir siyasetçinin ben hiçbir zaman tek başına bişeye girişmesini beklemem!
      Zamanı geldiğinde vatanım için canımı veririm.
      Sayın RTE ‘nin bile dava, terör, feto, Suriye ırak idlip gibi başlıklarda evde tek başına görüntüsüne kızıyorum!😠😠😠
      Milletçe yapılacaksa birşey,
      Birlikte yapacağız:
      6+5+1+… Herkimse🤗.

      • Siz bunları boşverin de, CHP ve irili ufaklı ortaklarına asıl felaket haberini vereyim:
        Anketlere göre toplumun yüzde 83.7 gibi ezici bir çoğunluğu “cumhurbaşkanını halkın seçmesini” istiyormuş!
        Eee, bu durumda nasıl güçlendirilmiş bilmemne anayasası yapacaksın da halkoyuna sunacaksın?
        Reddedilince madara olmayacak mısın?

        • Muzaffer bey daha önce reddedildi ama hiç madara filan da olmadılar, bir de tutup başkanlık seçimine aday çıkarıp seçimlere katıldılar, tabii ağızlarının payını verdi millet, adam olan kazandı:)

    • “Almanyalı
      20 Haziran 2022 At 11:36
      Yazardan alıntı:
      „Halktan kopuk iktidarların yerini hemen her yerde halkın iktidarları alıyor ve ‘iyi günde kötü günde’ birbirini kollama yemini etmiş olanlar güç kaybediyorlar…“
      ALMANCI ARKADAŞ BU SAVINIZ YENİDEN ERKEN SEÇİM KARARI ALAN İSRAİL VE YENİ BİR SEÇİMDEN ÇIKAN FRANSA İÇİN DE GEÇERLİ MİDİR, YOKSA ÖYLESİNE SALLIYOR MUSUNUZ?

  6. Hep alakasız konular yada hükümete çakacak mevzuları inceden inceye işliyorsunuz!
    eskiden derin mevzular işlerdiniz.mesela Hablemitoğlu cinayeti, Gaffar Okan suikasti gibi.
    bak bunlarda FETÖ izleri var
    biraz değinseniz engin bilginizle……….

  7. “H. Gayret
    20 Haziran 2022 At 00:49
    Endercim “… Türkiye onlar sayesinde ayakta bugün.” dediğin TÜSİAD yerli ve milli araba üretmiş de alan satan olmamış mı?
    Efendim?”

  8. Bizimle pek ilgisi olmayan yabancı bir faili meçhul cinayet üzerinden değişik ve gerçekten güzel bir konu işlenmiş .
    Evet , yazarımızın da belirttiği gibi gerçekler ergeç bir gün mutlaka ortaya çıkar ; gayet tabii ki ender de olsa mezara gidenler de yok değil .
    Yani bizdeki klasik atasözünde olduğu gibi mızrak çuvala sığmıyor !
    Yalan söyleyen bir insan , gerçeklere ters olan bu yalanına göre devamlı olarak sözlerini , tutum ve davranışlarını ayarlamak , ona uydurmak zorunda kalır.Ancak bu ayarlamayı her zaman ve her yerde yani sürekli olarak takip edemez , etse de gerçeklerle uyuşmadığı için bir gün bir yerde nihayet foyası ortaya çıkıverir.
    Bu durum kişiler için böyle olduğu gibi olaylar için de öyledir ve er veya geç bir gün gerçekler ortaya saçılıverir .
    Bu nedenle hiç bir zaman ve hiç bir yerde asla ve asla büyük veya küçük yalan
    konuşmamak gerekir; yalan konuşmayan insan zaten otomatik olarak yani kendiliğinden her konuda dürüst ve samimi olur , bunlar için ayrıca bir çabaya da gerek kalmaz .
    Ne yazık ki bizim , müslüman olmamıza rağmen toplum olarak hatta millet olarak bu
    konuda hiç de iyi bir durumda olduğumuz söylenemez .Bunlarla ilgili olarak başta siyasette olmak üzere hepimiz ,her gün , her konuda çeşitli örneklerle karşılaşıyoruz ; bu iyi bir gidiş değildir , farkında olmadan içteniçe bir çürüme yaşıyoruz !
    Evliya bir kişi bir gün müridlerini çağırmış , her birine birer canlı tavuk vermiş ve bunları hiç kimsenin görmediği bir yerde gizlice kesip yolmalarını istemiş .
    Ertesi gün birisi hariç bütün müridler kesilip yolunmuş tavuklarla huzura çıkmışlar .
    Veli hazretleri tavuğu kesmeden geri getirene bunun sebebini sormuş ,
    – Hocam , hiç kimsenin olmadığı bir yer bulamadım, çünkü her yerde Allah var !
    Selamlar saygılar

    • Sayın namlu “… bir faili meçhul cinayet üzerinden değişik ve gerçekten güzel bir konu işlenmiş .” ifadenize bakan da sizi nekrofil filan zanneder:)

  9. Ben yazınızı bugün yazdınız diye okudum. Sonu çok çarpıcı elbette. Bugün iktidarda olan yarın iktidarda olmayacak, gücü olan gücünü kaybedecek, genç olan yaşlanacak ve hesap zamanı gelecek. Herkes buna göre hareket etmeli ve hesap vermeye hazır olmalı. Efendim, Allah affetsin mi? Biz Allah’ın işine karışmayız. Bizim işimiz hemen buracıkta hesap sormak. İyiyse de kötüyse de. Hesap vermeden Londra’ya kaçmak yok.

    • Kemalistler’in ekonomi konusunda ne bilgileri var ne önerileri.
      Bu konuya girmiyorlar, çünkü bilmiyorlar.
      Ne yani, tekelci devlet kapitalizmine dönülmeyecekse…
      Tek parti diktası kurulmayacaksa…
      Tek adam yönetimi uygulanmayacaksa…
      Türban yasaklanmayacaksa…
      Ne anladım ben o Kemalizm’den?
      İktidara gelirseniz bunları yapmayacak mısınız?
      O zaman Kemalist değilsiniz.
      Nesiniz?
      Haybecisiniz.
      “Helalleşme” dümeniyle adam kazıklamaya çalışıyorsunuz.
      Temel ilkelerinizi uygulayamazsınız.
      Şapka giydiremezsiniz, zaten hiç modası yok.
      Zorla tıraş yapamazsınız, “pis sakal” modası var. Buna Kenan Evren’in bile gücü yetmemişti.
      Türbana dokunamazsınız, kan çıkar.
      İsterseniz Orduevi’ne sokmazsınız.
      Giren kim yahu?
      Günümüzde bir anlamı kaldıysa, hadi politikadaki tek gerçek Kemalist, Muharrem İnce iktidara gelsin de görelim.
      Oy oranına bakın, başka bir şey söylemeye gerek yok.

  10. bu ulkede ortaya cikmayi bekleyen cok gercek ve bu gerceklerin ortaya cikmasini engelleyen cok kisi var. bu halk uzerinden psikolojik uygulamalarla yapiliyor. nasil mi?
    1. sosyal adalet ve gelir adaletsizligi olusturularak halkin surekli bir gecim derdi icinde kalmasi saglaniyor.
    2. egitim surecleri ve imkanlari cesitli metotlarla baltalanarak halkin cahil kalmasi saglaniyor.
    3. kutuplastirma yontemleriyle bir kesim karsi kesime dusman ediliyor.
    4. yapilan haksizliklar kimlik ve etnik ogelerle iliskilendirilerek ustu ortulup hak etti imaji veriliyor.
    5. devlet ve uygulamalari kutsallastirilarak devlet eliyle ve imkanlariyla suc isleyenler devlettir ne yapsa haklidir imasi birileri tarafindan veriliyor. (bu ifadelerim devlete yonelik degildir olusturulmak istene imaj bu)
    6. dogru yasalarin olusturulmasi engellenerek adalet.mekanizmasinin dogru calismasi surekli engelleniyor.
    7. Medya kontrlu ile bilgiler sansurler devam ettiriliyor.

    halk gecim derdi icinnde birakilarak suyun bulanikliginin anlasilmasi istenmiyor.
    AMA BUDA DEGISECEK CUNKU BU DEVIRDEKI SARTLAR 50 SENE ONCESI ILE AYNI DEGIL GENCLERIDE AYNI DEGIL INSANIDA.
    50 yil once sosyal meday yoktu. ulasim iletisim imkanlari ayni degil.

    • Kim değiştirecek yolcu?
      İlk fırsatta soluğu batıda alan yetişmiş elemanlar mı?
      Babasının evini arabasını sattırıp dışarda okuyacağım diyen Z kuşağımı?
      TV dahi izlemeyen ama elinden tilifonunu düşürmeyen yeni nesil mi?
      Yoksa yetiştirilmek istendiği söylenen ama, nerde olduğu bilinmeyen dindar kinkandr nesil mi?
      Yabancı dil deyince eğitimi komple ingilizce vermeye kalkan fakat, yurdum insanından birinin bile tercih etmediği uydurma sistemlerin ürünleri mi?
      Belkide partilerin mahalle teşkilatları ha gayret😠.

      • 1. olumsuzluklari olmasaydi bize yapacak bi sey kalmazdi.
        2. bilim insanlari her ulkede farklidir. onlara alan acilmasi lazim. genclerin hepsi bilim insani olmaz ama aralarindan bazilari cikar hepsine yon verir. rol model.olur.
        3. yonetimleri tercih ederken ve beklentilerimizi iletirken yukaridaki normlari istemek lazim.
        4. suan yeryuzunde milyarlarca musluman varsa unutmayalim ki bu tek bir insanla baslamistir.

        umarim cevap verebildim. tesekkurler…

Comments are closed.