Gazi Mustafa Kemal mi, yoksa Atatürk mü? CHP’deki bu tartışma kime yarar?

50

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinde patlak veren son tartışmayı izlerken, ekonomik krizlerin, ülkeyi savaş eşiğine getiren uluslararası ihtilafların, herkesi evine kapatan can alıcı salgınların bile Türkiye’nin akut gündemini değiştiremeyeceğine olan inancım bir kez daha pekişti.

Her sabah aynı gündeme uyanıyor, bir tür ‘groundhog’ hayatı yaşıyoruz. 

[Benim favori filmlerimden biridir ‘Groundhog day’ filmi. Birkaç yazımda lafı oraya getirip filme dikkat çekmiştim. Hiç değilse birini okumanızı tavsiye ederim.]   

Tartışma konusu şu: CHP İstanbul il başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu herkese açık bir platformda konuşurken ‘Gazi Mustafa Kemal’ diye anmış CHP’nin kurucusu da olan Mustafa Kemal Atatürk’ü; uyarılar üzerine de kendi yaklaşımını savunmakta ısrarcı olmuş… CHP’de yönetim kademelerinde bulunanların da içinde yer aldığı bir grup şimdi bu yaklaşımı sert biçimde eleştirmekte…

Muhalif medya kadar iktidarın muteber saydığı medya da tartışmayı sürdürmeye yarayan yayınlar yapıyor.

Bugün bile sağdasolda konuya ilişkin yazılarla karşılaşılaşabilirsiniz. Sanırım televizyon kanalları da bildik isimlerle konunun köpürtülmesine katkıda bulunmayı ihmal etmiyorlardır.

İnsana “Ben bu filmi daha önceleri defalarca gördüm” hissi uyandıran tartışmada yeni olan tek unsur, ‘Gazi’ ile ‘Atatürk’ ayrımını yapan kişinin CHP içerisinde önemli bir koltuğun sahibi olmasıdır. Yoksa CHP’lilerin çok takdir ettikleri bilinen düşünür ve yazarlar arasında da aynı ayrımı yapanlar, hatta işi CHP’nin ilk ve ikinci (İsmet İnönü) genel başkanları arasında ayırım yapmaya kadar vardıranlar da vardır.

CHP’de iki tarz-ı siyaset çekişiyor

Reklam

Konuyu siyasi açıdan CHP’yi zorlayacağı düşüncesiyle sürekli işleyenler var ve tartışmayla konunun sırf bu yönüyle ilgilendikleri izlenimini veriyorlar. Tartışanlar CHP içerisinde söz sahibi birileri olduğu için, bunun parti saflarından kaçışı getireceğini düşünüyor olmalılar.

Kendi başlarına bırakılsalar, CHP içerisindeki iki farklı görüşün savunucularının yek diğerini tasfiye etmeye kalkışacaklarına kuşkum yok; ancak tartışan tarafları CHP içerisinde söz sahibi noktasına getiren genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun buna izin vermeyeceği daha ilk günden belli oldu.

Sanıyorum, Kılıçdaroğlu da, benim gibi, bu tartışmanın partisine oy kaybettirmek şöyle dursun şimdiye kadar CHP’den uzak durmuş kitleler içinden taraftar kazandıracağını düşünüyor olmalı.

Nedenini açıklayayım.

Tartışma konusu Mustafa Kemal Atatürk olsa bile CHP içerisindeki ayrışmayı daha farklı bir bakışla değerlendirmek de mümkün: CHP’de söz sahibi olan bazıları ile tabanda onlardan farklı düşünmeyenler CHP için “Küçük olsun, ama benim çizgimden şaşmasın” görüşündeler. Söz sahipleri arasında başka bir grup ise, CHP’nin mevcut ideolojik katılığını kırıp daha geniş kitlelere sempatik hale gelinmesini savunuyorlar.

Ayrışma özellikle seçimlere beş kala daha belirginleşiyor.

‘Butik CHP’ tercihinde bulunanların en göze çarpan temsilcisi, Muharrem İnce, şimdilerde adını ‘Memleket Hareketi’ koyduğu bir girişim için Anadolu yollarında. 2023’te -veya daha erken bir tarihte- yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde, 2018’de olduğu gibi, yeniden aday olmanın altyapısını hazırlıyor.

‘Memleket hareketi’ni sürdüren İnce, “Çizgimiz dışından biri cumhurbaşkanı adayı gösterilirse ben oyumu ona değil karşı ittifakın adayına veririm” demesiyle de meşhur.

Reklam

Aynı çıkışı yapan başkaları da oldu.

Şimdi hepsi birden koro halinde ‘Gazi Mustafa Kemal’ tercihinde bulunan İstanbul il başkanı Kaftancıoğlu’na veryansın ediyorlar.

İstanbul il başkanı ise, CHP’nin başarısının, bir türlü yüzde 25’i bile bulmayan oy oranını artırmaktan ve bunun için de farklı çevrelere ulaşmaktan geçtiği kanaatinde olanların temsilcisi durumunda. İstanbul başta olmak üzere belli başlı büyükşehirlerde son belediye başkanlığı seçiminde CHP’nin elde ettiği başarı, İstanbul il başkanı ve çevresinin zorlamasıyla gerçekleşti.

CHP yakın tarihinde ilk kez önemli bir seçimden başarıyla çıktıysa bu sayededir.

İktidarın hesabı yanlış

Son tartışmayı CHP içerisinde ayrışmaya yol açacağı, tabanda infial uyandırıp kaçmalar meydana getireceği beklentisiyle köpürtenlerin yanıldığını sanıyorum. CHP’deki oranları yüzde 25 civarında bulunan kemikleşmiş taraftar kitlesi, bu günlerde tanığı olunan türden tartışmalardan rahatsızlık duysalar bile, sandık başına varınca elleri başka bir cepheleşmenin adayına oy vermeye gitmez.

Gitmediğini 2014’te yapılan ve sonradan MHP’den Meclis’e girmiş muhafazakarlığı çok belirgin bir adayla gidilen cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdi CHP tabanı.

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun o seçimde aldığı oy oranı yüzde 38.44.

2018 yılında yapılan bir sonraki seçimde CHP adayı Muharrem İnce’nin oyu yüzde 30.6’da kaldı.

İkisi arasındaki yüzde 8 kadar fark MHP’nin katkısıdır. MHP’li seçmenlerin küçük bir bölümünün, adayı veya CHP ile birlikte hareket etmeyi yadırgadığı için, o seçimde sandık başına gitmediğini düşünebiliriz.

Buna karşılık son yerel seçimde İstanbul ve Ankara’da CHP adaylarının aldıkları oylarda CHP’li olmayanların da katkısı olduğu çok açık. ‘Millet İttifakı’ içinde yer almak ve klasik aday profili dışında adaylar göstermek CHP’nin işine yaramış görünüyor.

Süregiden son tartışma, ‘Atatürk’ eksenli olsa ve kitleler kimin hangi görüşü savunduğunu tam bilmeseler bile, CHP içerisinde kendi tarihine farklı bakan söz sahibi birilerinin olduğunu fark ettirmiş bulunuyor. 

Klasik CHP’den uzak duran kitlelerin direnişini zayıflatır bu tür tartışmalar…

Evet, tartışmayı köpürtmekle iktidar yanlıların yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Tartışma sonuçta iktidar cephesinden kaçışı hızlandırabilir, CHP’nin içinde yer aldığı ittifaka meyyal hale gelmeyi kolaylaştırabilir.

Haklı mıyım, haksız mıyım, göreceğiz.

ΩΩΩΩ

50 YORUMLAR

  1. Bak şunların yaptıklarına .Oturmuş tartışıyorlar.
    Sizin hedefiniz RTE gerisi yalan tartışmayın.
    Şeriatçı dede ile ateistler birleşin tartışmayın.
    Aatürkçüler ile sosyalistler.,
    MHP nin ülkücülüğünü beğenmeyenler ile HDP ,
    Gülün CB olmaması için darbe yapanlar
    Daha dün en yeteneksiz dış işleri bakanı ile CHp birleşin
    sakın tartışmayın sırası değil.
    Hele bir RTE yi indirin gerisi kolay.Tartışmanın sırası mı şimdi.

  2. Mustafa Kemal üniversitelerde Hititoloji ve Sümeroloji bölümlerinin açılmasını sağlamıştır. Muhafazakar kesim bunu Türklerin Osmanlı kökenlerinden ve İslamdan koparılması için bir vasıta olarak görmüşlerdir. AKP’li Melih Gökçek’in Ankara Belediye Başkanı iken şehrin amblemi olan Hitit Güneşi sembolünü camili-minareli bir ambleme çevirmesinin gerekçesi de buydu.

    Oysa Hititler ve Sümerlerin kullandığı dil ve alfabenin Orta Asya Türkçeleri ile bir yakınlığı olduğunu Mustafa Kemal biliyordu. Batılı emperyal güçlerin içinde bazı kesimlerin “Türklerin yeri Orta Asya’dır, Anadolu’dan sürülmelidir” diyenler olduğunu da biliyordu. İşte bu tezlere karşılık Anadolu’nun çok eski zamanlardan beri bir Türk yurdu olduğunu kanıtlamak için üniversitelerde Hititoloji ve Sümeroloji bölümlerini açmıştı.

    Mustafa Kemal nelerle uğraşmış, ona karşı olanlar nelerle uğraşıyor! CHP’li aydınlar bile M.K.Atatürk’ün bu girişiminin öneminden habersiz görünüyorlar.

  3. Sn.bernar arkadaş ikide bir iktidar partisi ve cumhurittifakını etö ile yani ergenekon cuntasıyla ilişkilendiriyor niyeyse?
    Halbuki tescilli ergenekon sanıklarının hepsi halen chp saflarında siyaset yapıyorlar; milletvekili, cb adayı, genelbaşkan yardımcısı olarak:
    Genel başkan yardımcısı/başdanışman tuncay özkan, savcı ilhan cihaner, yaş imzacı/andıç albay dursun çiçek ve avukat kızı, mustafa balbay, chpnin müstakbel cb adayı ilker başbuğ, hakim osman kaçmaz ve avukat oğlu ve daha niceleri…
    Evet kim ergenekoncu kim değil? Efendim?
    Kem küm etmeden cevap verin!

    • Ne kem küm edeceğim? Şu yorum sayfalarının takipçilerine benden gına gelmedi mi? Mümkün olsa, yakama sarılıp, “Bak kardeşim, anladık: CHP’nin vesayet düzeninin partisi olduğunu söylüyorsun. Bunu bin kere söyledin. Vallahi de billahi de bunu bin bilmem kaçıncı kez yine yazarsan, giydireceğiz beyaz gömleği, sokacağız seni bir ticari taksiye başını üstünden bastırarak, soluğu Bakırköy Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kliniğinde alacaksın.” demeyecekler mi?

      Sıraladığınız isimlerin hepsi, vesayetçilerin, Ergenekoncuların has evlatlarıdır.

      Hiç şüphesiz, İncesi de, Özkancısı da, Kaçar ve Kaçmazları da, zamanı geldiğinde, şu sıralar gördükleri hizmetler dolayısıyla, Doğu Perinçek tarafından Vatan Partisi’nde onurlandırılacaklardır.

      Canan’ı ile Kılıçdaroğlusu ile, İncesi ve İncesizi ile, CHP eski Türkiye’dir. Toplum tarafından topyekün tasfiyesi pek bir hayırlı olacaktır.

      Bunları, Bahçelisi, Perinçekcisi, Soylusu, Feyzioğlucusu, bilmem necisinin yanına katıp alayını göndermek, siyaseten farzdır.

      İtirazı olan?

  4. Osmanlı Devleti’nde yabancı devletlerin, misyonerlerin ve azınlık okullarının sayısı 1860’lı yıllarda büyük bir artış göstererek yaklaşık 1.600 civarına ulaşmıştır. Osmanlı topraklarında yabancı okullar özellikle Orta Doğu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve İstanbul’da açılmıştır. Okulların kurulma yerleri dikkate alındığında siyasi amaçla kuruldukları açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin 1894 yılında Elâzığ’da 83, Bitlis’te 22, Diyarbakır’da 22, Erzurum’da 24 Protestan okulu; 1910 yılında Beyrut’ta 44 Rus okulu; 1917 yılında yalnızca İstanbul’da 83 İngiliz okulu bulunmaktaydı (diğerleri hariç!). Bu okulların hepsinin cephesinde ve içinde haçlar asılıydı!

    Cumhuriyet kurulduktan sonra Mustafa Kemal laik bir eğitim sistemi kurarak, buna uymayan tüm yabancı ve Türk okullarını kapatmıştır. Okullardaki haçları indirmeyen ve ders kitaplarını Türk devletinin kurallarına göre düzenlemeyen tüm yabancı okullar kapatılmıştır. Bu kurallara uyduğu halde 1928’de Bursa Amerikan Koleji iki Müslüman öğrencisinin Hristiyan olması nedeniyle kapatılmıştır.

    Osmanlı döneminde bu yabancı okullarda isteyen Türk (Müslüman) öğrenciler de eğitim görebiliyordu ve okullarda haç asılıydı, derslerde Türklük ve İslam aleyhinde konular okutabiliyordu. 1927 nüfus sayımına göre 7 yaş üstü okuma oranı %10,6 kadardı yani Osmanlı’dan devralınan bakiye buydu.

    Atatürk dönemi için, “İslam’ın yasaklandığı dönem” yakıştırması yapanlar cahil, vefasız, yobaz niteliklerinden bir veya birkaçını hak ederler. Sanki asayiş berkemaldi de Mustafa Kemal zorbalığa başvurmuştu!

  5. Atatürkü koruma kanuni CHPnin önünü kesmek için çıkartan Menderes.. paradan Atatürkün resmini çıkarip kendi resmini
    koyduran İnönü, değilmiydi?
    İş bilmez beceriksiz siyasetçiler ve onların amiri olması gerekirken güdûmüne girmiş seçmenler! Değil “AMİR” adeta köleleri olmuşlar.
    Allah rızası için birisi çıkıpta “YATER ARTIK” sahtekarlıklarınızı ölülerin arkasına gizlemkten vaz geçin demiyor..

    Zaten şimdiki basın 60 sene önceki köy bekçileri gibi köy “MUHTARI” şu haberi köye duyur emrini verince bekçı emir eri olduğu içın köyde halkın kulaklarını sağır ederecesine var gücü ile duvula vura vura “EYYYY AHALİ DUYDUK DUYMADIK DEMEYIN” diye bağirarak nasıl emri yerine getiriyordu ise
    Bizdeki davulcu basında Muhtardan aldıkları haberi yalan’mi iftira’mi diğe araştırip sorgulamak, yerine üzerunede ekliyip milleti uyutuyorlar.

    Dünyada üzerinde geçmışle ve ölülerle yatip kalkarak siyaset yapan ve yaşayan bizden başka herhangi bir ülke varmı?

    Dünya nasıl rahat bir yaşam yaşayabilmek amacı ile teknoloji nin nimetlerini kullanarak hayatı daha güzel yaşanacak bir dünya düzeni kurabilmek için uğraşırken.
    Bizde dirileri bırakmış ÖLÜLERLE uğraşiyoruz.

  6. Ekmelettin bey içinde CHP MHP Saadet DP nin de olduğu 18 partinin ortak adayı idi.bu partilerin toplam oy oranı %43 idi.Yani aday %5 fire verdi.bunun büyük kısmı CHP dendi.İnce ise sadece CHP adayı idi toplam 6 aday vardı.Hiç fire vermediği gibi partisinden %7.8 fazla oy aldı.yani kabul etmek istemesenizde ince çok başarılı sonuç aldı.inşallah CHP gülü aday yapar ince bağımsız aday olur kim ne kadar seviliyor görürüz.

  7. Birçok kişi yaşı tutmadığı veya araştırma yapma zahmetine katlanmadığı için bazı gerçekleri gözden kaçırıyor. Demokrat Parti’nin iktidar olduğu 1950-54-57 seçimlerinde oy ortalaması %52,7 (DP) ve %38,7 (CHP) şeklinde gerçekleşmiş. Bu oy oranlarına bakıldığında milletin tek parti döneminden yaka silktiği sonucunu çıkartmak abartma olur. Üstelik bu sonuçları yorumlarken 2. Dünya savaşı döneminde yaşanan ekonomik sorunları da (ekmek v.b. karneye bağlanması) hesaba katmak gerekir. O zaman 1.300.000 kişi askere alınmış ve köyler başta olmak üzere üretici genç insanlar ekonomiden kopmuştur. Bu durum, 1940 ve 2020 nüfuslarını kıyaslarsak bugün bir savaş tehlikesi nedeniyle 6 milyon genç insanın askere alınması demektir. Diğer yandan hiçbir şey olmasa bile çok partili hayata geçildiğinde seçmenin yeni bir partiye yönelmesi de sosyolojik bir olgudur.

    12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra kapatılmadan önceki 1950-1980 arası seçimlerde CHP ortalama %35,5 oy almış ve yapılan 8 genel seçimin 3’ünde 1. parti , 5’inde 2. parti olmuştur. 1961-1977 arası seçimlerde CHP oy ortalaması %33,5’dur. 27 Mayıs ihtilalini yapanlar Menderes ve 2 Bakanı’nı idam ederek milletin gönlünde haklı bir kırılmaya yol açmışlardır. Bu olmasaydı CHP’nin bu dönemde de önceki oy ortalamasını (%38,7) tutturmaması için bir neden yoktu.

    CHP 1994 yılında tekrar açılabildiğinde, o yokken solda siyaset yapan SHP kendisini feshederek CHP’ye katılmıştır. SHP alevicilik ve kürtçülük yapanlar ile ütopik sosyalistlerin fazla ön planda olduğu bir siyasi partiydi. Bu nedenle kapatılmadan önceki CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit kendisine yapılan genel başkanlık teklifini kabul etmemiştir.

    Kenan Evren CHP ve AP’yi kapatmakla büyük hata yapmıştır. CHP o günden bu yana kendisine gelmeye çalışmakta ve son yıllarda biraz eski CHP’ye benzemeye başlamıştır. Daha önce de söyledim, özel olarak tuttuğum bir parti yoktur. CHP’den daha çok merkez sağ partilere oy vermişliğim vardır. Fakat Cumhuriyetimizi kuran ve o günden beri var olan tek siyasi partimiz CHP bence önemli ve değerlidir. Türkiye’nin sigortasıdır. Gerçek CHP’ye dönme çabalarını takdirle karşılıyor ve destekliyorum.

    • Ne böyle toplumsal-siyasal süreç araştırmaları, ne de o süreçlerin analizleri yapılabilir, Fatih Bey. “Alın size CHP’nin genel seçimlerde aldığı oyların ortalaması. Gidin biraz araştırma yapın, öyle konuşun” demeğe getirirseniz, CHP’nin halkla, demokrasi ile, sol ve çalışanlarla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tür Baasçı devlet ve vesayet partisi olduğunu sık sık ileri süren ben söylediğinizi üzerime alınırım. Yeniden ve ısrarla iddia ediyorum: CHP, eğitim seviyesi arttıkça, üretim tarımdan sanayiye, yaşam sürülen mekanlar kasabadan kente kaydıkça, haber ve farklı bilgi kaynaklarına erişim olanakları çeşitlenişp arttıkça, güç kaybden devletçi, demokrasinin önünde engel, gerici bir parti. Rakamlarla da işaret edilebilir istenirse.

      Bu tür tartışmaları karikatürleştirip ciddiyetten uzaklaştırdığını düşünsem de, salt rakamların nasıl istediğimiz yere çekilebileceğini göstermek üzere, ben de ortalığı rakamlara boğabilirim. Sizin mantığınızdan hareketle, seçim sonuçları yüzdeleri üzerinden, ben de “Alın size CHP’nin genel seçimlerde aldığı oylar ve o oy yüzdelerinin ortalaması. Gidin biraz araştırma yapıp öyle konuşun”un kendi versiyonumu peydahlarım.

      (1) Birisinin Demokrat Parti diğerinin CHP olduğu, pratik olarak iki partili seçim sistemi niteliği gösteren seçimlerde alınmış oy yüzdeleri bir şey, gerçek anlamda çok partili seçimlerde alınan oy yüzdeleri başka bir şeydir.

      (2) CHP’nin demokrasi karşıtı, vesayetçi devlet partisi olduğu çok, ama çok açıktır. Türkiye, bir tarım (köylü) toplumu olmaktan yavaş yavaş uzaklaştıkça, kentler ortaya çıktıkça, çalışan sınıf (işçiler) genişledikçe, eğitim seviyesi arttıkça, haber alma kaynakları çoğalıp çeşitlendikçe, insanlar devlet korkusunudan sıyrılıp alternatif siyasal partiler kurup örgütlendikçe, CHP’nin oylarının MUAZZAM VE SÜREKLİLİK ARZ EDEN BİR BİÇİMDE gerilediği yadsınamaz bir biçimde ortadadır.

      (3) Tarihsel ve evrensel bağlamında sol (sosyal demokrasi), çalışanların, demokratik kurumların, demokratik zihniyetin serpilip gelişmesiyle birebir ve ona paralel olarak güçlenmiş ve toplumsallaşmış bir siyasi akımdır. Laiklikle, sekülerlikle, modernleşmecilik ile uzaktan yakından ilgisi de yoktur. Orta Doğu’nun bütün Baasçı rejimleri seküler, iaik ve modernleşmecidir. Lenin ve Stalin’in Svoyet rejimi de seküler, laik, modernleşmeci idi. Hitler Almanyası da öyle. Şah Rıza Pehlevi’nin İran’daki şahlık rejimi de.

      (4) Eğitim düzeyi yükseldikçe, hayat artık köy ve kasabalarda değil, kentlerde ve metropollerde akmaya başladıkça, CHP güdükleşen, sürekli oy yitiren bir parti.

      (5) Demokrasi görece yerleştikçe, CHP güdükleşen, sürekli oy kaybeden bir parti.

      (6) Eğtim düzeyi yükselen nüfus ile farklı/alternatif haber ve bilgiye erişim olanaklarının artması (özel TV kanalları, çeşitlenen gazete ve kitapevleri, yurtdışı eğitim ve seyahat olanakları vb.) kesişen iki süreç olup devletin zihniyet üzerindeki mutlak kontrolü törpülendikçe, CHP güdükleşen, sürekli oy yitiren bir parti.

      Aşağıdakiler de, hiç de öyle “Doğrusu 12 Eylül CHP’ye pek bir zarar verdi ve CHP belini doğrultamadı. . ” diye geçiştiremeyeceğiniz benim rakamlarım. (12 Eylül ile CHP’nin katılmış olduğu son parlamenter seçimler arasında geçen sürenin de 35 YIL olduğunu hatırlatmak isterim):

      1983 Genel seçimleri: Halkçı Parti %30
      1987 Genel seçimleri: Sosyal Demokrat Hakçı Parti: %24
      1991 Genel seçimleri: Sosyal Demokrat Hakçı Parti: %20
      1995 Genel seçimleri: DSP %15, CHP %11
      1999 Genel seçimleri: DSP %22
      2002 Genel seçimleri: CHP (Deniz Baykal) %19
      2007 Genel seçimleri: CHP (Deniz Baykal) %20
      2011 Genel seçimleri: CHP (Kılıçdaroğlu) %25
      2015 (Haziran): CHP (Kılıçdaroğlu) %24
      2015 (Kasım): CHP (Kılıçdaroğlu) %25

      • Atatürk ve İnönü’den sonra 3. genel başkan olan Ecevit, 1994’de CHP tekrar açıldığında kendisine önerilen Genel Başkanlık teklifini reddediyor. Bunun nedenini de yazımda açıkladım. Ondan sonrası dışı CHP içi SHP gerçeğidir. Halk bunu bir şekilde görüyor ve oyunu esirgiyor. / CHP’nin vesayet rejiminin partisi olduğu görüşünüz ise doğru değildir. / CHP kentli ve okumuş seçmenden daha fazla oy almaktadır. / Laik düzen karşıtlığınızı ise anlamakta zorlanıyorum doğrusu. Sovyetler laik değildi, çünkü resmen dini yasaklamıştı. Baas rejimleri de laik değildi, rejime bağlı dincilerle doluydu o ülkeler.

        • CHP’ye ilişkin tartışmamızı, farklı bakış açılarına sahip iki birey olarak farklı çıkarsamalarda bulunuyoruz diyerek sonlandıralım, Fatih Bey.

          Laik düzen karşıtı değilim. İki temel itirazım var bu konuda:

          Toplum mühendisliğiyle sonuç alabilmiş bir ülke yok dünyada. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi, 1941 yılından toplumsal ayaklanma ile iktidardan düşürüldüğü 1979 yılına kadar 38 yıl boyunca ülkeyi yönetmiş olan Muhammed Rıza Pehlevi’nin İran’ı. Wikipedia’dan aktarıyorum (Niçin İran, kolayca kestirebilirsiniz):

          “Muhammed Rıza, “Beyaz Devrim” adı altında bir dizi ekonomik, sosyal, siyasal reformları hayata geçirdi. İlan edilmiş amaç, belli başlı sanayi kuruluşlarını modernize edip devletleştirerek, kadınlara seçme hakkı tanıyarak, İran’ı dönüştürüp küresel bir aktör haline getirmekti. Şah’ın 38 yıllık iktidarı boyunca, İran sanayi, eğitim, sağlık ve silahlı kuvvetlere milyonlarca dolar harcadı. ABD, İngiltere ve Fransa’dan daha yüksek büyüme oranlarını yakaladı. 1977 yılına gelindiğinde, ülkenin milli geliri yüzde 423 oranında büyümüş, İran silahlı kuvvetleri dünyanın beşinci en güçlü ordusu durumuna gelmişti.”

          İran, 1979’dan bu yana, yani 40 yılı aşkın süredir, din adamları tarafından yönetiliyor.

          Dini yasaklayan Bolşevikler, 1917’de iktidara geldiler Rusya’da. 70 yılı aşkın sürdü iktidarları. General Jaruelski’nin askeri diktatörlüğü altında yönetilen, Sovyetlerin ileri karakolu Polonya’da da durum farklı değildi.

          Bugün, Avrupa’nın en dindar birinici ülkesi Polonya, ikinicisi ise Rusya.

          Devlet iktidarını ele geçirenlerin toplum mühendisliğinin iş görmediği açık. Aynı şey Erdoğan için de geçerli. AK Partili ailelerin çocukları da dahil olmak üzere, din konuunda gençlerin nerede durduklarını KONDA’nın araştırmalarından biliyoruz.

          Kültürel, dinsel, etnik kimlikler yüzyılları bulan uzun ömürlere sahipler. Bundan sonra da böyle olacak. Bunlarla didişmenin anlamı olmadığı gibi, o didişmenin baskıcı ve otoriter rejimler olmadan hayata geçirliemediği de ortada.

          Şu halde, yapılması gereken şey, toplumların çoklu kültürel-kimliksel değerlerine saygı duyarak, bunlarla topyekün ortak bir kader birliğinde bütünleşmenin yollarını bulmak. Bunun için, çoğulcu ve katılımcı bir zihniyete ihtiyacımız var.

          İkinci itirazım, bizdeki laik-modernleşmeci seçkinlerin, bir ali-cengiz oyunu ile, bize laikliği, sekülerliği, modernliği bir ilericilik, çağdaşlık, solculuk olarak yutturma girişimlerine ilişkin. Oysa, alakası yok.

          Avrupa ve Batı dünyası dışında, laikliğin, sekülerliğin, modernliğin özgürlüklerle, insan haklarıyla, çoğulcu ve katılımcı bir zihniyetle paralel yaşandığı tek bir coğrafya örneği gösteremezsiniz. Aksine, bütün ülkelerde ve bütün coğrafyalarda, laik-modernleşmeci rejimlerin alayı baskıcı, devletçi, otoriter olmuşlardır ve devlet iktidarını elinde tutanlar, kendi bürokratik sınıf ideolojilerini bir toplum mühendisliği olarak tüm topluma dayatmışlar, eğitim ve kültürel hayatı, gündelik yaşamın tezahürlerini bunun üzerine inşa etmeye girişmişlerdir.

          Türkiye de bunlar arasındadır. Devlet ve bürokratik devlet seçkinleri tarafından topluma dayatılmış o ideolojinin adı Kemalizm, çakma CHP solculuğu, şeyhi M. Kemal, dini ise laikliktir.

          M. Kemal’in kendisi Kemalizm’den ne kadar sorumludur?

          Bu tartışılır.

          Ama, Kemalizmi, M. Kemal’in vefatı sonrasından başlatmanın tarihsel ve akademik gerçeklik bağlamında, doğrulanır bir karşılığı yoktur.

      • Bernar hocam kusuruma bakmayın gene maydonoz oldum yorumunuza. niye böyle bir yarışa girdiniz ki? F.K.T. hocama kısaca şöyle sorabilirdiniz: madem halk tek parti dönemindan irreti olmadı, madem tek parti dönemi zamanının şartlarında iyi işler yaptı neden o zaman tek parti döneminin CHP sinin günümüzdeki iktidarına muhalifsiniz? tek parti döneminin CHP sinin iktidarında cumhurbaşkanı Erdoğan diye mi? bance çok mantıklı bir soru olurdu ama sormamışsınız.

        • İzin verin de kendi düşüncelerimi dile getirme hakkına sahip olayım. Ama, illa çok mantıklı bir soru sormamı bekliyosanız benden, sizi kıramam:

          Bugün iktidarın başı Fetullah Gülen olsaydı ve devlet iktidarı onun cemaatinin kontrolü altında bulunsaydı, sizin bir itrazınız olur muydu?

          • hakikaten mantıksız bir soru. ne Gülen ne de ona yakın duranlar kesinlikle devlet iktidarına asla talip olmazlar. bırakın iktidar olmayı talip olmalarına bile itiraz ederim.

      • İyi de 83-87-91 seçimlerinde CHP yok zaten. Daha sonra SHP CHP oluyor ve B.Ecevit bu nedenle genel başkanlığı kabul etmeyip ayrı parti kuruyor. Sn.FKT bir güzel açıklamış işte!

  8. 1950-1980 arası milletvekili genel seçimlerinde 1. ve 2. Partiler.

    1950 %52,7 (DP) %39,5 (CHP)
    1954 %57,6 (DP) %35,4 (CHP)
    1957 %47,9 (DP) %41,1 (CHP)
    1961 %36,7(CHP) %34,8 (AP)
    1965 %52,9 (AP) %28,8 (CHP)
    1969 %46,5 (AP) %27,4(CHP)
    1973 %33,3 (CHP) %29,8 (AP)
    1977 %41,4 (CHP) %36,9 (AP)

  9. İsyanım sayın yazara olacak. Sanırım siz de ne olmasını istediğinizden çok nasıl olmasını istediğinize odaklanıyorsunuz. Ve yine size göre her yol şimdiki iktidarı-neden hala iktidar kelimesini kullandığınızı da anlayamıyorum, ayrıca iktidar partisinden kasdınızın da Tayyip Erdoğan olduğu çok açık.- düşürecek yolun taşlarını döşüyor. Aslında haklısınız ilelebet yerinde kalmış bir devlet başkanı yok. En azından insanın ölümlü olduğunu gözönünde tutarsak. Sanırım Sizin umduğunuzun ve iştiyakla istediğinizin zıddına Tayyip Erdoğan yaşadığı sürece ülkenin başkanı olarak kalacak. 2023 de seçim kazanacak ve yien sanırım 2028 e kadar başarıları meyve verecek o meyveler neticesinde milletin %85 i Yaşadığı sürece Tayyip Erdoğanı ülkenin başında görmek istiyor olacak. Zaten geri kalan 15 i (fikren sizin cenahtan) her bir vatandaşa mevcut saray gibi saraylar yaptırsa herkese sonsuz hürriyet verse bile kendisine oy vermemek için bahaneleri olacaktır. Eh sizin de benimde ömrümün o günleri görecek kadar uzun olmasını ve sizin yazılarınızı o günlerde de okumayı ne kadar isterdim. Bakalım o günlerde neleri eleştireceksiniz.

    • Şerif abi siz yazıyı yanlış anlamışsınız.

      hani hatırlayamadıysanız ben hatırlatayım ” beton kemal” , “ataput”, anıt kabir için “Atatürk’e tapanların mabedi” ” geçen gün yürüyorum, tam meydana geldim beton kemali gördüm. gittim yarına ayağının dibine oturdum. gölgesinde dinlendim kikiri ki ki” bunları kim söylüyordu? ak partinin muhafazakar tabanı söylüyordu. şimdi en hararetli Atatürkçüler Erdoğanın partisinde ya da hükümet ortağı. artık ak partide kimse Atatürkü tartışamıyor. hatırlayın Ayasofyanın açıldığı gün anıtkabirin dezenfekte amaçlı kapatılmasına bile çok öfkelenmişti küçük ortak olan Doğu Perinçek “Atatürk yoksa siz de yoksunuz” deyivermişti de önce Bahçeli ardından Erdoğan yok öyle bir şey “Atatürk bizim ebedi liderimiz, Anıtkabir her zaman açık olacaktır” diyerek küçük ortağı ikna yarışına girmişlerdi. ama CHP öyle mi ? CHP demokratik bir parti her konuyu tartışabiliyorlar, partide özgürlük var. Atatürkü bile tartışabiliyorlar. şimdi soruyorum “ataput” “beton kemal” diyenler oylarını Atatürkü asla tartıştırmayan ak partiye mi verirler yoksa Atatürkün tartışıldığı bir CHP ye mi? işte Üstad oylar CHP ye kaymasın ulu bilge reyizimiz düşmesin diye ikaz ediyor. Sen Üstad’a boşuna kızdın yani.

  10. Sayın Koru’nun yazısını okuduğu (ya da okuyup anladığı) kuşkulu yorumcular var. Ya da, Ergenekoncu Cumhur İttifakı’nın buradaki sesi olma görevini üstlenmiş oldukları için, okuduklarını anlamamış görünmek ve öyle yorumda bulunmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

    Sn. Koru’nun, ilk bakışta incir çekirdeğini doldurmaz görünen tartışmanın siyasal imaları üzerine bir çözümlemeye girişmiş olduğunu gözden saklamaya yönelik taktik, kabaca, “Muhalefet blokunun en iri partisinin yaptığı işe bakın Allah aşkına! Oturmuşlar neyi tartışıp ne üzerinden birbirlerine düşüyorlar! Bunlar mı Türkiye’yi yönetecek?” argümanını getirip burnumuza dayamak.

    Oysa, ne CHP içindeki tartışma göründüğü gibi bir isim üzerine patlak veren anlamsız bir tartışma, ne de Sn. Koru’nun yazısı bu tartışmanın içeriği ile ilintili. Dahası, sanılanın aksine, son aylarda CHP ve çevresinde yaşananlar, Türkiye’nin siyasal süreçlerini okumak açısından son derece önemli.

    Yazarın günlük yazıları arasındaki bağları göremiyor yorumculardan önemlice bir bölümü.

    Son bir kaç yıldır yaşadıklarımız, esas olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine inşa edilmiş olduğu, kimliklere dayalı, kazananın hep seküler vesayetçi seçkinler oldukları siyasal sistemin iflasına işaret ediyor -hem de çok güçlü bir biçimde.

    Söz konusu iflas etmişlik halinin en dramatik kanıtı şu:

    Toplumsal desteği eriyen bir iktidar var. Ne var ki, bu iktidar, tarımdan eğitime, ekonomiden dış politikaya, toplumsal alanın her alanında ülkeyi tam bir açmaza sürüklemiş olmasına rağmen, vesayetçi düzenin ‘muhalif’ siyasal partileri iktidarın bu sefil durumundan yararlanamıyorlar.

    Erdoğan iktidarı desteğini kaybediyor, ama, onun arkasından çekilen destek mevcut ‘muhalif’ partilere yönelmiyor.

    Bu durum şaşırtıcı değil.

    Çünkü, ortada gerçekten muhalefet partileri tarafından yanıtı verilemeyen kritik bir soru var:

    “Sizin farkınız ne olacak? Bize, bizim inandırıcı bulacağımız ne öneriniz var? Görebildiğimiz kadarıyla, bizlere gerçek anlamda hiçbir öneride bulunmadan, oturmuş bu iktidarın daha da kan kaybetmesini bekliyorsunuz. Söyleyin, hangi nedenle sizin ülkenin berabet gidişine dur diyebileceğinize inanacağız?”

    Siyasal süreçlerin kendi alışılageldik modeli açısından, ortada tuhaf bir durum var: İktidar güç ve inandırıcılık erezyonuna uğruyor, ama muhalefet partileri de büyümüyor.

    Bunun ne denli yaşamsal önemde bir tuhaflık olduğunun ve o tuhaflığın neye işaret ettiğinin farkında değil pek çok insan: Bir asırlık düzen ve onun ürettiği siyasal sistem sözcüğün gerçek anlamında derin bir kriz içinde ve krizini aşarak yola devam edebilmesi mümkün görünmüyor.

    CHP, vesayete, siyasal alanın kimlikçi cemaat partilerince (Türk milliyetçisi, Kürt milliyetçisi, seküler-modernleşmeci, seküler-muhazakar, dindar-muhafazakar) daraltılmış ve yüzeyselleştirilmiş olduğu siyasal sistemin krizinden etkileniyor -tıpkı, kendi içinden, Türk millyetçiliğini daha rasyonel, daha kentli, daha merkeze yakın bir noktaya taşımak isteyen İyi Parti’yi çıkarmış olan MHP gibi.

    Türkiye, hızla, kendisinden kaçamayacağı yol ayrımına doğru gidiyor:

    Ya bölgedeki Irak, Suriye, Lübnan (ve hatta İran) gibi çökmüş devletlerden (failed states) biri haline gelecek. Ya da, kimliksel cemaatlere dayalı sözde toplum olma haline bir son vererek, gerçek anlamda bir toplum olmayı becerebileceği, kimlikleri aşan, rasyonel akla, ortak çıkara, dış politikada gerçekçiliğe ve fayda ilkesine dayanan, demokratik kurumlarını inşa edip işletebilir bir ülkeye evrilecek.

    Cemaatsel topluluk partileriyle ve mevcut siyasal sistemle bu kadar, ve, gidilecek yol da kalmadı.

    Siyasal düzen, çok gerçek bir beka meselesi ile karşı karşıya.

    Ya vesayet düzeninin en militan ve en gerici unsurlarının (Avrasyacılar, Ergenekoncular, ulusalcılar, hamasi milliyetçiler) ittifakını dağıtma becerisini gösteremeyip bugünkü ile karşılaştırılamayacak kadar baskıcı ve otoriter bir rejime sürüklenecek, ya da, siyasal sistemin ve siyasal partilerin çok farklılaşacakları YENİ ve SAĞLIKLI bir rotaya girecek.

    Bunlardan ikincisinin, birinci ve çok vahim senaryoya kıyasla, çok daha muhtemel olduğu kanısındayım.

    Eğer kısmen de sezgisel olan öngörümün gerçek yaşamda bir karşılığı varsa, Erdoğan’ın iktidarını kaybedeceği ve partisinin dağılacağı 2021 yılından sonra, Türkiye’yi bir kaç yıl sürecek bir ara dönem bekliyor.

    Ardından, Türkiye, Deva Partisi ve bu partinin kurucu kadrolarının tek başına iktidarında, vesayetçi gerici güç odakları ile Cumhur İttifakı adı altında ittifak kurmuş olan Erdoğan’ın akamete uğratmış olduğu süreci kesintiye uğramış olduğu yerden alacak, ileriye taşıyacak.

    CHP’nin yaşadığı kendi içindeki gerici vesayetçi odakları bünyesinden tükürüp atma sancısının benzerinin HDP’de yaşanmaya başlaması mühtemel.

    Önümüzdeki 4-6 ay içinde, medyada çok dramatik alt-üst oluşlar bekliyorum.

    Eğer sezgilerim beni yanıltmıyor ise, Türkiye bu gerici-Ergenekoncu ayak bağlarından kurtulup ileriye doğru adım atacak ise, bunun ilk ve güçlü işaretlerini medya dünyasından alacağız.

    Türkiye, değişiyormuş gibi yaparak, değişim vaad ediyormuş gibi yapıp hiçbir yenilik vaad etmeyen köhne siyasal yapılarla yola devam edemez.

    İktidarın ve muhalfetin topyekün tasfiyesi gerekiyor Türkiye’nin önünün açılması için.

    Erdoğan da, bilinegeldik cemaatsal siyasal partiler de tasfiye olacaklar.

    Çünkü, öyle olması gerekiyor.

    • Demokrasi tabanlı çalışan bir beyin için başarılı bir yorum. Ancak Türkiye başkanlık sistemiyle birlikte otokrasiye geçti uyandırmış olayım. medyadaki değişim beklentiniz, yeni kanal çalışmaları felan “havuz artık ıslatmıyor, bir göl yapalım daha geniş kitleler içinde yüzebilsin, sevaptır” anlayışının ürünü olmasın? ki Özlem Gürses’in saydığı isimlere bakılırsa öyle gibi…

  11. Bana Erdoğan’ın siyasi başarısının sırrı nedir diye sorulsa (ki, kimse bana sormaz); Atatürk tarzı siyasetini başarıyla gütmesidir derim. evet bu şekilde Erdoğan Atatürk’ün toplam iktidar süresinden daha fazla iktidarda kalabilmiştir(15yıl-18 yıl). “Atatürk ölmedi, o içimizde yaşıyor” klişesinin bir hakikati varsa şayet o hakikat Erdoğan’ın şahsiyetinde yaşatılıyor olmasıdır. zaten en hararetli Atatürk savunucularının bu gün en çok Erdoğan savunucuları olmasının temel, ana nedeni de budur.

    CHP de Atatürk ismi üzerinden tartışanlar umarım tartışmayı bu alanda sürdürürler. yoksa CHP Erdoğan iktidarına hizmet etmekten kurtulamaz. Sarmal burada kök salmış çünkü.

  12. CHP’de ne tartışması olursa olsun siyasi hayatımızın önemli bir aktörü olmaya devam eder. Fakat R.T.Erdoğan bir şekilde siyaseti bıraktığında AKP diye bir parti kalmaz. Bence tartışılan meselenin püf noktası budur.

    Beğenelim veya beğenmeyelim CHP Türkiye’nin partisidir.
    AKP ise konjonktürün bir partisidir, görevini ifa edecek ve kaybolacaktır.
    Nedir bu konjonktür derseniz, konvansiyonel jöntürk derim.
    Milli otoriteye (Mustafa Kemal Atatürk) karşı olanlardır.
    Müttefik arayışında ABD, Rusya, AB arasında kararsız kalan şaşkınlardır.
    Müslüman ülkelerle bile geçinemeyen geçimsizlerdir.

    • CHP, Doğu Anadolu Bölgesi’nde (toplam 14 ili içine alıyor), 2019 yılı yerel seçimlerinde alınan il genel meclisi oyları bazında, yüzde 8,19 ile 4. parti.

      CHP, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde (toplam 9 ili içeriyor), yüzde 7 ortalama oy oranına sahip.

      CHP, Karadeniz Bölgesi’nde (toplam 18 ili içeriyor) ortalama yüzde 19 oy oranına sahip.

      1999 seçimlerinde yüzde 8 ile baraj altında kalan ilginç bir Türkiye Partisi. . .

      Siz, KONDA’nın yıllardır gençlik üzerine yürüttüğü periyodik araştırmaların “siyasal eğilimler” alt başlıklarına bir göz atın bence. 18-23 yaş gurubu ile 24-28 yaş gurubu arasındaki gençler arasında CHP’nin kaçıncı parti çıktığına, erişebildiği oy oranlarına bakın, örneğin.

      Milli Otorite = MKA türü tuhaf, çağdışı, ancak zihinlerde bir tasavvur olarak var olabilen eşitlikleri takmaz görünüyorlar. 🙂

      • Bernar bey yanılıyorsunuz. Yeni nesil de büyük çoğunlukla Mustafa Kemal Atatürk’ü seviyor ve sayıyor. İnşallah yurda geldiğinizde bunu gözlerinizle görürsünüz.

      • Bernar bey selamlar. Desteklediğiniz DEVA partisinin en çok oyu CHP tabanından alabileceğini düşündüğünüz için CHP’ye saldırıyorsunuz gibi geliyor bana. Oysa DEVA partisi ençok oyu AKP tabanından almalıdır, aksi takdirde değişen ne olacak ki?

        • Öyle demeyin abdullah bey; deva gelecek türkler gerçek bir toplum olacak, kader birliği falan edecekmişiz, coğrafyayla değil de felsefeyle olsa bari, öyle değil mi sn.bernar?

        • Benim meselem partilerle değil zihniyetle, Abdullah Bey. Deva’nın oyu artsın diye CHP’ye falan saldırdığım yok. Demokratım. Vesayetçiliğe ve vesayetçilere karşıyım. Sivil siyasetin, çoğulcu zihniyetin yanındayım.

          Öyle olduğu için, Türkiye’nin içine hapsedildiği kimlikçi siyasetin ve vesayetçiliğin karşısında olan çizgiyi destekliyorum. Bu da, Demokrat Parti, Özallı ANAP, Erdoğan elinde bir aile şirketine dönüştürülmeden önceki AK Parti, sonrasında Saadet Partisi, şimdi de Deva Partisi.

          Deva’nın yüzde 3-4 veya yüzde 13-14 alıp mevcut ittifakın iktidardan düşürülmesiyle Türkiye pek bir şey kazanmış olmayacak. O, bu, şu partiden şu kadar oy gelir türü hesaplar içinde olmak, ayak bağımız olduğunu düşündüğüm zihniyetten kurtulamamış olduğumun işareti olur ancak.

          Deva, bir zihniyet dönüşümünün, çok başka bir siyaset tarzının, çoğulculuğun, sivilliğin, liyakatin, insanların birbirleriyle konuşabilirliğinin iması.

          Erdoğan’ı düşürmek hesabıyla Deva’ya oradan buradan oy tırtıklama ucuzluğunda değilim.

          Deva’nın Türkiye’nin geleceği açısından bir kıymeti harbiyesi olacak ise, tüm partileri erezyona uğratıp tek başına çoğulcu bir kitle partisi olarak iktidara gelmeli -tıpkı 2002’nin AK Partisi gibi.

          Erdoğan’ın 2021’de iktidarını yitirmesinden sonra, erşibilecekleri oy oranları mümkün kılsa (ki kılmayacak), geçiş döneminin Deva, Gelecek, İyi Parti, Saadet işbirliği içinde olmasını arzu ederim.

          CHP ve HDP üzerindeki sivil ve demokratik basınç sürmeli, MHP’de olduğu gibi hepimizin hayırına meyvesini o iki partide de vermeli.

          Bunun yolu CHP’yi ve HDP’yi bir ittifak içinde iktidarda söz sahibi yapmaktan değil, söz konusu basıncı artırarak sürdürmekten geçiyor.

          Sonrası, umuyor ve diliyorum ki, tek başına Deva Partisi olur.

    • Mim bey, yılanın başını koparsak akp nin işi tamamdır mı diyorunuz hala; aman önce interneti kapatmayı unutmayın, ahesteler uyanmadan hani?

  13. Muhalefetin anasının-danasının yani “alayının” görevi, iktidarı ayakta tutmak görüntüsü verdiğinden, mensuplarnda iktidar heyecanı uyandırmadığından, bu tür kısır tartışmalara giriyorlar.
    Hesaplaşma için hedefe iktidarı değil birbirlerini koyuyorlar.

  14. Hocam, sen kendini her yönüyle ispat etmiş bir şahsiyetsin ; benim sana akıl vermem abes olur zaten benim aklım ancak bana yeter , aslında yetmediği de olmuyor değil ! Demek istediğim şu ki memleketin bunca derdi varken nasıl olur da siz de böylesine saçmasapan bir konuya dalıyorsunuz ! Bunların başına , Gazi M.Kemal Atatürk kadar taş düşsün inşallah ; bu vesileyle de Allah gani gani rahmet eylesin , günahlarını affetsin ,mekanı cennet olsun inşallah ! Selam ve saygılarımla .

    • Ali bey size de aşkolsun yani, böyle bir konuyu yazmasın da neyi yazsın?
      Önce kafasına bi taş düşürüp öldürün, sonra da allah gani gani rahmet eylesin, estek köstek!
      Hakkaten akıl denilen şey lazım olunca pek bulunmuyor işte…

  15. “Evet, tartışmayı köpürtmekle iktidar yanlıların yanlış yaptıklarını düşünüyorum. Tartışma sonuçta iktidar cephesinden kaçışı hızlandırabilir, CHP’nin içinde yer aldığı ittifaka meyyal hale gelmeyi kolaylaştırabilir.
    Haklı mıyım, haksız mıyım, göreceğiz.”

    Sayın yazara ne desem bilemedim ama kendisinin mizah yeteneğini de her zaman takdir etmişimdir hani…
    Chp içersinde ya da dışında muhalefet cephesinin murdarlıklarından artık gına geldi;
    Kah mal pazarı gibi mebus borsası açarlar, kah sarayın arka kapısında kemik yalarlar, kah cumhuriyetin kurucusunun adını tartışırlar…
    Yani şimdi böyle bir muhalefetin eline memleket mi teslim edilir?
    Belediyeleri teslim ettik; kanımca yaşanan bu iç çekişmelerin sebebi de o büyükşehir belediyelerindeki kadrolaşma ve belediye ihaleleri yüzündendir!
    İski benzeri skandalların elin kulağında demektir bu da…

  16. Sıkıştıklarında topluma mal olmuş değerler üzerinden siyaset gütmek bizdeki politikacılara has bir durum olsa gerek…

    Alanıyla ilgili; yönetim-yönetişim, sosyal adalet, ekonomi, dış politika v.b. konularda, devleti yönetmeye aday, söyleyecek söz bulamayan veya rüşdünü ispatlayamayan siyasiler, farklı toplum kesimlerinin inakları üzerinden oy devşirmenin, büyümenin yolunu “siyaset yapmak” olarak görüyorlar.

    Kaftancıoğlu’nun, siyasi zeminde en azından toplumun yüzde 70’ne tekabül eden sağ-muhafazakar kesimin değerlerini rencide edici açıklamaları orta yerde dururken bu hesap tutar mı?

    CHP’nin yüzde 25 bandını aşabilecek oy hesaplarını “Gazi Mustafa Kemal” üzerinden bir yükselişe geçireceğini hesap ediyor olması; “Atatürk”ü tartışmaya açarken, başta HDP seçkinlerine/tabanına; “Atatürk olmadan Gazi Mustafa Kemal’li” siyasetin geleceğini birlikte inşa edebiliriz” öngörüsü ancak bir Kaftancıoğlu bakış açısı olabilir. ikinci olarak ise “Atatürk”ten hoşlanmayan muhafazakar bir kısım seçmene zarf atarak farklı kesimlerden CHP’ye oy akışı sağlayacağı hesabı…

    Tutar mı?

    Mevcut iktidar partileri (Başkanlık Koalisyon Sistemi Partileri) uygulamaları eşliğinde kısa vadede belki tutabilir.

    Ama iktidar partileri de aklını peynir ekmekle yemiş değil ya; “nasıl olsa milliyetçilik ve muhafazakarlık bize ait değerler, Atatürk’ü bunların yanına koymak bize kaybettirmez, kazandırır” gibi düşünüyorlardır elbette. CHP’nin elinden Atatürk’ü almış olmanın ve tabanlarına benimsetmenin haklı gururunu yaşıyor olurlar. Nitekim, hep yaptığı gibi Erdoğan,”Gazi Mustafa Kemal”den daha üst vurgulu “Atatürk” söylemini sıklıkla vurgulamaya geçer.

    Cari sistemde iktidar değişikliği, ancak iktidar ve uygulamalarından memnun olmayan ve kendini bir alternatif olarak gören siyasi partilerin/politikacıların, seçmen karşısına onu ikna edici argüman ve söylemler ile çıkması ve muhalefet partilerinin ileriki seçimde güç birliği yapmasından geçiyor.

    Başkanlık sistemi ama MHP, BBP, açık, Vatan Partisi zımni desteği ile “Başkanlık Koalisyon Sistemi” var karşımızda ve iktidarın bu birlikteliği sağlaması iyi güzel de, muhalefet partileri bunu neden beceremiyorlar?

    Parlamenter Sisteme olan inancını her dem vurgulayan ve bunda hem fikir olan muhalefet partilerinin oy oranı, üzerinde uzlaşacakları, her kesimden oy alabilecek bir isim ile ileriki seçimi kazanmaya yeter durumdadır.

    Değerler üzerinden ucuz siyaset yapmanın ne yeri ne de zamanıdır artık!
    Bu davranışıyla muhalefetin bir kısım partileri, “Başkanlık Koalisyon Sitemi Partilerinin” ekmeğine yağ sürmüş oluyorlar.

  17. ÜLKENİN SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
    Yakında 100. yılını kutlayacağımız cumhuriyetimizin kurucusunun hala adını tartışıyoruz.
    harcadığımız zamana mı yanarsınız biriken sorunların çözümsüzlüğüne mi yanarsınız.
    Hepimiz şikayet te mangalda kül bırakmıyoruz fakat sorunları çözmeye gelince hiçbir fikrimiz yok sadece başkaları tu kaka diyoruz ve birbirimizi linç ediyoruz.
    Bugun hepimiz istanbul un keşmekeşliğinden , yapılaşma buzukluğundan şikayet ediyoruz ama gelin görün istanbulun en güzüde üniversitesinin yediği halta bakın maçkanın en iğrenç yapılaşmasına imza atmış Bunu yapan üniversite ne diyelim.
    Geçmiş 10 yıl içersinde kaçak yapılaşmayı her fırsatta dile dolamış Mimarlar odası kaçak bina da işini görüyor.
    Hukuk sistemi felç diyoruz bir tane anayasa taslağı çıkarıp bakın anayasamız böyle olmalı diyen ne üniversitelerimiz var ne kavgaya tutuşmuş barolarımız var herkes şikayetçi ama
    bir tane şunu şöyle yapalım diyen yok.
    Hakimler savcılar baskı altında diyorlar bir tane savcı veya hakim bana baskı yapıldı meslek onuruma aykırı diye istifa edenimiz yok neden ( ya çocuklarım aç kalırsa ) ?
    Covid artmış sağlık çalışanlarına bulaşma oranı yüksek patır patır sağlık çalışanları istifa ediyoor veya emekli oluyor. sorarım onlara düşman sınırdan içeri girse hududtaki asker nöbeti bırakıp gelse senin namusunu kim koruyacak ? varmı kaçmak öyle.
    Geçmişte Belediyeler kötü yönetiliyor du şimdi yönetim değişti herkes trafik sıkışıklığından dem vuruyor belediye bir tane ilave hat açıp ey istanbullular toplu ulaşımı kullanın bakın otobüs seferlerini non stop çalıştırıyoruz diyen başkanımız yok. Halkalı gebze tren seferleri yapılıyor şehrin dışındaki beylikdüzü esenyurt bahçeşehir vs burada yaşayan halkı ek otobüs seferleriyle buraya yönlendirelim de trafiği rahatlatalım diyen bir belediye çalışanımız yok .Derdimiz Atatürk mü diyelim yoksa M.Kemal mi diyelim derde bakın hele .
    Bukadar sorunumuz varken ekonomi dibe vurmuş Antalya da ancak balık tutacak bir kıyı şeridi tahsis etmeye çalışıyorlar hükümete destek olmak yerine Fransız kafasıyla Yunan kafasıyla adamı alaşağı etmeye çalışıyoruz .
    Şurada sayıp sövenler bir fikriniz olsun be olumlu bir çözüm üretin gidin yetkililerle görüşün çözümlerinizi sunun belki sizlerde faydalanırsınız.
    Sövmek eleştirmek en kolayı ya çözüm ? İşte orada duruyoruz.

  18. Sorun Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’te değil, sorun karışık, bulanmış zihinlerde.
    Bulantı da eninde sonunda kusma ile sonuçlanır. Ya istifra eder içindeki mikrobu, virüsü dışarı atar tamamen kurtulursun şansına, yada önce ağrı kesiciler le, sonra uyduruk kocakarı ilaçları en sonundada antibiyotik tedavisine başvurursun kendi kısa aklınla.
    Ben doğrusu nedir onu söyliyeyim de kes kurtul: doktora gideceksin!
    Pandemide bile ülkece utanmasalar üfürükten çare bulduk diyeceklerdi. (Sumak kolonya vb hatırlayın).
    Konumuz sadece bir parti değil, siyasetin kümülesini masaya yatırmak olmalıdır. Yoksa gizli planlar, arka planlar, gizli emeller, aslında şöyleydi, imam söyle dedi cemaat böyle yaptı, o yönedegil bu yöne gitmeliydik, bunlar vatan haini, ötekiler terrostist, bir o yana bir bu yana daha çok savrulur durur 83milyonluk ülke.
    Burada üzücü olan bir ana muhalefet partisinde, yada en çok oy alan merkezde bir partide bir grubun, bir düşüncenin (iyi, kötü, aşırı) olması gerekenden fazla görünür olması dır.
    Hiç kimseye kendi kabuğu na çekil kalıba gir denmez. Ana ilkelerin olsun, temel direğin, harcın sağlam olsun, etnik yada inanç konularında da bilgin, ilgin olsun.
    Birileri benide çağır geleyim derse hoş geldin, senin komşunun kızını çocuğunu ayartmaya geleni de eve hic almayıp sen gelmesen daha iyi olur diyebilmek gerek.
    Kimse sol düşünceyi benimsemiş inanç yada etnisite yaklasımını, mesafesini ayarlamış bir partiye gel başına şu takkeyi geçireyim sokağa çık diyemez.
    (Bir kimsenin giyim tarzına bakarak partiye çağırmak, çok özgür düşünce var bunda diye gel gel yapmak)(kendi seçmenine -temsil ettiğini düşündüğü insanlara- mesaj vermek için Atatürk, inanç yada etnisite yi kullanmak ne yarar sağlar ki?)
    Bu hastalık ya bitecek, ya da mehter marşı gibi bir ileri iki geri devam.

  19. Kemalizmi bir din olarak algılayanlar da var ülkemizde ve Kamalizmin en kutsalı olan Mustafa Kemal Atatürk Kemalist bir partide tartışılabiliyorsa bu kesinlikle iyi bir şeydir. Bu tartışmadan en çok faydalanacak olan kuşkusuz CHP dir.

    CHP içindeki bu tartışmadan ilk defa dün gece haberim oldu. Abdürahim Karslı’nın ” ya hu 82 sene önce ölmüş bir liderin nesini tartışıyorsunuz?” demesini tartışmalardan haberim olmadığı halde garipsedim. bana göre siyasi tartışmalar Atatürk ile başmamalı. aynı zamanda yeni siyasi geleneğin de kurucusu Atatürk çünkü. ben sn. Karslı’nın Türk siyasetinin köklerini ve Türkiyede yaşanan süreçleri iyi okuyabildiği kanatinde değilim.

    • Baran bey ingiliz hariciyesinin arşiv belgeleri bile üzerinden 50yıl geçtikten sonra araştırmacıların incelemesine açılıyor; 82 sene öncesinde ölmüş birini haydi haydi tartışabiliriz heralde, öyle değil mi? Bu bahsettiğiniz prof taslağı fetöcülerin kurduğu merkezpartinin gen.başk.dır, söylemini kaale almayın derim…

  20. CeHaPe zihniyetinin Atatürk ile arasına mesafe koyup Gazi Mustafa Kemal figürüne sarılarak vatan parti takviyeli Atatürkçü neo-AKaPe siyasal islamcılarını şaşırtıp gündem değiştiren bir hamle yapmış bile olsa, sadece isim ve dönem temsiliyeti üzerinden karanlığa göz kırpma kabilinden hamlelerden ziyade, kendilerini CeHaPe zihniyeti olarak anılmasına sebep olan devri sabıktaki tarihe mal olmuş meşum icraatları ile yüzleşerek ”Face Off” kabilinden bir silkinişe ihtiyaç duymaktadır. Bu silkiniş, millete tarihten ağır bir yük olarak tevarüs etmiş ehemmiyetli bir tahakkümden kurtuluş beşaretine de uygun bir icraat olacaktır.

    • Ohoo, siz ayakta uyuyorsunuz sebilürreşat efendi; o icraatı daha geçen seçimlerde yaptı chpnin kadın ilbaşkanı; iftar sofrasında el kaldırmış, yaradana yakarışını ve ümmetin selameti için kendisinin amin deyişlerini bir görseydiniz şu yazdıklarınızı gerisin geri yalayıp yutardınız!

  21. Ülkenin bunca sorunu varken tartıştıkları konu Gazi Mustafa kemal mi yoksa Atatürk mü .
    Allahım ülkenin muhalefetine bakın .Bunlar kurtaracak memleketi.Sabahtan akşam SN erdogan a sallayanlar bu çapsızlıkla ne yapacaklar. Şöyle bir dönem ara verse AKP de halkımız bunları bir görse . Gerçi İBB de görüyor da olan bizlere olacak.
    Tek dertleri Erdoğan gitsin sonrası tufan ah memleketim ah .Kimlerin eline düşeceğiz.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız