Erken seçimin önündeki engel ortadan kalktı: Abdullah Gül’ün adaylığına CHP’den kırmızı kart…

41

Hatırlayacaksınız, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kendisiyle yapılan bir mülakatta (Cumhuriyet, İpek Özbey, 17 Ağustos 2020), “Gelecek cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’ü aday göstermeyi hala düşünüp düşünmediği” yolundaki bir soruya, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu ele almanın henüz zamanı gelmediği cevabını verdikten sonra, “Abdullah Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?” karşı-sorusunu yöneltmişti.

Ardından Türkiye siyaset gündemi bu soruya kilitlenmişti.

Kılıçdaroğlu’nun Abdullah Gül’den korktuklarını ima ettiği kişiler ve çevreler herhalde dünden beri rahatlamışlardır.  

Endişeye mahal var mı?

CHP’nin grup başkanvekili Özgür Özel’in açıklaması gerçekten rahatlatıcı.

Okuyalım:

“CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, CHP’lileri rahatsız edecek, CHP’lerin adaylığından memnuniyetsizlik duyacağı hiç kimse olmayacaktır. Abdullah Gül’ün CHP’nin adayı olması gibi bir konu gündemimizde yoktur. İhtimal dahilinde değildir. Bu haberleri kesin bir dille yalanlıyoruz.”

Rahatlatıcı bir başka unsur da değişik kamuoyu araştırma kurumlarının yaptıkları anketlerin sonucudur. 

Reklam

Metropoll’ün “Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar aşağıdaki gibi olursa hangi adaya oy verirsiniz?” soruna cevap verenler, Abdullah Gül’e fazla şans tanımamışlar. Tayyip Erdoğan karşısında Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Meral Akşener ve Muharrem İnce Abdullah Gül’den daha fazla oy alacak görünüyor. (O sorulmamış, ancak iktidar cephesinin Kemal Kılıçdaroğlu‘nun adaylığını tercih ettiğini biliyoruz.)

Zaten CHP’den bilinen bazı isimler de, ne zaman bu konu açılsa, “Abdullah Gül’e vereceğime, oyumu Tayyip Erdoğan’a veririm” demekteler. Bunlardan biri de, gerçek amacının bir sonraki seçimde yeniden cumhurbaşkanı adayı gösterilmek olduğunu gizlemeyen ve bugün Sivas’tan ‘Memleket Hareketi’ adını verdiği bir çıkışı başlatacak olan Muharrem İnce.  

Meral Akşener son (2018) cumhurbaşkanlığı seçiminde “Ben de adayım” diye ısrarcı olmasaydı, Millet İttifakı’nın adayı muhtemelen Abdullah Gül olacaktı; Akşener dışındaki muhalefet partileri liderlerinin üzerinde birleştiği isim oydu çünkü. 

O seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak seçmen karşısına çıkan Meral Akşener oyların yalnızca yüzde 7.29’unu alabilmişti.

Her partinin kendi adayıyla çıktığı aynı seçimde CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin aldığı oy oranı da yüzde 30.64’te kalmıştı.

CHP Özgür Özel’in son açıklamasına yansıdığı gibi davranacak ve yapılacak seçimde kendi içinden bir adayla seçmen karşısına çıkacak olursa, Muharrem İnce’nin aldığı oy miktarını aşabilecek midir dersiniz?

Kamuoyu yoklamalarında “Hangi adaya oy verirsiniz?” sorusuyla karşılaşılınca verildiği öğrenilen cevaplar, çetin geçeceği muhakkak bir seçim ortamında sandığa da aynen yansıyacak mıdır? 

Yoksa, yine aynı kamuoyu yoklamalarında alacağı oy oranı yüzde 45’in altına düşmeyen Tayyip Erdoğan’ın yüzde ‘50+1’ oranını yakalaması daha mı kolay olacaktır?

Reklam

CHP’liler herhalde şöyle bir akıl yürütüyorlar:

Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş bildik CHP profiline uymuyorlar; her ikisinin de muhafazakar kitleye sempatik gelebilecek yönleri var. Ekrem İmamoğlu Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okuyabiliyor, Mansur Yavaş milliyetçi kökenden bir politikacı. İkisinden birinin aday gösterildiği bir seçimde AK Parti’ye ve adaylarına oy veren kesimden oy kayması mümkün olabilir.

İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde olduğu gibi…

CHP’liler, hiç değilse Özgür Özel ve “Gül karşısında Erdoğan’ı tercih ederim” diyen CHP’liler böyle düşünüyor olmalı.

Acaba?

Muhafazakar görüntü yetersiz

Sondan bir önceki seçimde (2014) CHP, hem de MHP ile birlikte hareket ederek, muhafazakar özellikleri İmamoğlu ve Yavaş’tan daha belirgin olan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermişlerdi. CHP ve MHP’nin ortak adayı İhsanoğlu o seçimde yüzde 38.44 oranında oy alabildi.

Muhafazakar bilinmek cumhurbaşkanlığı gibi önemi başka her makamdan daha fazla olan bir görev için yapılacak seçimde yeterli olmuyor, olmadığı görüldü, bundan sonraki seçimde de görülecektir.

Henüz seçim ufukta görünmezken başlatılan tartışmanın aldığı biçim, en çok, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, “Neden ondan korkuyorlar?” sorusunun muhatabı olan kişiler ve çevreleri memnun etmiştir düşüncemin temelinde bu akıl yürütme yatıyor.

Uzunca bir süredir Abdullah Gül’den almak için çaba gösterilen “Ben aday değilim” açıklamasını beklemelerine gerek kalmadı.

Aslına bakılırsa Abdullah Gül “Ben adayım” diye de bir açıklama yapmadı. Bu yolda bir teklifle kendisine gidildiğinde olumlu cevap vereceğini de bilmiyoruz. Tartışma onun ismi üzerinde, ancak onun dışında cereyan ediyor.

Kendisinin hoşuna gidecek bir zeminde geçmiyor tartışma, ancak tartışmanın aldığı biçime bakıp bıyık altından gülüyorsa hiç şaşırmam.

[Geçenlerde, son bir fotoğrafından hareketle ve bıyıklarına kır düşmüş olmasını fark etmeyerek hakkında bıyıklarını kestiği spekülasyonu yapan bile çıktı. Ona da gülmüştür muhakkak.]

Ben bu yazıyı neden yazdım?

Şundan: 

Hemen her yeni gelişmenin ilk akla düşürdüğü beklenti, iktidar partisinin daha önce 2023 yılı olarak ilan ettiği seçim tarihini erkene çekme ihtimalidir. 

Ayasofya açılıyor…

Futbolda ligden düşen üç önemli ilin takımlarına bu yıl da süper ligde kalma imkanı tanınıyor…

Ekonomide ekonomistler alarm zilleri çaldırırken iktidar adına doğru olmadığı kolayca ortaya çıkabilecek toz pembe tablolar çiziliyor… 

Daha önce defalarca bulunduğu açıklanmış bir yerde doğalgaz yeniden bulunup o sayede 2023’te cari açığın ortadan kalkacağı ilan ediliyor…

Bütün bunlara karşılık erken seçim olmayacak gibi bir hava var.

Sebebi, yapılacak seçimde muhalefetin bu defa doğru bir adayla seçmen karşısına çıkması endişesi olabilir diye düşünüyordum.

Abdullah Gül veya onun gibi birinin aday olmayacağı iyice anlaşılırsa, iktidar erken seçim planını rahatlıkla devreye sokabilir.

Ortamın müsaitliğini hatırlatmak için yazıldı bu yazı.

ΩΩΩΩ

41 YORUMLAR

  1. Gerçekçi olalım. Bilim-teknoloji-sanayi devrimini yapamamış toplumlarda demokratik teamüller tam olarak yerleşemez. Türkiye henüz demokrasi altyapısını kuramadan NATO’ya girebilmek için apar-topar çok partili hayata geçmiştir ancak 1950’den buyana çok partili demokratik rejim kararlı bir hale geçememiştir. (Benzeri ülkelerde de durum böyledir hatta daha kötüleri çoğunluktadır.)

    Peki neden böyledir? Eskiden ülkeleri aristokrasi yönetirdi, sanayi devrimlerinden sonra ise iktidarı burjuvazi ele aldı ve bu hayatın doğal akışına uygundu. Sanayi devrimlerini yapmış ülkelerde burjuvazi bilim-teknoloji-sanayi yoluyla ülkelerini kalkındırarak iktidar oldu. Gelişmemiş ülkelerde ise milli bilim-teknoloji zayıf olduğundan, ancak işbirlikçi ticaret ve montaj sanayisi gelişebildi. Bu durum onların ülkelerindeki iktidarı belirlemeleri için yeterli bir neden olmadığından iktidarı Ordu ile paylaşmak zorunda kalmışlardır.

    Siyasi rejimleri üretim biçimlerinin belirlediği tezine dayalı bu Marksist yorumun en doğru açıklamayı getirdiği kanaatindeyim.

    Türkiye’de Ordu’nun siyasete müdahil olmasını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Türk burjuvazisi mevcut şartlardan kaynaklanan doğası gereği milli güvenlik politikaları oluşturacak imkana ve şartlara sahip değildir. (Tank yapalım dediğinde motorunu nereden temin edeceğinin peşine düşer!) Buna göre yapılması gereken askeri sınırlandırmak fakat sen de kim oluyorsun dememektir.

    AKP bunu geç öğrendi daha doğrusu bir şekilde öğrettiler. Şimdi Millet İttifakı da benzer hatayı yapıp sınırsız demokrasi, seçimde nispi temsil, kürtçe eğitim gibi hayallere dalmamalıdır. Türkiye küresel temel değerlere uymak yanında kendi tarihinin ve coğrafyasının sonuçları ile birlikte gelişmek durumundadır. Gereksiz çatışmalar ile enerjimizi boşa harcamamak için sağduyulu siyasetçiler ile Devlet adamları birlikte hareket ederek milli (ulusal) uzlaşmayı sağlamalıdır.

  2. Muhalefetin ortak aday çıkarma fikrine sıcak bakmıyorum. Ortak aday çıkaralım, tek seferde iktidarı sandığa gömelim gibi konuları anlıyorum. Ama genel olarak bunu demokratik bir yaklaşım olarak görmüyorum. Neden partiler karar versin buna? Millet karar versin. Sonradan karar versin. Bir tur yapılsın, olmadı ikinci turda karar verilsin. Geçen seçimlerde Akşener olmasa muhalefet kazanırdı fikrini de kabul etmiyorum. İkinci turda yine alırdı Erdoğan.

    Aynı durum parti Başkanı seçimlerinde de yaşanıyor. Demokratik bir yarış yok. Tek adayla gidilen 18 yıllık Akp kongrelerine bakın. Ne işe yarıyor o kongreler. Ak parti diye bir şey mi var? Sonunda bir kişinin particiği işte. Ondan sonra da parti falan yok. Diğerleri gibi çöpe.

    Eğer demokratik bir dönüşüm istiyorsak, yarışmaya, rekabete, çok sesliliğe açık olmalıyız. Kapalı kapılar arkasında bitirilen işler hiç hayırlı gelmedi bu ülkeye. Milim ilerlemedik ülke olarak. Yerimizde sayıyoruz. Aynı darbe hastalıkları, aynı ekonomik istikrarsızlık, belirsizlik, ve gelişememe problemlerinden muzdaribiz.

    Artık muhalefet ve halk olarak başka şeyler söylememiz gerekiyor.

  3. memleket adalet ekonomi güvenlik milli savunma adına en problemli günleri yaşıyor.
    başbakanlık dışişleri bakanlığı cumhurbaşkanlığı yapmış bir adamdan gık çıkmıyor.
    Bence akp ters köşe yapmak istiyor.
    onun en korktuğu adaylar ekrem imamoğlu mansur yavaş ve meral akşener.
    bunlar içinden en korktukları ise mansur yavaştır.
    erken seçim bence zor.kim ne derse desin anketler neyi gösterirse göstersin.işsizlik kur artışı
    akp nin zor çizgisi.
    neymiş doğal gaz bulunmuş.eğer bu kış doğalgaz faturaları el yakıp millet donmaya başlarsa doğal gaz müjdesinin nasıl kendi ayağına kurşun sıkmak olduğu görülecek.

  4. Muhalif bir kişinin “yeter ki Erdoğan gitsin” şeklindeki bir tutumu ilk bakışta haklı olarak tepki çekiyor. Zira ülke idaresi hakkındaki kanaatlerimizin kişisel duygulardan arındırılmış olması gerekiyor.

    Fakat 2011’den buyana giderek AKP’de Erdoğan dizginleri ele geçirdi ve sonunda AKP=Erdoğan oldu. Öyle ki bir şekilde R.T.Erdoğan AKP’den ayrılmış olsa bu partinin barajı bile geçemeyeceğini söylemek bir abartı olmaz. Dolayısıyla artık ‘Erdoğan gitsin’ demekle ‘AKP gitsin’ demek aynı anlama geliyor. Buna göre bir vatandaşımızın yönetimini beğenmediği AKP’nin iktidardan gitmesini ‘Erdoğan gitsin’ şeklinde ifade etmesine kimsenin kızmaya hakkı yoktur. Gerek partide gerekse devlette ‘tek adam’ olmayı tercih eden Erdoğan “tüm sorumluluğun kendisine ait olduğu” gerçeği ile yüzleşmek üzeredir.

  5. Hasan Günay Bey’in bugünkü yorumunda dile getirdiği tespitlerden birisi, üzerine düşünmeye ve tartışmaya değer: Devletin siyasete müdahalesi. Ben de, pek çok insan gibi, Türkiye’nin bu iktidardan mutlaka kurtulması gerektiğini düşünüyorum. Fakat, itiraf edilmeli ki, herhalde çok az sayıda insan, muhalefet bloğu içindeki siyasal partilerin ülkenin temel sorunlarına çözüm getirebileceğine inanabiliyor.

    Hasan Bey’in metninin can alıcı noktası da burada: Devlet dediğimiz aygıt (siyasal partilerden ve seçimle iş başına gelen iktidarlardan görece bağımsız bürokratik aygıt),siyasal aktörlere müdahale ederek, onları kendisinin belirlediği bir alanın sınırları içinde tutuyor.

    Muhalif siyasetin Erdoğan’a karşı siyaset üretememesinin gizini ben Hasan Bey’in metninde keşfettim.

    Şu halde, belki yapmamız gereken, gündelik siyaset konularının yanısıra, zaman zaman, bu tür çözümlemelere girişmek.

    Bende uyanmış olan güçlü kanı şu ki, Erdoğan iktidarı en geç iki yıl içinde son bulacak.

    Peki ama ya sonrası?

    Yine bende oluşmuş güçlü kanaat o ki, sözcüğün gerçek anlamında siyaset üreten, devletin çizmiş olduğu dar sınırların farkında olup o sınırların ötesine geçmeye niyetli olduğunun işaretlerini veren bir kitle partisine ihtiyacı var Türkiye’nin. Batı İttifakı konusunda zihni net, Kürt sorunu denilen alanda dönüştürücü rol üstlenmeye hazır bir siyasal parti.

    Böyle bir partinin lider ve yönetici kadroları, arkalarında çok güçlü bir halk desteği bulamadıkları sürece, niyetleri her ne kadar samimi olursa olsun, arzu ettikleri adımları atamazlar.

    Eğer bu söylediklerim doğruya yakın tespitler ise, bu durumda şunu görmek ve kabul etmek zorundayız: Türkiye, içine sürüklenmiş olduğu açmazlardan kısa vadede çıkamayacak. Tanımlamaya çalıştığım türden bir kitle partisinin yokluğunda, CHP, İyi Parti, MHP, HDP gibi bilndik partilerin şu ya da bu kombinasyonu ile yola devam edilecek.

    Ekonomik yıkım gerçekten çok derin olduğu için, tarımdan eğitime kamusal alanda darmadağın bir halde bulunduğumuz için, Erdoğan sonrası işbaşına gelecek iktidar, ülkenin temel sorunlarını çözemeyecek.

    Mevcut kriz ve dağılmışlık hali, göreli olarak azalarak devam edecek.

    Bu durum, yığınların artık soluk alamaz hale geldikleri noktada, kendilerine gerçekten REFORM ve DÖNÜŞÜM, yeni ve sahici bir siyaset tarzı öneren partiye akması, o partiyi güçlübir kitle partisine dönüştürmesi ile değişebilir.

    Böyle bir parti var: Deva Partisi. Ancak, bu parti bir kitle partisi değil.

    Deva’nın halk yığınları tarafından güçlü ve tek başına iktidara taşınması için üç dört yıl daha geçmesi gerekecek görünüyor.

    Erdoğan sonrası, ne tür bir şekil alacağını pek kestiremediğim bir ara dönem iktidarı yaşanacak gibi.

    Halk yığınhlarının CHP başta gelmek üzere, mevcut siyasal partilerin içini boşaltması ve yüzünü Deva’ya dönmesi, benim olmasını arzu ettiğim bir ihtimal.

    Devletin güvenlikçi ve geleneksel-otoriter kanadı ne kadar güçlü, bilemiyorum.

    İş dünyası, saf değiştirir ve devlet içindeki rasyonel odaklarla ittifak kurararak o güvenlikçi-vesayetçi kanadı geri adım atmaya zorlayabilir mi?

    Bunu de bilemiyorum, kestiremiyorum.

    Eğer bu son söylediğim gerçekleşirse, Deva Partisi’nin önü açılır ve bu partinin iktidara gelişi hızlanır ve kısalır.

    • Sn.bernar bakıyorum iktidarın vaadesini 2yıla çıkarmışsın, eh o zaman da seçimlere bişey kalmamış oluyor zaten, her halükarda tahmini tutturacak gibisin:) ha gayret!

  6. Şimdi Kılıçtaroğlunun “Abdullah Gülden neden bu kadar korkuyorlar?” Sorusunun cevabı, Gül C Başkani olursa şimdiki gibi foyalari ortaya çıkmadığı için o zaman bunların bütün pisliklerini bilip’te eli ayağı bunlar tarafından bağlanarak õnleyemediği o pisliklerin hesabını soracağını bildikleri için KORKUYORLAR. Çünku, bunlar Güle 2010 anayasa değişiminden sora bir gün dahı huzur vermediler.
    Gülden Korkmasalar suya sabuna dokunmayan ve bunlara tek kelime dahi etmeyen Gülün makam arabasıma zehirli gaz yerleştırırlermi?
    Dünya İtıhbaratlarının nasıl çalıştıklarıni dahi bilmeyenlere meydani boş bırakırsaniz. Sonunda kaip edenlerden olursunuz.
    Not: ABD de Din hüriyeti var siz kendi dininizi istediğiniz gibi yaşarsınız. Fakat en ufak bir kanunsiz hareket ettiğiniz zaman bitersiniz.
    Eyy bizim cahil yõneticilerin cahaleti ABD makamlarında mecut.
    15 Temmuzui’de bunlar iyi biliyor.
    Zavvali ve kimselere gücü yetmeyenlerın güçleri ancak bebeklere ve savunmasız kadınlara yeter…
    Türkiye hapishaneleri kadın ve çocuklar ile tıka basa dolmüş, taşarken Dünyada, buna benzer tek bir ülke varmi?
    Tabiki yok.
    Türkiye kadınlarına erkekler ve siyasetciler tarafindan yapilan zülümlere ses çıkarmayan Sahde Sehlerin 12 yaşindaki kız cocuklarına tecevüz etmeside gayet norma.
    İşte size 18 YILDIR kendini dindar olarak yutturanların ülkesindeki yaşam.
    Oysaki İslamda Kadın hakları erkek haklarında bir değil bin kat daha fazla.

  7. Muhalefet sadece ortak adayın ismi üzerine yoğunlaşırsa hata yapar. Tabi ki kişiler önemlidir fakat ortak aday Millet İttifakı adına neleri gündeme getirecektir?

    – Muhalefet güçlendirilmiş parlamenter sistemin nasıl bir şey olduğunu henüz açıklayabilmiş değildir.

    – Muhalefetin dış politika uygulamalarına karşı çıkış gerekçeleri henüz iktidarın “bunlar teslim olalım istiyorlar” hamasetini kolayca çürütecek bir olgunluğa gelebilmiş değildir.

    – Korona pandemisinden bağımsız olarak Erdoğan’ın müsrif ve verimsiz ekonomi yöntemlerinin yanlış ve eksikleri yeterince anlatılamıyor.

    – Milli savunma sanayinde gerçekleştiği söylenen yerli ve milli hamlelerinin oldukça abartmalı olduğunu ve burada yolsuzluklar döndüğünü açıklamakta yetersiz kalıyorlar.

    – Muhalefet %10 HDP oyunu dikkate almadan siyasi hesaplarını yapmalıdır.

    – A.Gül ve A.Babacan’ın vaktiyle Erdoğan’ın bazı önemli yanlışlarına karşı çıkmaları ama bunu kamuoyundan saklamaları bugün önlerinde bir siyasi bagaj olarak durmaktadır. Bu ikili ve benzerleri makul bir özeleştiri yapmadıkları sürece muhalefetin öz unsuru olmakta sıkıntı yaşayacaklardır.

  8. Sayın Koru nun verdiği anket sonucu doğru ise,Erdoğan %50+1 barajını aşamıyor.Bu durumda Cb.lığı seçimi 2.tura kalıyor.2.turda Erdoğan ın oyu sabit kalırken ,rakibi muhalif adayın oyu artar.İşin bu tarfına bakarak gayet net söylenebilir ki ,Erdoğan ın işi bitik.CHP nin CB. adayı genel başkan sayın Kılıçdaroğlu olmalıdır.Saygılar.

  9. Abdullah Gül imza toplayarak aday olsun daha iyi
    Ayrıca adı cumhurbaşkanlığı adaylığı ile geçen bir kişinin arada bir memleket meseleleri hakkında bir şeyler söylemesi gerekmez mi neyine oy veririz anlardık bari

  10. Bir zamanlar CB olmasın diye darbe yapmaya kalkanlar bugün Gül’ü Çatı,direk,dolaylı… aday yapıyor
    Kimin adayı olacak CHP nin ,Örtülü HDP nin
    Bu adamlar mı değişti Gül mü?Yoksa ikisi birden mi?
    Birileri RTE kuruluş felsefesine dönsün deyip dönüyor.Benim tanıdığım hiçbir CHP li ve HDP li hiç değişmedi aksine yıllar geçtikçe daha da bilendi.
    Acaba Gül mü dönse kuruluş felsefesine?

  11. Sn bernar bey
    Öncelikle muneccimliginiz hayırlı olsun.Bulgar falciyi geçmişiniz.
    Sn ”Erdoğan yalan soyluyor”.Hic yakışık olmayan bir ifade ve hakaret :Birazcık matematik birazcık dış başını okusaydiniz covid de ne durumda olduğumuzu anlarsınız.Kotu durumda miyiz.ingiltere de kaç kişi Fransa’da kaç kişi öldü bi okuyun ve çıkarma yaparak farkı görün.Tabi size göre bilgiler yalan belgeler yalan.hata var diyelim ne kadar ? Batıdan daha mı kotuyuz.
    Amerika’dan daha mı kotuyuz.Diyelim hata var peki gerçek ne ?onu söyleyin.Bilgi çağında yaşıyoruz çıkarın her belediyeden ölüm bilgilerini ve deyin ki S bakanlığı şunu açıkladı gerçek bu deyin.
    Suriye ; hergun yeni senaryoların yazıldığı coğrafya da herşey olabilir.Olum acıdır doğru ancak bu topraklar can verilerek bedeli ödenmiştir ve odenecektir
    Geçmişte sürüye ye girmedi diye eleştirilen yönetim bugün niye girdi diye eleştiriliyor.Hatalar tabiki var ama bu birine sovmeyi gerektirmez.Ayrica yanlış varsa doğruyu siz açıklayın.Erdogan gitsin yeter.Yok öyle bir dünya.
    Ayrıca akp ile yakın uzak oy vermek dışında hiçbir ilgim yoktur.Daha iyisi gelsin hemen onu savunalim.Ama ülkeyi kaosa suruklemeyelim.

    • Dediğiniz yaptım. İngiltere ve Fransa’daki duruma göz atmak için, gittim Dünya Sağlık Örgütü’nün gündelik olarak güncellenen verilerine baktım. Virüsün başlangıçta en acımasız vurduğu Avrupa ülkelerini de ekleyerek paylaşıyorum:

      Son iki hafta içindeki ölüm sayısı (TTB, Türkiye’deki gerçek ölüm vakalarının resmi olarak açıklanan rakamların en az 3 katı olduğunu söylüyor. Ben, resmi rakamı esas alıyorum.)

      İngiltere (48 milyon): 122
      Fransa (68 milyon: 186
      İspanya (47 milyon): 396
      Almanya (84 milyon): 56
      İtalya (61 milyon): 80
      Türkiye (83 milyon): 431

      Türkiye’de ölümler, hem İngiltere hem Fransa’dan çok daha yüksek. Üstelik bu, bizim genç bir nüfüsa sahip olmamıza, ölüm vakalarını düşük gösteriyor olmamıza, ülkemizde ilk virüs vakasının görülmesi bu iki ülkeden çok daha sonra yaşanmış olmasına rağmen böyle.

      Bana, Türkiye’nin Suriye’de TEK BİR KAZANIMından söz edin. Evet, sadece bir tane kazanım.

      Ben Erdoğan’ın Suriye politikasının olumsuz sonuçlarından bazılarını sıralayabilirim.

      (1) Dört milyonu aşkın Suriyeli sığınmacı
      (2) Aklını dünyayı Kürtlere dar etmekle bozmuş, gerçek dünyadan tamamen bihaber Erdoğan, Ruslara yaltaklanarak Suriyeli Kürtlerin zemin kazanmasının önünü alabileceği ham hayaline kapıldı.
      (3) Sayısının resmi rakamlarla en az 74 olduğu şehit askerler.
      (4) Operasyon üzerine operasyon yaparak yüzlerce milyon doları heba etmek
      (5) Onbinlerce selefi savaşıya dolar üzerinden verilen aylık maaşlar.

      Türkiye’yi yönetenler, Kürtler konusunda akılcı siyasi-ekonomik stratejinin gereğini yerine getirmemekte inat ediyorlar. Çünkü, ellerinde tuttukları güç, bunu gerektiriyor. Kürtler konusunda hem içeride hem sınırlarımızın ötesinde yapılması gereken şey, yapılmakta olanın tam tersini yapmaktir: İçeride ve dışarıda Kürtleri kazanmak. Türkiye’yi büyük ve güçlü kılacak olan şey budur. PKK’nın üzerine oturduğu zemini çökertmenin yolu da bundan geçer.

      Türkiye, Orta Doğu’ya kırmızı çizgiler dayatabilecek güçte ve çapta değil. Irak karıştığında da “Kırmızı çizgimiz” (!) vardı. Hatırlayalım.

      Benzeri süreç şimdi Suriye’de de yaşanacak.

      Seçimlerle kazanılmış tüm belediyelere kayyum atadınız, partinin liderlerini, belediye başkanlarını hapse tıktınız. PKK’nın ekmeğine yağ sürmektir bu. Böyle mi koruyacaksınız ülkeyi “bölünme tehlikesi”(!)ne karşı?

      Bu konuda gerçekten akıllı ve stratejik düşünebilen tek lider Özal’dı.

      AK Parti de ilk dönemlerde bunun takipçisi oldu.

      Erdoğan, kendi kişisel bekası uğruna, gitti vesayetçilere teslim oldu.

      • Hakli søz guzel bir yorum yerinde tespit sizler gibi bu ulkede cok insana ihtiyac var bøyle rasyonel dusunceye memleketi gitti bir siyasetle ve siyasi becerisi olmayan bir sahisi memleteki eline teslim edenlerin acaba hicmi sorumlulugu yok ?iste geldigimiz yer onlar kalirsan yollari katli camli evleri gelismislik sayanlar uretim tuketim bazina bakmayi akil etmezler hala millette para cok davulu caliyorlar tok acin halini nerden bilsin

      • Ölüm oranlarında Total e bakmadan son iki haftayı alırsanız tabiki farklı çıkabilir.Sonuc Türkiye pandemiyi başarılı bir şekilde yonetmistir.
        Suriye konusuna gelince tek bir kazanım soyliyeyim size.Askerimiz orada olmasaydı şimdi güneydoğu üzerine pazarlıklar yapılıyor olacaktı.Kurt meselesine gelince bana bir tane kurdun edirneliden rizeliden eksiğini söyleyin.C başkanı olmak istediler de yasak mı geldi G başkanı olmak istediler de engel mi olundu.Kurt sorunu yoktur PKK sorunu vardır Türkiye’de.Turkiyeyi gizginlemenin bir yolu Kürt sorunu varmış algısı yaratmaktır.

  12. “Henüz seçim ufukta görünmezken başlatılan tartışmanın aldığı biçim, en çok, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, “Neden ondan korkuyorlar?” sorusunun muhatabı olan kişiler ve çevreleri memnun etmiştir düşüncemin temelinde bu akıl yürütme yatıyor.”
    Evet ama yazarın bu ifadesinde geçen kişiler ve çevreler kimlerdir? Bana kalırsa dersimli kemalin sorusunun muhatabı mevcut yönetim değil m.incenin başını çektiği huysuzluk eden ulusalcı çemişlerdir; chp nin adayı a.gül olacaksa ben erdoğana oy veririm sözünü hatırlayın…
    Yalnız dikkat edilirse muhalefet sözcüsü kesin bir dille yalanlıyoruz filan dese de pek öyle değil sanki; zaten ortada öyle güvenilir bir ağız da göremiyorum ben.
    Beleşçi bir muhalefetimiz var ve o kafa hala baş köşede oturuyor!
    Yani sıkıntı yok:)

  13. Çok zaman söylediklerimi bir de dedektiflerin piri Sherlock Holmes’un tespitleriyle ifade edeyim:

    -“Bütün kanıtları görmeden teori yapmak en büyük hatadır.Yargıyı yanıltır.”
    ( Buradaki yargı’dan kasıt bir konuda herhangi bir kişinin verdiği hükümdür.Ayrıca Yargı makamlarının da zaten uyması gereken bir hal olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım)

    -“Elinde sağlam veriler olmadan teori üretmek büyük bir hatadır.İnsan teorileri gerçeklere uyduracağına,farkında olmadan gerçekleri teorilerine uydurmaya çalışır.”

    -“İdeal bir akıl yürütücü,bir veriyi bütün şartları altında gördükten sonra ondan sadece o ana kadar olan olaylar zincirini değil,gelecekte meydana gelebilecek sonuçları da çıkartabilmelidir.”

    Gözlemlerime göre Erdoğan ülkeyi ne kadar kötü yönetiyorsa muhalif siyasilerin ve bağlı kitlelerinin çoğunluğunun zihin dünyalarını yönetme işinde,kabul ettirdiği sunî söylemleriyle ve oluşturduğu yapay gündemleriyle çok mahir.Bağlandıkları yargıları sağlam verilerle ulaşılmış değerlendirmelere dayanmayan düşünce derinliği olmayan muhalefetin bu yenilgisinde,girdabına kapıldıkları oluşturulmuş ortam etkisinde hareket etmeleri de büyük etken.
    Bilginler,yerde bulduğu kullanılmış sakızı göstere göstere,şaklata şaklata çiğneyerek hakkı verilmemiş sakızımsı kallavi fikirler üretirken onun ağzına bakan talebesi “üstadım şu sakızı bir tükürse de biraz da ben çiğnesem” demekten öte fikir mi üretecek?

    • yazıyı okuyunca yorumunuzda konu ettığiniz mevzulardan kendimce cümleler geçti aklımdan. sonra Üstad genel çerçeveyi basitleştirerek Sn. Gül merkezli işlemiş düşüncesi oluştu Uğur hocam. yani manzarayı hangi yönden izlerseniz izleyin seçim kaçınılmaz diyor üstad. manzarayı yanlış görme ihtimalim her zaman var tabi.

      • Yorumumu Fehmi beyin yazısında da konu edindiği muhalefete ve bir kısım muhalif bakış açısı sahiplerine yönelik yaptığımı belirteyim de bir yanlış anlaşılma olmasın.Selamlar

  14. Burada siyasileri yanıltan, cumhur ittifakı na bakıp, aynısı nı yapmaya kalkmalarıdır.
    Aday sn RTE ise o tarafın aday belirleme şekli onlara göre dir, sana göre değil!
    Millet ittifakı 1.2. Tur hesabı yaparsa başka aday-lar!
    İlk turda tek aday formülü uygulanır ise, şu şarttır:
    CB adayı kılıçtaroğlu, Akşener vb bir partiye bağlı değil,
    Ortak belirlenmiş bir aday olmalıdır (hatta bir partiden olması bile şarrt değil!) (helal süt emmiş, onun bunun kuklası olmayan, 82 milyonluk ülkede! bulunur herhalde..).

  15. Muhalefet partileri (güçlendirilmiş) Parlamenter Sisteme dönme niyetinde samimiler mi?

    Samimi iseler aklın ve aritmetiğin verdiği cevabı görüyor olmalılar: Parlamenter sisteme geri dönüşün yolu, bu konjonktürde, muhalefetin güç birliği yapmasında ve partilerin her birinin kendi adayını göstermek yerine, halkın ekserisinin oylarını bu yapıya kanalize edeceği ortak bir aday üzerinde uzlaşmaları gerektiğidir. Bu, bir önceki seçimde de böyle idi, şimdi de böyle.

    Hazır iktidardan memnuniyetsizliğini izhar eden yeni bir kitle oluşmuş iken ve yeni sistemin yürümeyeceği kanaati belirmişken, bununla beraber Millet ittifakına zemin teşkil etmiş yüzde 50’ye yakın bir çoğunluk varken, bunlar ile beraber, yeni CB sistemini ekarte edilebilecek ve ancak “Yeni Parlamenter Sisteme” geçiş sağlanabilecektir. Mantık, akıl ve aritmetikte bunu söylüyor.

    Peki bu hesabı muhalefet bloku yapamıyor mu?
    Yapıyor yapmasına da hesaplar başka: Halktan kaçırılan bir şeyler olmalı!

    (Acizane) ben bunu, “muhafazakarlık” teriminin hem “sol” hem de “sağ” cenah açısından yeniden tanımlandırmak gerektiği üzerine bina ederek anlaşılabileceğini sanıyorum.

    CHP’nin (sol cenah) muhafazakarlığı, Cumhuriyet inkılaplarının ve Devletçiliğin muhafaza edilmesi kadardır. Başka bir şey gerekmez: Ne adalet, ne hukuk; ne ekonomi ne adil bir gelir dağılımı; ne sosyal demokrasi ne de düşünce özgürlü…

    Sağ cenah (Geçmişteki diğer sağ partiler ile AK Parti, MHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, v.d.) için muhafazakarlık ise; içinde din (İslam) ve ona ait değerlere ait söylemlerin! eksik olmadığı, Türk=Müslüman anlayışının hakim olduğu “milliyetçilik” yoğun değerlerin muhafazası; Siyasal İslamcılar için ise; İslam, dünya ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” gerçekliğinden uzak (sanki) şeri bir düzen kuracakları hülyasının hakim olduğu bir anlayıştır.

    AK Parti eliyle sağ cenahın ve Siyasal İslamcılığın muhafazakarlık anlayışı/hedefi tamamen CHPlileşti, şimdi AK Parti daha bir Devletçi ve daha da bir Cumhuriyetçi…
    Bunu seçmen nitelemesi açısından oy kullanan kesimin hala yüzde 70’ne tekabül eden muhafazakar bloğun üzerinde oturmasına rağmen gerçekleştiriyor AK Parti.

    Kabaca böyle bir muhafazakarlık tanımlamasından sonra artık Devletin siyasete müdahalesi konuşulabilir. ‘Halktan (siyasilerce) bir şeyler kaçırılıyor olmalı’ dediğim yer burası işte: Devletin siyasete müdahalesi…

    Devlet, hem yeni siyasi oluşumlara, hem hükümet(ler)in oluşumuna, hem de iş başındaki hükumete müdahale eder. Bunun örneklerine çoğumuz şahittir.

    Uzunca iktidar döneminde AK Partiye, hem iktidara gelmesi yönünden hem de iktidarda değişip-dönüşmesine, ilke! ve söylemlerinden vaz geçmesi noktasına müdahale etmiştir devlet ve bunda da başarılı olmuştur. Bunu, AK Partiyi iktidarda tutması uğruna, seçim sonuçlarına müdahale ederek te gerçekleştirmiştir.
    Devlet bunu hep yapar.

    Peki siyasetçiler bu gerçeği bile bile, seçildikleri ve devleti yönetecekleri zaman diliminde bu (devletlu) müdahaleye maruz kalacakları halde, seçmene iktidar/muktedir olma sözü vererek ve aslında hiç gerçekleşmeyecek bu gerçeği seçmenden kaçırırlar?

    Bu hem halk yığınlarının eğitimli ve bilinçli olmamasından kaynaklı olduğu gibi hemde devletin siyasi alanı sınırlamasından kaynaklıdır.

    Bu sınırlamayı en bariz örneğiyle 2018’de Sn. Gül’ün ablukaya alınmasıyla yaşadık. Hem de muhalefet liderlerinin eliyle.

    Şimdiki tablo daha yayvanlaştı ve M. İnce ilk elden gediği açtı.

    Özgür Özel her ne kadar “Gül CHP’nin adayı değildir” dese de bu bana şahsi görüşü gibi geliyor ve o, Gül’ün CHP’nin adayı olmadığını söyledi, muhalefetin (ortak adayı) olmadığını değil…Ve CHP dışında onlarca siyasi parti var.

    İleriki seçimde CHP kendi cumhurbaşkanı adayı ile sahne alırsa, bu onun müesses nizamın ve onun yeni aktörü, AK Partinin Vatan Partisinden sonraki örtülü ortağı olduğunu tescil eden bir done olur. MHP ve BBP zaten açıkta olan ortaklar.

    Bu aşamada ben Sn. Gül’ün inisiyatif almasını bekliyorum. Yürüsün ki, arkasından yürüyecekler çıkacaktır.

    Parlamenter sisteme geri dönüşün en belirgin aktörü Gül’dür. Olmayacaksa mevcut düzen çok daha uzun zaman devam edeceğe benziyor. Öyle ki, veliahtların adı bile zikredilmeye başlandı.

    • Yine zihin açıcı değerlendirmeler. Yine akıcı bir dil. Muhalefet bloğundaki iri partilerin hiçbir alanda siyaset üret(e)mez olmasının nedeni ancak bu açıklıkta resmedilebilirdi.

      Çok sık yazmyorusunz. Ama, yazınca, gerçekten yazıyorsunuz, Sn. Günay.

      • Teşekkür ederim Sn. Bernar bey.
        Anlaşılıyor olmak iç huzura sebep oluyor, lâkin iltifat ediyor olmanız sahib-i marifet olduğumuz anlamına gelmiyor.
        Belki doğaçlama, belki de bir kelime üzerinde onlarca düşünerek cümleye yerleştirmek hem eksik kalmak hem de meramını ifade etmekten uzaklaştırıyor insanı. Bu açıdan devrik cümle kurmak ve bir çok imla hatası yaparak ve bununla okuyucu karşısına çıkmak edebe mugayir bir haldir.
        Nezdinizde, bütün okuyuculardan af diler Sn. Koru’nun, buna rağmen yorumcularına değer atfederek bizleri sayfasına her daim misafir ettiği için ona da teşekkür ederiz.
        Esen kalınız.

        • Yorumunuz zihin açıcı olmuş gerçekten. Aslında okuyucu yorumlarından bazıları, sizinki gibi, ocakmedya tarafında seçkin “okuyucu yorumları” olarak yayınlansa çok güzel okur. İlla düzenli yazar olması gerekmiyor herkesin. Editörden rica etsek de bu konuyu halletse. Böylece farklı değerlendirmeler okuyucu yorumları arasında kaybolmamış olur. Emeğe saygı gösterilmiş olur. Teşekkürler.

  16. Muhalefetin zavallı durumları. Tabii bu onların suçu değil yalnızca. Muhalefetin sesi kısılmış, düşmanlaştırılmış, yalanlarla dışlanmış ve kötü propagandaya kolayca inanan korkutulmuş bir halk var. İnsanlar birey birey, tek tek kendilerini güçlü hissetmedikleri sürece de değişim kolay olmayacak.

    Ak parti ilk döneminde dışardan merkeze gelen bir muhalefet hareketi olarak ceberut devleti dizginlemiş, arkasına aldığı dış güçlerle (AB, ABD) devleti meşru demokratik sınırlarına çekmişti. İyi de yapmıştı. Daha mutlu, daha müreffeh, daha geleceğe umutla bakan bir ülke olmuştuk.

    Ancak zamanla Ak partisi, kendi yetersizlikleri sebebiyle, bu yoldan döndü ve kendisi eski derin devlet olmaya karar verdi. Bunun pekçok sebebi var elbette. Ancak temel sebep Ak parti kadrolarının, (böyle bir kadro var mı?) yetkin olmaması. Bu sebeple bir zaman FETÖ’ye, bir zaman PKK’ya, ve şimdi de ulusalcı-milliyetçi kadrolara yaslanmış bulunuyor. Allah affetsin demek bu hatalardan kurtarmıyor elbette. Halbuki kapsayıcı, gençleri daha özgüvenli ve yetkin yapacak politikalar izleseydi 18 yılda çağ atlardık!

    O zaman muhalefet şimdi ne yapacak? Yazarımız haklı bence de, dışarı bakacak. İktidar ne derse desin içte ve dışta destek bulmaya ve geniş bir destek koalisyonu oluşturmaya çalışacak. Biden muhalefeti destekleyeceğini açıkladı. AB’den de geniş bir anti-Erdoğan desteği var muhalefete. Arap dünyası hakeza. Yani muhalefet istemediği kadar desteğe sahip dışarıda. Bunu tepe tepe kullanmalı.

    Kılıçdaroğlu hemen sosyalist enternasyonale bir çıkış yapmalı, Avrupalı sosyal demokratları gezmeli, Amerikan seçimlerini yakından izlemeli, CHP kadroları Amerika ve Avrupa’ya çıkarma yapmalı. Diğer muhaliflerde.

    Erdoğan ne mi der? Ne derse desin. Kendisi daha bir şey değilken, hapisten çıktı ve fır fır beyaz Saray’dan Avrupa saraylarına heryeri gezdi. Sonra geldi Gül’den anahtarı teslim aldı. Herhalde diyecek bir şeyi olamaz. Kendine bak derler.

    Sayın muhalefet biraz koltuklarınızdan kımıldayın. Hareket bereket diyorlar. Erdoğan bir yere gidemiyor. Saraylarına kapandı kaldı. Davet eden de yok. Davetine gelen de yok (Saray üstüne saray yaptık halbuki). Sizin ise önünüz açık. Ne duruyorsunuz?

    • AKP kadrolarının yetkin olmama ihtimalini gerçek kabul etmiyorum. AKP sadece dünyevilik, devlet imkanları ile zenginleşme ve kariyer hırsı çok fazla olan hemşehricilik, trollük akımına teslim olmuş ve etrafımızda normal şartlar altında oldukça başarılı olabilecek insan sermayesinin bu sebeple ifsadı ile olaylar neticelenmiştir. Millet bu noktada ferdi olarak iyi olan pekçok insanın içine girdikleri sürü psikolojisi ile Uhud okçuları misali ganimetten birşeyler kapabilmek veya kaptıklarını muhafaza etmek için üç maymunu oynadıklarını halen fark etmemektedir. Ancak bu fecri kazip bile olsa arkasından gelecek fecri sadık istikbalinde yıllarca AKP içinde kalıp pandomim yapan sabık AKP bakiyeleri ile bir gelecek tahayyülü yoktur. Temiz ve sahih bir hareket nepotizm müzehrefatını temizleyerek nadasa bırakılmış tarlalardan yeşerecektir.

      • Sayın Sebilürreşad’ın yorumuna katılıyorum.Küçük bir ilave de ben yapayım.Akparti kadrolarından bir kısmının dünyevileşme çizgisindeki seyirlerinden zuhur eden erbabınca kullanılmaya müsait şekilde oluşan boşluk -sayın Hasan Günay’ın yorumuyla birleştirirsek- (derin) devletin elinde bir koza dönüşerek,onun ortama dolgu yapması imkan ve sonucunu doğurmuştur.

      • Kadroların yetersiz olduğunu dış ilişkilerden anlayın. Bir tek sözcü Kalın konuşuyor bu konuda. Neden o konuşuyor ayrıca? Adam saraydan dışarı adım atmıyor. Arada türkü söylemeye çıkıyor. Fakat her konuda bilir bilmez Tweet atıyor. Çavuşoğlu var mı, kimdir bilen yok. Üstelik tüm dış ilişkiler toptan sorunlu, bir tane dost bırakılmamış. Bunlar mı kadro?

        İç işleri? İŞİD emiri 10’uncu kez yakalanıyor ve bakan tarafından müjde haber olarak veriliyor. Galiba yakalamak istemiyorlar aslında.

        Davutoğlu şeffaflık yasasını çıkarmaya kalktığında, bir tane il başkanı bulamayız diye üstü çizilmişti. Kadrolar bu işte. Açıkça ayan beyan. Nepotizmin zirvesi ve açıkça ilanı, en tepeden.

        • Eskiden akredite gazeteciler vardı şimdi de konuşmaya izinli şerbetli bürokratlar, hasodabaşılar var. Gerisini siz anlayın. Müsade var mı? Yok! Sadece konuşmaya değil, üç maymunluğa bile müsaade almak icazet gerekiyor.

  17. bence cati adayi a. gul de olabilir a. ocalanda …neticede bu muhalefet onceki secimlerde pkk ile ortak degilmi idi (m.ince bas bas bagiriyordu)
    gelelim erken secim geyikine ; ekonomi alarm veriyo ise madem neden iktidar erken secime gider , bunu hala aciklamadi bu erken secim halay grubundan kimse.
    bence erken secimi isteyen iktidardan ziyade halaycilar ,chpkk nin cikisi olta sadece

    biraz da gulelim yaw

    dis politika yazinca cok okunmuyor galiba hakkaten 🙂

  18. Geçen dönem Gül tek aday olsaydı ve CHP den 100 bin imza
    İle aday çıkmasaydı %40 civarı oy alırdı bugün maksimum %25 civarı oy alır.çünkü CHP den ince aday olur.geçen dönem incenin aldığı %31 başarılıdır.Çünkü 3 muhalif aday daha vardı ve toplam %17 oy aldılar.chpliler iyipartililer Gül cb olsun diye siyaset yapmıyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız