Gözü olan görür, kulağı olan işitir, vicdanı olan değerlendirir… 

31
Reklam

Cem Karaca 12 Eylül (1980) askeri darbesinin -ve medyanın- mağdurlarındandı. Darbeye konser için gittiği Almanya’da yakalanmış, tam dönmeye hazırlanırken o zamanlar Hürriyet grubunun çıkardığı ‘Hafta Sonu’ gazetesinde kendisiyle ilgili uyduruk bir haber yüzünden orada kalmayı yeğlemişti.

Askeri yönetim herkesin sevgilisi bir sanatçıyı hiç düşünmeden o yalan haber yüzünden vatandaşlıktan çıkardı.

Sürgünde yaşadığı yıllarda Almanya’ya uğradığımda Cem Karaca’yla gerçekleştirdiğim buram buram vatan hasreti kokan bir röportaj o zaman çalıştığım gazetede çarpıcı bir manşetle yayımlandı. Dönemin başbakanı Turgut Özal’ın yakın ilgisiyle kendisinin ülkeye dönüş ve yeniden vatandaşlığa kabul ediliş süreci öylece başladı.

Konuyu bugün aklıma getiren, Cem Karaca’nın o gün bana anlattığı, gazetede yayımlandığında büyük ilgi gören bir anısıydı.

Babası Mehmet Karaca Azeri kökenli, annesi Toto Karaca ise Rum asıllıydı Cem Karaca’nın. Anne-baba yıllarca ülke tiyatroseverlerini güldüren İstanbul Tiyatrosu’nun sürekli kadrosunda bulunan iki sanatçıydı.

Anı şuydu: Baba Mehmet Karaca oğlu Cem’i bir gün camiye götürmüş. İslam dini konularında bilgi sahibi küçük Cem de babasıyla birlikte namaza durmuş. İkisi ayakta sureleri okumuş, rükuya varmış, sıra secde yapmaya geldiğinde, arkasından yaklaşan yaşlıca sakallı biri, bir hafta önce oynarken kırılan bacağı yüzünden secde yapmakta zorlanan Cem’i birdenbire kavrayarak zorla secdeye yatırmış. Tabii o sırada henüz şifa bulmamış bacak bir kez daha kırılmış.   

“O oldu, bir daha camiye yolumu düşürmedim” demişti hiç unutmadığı olayı uzun yıllar sonra bana anlatırken Cem Karaca

Korkusuz gazetesinde yazan Memduh Bayraktaroğlu’nun YouTube üzerinden yayımladığı bir videosunu izledim geçenlerde. 16 yaşına kadar memleketi Kırklareli’nde yaşarken mahallesinin camisinde müezzinlik yapacak kadar dini vecibelerine dikkat eden bir dönemi olduğunu anlatıyordu.

Reklam

Bayraktaroğlu’nu dinden soğutan ve camilerle arasının açılmasına sebep olan da, birisi devam ettiği ve müezzinliğini yaptığı caminin imamı, diğeri sonradan kendisine ait bir cemaat ile ismini ülkede ve ülke dışında duyurmuş bir başkası olmak üzere iki din adamının söylemleri…   

Münferit olaylar mı sayacağız bunları, yoksa bir yaklaşım ve tavır bozukluğunun dışa vurumu mu?

Sanıyorum kendisini ‘dindar’ bilenlerin bazılarında sorunlar bulunduğu muhakkak.

En son örnek, tıp öğrenimi görürken, üniversitenin bulunduğu ildeki bir cemaat evinde gördüğü baskıya dayanamadığı ve bu arada eğitim aldığı kurumdan da beklediğini bulamadığı için hayatına kendi eliyle son vermiş bir gencin ülkeyi ayağa kaldıran eylemiyle bugünlerde karşımıza çıktı.

‘Cemaat evi’, kendi evlerinden uzakta geçirdikleri eğitim hayatlarında genç konuklarına evlerini özletmeyecek bir sıcak atmosfer, başka ortamlarda bulamayacakları rahatlık, anlayış, hoşgörü ile huzur ve mutluluk vermesi gerekirken, o genç için ruhunu karartan bir çilehaneye dönüşmüş olmalı.

Ne kadar yazık.

Din, bazılarının lügatında, çileli bir yolculuğun adı. Dinin ritüelleri -namaz, oruç gibi- gerekirse zorlayarak yerine getirilmesi gereken birer mükellefiyet onlar için. Sağa bakmak yasak, solla ilgilenmek büyük günah. ‘Günah’ insanlar üzerinde kullanılan bir zorlama silahı.

Gerçek ise bunun tam tersi.

Reklam

Yetişirken en fazla işittiğim tavsiyelerden biri “Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” sözüydü. Keskin bir ifade ama özü doğru. Yunus Emre’nin “Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek” diye tanımladığı dervişlik halinin bir başka anlatımı.

Hoşgörü merkezli bir inanç dünyası, inancın inanandan beklediği bu.

İnancın yanlış kavranışının nasıl sonuçlar doğurduğunu, yalnız bizler değil, bütün dünya, din adına gerçekleştirilen ‘terör’ eylemleriyle gördü.

Hıristiyan fanatikler ile Musevi aşırıların eylemleri de eksik olmuyor.

Şunu biliyoruz, bilmeyenler de öğrensin: İslam dininin temelinde insanın özgür iradesi ile sorumlu tutulduğu anlayışı yer alır. “Aklı olmayanın dini yoktur” genel ilkesinin anlamı da budur. İnsanlar inanca akıllarıyla ulaşacak ve hiçbir baskı altında kalmadan -bu arada başkalarını da baskıya maruz bırakmadan- hayatlarını özgürce yaşayacaklardır.

“Dinde zorlama yoktur” ve İslam’ın ‘Tevhid’ ilkesinin en belirgin ifadesi olan “Sizin dininiz size, benim dinim bana” gibi nasslar bunu anlatır.

Özgürlük olmazsa sorumluluk da olmaz. 

Buraya kadar yazdıklarımın örneklerine İslam Peygamberi’nin hayatında rastlanabilir.

İnancın en keskin karşıtı inançsızlık değil cehalettir. Onun içindir ki, inançlı insanlar, daha ilk günden, okumaya, bilgilerini artırmaya, bilgi sahibi olmadıkları konuların peşine takılmamaya teşvik edilmişlerdir. 

Günümüzde karşı karşıya kalınan sorunların tam merkezinde derin bir cehalet yatıyor. Cahil insan hoşgörüsüz olur, bu da onu kaba softa ham yobaz sınıfına sokar. Öyle tiplerin musallat olduğu kişiler, onların şahıslarında temsil edildiğini gördükleri ne varsa, ondan uzak durma yoluna giderler. Gitmeliler de…

Öylelerinin peşine ancak başka cahiller takılır.

Cemaatler bugüne kadar kendilerine ‘dışarıdan’ yöneltilen eleştirilere pek kulak asmadılar. Onları kasıtlı, peşin fikirli, dine karşı kişilerin yaveleri olarak görüp önemsemediler.

Ancak kendi içlerinden birinin onlara emanet edilmiş evladına, inançlarının onlara tembih ettiği türden hoşça ev sahipliği yapamadıkları bir yana, o genç adamın kendi eliyle hayatına son verme yoluna başvurmasına sebep olmaları, görmezden, işitmezden gelemeyecekleri türden bir eleştiridir.

Hayatla ödenmiş bir eleştiri…

Ya o genç adamın hayatıyla ödediği mesaja da kulak verilmezse?

Vicdanların o kadar karardığına inanmak istemiyorum.

ΩΩΩΩ     

Reklam

31 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    12 Ocak 2022 At 23:52
    Nurdan abla, didem, sn.bernar, ender, yahya bey ve daha birçok gedikli yorumcumuz piyasada yoklar, olsaydılar ne yazar ama yine de şurda kalmış bir avuç sözüm ona muhaliflerin haline bakınca eskiler daha bir dişliymiş sanki…

  2. DİN düşmanları … neyse onu demiyeyim de islam düşmanları bu ülkede en ufak birşey bulsalar kıyameti koparırlar ..EBU CEHİLLER ÖLMEDİ YAŞIYOR …

  3. Sayın Koru ,
    Genç bir insanın intihar etmesi üzerine yazılan bu kadar yazıda ve yorumda hiç kimsenin intihara meyilli olma ne demek gibi basit bir soruyu sormaması ilgi çekici.
    Halbuki bu konularda binlerce araştırma yayınlandığını görebilirsiniz. İlim sahibi olmadan fikir sahibi olmaya devam , ortalık boş zaten atalım atabildiğimiz kadar.

    Aşağıda ki linkte internette kısa bir araştırma yaparken rastladığım bir çalışmayı paylaşıyorum.
    https://dergipark.org.tr/tr/pub/kriz/issue/41066/496396

    Bir diğer araştırmada hapishanede değişik suçlardan yatanların kimyasal verilerek zihinsel geçmişlerinin silinip tekrar sosyal ortama bırakıldıklarında tekrar eski suçlarını işlemeye yöneldikleri ortaya çıkıyor. Tecavüz, gasp , cinayet vs.

    Bir başka araştırma ise ABD de yapılıyor. İntihar teşebbüsünde bulunan evlatlık bireylerin , biyolojik ailelerinde de intihar teşebbüsü olduğu tespit ediliyor. Yıllarca biyolojik ailesi ile hiç bir bağlantısı olmadığı halde.
    Ülkemiz de leyle-i meccaniler ile başlayan , yatılı eğitim sistemi ve ona paralel medrese eğitim sistemi , askeri okullar , polis okulları hepsinde üst sınıfların tacizleri ile yetişen binlerce insan olmuştur ve olmaya devam etmektedir.
    Fail üzerinden sisteme çatmak kolay da mükemmel sistem yok.
    Rahmetli amcam ,baba beni çok dövdün diyen asker oğluna ” Ben oğlumu döverim , sen dövme ” şeklinde cevap vermişti. Travmasız el bebek gül bebek yaşantı yok. Disiplin , eğitimin temel şartıdır. İnsan kendi disiplinini sağlayamıyorsa bunun bir şekilde sağlanması gerekir.
    Bir kaç ay önce kızımın 13 yaşındaki arkadaşı bütün gün annesi ile öpüşüp sarılarak gününü geçirdikten sonra “özür dilerim anne ” diyerek kendini apartmandan boşluğa biraktı . Anne son derece metanetli idi. Zira büyük kızı ile küçük arasında farklı bir yapı olduğunun farkındaydı.
    Bir başka olayda 16 yaşındaki esnaf kızı , sevdiği çocukla görüşmesine ailesi onay vermediği için o da kendini apartmandan attı.
    Rahmetlik babam çok otoriter idi ve dayak eğitimin temel bir koşulu idi. Çocukken bir defasında kendimi aşağı atmayı düşünmüştüm de maçam sıkmamıştı.
    Ne diyorlar , zorluklar sizi daha güçlü kılar .
    Sıkıntı burada zaten. Zorluklar ile karşılaşmadan yetişen insanlar mücadele etmeksizin sorunları ile başbaşa kalıyorlar.
    Bir dönem , Afgan bir tıp fakültesi ögrencisi ile teşriki mesaim oldu. 4 yılda birinci sınıfı geçemedi. ilaç da kullandı depresyona karşı. şimdi bir balkan ülkesinden gelen kız ile evlenerek oraya yerleşti. Ailesini kurdu. mücadeleye devam ediyor. Okul yıllarında ekonomik yönden de çok sıkıntı çekti.
    Ömer Seyfettin in romanlarındaki tipler aklıma gelir. Yokluk ve yoksul içinden gelip hayata tutunan insanlar. Eskiler zamanın behr-i derlerdi.

    • “Çocukken bir defasında kendimi aşağı atmayı düşünmüştüm de maçam sıkmamıştı.”

      Sen de mi Sn Ahmet Melik? Yani, adam olmanı biraz da yediğin dayaklara bağlıyorsun. Peki haketmek için ne halt etmiştin, onu da yazsaydın! Biz babamızın sözünü dinlerdik. Tek bir seferinde dayak yemiştik ve haklıydı. 1-2 gün sonrasında da pişman olmuş ve şöyle demişti. Beni o sinirli duruma getirdiniz dayağı hakettiniz. Bir daha böyle bir durum olursa “dayaktan kaçmayı da bileceksiniz”. Bunu da unutmam. Bu çağda çocuklara doğru hareketleri anlatmak kolay değil. Bir çoğu cep telefonları ellerinde, dolaşan robotlar gibi. O kadar bağımlılar!

  4. Din bilgisi, din eğitimi ve inanç kavramı ile
    Bir çocuğun bir gencin eğitim barınma ve geleceğini hazırlama konularını torbaya koyup…
    Bu kadar kolaycılığa ne zamandan beri alıştık biz? Kim öğretti iki yanlış bir doğru üç ederi?
    Cevap:dinini, seni x çarpar y doğrar Z ise yer diye öğretttiği sanılan…
    Halbuki cevap hiçbiri ? belkide.
    Din bir araç mıdır, yaşamda bir amaç mıdır, hayat boyu bir “rehber” midir bize Tanrı’dan bir armağan? Onu kaybedersek kendimizi kaybedeceğimiz, yolumuzu bulamayıp şaşıracağımız!
    Eğitimi Eğitmen lere,
    İnancı dini Din bilgilisine,
    Siyaseti Politikacıya,
    Hasta tedavi işini Dr-hemşireye,
    Ekonomi yi ekonomistlere,
    Bırakmayı,
    Ne zaman kabullenip öğreneceğiz acaba?
    Yada olurmu ki dersiniz bu coğrafyada?

  5. Maalesef bu trajik olay vuku buldu ve herkes bir suçlu aramaya başladı. Direkt nokta atışı cemaat yurdu anında baş suçlu seçilerek yargılanmaya başladı. Ancak durumun çok da öyle olmadığı kanaatindeyim. Merhum gencimizin videosunu dinledim.Kendisi Tıp fakültesi derslerinin zorluğundan bahsediyor. Belki de tekrar YKS ye girip Mühendislik okusaydım diyor. Bilmediği , gitmediği bir okul ve bölüm hakkında daha kolay gibi bir fikir edinmiş ancak Makina Mühendisliği Bölümünü bitirebilmiş biri olarak bunun çok kolay bir eğitim olmadığını belirtmek isterim. Tıp tercihini aile baskısından mı yaptı ona videoda değinmemiş. Ancak TIP eğitiminin ona göre olmadığını bölümü okumaya başlayınca anlamış. Keşke daha önce mesleği tanımış olsaydı. Tıp doktorlarından meslekleri hakkında bilgi almış olsaydı ve seçmeseydi. Ama sorunun bu da olmadığı kanaatindeyim. Merhumu eleştirmek istemem ama maalesef gençlerimizde başarıları ve bazı maddi şeyleri çok kolay elde etme istidadı olduğu kanaatindeyim. Çok rahatlar. Her şeyi kolayca elde etmeleri onların doğal hakkıymış şeklinde bir psikolojileri var. Sosyal medyada çok fazla gereksiz ve yanlışa yönlendirici fikir bombardımanına maruz kalıyorlar. Okulu bitiremeyeceğini kafasına koymuş , gelecekte olacakları da olmadığı halde kafasında kuruyor , kuruyor . Hedef belki gençler için çok kolay ulaşılması gereken bir şey ama realitede bu öyle değil. Sanki TUS u kazanmak şartmış gibi kendini şartlandırmış. Kazanamazsan Aile Hekimi olursun. Yine işsiz kalmazsın.Nöbet derdin de olmaz. Ta ki nöbet ağırlığından , mobbingden de bahsedip hastanede hasta yakınlarının saldırısına uğrama ihtimaline kadar bütün ihtimalleri zihninde canlandırıp intihara giden yolun kilometre taşlarını yine kendisi döşenmiş aslında.Ailelerin çocuklara seçecekleri meslek , kalacakları yurt konusunda baskı yapmaları elbette yanlış. Gençler kendi hür iradeleriyle mesleklerini seçmeli , istemediği yurtlarda kalmaya zorlanmamalı. Zaten kılmak istemediği namazdan , dinlemek istemediği sohbetten bir fayda hasıl olmaz. KEşke gencimiz bir devlet yurduna yerleşseydi ve derslerine , işine baksaydı. Dijital çağ ve internet maalesef gençlere iyi gelmedi.

  6. -Çocuk, genç, yetişkin, ortayaş ve ihtiyar (yaşlı).
    Bu kadar mı? Okul öncesi? (Anasınıfı).
    -“inançlı” yada …ist?
    -İş’li yada “işsiz”!
    -devlet baba yada millet!
    -aile, öğretmen, hatta hökümet!?
    -dağdaki, ovadaki ? yurttaki, yurdun x’i y’si z’sindeki!..
    #bazı yorumculara göre duvara asılacak, bir diğerine göre yakılacak! “KİTAP” taki..
    #Bakın, bunun sonu da yok, bir sınırı da!
    *Sonu nereye çıkıyor hepsinin derseniz:
    “OKU” ya derim, işte dersimiz☺️

  7. VARINI YOĞUNU, EN SONUNDA DONUNU
    BAE yetkilisinin ülkemizdeki peşkeş ve yağmalama pardon yatırımlarla ilgili açıklamalarını görmüşsünüzdür.
    Üniversite öğrencilerinin yurt sorununun çözümü ile ekonomik sorunları çözümü bir birine ne kadar da benziyor.
    Formül basit: “Saldım çayıra’ mevlam kayıra”

  8. “Baran
    13 Ocak 2022 At 07:58
    Lise öğrencileri herpsi olmasa da bazıları daha lise birden itibaren üniversite hayatı planlaması yapmaya başlar. Üniversitede çocukluk kısıtlamalarından kurtulmanın hayalini kurar ve tam bağımsız ve tam özgür her istediğini sınırsızca yapabileceği bir eğitim hayatı yaşamayı hayal eder. Böyle planlar yapan ve üniversite hayatı için kendisine yoldaşlık yapması için üniversite arkadaşını da daha lisedeyken seçen kız öğrencilere şahidim.”

    BARAN BEY KUSURA BAKMAYIN AMA SİZİN BU GÖRÜŞLERİNİZLE SAYIN ALİ NAMLUNUN DÜN YAZDIKLARI BİRBİRİNE TAMAMEN ZIT GİBİ DURUYOR:

    “Ali Namlı
    12 Ocak 2022 At 12:12

    Bütün bunların yanında ; evlilik yani bir yuva kurmak gibi çok çok önemli bir konuda , toplumun ve milletin temeli olan , geleceğinin teminatı olan evlilik konusunda evlenen çiftler hangi eğitimden geçiyorlar !
    Hiç bir eğitim ve hatta en basit bir hazırlıktan bile geçmiyorlar!”

    BEN DE KENDİSİNE DÜN ŞÖYLE SORMUŞTUM:
    “H. Gayret
    12 Ocak 2022 At 21:57
    Sayın namlu “Hiç bir eğitim ve hatta en basit bir hazırlıktan bile geçmiyorlar!” dediğiniz insanlar anlaşmalı evlilik ya da fetöcüler gibi katalog evlilikler yapsaydı bu sorunlar kendiliğinden çözülürdü mü diyorsunuz nedir?
    Ya da evlilik öncesi en azından bir “zina stajı”na tabii tutulsalardı çocukları çok daha sağlıklı ve gürbüz, hatta hayatta başarılı olabilirlerdi mi diyorsunuz tam anlaşılmıyor, biraz açar mısınız?
    Biyoloji dersi filan okutulmuyor mu artık okullarda, ya da psikoloji?”

    ALMANCI ARKADAŞ DA DÜN AYNI KONUDA ŞÖYLE DİYORDU:

    “Almanyalı
    12 Ocak 2022 At 22:16

    Inanҫ özgürlüğünü benimseyen toplumlarda böyle ṣeyleri konuṣmak ҫok daha kolaydır.”

    EMİNİM ÖYLEDİR, HEPİMİZİN SEVDİĞİ GÜNEYDEKİ KÜÇÜK ÜLKE İÇİN DE BÖYLE MİDİR DEĞİL MİDİR SORMAYACAĞIM AMA HER FIRSATTA “DİALOG KÜLTÜRÜMÜZ YOK! SORUN KÜLTÜR KÜLTÜR…, SORUN İNSAN İNSAN…” DİYE ŞARLAYAN ARKADAŞLARIMIZDAN DA BU ÇELİŞKİLİ İDDİALARI İÇİN BİR DÜZELTME BEKLEMEK HAKKIMIZDIR HERALDE?

    • Ben 41 yaşındayım, bu güne kadar iki insanın duygusal ve düşünsel senkronizasyon yakaladıklarına pek az rastladım onlarda senin mahallenden değillerdi.

      Bizim mahallelerimizde hayal kırıklıkları yaşanıyorsa şayet bu tamamen sizin mahallenizin anlayışsızlığı ve bağnazlığı sebebiyledir. Hem kör hem sağır vicdanını ise tamamen kaybetmiş insanlardan başka bir şey görmüyorum mahallenizde.

      Cemaatler, cemaat yurtları kapatılsın tantanası yapan mahallenize diyecek bir sözüm var;

      Tüm siyaset cemaatleri (siyasi partilerin tamamı) kapatılsın!

      Sivil cemaatler bu milletin asli unsurlarıdır, onlar kendi kusurlarını kendileri düzeltir.

      • Baran bey bu “siyaset cemaatleri” dediğiniz, geçenlerde sebil beyin ve sonra da sayın yk nın yarım ağız bahsettikleri “kahve cemaati” gibi bir şey midir yoksa tamamen farklı başka bir grup mudur?
        Bana kalsa her türlü örgütlenmenin kökü kazınmalıdır, ama bu bahsettiğiniz “cemaatler” biraz ilginç yapılanmalara benziyor…

        • her türlü örgütlenmenin kökünde sen varsın. ne kadar kazırsan kazı altından gene sen çıkarsın. kendini kazısan daha az yorulursun!

    • H. Gayret, isterseniz gidin, sevdiğinizi ҫok tekrarladığınız o küҫük ülke de yaṣayın.

      Ben oraya hiҫ gitmediğim ve tanımadığım iҫin size bir katkıda bulunamayacağım

  9. İNTİHAR

    Prensip olarak intihar eden bir insanın arkasında hiçbir yorum yapmam. Çünkü konunun kendisi her türlü sözün ulaşamayacağı kadar trajiktir.
    Ama konu o kadar dallanıp budandı ki ne idüğü belirsiz, geçmişte uyuşturucu ile yakalanmış bir şarkıcı bile topluma ahlak dersi vermeye kalkışınca kişiden bağımsız konu objelerini yakından tanıyan biri olarak bir kaç kelam etme ihtiyacı hissettim.

    Öncelikle gencin bütün yazışmalarını okudum. Bunalım sebebi yurttan ziyade derslerinin ağırlığı gözüküyor. Konuları yakından tanıyorum dedim, özellikle ikinci sınıfta zor bir bölümde okuyorsanız bu genç gibi geçme notunun 66 olduğu yerde bütün notlarınız 25 civarında ise okulun asla bitmeyeceği, bu işi başaramadığınız, hayatın karşısında yenildiğiniz hissine kapılıyor ve ölümü bile düşünebiliyor insan.

    Şunu baştan tespit edelim cemaat ve vakıf yurtları Türkiyenin öğrenci yurdu ihtiyacını gidermek için kurulmamıştır. Kendi mensuplarının çocuklarının kurda kuşa yem olmaması için kurulmuştur. Dışardan girmek öyle başvuru ile olmaz, refarans gereklidir. Bu yurtların şarları, kuralları 50 yıldır hep aynıdır. Yani yurt öğrenciden mensubiyetini ve şartlarını baştan gizleyip sonradan dayatma ile kurallara uymasını zorlamıyorsa şartlar ne kadar kötü olursa olsun kim ne diyebilir. Bu şartlar eleştirilebilir o ayrı, öğrenci az bile eleştirmiş bana sorulsa on kat daha ağır şeyler söylerdim bu yurtlar hakkında ama adamların şartları bunlar kardeşim.

    Ben de ilerde param olursa sadece hukuk öğrencilerinden oluşan ve hukuk eğitiminin yanında zorunlu fıkıh eğitimi verilen bir yurt açma hayaline sahibim. Yapamaz mıyım?

    Gelelim “ben küçükken camide dövdüler, hacı bakkal kazık attı, imam kürsüde şunu söyledi bir daha camiye gitmedim” şeklinde hezeyanlara. Bunu söyleyen kişiler bir de aydın geçinen kişiler. Bu bir din kardeşim, sahibi de Allah. Dünya, ahiret, hesap metaforlarına sahip koskoca bir sistem. İnananlara göre ebedi hayatta mahvolmanızı yahut felaha uğramanızı sağlayacak kurallar bütünü. Aliye veliye göre mi karar vereceksiniz. Bunu da din ile ilgili meslek dersi hocalarından nefret etmiş biri olarak söylüyorum.

    Sonuç olarak 20 yaşında ateist bir gencin Kuranda çelişkiler, 1500 yıl boyunca onbinlerce düşünür bilim adamı yıllarını verip kafa yorduğu konularda akla aykırılıklar bulup babasını da ikna etmeye çalışmış, edememiş, cemaat yurdunda kalmaya devam etmek zorunda kalan bir ateistin üzücü dramı kimseye siyasi malzeme olmasın. Cemaatlere saydıran karabataklar en özgür ülkelerde, iskandinav ülkelerinde intiharın daha yüksek olduğunu bilmiyorlar mı, domuz gibi biliyorlar.

  10. Nadir kardeşimizinki dahil bütün yorumları okudum ; Y.K. nın biraz konu dışına çıkan yorumu hariç genel olarak hepsinin görüşlerine katılıyorum .
    Ben de konunun iki yönü hakkındaki görüşlerimi dile getirmek istiyorum.
    İntihar etmek dinimizde , cinayetle eşdeğerdir ; Allahü Tealanın affından ümit kesilmemekle beraber cehennemlik bir günah olarak kabul edilir.
    Ailesi oldukça dindar hatta muhafazakar olan bir gencin intihar etmesi çok çelişkili ve gerçekten anlaşılması zor bir durumdur .
    Her ne kadar ‘intiharın mantığı olamaz ‘ ise de hiç bir neden de intihar için bir gerekçe olamaz .
    Bu gencimizin , daha hayatının baharında ; bu kadar basit bir problem karşısında irade ve azmini kaybetmesi , mücadele yolunu seçmeyip de intihar etmesi , onun yetişme tarzındaki ve sürecindeki karakter oluşumunda da sorunlar olduğunu gösterir. Dünkü yorumumda ben bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştim.
    Değinmek istediğim bir diğer konu ise islamiyettir, islam dinidir.
    Dinimiz ; hemen hemen dünyadaki başka dinlerin amaçlarında da olduğu gibi kelimenin tam anlamıyla bir güzellikler, iyilikler yani bir fazilet, bir erdemlilik dinidir .Asla ve asla hiç bir kötülüğü, hiç bir çirkinliği barındırmaz . Din adına yapılan kötülüklerin, çirkinliklerin hiç birinin islamiyetle uzaktan yakından ilgisi yoktur .İslamiyetin en güzel örneği de Peygamberimizdir , onun yaşantısıdır, tutum ve davranışları ve görüş ve düşünceleridir .
    Zerre kadar iyiliğin mükafatı ve zerre kadar da kötülüğün mücazatı mutlaka verilecektir.
    Kötü düşüncelerimize , eyleme dönüşmediği sürece hiç bir günah yazmayan Allatü Teala ,iyi düşüncelerimize ise gerçekleştirilmiş gibi sevap yazar.
    Ve yine işlediğimiz bir kötülüğe , tövbe etmemizi bekleyerek hemen günah yazmayan , yazınca da sadece bir misli yazan Allahü Teala ; işlediğimiz bir iyiliğe ise anında ve on mislinden daha fazla sevap yazar .
    Kullarını sonsuz bir sevgi, şefkat ve merhametle seven Allahü Tealanın ; müstahak olanlara verilen mücazat hariç kullarına karşı zerre kadar bir kötülüğü yoktur .Başımıza gelen kötülükler ; bizim irade , akıl ve mantığımızı yanlış yönde kullanmamızdandır ve onun da ahirette hesabı sorulacaktır .
    Herkese selamlar, saygılar

  11. Sözün özü hem Dini yurtlar olsun hem olmasın türkiye cumhuriyetin diğer kuruluşları gibi buralarda da Düzen bozulmuş.

    Dini cemaat yurtları bu olaydan kendine ders çıkarmalı insanlarla iletişim yolları bulmalı Yunus Emre gibi “Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek” ve Modern iletişim teknikleri kullanılmalı.

    Bu olayın arkaplanı çok iyi araştırılmalı ve Enes Kara’yı intihara götüren sebepler sorgulanmalı. Bu yapılmadan tek taraflı suçlama kampanyaları başlatılması son derece yanlış.

    İntihar öncesi arkadaşlarıyla yaptığı paylaşımlardan anlıyoruz ki, Enes bir inanç krizine girmiş. “Ateist oldum, dinden çıktım” diyor.

    Sorularına muhataplarından ikna edici cevaplar alamadığını belirtiyor. Belli ki, ailesi ve çevresiyle ciddî bir iletişim sorunu yaşamış.

    Onu anlayan birileri karşısına çıkmamış.

    Oysa aradığı cevaplar Risale-i Nur’da var. Ama bunların anlayabileceği bir dil ve metodla verilemeyişi Enes’i bunalıma sokmuş.

    İçine girdiği psikoloji, okul başarısını da olumsuz etkilemiş. İntihar öncesi yakın bir arkadaşına yazdığı mesajda bu görülüyor:

    “Dersleri anlamıyorum. Alâkam yok tıpa. Notlarım berbat. Mezun olunca TUS var, köpek gibi çalışman gerekiyor. Sonra asistan oluyor, mobbinge maruz kalıyor; uzun sürelerde sıkça nöbet tutuyor, şiddete maruz kalabiliyorsun. Sorunlar uzman olunca da bitmiyor. Aldığın maaş yoksulluk sınırını bile geçmiyor. Tıp okuyan herkesin hedefi yurtdışı.

    “Başka bölüme geçsem işsizlik, düşük maaş. Devlette çalışmak istesen, torpilin yoksa mülâkatta eliyorlar. Düzgün bir iş bulsan bile ekonomik durum ortada. Köle gibi çalışıp kıt kanaat geçinip buna ‘hayat’ diyeceksin.

    “Paraya düşkün biri değilim, ama çabalarının karşılığını, Türkiye’nin süper güç ve geçmişin çok kötü olduğunu söyleyip duran aptal insanlar oldukça asla alamayacaksın. Sen de gelecek kaygısını hep yaşıyorsun, Türkiye’de hiçbir genç geleceğe umutla bakamıyor…”

    Enes’in yürek yakıcı intiharını yorumlarken bu tabloyu da sorgulamak gerekirken bayat ezberlere dayalı fanatik önyargılarla faturanın cemaatlere yüklenmesi olacak şey değil.

    • Sn Adil, Paylaştığınız ayrıntılar önemli. Madalyonun farklı farklı yüzleri var. İki yüzlü olmayıp her birini görmeğe çalışmak gerek. Madalyonun bir yüzünde şu intihar olayı Enes Kara ve ailesi için kara bir leke olarak kalacaktır. Yaşıtlarına malesef kötü bir örnek oldu. Keşke işin kolayına kaçarak intihar edeceğine ateist veya deist olarak hayatta kalsaydı. O kadar kötümserlik niye? Nereden bilecek(ti) ki önümüzdeki 10 yıl içinde ülkedeki işler yine bir toparlanır düzene girebilir(di). Enes o zaman 30 yaşlarında olgunlaşmış biri olarak eksiklik gördüğü konularda faydalı olabilirdi.

      Görünüşe göre, Enes Kara sorularına cevap alamadığı için İslam dininden çıkmış ve ateist olmuş. Ancak, o yorgun ve bitkin o psikolojiyle ateist olmuş olmak da onu rahatlatamamışa benziyor. İnternette dolaşılırsa aynı şekilde sorularına Kiliseden/papazlardan cevap alamadığı için hristiyanlığı terkeden ve müslüman olan gençler var olduğu da görülecektir.. Ya onlara ne diyelim?

  12. Bazı köşe yorumcular sadece öğrencinin kaldığı ‘yer’le ilgilenip yanlış değerlendirmeler de yaptı. Ancak bu intihar hadisesinin daha dikkatli tartışılması ve gençlerin faydasına olarak şekilde doğru dersler çıkarılması icap eder. Üniversitede okuyan bir gencin gelecekle ilgili umutlarını kaybetmiş olması, sıkıntılarını çevresine anlatamamış olması başlı başına bir problem değil midir?

    Cemaat yurtlarıda bu olaydan ders çıkarıp İnsanlarla diyaloğ yollarını bulmada empati yapmalı Dini eğitim verilecekse sevdirerek, anlamadığı hususlarda kızmadan yardımcı olunmalı.

    Öğrencilik ve gençlik yılları umumî anlamda zor yıllardır. Bu bakımdan öğrencilere her türlü yardım ve desteğin verilmesi gerekir. Onların kendilerini doğru şekilde ifade edebildiği bir ‘eğitim sistemi’ne ihtiyaç vardır. Hangi sebeple olursa olsun gençlerin bunalıma sürüklenmesi, çözüm aranması gereken problemlerin en büyüklerinden biridir.

  13. Göreceksiniz, Enes Kara olayı da çok kısa zamanda unutulup gidecek; genel gündemin altında kalacak, siyaset ya da ideolojiler için en kallavisinden verilen nutuklara malzeme olmaktan öte meselenin derinine inilmeyecek, -Allah göstermesin- benzeri vukuatlar yaşanmaya devam edecektir.

    Yalnız, intihar vakaları dünya genelinde hem de gelişmiş ülkelerde daha fazla.

    (“Dünyada en çok intiharların görüldüğü ülkeler sırayla Rusya, Güney Afrika, Güney Kore, Amerika, Japonya, Fransa, Hindistan, Almanya, İngiltere… Bu ülkelerin hiçbiri fakir değil. Cemaat baskısı da yok. Rusya’ya biraz komünist baskı isnadı yapabilirsiniz ama o da eskidendi.” “ALINTIDIR”)

    Benzer meselelerin müsebbibi olarak sadece cemaatleri suçlayıp; dini günah keçisi yaparak onu sosyal hayattan dışlayıp “vicdanlara hapsetmek” ve meselenin diğer ayaklarına değinmeye gerek duymamak gibi bir anlam taşıyor verilen tepkiler, ama; gerçekçi bir dini eğitimin nasıl, kim/ler tarafından verileceği/veril(e)meyeceği üzerinde de kimsenin edeceği bir söz yok, projeler geliştirilmiyor malesef.

    (“Din, inanç konusunda nesle bir eğitim verilmesin, ancak onlar bunu -yetişkin olduktan sonra- özgür iradeleri ile aklını kullanarak elde etsin” gibi bir söyleme, “Bu, hayatın bütün alanları için de böyle olsun mu?” gibi bir soruyla cevap vermek ne kadar akıl dışılık ise dini eğitim için de bu böyledir, böyle olmalıdır.

    Dini eğitim vermek ve kendi ideolojisini yaymak gibi bir gaye ile insanların muhtaç oldukları eğitim hakkını kullanma, fakirlik, barınma sorunları üzerinden bunu yapmaya çalışmak ise başka bir garabettir. Cemaatlerin bu alanda yoğunlaşmaları, kamunun üzerine düşeni yapamadığı veya bu görevleri sosyal sorumluluk adı altında yerine getiren sivil kuruluşları denetlemediği ile ilgilidir.)

    Dini eğitim verilsin mi, verilmesin mi?

    Verilecekse/verilmeyecekse, bunu hangi kurum/kurumlar vermeli, hangileri vermemeli?

    Devlet?

    MEB?

    Diyanet İ.B.

    (Laik bir sistemde D.İ.B. gibi bir kurumun olamayacağını hem seküler hem de dindar kişiler söylüyorlar.)

    Ordu?

    Siyasi Partiler?

    Üniversiteler?

    Aile?

    (Günümüzdeki aile kurumu yapısı malum; hatta böyle bir kuruma gerek duymayanlar bile var.)

    Hem, ülkemizde intihar vakalarının altında yatan nedenler sadece dinsel midir, inançla ilgili midir ki? Diğer sebepleri üzerinde neden durulmuyor?

    Meselenin temelinde, toplumun/kamunun üzerine düşen görevleri yerine getirmemiş olmasının yanında toplumsal olarak ahlak(sızlık), “güzel ahlak” yoksunluğu da bulunuyor olmasın?

    Güzel ahlaka sahip toplumlarda hakka, hukuka riayet daha gelişmiş olmalıdır.

    Güzel ahlak edinmiş bireyler, hem aile içinde hem toplumsal hayatta hem de devletine karşı olan yükümlülüklerinde hakkı gözetirler.

    İslam Peygamberi “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuruyor.(Muvatta, Husnü’l Halk, 8; Müsned, 2/381)

    Demek, insanlarda güzel ahlak var ama eksik. Eksik olan tamamlanır.

    Ne yazık ki Müslüman toplumlarda, değil eksik olan ahlak, ahlaksızlık baş göstermiştir. Hukuka riayetsizlik hem kamusal hem ferdi olarak had safhadadır.

    Ülkelerin/Devletlerin gelişmişlik farkı, birinin diğerinden zengin olması olağandır. Ama çağdaş/medeni diye nitelenen zengin ülkeler, hem insanlarına seküler, maddeci, refah/rehavet toplumu olmanın ötesinde bir hedef gösterememiş, hem de diğer dünya ülkelerinin varlıklarını sömürmüş onlara ölümü kusmaya kadar şirreti bahşetmiştir(!)

    Ne ilk ne de son olacak olan Barış Kara olayı gibi -İnşallah sonuncusu olur- insan hayatını felç eden ve kötü akıbete uğratan, hem yerel hem küresel “insaniyet” sorunu yaşamaktadır dünyamız.

    Bütün insanlara saadet vaat eden bir söylem, bir eylem geliştirmeli dünyamızın “akil insanları”.

  14. ALLAH’IN HADÎ İSMİ
    İslam dininde ilahın özel ismi malumunuz ALLAH.
    Allah’ın 99 isminden biri de “hadî”
    Yani hidayete erdiren, yani Allah’a inandıran, yani müslüman eden.
    Birilerinin “ben müslüman ettim” demesi açıkça “şirktir” yani ” Allah’a ortak koşmaktır” Daha anlaşılır haliyle Allah’lık taslamak, dolaylı da olsa Allah olduğunu iddia etmektir.
    Bir kişinin illa ki haşa “ben Allah’ım” demesi mi gerekiyor?
    “Şunu ben yarattım” demesi yaratıcılık iddiası
    değil midir?
    “Halık” ismi yönünden açıkça şirk oluyor da, diğer isimlerde neden şirk olmasın?
    En çok ta icra edilen şirk “Rezzak” ismi yönünden.
    Sanki rızkın asıl sahibi kendileri gibi iddiaların bini bir para.
    Yeniden hidayete gelirsek.
    Açıklamaya çalıştığım gibi bizzat Allah kendisine kendisi inandırır.
    Bazı bilim insanlarının buluşlarına dayanarak birçok kişi Allah’a inanıyor. Ancak buluşu gerçekleştiren kişi inanmıyor
    İnanan kişi yönünden “hidayete ehil olma” kavramı var ancak ayrıntısını bilmiyorum.
    İnsanları müslüman edecek olan ancak, sadece ve sadece Allah’tır.
    “Ben müslüman edeceğim” demek Allah’lık iddia etmek demektir ve dini hükmü maalesef cehennemdir.
    Yani birisinin cennete gitmesini, cehennemden korunmasını sağlamaya çalışırken ” sınıra dikkat etmez isek” sınır ihlalinden cehennemi boylarız.
    Devletlerin sınırı ihlal edenlerin kabristanı boyladığı gibi.
    Bizlere düşen “usulüne uygun şekilde” anlatmak.
    Teknik tabirle “teblig”
    Tabii ki, en iyi tebliğ “temsil”. Yani dediklerinizi yapmamız. Yani söylem eylem uyumu.
    Bundan sonrası Allah’ın “sınırı” yani işi.
    Peygamberler bile, bu konuda çok kez ve açık şekilde ilahi ikaza muhatap oluyor.

    • “İslam dininde ilahın özel ismi malumunuz ALLAH.”

      Yapma yahu! Özel isim mi olurmuş! ALLAH = AL İLAH = Yegane Tanrı (The God). 99 ismi niteliklerine yönelik öz bilgiler (niteliklerini yansıtan isimler, esma da deniyor).

      Kimse kimseyi müslüman yapamaz. Tabir yanlış! Ancak vesile olabilir ki bunun muazzam sevabı ona yeter (bir kişiyi kurtarmak tüm dünyayı kurtarmağa eşdeğerdir). Şayet vesile olan kişi ileri gidip “ben müslüman ettim” diyorsa nefsi mağlubiyetini ilan etmiş demektir… Şirk konusu iyi öğretilmesi gereken ciddi bir konudur. Müslüman olup anlamının doğru dürüst bilmediği için şirk içinde yüzenler vardır. Bunların da Hz. İsa’yı tanrılaştıran hristiyanlardan pek bir farkı yoktur…

      • Allah’ın özel isim olup olmadığı ile ilgili beyanınızı herksin taktirine bırakıyorum.
        Hidayete “vesile olma” tabirini herkes bildiği için zikretmemiştim.
        İnandırma işi hadi isminin tecellisi olarak Allah’a aittir derken, bu diğer insanlara konulan sınır yönüyledir.
        Yoksa inandırır buyur cennete, inkar ettirip buyur cehenneme değildir.
        Hidayete ehil olma kavramı ile ilgili olarak ta en uygun örnek, öğrenci çalışır geçer yada geçmez notu öğretmen verir.
        Diğer öğrenciler arkadaşlarına yardımcı olur.
        Ancak notu verecek dediğim gibi öğretmendir.

        • Kuran’a bakmak lazım. Özel isimle mi takdim var? Varsa ayet numaralarıyla yazın öğrenelim. Özel bir adı vardır şeklinde bir ifade yok. O nitelikleriyle anlatılır. Misal, O varken tapındığınız tanrılarınızı/putlarınızı, tanrılaştırdıklarınızı bırakın sizi sizden daha iyi bilir, size şahdamarınızdan daha yakındır. O’na yönelin. Dönüşünüz O’nadır der ayertler. Yeganeliği vurgulayan çok ayet var. Nas süresi, Elham ve diğer bir çokları. Hele de Hadid (Demir) suresinin 1.,2.,3. ayetleri tanımı için işin tam anlamıyla “Evrensel”dir. Başka din kitaplarında böyle bir tanım yoktur.

          Hristiyanlar Allah’ı, arapların/müslümanların özel tanrısı olarak değerlendirmeyi tercih ederken İslam öncesi pagan döneminde zaten olan bir şeydi İslamın getirdiği yeni bir şey değil şeklinde avunmaktadırlar. Oysaki böylesine bir çamur atmaktan ziyade Kuran’ı inceleseler daha yararlı olur. O’nun hakkındaki en sağlam ve net içerik Kuran’dadır. Kuran’ın muhtevasına sahip müslüman toplumları Allah’ı yeterince tanısalardı geri kalmış olmaları mümkün değil(di).

          Bizimkilerin Kuran’ın içeriği hakkında bilgi seviyeleri hristiyanların İncil (New Testament), yahudilerin de Torah (Old Testament) içeriği hakkında bilgi seviyelerinin yanı sıra solda sıfır kalır. Kuran’ı anlamakta çok geriyiz. Bu konudaki cehalet diz boyu olduğu içindir ki pozitif bir motivasyon oluşturulamamış durumda.

          Ülkemizdeki ezberine din anlayışı kültürü, dünya yaşamını küçümseyecek şeklinde etkili olunca din yaşamdan koparılmış. Yaşam tecih edilen laiklik ile dinden koparılmıştır. Muhtemel ürünleri olarak Enes Kara gibi gençlik ve deizme kaçan diğerleri.

  15. Uzun bir yazı olacak. Böylesi yazılardan hoşlanmayacaklar, bu cümleden sonrasını okumama özgürlüğüne sahipler.

    Yazarın bugünkü ve dünkü yazdıklarına iştirak ediyorum. Dini denebilecek tarikat ve cemaatlerin çoğuna karşı da özellikle son yıllarda iyice gün yüzüne çıkan siyasetten nemalanmaları; anlayışlarını siyasete angaje etmeleri ve dinin yanlış anlaşılmasına sebep olacak tutumlarıyla dayanak noktaları olan dine zarar verir durumda olmaları; “Dinde zorlama yoktur.” ayeti kıstas olarak ortada dururken,ikna ile sevdirerek yönlendirme yerine zorlamanın,baskının yobazlığa ve münafıklığa yol açacağı hakikatına rağmen, dinin ruhuna aykırı baskılama yoluna gitmeleri (gidenler için söylüyorum; karşılaşılan örneklerden yola çıkarak belki idareci özelindeki kişisel de olabilecek uygulama yanlışlarını genelleyip bütün cemaat ve tarikatleri mahkum etmeye kalkışmak da ayrı bir cehalet,bağnazlık ve yobazlıktır.) gibi özetlenecek sebeplerle bu yapılara karşı gıcık kaptığımı ve öfkeli olduğumu da inkar etmeyeceğim. Bu özet madalyonun bir yüzüme ilişkin ve bu konuda yazılacak daha çok şey de var. Ancak ben işin bu kısmını,uzatmama adına burada noktalayıp,yaşanan üzücü örnek dolayısıyla kendini gösteren madalyonun öbür yüzü üzerine eğilmek istiyorum.
    O da şu:

    Maalesef yaşanan olumsuz örnek CHP,İYİ PARTİ sözcülerinde,yazar-çizer- yorumcularında,Sözcü gibi yayın organlarında bir kesimi linç etmeye yönelik söylemlere dönüştü. Deniliyor ki; “devlet, cemaat ve tarikatlerin yurtlarına çöksün,kamulaştırsın!”
    Siyasi liderlerden “iktidara gelince hepsinin icaplarına bakacağız” minvalinde açıklamalar sadır oldu. Tam bu noktada yazarın bugünkü yazısındaki “Günümüzde karşı karşıya kalınan sorunların tam merkezinde derin bir cehalet yatıyor. Cahil insan hoşgörüsüz olur, bu da onu kaba softa ham yobaz sınıfına sokar.” cümlesini bu tipleri de tarif etmesi münasebetiyle vurgulamak istiyorum.

    Dini denebilecek tarikatleri,cemaatleri savunmuyorum; yanlışlarını düzeltsinler,onlar da kendilerine çekidüzen versinler. Ancak toplumun bir kesiminin, sevmedikleri bir başka toplum kesimine mal edilen ve aslında her yerde olabilecek – ve olan- bir olumsuzluğu fırsat görüp,buradan genelleme yaparak sevmediklerini,nefret ettiklerini içlerinde sakladıkları toplumun başka kesimlerinin mallarını- mülklerini yağmalayacaklarını kendilerini söylemeye yönelten bu tür mağara adamları zamanından kalma iptidai zihniyet dışa vurumlarının -mutlaka- karşı çıkılması gereken bir durum olduğunu da söylemek istiyorum.

    Öğrenci yurtları sadece dini cemaat veya tarikatlerin tekelinde değil. Din ile hiçbir alakası olmayan laik seküler cemaat anlayışlarının da benzer yurtları vesaire yok mu? Var…Oralarda herşey mükemmel mi işliyor? Tabii ki hayır…Hem onların,hem devletin yurtlarında intihar vakalarının olduğu haberlerini okumuyor muyuz? Okuyoruz…Üniversite yurtlarında kalan fakir genç kızlarının fuhşa sürüklenmek zorunda bırakıldıklarını bilmiyor muyuz? Biliyoruz…

    Yani her yer düzgün işliyor, devlet yurtları da mükemmel korumaya sahip ve bir tek bu cemaat yurtları mı problemli de,buralara çöküp kamulaştırmadan söz edebiliyorsunuz? Hangi hakla?.. Siz,çok bilmişler! O yurtlarda kalan öğrencilerin çoğunluğunun buralarda kalmaktan huzursuz olduğunu nereden biliyorsunuz mesela? Gidip onlara sordunuz mu ve onların beyanlarından yola çıkarak mı buralara devlet çöksün diyebiliyorsunuz?

    Hem devlet,vatandaşın malına mülküne çökme ve huzur bozma aracı mıdır? Yoksa bir yanlış gördüğünde onu medeni ölçüler içinde düzeltmek için çaba göstermesi gereken bir kurum mudur? Neden devlet deyince aklınıza zorbalık yapmak geliyor sizin de aklınıza? Tutup iktidarı eleştiriyorsunuz bir de… sonra da iktidara geldiğinizde genelleştirilemeyecek örnekleri şişirip buradan yola çıkarak toplumun başka bir kesimine aynı uygulamaları yapacağınızı ilan ediyorsunuz…Bu moloz yığını yamyam bakış açısı zihniyetinizle mi iktidara geleceksiniz siz? Bu kafayla da siz daha çok gelirsiniz…

    Gerçek şu ki; şu grup, bu grup olarak değil,bütün toplum olarak aynı problemlerle malulüz. En büyük problemimizde ahlakımızda. Herkes kendine çekidüzen versin. Siyasetçiler de laga luga yapıp gölge etmesinler yeter. En büyük problem sizsiniz aslında…Balık baştan kokarmış…

    • Kamulaştırma olayına ancak Mağara adamları yapar.

      Devlet düzenleyici kurallar yapmalı ve bu yöndede denetimler yapmalı uygun olmayan yerleri uyarmalı daha da kendine çeki düzen vermeyen yurtları da kapatmalı.

  16. Lise öğrencileri herpsi olmasa da bazıları daha lise birden itibaren üniversite hayatı planlaması yapmaya başlar. Üniversitede çocukluk kısıtlamalarından kurtulmanın hayalini kurar ve tam bağımsız ve tam özgür her istediğini sınırsızca yapabileceği bir eğitim hayatı yaşamayı hayal eder. Böyle planlar yapan ve üniversite hayatı için kendisine yoldaşlık yapması için üniversite arkadaşını da daha lisedeyken seçen kız öğrencilere şahidim.

    Bir genç olarak Enes’in de muhtelif hayallerinin gerçek hayat’a uymadığı anlaşılıyor. İstemeyerek ya da düşünemeden yazdığı tercihinin tıp gibi zor bir alan olması ve zorlukla ilk karşılaşmada ne yapacağını bilememe hali…not ortalamasının 25 olması ve bunu kimseye anlatamayacak kadar mahçubiyet hissetmesi…

    Olayın tekil sebeplerle ilgisi ve o ilginin payı ne kadardır bilemem ama bu intihara tamamen ülkenin genel kasvetli havasının neden olduğu çok belli.

    Kaldığı evde bir ev arkadaşı olarak ben olsaydım ne yapabilirdim diye düşünüyorum, aklıma bir şey gelmiyor. Başka bir Enes’in hayat kaygılarını kim giderebilir ki?

    • “Baran
      12 Ocak 2022 At 19:54

      Hayata 40-50 yaşlarında başlayan insanların ülkesi burası.”

      BARAN BEY DÜN YAZDIKLARINIZ BUGÜNKÜLERİ TUTMUYOR, HATTA DEĞİLLİYOR GİBİ:

      “Böyle planlar yapan ve üniversite hayatı için kendisine yoldaşlık yapması için üniversite arkadaşını da daha lisedeyken seçen kız öğrencilere şahidim.”

      21 YAŞINDA ÇAĞ AÇIP ÇAĞ KAPATMIŞ BİR İMPARATORUN NESLİYİZ BİZ, SEN DE YUTUBDAN BİLMEM NEDEN BAHSEDİP DURUYORSUN BURDA:)

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız