Güvenilir kişi, kurum, örgüt arıyorum.. Diyojen gibi…

41
Reklam

Türkiye’de en önemli sorunun ne olduğunu sonunda anladım: ‘Güven eksikliği’… İnsanlar birbirlerine güvenmiyor; daha da önemlisi güven üzerine oturan ve güven ortadan kalktığında sosyal dengelerin de bozulduğu kurumlar da vatandaş gözünde güvenilirliklerini yitiriyorlar…

El sıkışıldığında veya vaat ağızdan çıktığında mutlaka yerine getirileceği bilinen günler geride kaldı. Altında imza bulunan çek ve senetler bile ödenmiyor günümüzde. “Müşteri her zaman haklıdır” kabulü yasalaştırıldı, ama kırık ve bozuk malı geriye almakta zorlanan satıcılar var. İnternet üzerinden satış yapan bir firma alıcılardan topladığı paralarla sırra kadem basabildi.

Piyasalarda güven en asgari noktada.

Bazı kurumların ve firmaların yaptığı güven araştırmalarının sonuçları hiç de iç açıcı değil. Gözü kapalı güvenilmesi gereken kurumlar vatandaşın gözünde eski değerinde değil. Sorulara “Güveniyorum” cevabını verenlerin kendilerine soru yöneltenlere güven duyduğu ne malum? Güven konulu araştırmalara da güvenilmezse yapılabilecek fazla bir şey yok demektir. Seçimlerle ilgili kamuoyu araştırmalarının yanlış çıkmasının en önemli sebebi de muhtemelen aynı: Denekler sorana güvenmiyor, sonuçlar da güvenilmez çıkıyor…

Ekranlara da yansıyan son olayı hatırlatayım:

Gaziantep’te işini maskesiz gören bir ayakkabı boyacısı, evinde televizyon bulunmadığı için kısıtlamalardan habersiz, çocuklu evine aş götürebilmek için de çalışmak zorunda olduğunu söylemişti. Konunun üzerine gidildiğinde, adamın çocuksuz, isminin de verdiğinden farklı olduğu ortaya çıktı.

Belli ki, adam, kameralara güvenmediği için gerçek kimliğini saklamış…

Hadi o basit ve yalan söyleyenin kendisinden başka kimseye zararı dokunmayacak bir olay; şu anda, güvensizlik konusunda, toplumumuzu yakından ilgilendiren, zararı hemen herkese dokunan bir dizi olay yaşanıyor.

Reklam

Enflasyon rakamı, yargı ve aşı

Örnek mi?

Devletin ilgili kurumunun her ay duyurduğu enflasyon rakamlarına, işi ekonomik hayatta meydana gelebilecek gelişmeleri o rakamlara bakarak öngörmek olan uzmanlar güvenmiyorlar. Güvenmedikleri için de, değerlendirmelerini bu durumun özellikle göz önünde tutulması uyarısıyla yapıyorlar.

Gözler bu konuda ister istemez yabancı kuruluşlara çeviriliyor. Türk ekonomisini yakından izlediği yazılarından belli Amerikalı bir profesör, gerçek enflasyonun resmi kurumun verdiği orandan fersah fersah ileride olduğunu hesaplamakta.

Ne yapacağız şimdi?

Ülkemizde asgari ücret, yıl sonunda ilan edilecek memur ve emekli maaşlarına zam, kira artışları, hatta Merkez Bankası’nın faiz kararları hep açıklanan resmi enflasyon rakamlarına bakılarak belirleniyor.

Ekonomideki güven eksikliği dengelerin bozulmasına yol açıyor. Yabancı yatırımcı resmi rakamlarına güvenmediği bir ülkeye neden gelsin ki?

Yargıya güven konusuna hiç ilişmeyeyim daha iyi.

Reklam

Sağlık konusu bile güven açısından alarm veriyor. Devlet adına yapılan açıklamalarda kullanılan rakamlar ile belediyelerin ve ilgili sivil toplum örgütlerinin tespit ettikleri rakamlar arasında fark bulunduğu görülüyor. 

Pandeminin etkilerinden kurtulmayı sağlayacak aşı konusu bile tartışmalara yol açtı. Bizden başka hangi ülkelerin tercih ettiği bilinmeyen Çin aşısı üzerinde karar kılındı. Böylece dünyanın büyük bir bölümünden bu konuda da koptuk. Bunu yaparken de, dünyanın belli başlı ülkelerinin tercihi olan farklı aşı kötülendi. Bugün bir gazetede gördüm: Devlet adına açıklama yapan yetkili Çin’in aşı sağlamayabileceğini söylemiş…

Ne olacak şimdi?

 Aşı konusunda bile güven zedelenmesi söz konusu.

CHP’de kadınlara taciz iddiaları

Bu arada, anamuhalefet partisi CHP’ye dönük taciz ve tecavüz iddiaları iktidarın itibar ettiği medyada sürekli konu ediliyor. Örgütlerinde görev alan kadınlardan gelen şikayetlere CHP yönetiminin kulak tıkadığı iddiası rahatsız edici. Buna karşılık, CHP yönetiminde yer alanlar da, her gelen şikayeti önemsediklerini, iddiaların muhatabı olan kişilerle ilgili soruşturmalar yürüttüklerini, güçlü ihtimal durumunda konunun yargıya intikal etmesini sağladıklarını söylüyor.

Şimdi hangi açıklamaya inanacağız?

Güven eksikliğini nasıl aşacağız?

Bu sorunun tek bir cevabı var: Şeffaflık ve hesap verilebilirlikle…

Örnek olarak CHP’den kaynaklanan son tartışmayı, bazı örgütlerden gelen kadınların şikayetlerini ele alalım. Şikayetlere esas olaylar gerçek mi? Olaylar var da ört bas mı ediliyor? 

CHP yetkililerinin açıklamalarına güvenilmiyor.

Tıpkı devletin resmi kurumlarının ekonomik göstergelerine güvenilmediği gibi.

Yapılması gereken, derhal bağımsız kişilerden bir komisyon oluşturarak gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamak olmalı.

İktidara yakın bazı vakıflarda şikayet konusu yapılan benzer olayların üzerine giden, her fırsatta o olayları iktidarı yıpratmak için kullanan muhalefet cephesi, kendilerine dönük şikayetlere duyarsız kalamaz; duyarsız kalmasına tahammül de edilemez.

Güvensizliği aşmak için de güvenilirliği tartışmasız kişi ve örgütlerin devreye sokularak başlatılacak bir soruşturmaya ihtiyaç var. 

“Öyle kişi ve kurum kaldı mı?” diye sorarsanız, ben de size haklısınız derim.

Maalesef güvensizlik her alanda had safhada.

Bu topraklarda -Sinop’ta- asırlar önce yaşamış Diyojen elinde lambayla güvenilir insan arıyordu; asırlar sonra hala aynı arayış devam ediyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

41 YORUMLAR

  1. Trumpin seçimde yenilmesi.
    İran Mollaları, Netenyahu, Erdoğan, Putin ve diğer diktatörlerin oyunlarını bozdu, ve allak bullak oldular.
    Busefer ortaklaşa pilanları’ni uygulamaya başladılar. İran mollaları gerekeni yapti Netenyahu’da rolu gereğu susmayı tercih etti.

    HANI IRANLI BILIM ADAMANI İSRAİLDEN GELE 15 KİŞİLİK TİM ÖLDÜRMÜŞTÜ?

    İran molla cumhurriyetinin
    suikast açıklaması:

    “Fahrizade, uydudan kontrol edilen yapay zekaya sahip silahla öldürüldü.
    Orta doğuyu karıştırma gõrevi arap diktatörlei, İran mollalari ve Netenyau.
    Avrupayi Karıştırma görevi Erdoğan ve İbgiltere başbakanın görevi.

    Asyayi karıştırma gõrevlileri Çin, Hindistanın yeni lideri tiktarõr başbakan, ve Güney Kore diktatörü.
    Amerka kıtasına Trump fazlasi ile yeterdi.
    Bundan böyle herkes kendi ülkesini karırştırmak için epeyce bilim insanı kurban ederler.
    Tıpkı 1970 lerde Bizdeki sağ sol olayları gibi.
    Zaten son 6 yıldır bu işi Tayyip Cumhuriyetini Dümenindeki şahıs erdoğan trolleri vasitası ile gerçekleştiriyorlar.
    Şahsen ben bu trollere yakışacak bir yartık isimi bulamadım.

  2. imamoğlunu neden korkutmaya çalıştıkları belli oldu.
    – imamoğlu bunların yolsuzluklarını araştırıp açıklamaya ve belgeleri mahkemeye vermeye başlamış.
    – sadece bir dosyadaki tutar 15.4 milyon lira. 2018 tutarıyla.
    – benim de beklentim buydu.
    – hırsızlardan hesap sormayan kişiye oy vermem.
    – bütün hırsızlıklarının, zulümlerinin hesabını hukuk önünde verecekler.
    – hem mansur yavaşı hem de imamoğlunu tebrik ederim.
    – kılıçdaroğlunun da 5’li çeteye ilişkin açıklamaları var. bunlar bugünümün keyfi oldu.

    • ilave! burda en büyük pay da kılıçdaroğlunun.
      – chpye kene gibi yapışıp bu halk için birşey yapmayan chp yönetiminin gediklisi ahlaksızları değil dürüst insanları aday yaptığı için. millet ittifakının oluşmasındaki katkısı ile vs.
      – ve şimdi de bu halkı soyanlardan hesap soracağını açıklaması ile tekrar takdirimi kazandı.
      – bu arada şunu tekrar etmek istiyorum:
      – demokrasiyi, a ya da b partisinin iktidarı ile değil, demokrasiden, hukuktan, özgürlükten, insan haklarından yana, bütün siyasi partilerin, sosyal ve siyasi grupların işbirliği ile kurabiliriz.
      – onun için de, “şu parti ülkeyi düze getirecek” diye düşünenler, yazanlar; demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğünün önünde, en az akp-mhpliler kadar engeldir.

  3. Cumhuriyet tarihimizin hiçbir dönemi mükemmel değildi, olamazdı da zaten. Fakat son beş yılda yaşanan dönem kadar güven duygusunun azaldığı ve toplumun kutuplaştığı bir dönem olmamıştır. Hemen her dönem çeşitli kurumlara güven duygusunda eksiklikler olsa da TSK her dönem güven duygusunda iyi not alırdı. İlk defa TSK da güven duygusunda zayıf not almaya başlamıştır ve bunu hayati bir tehlike olarak görüyorum.

    Görünen o ki Türkiye bir sazan sarmalına sokulmuştur. İktidar, muhalefet ve Devlet de (asker dâhil) adeta gönüllü olarak sazan rolünü oynamaktadır. Koskoca Türkiye bu kadar da kandırılabilir mi diye düşünmemek gerekir. Zamanında Irak, Kuveyt’i işgal edebileceği ve bir sorun çıkmayacağı konusunda ikna edilmemiş miydi? Bilim-teknolojide ileri fakat sağduyu yoksunu ülkeler de sazan sarmalına sokulabilir. Örneğin Hitler Almanya’sı komünist Rusya’ya saldırırsa İngiltere’nin müttefikleri olacağına ikna edilmişti!

    Sağduyu, akıl ve ruhun birleşiminden oluşan zekânın bir tezahürüdür. Ruhlarında sakatlık olanların yanlış uygulamalarda bulunmaları ihtimali oldukça yüksektir. Dinci ve ırkçıların ruhlarında sakatlık vardır ve ne kadar doğru işler yapsalar da son tahlilde sapıtmaya mahkûmdurlar.

    Toplumun çoğunluğunu oluşturan dindarların ve milliyetçilerin, dincilere ve ırkçılara karşı tavır almaları gerekir. Bunun için de laik ve liberal kesimlerin de dindar ve milliyetçi kesimler ile müttefik olabilecek şekilde kendi ayarlarını gözden geçirmeleri gerekmektedir.

    Sağduyu şarttır. Sağduyu demek kendi eniyilerini dayatmayıp müttefik olunabilecek başkalarının eniyilerini de dikkate alacak şekilde optimal çözümlere yönelmektir. Matemantıktaki ‘eksiklik teoremi’nin sosyal uyarlamasını tekrar hatırlayalım : “Hem tam ve eksiksiz hem de tutarlı olan bir siyasal rejim inşa edilemez”. Eğer bunun farkına varılmaz ise siyasal islamcılar ile onların eski düşmanlarının müttefik olması gibi bir sazan sarmalına girilir. Sarmal ise bataklık gibidir, çırpındıkça batılır.

  4. Hatırladığım kadarıyla en son 2018 yılı genel güven endeksi araştırmasında
    Avrupa’da en düşük oran %82
    Ülkemizde ise %20li bir oran.
    Bugün araştırma yapılsa %10 lu bir rakam olur.
    Tablo tam manasıyla bir facia.
    İnsanın karşılanması gereken yeme, içme, giyinme, cinsel, barınma, güven v.s. ihtiyaçları var.
    İnsanın tatmin edilmesi gereken birinci duygusu “güven” fit.
    İslamiyet’in kelime anlamı ıstılahi olarak emniyet ve güvedir. Lügat manası(Allah’a) teslim olmadır.
    İnsan rızası ile kime teslim olur. Güvendiğine. Hatta rızası teslim için az- buz değil, ” tam bir güven” gerekir.
    Müslüman ne kadar güvenilir, muhataplarına ne kadar güven verebiliyor ise o kadar müslümandır.
    Zaten peygambermizin de SAV en bariz vasfı güveneliligi değil mi? Muhammad-ül Emin olarak biliniyor mu?
    Ülkemizdeki müslümanlık oranı genel güven oranından fazla olamaz.Yani yaklaşık %20.
    Pekiyi %99 ne ?
    %99-%20=%79
    %79oranında münafık var diyemeyiz Ancak bu oranda münafık özelliği, münafık sıfatı taşıyan var mı sorusu sormamız gerekmez mi?

  5. İmam yellenirse cemaat neler yapar neler…TUIK’nun açıkladığı enflasyon başta diğer verilere inanan var mı? Dünya’ya rezil olma pahasına gizlenen corona verilerine inanan? Hala azraille anlaşmışlar gibi bir aydır günlük 190-200 arası ölü var yalanına? Çin’e gidiyor diyerek törenler düzenlenen tren meğer geri gidiyormuş. Motoru gelmediği için yürütülemeyen tanklar, kutlama töreninde bile çalıştırılamayan helikopter motoru, bir ay önce pik yaparken dip yapan ekonomi, (-) eksi 50 milyar USD rezervli merkez bankası, her silah çekenin, insan dövenin, trafik ve düğün magandasının, otel pencerelerinden kadın atanların serbest bırakıldığı ammaaa çok güvenli bir ülke olduğumuz için son model olma şartı ile 20-30 zırhlı mercedes’le cuma namazına gidilebilen… Daha bu gün bir gazetede yazıyordu vizesiz gidilebilen 3-4 ülke (KKTC, Ukrayna, Gürcistan, Moldova…) kalmış. İnsanlar sırf başka ülke vatandaşı olabilmek için 10.000 – 15.000 USD ödeyip yurt dışında doğurma peşinde. Ama ossun; geçilmeyen köprülerimiz, uçulmayan havaalanlarımız, en güvenli ! (Ha Gayret abimizin-henüz projesi bile olmayan ama en güvendiği) İstanbul Kanalımız var. Bereket tüm bunlardan habersiz, çok iyi prompter okuyan bir başkanımız var. Es kaza Bahçeli başkanımız olsaydı o da olmayacaktı; adamcağız Fransa kraliçesinin dediğini püskevit, püskevit diye fısıldayanı bile duyamıyor. Yaşaşın CB hükümet sistemi, cumhur ittifakı!!!

    • o saydığın ülkelere sadece vizesiz değil nüfus cüzdanıyla gidiliyor yahya bey! Hatta gürcü sınırında gümrük polisi şarap ikram ediyor sürücülere…

      • Sayın her lafa maydanoz abim, yazılanı tekrarlamak yorum değildir. Dünya’da ikiyüzü aşkın devlet var. Türkiye yol geçen hanıyken, bunlardan yalnızca üçüne beşine vizesiz girebiliyoruz eleştirisinden, o üç beş ülkeye nüfus cüzdanı ile girebiliyoruz övünç yorumu çıkarmak, sözcüğün tam anlamı ile; buraya yazsam yayınlanmayacak olumsuz bir sıfattır.

          • Yuh artık Ha Gayret bey. Sizin eğitiminizden, anlayışınızdan, olaylara bakışınızdan şüphe ediyorum… Size artık argo takılmak gerek. Yazık, cidden çok yazık.

  6. “Tabakhane güzeline tezek yakışır”
    14.10.2009
    Taha Kıvanç
    “Birisi güzel koku satanların pazarına gelince aklı başından gitti, büzülüp yere yıkıldı. Kerem sahibi attarlardan gelen güzel kokular, başını döndürdü, yere düştü! O bihaber, gün ortasında yol uğrağına bir leş gibi yıkıldı, kaldı. Derhal halk başına üşüştü… Herkes lâhavle diyerek derdine derman aramaktaydı.

    Birisi eliyle kalbini yokluyor, öbürü yüzüne gülsuyu serpiyordu. Bilmiyordu ki o alanda onun başına ne geldiyse gülsuyundan geldi. Biri bileklerini, başını ovuyor, öbürü hararetlensin diye samanlı ıslak balçık getiriyordu.

    Biri ödağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor, başka biri elbisesinin bir kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu. Birisi nasıl atıyor diye nabzını yokluyor, öbürü ağzını kokluyor. Şarap mı içti, esrar mı… Yoksa afyon mu yuttu… anlamak istiyordu. Halk onun neden bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı.

    Derhal akrabalarına haber verdiler, ‘falan adam feşman yerde perişan bir halde düşüp kaldı’ dediler. Neden bayıldı, ne oldu da leğeni damdan düştü? Kimse bilmiyordu! O tabbağın (dericinin) iriyarı, güçlü kuvvetli, bilgili anlayışlı bir erkek kardeşi vardı, hemencecik koşa koşa geldi.

    Yanına biraz köpek pisliği almıştı. Halkı yardı, feryat ederek kardeşinin başucuna geldi. Ben neden hastalandı biliyorum, dedi. (..)

    Adam kendi kendine, onun iliğine damarına kat kat köpek pisliği sinmiştir. Rızkını elde etmek için her gün akşamlara kadar pisliğe gömülmüştür, tabbaklığa gark olunmuştur demişti.

    Büyük Calinus da böyle demiştir: Hastaya, neye alışkınsa onu ver! Aykırı olan şeylerden zahmet çeker; onun için hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!

    Bokböceği, daima pislik taşır durur… Bu yüzden de gülsuyundan bayılır. Onun ilacı yine köpek pisliğidir… Çünkü ona alışmıştır, onunla halli hamur olmuştur. ‘Pisler, pislerindir’ âyetini oku da bu sözün önünü, sonunu anla!”

    Babam, buraya kadar dikkatle dinledikten sonra, eliyle bu bölümün hemen üstündeki tek cümleyi de okuttu bana: “Külhanda doğup temizlik nedir görmeyen kişiye mis koklatsın incinir, hasta olur!”

    Ne diyeceğimi bilemedim.

    Demek ki, burnu pisliğe alışkın olan kişi için yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Bayıldığında limon kolonyası yerine onun burnuna tezek tutmak gerekiyor.”

  7. Sayın yazarın hiç ilişmeyeyim dediği yargı bütün güvensizliklerin ana sebebidir. Bir Ülkede Yargıya güven yoksa hiçbir kuruma güven olmaz ve bu da halkın birbirine güven duymaması sonucunu doğurur sonrası ise sayın yazarın anlattıkları aynen ortaya çıkar.
    Bir Ülkede adalet yoksa Devlet vatandaşına vatandaş da Devletine güvenemez. Yargıya güven olmayınca adalet sağlanamaz
    Yargıya güven ne durumda derseniz toplumda yaşanan güvensizlikler ve dolandırıcıların rahat hareket ettiğinden anlaşılır. Ben Bilişim Yoluyla dolandırıcılık yaşadım şikayetçi oldum, sonuç takipsizlik kararı çıkınca şok oldum bu kadarını da beklemiyordum doğrusu benim şikayetçi olduğum kişi hakkında hiçbir işlem yapılmadan takipsizlik kararı veriliyor. Bazı hukukçularımızın öve öve bitiremediği yargıyı dolandırıcı öyle atlatmış ki akılara zarar böyle bir hukuk sisteminde; uygulanmadıktan sonra reform yapılsa ne olur yapılmasa ne olur.
    Son günlerde yargı reformundan bahsediliyor, ne hikmetse yargı reformu deyince bende af’ı çağrıştırıyor acaba yine mi af çıkacak?
    Sahi! Yargıya Güven Ne Durumda?

  8. CHP’deki taciz tecavüz skandalı büyüyor. Nasıl örtbas edeceklerini, nasıl gündemden düşüreceklerini de bilemiyorlar. Kendilerine bu konu soruldu. Cevabı; “kadınlar kendini korusun”oldu.
    Önce bir çakma suikast ihbarı denemesi yaptılar, tutmadı.
    Sonra Kılıçdaroğlu “telefonlarım dinleniyor” dedi. Kim dinliyor, ne zamandan beri.söylemedi. İspatı belgesi yok.
    Nerden baksan ana muhalefet partisi; atsan atılmaz, satsan satılmaz. Hiçbir siyasi sorumluluk hissetmeden çıkacak ahlaka, etiğe takılmadan yalan söyleyip oturacak. Yalan ne kadar büyük olursa o kadar konuşulacağından her seferinde daha büyük bir yalanı ortaya atacak.

  9. Ak Partili kişiler olaylara “At gözlüğü ile bakıyorlar”

    Halbu’ki günlük olaylar hayatın gerçeklerini haykırıyor.

    LED Televizyonu açıyoruz.

    Haber kanalı açıyoruz.

    Kardeşler Tarla sınırı dolayı ile kardeş katili oldu.

    Ya kardeşim bunlar müslüman değilmiydi.

    Haberlere Tekrar devam ediyoruz.

    Amca, miras kavgası yüzünden yiğenini öldürdü.

    Ya kardeşim bunlar Müslüman değilmiydi, hadi geçtim bunlar TÜRK değilmiydi hadi geçtim, bunlar Akraba değilmiydi.

    Demek neymiş Menfaat ve çıkarlar Müslümanlık, Türklük ve Akrabalık tanımazmış.

    Kardeşim siz Orta Asyada Türk devletlerin birbiri ile savaşlarını, Müslüman devletlerin birbiri ile savaşını bilmiyormusunuz.

    Osmanlının Ezeli Düşmanı Rusya 1949 Yılında Atom bombası yapar. Türkiyede kendini korumak için NATO Birliğine girer.

    “Antlaşma’nın bugün’de geçerli olan 5. Maddesine göre, NATO üyelerinden herhangi birine yapılacak bir saldırıya, diğer üyeler beraberce karşılık vereceklerdi.

    “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için”

    yaklaşımı olarak nitelendirilen bu madde Ankara tarafından ilgiyle karşılanmış, NATO’ya üye olmanın Türkiye’yi muhtemel bir SSCB işgalinden kurtaracağına olan inanç Hükümet üyeleri arasında yaygınlaşmıştı.”

    Önceki devlet adamları güzel karar vermiş.

    Rusya’da daha sonra 8 sosyalist devletle Varşova paktını kurar.

    Suriye savaşında, Hatay Şehrine Suriye tarafından Bazen bombalar atılıyordu.

    Türkiye, Natoya başvurdu onlarda Türkiyeyi korumak için Alman ve Hollanda patriot füzelerini göndererek Türkiyeyi korudular.

    https://www.dw.com/tr/patriotlar-t%C3%BCrkiyede/a-16538556

    Daha sonra menfaat ve çıkarlar nedeniyle Düşmanla(Rusya) ile işbirliğine gidildi ve S400 füzeleri alındı.

    Şimdi Nato üye ülkeleri, Ya kardeşim gittin Düşmanımızla işbirliği yaptın ve S400 aldın bizimle yaptığın Antlaşmaya uymadın bizi sattın sana bazı yaptırımlar yapacağız derlerse.

    Tarihden bir örnek:

    Peygamberimize, peygamberlik gelmediği zaman Mekke müşrikleri “Muhammedül Emin” diyorlardı yani Emin insan, güvenilir insan diyorlardı.

    Müslüman olunduktan sonra Müslüman sayısı az olduğu için müslümanların Aleyhinde olmasına rağmen Mekkeli Müşriklerle “Hudebiye Barış Anlaşması” imzalamış ve harfiyen uygulanmıştır.

    Tabiki konuyla ilgisi yok devamında, Müslümanlar çoğalınca Mekkeye gitmiş ve peygambere yakışır şekilde, Savaşmadan Mekkeyi almış.

    Duygusal olmayalım Mantıklı olalım.

    Rusya, Türkiye ile savaşa girerse(Eski Osmanlı gücü kalmadı, Rusya’da çok kuvvetlendi) Türkiyeyi sakız gibi çiğner.

    Sorumsuz ve Aymaz yöneticilerin ceremesini Tüm Ülke çeker.

    Not: Google’dan “Türkiye neden Natoya Girdi” ve “Muhammedül Emin” araştırmalar yapın.

  10. Alman yetkilileri içlerindeki ırkçılara ne diyiyor?

    Almancadan Türkçeye çevrilmiş bu yazı kopi bana ait değil.

    “Başbaşkanı olan ve Merkel’in
    koltuğuna aday isimlerden sayılan Armin Laschet, parlamentoda dünyayı ölümcül salgından kurtarabilecek aşıyı bulan Türk göçmelerin çocukları Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci’nin başarısına parlamentodaki konuşmasında övgüler yağdırdı.

    Laschet, Türk bilim insanlarını “1969’da 4 yaşında bir çocuk olarak Türkiye’den Ford fabrikasında çalışan babasının yanına gelen ve eğitimini Almanya’da yaparak, hatta okul birincisi olan bir Türk’ün bugün salgına karşı aşı bularak herkese umut olması bizleri mutlu ediyor. Almanya’daki aşırı sağcıların bunu görmesini diliyoruz. Almanya’daki sağduyu vatandaşlar, yabancıların gelmesinden çok memnunuz iyi ki gelmişler” sözleri ile övdü.”

  11. bir yerin yönetiminde büyük sıkıntı olunca bu kademe kademe yönetilen bölüme yayılıyor. evin reisinden, site yöneticine, ülkelere kadar böyle.
    ne yazık ki, toplumda adam bulmak gittikçe zorlaşıyor. adam kavramı yaygın olarak bir cinsiyeti ifade etmek için kullanıldığı gibi, bir kalıbı, bir duruşu, insan oluşu insan olmanın iyi ve doğru değerlerini ahlakın varlığını, tanımlayan bir sözcük aynı zamanda. adam olmanın temel kriterleri yani omurgası sözünde durmak, güvenilir olmak, özü sözü doğru olmak, bu değerler ne denli az rastlanır hale geldi. sözünde durmayan, ahlaksızlığı savunan, ilkeleri ayaklar altına alanların sayısının hızla artıyor olması ise toplumumuzun ne denli dejenere olduğunu gösteren önemli bir kriter,
    gerçekten de sayın korunun ifade ettiği gibi el sıkışıldığında veya vaat ağızdan çıktığında mutlaka yerine getirileceği bilinen günler geride kaldı. insanlar parası yoksa da ödemiyor, varsa da ödememeyi, elinde tutmayı tercih ediyor, karşılıksız çek senet sayısındaki artışlara meraklısı baksın.
    devlet kurumlarına güvenin bu denli düşmüş olmasının temel nedeni neredeyse tüm kurumlarda gerçeği saklıyor ve saptırıyor olmalarında elbette. tuik’e göre enflasyon % 14 civarında, düne kadar 12 de tutuyorlardı. sokaktaki enflasyon ise %40-50 civarında. çarpıtılmış rakamlar üzerinden asgari ücretlinin, emeklinin maaşına zam yapacaklar peki bu, onların refahından çalacaklar anlamına gelmiyor mu? itibardan tasarruf olmaz ama halkın refahından olur değil mi?
    “Ekonomideki güven eksikliği dengelerin bozulmasına yol açıyor. Yabancı yatırımcı resmi rakamlarına güvenmediği bir ülkeye neden gelsin ki?” diye soruyor sayın koru, gelmez, faiz arttırırsınız yine gelmez, reform yapacağım dersiniz yine gelmez, dolar düşmez, sadece per capita düşer, omurga düzelmediği sürece kimse gelmez, olan da gider. maalesef elinizdekini avcunuzdakini satarsınız, fiyat düşürürsünüz, hep ve yine satarsınız. sattığınızı da israfa harcarsınız. ve birileri çıkar bunları utanmazca savunur, diğerlerini etiketleyerek, öteleyerek mümkünse çamur atarak toplumu dejenere etmek pahasına savunur.
    bu adam olmamanın/olamamanın en pespaye hali de cinsiyet üzerinden bir kadını sözle ya da fiziksel olarak taciz etmektir sanırım. bir de çocuk tacizleri var, her türlü tacize parti ayrımı, kişi ayrımı gözetmeden duyarsız kalınmaması, kadın cinayetlerinin de toplumda olduğundan çok daha geniş yer bulması gerekir.
    trafik kazalarından, kadın/çocuk taciz ve cinayetlerinden, yolsuzluk endekslerinin en tepelerine oturmamızın tek bir sebebi var aslında;
    dış güçler.
    bu toplumun düzelmesi ancak yeni bir yönetim/yönetim anlayışı ve insanların temyiz yeteneği, sağduyu ve iyi niyeti tekrar inşasıyla mümkün.
    zor elbette ama ümitsiz olmak için bir nedenimiz yok.
    zaten devirler vardır, hiç bir şey kalıcı değil.
    yarın batının güneşi batacak, doğunun güneşi yükselecek, doğu ile birlikte türkiye de ister istemez yükselecektir. tıpkı bir feribota binmek gibi, dursanız bile gideceksiniz. o nedenle ümitsiz değilim, hem de hiç..

    • Didem hanım “…kadın cinayetlerinin de toplumda olduğundan çok daha geniş yer bulması gerekir.” buyurmuşsunuz da; başka hangi konuları ya da neleri olduğundan çok daha fazla göstermeliyiz veya gösteriyorsunuz biraz açar mısınız?
      Örneğin tokyo kadınlara yönelik tacizde dünya şampiyonu; şimdi iyi eğitimli, bir o kadar da muhafazakar, yüksek teknoloji üreticisi japon toplumunun bu durumunu görmezden gelip gazetelerin 3.sayfalarından toplayıp getirdiğiniz cinsel içerikli metinleri mi köpürtelim burda?
      Size kolay gelsin…

  12. (Bugünkü yazının anlam ve önemine binaen; Alıntıdır.)

    “BİR TORBA TOZ ŞEKER…!

    Bundan 30 yıl kadar önce, Gaziantep’te helvacılık yapan Ökkeş usta iflas eder.
    Elinde avucunda ne varsa yitirir.
    Alacaklarını tahsil edemez, işçilerini çıkarır, iş yerini kapatmak zorunda kalır.

    Ama bir yerlerden de tekrar başlaması gerekmektedir.
    Helvacı Ökkeş ustanın cebinde beş parası yoktur. Kalkar, hiç tanımadığı şeker satan bir dükkâna gider.

    Kendisini tanıtır, helvacılık yaptığını iflas ettiğini anlatır.
    Parası olmadığını ve iş yerinin tekrar üretim yapabilmesi için acil bir torba şekere ihtiyaç duyduğunu, ancak şeker parasını helvayı yapıp sattıktan sonraödeyebileceğini söyler.

    Şeker satıcısı Bahaddin usta, Ökkeş ustayı dikkatlice dinler, yerinden kalkar, yanında çalışanını çağırır “oğlum bir at arabası çağır, 20 torba şeker yükleyin,
    Ökkeş ustamın dükkânına indirin” der.

    Şekerci Bahattin usta küçük bir kağıda da, isim, adres belirtmeden, sadece 20 torba şeker” yazar, kâğıdı Ökkeş ustaya uzatır, ardından da ”Ökkeş usta sıkma canını!…Sen şu şekeri al kazanını kaynat, helvanı yap, sat!…
    Ne zaman elin rahatlarsa o zaman gel borcunu öde! ”der.

    Ökkeş usta şaşkındır, ne diyeceğini bilemez.
    Bir torba şeker derken, 20 torba şeker bulmuş olmanın heyecanını yaşar.
    Hiç tanımadığı biri tarafından kendisine güvenilip 20 torba şeker verilmesi karşısında gözleri dolar, hıçkırıklara boğulur.

    Ökkeş usta şekeri alır, iş yerine döner.
    Kısa sürede helva üretimine tekrar başlar. Yaptığı helvaları satar.
    Şeker borcunu ödeyecek parayı toparladığında
    Bahattin ustanın yanına gider.

    Bahattin usta güler yüzle, ayakta karşılar, çay kahve derken, parayı Bahattin ustaya uzatır; “Bahattin ustam Allah senden razı olsun, bizi tekrar ayağa kaldırdın, çark dönemeye başladı ” dediğinde .

    Bahattin usta; “Yok !… Kazanmanın sebebi ben değilim…
    Belki vesile olmuş olabilirim ama..
    Ne varsa sendendir “der, sonra da yanında çalışanlara; “Ökkeş ustama 30 torba şeker yükleyin” talimatını verir.

    Ökkeş usta sözünde durmuş, borcunu ödemiş olmanın huzurunu duyarken,
    Bahattin usta da karşısında işini tekrar kazanmış,
    sözünde duran birini görmenin (kazanmanın) bahtiyarlığını yaşar.

    “Güven” işlerin yoluna girmesini sağlar, kazandırır.

    • Bahattin usta aslında peri, ökkeş usta da kül kedisi.
      Rüya bitip uyanınca ökkeş usta imalatı satıyor, imalat yerine uyanık bir bina dikici binalar ekiyor.
      Yazarın bahsettiği boyacı aslında AVM inşatının bekçisi. İnşaat ne zaman biter, kaç kat yapılacak soruları sormasınlar diye,
      Onun için kimliğini kimseye açık etmiyor.
      Masal bu ya, kazı alanında altın buluyorlar. İnşaat ne oluyor o kısmı meçhul.
      Hasan bey gülümsettim umarım. Affınıza sığınırım.

  13. Tayyip Cumhuriyeti’ne bağlı sadık şak şakcılar maşala her konuda uzmanlar. Hele aşı konusunda Dr.Uğur Şahin dahi ellerine su dökemez.Sanki bunlar yalanci Çin devletin’in avukatları.

    Bunları okuyunca Uğur Şahinin dün bulduğu aşı hakkında ABD ve dünya televiziyonlarına verdiğı raportajın nerdeise yalan olduğuna inanacağım geldi…
    Dr.Şahin’in aşısı hakkında verdiği bilgi şöyle! 18 yaş üzeri 6 ay önce 70,000 kişiye aşı yapıldı ve şimdiye kadar her hangi bir problem görülmedi, sadece iğne yapılan kısımda ilk 2 gün az bir kizarıklık oldu. Umarım sağlık konusunda siyası davranılmaz.”

    O laf her ne kadar üstü kapalı olsada U.S. Food and Drug Administraion’e hitaben söylenmiş bir sözdü. Kaç gündür onay için henüz toplanmadılar. Onlar ağırdan alınca burdaki doktorlardan tepki geldi şimdi Sali günü acil toplanip ilacı onayliyacaklar.

    Sanki ABD nin ilaç firmalari ve sağlık sigortalarının her biri ayri ayri birer mafya. Adamlar resmen milleti hasta etmek için uğraşiyorlar. Îlaçları hastalığı iyi etmiyor sadece bağımlılık yapiyor. Televiziyonlada 24 saat 5 dakika proğram 7 dakika ilaç reklamkarı yapıliyor zaten onlardan başkada oek reklam yok, görselde insanlar mutluluktan uçururlarken yan etkilerini makineli tüfek gibi sıraliyorlar.
    Zaten Trump gibilerinin buralarda kazanması sağlık mafiyası yardımı ile oliyor.
    Trumpin Pisikolok olan kend yiyeni Amcasının piskiyatırı hastasi ve ABD içi çok tehlikeli birisi olduğunu hem kıtabinda hemde televiziyonlarda söyliyerek halkı uyardı.
    O Uyarilara rağmen sağlık mafyası sayesinde halen daha Trumpin yalanlarına inanan 70 miliyon taraftari var.
    Onlar ile ABD halkına Korona vürüsü ihrac ediyor.

    Bizdeki Meraklılar için! Bizde’kilerin öz geçmişlerini öğrenmek isteyen olursa Ahmet Nesinin yazılarından öğrenebilir.

  14. “Yargıya güven konusuna hiç ilişmeyeyim daha iyi.” diyorsunuz.
    Böyle denildiği müddetçe hiç bir problem çözülmez, çözülemez. Her problemin kaynağı yargıdır yani adaletsizliktir. İddia ediyorum mevcut yasalarımız adil bir şekilde, bağımsız ve talimatsız uygulansın her problem kısa sürede çözülecektir, hem de muktedirlerin atamış olduğu yargı mensuplarının kararlarıyla. Öyle reforma ve paketlere ihtayaç kalmadan işler yoluna girecektir. Yargı reformuna elbette ihtiyaç var ama o yapılmadan bile ülke büyük bir nefes alacaktır.
    Güven konusunda yazdıklarınız yaşadıklarımızı anlatmaya kafi gelmez. Yıllar önce bir TV kanalında dinlemiştim. Sunucu diyor ki; Eşimin Suriyeden akrabaları (anne ve 2 oğlu) geldiler bir hafta misafir ettik diyor. İki oğul odada aynı anda bulundukları sırada sukünet oluyor, pek kimse konuşmuyor. Bunu müsait bir zamanda annelerine sordum, niye birarada iken sessizlik oluyor, oğulların küs de değiller dedim. Anneleri; oğullarının ikisinin de ayrı ayrı istihbaratta çalıştığını bu yüzden birarada iken hiç konuşmadıklarını söyledi demiş. Pek bir farkımız kalmadı, kimse kimseye güvenmiyor… Bu da sizin yazınızdaki güven durumunun bir diğer boyutu. Ve bilerek isteyerek bu hale getirildiğimiz için çözüm konusunda beklentiye girmek yanılgı olur…

  15. Çin’e giderken kaybolan ihracat tireni haberleri neredeyse bütün yandaş olmayan gazetelerde yayımlandı ama ulaştırma bakanının tiviti hala duruyor yerinde.

    • Baran bey! Merakınızı gidermek için buradaki Tayyip Cumhurriyetin’in ortalığa saldığı ağzı köpüren ve önlerine gelene saldıran onun sadık troller’ine sorsanız iyi olur.
      Bir tavsiye daha eğerbcevap yazarsalar cevaplarınıde okumayın.
      Varsın çildirsinlar.

      • Ya sabır deyip yine yazayım dedim.Seviyesizlik yakışmıyor.Trenin nerde olduğunu görmek istiyorsanız biraz takip edin hangi istanyonlarda olduğunu. Bilgisizlik ayrı bir şey seviyesizlik ayrı bir dert. Sizler tartışıp yazmayı bilmiyorsunuz herhalde.

  16. Bizim Türk pilotları , çeşitli ülkelerin pilotlarıyla birlikte ABD de pilotaj eğitimine gitmişler. Eğitime başlamadan önce idari ve teknik konularda bir takım hazırlıklar yapılıyor ; bu hazırlıklar bağlamında pilotların hangi dine mensup olduklarının tespiti yapılmış .Buna göre her pilot; mensubu olduğu dinin kutsal gününde , dini vecibelerini yerine getirebilmesi için derslerden ve eğitimden muaf tutuluyormuş.
    Endonezyalı -Malezyalı da olabilir , emin değilim – pilotlar , aslında hırıstiyan oldukları halde, Cuma gününden de yırtmak ! için müslüman olduklarını söylemişler !
    Yönetim; pilotların beyanlarına göre ,ders ve eğitimden muaf oldukları günlerde gerçekten
    dini vecibelerini yerine getirip getirmediklerini de bir yandan ve gizlice takip ve kontrol ediyor. Bu Endonezyalı (Malezyalı ) pilotların ibadet şöyle dursun bütün gün sağda solda gezip tozduklarını görünce ilgili ülkeye , resmi yazıyla bunların dinlerinin ne olduğunu soruyorlar. Gelen resmi cevapta bunların hırıstiyan olduklarını görünce ,
    – Biz sizin gibi yalan konuşan insanlarla çalışamayız diyerek ülkelerine iade etmişler !
    Baki selamlar.

    baki selamlar

  17. Valla bugün olsaydı diyojenin elindeki o idare lambasını kafasında kırarlardı! Yalnız şu şeffaflık meselesini abartmasak diyorum, en azından bazı konularda; chp nin halleri malum, balık baştan kokmuş bir kere! Taraflar yargıya gitsinler, basın üzerinden kendi parti içi ya da yorganaltı mücadelelerini topluma bulaştırmasınlar… Hatta yayın yasağı filan konsun! Yoksa, “yaprağını yerken kıtır kıtır, sapına gelince mee!” durumlarını biz de mi dinlemek zorundayız?

  18. Sayın yazar çok ciddi bir soruna parmak basmışsınız. Her ne kadar uzunca bir süredir sizinle aynı görüşleri paylaşmasak da hatta samimi olarak söyleyeyim size uzunca bir süredir önyargılı da yaklaşsam (hadsizlik etmemem lazım şahsınıza saygım bakidir) bu defa cuk oturuyor sözünüz. Lakin bir de paradoks yok mu yazınızda ? Diyojenin asırlar önce bulamadığını şimdiki zamanda nerde bulacağız. Yani demem o ki devinim sürüyor Diyojenden sonra bu dünyaya çook güvenilir insanlar geldi. Bi defa İslam ahlakı geldi sonra bozulmuş olabilir ama bu yeniden düzelmeyeceği anlamına gelmez. Çin aşısı ile ilgili yazdıklarınızın da bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünmek istiyorum.

  19. Diyojen bile zamanında güvenilir insan arıyorsa sorun demekki bu toprakların havasında suyunda !!! Biraz şaka gibi oldu.
    Birincil sorunumuz güven ise ikinci sorunumuz görevimizi yapmamaktır diyorum. Enflasyonu örnek alalım :Çok ciddi ekonomik sorunumuz var ve bunların başında enflasyon geliyor.TUİK denen kurum her ay fiat artışlarını açıklıyor ve bu artışı meydana getiren ürün ve hizmet kalemleri bellidir. Ana muhalefet partisi çıkıp arkadaş bak 500 çeşit mal ve kalem var bunların fiat artışları senin dediğin gibi değil bak gerçek değerler budur Neden demiyor. Çünkü işin kolayına kaçıp sallıyorda sallıyor. Peynir 30 liradan 60 liraya çıktı enflasyon % 100 yok böyle bir mantık. hani suçladığımız sabah akşam küfür ettiğimiz insanların dışındaki dürüst namuslu insanlarımız görevlerini yapsa sorunlarımız ortadan kalkacak belki .Bunun gibi binlerce çözüm bekleyen sıkıntımız var . örneğin adalet sisteminden hepimiz şikayetçiyiz değil mi .Peki mangalda kül bırakmayan barolarımız neden örzürlükçü bir anayasa taslağı hazırlamaz?Neden sorunları ortadan kaldıracak HSK kanunu veya ceza kanunu taslağı hazırlamaz sorarım .Gerçi muhalefet partileri birşeyler yapmış ama yaptıklarını dile getirme cesaretinde bile bulunamamışlar.
    Çamur atmak suçlamak çok kolay ya icraat çözüm sunmak bunları yapabiliyormuyuz. İşte ozaman niyetin adam dövmek değil üzüm yemek olduğunu anlarız.

  20. Tayyip Cumhurriyetin’de.
    Güvenilir insanlar ya hapiste, ya mezarda ya’da yurt Dışında.

    Halkın 50% Perinçek’i dümene geçirdi, Erdoğan’da
    Perinçek rahat hareket etsin diye Türkiye Cumhurriyeti’ni mezara gömdü.Saraylarda saltanat’ını sürdürmenın son dakikalarını oynuyor.

    Uygurlar Bahçelinin Tüklüğune Erdoğanide Müslümanlığına güven’erek
    Türkiye’ye sığndılar.
    Tayyip Cumhurriyet’i Onlara terörist diploması vererek Çine teslim etti.

    Perıçek ne diyiyor? “Ben dışarda olduğum müdetçe Selahattin Demirtaş içerde olacak.
    O lafı işitince, apo ile verdiği poz gözümün önüne geldi.
    önceden PKK yi kuranlar hakkında azda olsa yanılgı payı düşünüyordüm şimdi iyice emin oldum. PKK y kuran ve bitmesini istemeyenlr’in şu an devleti ele geçirmış durumdalar.

    • SN NURDAN HN
      ”’Tayyip Cumhurriyetin’de.
      Güvenilir insanlar ya hapiste, ya mezarda ya’da yurt Dışında.

      Halkın 50% Perinçek’i dümene geçirdi, Erdoğan’da
      Perinçek rahat hareket etsin diye Türkiye Cumhurriyeti’ni mezara gömdü.Saraylarda saltanat’ını sürdürmenın son dakikalarını oynuyor.”’

      Burası 1000 yıldan beri türk yurdu olup kimsenin tapulu malı değildir.Önce bunu bir öğrenin .İkincisi kendine güvenen dürüst insan kaçıp yurt dışında yaşamaz gelir kendini savunur sadece korkaklar kaçıp gider .öyle uzaklardan güvenilir güvenilmez nutukları çekmeyin.Allaha şükür TC ayakta olup nicelerini mezara gömer bunu böyle bilin .Bakalım kaçıp sığındığınız ülkeler kaç sene yaşayacak .Bizim referansımız sağlam 7 yüzyıl yaşatmış bir devletimiz var şimdi isimler değişir ama asli kurucu millet ilelebet ayakta kalır. Öyle toplama ne idüğü belirsiz devletlerle karıştırmayın bu Cumhuriyeti.
      Lütfen aslınıza saygılı olun en azından hakaret etmeyin.

  21. Güvenin oluşmasını sağlayacak ana unsurun, bağımsız ve tarafsız yargı olacağına inanıyorum, buna ilave olarak da şeffaflığı ve özgür basını sayabiliriz, heyhat ki ülkemizde arayın ki bulasınız!

  22. HANGİ AŞI
    Aşı konusunda kafalar karışık.Dünyada bilim insanlarıda bu konuda net değiller.Almanyalı Türk bilim isanlarının geliştirmiş olduğu aşı mRNA yöntemiyle çalışılmış olup şimdiye kadar hiç kullanılmamış bir çalışma.Yani Virüsün aktif RNA’sından insan vücuduna verilip antikor gelişmesi sonucunda bağışıklık kazanmasını sağlamak üzere geliştirilmiştir. Şimdilik sonuçları oldukça iyi olduğu gözlemlenmiştir.Lakin ilk defa denen bir yöntem olduğu için gelecekte ne gibi sonuçlar doğuracağını maalesef kestirmek çok zor.Aktif RNA’nın neler yapabileceği bilinmemektedir.
    Oysa ÇİN’in yaptığı aşı PH İNAKTİF(ölü RNA) hücreden oluştuğunda insan vücudu için daha güvenli ve bilinen bir yöntemdir. Bu kadar kısa bir zamanda sonuca gidilen bir yöntem olmadığı için tartışma konusudur.Hatta çalışmaların çok önceden başladığı dile getirilerek ;bu virüsün laboratuvar ortamında üretildiği tezini ortaya atanların tezini doğruluyor gibi.

    Aşı konusunda olduğu gibi,güvenirlik sadece bizde değil dünyadada erozyona uğramış duruda maalesef.Enaniyetlerimiz ve buna bağlı küçük ,büyük menfaatlerimiz birbirimizi dinlemeye , anlamaya ve sağlıklı düşünmeye en büyük engel.Bu virüs bile insanoğlunu tefekküre yönlendirmede yetersiz kaldı.!!!

    • Şöyle yapsak sami bey; yine tefekküre devam ededurun ama sağlık otoritesine saygılı olsak nasıl olur? Herkesin kafası ne çabuk karışıveriyor yoksa ben mi biraz taşkafalıyım anlamadım gitti…

  23. Ha gayret beye sorsanız: En güvenli kanal nedir? En güvenli kurum nedir? En güvenli parti nedir? Gibi sorular sorsanız. Muhtemelen cevaplar şöyle olacaktır: A haber, Tuik ve Ak parti diyecektir.
    Bana sorarsanız güven çoktan öldü. Ülke ise komada yaşam mücadelesi veriyor. SAYGILAR sevgiler

    • Nusretbey bakıyorum hala bıraktığımız yerde otluyorsunuz ama madem sormuşsunuz sevabına cevapliim:
      En güvenli kanal yeni yapılacak istanbulkanalı.
      En güvenli kurum tc devletbaşkanlığı.
      En güvenli parti mhp ve cb ittifakıdır.
      Selametle

    • önce şu aşı konusunu tekrardan, toplu olarak yazmam lazım.
      – çin aşısının güvenilirliğini tartışan ya da aşı neden çinden alınıyor diye şüphelerini bildirenlerin hiçbiri aşı karşıtı değil.
      – zaten aşı karşıtlığında kullanılan argüman “neden çin aşısı” gibi birşey olmaz. onun için aşı iyimidir kötümüdür tartışması yok.
      – tartışmanın nedeni çin aşısına neden ve nasıl karar verildiği, kaç liradan anlaşma yapıldığı ve aşının aracıdan mı yoksadevletin kendisi tarafından mı alınacağı sorularıdır.
      – yılmaz özdilin bir söyleşide verdiği bilgiye göre, çin aşısı alanlarbrezilya, venezuella gibi ülkeler. hiçbir gelişmiş ülke çinin alıcısı değil. yine özdilin açıklamasına göre; brezilya bu aşıyı 11 dolardan alıyormuş.
      – türkiyede ise telaffuz edilen rakam 60 dolar.
      – arada korkunç fark var.
      – sürecin şeffaf olmaması, demokrasi ve hukuk eksikliği, kontrol mekanizmalarının be hesap sorma mekanizmalarınım başkanlık sistemi ile kalkmasının sonucu çin aşısı.
      – ayrıca çinin genel güvenilirlik sorununun dışında bu çin şirketinin rüşvet vermek gibi özellikleri de varmış ve bu ülkemiz kültürü ile epey uyumlu.
      – gelelim geleneksel yöntemin güvenliliği açıklamasına:
      – uzman değilim, ama bu iş “virüsü öldür, insana enjekte et. keyifler keka” olsaydı hem herkes yapardı, hem de faz 1, faz 2, faz 3 gibi uluslarası aşı geliştirme deneme aşamaları olmazdı.
      – diyebilirsiniz ki sen uzman değilsin. haklısınız derim.
      – o zaman, bu işlerde, yani bilim ve teknolojide en ileri ülkeler bu alıyı tercih etmediklerine göre, biz de yzman görüşünü takip ederim.
      – geleneksel yöntemin daha güvenli olduğunu açıklayan sağlık vakanı, herkesi akp ve mhpli zannediyor galiba.
      – oxford aşısının da geleneksel yöntem olduğu söyleniyor. niye oxford güvenilir aşı adresi olarak aklınıza gelmiyor da çin geliyor?
      – aşı yaptırıp yaptırmama sorusuna gelince. zaten aşının ilk uygulanacağı kişilerden değilim. bu noktada, bu ülkede herkes akp ya da mhpli değil, dürüst insanlar da var. ve aşı ile ilgili sorun çıkarsa, bana gelene kadar duyup ona göre tavrımı belirlerim. muhtemel pek çok kişi de böyle yapacak.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız