Geçmişin yanlışlarını günümüz yanlışlarından sonra tekrarlamak yanlıştır…

61
Fotoğraf: TOBB sitesinden..

Başlık sizi şaşırtmasın.

Dün yazdım: Bir CHP milletvekilinin ağzından televizyon canlı yayınında “Ordu satılmış” gibi kaba ve yaralayıcı bir cümle çıktığında, bunun meramı aşan bir yanlış ifade olduğu düşünülmelidir.

Kimse, hele o kişi siyasi bir kimliğe sahipse, aklı başında olarak böyle bir cümle sarf etmez.

Zaten o cümleyi sarf eden milletvekili de, programcı ve katılımcılar tarafından tepki görür görmez, sözlerinin değişik yönlere çekilebileceğini fark edip derhal özür dilemişti.

Bu durumda özürle düzeltilmiş sözün üzerine gidilmemeliydi.

Neden böyle düşündüğümü dünkü yazıma göz atarak öğrenebilirsiniz.

Fakat öyle olmadı. Özürle düzeltilmiş söz üzerine yazılıp söylenenlerin haddi hesabı yok.

Yetkili ağızların kınaması yetmiyormuş, yanlış anlaşılmaya müsait ifade aynı programda eleştirilmemiş ve programcı tarafından düzeltilmesi istenip özürle kapanmamış gibi savcılar harekete geçti, RTÜK de sözün sarf edildiği TV kanalına tarihinin en ağır cezalarından birini verdi.

Reklam

Hayret ki ne hayret.

Beni daha da büyük hayretlere düşüren bir başka girişim.

İsterseniz onu girişimde başı çeken örgütün kendi sitesinde haberleştirdiği metinden okuyalım:

“Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhindeki söylemin ardından Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığında, TESK Başkanı Bendevi Palandöken, TİSK Başkan Vekili Celal Koloğlu, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve Türk Harb-İş Sendikası Genel Başkanı Alaattin Soydan’dan oluşan sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK komuta kademesine destek ziyaretinde bulundu.
Milli Savunma Bakanlığındaki görüşmeye Bakan Akar’ın yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz ile Bakan Yardımcıları Yunus Emre Karaosmanoğlu, Alpaslan Kavaklıoğlu, Şuay Alpay ve Muhsin Dere de katıldı.”

Yanlış kullanılan ifade düzeltilip özür dilenmese, kınanmayı ve RTÜK tarafından cezalandırılmayı makul bulmak mümkündü, hatta işçi ve işveren örgütlerinin “Geçmiş olsun” demek için askere destek ziyaretinde bulunmaları da bir dereceye kadar kabul edilebilirdi.

‘Beşli Çete’

Ben yine de askere destek ziyaretini biraz fazla buluyorum.

Sebebi, girişimin, AK Parti’nin ortaya çıkmasını ve halktan gördüğü ilgiyle girdiği ilk seçimde iktidar olmasını sağlayan karmaşık siyasi ortamın başlıca müsebbiplerinden birini hatırlatması…

Reklam

[Ayrıca, pandemi yanında ekonomik sıkıntılar da yaşanan günümüzde işçi ve işveren örgütlerinin, yurtdışı operasyonlar devam ederken komutanların, esas görev alanı dışındaki konularla ilgilenmek zorunda kalmaları da bana ters geliyor.]

‘Beşli Çete’ deyimini işitmiş olanlarınız vardır.

’28 Şubat’ diye adlandırılan ülkemizin en karanlık dönemlerinden birine ait (1997 ve sonrası) bir deyimdir o. 1995 genel seçiminde sandıktan birinci parti olarak çıkan Refah Partisi’ni hükümet dışında tutmak imkansız hale gelince, askerin karşı çıkmasına rağmen, RP-DYP koalisyonu kurulabilmişti. Bir yılı dolmadan askerin devreye girmesiyle o hükümetin sonu geldi.

İşte o süreçte kamuoyunu yönlendirme amacıyla devreye giren bazı örgüt liderleri için kullanılan bir deyimdir ‘Beşli Çete’.

Deyimin en son ne zaman ve kim tarafından gündeme getirildiği zihnimde canlı, ama yine de emin olmak istedim. Hah işte, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2018 yılı mart ayında çıktığı Afrika ülkeleri ziyaretleri sırasında, Cezayir’deyken, gezisini izleyen gazetecilere şunları söylemiş:

“Sendikalar, medya, iş dünyası. O dönem ‘beşli çete’ mi ne diyorlardı? O süreçte neler yapıldığını benden çok daha iyi biliyorsunuz. Ama bunlara hiç mi hiç dokunulmadı şu ana kadar. Tamamen es geçildi. Şimdi muhtemelen bunlar da gündeme gelecektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözünü ettiği ‘Beşli Çete’ şu örgütlerin liderlerinden oluşuyordu:

“Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK), Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK- İŞ) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 5’li Çete’nin üyeleriydiler. Başkanları Refik Baydur, Derviş Günday, Fuat Miras, Bayram Meral ve Rıdvan Budak, o dönem sivil siyasete karşı yapılan darbenin ‘sivil’ ayağını oluşturuyordu.”

O gruba başkanlık yapan TİSK başkanı Refik Baydur sonradan o dönemde üstlendikleri görevi anlatan bir kitap yazmış, kitaba ‘Bizim Çete’ adını vermişti.

Refahyol hükümetine karşı girişilen ayak oyunlarında en önemli işlevi, durumdan vazife çıkararak, kamuoyunu oluşturmada bayağı başarılı olmuş ‘Beşli Çete’ görmüştü.

Askerin ayağına giderek ona sivil siyasetten ve onun unsuru olan hükümetten şikayet eden örgüt temsilcilerine, o dönemde, sonradan AK Parti’yi oluşturacak siyaset insanları koymuştu ‘Beşli Çete’ adını…

Yaşananlardan ders alınmıştır, askerleri bir daha güncel tartışma konuları içerisinde görmeyiz diye düşünürdüm. Öyle olmadığı anlaşılıyor. Konumları gereği ‘sivil toplum’ unsuru olarak kalması gereken örgütlerin de geçmişte itibarlarının zedelenmesine sebep olmuş yanlış girişimlerden uzak durmalarını beklerdim. O beklentim de yanlış çıktı.

Yanlışı günümüzde sürdürme yanlışı

Politikada böyle şeyler olur, politikacılar her gelişmeyi kamuoyunu kendi çizgilerinde tutmak için kullanmak ister ve kullanır. Bu bir gerçek ve ben de bu gerçeği elbette biliyorum. Ancak yine de, o geçmişin siyasi mağduru konumunda bulunan bir kadronun, karanlık bir yakın geçmişte yaşanmış yanlışlıkların günümüzde yeniden yaşanmasına göz yummalarını anlamakta zorlanıyorum.

Orduyu, askeri mümkün olduğu kadar siyasetin dışında tutmak gerekir. Orduyu siyasetin içine çekme sonucunu doğurabilecek bir gelişme yaşanıyorsa, özellikle iktidarların, bunu savuşturma gayreti içerisine girmeleri beklenir.

Hiç değilse ben böyle beklerim.

Bir yanlışı -CHP milletvekilinin ağzından çıkan ve derhal özür dilenen cümleyi- başka yanlışlıklarla sürdürmenin, iktidara da, siyasi hayata da, ülkeye de bir yararı yok.
ΩΩΩΩ

61 YORUMLAR

  1. Ebubekir Şahin.
    Hem RTÜK başkanı hem BİK yöneticisi hem de Halkbank yönetim kurulu üyesi.
    Üç tane yüksek maaşı olan bu kişi Habertürk TV’ye haksız bir ceza verdi.
    Söz verdikleri hukuk reformu başladı !

    Biz de başladık … uykunuz kaçsın.

        • Eyvallah konyakçı, görüyorsun işte; kimisi istifa ederek kimisi de yasaları uygulayarak bütçeye katkı sağlıyor! Keşke her memur aldığı maaştan fazlasını devlete kazandırsa! Sadece hatalı park cezalarıyla geçinen belediye ve ülkeler var avrupada; bizde olsa yanlışlıkla tahsil edilmiş birkaç trafik cezası da seçimden önce vatandaşa iade edilir, yanında bi yaş pasta ile özür dilenerek! Yalan mı?

  2. 1) İktidarın içinde bulunduğu açmaz ve çıkmaz durumunu şöyle özetleyebiliriz: “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”
    2) Söyleyecek lafları bitti. Bağırıp çağırma, iftira, tehdit, şantaj, hakaret vs. Artık bunlar oy getirmiyor. Bilakis tepki çekiyor. Artık yapacakları şey muhalefetin sürç-ü lisan etmesini kollamak. Bir hata yapıldığı zaman da o hatayı köpürtmek.
    3) Yolun sonuna geldiler. Tez zamanda ülkenin başından defolup giderler inşallah. O zaman milletçe derin bir nefes alacağız.
    4) Bugün Türkiye’de Medya büyük oranda iktidarın denetimindedir. Yani satılmıştır. Satılmış medyada tek bir fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kalem yoktur.
    5) İktidar medyayı tehditle, şantajla bitirdi. İnternet sayesinde temiz hava alabiliyoruz. Bu havanın temizliğinde titiz olmak gerekir.
    6) Memlekette az sayıda bağımsız yayın organı var: Sözcü, Karar, Korkusuz, Cumhuriyet vs. Asıl özgür (satılmamış, iktidara bağımlı olmayan) medya internette. Ellerinden gelse internetin fişini çekecekler. Buna güçleri yetmiyor. Onun için adına trol denen haysiyet fukarası mahlûklarla internet alemini bulandırmaya çalışıyorlar.
    7) Sormak gerekiyor: Bu sayfada Karar’a “paçavra” diyen bir trole neden söz hakkı veriliyor? İçindeki pisliği kusabileceği pek çok yer var. Neden burası? Troller yazdıkları yere renk katmıyorlar. Yani bir katkıları yok. İçlerindeki kazuratı kusmak suretiyle vazifelerini yapıyor harçlıklarını alıyorlar. Bu düzeneğe çomak sokmak lazım.
    8) Doğu Perinçek, Jülide Ateş’in programında şöyle dedi: “Kırım Rusya’nındır. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu kabul etmezseniz Kıbrıs’te hak iddia edemezsiniz.” Bir de şunu söyledi: “Çin’e gittim. Uygur Türkleri hâllerinden çok memnunlar. Toplama Kampı denilen yerler Eğitim yuvası.”
    9) İktidar sahiplerine soruyorum: Perinçek neden hâlâ TC vatandaşı? Madem bu kadar vatan-millet lafları ediyorsunuz madem CHP’li vekilin sürç-ü lisanını (özür dilenmiş ve düzeltilmiş lafını) köpürtüyor, bir bardak suda fırtına koparıyorsunuz o hâlde Perinçek’in lafları hakkında da bir iki karşı laf etmeniz gerekmiyor mu?
    10) İnternet aleminde her çeşit insan var. Bu alemde “12 Eylül artığı” diyebileceğimiz tipler de var. Bu tiplere sağda solda, şurada ve elbette burada da rastlıyoruz. İşte onlardan biri: “90’ların başında Ukrayna’da idim. Ukraynalı arkadaşıma yıkılan Lenin ve Stalin heykellerini gösterip ‘Ne zararını gördünüz bu heykellerin’ diye sordum. Zaman beni haklı çıkardı!”
    11) Bu iktidar yanlış bir Dış politika izliyor. Umarım kazasız, belasız, az hasarla atlatırız bu geçiş dönemini.
    12) İktidara bir öneri: Çin’de ve Kuzey Kore’de köpek etinin bir değeri var. Bu ülkelere köpek ihracatını düşünün derim. Hem başıboş köpek sorunu çözülür hem de bir miktar gelir elde edilir. Tren vagonlarına köpekler doldurulur, bir vagona da Perinçek ve âvanesi konur. Yallah Çin’e. Perinçek’in hayranı olduğu ülkeye. (İdrak fukaraları için açıklayıcı not: Kırım Türkleri vagonlara doldurulup Orta Asya ve Sibirya’ya sürülmüşlerdi.)
    13) Perinçek’in vatandaşlıktan atılması bir samimiyet göstergesi olur. Perinçek ve benzerleri için söylenecek en özlü ve en güzel söz Kemal Tahir’in. Şöyle diyor üstad: “Bunlar alçak oğlu alçak, cahil oğlu cahil, satılmış oğlu satılmıştırlar!”
    O hâlde iktidar sahiplerine bir kere daha soralım: “Kırım Rusya’nındır” ve “Uygur Türkleri hâllerinden çok memnun” diyen bir adam neden hâlâ TC vatandaşı ve oğlu neden Dışişleri Bakanlığı’nda? Bu tavırlar yerli ve milli midir? Ayıp değil mi? Bu yaptığınız “satılmışlık” değil mi?

  3. Diyanette gõrevli cıftin imam ve kuran kusu hocasi olan eşi ile birlikte hanıma sen niye kuran öğretın vaiz verdin eşinede sen niye namaz kıldırdın diyerek KHK ili işten atiyorlar ve ikisinide haps cezasi veriyorla kadın benim vazifem buydu hakım bey! Eşide benim mesleğim bu 15 gecesi sabha kadar camide sela okudum. Bundan bizi süçliyamassınız dedikleri zaman ikisinde mahkeme hakimleri şu cevabi veriyor
    Hakim “Seni salalım da bizi mi içeri alsınlar?”

    • Nurdan abla yargıladığı sanıklara “Seni salalım da bizi mi içeri alsınlar?” diyen hakimler nerde ve nasıl böyle hitabetmişler ki? Böyle konuşan hakimlerin sözüne nasıl güvenilebilir? Yani sizce de bir bit yeniği yok mu bu işte?

  4. Esa bu yazacağımı; en sona bıraktım.. nedeni! Bizim milletın derin uykuda olması.

    Borsa Istanbul’da yaptıkları kıtabına uydurma yolsuzlukları’nı gündem değıştirerek kapatmak.

    16 miliyar nakıt doları olan borsa Istanbul; Katarın 200 miliyonunami muhtaç olacak.

    Bun OYUNU milletin KÜLAH’INA dahi anlatamiyacak’lari için gemilerinin rotasını anında CHP ye linç kampanyasına çevirdilel.

    Hemde devletın topu tüfeğı ile.
    Türkiyede Hakim savıcı yok Perinçekin ve saraya atadıklarının emir erleri var. Onun için 28 Şubatcılar bunda böğle 18 değil 25 yıllık ortaklıklarını gizlemeye gerek görmiyorla. Şu an korkusuzca ve açık açık Türkiyeyi yönetiyorlar.

    Eğer bu ülkede zerre kadar kanun olsaidi Ahmet Nesinin Sıvas olaylarını yaptıranları açik açik yazdı hatta kurbanların birisinin avukatde saç duyurusunda bulunmasına rağmen, hiç kimse !
    Doğu perinçek ve ekibine dokunamadı.

    Neden acaba?

    Burada bülbül kesilen Perinçek emir erlerinin dal kavukları neden uyuyor?
    TVF adi altında devletin can damarlarını teker teker kendilerinin icat ettikleri kitabına uydurma kanular ile ceplerine indirenleri savunmak için çatmadıklari yorumcu kalmadı.

  5. 28 şubat yazı ile bin rakamla 1000 yıl sürecek demişti o dönemin kudretli generali.
    fazla ciddiye almamıştık.meğerse bir bildiği varmış.

  6. Hasan Bey yazacaklarımla benzer şeyler yazmış,tekrara düşmek istemiyorum sadece bazı ilaveler yapacağım.

    Şimdi iktidara eklemlenen bazılarının Cumhuriyet mitingleri döneminde ve öncesinde söylediklerini,yazdıklarını hatırlayan var mı?Bazıları internet arşivinde hala duruyor.
    O dönem Başbakan ve önemli bakanlar katıldıkları şehit cenazelerinde cami avlularında yuhalanıyorlardı.Uzatmaya gerek yok,sadece birkaç geçmiş karesini bile hatırlamak düşünen için yeterli olacaktır.
    Olaylar,yöntemler,gelişmeler,tekraren tekraren düşülen yanlışlar…Bazıları arkalarında aynı izleri bırakmaya alışmışlar.

    Habertürk kanalını,kanal geçişlerinde -arada bir konuya takılırsam-birkaç dakikanın ötesinde izlemiyorum.Kanal hakkında son zamanlarda ‘tam bağımlılıktan çeyreğin çeyreği porsiyonunda uzaklaşma eğilimine girmiş gibi’ bir gözlemim vardı.Verilen ceza tam bağımlılığa dönüş ikazı mahiyetinde olabilir.Yoksa herşeyden öte -suç bile olsa-spontane gelişen bir olayda televizyon kanalına ceza kesmenin hukuki bir izahı olamaz.Örneğin;herhangi bir haber bülteninde canlı yayına bağlanan muhabir anlatımını yaparken hemen arkasındaki dekorda,ellerinde alkollü içki şişeleri olduğu halde geçmekte olan bir çiftten kadın olanına,sigara içerek geçen başka birinin sarkıntılık yapmasına öfkelenen kadının yanındaki erkeğin,tacizciyi o esnada bıçaklaması gibi birkaç saniyelik bir olay yaşansa,tamamı RTÜK yasakları kapsamında olan fakat spontane gelişen bu olaylardan ötürü televizyon kanalına normalde bir ceza kesilebilir mi?Bahsi geçen olayın bundan bir farkı yok,ama kanala ceza kesilmiş.Yani esasında “ne oluyoruz?kendine gel!” anlamında bir uyarı yapılmış gibi görünüyor.

  7. SİYASETÇİ NE DEMEK
    Siyasi kadrolar partiler vasıtası ile iktidara gelir.
    Bu partiler kitle partileridir ve kadroları pek bulunmaz.
    Kadro partileri tek başlarına iktidara gelemezler.
    Ya büyük ortak kitle partisi ile koalisyon kurar yada şimdi olduğu gibi dışardan destek verir.
    Bunun karşılığında kadro partisi devlet kadrolarına kadrolarını yerleştirir.
    Kitle partisinin kadro ihtiyacı bu kadrolardan temin edilir.
    Bizde parti içi demokrasi yoktur.
    Liderlik kültü vardır.
    Sistemi kuran egemenler her kafadan bir ses çıkmasını zararlı buldular.
    Her partinin başına tam hakim bir lider oluşmasının taşlarını döşediler.
    Bu durum da parti başkanlığını bir kere eline geçirdin mi karada ölüm yok artık.
    Bu durumdan parti başkanları son derece memnun.
    Hiç siyasi partiler yasasını gündeme getireni duydunuz mu ben duymadım.
    Yüzde on barajı da yeni partilerin meclise girmesini zorlaştırıyor.
    Ortada kontrol altında vesayetin tutacağı iki elin parmaklarından az başkan kalıyor.
    Zinde güçler bu birkaç kişiyle yol almakta güçlük çekmez.
    Çelik çekirdeğin tadına doyamadığı bir sistem.
    Her ülkede güç adakları vardır ve olmak zorundadır.
    Siyasetçi bu güç odaklarını ya birbirine kırdırır yada bazı hassas dengeler kurarak ve taştan taşa atlayarak dereyi karşıya geçmeye çalışır.
    Şimdi nasıl oluyorsa uzun zamandan beri aynen devam ediyor.
    Vesayet yönetenleri yönetir.
    Yönetenlerin elinde siyasi marifeti dışında bir güç yoktur.
    Dengeler kompozisyonunda kendi ve kader ortaklarına maksimum faydayı sağlamaya çalışır.
    Bunun ne kadar iyi başarırsa o kadar başlarda taşınır.
    Bunu da en iyi bilen liderlerdir.
    Dünya bilmem kaçtan büyük olamaz derken kendimiz tek olma hülyaları ile yanıp tutuşuruz.
    Devlet kuran devletler otoritenin az elde mümkünse tek elde olduğu yönetimleri çok severler.
    En kolay iş yaptırmak ve iş tutmak bu tip yönetimlerle çok kolaydır.
    Çünkü zor oyunu bozar.
    Böylece içte de dışta da vesayet in arzuladığı her kafadan farklı sesler değil tek sesin çıkmasıdır.
    Her şey vesayetin sahibi olmak içindir.
    Her faninin hayalı budur.
    Çok azı bunu başarır.
    Vesayeti ele geçirmek için ortam müsait olur ve iklim izin verir se vesayetten başkan dengelerin düdüğü öter.
    Her zaman yönetilenler değişmez.
    Küçük hikayelere kapılıp gitmenin manası yok.
    Kim olursa olsun belki ilk başta tam gücünü oturtmada halka şirin görünen icraatlar da bulanabilirler.
    Ya tam hakim olduklarında ve öyle görünüp kendilerini öyle zannettiklerinde günümüzdeki
    sahnelere şahit olmak süpriz sayılmamalı.
    HAYAL KURMAYALIM.
    SAHNEDE KİM OLURSA OLSUN RESİM DEĞİŞMEYECEKTİR.
    Herkes vasfına göre ganimetten pay alır.
    Kendi vasıflarımızı geliştirmenin yollarını aramalıyız.
    Kendini yönetemeyenlere kimse beni yönet demez.
    Zor gelen işlerin sonu güzel olur.
    Kolay dan bir şeylere sahip olmak eldekinin bile kayıp olmasına neden olabilir.
    ZOR İŞLERE TALİP OLMAK LAZIM.
    Zor işler iyi eğitim,çok çalışmak,çok düşünmek,çok yardımsever olmak,az uyumak,az yemek az gülmek,az tüketmek .
    KÖTÜ ŞEYLERİ MÜMKÜNSE HİÇ YAPMAMAK.
    İYİ ŞEYLERİ ÇOK YAPMAK.
    GERİSİ KİMSEYE FAYDASI OLMAYAN BOŞ ŞEYLERDIR.

    • Avam arkadaş yıllardır yorum yazar ilk kez soruyor; “Hiç siyasi partiler yasasını gündeme getireni duydunuz mu ben duymadım.” diye.
      Doğrudur, burda bile bu konuya ilk kez ben temas ettiğimde kimseden tık çıkmadı; en son şaşılacak bir şekilde ender arkadaş değindi, onun bu isabetli değinisine atıfla siyasi partiler ve seçim kanunundaki çarpıklığı tekrar vurguladım. Ondan sonra yarım ağızla mim mevzuyu şöyle bir yalayıp geçti, şimdi de siz! Maşallah insanlık için küçük ama…
      Baraj meselesine gelince; külliyen kalksa da olur, bence %5 olsun.
      Ama tüm seçimleri çift turlu yapalım, itirazı olan?

      • Siyasi parti başkanları için söylemiştim.
        Bunun dışında halkın ekseriyeti parti için demokrasi isterler ve siyasi partiler
        yasasının değişmesini canı gönülden isterler.
        Parti başkanlarının işine gelmiyor sadece.
        YOKSA BU KADAR UZUN YILLAR PARTİLERİNİN BAŞINDA KALABİLİRLERMIYDI.
        HERKES SADECE KENDİ İÇİN HUKUK,KENDİSİ İÇİN DEMOKRASI İSTİYOR DEMEK Kİ.

  8. Siz siz olun evinizde veya işyerinizde ya da küçüklerin yanında hangi tv kanalını açık tuttuğunuza, masanıza hangi gazeteyi serdiğinize çok dikkat edin! Çünkü kıçıkırık medyamızın kalitesi, etkisi ve halleri ortada.
    Özür dileyerek bir “örnek” veriyorum:
    Fatih Altaylı
    14.04.2020 – 12:04
    “Faili meçhul bir olay”
    Türkiye Covid 19’u bıraktı bambaşka bir önemli meselenin peşine düştü.
    “Kim…

  9. Vakti zamanında padişahın biri kendine , eşi benzeri olmayan bir dalkavuk bulmak için ülke çapında ferman yayımlamış . İmtihan günü , müracaat edenler , sırayla padişahın huzuruna çıkmaya başlamışlar. Padişah her gelene ” Sen iyi bir dalkavuğa benzemiyorsun ” diye sordukça adaylar da ” Aman Sultanım , olur mu hiç ! Ben bu işi çok iyi bilirim ,benim üstüme yoktur , kimse elime su dökemez ” gibi cevaplar veriyor ancak hepsi de elenip çıkıyormuş. Nihayet başka bir aday huzura girer ,padişah ona da aynı şekilde sorar.Dalkavuk
    -Hakkı aliniz var , efendim , ben iyi bir dalkavuk değilim , der ! Padişah bu sefer ifade değiştirir ,
    – Yok , yok sen iyi bir dalkavuğa benziyorsun ! Dalkavuk cevap verir ,
    -İsabet buyurdunuz Sultanım ! Evet ben iyi bir dalkavuğum!
    Padişah bu cevap üzerine kesinlikle aradığı en iyi dalkavuğu bulduğuna emin olur ve ,
    -Aferin , dalkavuk dediğin işte böyle olur , seni beğendim der.
    Baki selamlar.

  10. Hamza bey, sosyalmedya kapatılamaz buyurmuşlar; onu değil de darbe ürünü yüksek/üst kurullar ve vesayetçi kurumlar kapatılsa nasıl olur diyorum?
    Yalnız ulusal güvenliğimiz intronet şart!
    Yoksa hoca nasreddinin türbesi bile daha güvenlidir, ona göre:)

  11. Şu soru geçmişte özellikle bazı sosyalist düşünürler arasında tartışılmıştı.

    Spartacus kölelik düzenine karşı olduğu için mi yoksa kendisinin köle yapılmasına itiraz ettiği için mi Roma’ya savaş açmıştı?

    Bu sorunun cevabını tam olarak bilemiyoruz. Fakat 2000’lerin başlarında Türkiye’de ‘vesayet düzeni’ ne savaş açan Erdoğan’ın bu düzene karşı olduğu için değil kendi vesayet düzenini kurmak için savaş açtığı ortaya çıkmıştır.

    Erdoğan devlete dayalı bir vesayet düzeni kuramayacağı için, devlet içindeki vesayet savaşında galip çıkanlara yanaşıp takkeli bozkurt olarak vesayet ortağı olmuştur. Diğer aktörleri pek bilmiyorum fakat Akar-Bahçeli-Erdoğan üçlüsü vesayetin vitrindeki aktörleri olarak gözüküyor.

    Ne 28 Şubat bin yıl yaşadı nede 15 Temmuz bin yıl yaşar. Vasat ülkemin yeni vasat vesayetçilerinin de sonu yaklaştı. Sanırım asıl sorun vesayetten daha derindeki vasatlıkta.

    Vasatlık rejimine karşıyım. Liyakati savunuyorum !

  12. Eski türkiyenin hastalıklı bünyesinden arta kalan(kılıç artığı) sarı sendikalar, odalar, barolar, yüksek kurullar, üstkurullar, yarkurullar… sayın yazar bizden iyi hatırlar bu yüksek yüksek odaların içini dışını, medyadaki ve diğer alanlardaki tüm çeteler federasyonunun fabrika ayarlarını!
    İzmir depremi olduğu gün burda tmmob başkanı neyle meşgul diye kendisinden bir alıntı yaptım; alkollü içeceklerdeki kdv oranlarının düşürülmesi için kelle koltukta mücadele ediyordu…
    Bakıyorum herkes pek bir dikkatli pek bir hassas, elde kalkülatör eti senin kemiği benim habire kar maliyet analizleri döşeniyor; istifa haberlerini veriş hızına göre bir cerrah titizliğiyle medyamızın ne mal olduğu ayrıntılı şekilde tahlil ve teşhir ediliyor…
    Şaptılar, şeker oldular!
    Yüksekkurul cezalarını yüksek bulan ama kimi mahkeme kararlarını da az bulan, çok bilmiş arkadaşlarımıza soru:
    Bugüne kadar bir kez olsun; aym, yök, rtük gibi darbe ürünü tüm yüksek kurulların ve vesayetçi kurumların kapatılmasını önerdiniz ya da dile getirdiniz mi?
    Efendim?
    Otoriteye saygılı mı olunsun?
    Yahu onu ben de biliyorum; ama en azından darbe kalıntılarını diyorum, kapatsak neyiniz eksilir?
    Hini hacette lazım mı olur?
    Kalsınlar o zaman…

  13. KILIÇDAROĞLU’NA BİR ÖNERİ :
    İktidarın normalde sorumlu olduğu ve kendisi dahil hiç alakası olmayan kişilerin suçlandığı tüm sonuçların sorumlusunun kendisi olduğunu açıklaması.
    Yani enflasyonun da, bütçe açığının da, çarçur edilen 2,5 trilyon doların da, Cumhuriyet tarihinin tüm birikimlerinin özelleştirme adı altında peşkeş çekilmesinin de, yap işlet devret projeleri altında geleceğimize konulan ipoteklerin de, sağlık , eğitim ve adalet sistemindeki sorunların da kendisinden kaynaklandığını açıklaması.
    Devamlı şekilde tüm sorunların kaynağı ve sorumlusunun kendisi olduğunu açıklamasını öneriyorum.
    Sonuç ne mi olacak?
    İktidar far yemiş tavşan gibi kalacak.
    Ancak temel soru, muhalefetin bu sonucu isteyip istemediği.

    • hocam bu önerinizin pek işe yarayacağını sanmam. çünkü, CHP’nin 6 büyük ok’unu alıp onlardan çok sayıda küçük ok yapıp CHP’ye aralıksız fırlatıyorlar. dediğinizi yapsa Kılıçdaroğlu yaptıklarını itiraf ediyor diye kara propaganda yapıp hapse bile atanlar.

      havuz medyasında bir ajan söylemi tutturmuş gidiyorlar. İranda muhalefet iktidarı ajanlıkla suçluyor Türkiyede de iktidar muhalefeti.

      sabah yazarı agent, distribütör gibi kelimelerden ajanlık manası çıkartıp dışarıdan politika ithal edenler siyasetin distribütörlüğünü yapıyorlar deyip duruyor.

      hakikaten de böyle bir durum varsa yabancı ülkelerin siyasetçileriyle, yabancı istihbarat örgüt başkanıyla görüşenler yapıyorlardır herhalde bu dağıtımı.

  14. 28 Şubat sürecinde okuduğum köşe yazısında ingiltere’de genelkurmay başkanının ismini sokaktaki vatandaşın çoğu bilmez diyordu ben o zaman çok şaşırmıştım aradan geçen yıllarda Türkiye’de de böyle oldu ben okuyan bir insan olarak genelkurmay başkanının adını bilmiyordum bu yazıda öğrendim demokrasilerde böyle olmalı bence Ali Mahir Ünal iyi bir sakız üretti.

  15. Yazıyı okuyunca üstüme bir ağırlık çöktü, yine mi başa döndük? Yinemi birileri incili kaftanlarını giyecek, ikna odaları kurulacakmı, kanlımı olsun etiniz çok pismişmi seversiniz, aslanlar gibi satarız, birsürü anlamsız kelimeler geçti gözümün önünden.
    Tv’lerde hızla alt yazılar geçer, bunlara bakarken uyursun çünkü kayan yazılar ve yanıp sönen ışıklar (disko ışıkları) bazılarını olumsuz etkiler. Rtüğe yazdım, bu islerle ilgilenmiyorlardı herhalde.
    Bir tiksinti geldi içime, akşamda cem uzanı izledim TV de. belkide binbir iftira attılar, ve adam Fransa da tatilde. Tansu hn ne güzel bir başbakanımız dın sen. Meshut rahmetli oldu, Erbakan hoca derin izler bıraktı.
    Hey yüce Allahım sen bize acı, bize merhamet et, yusufu kuyulardan çıkaran Rabbim bizlere bir ömür içinde tekrar tekrar dejavu mu yasatıyorsun?
    Bunları gelecek nesiller yaşamak zorunda mı?
    Bir insan diyelim 19 yasında bir kızla evlenmeye kalkıyor! Kendi 45 yasında, evde nikahlı karısı, çocukları var, torunları var, 23 yasında kızı var!
    Spiker soruyor: “kızını birisi senin yaptın gibi alıp evine kuma yapmaya götürse ne düşünürdün?”
    Bende herkese soriyrum:
    Çocuklarımız/nız sizin yaşadıklarınızın yarısını yaşasa; 12 Eylülü değil 15 temmzu,
    Altmış ihtilalini değil 28 Şubatı vb bile tekrar yaşansa!
    Buna bile kim razı gelir?
    Herşey bu yaştan sonra, çocukların geleceği, vatanımızda ailemizle huzur içinde yaşamak için değil mi?
    Vatanını, evini bağını, bahçesini, işini, geçmişini, anılarını bırakıp, denizlerde boğulan minicik yavruların cansız bedenleri gözünüzün önüne hiç gelmiyor mu?
    İnsan yapılan yanlışlardan ders çıkartır. Bireyler tek basına birşey yapamayabilir, birlikler, sendikalar, partiler kurulur.
    Benim oyumla beni, mülkümü idare etmeye yetki verdiğim kişiler ne kadar bilgin alim olsa da, referandumla vb yollarla (internetin varlık icinde yokluk çağındayız gerçi) benim tercih ettiğim nedir formaliteden de olsa sorup ondan sonra yapsın isterim.
    Tramptan yardım istersen kendin için iste, benim için değil mesela derim.

    • Matineci arkadaş “Yazıyı okuyunca üstüme bir ağırlık çöktü, yine mi başa döndük?” demiş de; yahu aylar yıllardır şurda diğer kopillerle birlikte en başa dönelim, fabrika ayarlarına dönelim diye ötüp duran sen değil miydin?

    • Matineci arkadaş bence biraz abartmışsın; yukarda bahsettiğiniz minicik yavrular “Vatanını, evini bağını, bahçesini, işini, geçmişini, anılarını bırakıp” açık denizlerde yunan üniforması giyip alman donanmasına “hizmete” devam ediyorlar, enseyi karartmayın yani!

  16. Fehmi beye katılıyorum.Bir takım sivil toplum kuruluşlarının Hulusi Akar ve TSK komuta kademesine destek ziyaretinde bulunmasını
    fazla abartılı buluyorum.En fazla ilgili vekili eleştiren yazılı bir açıklama yeterli olurdu.

    Adı geçen vekil özür diledi mi,dilemedi mi bilmiyorum.Özür dilemedi diyenler de var.
    Ama şayet özür diledi ise tartışmayı sürdürmek gerekmez.Çünkü özür, ortada telafisi imkansız bir durum yoksa yapılan hatanın üstünü büyük ölçüde örter.

    Fehmi Bey’in de değindiği gibi siyasiler rakiplerini yıpratmak için bu tür olayları rakipleri aleyhine kullanmak isterler.Ama işvereni,esnafı,
    işçiyi temsil eden sivil toplum kuruluşlarının
    daha itidalli davranmaları gerekirdi.

    Şunu da ilave etmek isterim:CHP’li vekilin sarfettiği sözü 28 Şubat’ta Refah’lı bir vekil,
    ya da 2010 yılından önce Ak Parti’li bir vekil sarfetseydi kesin partileri hakkında kapatma davası açılırdı.

  17. Bu dönemin her anı unutulmaz bir resim.
    Borsa istanbul yönetim kurulu üyeleri bu dönemde 18.000_24.000 tl arası huzur hakkı alıyorlar. Pek çok farklı yönetim kurulunda üye olanlar var, hepsinden ayrı maaş alıyorlar bundan da gelir vergisi ödüyorlar, ödüyorlardı yanlışsam düzeltin pandemi nedeniyle simdi bu gelirler vergiden muaf tutulmuş, şirketlerin kdv alacaklarını ödeyemeyip mahsuplaşmaya giden devlet simdi aylık geliri 100.000 tl leri bulan bu “garibanları”koruyor, bunu bi ara bilgi geçeyim Asıl patronun devlet olduğu bir yerle basladım söze ki bunun beşi bir yerdelerin yanında yani bu odaların yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı yanında devede kulak olduğunu söyleyebileyim. Bu insanların hayret edilesi huzur hakkı ve tasarruf hakları var, inanılmaz imkânları var ve bu dönemde yani pek çok insan için şartların son derece zor olduğu, herkesin birbirine ihtiyaç duyduğu bu pandemide halkın elini tutmamız gerekir, devlet baska yerlerden kesip halkı bu süreçte desteklemelidir diye bir yerlere gövde gösterisine çıkacaklarına bir milletvekilinin söylediği maksadı aşan bir sözde fırtınalar koparmak için arzı endam ediyorlar. Huzur hakları katlanarak çoğalsın iktidar başlarına gölge etmesin işleri rahat rahat görülsün diye. Gerçekten dün çok üzüntü veren bir duruş, unutulmaz bir resim vardı ortada. Neyse ki kayıtlardan ve hafızalardan silinmeyecek, bugün nasıl geçmişteki kimi olayı rahmetle, kimini hayretle anımsıyorsak bu resim de öyle anımsanacak sanırım.

  18. “…sivil toplum kuruluşu temsilcileri, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve TSK komuta kademesine destek ziyaretinde bulundu.” denilen metindeki uzun isim listesini görünce bakan ve komuta kademesine ikinci bir saldırıda(biyolojik) bulunulduğu hemen anlaşılıyor.
    Geçen günlerde sayın yazar izmirin uyanık belediye başkanının salgın döneminde bilmem ne çalıştayı davetine katılmayınca kendisini tebrik etmem gerekiyordu, kısmet şimdiymiş.
    Sonra da m.yazıcıoğlunun bindirildiği helikopter düştükten sonra kar boran dağbaşlarında sağ kalan muhabirin telefon şarjını da bitirebilmek için ntv santralinden peşpeşe binlerce kez arama yapılmasını hatırladım…

  19. Ender arkadaş çoğu zaman olduğu gibi bugün de bir dediğin öbürünü tutmuyor:
    “Türkiye’de sivil toplum olmadığı gibi sivil toplum örgütü de pek yoktur. Sivil toplum örgütü demek devlete karşı sivil toplumu temsil eden kuruluşlar demektir.”
    buyurmuşsunuz ki inşallah öyledir ve olamaz olsun da!
    Sonra da o olmayan “Sivil toplum bugün sesini duyuracak örgütlerden mahrumdur.” demişsiniz ki tamam, hatta beter olsunlar!
    Nihayet o olmayan sivil toplumun marum kaldığı örgütlerinin son durumu:
    “Sivil toplumun sesini duyurabileceği sadece sosyal medya kaldı geriye. Onu da yavaş yavaş yok etmeye yönelik sürekli adımlar atılmakta.”
    Eee?
    Adı var kendi yok beşinci kol faaliyeti örgütlenmelerinin aslında hiç sahip olmadıkları ama seslerini duyurabilecekleri tek mecra da yavaş yavaş yok ediliyormuş!
    Yav, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

  20. “28 Şubat’ diye adlandırılan ülkemizin en karanlık dönemlerinden birine ait”

    Ben bir 28 Şubat Mağduru olarak; o günler ile bu günleri mukayese ettiğimde. 28 şubat, zülmü, bu günlerden çok daha adeletli idi.
    Hiç değilse perinçek’ın emrindeki oyuncak kıdemli askerlere laf söyliyebiriyordunuz.
    Bunlara laf söylemek şöyle dursun insanlar ağzını dahi açmadan hemen kotese tıkıyorlar.

    24 yaşında hiç evlenmemiş bekar bir adamı sen çocuğunu dershaneye göndermiş’sın diyerek hapise atıyorlar adam ben hiç evlenmedım benim çocuğum yok bekarım desede fayda etmiyor aylarca hapis yatiyor.

    O zaman, Doğu Perinçek Askeriyedeki dostları ile birlikte sadece baş örtülü avcılığı yapiyordu.

    Şimdi, Erdoğan ve ekibinide yanlarına almışlar 1997deki Askeri kadroları tam takır hazır kuvvet göreve devam ediyorlar. 1997 ile 2020 arasında perinçek ekibinde tek bir fark var, zamanın askeri ekibi askeriyede aktif göreve’idiler, şimde hepsi emekli.
    Bunlar, Ülkede resmen TSUNAMI estiriyorlar.

    Devletin Kasasını bitirdiler milletın malına mülküne göz diktiler.
    Evleri olanları tesbit ediyorlar hemen sosyal medyada c başkanına ve bakanlarına hakaretten dava açiyorlar.
    Onlar için nasıl olsa davayı kazanmak çok kolay ekmek peynır gıbı

    Parası yoksa evine el koyuyorlar

    Ankaralı birine sosyal medya yazısından dolayı C Başkanına hakaretten izmirde arka arkaya 3 dava açmışlar.
    Bunlardan ilk iki davayı kayıp etmiş.

    Son davada; davacı şahsın hakaret yazısı tarıhı ve saatı ile birlikte davaliye teblığ edilince, diğer 2 davasınıde apar topar düşüemuşler.
    Çünkü son davaya sebep olan yazının yazıldığı tarih ve saatın’de kalp kızı geçirmiş hastahanede anju yapiliyirmuş onu isbatlayıp mahkemeye gönderince hemen önceki kayıp ettiğ davalaride düşrmüşler.
    Adam hem kalp kırızinden hemde evinin satılmasından o ameliyet sayesinde kurtariyor.

    O iki davalarında’da ben bunları yazmadım desede hayır sen yazmış arkasından silmişsin diyerek basıyorlar hapis ve para cezasına.

    Ya sendikacılara ne demeli. 1997 den butarafa çağ atlamışlar bakın! Bunlarmı işçı hakkiı savunacak?
    .

    • Haklısınız Nurdan Hanım ben de 28 Şubat döneminde sakıncalı/şüpheli personel olarak değerlendirildim ve çeşitli mobing ve sık sık atamalarla( 4 yılda 4 atama) çok sevdiğim mesleğimden 40 yaşımda ayrılmak zorunda kaldım.O zamanlar ordu hakkında neler söylendiğini gayet iyi bilen biriyim.O zaman benim gibi düşünen ve düşündüğü gibi yaşamaya gayret eden personeli gerek YAŞ gerek Res’en emekli gerekse istifa ve emekliye zorlayan komutanlar şimdi mevcut sistemin yılmaz savunucuları olduğunu görünce hayret ediyorum.Ve her şeyi Allah’a havale ediyor ve mahsuplaşmayı Mahşere bırakıyorum.

      • Kazım bey bu kadro davaları ve kıdem tazminatlarını mahşere taşımak bana pek iyi bir fikir gibi gelmiyor ama yine de siz bilirsiniz; yalnız bilirkişileri filan ayarladıysanız bari…

        • Yılladır uğraştık ama artık yoruldum,aile efradı tümüyle ( 3 evlat) psikolojik rahatsızlıklarla uğraşıyoruz.Bütün meseleleri Sayın Cumhurbaşkanımızla 2003 yılından beri görüşülüyordu.Sadece ben değil en az binlerce kişi bu sorunla karşı karşıya.Bu hikaye çok uzun.Belki baş başa olunursa daha net anlatılabilir.

        • Bizim davamız kadro veya kıdem tazminatı değil normal şartlarda vazifeme devam edip emekli olabilseydim şu anki maddi kazancımın 3 katı olacaktı.v E BU 22 YILDIR DEVAM EDİYOR.

          • Kazımbey en azından şu anki emekli maaşlarını tatminkar bulduğunuz anlaşılıyor, mutabık mıyız?

      • Kazim bey! Zalimlerın bu dünyada yaptıkları’nın cezasını çekmeden Allah CC canlarını almaz,..
        Şu an Perinçek’ın yanında halen ‘daha pisliklerine devam edenlerden birisini çok iyi taniyorum benim gibi nicelerinin canını yaktı. AMA esas Adelet sahibi onu ôğle bir canını yaktıkı yeşadığı sürece bir dakıka dahı aklından çıkmaz.
        Peki bana ne oldu?
        Türk halkının haklarını yiyenleri gördükçe kendime bu ülkede çocuklarımı kan emicilere harcatmama sözū verdim.
        Evvel Allahın izni ile bunu başardım.

        ABD seçimlerinde bizimkinin kadim dostu Trupin kazanmaması içinde canla başla çalıştım.. Çalıştım çünkü TC yi soyanlar buralarda yatırım yaptılar ve hemşerilerde dahıl hepsi karun kadar zengin oldular.
        Bir birey olarak bende buralarda onları ifşa ettmek için evvel Allahın izni ile ömrün yettiğı müdetce onlarla mucadele edeceğim.
        Allahı izni ile bunuda başaracağımadan eminim.
        Öğle diktatölükle ülkeyi batıranların şakşakcılığını yapanlarda dahıl Dünyaya rezil olmadan ölemezler, ve ölmesinlerki soylarından gelenlerinde Yüzkarası olarak fiziksel olarak olmasada lānetlenmeleri için bu Dünyada ebdei yaşasınlar.

        Yok öğle Din satanlara pabuç bırakmak.

  21. “..Ancak yine de, o geçmişin siyasi mağduru konumunda bulunan bir kadronun, karanlık bir yakın geçmişte yaşanmış yanlışlıkların günümüzde yeniden yaşanmasına göz yummalarını anlamakta zorlanıyorum.”..

    Böyle bir kadro var mı, “kadro” olarak hükümet ediyor mu? diye sorulabilir elbette.

    O menhus dönemin mağduriyetini üzerinde taşıyan kadrodan kim var iktidarda şimdi Allah aşkına? Ha, sadece Erdoğan bir kadro hükmündeyse-gücündeyse, böyle düşünülebilir. Benim hatırlayabildiğim kadarıyla o günün mağdurlarından yürütmede, bir Erdoğan var bir de M. Ali Şahin. (M. Ali Şahin yürütmede yetkisi olmayan ama Cumhurbaşkanlığı Y.İ.K. üyesidir.. o günün mağdur kadrosundan olanlar, şimdi ne AK Partideler -Arınç henüz partisinden ayrılmış değil- ne de hükümette bir görevleri var).

    Şimdi bir -mağdur-kadrodan bahsedilemeyeceğine göre, günümüz siyasetine başka okumalar yapmalı…

    Mesela, eski “beşli çete” adıyla meşhur mezkur örgütler, başkomutan sıfatıyla neden Sn. Erdoğan’a değil de; onu atlayarak Sn. Akar’a geçmiş olsuna gittiler. Denilecek ki, “canım ne var ki bunda, Milli Savunma Bakanı ve maiyetinde ordu komutanları da olduğu halde yapılacak olması gerekeni yaptılar”. Değil; bence bunda bir mesaj var.

    Malumunuz, erken seçim beklentisinin de olduğu bu hengamda kartlar yeniden karılıyor; siyasette taşlar yerinden oynatılmaya çalışılıyor. Bunun ilk işaretini Biden dönemine hazırlık için Erdoğan, kabinede değişiklik ve finans konusunda M.B. başkanını değiştirmiş, akabinde hukuk ve ekonomi de reform yapılacağı kartını açmıştı. MHP’nin karşı çıkışı, tehdit edilen CHP genel başkanı ve partililer, İBB Başkanı.. Akşener henüz tam anlamıyla topa giremiyor…

    Erdoğan’ın, belki parlamenter sistemde hükümet kuracak kadar bir desteği var halkta.. Cumhur İttifakın oy oranı yeniden seçilmesini sağlayacak çoğunlukta gözükmüyor. MHP ile arasına kara kedi gireli çok oldu ve en son Biden dönemine hazırlık olarak okunacak reform çalışması da MHP’nin vetosunu yedi. E, (mağdur) kadrodan kimse de yok Erdoğan’ın yanında. Erdoğan yeni seçime kendini nasıl hazırlayacak?

    Siyasette belki Erdoğan’dan boşalacak yer doldurulmaya mı çalışılıyor ne?
    Sn. Akar Cumhurbaşkanlığına mı soyunuyor? diye de insanın aklına gelmiyor değil yani.

  22. Sivil toplumun sesini duyurabileceği sadece sosyal medya kaldı geriye. Onu da yavaş yavaş yok etmeye yönelik sürekli adımlar atılmakta. Sosyal medya firmaları yüklü para cezaları, temsilci bulundurma zorunluğu, vergiler, vb. yaptırım mekanizmalarıyla yıldırılmaya ve ülkeyi terketmeye zorlanıyorlar. Yakında erişim engelleri, yavaşlatma, yasaklama gibi yaptımlar gelecek. Bunlar kanunlarla ve yönetmeliklerle yapıldığı için herşey hukuki gibi gösterilecek. O yüzden kurbağa yavaş yavaş ısıtılıyor. Yakında sivil toplum tamamen sessiz kaldığında iş işten geçmiş olacak. Bu konularda muhalefetin ciddi bir kampanya ile iş işten geçmeden halkı bilinçlendirmesi ve direnç göstermesine çalışılması gerekiyor. Demokrasi CHP, İYİ Parti ve diğerleri istediği için değil halk gerçek anlamda sahip çıktığı, demokrasi dışı eylemlere tepki koyduğu zaman gelecek.

    • sosyal medyayı kapatamazlar.(nokta)
      – sosyal medyayı kapatırlarsa mhp ve akp’liler nerde muhaliflere hakaret edebilecekler?
      – onlar muhalefeti sindirecek mecra bulamazlarsa akp- mhp nasıl iktidarda kalacak.
      – ayrıca, cımhurbaşkanına hakaret edenler nasıl bilinenilecek?
      – ak parti, “bizim değimiz sansürleri yapsınlar. olmazsa ceza keseriz. ordan gelen parayla yandaşları besleriz” diye düşünüyorlar.
      – sosyal medya şirketleri yerse bu numaraları ne ala.
      – yemezse, akp- mhp oturacak ceza dekontlarını yiyecek.
      – ayrıca işin daha farklı boyutları da var. sosyolojik boyutları, psikolojik boyutları var.
      – ak partiyi savunarak para ve makam elde edenler bu imkanı kaybederse, ak partiyi savunma içgüdülerini kaybederler. bu da epey bir kesimin ak parti ile bağının zayıflaması anlamına geliyor.
      – bu durumda, bu insanlar, olaylar karşısında kendi düşünce ve duygularına göre konuşma ve davranma alışkanlığı kazanabilir ki, bu durum akp ve mhp gibi (yani ideolojik) oluşumların ihtiyaç duyduğu karaktersiz ve satılık insan hammaddesinin azalması riskini getirir.
      – yazdıklarım şaka gibi ama değil.
      – üzerinde ciddi olarak düşünürseniz doğruluğunu kabul edersiniz.

  23. Sivil toplum bugün sesini duyuracak örgütlerden mahrumdur. Örneğin kanun yapıcı olarak meclisin işlevi sadece bir onaylama yerine indirgenmiş, meclis üzerinde kanun yapımında baskı aracı olarak kullanılabilecek sivil toplum örgütleri tamamıyla yok edilmiştir. Kanunlar bürokratlar tarafından yazılıp göstermelik komisyonlardan geçirilerek torba halinde çıkarılmaktadır. “Torba kanun“ ismi zaten bu sürecin ciddiyetsizliğini ortaya koymaktadır. Kanunlar el kaldır indir şeklinde geçirilmektedir. Bu vahim tablodan güçlendirilmiş parlementer demokrasiye nasıl geçileceği konusu daha somut bir şekilde ve halkı ikna edecek acil bir eylem planına dönüştürülmelidir.

  24. Türkiye’de sivil toplum olmadığı gibi sivil toplum örgütü de pek yoktur. Sivil toplum örgütü demek devlete karşı sivil toplumu temsil eden kuruluşlar demektir. İngilizcede “non-governmental organization” (devletle alakası olmayan örgüt) (NGO) olarak geçer. Bahsi geçen örgütlerden örneğin TOBB kanunla vergi toplayan bir örgüttür. Devletin bir koludur. Gönüllülük üzerine değil zorla üye yapar, iş yapmak istiyorsanız üye olmak zorundasınızdır. Bunlar karıştırılıyor ve maalesef pek bilinmiyor. Ülkemizde sivil toplum örgütlüleri olmadığı için devleti sivil toplum çıkarları ve faydası doğrultusunda yönlendirecek mekanizmalar da yoktur. Dolayısıyla demokrasi de bu anlamda yoktur ve işlevsizdir. Ülkenin geri olduğu tüm bu konularda şikayet ederek iktidara gelen AKP, 18 yıllık iktidarında hiç bir adım atmamıştır. Tam tersine bu yapıları tahkim ederek sonunda kendisi devlet olmuştur. Yada öyle olduğunu zannetmektedir. Sivil toplumu bitirdiği gibi önce meclisi işlevsiz kılmış, şimdi de siyasal partileri yok etmeye çalışmaktadır. Muhalefet de gerçek anlamda demokrasinin çıtasını yükseltecek gerekli eleştiriyi ortaya koyamamaktadır, demokrasi kavgası vermek yerine günlük kavgalarla ve söz dövüşü ile vakit geçirmektedir. Türkiye demokrasisi çok çetin bir sınavdan geçmektedir. Tüm demokratların güç birliği yapması ve bu tahakkümü yenmeye gayret etmeleri, ve başta halkı buna ikna etmeye ve eğitmeye çalışmaları gerekmektedir.

  25. Sayın Koru RTUK ün verdiği ceza son derece yanlış hele reformdan bahsederken bun un uygulanması çok büyük hata umarım bu yanlıştan dönülür. Fakat birde şu gerçek var :
    basın dediğin özgür olmalı tarafsız olmalı doğru haber yapmalı emir almamalı oysa Sn Berat albayrak istifa ettiğinde şuan ceza alan TV kanalı HABERİ VERMEDİİİ. İşlerine gelince basın özgür olacak işlerine gelmeyince emir komuta zinciri altında hareket edecek. Yook öyle dava .Bizim toplum olarak en büyük hatamız haksızlık sadece kendimize dokunduğunda ses çıkarıyoruz. zannetmeyelim ki şu an demokrat kılıfıyla ortalıkta dolaşıp ahkam kesenler yarın güç ellerine geçince aynı düşüncelerinde olacaklar .Maalesef belki şimdikinden daha despot olacaklardır. Zannetmeyelim ki şimdi iktidara usulsüzlüklerle ilgili saydıranlar o ihaleler kendilerine sunulduğunda pardon diyecekler hamuduna kadar götürecekler.Belli değil mi dün ülkeyi 10 15 sene yönetenler bugun muhalefet safhına geçince nasıl şakımaya başladılar.Peki dün neredeydiler neden konuşmadılar ?
    İşin özü TV KANALI dün susarak asli görevini yapmadı bugün o bedelin diyetini ödüyor.
    Ülke adına üzüldüm sadece .

    • ahmet bey,
      müsaade ederseniz bir düzeltme yapmak istiyorum.
      benim sosyal medyam olmadığı için,berat albayrağın istifa haberini o anda izlemekte olduğum kanaltürk fatih altaylının programında duydum ve kendisi haberi verip teyide muhtaç olduğunu söyledi. aynı gün ilerleyen saatlerde ise çok başarılı olduğunu düşündüğüm kübra par, kendisinin moderatör olduğu programda konuklarıyla bu haberi değerlendirdi.
      ilgili programları ilgili tarihle utube üzerinden izleyebilirsiniz…istifa haberi ”olabilecek en geniş şekilde” bu kanalda yer aldı, haksızlık olmasın diye düzeltiyorum, başkaca bir niyetim yoktur…
      o gün ben şahidim, susmayıp haberi yaparak asli görevini yaptığı için bu kadar büyük cezalar/diyetler ödüyor olabilir diye ayrıca da düşünüyorum, diğer düşüncelerimi kendi yorumuma yazayım, sizi meşgul etmeyeyim.
      selamlar.

      • ””Albayrak’ın istifası Türkiye’de bir numaralı gündem oldu, sosyal medyada yüz binlerce mesaj paylaşıldı.
        Buna rağmen haber kanalları ve ana akım medyaya bağlı internet siteleri istifa kararını henüz görmezden geldi.
        Yalnızca HABERTURK, internet sitesinde SAATLER SONRA Albayrak’ın istifa ettiği duyuruldu.
        TRT’nin yanı sıra A haber, Cnn Türk, HABER TURK, NTV, 24 TV, TGRT Haber, TV 100, Ulusal Kanal, Haber Global normal akışlarına devam ettiler. Muhalif kimliğiyle bilinen Fox tv de haber bülteni sırasında bu son dakika gelişmesi açıklanmasına rağmen bülten içerisinde yer vermedi.”
        Didem hn Haberturk bir sembol yarın Maberturk öbürgün zafertürk değişmeyecek ki habertürk yerine CNN türk olsaydı farkedermiydi .Sonuçta tüm birimler medyası hukuku ,sanayicisi işçisi hepimiz aynı hataları yapıyoruz derdim bu .Bugün hukuktan şikayet ediyoruz 28 şubatta hakimler askerler karşısında esas duruşta durmadı mı ? Ne oldu hukuk. Derdim bu acı ancak bize dokunduğunda hissediyoruz. oysa böyle mi olmalı ????

        • Ahmet bey,

          Yalnızca HABERTURK, internet sitesinde SAATLER SONRA Albayrak’ın istifa ettiği duyuruldu.

          derken bu bilginiz de doğru değil, müsaade ederseniz tekrarlamak isterim, Haberturk istifa haberi sosyal medyada duyurulduğu sıralarda, hemen hemen aynı saatler içinde _saatler sonra değil _ben fatih altaylı dan öğrendim _internet sitesinden_değil canlı yayından bilgi verdi. Aynı gece sonraki programda sayın Kübra par konuklarıyla ayrıca bu konuyu tartıştı. Bana kalırsa haberturk burada üzerine düşeni en doğru şekilde yapmıştır, uzun süre doğrulanmamış bir haberin üzerinde bu kadar durulması bile aslına bakarsanız şaşırtıcıdır.

          Ama n’olacak bu basının hali derseniz, çok tartıştık ve zannedersem daha çok tartışacağız.
          Selamlar,
          Saygılar.

  26. Habertürk’e ceza verilmesi çok çok yanlış.Ama vekil kesinlikle tüm ikaz ve müdahaleye rağmen özür dilemedi.CHP Li vekil orduya satılmış diyor siz iktidarı suçluyorsunuz.

    • diyelim ki orduya vekil satılmış dedi. kaç kişi bu nedenle öldü? kaç kişi vekil satılmış dediği için çocuklarını doğalgaz faturası ödememek için soğukta yatırıyor? kaç kişi, çocuklarının istediğini alamadığı için çocuklarına, “bu zararlı” diye ikna etmeye çalıştı.
      – Dün bir haber izledim. halk tv bir yerde ropörtaj yapıyor. bir kadın. 62 yaşında. ak parti kurulduğundan beri ak partiye oy verdim diyor. kocası da kendisi de kanser hastasıymış. 15 senedir kurban nedir unuttum diyor. poşetin içinde lastik ayakkabı varmış. lastik ayakkabı giydiğini söylüyor. Kadın birdahaki seçimde boş oy kullanacağını söylüyor. “kaydımı da sildireceğim ak partiden. ben devletime yine güveniyorum. ama artık ak partiye oy vermiyeceğim” diyor.
      – insan insanlığından utanıyor. fakat tabii insansa.
      – Siz namuslu olsanız, önce buna bunları dert edinirsiniz.
      – Adamın niyetinin orduya hakaret etmek olmadığını herkes biliyor.
      – siz namuslu insanlarsanız onlarla uğraşın. boşverin orduyu. ordunun yeterince konuşacak ağzı var. sitesi var. avukatları var. Üstelik de, burdaki ve “yok orduya ‘satılmış’ dedi” diyen kişilerin çoğu da biliyor milletvekilinin kastının ne olduğunu.
      – geçin bunları. ordu sokaktaki parasızlıktan intihar eden gariban değil.

    • bu dindar insanlar, öylesine çok dindarlar ki birtek Allah yetmiyor. mutlaka birden fazlasına ihtiyaç duyuyorlar.
      – kişileri putlaştırıyorlar, boş lafları pulaştırıyorlar, mekanları putlaştırıyorlar bu şekilde epey putları oluyor.
      – ordu, devler, osmanlı daha bunun gibi yığınla şey var. mesela necip fazıl da putlaştırılanlardan bir başkası. tabii gülenden bahsetmezsem, “hizmet hareketi”nden bahsetmezsem olmaz.
      – bütün bunları yaparken de bunları putlaştırdıklarının bile farkında değiller.

      • islamcılara putlaştırmak ile normal değer atfetmeyi nasıl ayırt edeceklerini de bilmiyorlar.
        – 2 tane temel farkı ayrım için kullanabilirsiniz. tabii eğer birtek Allaha taptığınızı zannederken aslında birden fazlasına tapıp tapmadığınızı kontrol için:
        – 1- iyi, doğru vb hasletler yakıştırdığınız şeyin kusurları, yanlışları da olduğunu düşünüyor musunuz yoksa bunlar hiç aklınıza gelmiyor mu?
        2- sizin, iyi vb gördüğünüzün eleştirilmesi karşısındaki tavrınız.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız