Hayal kırıklığı yaşamak istemiyorsak temel konularda hata yapmamalıyız

46
Damien Hirst'ün 2006 tarihli 'Human Voice' adlı eseri. Müzayedede 600 bin Sterline satıldı..

Dış politika benim ilk göz ağrımdır; günlük siyasi gelişmelere gözlerimi kapamasam da dünyada ve çevremizde neler olup bittiğini sürekli izler, bizim dış politikamızı da yakın takip altında tutarım.

Şu sıralarda beni şaşırtan iki dış konu var; onları paylaşmadan edemeyeceğim.

Önce Kosova konusu…

Dedem mübadele sırasında çoluk çocuğunu alarak Türkiye’ye gelmiş. Kosova/Prizren’den. Babam yeni yerleşilen ülkede, İzmir’de, doğmuş. Ailenin geride kalmış kolları var. Kosova Yugoslavya’nın bir parçası iken giden-gelen çok olurdu. Son yıllarda trafik daha da arttı. 

Kosova’ya ilgimin olması doğal.

Bu sebeple bugün gazetelerde yer verilen “Dışişleri Bakanlığı Kosova’yı en güçlü şekilde kınadı” haberi beni herkesten fazla ilgilendirdi.

Türkiye Kosova’yı İsrail’in başkent ilan ettiği Kudüs’te büyükelçilik açtığı için kınıyor.

Müslüman nüfusun yoğun olduğu bir ülke Kosova ve Kudüs’te büyükelçilik açan bu özelliğe sahip ilk ülke oluyor.   

Reklam

Yine de anlayamadığım bir nokta var: Kosova’nın İsrail’le yakınlaşması ve Kudüs’te büyükelçilik açma niyeti dün ortaya çıkmadı. Uluslararası arenada tutunacak dal arayan Kosova çok önce İsrail ile yakınlaşma girişiminde bulundu, Kudüs’te temsilcilik açma niyeti de en az iki yıl öncesine ait.

Arşivimde İsrail kaynaklı –Jerusalem Post gazetesinde çıkmış- konuya ilişkin çok sayıda haber var.

İlki Eylül 2018’e ait. Donald Trump aniden ABD adına Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan edince, bu gelişmeye ilk olumlu yaklaşım gösteren ülkeler arasında Kosova’nın olduğuna dair bir haber bu. Haberde ülkenin cumhurbaşkanı Haşim Taçi’nin İsrail ile diplomatik ilişki kurmaya ve Kudüs’te büyükelçilik açmaya hazır olduğu açıklamasına yer veriliyor.

Daha sonra (16 Ağustos 2020) iki imzalı bir makaleyle Kosova’nın önemi İsrail kamuoyuna aktarılıyor. Yazarlardan biri Kosova başbakanının danışmanı, diğeri İsrail ile ilişkili bir Amerikalı.

Bu yıla geldiğimizde, konuyla ilgili haberler birbiri ardına aynı gazeteye yansıyor. 31 Ocak, 14 ve 21 Şubat 2021 tarihli Jerusalem Post’ta Kosova’nın niyetiyle ilgili haber ve makaleler yer alıyor.

Anlamadığım nokta şu: Kosova’nın Türkiye ile başka bütün ülkeleri kıskandıracak kadar olağanüstü yakın ilişkisi var. Orada bir Türk askeri birliği de bulunuyor. Eğer Türkiye dost ve kardeş Kosova’nın İsrail ile diplomatik ilişki kurmasını ve ilişki kuracaksa bile büyükelçiliğini Kudüs’te açmamasını istiyor ve bunu kınanacak bir gelişme olarak görüyor idiyse, neden bunu iki yıl içerisinde dostça engellemeye çalışmadı?

Kosova ile bunu sağlayacak kadar bir yakınlığı yok mu Türkiye’nin?

Herhalde neden şaşırdığımı anlamışsınızdır.

Reklam

Ve Mısır konusu 

Son zamanlarda iyi gözle bakmadığı bazı ülkelerle Türkiye’nin yakınlaşma politikası var ve ben de bu yeni açılımı tasvip edenlerdenim. Dış politika duygularla yürütülmez, her ülke kendi çıkarları istikametinde başka ülkelerle ilişkilerini saygı zemininde yürütür. Bazen aralar şekerrenkleşse bile, geriye dönüş ve ilişkileri olumlu hale getirmek için kapı her zaman biraz açık bırakılır.

Mısır’la aramız Abdülfettah el-Sisi’nin bir darbeyle iş başına geldiği 2013 yılından beri açık. Mısır denildiğinde hepimizin aklına “Rabia” sözcüğü ve o sözcüğün devlet yetkilileri tarafından kullanıldığı sert açıklamalar geliyor.

Olsun, yine de arayı düzeltmek iyi bir şeydir.

Nitekim, AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerde “Oldu, olacak” haberleri çıkıyor, muteber köşelerde ve TV ekranlarında da ilişkilerin düzeltilmesinin yararları anlatılıyor.

Keşke öyle olsa.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, dün, aynı konuda şu sözleri sarf etti:

“Mısır’la istihbari, diplomatik ve ekonomik olarak zaten işbirliği sürecimiz devam ediyor. Bunda herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. En üst düzeyde değil de en üst düzeyin şöyle bir tık altında bu devam ediyor. Tabii gönlümüz özellikle ister ki, Mısır’la olan bu süreci çok daha güçlü bir şekilde devam ettirelim. Onun için de yapılan bu istihbari, diplomatik, bunun yanında siyasi görüşmeler netice verici olduktan sonra biz bunu çok daha ileri kademelere taşırız; çünkü Mısır halkıyla Türk milletinin ayrı olması söz konusu değil. Herhalde Mısır halkını Yunanistan’ın yanına yerleştirmek mümkün değil.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Rabia” sözcüğünü kullanmıyor bu açıklamasında.

[Türkiye ile Mısır arasındaki istihbarat işbirliği iki ülke arasındaki ilişkilerden bağımsızdır. İki ülkenin istihbarat örgütleri yöneticileri, aralarında ABD’nin, Avrupa’dan Fransa’nın ve bölgemizden de önemli birkaç ülkenin istihbarat örgütlerinin kurduğu Safari Kulüp üyeleridir ve ara sıra görüşürler. Safari Kulüp ile ilgili 10 Ekim 2017 tarihli yazımı okumanızı tavsiye ederim.]

İyi de, Türkiye’nin Mısır’la yakınlaşma arzusu neden o ülkede bizdeki kadar heyecanla karşılanmışa benzemiyor?

Nereden mi biliyorum? Medyadan. Dün ve bugünkü el-Ahram gazetesine bu gözle baktım, Türkiye’nin Mısır’la diplomatik ilişkilerini yenileme arzusuna dair haberlerle karşılaşmadım.

Kendisinden devlet ve hükümet bağları sebebiyle hep ‘yarı resmi’ diye söz edilen bir gazetedir el-Ahram. İçinde Türkiye’nin anıldığı iki yazı var bugünkü el-Ahram’da, ikisi de Türkiye’nin Suriye politikasını eleştiren yazılar…

Konuya ilişkin göz açıcı bir yazı dün Suud sermayeli Şark’ul Avsat gazetesinde çıktı. Tarık el-Humayed imzalı “Türkiye… Ve ağaçtan düşmek…” başlıklı yazıya garip bir üslup hakim. [Yazı gazetenin Türkçe sitesinde “Türkiye’nin dönüşü” başlığıyla yer alıyor]

Okuyalım:

“Türkiye yeni bir yol tutturmak istiyor, ama arzu yeterli değil; esas soru şu: Türkiye uluslararası yasalara, iyi komşuluk ilişkileri kurallarına uyacak ve bölge ülkelerinin iç işlerine müdahaleden vazgeçecek mi?” 

Yazar sonra Türkiye’nin Mısır’ın da içinde yer aldığı bölgeye dair politikasının kökünden değişmesi gerektiğini ileri sürüyor. İran’la yakınlıktan ve Müslüman Kardeşler örgütünü desteklemekten vazgeçilmesi de şartmış.

“İyi niyet yetmez” dedikten sonra böyle durumlarda kullanılan “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” sözünü de tekrarlıyor yazısında Tarık el-Humayed. 

Bu yola girildiğinde ilişkileri iyileştirmenin böyle şartları olabileceği herhalde hesap edilmiş, karar vericiler konulara kendilerini ısıtırken danışmanlarından görüş almışlardır.

[Tarık el-Humayed birkaç gün önce de (7 Mart tarihinde) “Sayın danışman.. Yavaş yavaş” başlıklı bir yazıyla Cumhurbaşkanı başdanışmanı unvanı da bulunan Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay’ın 3 Mart tarihli yazısına cevap veriyordu.Başlıktaki ‘yavaş yavaş’ sözcükleri Türkçe’den aynen alınmaydı.]

Kınamalar son zamanlarda sıkça yapılıyor; Kosova’yı hedef alan bir ilk değil. Kosova yönetimi Türkiye ile ilişkilerini İsrail’in gönlünü yapmak için herhalde bozmaz.

Mısır konusu daha da önemli. Umarım, hayal kırıklığı yaşanıp ara daha da fazla açılmaz.

ΩΩΩΩ   

46 YORUMLAR

  1. bana cevap yazdığınız ruhsal problemli yazınızın altinda yoruma cevap bölümü yok. Onun için öylesine yaziyorum.

    Tarif ettiğiniz bütün õzellikler sizde var. Kendinizi tarif ediyorsunuz ve bir numaralide İslam düşmanısınız çünkü yazdıklarınız’da zerre kadar gerçeklik yok.
    Siz 8 martan bu tarafa İslam dinine saldırmak için çatmadığınız kimse kalmadı.
    Yalniz siz kendinizi tarif ettiğinizin farkindamısınız?
    Yalan ben değil siz isminizi gizleyerek söylûyorsunuz.
    Fakat kim oldüğunuzu ilk anda anladım. Benim ve benim gibi Müslüman kadınların hakkıni korumak,savunmak, sizin gibi din cahillerini vazivesi ve haddi de değil. Gene yazayım Dinin(D) sini bilmiyen
    birisi buralarda gelip ahkam kesmesin.
    Benim yazim size değil sizi kendelerine muhattap alanlara’idi.
    Çünkü siz çılgina dönmuş boğa gibi aradan 10vgün geçmiş millete saldırıyorsunuz.
    Evet be sizle muhatap olanlara o yaziyi yazdım.
    Yarası olan gocunur.

    • ruhsal problemli yazı ne manaya geliyor ki
      sanırım ruhsal problemli birinin yazısı demek istedin
      peki uzatmayayım ruhsal problemli olduğumu söylediğini anlamış olayım
      ama senin sırf ruhsal problemli olduğumu söylemenle de ben öyle olmuyorum bilesin

      şimdi burada ruhsal problemli olduğuma ilişkin delilin nedir desem, ne yapacaksın, garry’nin tevsirinde okudum mu diyeceksin
      veya aşağıdaki yazımı mı göstereceksin yoksa,
      peh…

      oysa yalancılık yapmak aşikar bir ruhsal problemdir ve sen yalancılık yapıyorsun
      ayrıca konu saptırıyorsun, konuyla alakalı olmayan şeyler yazıyorsun,
      bunlar da ruhsal problemin başka dışa vurumlarıdır söyleyeyim

      yine isteseydin aşağıdaki yazının üstünden de devam edebilirdin, çünkü ben öyle yapmıştım, buna bir engel yoktu
      ancak öyle yaparsan konu bütünlüğü içinde yazdıklarının kabak gibi sırıtışı görünecekti, bu sebeple de ayrı başlık açıp asıl konudan uzaklaşmayı sağlamak istedin
      ama ben buna izin vermeyeceğim

      işte aşağıda şunları yazdım
      Yahya değilim
      din konusunda tartışma açmış ta değilim
      laf çevirme huyundan artık vazgeç
      sorum açık,sen de açıkça cevap ver
      BAŞKA KONU AÇMADAN
      sadece iddia ettiğin konuya açıklık getir
      sorumu tekrarlıyorum
      kadın hakları konusunda burada tefsir yazdığını söylediğin yorumcuları isim ve örnekleriyle buraya yazmazsan söylediğinde yalancısın

      evet senden sadece
      kadın hakları konusunda burada tefsir yazdığını söylediğin yorumcuları isim ve örnekleriyle göstermeni istemiştim
      gösteremiyorsan da yalancılığını ispatlamış olacaksın demiştim
      çünkü sen ana yazında:
      “kadın hakları olunca! Buradaki yorumcular! Sık sık Kuran’I Kerim’den örnekler vererek kendilerini haklı çıkarmaya çalışiyorlar…
      İslamda Kadın hakları’nı anlamadan bilmeden tevsirleri buraya yazmaları sadece tevsirleri tersten anladıklari…” demiştin.

      peki o kadın hakları konusunda tefsir yazdığını söylediğin kendilerini haklı çıkarmaya çalışan yorumcuların kim olduğunu örneklendirerek yazabildin mi
      hayır yazamadın
      ya ne yazdın
      oğullarına kadınlara saygılı olmayı öğrettiğini falan yazdın
      din konusunun siyasi ortamda tartışılamayacağını falan yazdın
      hemde miliyarlarca bütçe ile sadece sünlülere hizmet veren Dinaletin sözde mealini falan yazdın
      sonra sık sık yaptığın gibi Türkiyeli zihniyeti diyerek yine Türk düşmanlığı yaptın

      açıklar mısın bu anlattıklarının
      “kadın hakları olunca! Buradaki yorumcular! Sık sık Kuran’I Kerim’den örnekler vererek kendilerini haklı çıkarmaya çalışiyorlar….
      İslamda Kadın hakları’nı anlamadan bilmeden tevsirleri buraya yazmaları sadece tevsirleri tersten anladıklari” diye yuvarladığın,
      bu haliyle buraya yazan yorumcuları itham altında bıraktığın ve beni de, açıkça kadın hakları konusunda tefsir yazdığını söylediğin yorumcuların kim olduğunu örneklendirerek açıkla mahiyetindeki sormaya sevkeden meseleye cevap teşkil eder bir özelliği var mıydı

      yok tabiiki
      gerçekte bu yazdıkların ne anlama geliyor peki
      cırt anlamına geliyor tabiiki
      başka bir deyimle dam üstünde saksağan
      başka bir deyimle de altta kalmamak için laf kalabalığı yapmak anlamına geliyor

      bilmiyorum en iyiniyetli düşünüşle
      konuya odaklanma problemi de yaşıyor olabilirsin
      az düşünüp çok konuşan insanlarda bu problemin olması doğaldır da

      ne diyim o zaman ben sana,
      yazmadan, konuşmadan önce bin düşünüp
      daha az
      ama doğru düzgün konuşacak, yazacak şekilde
      Allah ruh sağlığı versin
      cehaletinin farkına vardırsın bir de
      demiş olayım yine de

  2. “Dedem mübadele sırasında çoluk çocuğunu alarak Türkiye’ye gelmiş.”
    Bu ifadede bir yanlislik olmali diye dusunuyorum.
    “Mubadele” bildigimiz kadari ile, Turkiye ve Yunanistan arasinda, karsilikli mutabakatla, Istiklal Harbinden sonra oldu.
    Balkan gocmenleri ise, cok buyuk cogunlugu ile, Balkan Harbi sirasinda ve sonrasinda yasanan buyuk Katliamlardan kacarak kurtulabilenler.

  3. $15+20=35 moloy (dolar) her ne kadar ($) işaret dolar anlami versede anlamiyan olabilir diye prantis içerisinde tekrar yazdım.

    Bungün 15 Mart 2021 5 gün sonra Biden göreve başliyalı 60 gun olacak, bizimkilerin kulağı biden’dan gelecek telefonu bekliyor. Obama başkan olduğunda En ilk ziyareti Türkiye ve mısırdan başlamıştı, bu 2 ülke dünya için çok õnemli ülkeler. Nerden nereye savrulduğumuz’u göremiyecek kadar kör bir halk olarak daha çok öteriz.
    15 miliyon dolar ile (aslında 20 mıliyar dolar) doların hikayesini Mayista Halkbank mahkemesi bittiğinde yazarım.
    Bu devırde halkını Dünyada’n bey haber bir halk yapmak benim diyen cambaz başaramaz! Bizimkiler Hemde Ummet liderimiz bunu çok güzel başardı…!!!!?????

    Not: ben dini konularda bilgim olsa dahi hiç tartişman hele bizim millet ile kesinlikle bu konuda mihatap olmam.
    Fakat konu kadın hakları olunca! Buradaki yorumcular! Sık sık Kuran’I Kerim’den örnekler vererek kendilerini haklı çıkarmaya çalışiyorlar.
    onlara tavsiyem, Kuran’I Kerim’in meâlini müslüman olmayan GARRY WILLS ‘ten dinleseler özeliklede Kadın hakları konusunu.
    İslamda Kadın hakları’nı anlamadan bilmeden tevsirleri buraya yazmaları sadece tevsirleri tersten anladıklari veya anlamadıkları ortaya çıkıyor. Oysaki düşüne bilen bir okur bir tevsiri okurken onun esas anlamını açıklayıp açıklamadığını hemen anlar. Mâalesef bizde bu özelik yok.

    Garry Wills ‘in videosu.
    https://m.youtube.com/watch?v=ulK5re6b52g

    Nurdan

    • şu kadın hakları konusunda burada tevsir yazadığını söylediğin kendilerini okuma şansı bulamadığımız yorumcuları prantis içinde yazsan da kendileriyle bir mihatap olsak.
      bu garry denen müslüman olmayan tevsirci senin yazıları da tevsir edebiliyor mu ki.

    • unutmuştum,şimdi hatırladım
      geçende yalancı olduğumu ispatla demiştin ya bir yorumcuya
      o kadın hakları konusunda burada tevsir yazdığını söylediğin yorumcuları isim ve örnekleriyle buraya yazamazsan,işte ben senin palavracının teki olduğunu ispatlamış olacam, çaktın mı şimdi köfteyi. bi daha hatırlatayım,ispatlamazsan palavracılığın ispatlanmış olacak.nokta.

      • Siz Yaha bey’misiniz? Eğer o iseniz benim size cevap yazmama gerek kalmadı. Benim yerime başka bir yorumcu yazmış.
        Ben bu yorumu yazarken sizin yorumunuz daha yayınlanmamıştı.
        Benim yorumum ile ayni anda yayınlandığı içın tekrar bir yorumla, benim muhatabım siz olmadığınızı yazdım.
        Özeliklede din konusunda tam bir Türkiyeli zihniyetsınız. Kendinden olmayan tu kaka diyecek zihniyet.
        Din konusunda hiç kimse ile tartışmam.
        Hele dini d’sinden haberdar olmayan din cahilleri’ni hıç muhatap almam.
        Herkesin inanci kendini ilgilendırır ve kimsenin inancinada birileri kalkip hakaret’de edemez.
        Nurdan
        $15+20=35 miliyon
        15 Mart 2021 At 17:04

        $15+20=35 moloy
        yahya özal
        15 Mart 2021 At 16:12

        • Hayret yaa! Bacı rumuz değiştirmiş. Ben de nereye kayboldu diyordum. Ama hesap hatası var. Keşke bir tek hata olsa.`Yaha` diyor bacımız. Gülermisin ağlarmısın😄. Şu türkçeyi biraz olsun düzeltemedi gitti. Bu iş ya `Yahya` olur ya da `Yaya` olur. milliyon halk arasında `milli yapıyorsun` demenin kestirme yoludur. Olacaksa milliyon olmaz milyon olur. 15 dolarla 20`yi toplarsan 35 milliyon etmez. Baştan aşağı yanlış. Ne bu yaa! Hayret!

        • Yahya değilim
          din konusunda tartışma açmış ta değilim
          laf çevirme huyundan artık vazgeç
          sorum açık,sen de açıkça cevap ver
          başka konu açmadan
          sadece iddia ettiğin konuya açıklık getir
          sorumu tekrarlıyorum
          kadın hakları konusunda burada tefsir yazdığını söylediğin yorumcuları isim ve örnekleriyle buraya yazmazsan söylediğinde yalancısın
          bekliyorum
          iddianı ispatla
          başka türlü bir cevapla
          sadece
          yalancılığını ispatlamış olacaksın

          • Ben bu yazıyı! Yahya Beye sert tepki verenler için yazdım.
            Kuran’I Kerim’in meâlini noksan yapanları savunurcasına verilen tepkilerin ve din konusunda tartışmanın doğru olmadığını üstelikte bu tartışmalarına kdaınlar’ı Yücelten bir dini tartışmaya Kadınları alet etmeleri’ne karşı tepki yazı yazdım.
            Tartışmak,yerine o ayetlerın esas meâlerini yazarak cevap vermeleri gerekirken, burada günlerce tartışmalarına tepki gõsterdim.
            Şimdi isim’mi istiyorsun?
            O tartışmaya normal tepki değil! sert tepki vererek tartişmayı uzatan’lari 8 Mart Tarihli yazı ve sonrasında’ki tartışanları! 8 mart tarihli yorumculari okuyun ve kendi gözünle görün…
            Ben isim vermem.
            Ha korkuyirmuyum? Tabıki hayır!
            Dinler konusu hasas konulardır… onun için bildiğini geniş bir şekilde anlatma imkanın yoksa en iyisi ona cevap vermemek.
            Yahya bey! Kuran’I Kerim’den örnek gõstermiş, hemde miliyarlarca bütçe ile sadece sünlülere hizmet veren Dinaletin sözde meali.
            İslamın kadınlara verdiği hakları ben kendi ailemde yaşatiyorum.
            2 çocuğum”un ikiside erkek! Onlara Kadın’ı İslamdaki haklarını ayrintıları ile öğrettim.
            Örnek: Çocuklaıma “Dinde ,hanımlarınız değil! siz anne, babanıza, bakmak, ve saygılı olmak, zorundasınız.” Fakat,eşleri beni sevmek ve saygı duymak zorunda olmadığnı anlattım.
            Din konusu her yerde heleki siyasi bir ortamda tartışlmaz..
            Dindar birisi bu gibi yazilara sert tepki vermez ve uzatmaz. İngilizce biliyorsanız. Verdiğim linki dinlemenizi tavsiye ederim.
            Nurdan.

          • 8 mart tarihli yazıları bir kez daha okudum
            sonrakileri de biliyorum
            Yahya Özal’ın meal alıntılarına bir tek H.K cevap vermiş ve yazdıklarının kadın hakları konusunda tefsir yazmakla hiçbir alakası yok
            Yahya özal’ı kastetmediğini da kendin söylüyorsun

            yukarda yazdıklarında ise şunlar var
            “kadın hakları olunca! Buradaki yorumcular! Sık sık Kuran’I Kerim’den örnekler vererek kendilerini haklı çıkarmaya çalışiyorlar.

            İslamda Kadın hakları’nı anlamadan bilmeden tevsirleri buraya yazmaları sadece tevsirleri tersten anladıklari”

            şimdiki yazın şu yazdıklarına ne karşılık geliyor ne de bir cevap veriyor
            tam bir kıvırtma hali
            sadece yalancılığını pekiştiriyor

            geveze insanlar günlük hayatta laf kalabalığına getirip karşısındakini serseme çevirirler
            yazı hayatında ise yazdıkları ortada olduğu için o laf kalabalığı hiçbir işe yaramaz
            uzun süredir takibimdesin
            sıkıştığın yerde laf kalabalığıyla saçmalıyorsun
            ve yukarıda yaptığın gibi yalana da başvuruyorsun
            şimdi bu laf kalabalıklarıyla bizi serseme çevirip aptal ettiğini mi sanıyorsun

            senin gibi cahil muhalifleri olması işte Tayyib’in en büyük kazancı
            senin gibilerin doğrunun içine katıştırdığı aşırılıkları
            yalanları
            yanlışları
            insanların gözünde onun gibilerin yanlışlarının da üstünü örtüyor, hafifletiyor
            yaptığın işten utanacağına
            çıkmış yine laf çeviriyorsun
            sen ıslah olmazsın

  4. Bana laf atanlara verdiğim yanıtlar önce yayınlanmamaya şimdi de yanıt veremeyecek şekilde engellenmeye başladı. Bu durumdan Ekrem Koru beyin haberi varmı bilemem. Oysa burada adıysa sanıyla ve düşünceleri ile gerçekten var olan biriyim. Bazıları gibi ne rumuz ne de ne olduğu belirsiz takma adlar kullanıyorum. Bunun ayıbı asla benim değildir. Köprüden geçinceye kadar ayıya demek, amaca ulaşmak için her türden aşağılık uygulamaya boyun eğmek veya mübah görmek benim kitabımda yazmıyor. Kimlerin yazdığını da iyi bilenlerdenim. Kimseye hakaret etmem, herkese (bu dinciler oluyor genellikle) Kuran meali ile yanıt veririm. Kimseye sen şusun, busun demem. Zaten çoğunluğu ne olduğunu biliyordur. Aynı yorumlarımı engelleyen, yanıt vermemi engelleyen gibi. Çünkü bana verebilecekleri mantıklı bir yanıtları yoktur. Ama haklılar; hani derler ya “Ben demek kör şeytanlıktır”. Ben şeytanın gözlüklüsüyüm. Merak ediyorum bu mesajımı yayınlayacak kadar yürekliler mi?

    • Yahya bey sizin yazdığınız sadece tercüme kısmı. tefsir kısmını okudunuz mu acaba? çünkü bu konu çok konuşulan ve çok bilinen bir konu. Ayet’e konu hadise olayın bütün yönlerine hakim bilginlerce açıklaması yapılmış bir konu.

      kaldı ki diyanetin tefsiri çok genel de kalmış, olayın detaylarına yeteri kadar inmemiş. bu konu bütün detaylarıyla çokca bilinen bir konu. başka kaynaklardan da daha detaylı tefsirini okuyabilirsiniz.

      ben baktım internette de yeteri kadar izahat var.

    • Yahya bey,merhaba! Sizin kadınlar günü vesilesi ile buraya aktardığınız tevsirler! Hakikaten sizi haklı çıkarıyor!”AMA” o yalnışlık sizde değıl o tevsirleri yapanlarda. Oysaki İslam 14+ asir önce kadınlara verdiğı hakları’n tamamını Peygaber SAS dönemi hariç şimdiye kadar hiç bir ülke uygulamadı.
      Size! tevsirlerdeki yalnış anlamlar veya anlamlar,ile ilgili bir örnek vermek istiyorum.

      Geçen gün küçük oğlum Türk bir islam professor’nun 1 ayetin hem Türkçe hemde İngilizce tevsirini bana gönderdi ve ikisi arasındaki çelişkıyı sordu.
      Ben, hemen Tevsircisi Türk olmayan yabanci birisinin İngilizce tevsirini gõnderdim.
      Bizim islam professor’unun İngılızce tevsiri o ayeti şöyle çevri yapmıştı, Tevrata ve Incile inanmayıp onlar gibi yaşamasanız cennete giremessiniz.
      Tek bir kelime o ayeti tersine çevırmış.
      Diğer ingilizcesi o kelime yerine başka bir kelime kullanmış ve o ayeti’n iniş sebeplerini destekleyen diğer ayetleri hem eklemış hemde numaralarını vermiş.
      Maalesef, biz hemen kızan bir millet oldüğümüz için veya yalnışları düzeltecek bilgimiz olmadığı’dan dolayı kendımızı haklı çıkarmak için hemen kavga ediyoruz.
      Ben aslında yukardaki yorumu yazmayacaktım fakat bizdeki din her ortamada kendilerine alet eden dincilerin buralarda Kuran’I Kerimi kullanarak kendilerini haklı çıkarmaya çalışmaları gerçekte hoş değil.
      Allahu Taâla kulları ve yaratıkları arasında ayrım yapmaz.. eğer biz bunu düşune bilsek o zaman Dinbazların Tevsirde dahil hıç bir yalanına inamayız.

      Kardeşim siz akkılı birisiniz! Erdoğana oy veren cennete gider diye fetva verenlerin tevsirlerine nasıl güvenebiliyorsunuz?
      Benim yukardaki yorumum sizin yorumunuza cevap değil burada trollerin her ortama Kura’ni Kerim’i alet ettmekeri ve edenler için.

    • Sn Yahya Özal senin şahsına laf atan yok. Sende o psikoloji varken sana öyle geliyor olmalı. Durup dururken yazdıklarınla şeytanlık yapar, müslüman mahallesinde salyangoz satarsan “Aman lazım değil, git işine. O tür işleri Fransa’da Charlie Hebdo yeterince yapıyor. Dini anti-propoganda yapacak burayı mı buldun” şeklinde düşünerek yanıt verenler çıkar. Sen ise psikolojik durumundan ötürü hala yanıt veremezler diyorsun. Sızlanır gibisin. Kaç seferdir “ben şeytanın gözlüklüsüyüm” diyorsun. Daha ne olsun? müsade etmişler ne olduğunun reklamını yapıp duruyorsun. Daha önce de megaloman olduğunu yazmıştın (https://www.ocakmedya.com/din-faydasiz-bir-sey-mi/ ). Mantıklı yanıtlar almışken hala niye yanıt veremezler diyorsun. Vermişler işte. Kendine yazık etme, şeytanlığı bırak; o enerjini daha pozitif olarak kullanmağa, topluma yararlı olmağa bak.

  5. ahmet bey,
    yorumlarında yolsuzluk konusuna çokça vurgu ve atıf yapan birisi olarak
    “İktidarın bu türden uygulamaları karşısında yeri göğü ayağa kaldıranlar, İzmir belediyesinin Enver Aysever’in adresine teslim ettiği bu ihaleyi görmezden geliyorlar.”
    siteminiz nedeniyle cevap yazıyorum, bir parça üstüme alınmış olabilirim.

    “İzmir Büyükşehir Belediyesi, 18 günlük bir “okuma-yazma ve yazarlık atölyesi” düzenlemeye karar vermiş.”
    sayenizde haberim oldu, biraz yoğun sayılırım bu ara. şehrimde olup bitenleri takip edemedim. oldukça faydalı bir çalışmaya benziyor, mesela ben konuşurken kendimi çok daha iyi ifade ediyorum yazmak hayli sıkıntılı bana göre, vaktim olsa yazarlık dersi almak çok isterim.

    “Bunun için de ihaleye çıkmış.”
    iyi bir şey değil mi? teklif usulü değil en azından.

    “Yükleyici firma, hangi firma olursa olsun…

    İhaleyi Enver’in kazanacağı baştan belli demek.”
    bir ihale varsa bu en az bedelle yaptırılmalıdır, kimse parayı cebinden ödemiyor, milletin parası bu, en doğru şekilde harcanmalıdır. yolsuzluğu eleştiriyorsak bunu bir grup yaptığı için değil, o grup nedeniyle değil, iş yanlış bir iş olduğu için eleştiriyoruz.

    “18 gün için alacağı para:

    238 bin 500 lira…”
    şimdi bu tür çalıştaylardaki ücret skalasını bilmiyorum. aynı değerde/birikimde bir başkası 18 günlük bir çalışmayı kaça yapıyor benim bilgim yok. daha aza yapılıyor ise fazladan verilen her kuruş milletin parasına ihanettir. ben eğitime çok büyük paralar harcamış ve her kuruşuna değdiğini düşünen biriyim, ama halkın her şeyi en doğru fiyattan alma hakkı vardır.

    ahmet bey,
    bir ülkede en baştakiler adaleti sağlamıyor, yolsuzluklarla, israflarla ülkeyi yönetiyorsa bu dalga dalga devletin diğer kademelerine , tabi olarak belediyelere, hatta halka sirayet eder. ülkede bir ahlak çöküntüsü başlar.
    baş nereye ayak oraya.
    lokomotif nereye vagonlar oraya…
    yani aynı şey değil demek istiyorum.
    üstelik, uzun süren iktidarlar bir check-balans sistemi inşa ederek kontrol ve hesap sorma mekanizmaları kurarak halkın parasının çar çur edilmesinin önüne geçecek yeni yollar kurgulayabilirler. oysa tam tersi olan yetersiz sistem bile devre dışı bırakılıyorsa, tam tersi yolsuzluğun önü açılıyorsa burada bize düşen durumu eşitlemeye çalışmak olamaz, olmamalıdır.

    • Didem hanım ahmet beye “oldukça faydalı bir çalışmaya benziyor, mesela ben konuşurken kendimi çok daha iyi ifade ediyorum yazmak hayli sıkıntılı bana göre, vaktim olsa yazarlık dersi almak çok isterim.” demiş, ki doğrudur; ben de kendisine şimdi “bu tür çalıştaylardaki ücret skalasını” filan bi anlatırdım ama neyse; sonuçta her kökü bildiği halde bazı şeyleri bi türlü bilemeyen avaralara laf anlatacak halim de yok yani…

  6. At sahibine göre kişnermiş!
    Daha kıbrısı bile son cb seçimi ile zapturapt altına alabildik; kosova ya da güneydeki sevdiğimiz ülke veya kırgızistan ya da arnavutluk; bu tür iri ufak bit yavşak kantonlar, rüzgarına göre veya vaadedilen bütçesine göre dönem dönem sağa sola yatabilirler; öyle olduğu için de küçüktürler zaten…

    • onun için demek, Kosova’da bir özel okul MEB’den ingilizce branş öğretmeni isteyince tarih formasyonu olan tarih öğretmeni göndermiş.üstelik gönderdikleri öğretmen de 10 senedir idarecilik yapıyor du.

      izne geldiğinde görüşme imkanım oldu. yaşadığı utancı şöyle ifade etti: “gittiğim okulun sahibi aynı zamanda eğitim derneğinin de yönetiminde. çevreyi tanımak için derneğe de gittim. mesela konuştuklarımdan biri formasyonu da olan ingilizce branş öğretmeni boştaydı. avrupa okullarında eğitim görmüş biriydi. ben o’nun hakkını liyakatim de olmadığı halde çalmış gibi hissettim”

  7. Fehmi Hocam,oldukça farklı yönleri ve faktörleri olan ve bu nedenle de bir hayli karmaşık bağlantıları içeren bu dış politika konularına ben öteden beri pek ilgi duymam .
    Kosova deyince , benim genel anlamda ilgi alanıma giren farklı bir konuya yöneldim , daha doğrusu Kosova’da konuşulan dilleri merak edip kısa bir araştırma yaptım. Arnavutça ve Sırpçanın resmi dil olduğunu , bunların yanında bir çok etnik – veya anadillerin de konuşulduğunu , sizin bölgede ise Türkçenin konuşulduğunu öğrendim. Haliyle sizin şahsen anadilininiz ne olduğunu tam olarak bilemedim . Ancak ülkemizde de bir çok yörelerde halkın bir kısmı tarafından değişik anadillerin kullanıldığı gerçeğinden hareketle bir gün bu konuda da ayrıntılı bir yazı yazmanızı istirham edeceğim .Zira ülkemizdeki bir çok sorunların yanında ,görmemezlikten gelinen veya kasten görülmeyen en önemli kültürel sorunlardan birisi de bu anadiller konusudur . Bir zamanlar konuşulması dahi yasaklanan bu dillerden sadece Kürtçe ve Arapça’nın ,- o da siyasi mülahazalarla – resmi televizyon kanalına sahip olmasının pratikte pek fazla bir önemi yoktur . Bir görüşe göre 16 , bir başka görüşe göre 22 adet olduğu söylenen bu anadillerin, Türkçe gibi resmi dil olmasını hiç kimse doğru ve gerçekçi bulmaz ! Ancak tamamen kendi kaderine terk edilmesi, görmemezlikten gelinmesi , daha doğrusu esamesinin okunmaması yani adam yerine konmaması da asla ve asla doğru değildir ; bu yüzden de bu dillerin bir kısmı maalesef unutulmaya ve hatta yok olmaya başlamıştır ! Aslında anadilini kullanmak ve yaşatmak en temel insanhaklarının başında gelir .Sonuç olarak ; devlet tarafından , bu konuda nelerin yapılabileceği veya nelerin yapılamayacağı hakkında ayıntılı ve geniş kapsamlı bir inceleme ve araştırmanın yapılması elzemdir ve bu beklenmektedir .
    Herkese selamlar , saygılar

    • Ali bey, bahsettiğiniz iri ufak altkültür dillerinin akibetini bırakalım da o dilleri kullanmaya meraklı, tadına doyamayan fanları düşünsün, ne dersiniz?

  8. Ahmet
    15 Mart 2021 At 09:31
    Öğrencilere bedava ders kitabı, tablet veren, üniversitelerin harcını kaldıran, evinde kendi hastasına bakan vatandaşına maaş ödeyen bir iktidara bütçeyi israf ediyor diyeceksin, sonra da chpli izmir belediyesinin semirttiği domuzu gösterip yine hükümete söveceksin, ne ayak?

  9. ”Yazar sonra Türkiye’nin Mısır’ın da içinde yer aldığı bölgeye dair politikasının kökünden değişmesi gerektiğini ileri sürüyor. İran’la yakınlıktan ve Müslüman Kardeşler örgütünü desteklemekten vazgeçilmesi de şartmış.” buyurmuş mısırzadeler.
    Kosovalılar ne yapar, gönül mü alır kalem mi kırar ben bilemem ama,
    Mısır yapmış cinliğini, cipsliğini, hatta bence kıllığını.
    yokmuş demekki birbirinden farkları… diye hep cümleler kurulur.
    erkek değilmisiniz, hepiniz aynısınız.. der bilgiç kadınlar.
    Hadi erkek erkek te, kendini erkek sanmak yokmu.!.
    fare olmadan kendir kesmek deyimini de duymamışsınızdır.
    bu bir bulaşıcı hastalık olsa gerek. el’e verir talkımı, kendi yutar salkımı biraz daha cuk oturdu sanki.
    Yine de garibim mısır yazarını kınamadım. çünkü çok tanıdık geldi bu tavırlar. yandaşlık ta bulaşıcı mı ne?
    netice olarak, bizimkiler şerbetlidir bu yönden. iki gün sonra onlarda yeni bir yazı döşer:
    aslında biz mısır fatihi devletluu.. dan girer, enson paşanın mısıra kazandırdıklarından dem vurarak, akrabalık ilişkileri bile mırıldanmaya başlanır.
    (diye yazıyı sonlandıracaktım fakat.. bundan da emin olamadım iyimi.).

  10. Sayın Koru!
    Deliriş dizilerini izlemediğiniz anlaşılıyor.
    Bu dizilerin bir bölümünü dahi izlerseniz bizim Dünyaya bakmanıza gerek yok. Tüm Dünya bize bakıyor. Korkudan tir tir titriyor. Kendilerinin hayatlarını bağışlamamız için gözümüzün içine bakıyorlar.
    İslamiyet’in lügat anlamı teslim olma. Allah’a tam bir teslimiyet.Istılahi anlamı ise emniyet ve güven demek.
    Bir müslüman karşısındakine ve muhataplarına ne kadar güven veriyorsa o kadar müslümandır.
    Durduk yere ne kadar endişe veriyor ve korku duygusu hissettiriyor ise İslamiyet’ten o kadar uzaklaşmıştır.

  11. Ele-güne karşı, karşılıklı hatalar yapılmadı değil. Ancak gelinen bu noktada, Tarık el-Humayed ve diğer Arap gazetesinde aleyhimize yazı yazan siyaset temsilcisi yazarlara verilecek en güzel ve en diplomatik cevap Kuran’daki bazı ayetlere ve bunlara dayalı ortak adalet ve dayanışma kültürüne vurgu yapmakla olur. Mısır ve Türkiye’de müslüman halkların siyasilerin ötesinde bir kardeşlik anlayışına sahip olduğu da işin içine katılmalı. İlgili ülkelerde anketler yapılsa bundan farklı bir sonuç çıkacağını sanmıyorum.

    Müslümanların karşılıklı hatalarına rağmen, Allah’ın rahmet kapısının müslümanlara açık olduğu ve müslümanlar arasındaki işbirliği gereğinin Allah rızasını kazanmanın da bir yolu olduğu hissettirilir. Doğru olan da budur. Bunda Kuranın ruhuna ters düşen bir durum yok. O halde böylesi bir yaklaşım en iyisi. Zıtlaşmak, meydan okuyan türden beyanatlarda bulunmak hiç bir işe yaramaz…. Hatta insanı günaha sokar!

  12. Karadut ağacı kıymetli, çok sevilen ve beğenilen bir meyvesi olan, yaprakları da ipek börekçiliğine malzeme teşkil eden bir ağaçtır. Bizim buralarda da yaygındır.

    Öyle ki, adından bir yerel özdeyişle de bahsedilir. Bilem duydunuz mu; “Karadut ağacından düşen eşek olur (aptaldır)” diye…

    Mahallemizde neredeyse istisnasız her bahçede kocaman bir karadut ağacı bulunurdu çocukluk yıllarımızda ve bizler meyvesini toplamak için ağaca tırmandığımızda büyüklerimiz “Duttan düşen eşek olur” diye bizi ciddiden ciddiye uyarırlardı.

    Buna inanılırdı, düşülürse “eşek” olunur diye.

    Halbuki, karadut ağacının gövdesi iri, eğrice ve kısa, dalları ise oldukça yoğun ve iç içe geçkin bir durumdadır; düşmeyi isteseniz bile kolay kolay düşmez, yoğun dallardan birine mutlaka takılı/asılı kalırsınız. Karadut ağacında tutunacak bir dalınız mutlaka vardır, buna rağmen düşmüşseniz işte “eşek” olunur denilen yer tam da burasıdır. Düşmeden hemen önce, düşeceksen eğer “eşeksin”, (aptal) olma kaydı vardır burada, düştükten sonra ise iş işten geçmiştir; ha eşek ha başka bir şey. Aklını, yoğun olan imkan ve araçları kullanamamak…

    Şark’ul Avsat gazetesi yazarı Tarık el-Humayed’in “Türkiye… Ve ağaçtan düşmek…” başlıklı yazısı aklıma yukarıda yazdığım “karadut ağacından düşen eşek” olur sözünü hatırlattı bana.

    Yazıda geçen “…Türkiye’nin normal ilişkiler istiyorsa “bölge ülkelerinin iç işlerine karışmayı” durdurması … Mısır’ın kendisi ile normal ilişkiler kurmak isteyen herhangi bir ülkeden “uluslararası hukuk kurallarına, iyi komşuluk ve egemenlik ilkelerine uymasını ve bölgedeki Arap ülkelerinin içişlerine müdahale girişimlerini durdurmasını” beklediğini aktardı.” cümleleri… Görüyor musunuz, Mısır’ın ülkemizle ilgili takındığı tavrı, kullandığı dili. Adeta kendinden geri bir ülkeye ders verir nitelikli bir edayla söylenen sözler bunlar.

    Bölgemizde Türkiye kadar siyasi, ekonomik, sosyokültürel, demografik, coğrafik, jeopolitik, jeostratejik, tarihsel, ulusal-uluslararası çeşitlilik v.b. fırsatları (karadut ağacının dalları gibi yoğun, elinin altında) olan başka bir ülke var mıdır bildiğiniz? Buna rağmen kısa vadeli, sığ, iç politikaya hamasi duygularla alet edilen bir dış politika, uluslararası ilişki yürütüp eli boş kalan, eli boş dönen bir yönetim anlayışı?

    Bölge ülkeleri ile bozulan iyi ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Öyle ki, bölge ülkelerinin de buna belki de bizden daha fazla ihtiyacı var. Türkiye hala lokomotif bir güç ve Doğu ile Batı arasında hem maddi ve hem de manevi bir köprü.

    İlişkilerimizi yeniden yoluna koymaya giriştiğimizde, ‘ne oldu da bu hale geldik; tamam, ulusal ve uluslararası çıkarlarımızı sonuna kadar koruyalım ama diğer uluslar ile de uzlaşmacı bir dili hiç eksik etmeyelim’ yollu bir düşünceye sahip olmalı veya bu tavrı geliştirmeliyiz. Fırsatlarımızı yerli yerinde kullanmadığımız ve bağlı olarak elden giden kazanımlarımıza yeniden sahip olmayı düşündüğümüzde, bizden daha az yetkin olanların bize ders verir, hakir görür muamelelerini de hak etmediğimiz kadar büyük bir ülke olduğumuzun bilincinde ve hakkını da vererek davranmalıyız.

    Bize karadut ağacından düşen alaycı, aptal muamelesi yapılacak olası hareketlerden, tedbirsizlikten kat’i surette uzak durmalıyız. Karadutun meyvesi kendine “kızıl elma” dedirtecek kadar kıymetli, hoş bir meyvedir. En kıymetlileri de en tepe dalında bulunur ağacın. Ağacından düşmeden o meyveleri toplamak sabır, nezaket ve hareket(!) ister.

  13. Kosova’nın büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması kendi adına çok doğru bir hamle.Türkiye’de bunu yapan her ülke gibi Kosova’yı da kınadı.bu sadece söz ve yazı.başka bir anlamı yok.

  14. Önce Görsel: Damien Hirst’ün 2006 tarihli ‘Human Voice’ adlı müzayedede 600 bin Sterline satılan eserini bizim motiflerden esinlenerek yapmış olduğu bence aşikar. Bizim sözde sanatçılarımız onların bıktığı müstehcenliğe kaçan halkın kültürüne ters eserlerinden esinlenerek sanatta özgürlük adına bir kaşık suda fırtına koparmağa çalışıyorken, el-oğlu sanatçılar bizim motif tarzlarımızdan esinlenerek sentez yapıyor ve milyonlar kazanıyor. Bizimkiler ise toplumdan eleştiri alsa da hava atıyor ve tabi yabancı sanatçılar para kırıyorken mükayeseyle bizimkiler para olarak hava alıyor, bu yüzden de meteliğe kurşun atıyor!!

    • Sayın H.K. ama sen de burdan habire “… el-oğlu sanatçılar bizim motif tarzlarımızdan esinlenerek sentez yapıyor ve milyonlar kazanıyor.” dediğin klasik sanatlarımızı yaratmış atalarımıza sövüp sayıyorsun!
      Haksız mıyım ali namlı bey?

      • Kime istersen ona sor. Asıl ben sorayım, haksız mıyım? Bizim sanatçılardan kaç tanesi kendi kültürünü hazmetmiş olarak dünya ile bütünleşebildiler? Alın terleriyle yaratkanlıklarını kullanarak orijinal kalite eserlerle kaç tanesi dünya piyasasına girebildiler? “Şu fakire bir sadaka” kabilinden genellikle Devlete el açmıyorlar mı? Ama, bu kısır sonucun ortaya çıkmasında en büyük etken başta Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın hataları olmuştur. Rahmetli, “Batı Batı” derken kendi kültürüne biraz önem vermiş olsaydı gayet başarılı sentezcilerimiz ortaya çıkabilirdi. “Murşit” falan derken “Bilim”in önemini bildiğini kanıtladı ama, milleti kültürel olarak topyekun buna nasıl motive edeceğini bilemedi. Haksız mıyım?

  15. Sanırım bugünkü yazıyı islam dünyasının insanları İslâmı haketmiyor yazısıyla birlikte okumak gerekir diye düşünüyorum. İslâm güzel ahlaktır. Coğrafyadaki sorunların temelinde güzel ahlakı tesis edememek var.
    Insanlar kendi yaşamlarına İslâmı getirmek yerine yani güzel ahlaklı olmak yerine başkalarının hayatına kendi anladıklarını dayatmak istiyorlar bunu bir hareket haline getiriyorlar ve bu siyasilesiyor. Bugün bu coğrafyada sorunlarımızın temelinde müslüman kardeşler sorunu var. Başarısız olmuş bir hareket. İktidar güya islama hizmet adına bu harekete destek verdigi için neredeyse tüm islam ülkeleri ile sorun yaşıyor. Doğal olarak en çok mısırla. Kendi ülkesinde adaleti tesis edememiş, maddi ve manevi kaynakları hakka adalete göre paylaştırmayı hedeflememiş, milletin parasını istediği gibi harcamayı ve israfı kendine hak görenlerin milleti degil kendi çevresini zengin etmeyi amaç edinenlerin bölgeye yok dünyaya getirecek islamından kime ne fayda gelir? Başarısız olmaz da ne olur?
    Milletin parasını pulunu en çok ta itibarını yok etmekten baska ne işe yarar? Olan da budur.
    Temel konulardan anladığım siyasal islam anlayışının temelden değişmesi gerektiğidir. Bir tık altında görüşmelerle bir seylerin düzeleceğini ummak anlamsız hatta hayal kırıklığı tık tık artarak devam edeceğe benzer.

    • Didem hanım “Bugün bu coğrafyada sorunlarımızın temelinde müslüman kardeşler sorunu var.”diyerek heralde FETÖyü kasdediyorsunuzdur?

      • Bölgedeki sorunların temelinde siyasal islamcılar var. Adı müslüman kardeşler (ihvan), el-kaide, IŞİD (ISIS), Şiilik, FETÖ oluyor ülkede ülkeye. Bizim iktidar da bunlardan birisi, o da yolun sonuna geldi ülkeyi de bitirdi kendisini de. Siyasal İslamcılık ideolojik olarak sonu çıkmaz bir yol. Ülkeler de bu sebeple sürekli duvara tosluyorlar. Dünyanın en geri, en çatışmacı, en insan haklarından ve refahtan uzak bölgesindeyiz. Bu kadar zenginliklere ve kaynaklara rağmen. Halk yığınları da özellikle cahil ve geri bırakılıyor ki bu kör ideolojiler devam etsin, baronları da semirsinler.

  16. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 18 günlük bir “okuma-yazma ve yazarlık atölyesi” düzenlemeye karar vermiş.

    Bunun için de ihaleye çıkmış.

    *

    İhale şartnamesini okudum.

    Şartnamede şöyle bir cümle var:

    Biraz da bizim Enver semirsin

    *

    “Yüklenici firma, gazeteci-yazar Enver Aysever ile aralarında yaptıkları protokolü, idareye sunacaktır.”

    *

    Ne demek bu?

    Gayet net:

    *

    Yükleyici firma, hangi firma olursa olsun…

    İhaleyi Enver’in kazanacağı baştan belli demek.

    *

    Gelelim işin parasal karşılığına…

    Ne kadar alacak bu işten Enver Aysever?

    *

    18 gün için alacağı para:

    238 bin 500 lira…

    *

    Yani günlüğü 13 bin 250 liraya geliyor adamın.

    Masraflar hariçtir tabii…

    Oteli, yemeği falan…

    *

    Yıldız Teyze’nin torununa süt alamadığı şöyle bir ortamda…

    Gayet iyi para!

    Ne iyi parası yahu!

    Deli para!

    *

    İktidarın bu türden uygulamaları karşısında yeri göğü ayağa kaldıranlar, İzmir belediyesinin Enver Aysever’in adresine teslim ettiği bu ihaleyi görmezden geliyorlar.
    1. TL. Çalmak ile 1 milyar vatandaşın parasını çalmak arasında ne fark var.İkisine de NE DERLER

    • Siyaset pis bir meslek Ali Veli farketmiyor maalesef rant için yapılıyor.En muhafazakarından tutun en solcusuna kadar
      Hepsi aynı ulkude ilerliyor.O nedenle çözümü başka şekilde halletmeliyiz

    • Yanlışı kim ne zaman yaparsa yapsın yanlıştır. 190 defa ihale yasasını değiştirenler, ayyuka çıkmış yolsuzluk, rüşvet ve yakınlara kör göze parmak misali torpil yapanlar çok mu hoşuna gidiyor. Kopyasını aldığınız yazının yazarı Serik Belediyesindeki kendilerinin itiraf ettiği 500.000 TL rüşveti yazsın söyle de. Kısacası nasılsanız öyle yönetilirsiniz.

  17. Güçleri Kosovaya yetiyor! Israil vatandşi Araplar ve Yahudiler İsrailde ayni haklar sahipler. Çindeki Uygurlara soy kırımı uygulaniyor, bunlar ÇIn melek İsraili şeytalaştırıyorlar, çünkü işin ucund ou var.
    Mısır olr ilişkilerde!
    Oğlan evinde birşey yok kız evinde Gümbür
    gümbüe..

    Aşağıdakı yazıyı internetten kopiledim.
    ××××××××
    “Türkiye’den Mısır ile diplomatik temasların ve müzakerelerin başladığına yönelik üst üste gelen açıklamalara rağmen Kahire yönetiminden yapılan yalanlamalar dikkat çekiyor.

    Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, “Mısır’la diplomatik düzeyde temaslarımız başladı” açıklaması karşısında Mısır’dan, “Türkiye ile diplomatik temasın yeniden başladığını gösteren hiçbir şey yok” yalanlaması geldi.

    Mısır Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Ankara ile ilişkilerin iyileştirilmesi için Türkiye’nin egemenlik ilkesine ve Arap ulusal güvenliğine saygı göstermesi gerektiğine dikkat çekti.

    Euronews’in haberine göre, Mısır haber ajansı MENA’ya konuşan bakanlık yetkilisi, Mısır’ın, kendisiyle normal ilişkiler kurmak isteyen herhangi bir ülkeden, uluslararası hukuk kurallarına, iyi komşuluk ve egemenlik ilkelerine uymasını ve bölgedeki Arap ülkelerinin içişlerine müdahale girişimlerini durdurmasını beklediğini kaydetti.

    Aynı yetkili, Türkiye ile diplomatik temasların yeniden başlaması diye bir tanımlamanın mevzu bahis olmadığını dile getirdi ve, “Şu anda iki ülke arasındaki diplomatik temasın yeniden başladığını gösteren hiçbir şey yok” dedi.

    Çavuşoğlu ise, Mısırla temasların başladığını şu sözlerle iddia etmişti:

    “Herhangi bir ön koşul Mısırlılardan gelmedi. Bizden de herhangi bir ön koşul şu anda gitmedi. Ama yıllarca bağlar kopuk olunca bir günde hiçbir şey olmamış gibi hareket etmek de o kadar kolay olmuyor. Yavaş yavaş görüşerek, bir yol haritası belirleyerek ve o konularda adım atarak oluşuyor. Yıllardır ister istemez bu kadar kopukluk olunca bir güven eksikliği de oluyor. Bu normal, iki tarafta da olabilir. O nedenle belli bir strateji, yol haritası çerçevesinde görüşmeler oluyor, devam ediyor. Mısır ile hem istihbarat düzeyinde hem de dışişleri bakanlıkları düzeyinde temaslarımız var. Diplomatik düzeyde temaslarımız başladı.”

    İki ülke arasında 2013 yılından bu yana diplomatik temas bulunmuyor.”
    ××××××××××
    Nurdan

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız