Zülfü yare dokunmayan, sözümün gerçekten meclisten dışarı olduğu bir yazı…

38

“Zülfü yare dokunmak” deyimi uzun uzadıya anlatılması gereken bir ters durumu yansıtır. Genellikle istemeden ağızdan çıkan ve önemli kişileri gücendirmesi mümkün sözler için kullanılır.

Eğer gücendirecek sözünüzü etrafta bundan etkilenecek kimseler varsa da söylemek niyetindeyseniz, konuşmanıza “Sözüm meclisten dışarı” diye başlarsınız.

Nezaket bunu gerektirir.

Bugün yazacağım konunun kimseyi gücendirmesi gerekmez. Sonuçta bize hayli uzak bir ülkede olup bitenlerden bahis açacağım.

Hindistan’dan…

Kalabalık bir ülke Hindistan; nüfusu 1 milyar 300 milyon. Halkının çoğunluğu Hindu olsa da, bir yönüyle dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ikinci ülkesi durumunda. [En kalabalık Müslüman ülke 270 milyon nüfusuyla Endonezya.

“Dünyanın en kalabalık demokrasisi” diye kimsenin aksini iddia edemediği bir ünü de var Hindistan’ın…

[Yıllar önce ülkenin edebi değeriyle de tanınan şair başbakanı Atal Bihari Vajpayee tarafından davet edilip gittiğimde, röportaj öncesi ve sonrasında ilgilenme nezaketi gösteren devlet görevlileri ülkelerinin bir arada yaşamanın formülüne sahip olmasıyla övünmüşlerdi. Başbakan Vajpayee de, görüşmemizde, Türkiye’ye iletilmek üzere aynı mesajı vermişti. Yeni Delhi’deki büyükelçimiz Hasan Göğüş’ün aynı sofrayı paylaşmamız için davet ettiği ülkenin öndegelen aydınları, ırk, inanç, sosyal statü ve gelir düzeyi bakımından çeşitliliği bol Hindistan’ın demokratik yapısının, arada hoş olmayan bazı olaylar yaşansa bile, en büyük değer olduğunu vurgulamaktan geri durmamışlardı.]

Reklam

Demokrasi Hindistan’da bir süredir tehdit altında. Demokratik seçimlerle iş başına gelmiş Başbakan Narendra Modi, en geniş seçmen kitlesini teşkil eden Hinduların nabızlarına göre şerbet vererek siyaseten ayakta kalma becerisini gösteriyor. Ne zaman zorlansa, seçmen kitlesinin en kaba şoven hislerini okşayıcı yeni bir politik girişimde bulunarak, popülerliğini sürdürmeyi başarıyor.

Buna “Başarıyordu” demek gerekiyor.

Kovid-19 onun da politik sonunu getireceğe benziyor.

Tıpkı, kendisiyle aynı ‘popülist’ çizgide buluşan Donald Trump’ın, dört yıl boyunca izlediği benzer politik çizgiyle halkın yarıdan fazlasını arkasında toplamayı başarmasına rağmen, virüs konusunda sergilediği gevşek tavır yüzünden az farkla seçimi kaybetmesi benzeri bir akıbete uğrayabilir Modi.

Lideri olduğu Bhratiya Janata Partisi (BJP) en güçlü olduğu bölgelerde yapılan seçimleri kaybetmiş bulunuyor.

Çok kalabalık mitinglerle güç gösterisi yapması da pek bir işe yaramadı. Tersine, seçim kampanyası sırasında uğradığı 50’ye yakın yerden bütün ülkeye yayılan korona vakaları yüzünden, bugün dünyanın salgınla baş etmede en fazla zorlanan ülkesi görünümünde Hindistan.

Günlük ölüm sayısı 3 binin üzerinde. (Nüfusun 1.3 milyar olduğunu bir daha hatırlatırım.)

Benerci nihayet başardı

Reklam

Batı Bengal’de kendisiyle yarışan muhalif parti seçimi açık ara kazandı. Yerel partinin başında Mamata Banerjee adında bir kadın politikacı var. Modi kendi taraftarlarını mitinglerde tepeleme hale getirmekten çekinmezken, Bn Banerjee (Benerci okunur), miting düzenlemedi, seçmenlere “Benim birinci önceliğim sizin sağlığınız, evinizde oturun, hastalığa yakalanmayın” tavsiyesinde bulunmakla yetindi.

Ve seçimi Bn Banerjee kazandı.

[Nazım Hikmet’in “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” başlıklı uzun bir şiiri vardır. Orada Benerci isimli bir Hintli devrimcinin hem ülkesinde İngiliz emperyalizmine karşı yürüttüğü, hem de çevre baskısıyla kendi içinde yaşadığı mücadeleyi anlatır. Muhbir olmakla suçlanır Benerci; aslı astarı olmayan bu itham yüzünden intiharı düşünür, sonra mücadelesinin yara alacağı endişesiyle vazgeçer. Yaşlanana kadar da mücadelesine devam eder. Bn Banerjee Nazım Hikmet’in şiirleştirdiği liderin soyundan olmalı.]

Bugün Hindistan, Modi’nin aksine bütün iddialarına rağmen, salgında kaybedenler kulübü üyeleri arasında. Hastanelerde yer yok; hastanelere kabul edilenler oksijensizlikten hayatlarını kaybediyor. Vaka sayısı hiç düşmüyor, her gün 350 binin üzerinde vaka var. Aşılamada dünya sonuncusu Hindistan.

Kendisini dünya liderleri sıralamasında en başlarda gören Modi şu günlerde ülkesini yardıma muhtaç hale getirmiş durumda. 

Modi başbakan, tabii yanında onu ‘dünya çapında lider’ göstermeyi görev bilen bir kadrosu var. Gözden düşen lideri yeniden seçim kazanır hale getirmek de onlara düşüyor. Buldukları çare aslında çare değil: Muhaliflerin sesini kısmak

Zaten yasakçı bir tutumu vardı Modi’nin partisinin, ülkenin özellikleri sebebiyle yaptıklarına itiraz için fazla ses çıkmıyordu; şimdilerde yasakların kapsadığı alan olağanüstü genişlediğinden yapılanlar dikkat çekiyor.

Facebook, Instagram, Twitter Modi’nin partisinin hedefinde.

Yasaklar devekuşunun başını kuma gömmesi gibi

Teknoloji bakanlığı “Bazıları toplumda panik yaratmak için sizi kullanıyor” açıklaması eşliğinde sosyal medya firmalarından muhalif mesajları sansürleme talebinde bulunuyor. Başarılı da oluyor. Kalabalık kullanıcı grubu yüzünden firmalar talepleri karşılıyor. [Hindistan’da sansürlenen mesajlar dünyanın her yerinde görülebiliyor.

Sosyal medya Hindistan’da yalnız muhalif politikacılar tarafından kullanılmıyor. Yakınları hastalanan kişiler sevdiklerinin ihtiyacı olan sağlık malzemelerinin teminini talep etmek, tedavi masrafları için yardım istemek için de sosyal medyaya başvuruyor.

Wall Street Journal gazetesi sansürlenen bir Twitter mesajının anamuhalefet partisi sözcüsü Pawan Khera’ya ait olduğunu bildiriyor. Khera, kısa süre öncesine kadar kontrol altına alınmış korona salgınının, iktidar partisinin teşvikleriyle kutsal Ganj nehrinde yapılan bir dini gösteriye katılmak üzere gelen milyonlar yüzünden azdığı iddiasını paylaşmış.

[Benzer bir olay geçen hafta İsrail’de çok sayıda insanın ölümüne yol açarak yaşandı. Dini bir ziyaret yeri haline dönüşmüş Meron dağı eteklerindeki bir kabir etrafında toplanmış müritler, sıkıştıkları dar alanda izdiham yaşanması yüzünden hayatlarını kaybettiler. 50’den fazla kişi öldü, çok sayıda da yaralı var. Her yıl yapılan ve onbinlerce dindar Musevi’nin katıldığı kabir ziyareti bu yıl böyle bir felakete yol açtı. İsrail yeni seçimden çıktı, ama hükümet kurulamıyor. Yorumcular, olayın ‘Netahyahu’suz hükümet’ kurulmasına yol açabileceğini düşünüyor.]

Hülasa-i kelam (bu, ‘konunun özeti’ demek) Hindistan’da işler Modi için iyi gitmiyor. 

Neredeyse her gün Türkiye yazıp duruyorum, oh nihayet, yazmak için zülfüyare dokunmayacak bir konu bulabildim.

Yine de, “Sözüm meclisten dışarı” demeyi ihmal etmeyeyim.

ΩΩΩΩ

38 YORUMLAR

  1. Dünyada Haram Olan Şarap Cennette Helal Mi?

    Bu iddianın temel sebebi içki ve içecek kelimelerinin Arapça karşılığı ile Türkçe karşılığının karıştırılmasıdır. Bu karışıklılıkla orijinal metinde olmayan ifadeler sanki Kuran’da varmış gibi zannedilmektedir.

    Ayetin orijinalinde de “şarap” kelimesi geçer ve Türkçe’ye direkt olarak “şarap” diye tercüme edilir.

    Fakat Arapça’daki “şarap” kelimesinin karşılığı ile Türkçe’deki “şarap” kelimesinin karşılığı aynı değildir.

    “Şarap” kelimesi Arapça “içmek” anlamına “şerebe” fiilinden türer. Şarap içilecek olan her şeydir. Fakat bu kelime Arapça’dan Türkçe’ye geçerken anlam kaymasına uğramış ve “içki” anlamında “şarap” olarak anlamlandırılmıştır.

    Kuran’da ise “şarap” ve “alkollü diğer içecekler” için “Hımır” kelimesi kullanılmaktadır. Kur’an’da da “alkollü içecek” (Türkçe’deki şarap) anlamında bu kelime kullanılmaktadır.

    AYET:
    (Cennette onlara) berrak, içenlere lezzet veren, zararsız ve sarhoş etmeyen cennet içecekleriyle (dolu) kâseler,1 sunulur.* Saffat, 37/46-47

  2. H Gayret! $15+20=35 miliyon Rumuzu kullanmaya başlamadan õnce neden’inide yazmıştım, galiba siz o notu görmemış’sınız.
    Sizin için tekrar yazayım.

    15 miliyon dolar, Turamp seçimi kazandığı gün’den 1 gün sonra, “Gülenın Türkiyeye iade edilmesi gerktiğini ve nedenleri’ni açıklayan bir yazı yazan Michael Flynn
    Former National Security Advisor of the United States, o yaziyi yazana kadar bu genarelı 15,Temmuz 2016 darbe yapılırken ABD de bir toplantıda konuşmaci olarak sahnedeydi ve “şu an! bizim arkadaşlar Türkiyede darbe yapiyorlar,” diye mūjde’yi veren trump’in gözdesi sizlere’ görede erdoğanın düşmanı olarak yutturulmuş sadık dostu’nu hemen o yazını ertesi günü başka bir yazar Micheal o meşhur otel odasındakı toplantıyı, ve orda yapılmış alışveri ile birlikte Muhammed alinin cenazesine 1 geceliğine gelenlerin neden apar topar ayni gün geri döndüklerini yazan ve ertesi gün’ün proğraminda olayları ayrıntları ile anlatacağını duyuran bir yazısı yazmıştı. O yazısından hemen sonra o oteldeki toplantiya katılanlardan birisi görevli olduğu TV priğraninda o toplantiyi neden terk ettiğini ve bazı detaylarını anlatmiştı. İşte o toplantida uçtu uçtu 15 miliyo uçup gitmiş giden ve bu ay sırf Cahillerin elinde oyunçak olan özel değil Türkiyr Cumhurriyeti devletine ait Halk bankasına verilebilecek ceza oranı $20 miliyon dolar.
    $15+20=35 milli damat ve hırsızlari korumak için verilmiş sansure takılmamasi için ve işin ucundada hayır sever iş adamı olduğu için verilmiş “sadaka” $15 miliyar ve hayır severler’ın sevap keçi olarak 34 ay hapis yatmış bankacı,+ mahkemeler’e avukatlar’a, jürilerer, abd hapishanelerine, şahitlere, ödenmiş ve ödenecek olan paraların haricinde beklenen $20 miliyar sadaka cezasi olabilecek olan rakam.

    H Gayret! Biliyormusun? TC’nin başına gelenlerin hepsi dûnyadan bey haber olan baştakilerin her yeri Türkiye herkeside kendileri gibi zannetikleri için. Oysaki rızayı kurtamak yerine onun ne yapak istediğini ben bile burada yazdım fakat bizimkilerin ona karşı elleri mahkum olduğun’dan dolayı Türkiyeyi değil’de sırf kendilerini korumak için uluslar arası kanunlara göre Halk bank TC devlet bankasi Hakan Atilla’da devletin temsilcisi olmasından dolayi diplomat olduğu halde bu menfaatçılar 83 miliyon ile birlikte kos kocaman bir ülkeyi batırdılar.
    Hakan Atıllanın arkadan ellerine kelepç vurdukları zaman ben devleti temsilen buradayım beni tukliyamassınız dedi isede adamlar tutukladılar.
    Bunların hepsi şahsı çıkarları için yapıldı. Türkiye ABD ye rıza için değil Hakan Atilla için verme hakkına sahıp olmasına rağmen vermedi.. Neden acaba?

    • InşAllah Halkbank davası mahkemede red edilir.
      Ben
      Hakan Atılla’nin yerinde olsam dava red edilsede edilmesede Diplomatını koriyamadığı için Türkiye yetkililerini Türkiyede,
      Devleti temsilen bulunduğu ABD’de yabancı devlet temsilcisi olmasına rağmen tutuklanarak hapise atıldığı içinde ABD li yetkilileri’niede kendi mahkemelerinde dava açarım.
      Bizde İstıfa diye bir onurluluk yok. Halk bank olayında Zamanın Cumhur başkani hükümeti istifaya zorlasaydı istifa etmezlerse kendisi gõrevden alsaydı şu an Türkiye Dünyada örnek ülke olarak gõsterilirdi.

  3. FBI ajanları Trumpın avukatı Guiliani’nin ev ve işyerinde arama yaparak dijital materyallere el koymuşlar.
    Kasım seçimlerinden sonra oy kullanma ve sayım makinelerini imal eden şirket te, seçim sürecindeki iftiraları nedeniyle aynı avukata milyar dolarlık dava açmıştı.
    Yüce Allah’tan, tüm yalancı ve popülist politikacı ve destekçilerinin, bir an önce müstehaklarını ya doğrudan yada virüs gibi vasıtalarla görmelerini şu mübarek ayda diliyorum.

  4. Pek benzer bir tabloyu biz de bir yerlerde görmüştük. Kalabalık mitingler ve sonrasında çıldıran korona rakamları pek tanıdık geliyor. “Allah sonumuzu hayretsin” demişti birisi. Ben de “Amin” diyorum.

  5. Sayın Koru ,
    içinde yasayanlar değişimin farkında olamıyorlar. Dışarıdan bakmayı da beceremiyorlar , bizden sonraki nesil Z kuşağı bizim gibi bakmıyorlar. Aslında her daim böyle idi. 68 kuşağı. kentte doğan çocuklar ebeveynlerinin kurallarını diretmesi sonucunda Çarpıklıkları ortaya koyuyorlardı. Bugün de öyle. Bu durum tercihlerine de yansıyor.
    Mesela ölümleri takdir-i ilahi gören bir kuşak ve hayır önlenebilirdi daha fazlası yapılmalıydı diyen bir kuşak. yaptıklarınızı yeterli görmeyen bu zümre , uygulamalarda ayağına basıldığını hissedince de tepki veren bir kuşak. sıkıntı burada ne istediğini bilmeyene ne versen kazanç sağlamaz.
    Aklın yolu bir de , onun üzerinde duygular var.

  6. ben gerçekten zülfiyara dokunmadığınızı düşünüyorum, çünkü bizde bir olayın mevcut iktidarı yerinden etmesi zor.
    dolar 8 tl yi geçmiş. hatta 7 tl seviyelerine zar zor düşürülmüşte bir gecede tekrar eski yerine konulmuş. dövizin yükselmesi demek fakirleşmek demektir. 1-2 tl den alıp 8 tl civarına getiren hangi iktidar ayakta kalabilir???
    dünyada en yüksek faizi veren ülkelerden biriyiz. batıda 1in altında olan faiz bizde % 20 civarında. bu çaresizlik demektir. faizi bu seviyeye getiren hangi iktidar kalabilir????
    iş alanı yok, istihdam yaratmaya yönelik yatırım yok. genç işsizlik %28, kadınlarda %40 civarında. bu gelecek için felaket demektir. işsizlikte dünyanın zirvesine ülkeyi oturtan hangi iktidar kalabilir???
    enflasyon rakamları yıllık 17,14. lakin yaşanan enflasyon bunun kaç katı, ipin ucu kaçmış durumda. rakamları böylesi saklayan ve oynanmış rakamlar üzerinden halkına zam yapmaya çalışarak onları fakirleştiren kaç iktidar ayakta kalabilir???
    dünyada benzini en pahalı kullanan,
    eti en pahalı yiyen,
    teknolojiye en pahalı ulaşan ülkelerden biriyiz. bir araba alırken devlete bir araba parası ödüyoruz. zengin kişiler ve şirketler vergiden af edilirken tüm vergi halkın sırtına yüklenmiş durumda ki bu vergi devletin ve yöneticilerinin akıl almaz israfı için harcanıyor, fakirliğin temel sebeplerinden biri de bu, şimdi bu kadar adaletsiz bir vergi yükü karşısında hangi iktidar ayakta kalabilir????
    ülkenin ekonomisini ve gücünü aşan yatırım, proje adı altında yapılanlarla bir kaç grubu zengin eden, herkesten fedakarlık beklenirken dolar karşılığı paraları tıkır tıkır ödenen tablo karşısında kaç iktidar ayakta kalabilir?
    yolsuzluk endekslerinde türkiye her geçen gün üst sıralara tırmanıyor.
    ülkenin ticaret bakanı kendi şirketinden kendi bakanlığına ürün satıyor. hangi aklı başında seçmen buna razı olur? 2016 yıllarında CB eşinin adını kullanarak gümrüksüz mal geçirmesin diye adına uyarı yazıları çıkmış eski bakanın. eski ticaret bakanı çıkıp, doğruladı. evet, ülkeye gümrüksüz mal getirmesin diye bu yazıları yazdık dedi. aylar sonra ülkenin yaptıklarından korunmak için hakkında yazılar yazılan insan ülkenin ticaretinin başına getirildi, kendi bakanlığına mal sattıktan sonra teşekkür ve takdirlerle uğurlandı. böyle bir rezaletten sonra hangi iktidar kalabilir?
    belediyelerde insan kaçakçılığı ortaya çıktı, para karşılığı insanları yurt dışına götürüp bırakıyorlarmış meğer. mecliste olayın araştırılması için komisyon kurulması teklifi akp oylarıyla reddedildi. kaç iktidar ayakta kalabilir???
    hiç bir düzenleme olmadığı için adamın biri 2 milyar dolar parayı alıp kaçabiliyor, bu işin siyasi ayağı olmaması mümkün mü? pudracı torbacı gibi siyasilerle resimlerin bini bir para, ülke tam bunu tartışacakken içki yasağını tartışıyor. ülkede her türlü yolsuzluk, hırsızlık tavan yaparken milletin içkisi dinbazları geriyor.
    bunca başarısızlık karşısında partinin iktidarda kalmasını hala başarı olarak gören bir tablo var karşımızda. yani gerçeklerle algıları ayıredemeyen bir çoğunluk var bu ülkede. buna zaman zaman hepimiz aldanıyoruz sonuçta.
    ama bir uyanış olduğu da kesin, mızrağın çuvala sığmadığı da bir gerçek.
    erken seçim olması muhtemel yakın seçimde iktidarın değişecek olması tek bir olaya bağlanamaz yani bizi pandemide yine dünya sıralamalarının en üstüne taşıyan bir başarısızlık olması iktidarı yerinden edemezdi yani zülfiyara dokunmuş olmuyorsunuz ama hepsi bir yerde olunca algı yönetiminde ne kadar dahi olunursa olunsun bunun da bir sonu var değil mi???

    • bugün islamın terörle, şiddetle anılmasının ardında yatan sebep/sebepler nelerdir?
      elbette batıyı bunu manipüle ettiği, öyle gösterdiği için suçlamak, bunda büyük payları olduğunu söylemek mümkün. elbette doğrudur da.
      lakin dünya gerek batı gerek dünyanın kalanı müslüman ülkelere bakınca ne görüyor dersiniz?
      müslüman coğrafyaya bakan biri ne görüyor?
      yasakçı bir zihniyet mi?
      adaletsiz bir paylaşım mı?
      aynı dili konuşsalar bile birbirlerini anlamayan insanlar mı?
      anlasa bile birbirine tahammül edemeyen insanlar mı?
      ilimde, bilimde, teknoloji de geri kalmışlık mı?
      emeksiz ve kolay kazanç avcılığı mı?
      yolsuzluk mu?
      israf mı?
      batıyı suçlamaya bir itirazım yok, bende herkes kadar suçluyorum ama ne görüntü verdiğimize bakmak gerekmiyor mu? her bir müslümanın kendisinin ne görüntü verdiğine bakması elzem değil mi? bu ülkede çarşaf giymeyenlerin cehenneme gideceğine inanan cemaat mensupları var, üstelik giydiği için kendisinin cennete gideceğine de inanıyor.
      bir kıssaya göre
      arif bir zata bir adamın Allahın has kulu olduğu bildirilmiş, arif adamı merak edip yaşadığı yere ziyaretine gidip kendisini misafir etmesini istemiş. bir kaç gün birlikte kaldıklarında damın has kul olacak hiç bir davranışına şahit olmamış. hiç bir fazla ibadeti bile yokmuş. en sonunda adama durumu bildirmiş ve
      -ne yapıyorsun da bu denli kıymetli bir makama gelebiliyorsun diye sormuş.
      adam, bilmiyorum demiş, gördüğün gibi sıradan bir insanım. belki bu durum duam sebebiyledir demiş, çünkü ben kimsenin cehenneme girmesi fikrine dayanamıyorum, ben herkes yerine cehenneme girmeye razıyım yeter ki kimse girmesin diye dua ederim demiş.
      belli ki duasında da samimi imiş.
      kuşkusuz böyle yüce gönüllülük herkesin sahip olacağı bir şey değil, lakin din jandarması olmamayı tercih etmek mümkün, insanların gıyabında hayır dua etmek te zor değil.

  7. Cemaatteki insanları nasıl kandırmışlar. Nasıl yem etmişler. Pes.
    ****Ortadoğuya hakim olan bölgeye hakim olur; bölgeye hakim olan, dünyaya hakim olur,” dendiği gibi, “Mahrem birimlere hakim olan Cemaat’e hakim olur; Cemaat’e hakim olan Türkiye’ye hakim olur,”****
        
    80’li yıllarda mahrem hizmetleri ilk başlatanlar, Gülen’in ilk halkasında bulunan isimler.
    İsmail Büyükçelebi, “Kara Kuvvetleri imamı“ydı.
    Mustafa Özcan, Hava Kuvvetleri; ‘Doktor Kudret’ olarak tanınan Kudret Ünal da “Deniz Kuvvetleri imamı“ydı.

    Büyükçelebi’nin yardımcısı, Cemaat içerisinde ‘Murat Ceylan’ olarak bilinen Orhan Cem Çavdar, Hava Kuvvetleri’nde ise Özcan’ın yardımcısı ‘Namık’ müstear adıyla tanınan Adil Öksüz’dü.

    Bu kuvvetler içerisinde asıl olansa ‘Kara’ idi. 

    Tıpkı TSK’nın kendi teamüllerinde olduğu gibi…

    Ancak Büyükçelebi‘nin buradaki varlığı daha çok sembolikti ve birimde işleri asıl kotaran kişi Ceylan‘dı.
    Haliyle Murat Ceylan, mahrem tarafta öne çıkan ve o birimi domine eden kişiydi. 
    Karakter itibariyle de baskın biriydi: Disiplinli, kendine güveni yüksek, başına buyruk, eğip bükmeden konuşan, kararlı, görüşlerinde ısrar eden, tavizsiz biri olarak tanınıyor.
    1990’ların ortasında Büyükçelebi, görevi ona devrediyor. Yani “Kara Kuvvetleri imamı” Murat Ceylan oluyor.
    Yaşça ve Cemaat geçmişi itibariyle daha kıdemli olan Mustafa Özcan, onu kontrolü altına almaya çalışıyor ve kendine tâbi olmaya zorluyor. Ceylan da net bir şekilde buna karşı koyuyor.
    İkisinin yıldızları hiçbir zaman barışmıyor. Birbirlerini hiç ama hiç sevmiyorlar.

    ****

    Murat Ceylan, “Teksas imamı” olarak ABD’ye tayin olacağı 1999 yılına kadar bu görevde kalıyor.
    99’da görevini, ‘Hacı Murat’ müstear adını kullanan yardımcısı Ali Semerci’ye bırakıyor. 
    Fakat uzun yıllar boyunca elini oradan çekmemekle, her zaman askerî renkleri uzaktan yönetmeye çalışmakla suçlanacaktır.

    Mustafa Özcan da 2000’lerin başında yerini yardımcısı Adil Öksüz’e devrediyor.

    İşin ilginç tarafı, o da elini Hava Kuvvetleri’nden hiç çekmemekle, kendine ayrı bir ‘paralel yapı’ kurmakla ve bütün birimleri kontrol etmeye çalışmakla itham edilecektir.

    Fakat 15 Temmuz’a kadar öne çıkan asıl şayia, “Murat Ceylan çetesi” oluyor.
    Mustafa Özcan, bu süreci başarılı bir şekilde yönetiyor ve bu algıyı oturtuyor. 
    O ve beraberindeki bazı isimler, Ceylan’ın bir ekibinin olduğunu, yapıyı ele geçirdiklerini ve yönettiklerini iddia ediyorlar.
    Hatta bunun daha ötesinde, bu ekibin hain olduğu ve ‘köklerinin dışarıda olduğu’ tezini de işliyorlar…

    Daha neler neler. Fehmi bey in yapmadığıñı veya yapamadığını birileri ortaya saçıyor.

    Bunun çok çarpıcı ve kirli bir tarihi var, ki onu da ilerleyen bölümlerde okuyacaksınız. diyor yazarımız Ahmet Dönmez

    • Fatih bak eski iç işleri bakanı sadettin Tantan ne anlatıyor:

      TÜRK DERİN DEVLETİNE YABANCI GÜÇLER HAKİM OLDU. ESKİ İÇİŞLERİ BAKANI SADETTİN TANTAN ANLATIYOR” on YouTube
      https://youtu.be/MhKkMYF0VVg

      Gazeteci Şaban Sevinç güzel röportajlar yapıyor arada sırada. bu vidyo silinmeden izle

  8. Ne kadar şükür etsek gende bu AKP ve cenahlarının millete attıkları kazikların hakkarını õdiyemeyız! Bakın Ramazan diye İçkiyi dahı yasakladılar.
    Tevsirleri ile Türkiyeyi ihya eden ve
    Dûnyaya Osmanlı sarayları Hanları, hamamlari,mahalleri, ve Camiler yaptıran Diyanet Vakfı Ne kadar Dini bütün bir kapti kaçti kuruluş.olması nedeni ile bunların hakkını õdiyemeyiz.
    Bu esnafada bakın kurumlarında miliyarlaca cennet anahtarları olanlara kızıyor adamlar çarpilacaklar.
    ××××××
    “Batan esnafa Diyanet Vakfı darbesi: Faiziyle ödeyin
    Diyanet Vakfı, salgında kapalı kaldığı için kirasını ödemekte zorlanan esnaftan avukatlık ücreti talep etti. Esnaf, “Vakfın dinle ilgisi kalmamış, sömürü düzenleri var” diye konuştu.

    Bingöl’de salgın nedeniyle kirasını ödeyemeyen kiracı esnafını icraya veren Türkiye Diyanet Vakfı, şimdi de esnaftan avukatlık ücreti istemeye başladı. Vakıfta üç tane kiralık dükkanı bulunan Muammer Sontepe, “Mesela ben vakıftan üç dükkân kiraladım. Vakıf bu üç dükkânı ayrı ayrı icraya verip ayrı ayrı avukatlık ücreti talep etti. Bir de kiralara geciktiği için faiziyle istemişler. Faiz haram değil mi? Bu dönemde bize en büyük kötülüğü Diyanet Vakfı yaptı” diye konuştu.

    destek olmaları gerekirken köstek oluyorlar. Biz bu süreçte sahipsiz kaldık. Dükkânlarımızdan atılma korkumuz var. dedi.”

    “Diyanet Vakfı’nın icraya verdiği bir başka esnaf ise Vakfın temsilcileri tarafından telefonun engellendiğini belirterek, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nı aradım. CİMER’e tekrardan başvuru yaptım. Verdikleri yanıt ‘onlar bağımsız biz karışamıyoruz.’ Bu ülkede bağımsız bir kurum varmış onu öğrenmiş olduk. Bingöl AKP İl Başkanlığı’nı da aradım. İlgileneceklerini söylediler. Vakfın dinle ilgisi kalmamış, sömürü üzerine bir düzenleri var” diye konuşti.”
    ××××××××

  9. Yahu 1 yıldan fazladır “erken seçim geliyor” deyip duruyordu muhalefet.

    “Bahar.., ya da sonbahar.., olmadı önümüzdeki kış.., Kocakarı soğuklarında..,” derken 1,5 yıl geçti…

    Önümüzdeki yılın başlarında “erken seçim geliyor” ile bir müddet daha gittiler mi, tamam. Zaten bir sonraki sene seçim var.

  10. Sayın yazarın “Yorumcular, olayın ‘Netahyahu’suz hükümet’ kurulmasına yol açabileceğini düşünüyor.” dediği olay biraz da; salgın döneminde koronaya karşı şifadır diyerek irandaki türbe duvarlarını yalayan hacı adaylarının halini hatırlatıyor.
    Ama haberde çok daha ilginç bir anekdot dikkatimi çekti:
    “Netanyahu protesto edildi
    Safed kentinde olayın yaşandığı Meron Dağı’na gelen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu protesto edildi.

    Times Of Israel gazetesine göre, olay yerinde bulunan çok sayıda kişi, Netanyahu karşıtı sloganlar attı ve Başbakan’ı yuhaladı.

    Bölgede bulunan İsrail Sefarad Hahambaşısı Yitzhak Yosef ise öfkeli kalabalığı duaya çağırarak, “Şimdi birilerini suçlamanın zamanı değil. Burası suçluları bulmanın yeri değil.” diye konuştu.”

    Sefarad din adamının söylemine dikkat eder misiniz:
    “olay yerinde, olayın suçlularını aramanın alemi yok” diye basbas bağırıyor ve milleti sükunete davet ediyor!
    Ne kadar tanıdık, ne kadar ortadoğulu bir kafa değil mi?
    Yahya bey, ender arkadaş, sayın ertav, nurdan abla, didem hanım, hakan ç, sebil bey, ergon arkadaş, avambaşı, matrakçıbaşı, almanyalı; buyrun top sizde?

    • bak Türkiye’de de bazı şeyler konuşulamıyordu ama Sadettin Tantan Bizim tv’de Şaban Sevinç’e çatır çatır konuşuyor.

      artık gerisi millet’e kalmış.

    • taa ne zamandır ben ilk okullu bir cin ali’yim, her hangi bir uzmanlığım yok, eğitimim sıfır, okumam kıt, yazmam hiç yok deyip duruyorum. bunu hem bir gerçeği anlatmak hem de söylediklerim bu gerçeğe göre değerlendirilsin diye söylüyorum.

      sen bu yorumunda ve çogu kez kendini benimle yarıştırıyorsun. halbuki sen “akademik bir çalışmaya katkıda bulunmuş” eğitimini tamamlamış donanımlı birisin, neden bir cin ali gibi yorum yazıyorsun ki?

      kaldı ki bir cin ali olarak ben böyle düşünmem, yalnız düşünemediğimden değil;

      yahudi cemaatleri hakkında hiç bir bilgim yok ama sen çok şey biliyor olabilirsin. fakat özellikle semavi dinler arasında bir takım inanç benzerliklerin olduğunu sen de kabul edersin. Barış yanlısı, insani düşünme, emniyetli hareket etme, hukuka riayet, görev hakkına saygı İslam dinine mensup müslümanların özelliklerinden olduğu gibi bu özelliklere hıristiyan ya da yahudi cemaatleri de sahip olabilir. ki, söz konusu cemaatte haberlere yansıdığı kadarıyla bu özellikler var görünüyor. peki senin yazında bu kriterler düşünülmüş mü? hayır düşünülmediği gibi seferad’ı angaje kişilik olarak sunuyorsun bize. olabilir mi? olabilir tabiki ama senin anlattığın durum angaje olduğuna asla bir delil değil. buna rağmen kendinden emin bir şekilde bir de İranlı duvar yalayan hacı benzetmesi yapıyorsun ki bu hacı olayı da doğru olmayabilir yani.

      yani ne deseydi sefarad kızgın halkı körükleyip başka bir izdihama sebep olup bir 50 ölü daha mı çıkartsaydı. ya da güvenlik güçlerinin müdahalesiyle katliama mı dönüştürseydi. gördüğün gibi senin bu yazdığını 40 yıllık cinali olarak ben bile düşünmem yani.

      ciddi olarak bir şey söylemem gerekirse, dünya artık eski dünya değil, inançlı insanlarla inançsızlar bir arada, aynı mahallede, aynı iş yerinde hatta aynı evde beraber yaşıyorlar. İnanç dünyasına kendinizi kapatıp salt seküler düşünceyle yaşam olmaz. yani inanç dünyasını anlamak zorundasınız ki inanç dünyası da sizi anlasın. Barış ancak böyle mümkün çünkü.

      • Baran bey, en azından sefarad imamın “otoriteye saygılı olunsun!” dediğini kabul ediyorsundur, öyle değil mi?
        Ben de onu diyorum; bizim devletin otoritesi bostan korkuluğu mu?

    • Ha Gayret! Ne demek istediğini anlamadım! Anladi isem H Gayret olayım.
      Bir kerece Îsrail Koronayı kontrol altına alıdı ve ülke normal hayata başladı.. sizin bundan haberınız olmaya bilr bu normaldır fakat sız çok bilmiş gibi buralarda cırıt atimaya devam ediyorsunuz.

      Kur’an-ı Kerim’de Allaha ve peygamberlerine inananlar’ín cennete gideceği açík açık yaziyor.

      Allah Rahmet eylesin Üzeyır Gallí bir televiziyon programında Peygaberlerin sonuncusu Son Peygamberimizi SAS anarken sevgilli peygaberimiz diye aniyordu. Siz
      iyi bir insan olmak istiyorsanız onu bunu birakın’da senenin 365 gün 24 saatınızi zalimleri savunmaya harcamayın. kimin iyi kimin kötü olduğunu Allah biliyor. Kul hakkı yiyen 24 saat namaz kılsa ne olur kılmasa ne olur. Hak sahiplerınden helalık almadıktan sonra cennete giremez.
      Netenyahu yu yuhlayanlar, onun zalimliğini ve Filistinlilere yaptığı zulumlarından dolayı yuhaliyorlar.
      Netenyah’da gerçek bir yahudi ahlakı olsaydı onlar onu yuhalamazdılar.
      Yahudiler Müslümanları severler. Netenyahu ve Arap diktatöleri gibi koltuğuna yapışmış parazitleri sevmezler.

  11. Sayın yazarı dünya liderlerinin başarı nedenlerini yazmış.Öz olarak ;halk ile bütünleşen ,halkın dertlerini kendine dert edinen liderler ayakta demek istiyor sayın yazar.Türkiye nin dünya lideri ilan edilen kişisinin malumdur kimlerle bütünleştiği kimlerin dertlerine dert edindiği.Bir alyansla gelip haksız ve haram servetler edindiği biliniyor kamuoyu tarafından.Yandaşları da dindar gelip kindar oldular.Mücahit gelip mütahit oldular.Beş paraları yok iken partileri iktidara gelince her biri; holding,şirket sahibi oldu.Memurlarının 3-4 ballı maaşlar aldığı da malum.Devletin ihtiyat akçesi bile iç edildi.Merkez bankasının döviz rezevreleri suyunu çekti. Hesap sahiplerinin döviz mevduatı boç olarak merkez bankası hesaplarına geçirildi.Kayıp olan 128 milyar doların akıbeti belli değil.Deva Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan ın dillendirdiği gibi 128 milyar dolar kayıp,damat bey de kayıp ne hikmetse.Yandaş holding ve şirketler müşteri garantili ballı ihalelerle oturdukları yerden her ay milyar dolarları iç ediyorlar.Zengin zevat tam kapanma günlerinde tatil yörelerine koştu.Deniz ve havuz keyfi ile tatil yaparak tam kapanmaya girdi.Büyük şirketler devletin pandemi yardım imkânlarından alabildiğine faydalanıyor.Küçük esnafa sen git bankalardan kredi çek.Nasıl ödersen öde, herkesi düşünecek değiliz ya!Deniliyor.Zavallı küçük esnaf kan ağlayadursun bakalım.Yandaş zevat zevki sefasında nasıl olsa.İşsizler ordusuna yeni işsizler eklendi.AKP iktidarı 16 milyon çalışan işçi ve personel var diyerek işsizlik problemini örtme gayreti içinde.84 milyon nüfüs içinden 16 milyonu çalışmışsa işsizlik problemi yok mu edilmiş oldu?Yaşlı,çocuk ancak yakın markete kadar gidebiliyor.Biraz uzağında daha ucuz alabilecekken, yakın markette kazıklanması evla görüldü.AKP reisi Erdoğan ın ,yandaşı olmayanların dertleri ile nasıl ilgilendiğini şu Nasrettin Hoca fıkrası ile açıklayayım izninizle.
    Eşeği ile kasabaya alışverişe giden Nasreddin Hoca; kitap, elma, limon gibi birçok ağır şey almış. Aldıklarını kocaman bir çuvala yerleştirmiş. Çuvalı da sırtına alıp eşeğine binmiş.
    Yolda giderken Hoca’yı gören köylüler:
    – Ey Hoca, çuvalı niye kendi sırtına aldın?, diye sormuşlar.
    Hoca:
    – Ne yapayım? Zavallı hayvan zaten beni taşıyor, çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı, demiş.
    Bilmem anlatabildi mi?Saygılar.

  12. Arapça anlamak bilmek ve tevsir yazmak.
    Yarım hoca Dinden eder diye bir laf var!

    Maalesef bazı Tevsirciler Arapcayímí bilmiyorlar nedense tevsirlerde hata yapiyorlar.
    Arapça İşrap kelimesi içecek anlamına geliyor! İcmek! Ìcti! icecekler! İçtiler! Muhammed süre 15 Ayetinde geçen lezzetli İÇECEKLER’ kelimesini bizimkiler Şarap olarak tevsir ediyorlar tevsirede arapça ve Türkçe bilen birisi için lezzetli içecekler içecekler gibi anlaşılmayan bir çevri oluyor.
    Fiili isim olarak kullanírsaníz vebalinide çekersíníz.

    شرب şeribe fiilinin mazi mi شرب şeribe,

    Takva sahiplerine söz verilen Cennet, şöyledir: İçinde; kokusu ve tadı değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, ⭐içenlere ⭐zevk veren hamrdan nehirler ve saf baldan nehirler bulunur. Orada, onlar için her türlü meyve bulunur. Onlara, Rabb’lerinden bağışlanma vardır.
    https://acikkuran.com › 15
    Muhammed suresi 15. ayet – Açık Kuran

    BUDA DİYANETİN TEFSİRİ
    ﴾15﴿ Rabbine itaatsizlikten sakınanlara vaad edilen cennetin temsili şudur: İçinde doğal nitelikleri bozulmamış su ırmakları, tadı bozulmamış süt ırmakları, içenlere (lezzet veren,👉⭐ şarap⭐ 👈ırmakları, ) Ve ,,,süzülmüş bal ırmakları bulunan bir bahçedir. Onlar için ayrıca orada her meyveden mevcuttur, üstelik rablerinden bir de bağışlama lütfu. Şimdi bunlar, ateşte devamlı kalan, bağırsaklarını parçalayan kaynar su içirilen kimseler gibi olur mu hiç?

    (içenlere lezzet veren şarap írmaklarí). Anlamak için münecim olmak lazím.)

    Allahu Teala, değişik Sürelerde geçen şu ayetler ile bizleri uyariyor! “Biz bu kitabi ölúler için değil ddirler için indirdik” okuyup anlamaníz ive ona göre amel etmeniz için indirdik.

    • Nurdan abla, yahya bey dün evreka evreka diye çığlıklar atıyordu; cennette şarap ve bira fıçılarıyla dolu akaryakıt istasyonları varmış, alkolden uzak durmayın dinden çıkarsınız diyerekten yeri göğü inletiyordu…

  13. HİÇBİR KUTSALLARI YOK
    Başlıktaki hüküm cümlesini kuranlar haklı çıktı.
    Kutsaldan kastettiklerinin, getiri ve rant katsayısının diğerlerinden yüksek demek olduğunu açık ve net şekilde gördük.
    Hani Rize toprakları kutsaldı !!!
    Rize İkizdere İşkencelere olayı tüm iddialarını yerle bir etti.

  14. İÇKİ YASAĞI VE SİLAH SATIN ALMA
    02/05/2021
    Üç gündür günlük makalemi yazamadım…
    Rahatsızlandım, yazamadım…
    Şimdi iyiyim…
    *
    Yazıyorum ama yazdığım makalelerimin bir kısmı yayınlanmıyor veya yayına yetiştirilemiyor.
    *
    Ben yine de yazıp yayına hazırlaması için Reşat Nuri Erol’a göndermek istiyorum; kendisi bilir, nasıl isterse öyle değerlendirsin…
    Süleyman KARAGÜLLE

    ***

    İÇKİ YASAĞI
    Şeriatta haramlar vardır, yasaklara vardır.
    Haramların dünyevi cezası yoktur, uhrevi cezası vardır.
    Haramların dünyevi yaptırımları neler olabilir?
    -Haram olan şeyler mal sayılmaz.
    -Devlet haram olan malların güvenliğini sağlamaz.
    -Bir de içki amacıyla işletilen topraklar boş kalmış olur.
    -Boş bırakılan toprakların işletme mülkiyeti sahibinden alınır.
    -Yararlanma mülkiyeti kimsenin elinden alınamaz.
    -Ama işletme mülkiyetinin sahibi işletmedir.
    -Toprakları bırakmak zorunda kalır.
    İşletme mülkiyetinin tarımdaki bedeli son on sene içinde ödediği verginin toplamıdır. Dolayısıyla içki amaçlı toprağı kullanan on sene sonra bedava bırakmak zorunda kalır.
    Demek ki içki haramdır ama yasak değildir.
    Cezası yoktur.
    Sarhoş olanları cezalandırmak da Kur’an’da yoktur.
    Sarhoş olana kırk sopa vurulacağına dair icma vardır.
    Ebu Hanife bu kırk sopanın vurulabilmesi için sarhoş olanın ayı gösterdiğim zaman cevap verememesi veya gösterememesi gerekir.
    İçki üretip tüketme serbest olursa herkes kendisi üretip kendisi satar; dolayısıyla mafyası da oluşmaz. Bundan dolayıdır ki uyuşturucular da yasak değildir ki mafyası oluşmasın. Uyuşturucuların hükmü de içki gibidir.
    ***
    SİLAH SATIN ALMA
    Bizim düşüncemize göre Türkiye 12 bölgeye ayrılır ve ülke 12 orduya sahip olur…
    Her ordu bağımsız olur…
    Devlet her orduya imkânlar sağlar…
    Her ordu bizzat kendisi kendi silahını da kendisi üretir veya satın alır; devletten değil Türkiye piyasasından alır…
    *
    Bu konuda ‘Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası’nı okumak gerekir…
    ***
    (Bu konularda ve bu konuların detayları hakkında zaman zaman ve yeri geldikçe defalarca yazılıp yayımlanmış çalışmalarımız vardır. Merak edenler http://www.akevler.org yayın sitemizde “Site İçi Arama” yaparak bunlara ulaşabilirler. Reşat Nuri EROL)

  15. Vallahi Hocam , siz ne kadar zülfü yare dokunmak istemeseniz ve sözüm meclisten dışarı deseniz de bu bal gibi meclisten içeri sokulacaktır!
    Hindistan’dan bahsedince ister istemez biraz araştırdım , daha ayrıntılı bilgi sahibi olmaya çalıştım , gidip görenlerin , gezenlerin açıklamalarını okudum.
    Dünyada bu ülke kadar her konuda kozmopolit olan -hatta buna karmakarışık da denebilir – bu kadar tezatlarla dolu olan , her yönden enteresan bir ülke herhalde yoktur.Bir yandan uzay ve nükleer enerji çalışmalarını yürütürken bir yandan yokluk , yoksulluk ve buna benzer birçok ilkellikler kol geziyor !
    Ülkede tam 22 resmi dil konuşulurken ülke genelinde ayrıca 1600 den fazla da etnik (mahalli) dil kullanılması gerçekten çok enteresan !
    NOT: Keşke gidip gördüğüne göre Fehmi Bey de özel izlenimlerini biraz anlatsaydı, gerçekten ilginç olurdu .
    Selamlar ,iyi günler

  16. CHP’li İBB’nin sorumluluğunda olup uzun süredir akıbeti meçhul olan Adalar’ımızın 978 atı nerede?

    Ortada ismiyle cismiyle dolaşan 978 at kaybolmuş. Millet haklı olarak “Ne yaptınız bu hayvancağızlara?” diye soruyor. 
    İşin sorumluları teneşir uykusundaymış gibi sessiz sedasız! Söz konusu CHP olunca tecavüze, tacize, şiddete ses çıkarmayanlar şimdi de 978 emanet atın ne olduğunu sorma gereği bile duymuyor.
      

    Bu soykırımın hesabını sormayacakmısınız.
    Sucuklu yumurta yapınca iyi ama.

    • Fatih bey biz adanın faytoncularından, at pisliği kokusundan bıkmışız, siz de o uyuz atların derdine mi düştünüz? İbb imamının belki de tek olumlu icraatı o at sürülerini ve faytonları büyükadadan defetmek oldu; onu da ilsağlık müdürlüğü faytonları yasaklayınca yapabildi tabii…

  17. Ya mevcut iktidarın yönetimini ister istemez kabullenmek veya gelecek iktidarın tüm varlıkları talan etmesine razı olmak. Bunun dışında üçüncü bir seçenek göremiyorum. Sözüm meclisten içeri.

  18. Zülfü yar ben olsaydım, bana en dokunan yazısının bu olduğunu söyleyebilirdim..Bu yazısı aslında, aynı zamanda yazarın bir itirafıdır; üzerine basa basa “zülfü yare dokunmuyorum” dese de vurgulu anlatım, zülfü yarin üzerine alınmasını gerektirecek kadar onun alanına giriyor.
    Bakalım, bu yazı zülfü yare ulaştırıldığında, zülfü yarin zülüflerinde yeller esecek mi?

    Bence bir yansıması olacak.. Yazarımıza saklı bir uyarı mı yapılacak, ya da yandaş medyadan köşe sahipleri, yazıyı konu mu edinecek. Göreceğiz. Hoş, yandaş basın yazarımızı, kıymeti artar diye pek dokumuyor, kendince kaale alıyormuş gibi davranıyor olsa da, yazılar yerini buluyor, istediği etkiyi sağlıyor.

    Aslında bir yönüyle de, popülist liderlerin sonunu getiren en kullanışlı bir araç olarak da covit-19 mu kullanılıyor? Diye bir soru da akla gelmiyor değil bu yazıda…

    Komplocu yaklaşıma dair bir soru bu, lakin, Trump’ ın seçimi kaybetmesindeki en büyük etken, salgını hafife almış olması, seçim çalışmalarında da kalabalıkları teşvik ederek salgının yayılmasını hiçe saydığı olmuştu. Aynıyla vaki bir durum Hindistan’da gerçekleşiyor yazarımızın bildirdiğine göre. ( Ben de burada zülfü yare dokunmuş olmuyorum tabii olarak).

    Bir diğeri de demokrasinin, en kalabalık demokrasisi ile övünen Hindistan’da oldugu gibi dünya genelinde de gerilediği, yerini şimdilik popülist yönetimlere, ileriki zamanlarda da despotizme bırakacağı gibi bir endişenin hakim olduğudur. Hoş, bu endişe toplumların genelinde hakim olsaydı bunu ortadan kaldıracak harekat tarzını yine toplumlar geliştirirdi; demek toplumların da demokrasi algısı değişiyor, yerini daha çok sağcı, milliyetçi, şövenist duygulara, yönelimlere bırakıyor. Popülist politikacıların dünyanın her yerinde zuhur ediyor olması, toplumların demokrasi hakkındaki inakının değişiyor olmasıyla da alakalı.

    Dünya nüfusunun aşırı! kalabalıklaşması, yönetiminin zorlaşması, hem maddi hem manevi taleplerinin karşılanmasının zorlaşıyor olması, dünyanın küçük bir köye dönmesi ve gelişen ulaşım/iletişim sayesinde toplumların yönetimler üzerindeki baskısının artmaya başlamış olmasıyla “toplumu geme alacak” uygulamalar başgösteriyor. Komplocu bir yaklaşım olarak görülür mü bilmem ama covid-19 bu yöndeki kuşkulardan birisi gibi duruyor. Koca dünya, bütün imkanlarını kullanarak iki yıla yakındır salgını yönetme, bertaraf etme becerisini gösteremiyor güya..insanlar evlerine, dar alanlara hapsediliyor; sonucu net açıklanamayan tedavi, aşı ve ilaç uygulamaları çare olamıyor vesselam.

    Madem pandemi -bir yönüyle- popülist politikacıları yerinden etmeye, kalabalık dünya nüfusunu yönetmeye bir araç olarak kullanılıyor, kullanıcıların önerdiği, öngördüğü yeni bir sistem ne ola ki? Diye bir soru akla gelebilir, sorula bilir?

    Bunu ben de biliyorum. Ama dünya büyük bir değişime doğru yol alıyor, baskalaşıyor; insanlar da başkalaşıyor, duygular değişiyor, bir “kara delik” gibi her şeyi yutmak istiyor insanlar.

    Yöneten de insan yonetilenler de..ama biri yek diğerine galebe çalmaya çalışıyor.

    Bir “ötekileştirme”dir almış başını gidiyor.

    • Hasan bey “Hoş, yandaş basın yazarımızı, kıymeti artar diye pek dokumuyor,” buyurmuşsunuz da; sayın yazarın kıymeti harbiyesini tartmak size düşmez ama yandaş basının kendisini kaale alıp almamasıyla da değeri artacak ya da eksilecek değildir!
      Nihayet ben de sizin yorumlarınızı kaale alıyorum ama şurda okunurluğunuza zerre kadar bir katkım olmuş da değil yani…

  19. Virüs otokratları götürüyor tespiti yanlış.merkel tüm eyalet seçimlerini kaybetti.neticede salgın süreci iyi de yönetilse herkesi derinden etkiledi ve etkiliyor.Hindistan’ın demokrasi olduğu fantazi.kast sisteminin olduğu ve yüz milyonların buna iman edip uyduğu bir ülke nasıl demokrasi olabilir?onlarca feodal güce sahip toprak ağası raca var ayrıca.

  20. Fehmi bey! Bu filim bizde 17/25 Aralik 2013’de vision’a giren ve gişe rekorları kıran filim değilmi? Gerçi Korona sayesinde! Her ne kadar eskisi kadar popiler olmas’a bile Halen daha devam ediyor..
    Her ne kadar öğle görünsede halk korona’yi falan unutmuş kayip miliyarlarca dolarlar ve tonlarca altinların akibetini araştırıyor.

    Hindu başbakan ve Trump, bu konuda çok şans’sızlar, ayrıcada Hındistan ve ABD hakimleri’de beş para etmezler ve çokta nankörler. Adamlar gelirgelmez onları kendi adamı zannederek kırıtık mahkemelere atadılar, fakat onlar komutanlarının emrini değil Kanunları uyguladılar. Hindistan yüksek mahkemesi gece yarısı acil toplandı ve çıldırmış baş bakanı durdurdu. Hemde kendi inancı ve soyundan olan hindular mûslûman komşularına yapılan zülmü görûnce hem onları koruma altına aldılar hemde hakimleri yataklarından kaldırıp maşa olarak kullanılan hindulari tutuklattılar.
    Hindistan, pakistan, Bangadeş ve Fiji buraların halkı nerdeyse senenin her günü bayram ederler. Hangı inaçtan olursa olsunlar, herkesin dini bayramlarını hep birlikte kutlarlar.

  21. Sayın Koru siz de biz de biliyoruz ki zülfü yare dokundunuz yine 🙂

    Virüs önce Trump’ı götürdü. Yerine gelen Biden 100 günde 200 milyon aşı yaptırarak rekor kırdı ve Amerika normale dönüyor.

    Herhalde virüsün hedefinde diğer otokrat tek adamlar var Modi gibi. Ne diyelim darısı başımıza. Allah’ın lütfu mu desek 🙂

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız