Henüz yaşayan bir ‘medeni ölü’ eski günleri yad ediyor.. Bu bana saldıranlara bir teşekkür yazısıdır…

70

Dünkü yazıma göz atmışsanız sonuna düştüğüm notu da fark etmişsinizdir.

Not şuydu:

“Dün gece bir TV programında AK Parti’yi destekleyen bir kalem ile eski bir AK Parti milletvekili ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında biri cumhurbaşkanı seçilirse ne olur?’ sorusu eşliğinde geleceği tartışmışlar. Biri İngilizce biliyormuş, o İngiltere’ye kaçıyor, diğeri ‘Ben İngilizce bilmiyorum, nereye gideceğim?’ diye hayıflanıyor. Üzüldüm. Öyle bir şey neden olsun ki? Burası Uganda mı?” 

Hepsi bu kadar.

Önce İngilizce bilmeyen katılımcının sosyal medya hesabından hakaret dolu salvosu geldi. Ardından İngilizce bilen katılımcı kendi gözündeki yerimi bir kez daha bana hatırlatan satırlarını köşe işgal ettiği gazetenin internet sitesinde yayınlattı.

Neden kızdıklarını anlayamadım. Sonuçta onları yatıştırmaya, haklarında kötüyü düşünenler varsa onlara da burasının Uganda olmadığını hatırlatmaya çalışmıştım.

Hakareti bir tarafa bırakırsak, ilkinden hiç de hoş olmayan ‘Erdoğan sonrası senaryosu’ üzerindeki karşılıklı ifadelerinin aslında ‘şaka’ olduğunu öğrenmiş oldum. Televizyon ekranında, iki yetişkin yorumcu, izleyiciler önünde siyaset üzerine konuşurken, meğer ara sıra şaka da yapıyorlarmış…

İkincisinin gazetesine koyduğu nottaki benimle ilgili bölümü okuyanlardan “Mutlaka cevap vermelisin” diyen dostlar oldu. Onlara “Nesine cevap vereceğim, yazdığının ana gövdesi doğru” cevabını verdim; şaşırdılar. 

Reklam

İyisi mi, AK Parti’nin itibar ettiği bir gazetede köşesi bulunan ve sıkça TV tartışma programlarında yorumlar yapan AK Parti yönetiminin çok değer verdiği bilinen yazarın hakkımdaki satırlarını aynen aktarmak.

Okuyunuz:

Abdullah Gül‘ün arkasına takılıp kendine mutlu gelecek arayan bitik Fehmi Koru! Sen de medya tarihî çöplüğündesin. Eskiden seni umursayan vardı ama şimdi yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorlar. Üzgünüm, senin için yapacak bir şey yok…”

Bu satırların nesine cevap vereyim?

Abdullah Gül ile uzun yıllar öncesine dayanan dostluğumuz var ve siyasete atıldığı, çeşitli devlet kademelerinde hizmet verdiği dönemde de sonrasında da dostluğumuz devam etti. Duruma göre dostluk kuran, duruma göre dostuna düşman olanlardan değilim; bu bakımdan ilk cümlede itiraz etsem etsem bu yaşımdan sonra ‘kendime mutlu gelecek aradığım’ bölümüne itiraz edebilirim.

Hatta o bölüm bile bir yönüyle doğru. Kendim için olmasa da, yarınlarımızın herkes için daha mutlu olması gibi bir arayışım olduğu pekala söylenebilir. Her gün bir şeyler yazıyorsam, biraz da o mutlu dönemin biran önce gelmesine katkıda bulunmak için yazıyorum.

Paragrafın öteki cümlesine, yani “Eskiden seni umursayan vardı ama şimdi yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorlar” tespitine nasıl itiraz edebilirim? Sağolsun yazar, kendisinin kullanıma soktuğu ‘medeni ölü’ deyimini hiç değilse benim için ve hiç değilse bu defa kullanmamış. Kullansaydı da alınmazdım. Doğru çünkü.

İlk yazım henüz ortaokulu yeni bitirdiğim 1966 yılında İzmir’de çıkan ‘Gurbet’ dergisinde yayımlanmıştı. O dergide ve pek çok başka dergilerde değişik konularda yazılarım çıktı. [O yıllarda yayımlanan seviyeli ve etkili ‘İslam Medeniyeti’ dergisine, kitapları üzerimde derin izler bırakmış Ord. Prof. Ali Fuat Başgil’in vefatı (1967) üzerine bir yazı göndermiştim, yayınlanmıştı. Derginin editörü İsmail Lütfi Çakan -şimdi Marmara İlahiyat’ta profesör- birkaç yıl sonra tanıştırıldığımda yazımdan beni Başgil Hoca’nın öğrencisi sandığını hayretini saklamadan belirtmişti. O sırada henüz lise öğrencisiydim.]  

Reklam

Kalemi elimden hiç düşürmedim.

Milli Gazete, Yeni Devir, Zaman, Yeni Şafak, Star ve Habertürk yanında İngilizce çıkan gazetelerde de yazılarım yayımlandı; adını verdiğim gazetelerin bazılarında yöneticilik de yaptım.

Özel televizyonlar söz konusu olduğunda siyasi tartışma programlarının ilklerinden sayılabilecek ‘Başkent Kulisi’ni önce Flash-TV’de başlattım, ardından Kanal-7’ye taşıdım. Kanal-7’de yıllarca hafta içi her gece yorum yaptım. TRT1, NTV ve Habertürk ekranlarında bazı programların devamlı konuğu oldum.

Bana cevap verme ihtiyacı duyan kalem “Eskiden seni umursayan vardı” diyor; bu tespitine ancak “Sağol” diyebilirim. Gerçekten de medya dünyasında Milli Gazete’deki kısa sürmüş genel yayın yönetmenliği dönemimden (1984) başlayarak yazdıklarım ve konuştuklarım hep ilgi çekti.

Umursandım.

Şimdi için “Yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyorlar” diyor.

Eyvallah.

Kendisi ‘medeni ölü’ sıfatını da kullandığı yazılarla beni ara sıra hatırlıyor ya, ona itibar eden AK Parti çevresi onun sayesinde yaşadığımı öğrenmiş oluyor.

Ben de şimdilerde göz önünde olan bazılarının henüz ortalıkta görünmediği 2000’li yılların başlarında çeşitli vesilelerle çekilmiş -bu yazının en tepesine yerleştirdiğim ve aralara da serpiştireceğim- fotoğraflara ara sıra göz atarak geçmişte yaşadığımı hiç değilse kendime ispat ediyorum.

O fotoğrafta gördüğünüz yüzlerden biri –Kürşat Bumin– maalesef artık aramızda değil; ancak diğerleri de muteber yazarımızın zaman zaman ‘medeni ölü’ olarak andığı yazarlar…

Ne yapalım, hayat işte böyle bir şey. Bir varsın, bir yoksun.

Yalnız hiçbirimiz bir yerlere gitmeyi düşünmüyoruz. Bunun şakasını bile yapmıyoruz, yapmamız da gerekmiyor zaten. Herbirimiz nereyi bulursak oraya düşüncelerimizi yazmayı ve bizi ölü bilmeyen insanlarla paylaşmayı sürdürüyoruz.

“Cevap ver” diyenler ve bununla “Ağzının payını ver” demek isteyenler yanılıyor.

Bana bunları düşündürdüğü için hatta kendilerine teşekkür borçluyum.     

Çok şükür burası Uganda değil.

ΩΩΩΩ

70 YORUMLAR

  1. Ümit ederim ki bu muhteşem yazıyı o yazarlar da okur ve biz böyle bir cevabın yazılmasına neden olmamalıydık deyip ağlansınlar. 👏👏👍

  2. Yüz binlerce insan KHK ile FETÖ veya diğer terör örgütüne üyelikten sorgusuz sualsiz hayatları karartılır iken siz nerdeydiniz …. Fehmi Bey… Söyleyeyim… Yine bu sayfadan sesimizi duyurdunuz.. Adaletsizliktir… Bu yapılanlar… Yargılanmadan böyle olmaz dediniz…. Yine insanların suçu mahkeme kararıyla sabit hale gelene kadar MASUMDUR.. dediniz.. Ama şimdiden korkan o insanlar bilsinler ki…. Adalet herkese lazım…. Keşke karanlık o günlerde hakkı üstün tutan , adalete şahitlik yapan , doğru olanın ortaya çıkması için çalışan insanlar olsaydılar…. Olmadılar… Olamadılar.. RTE gibi onlarda fani dünya gücü, iktidar hırsı,, ile hareket ettiler.. Adaletten uzaklaştılar…
    Sözün özü burası Uganda değil her kes yargı önünde hesap vermeli / yargıda adaletle hükmetmeli… kimsenin oyuncağı olmamalı.. Devr-i sabık yaratılmamalı.. Bir gün yargı önünde hesap vermelerini Yüce Allah’tan dilediğim… Bu AKP yöneticileri içinde böyle olmalı…..
    Devletleri devlet yapan ADALETTİR…. Devletleri yıkan ise bir küçük haksızlığa göz yumulmasıdır…

  3. O yaratıklar aynen kedi ciğer misalı.
    Dünyaca Ünlü,bir yazara laf sõyleyenlere ancak bu kelime yakışır.
    Unutulduğu içinmi! Günlük yazıları ertesi gün bir çok haber sitelerinde tekrar şu başlaklarla” Fehmi Korun kendi sitesinde şu yazıyı paylaştı”diyerek yayınlaniyor ve kendileride o yazılardan ilham alarak görüş bildiriyorlar.

  4. Herkes her işi yapar ama işini güzel yapan bir başkadır.Birr de herkesin bir duruşu var.O duruşu korumak insanlığın zirvesi olsa gerek.Yaprak gibi rüzgara göre savrulanlar ses çıkarır ama içii boş.Uzun yıllardır sizi takip ederim her yazınızda önemli bir bilgi sahibi oluyorum.Sen onlara aldırma abi onlar kuru yaprak ordan oraya savrulsunlar.Senden öğrendiğim önemli bir şey var: dünyada hiçbir lider kendi kendini yemez).Bütün liderlerin çevresindeki boş gürültü çıkaran kişiler bitirir.Bizimkide öyle oldu.

    • Bahri bey iyi güzel de çoğu zaman yersen yoğurt içersen ayran kıvamında yazılar da gelmiyor değil hani; eskilerini bilmem ama yeni yazıların durumu öyle yazarımızı şişirmeyi gerektirecek kadar değil yani…

    • Sayın emir bu konuda herkes o kadar da hemfikir değil sanki; yok öyle değil bilmem ne diyenler sanki daha fazla… iyisi mi mevzu ortada kalsın, yoksa şimdi bi yığın arıza çıkacak buralarda…

  5. Hamza bey, neden kontrolünüzü kaybettiniz ki? Yenilen besinlerden kan, kemik, tırnak vs “olması”nının tesbit için filozof olmak gerekmiyor anlamında “Cübbeli A.”ya atıfta bulundum. Bir şeyde herşeyde olan bir takım ortak özellikler olabilir, ancak bir şeyde herşeyin olması mantıken tuhaf değil mi? Bir başka tuhaflık ta verdiğiniz 1nolu cevabın öğrenme kapasitenizi ortaya koyabilmesi. 2nolu cevabın konuyla ilişkisi zaten ortada.

    Anlamadığım dediğiniz konu basitlendirilmiş şekliyle şöyle: Önce dün yazdığınız yazıya bakın. Sondan 7. paragrafınızda “-Ha bir de… hesaplayamazken, bilmediğimiz milyonlarca şey olan yaşam, ölüm, ölüm sonrası, evren vb..” demişsiniz ya. Düzenin çetinliği, bilinmezlerin çokluğu karşısında Allah insana yardımcı olsun diye pratikte elçilerini, peygamberlerini kitaplarını yollamış (DiN bunun için var dedim, anladınız mı?). DiN’den kasıt “tevhid” dini, DiN’imizdir. Bilinemezler (gaybe girenler) dahil herşeyin özetlendiği kitabı “Kuran”dır. Bu kitapta Dünyadan gezegenlerden, göklerden bahsedilir. DiNin sahibi, Kainatın da Yaratıcısı Allah olarak geçer. Müslüman olarak inanç dünyanızda böyle bir kabülünüz varsa, bunda anlaşılmayacak ne var (özellikle, mevcudiyette herşeyin anlaşılamayacağını, bilinemeyeceğini kabul etmişseniz). Bu arada, Budistsiniz diyen yok(tu). Sizce de pek bir “değeri olma”mış olabilir. Ancak, DiNimizdeki ruh vs konusuna girilmişken başımızı “Budizm kumu”na gömmemizi ister gibi bir hal vardı, sanki!

    Değer görmesi ne kelime! “Budha” eski yazıtlarında tanrı olarak bizzat belirtilmiş bir konudur. Budistlerin pratikteki mesajları “Ya, bırakın öbür tarafı, tekrar dirilmeyi `ruh`muş, `ölüm`müş şuymuş buymuş bırakın! dünya işlerine konsantre olun; bana inanın tanrı olarak, ben size yeterim” türü bir şey (sanki dünya işlerinin önemini bir tek Budha keşfetmiş gibi!). Budha yetiyorsa, yeter diyenler Heykellerinin ve yazıtlarındaki dini motiflerinin karşısında saygı duruşuna geçer. Kim ne der ki (dinde zorlama yoktur!).

    • İslam şeriatında mürtedin (Müslüman iken dinini değiştirenin) cezası ölümdür. Bu kural Sünni ve Şii ekollerin tüm mezheplerinde geçerlidir ve İslam alimlerince! üzerinde ittifak edilmiştir. (dinde zorlama yoktur demişsiniz de)

      • Şeriat deyip insanları öyle şeylerle korkutmayın Sn F.K.T. Allah korusun. İşaret ettiğim Kuran’a dayalı bir çıkarım (“sizin dininiz size, bizimki bize” ayeti de bunu ifade etmiyor mu?). Şahsen, varsa, cezai hükümlerin/şartların öne çıkarılması konusu çok dikkatli olunması gereken bir konudur şeklinde düşünüyorum. O işlere gelinceye kadar doğru-dürüst bir yığın konunun iyice anlaşılması var ki toplumun buna dayalı gelişimi planlanıp başarılmış olması en birinci vazifemiz. Öncelikli olmak çok önemli.

        Ancak, müslümanı korkuyla köşeye sıkıştırmağa kalkarsanız, size birileri diyecektir ki müslüman olduktan sonra din değiştirmek pek akıl-karı bir şey değil. Bunu eşdeğerlik mukayesesi olarak “kalıcı cehenneme yakıt olmak mı iyi, yoksa bir defa öldürülmek mi” şeklinde zihnen tartıp ta bu kanaate varmış olabilirler. İnsanı bir defa öldürebilirsiniz; bir değil bin kurşun sıkın isterseniz (şehit olmaktaki gibi bir seferlik olay). Peki ya “üç gün”lük bir ömürden sonra cehennemlik olmak? mukayese mi kabul eder? Belki de bu tür bir tecelliden kurtarabilmek için caydırıcılığı olsun diye ileri sürülmüş olabilir. Ancak, ileri sürenlerin de ne derece “eşref-i mahlukat” oldukları da sorgulanabilir. Cezai şartlarda tercihi bir açık kapı bırakılmış olduğuna inanırım (ilahiyaçtı değilim). Şayet söz konusu Allah’ın diniyse, konuya her zaman pozitif yaklaşmak en doğru olanı. Merhametinin büyüklüğüne inanarak umutla doğru olanı öncelikleri tesbit ederek yapmakla yükümlüyüz.

        • O zaman sizin Kuran’a dayalı çıkarımınız ile İslam Şeriatı ters düşüyor (birçok durumda böyledir zaten). Fakat siz de açıkça “bu yanlıştır” diyemeyip lafı dolandırıp bilinen gerekçeler öne sürmüşsünüz yani tevil etmeye çalışmışsınız. Tarihi süreçte geleneklerle oluşmuş insan yapımı İslam Şeriatı’nın yanlışlarına karşı çıkılacağına hala onu savunacak gerekçeler aranıyor. Yani İslam Şeriatı Kuran ile oldukça farklı olmasına rağmen “atalarımızın dini” diye sahip çıkılıyor. İslam Dünyası’nın geri kalmışlığının ana nedeni de budur. İslam Şeriatında bazı doğruların da olması bu gerçeği değiştirmez. Bir bardak suya bir damla pislik karışsa o su mekruh olur. Kaldı ki İslam Şeriatının çok sayıda pisliği olduğu gibi bardağı da kir tutacak şekilde çapaklarla doludur. Kaynağı rivayet ve eklenti hadislerden oluşan ve geçmişteki çoğunluk görüşüne (zan, icma) dayanan “geleneksel din” ve onun hukuku olan “şeriat”, Kuran’a alternatif ve hükmedenlerin düzeninin işbirlikçisi bir müşrik inanç sistemidir.

          • Sn F.K.T., geçenlerde dediniz ki “Psikolog değilim, o nedenle Jung konusuna girmeyelim”. Ben de ilahiyatçı olmadığımı söyledim. Anlamışa benzemiyorsunuz. Tekrar edeyim. DiN’nin cezai şartları da olabilir. Ancak bunlar keyfi olarak uygulanan şeyler mi? Beni ırgalamaz çalan/çırpan/zina yapan/suçu sabit olanlar düşünsün diyebilirdim. Pozitif biri olarak kanaatimi ifade ettim. Siz de fırsat bu fırsat neler neler boca etmişsiniz buraya. Boca edilecek tam da adamını buldunuz yani! Siz o kadar negatif olabilirsiniz, ama siz de ilahiyatçı değilsiniz. Bırakın olanlar tartışsın, belgelerden/bilgilerden/olaylardan ibret alarak sağlıklı sonuçlara ulaşmağa çalışırken millet de amatör bilgileriyle/sezgileriyle/gördükleriyle katkıda bulunsun (biz de ayrı ayrı bu süreçte doğru bildiklerimizi ifade edelim). Ancak, madem konuyu “şeriat”e getirdiniz, sorarım size, DiN/İslamiyet cezai şartları (neyse artık onlar) bir ön şart olarak ileri sürerek mi geldi? TC-CHP zihniyetince durum sanki böyleymiş gibi halk korkutuldu ve laikçilik kisvesi altında adeta DiN’inden soğutmağa çalıştı (%20-25 ile başarılı olunabildi, galiba). Ne dersiniz?

          • Türkiye’de seküler-laik düzenden yana olanlar sadece CHP seçmeninden ibaret değildir. Bu oran yakın geçmişte %55 civarındaydı. Şimdi ise Erdoğan’ın sayesinde %70’i geçmiş durumdadır.
            Diğer yandan hala gerçek soruya cevap vermeyip etrafında dolaşmaya devam ediyorsunuz. Bu soruya cevap verebilmek için ilahiyatçı olmaya gerek yoktur. Kuran’a mı tabiyiz yoksa insan yapımı Şeriat’a mı?

          • Sn F.K.T., Okuyanlar, dikkat edilirse cevap verilmiş olduğunu görebilir. Siz görmek istemiyorsanız o başka. Tekrar edeyim. Yukarda denen şu: Ne siz, ne de ben ilahiyatçıyız (bu arada ben de mühendisim). Konu tartışılsın diyorum. Millet te sezgileriyle edindiği bilgileriyle bu süreçte fikrini söylesin. Söz sırası size de gelir elbet… %20-25 haydi %30luk olsun, bu oy kemikleşmiş olarak CHP’nin tekelinde (bir seferinde siz belirtmiştiniz). Bu parti de darbelerin arkasına saklanarak “laikçilik”i kimseye bırakmadı. Laiklik keşke tepeden inme değil de bütün halkın katılımıyla TC-CHP’nin ilk yıllarında tanımlanabilseydi. Bugün bu işleri konuşmamış olurduk, büyük bir ihtimalle….

  6. Korkmalarına gerek yok. Artık eski Türkiye olmayacak. İnanması zor geliyordur bu yorumu okuyanlar için belki de imkansız ama gerçekten eski Türkiye geride kaldı kalıyor. Bunun yeni kurulan veya kurulacak partilerle bir alakası yok. Toplumsal tabanda çok ciddi rahatsızlıklar var. Bunlar çok sabırlı sakin ve bir o kadar da bilinçli insanlar ve çoğunluğu 45 yaşın altında. Bugüne kadar vermiş oldukları kredinin iyi kullanılamadığının farkındalar. Yaşananlardan ders alınmış durumda siyasi aktörlerden çok bu toplumsal taban geleceğe yön verecek. Siyasetçilerde kendine ciddi anlamda ders çıkarması ve ödevlerine iyi çalışmaları gerekiyor. 2002 seçimlerinden daha dramatik sonuçlar alabilir bazı partiler. Ama bunlardan da önemlisi bürokrat ve yargı mensuplarının en kısa vade de tekrar evrensel hukuk normları ve mevzuatlara uygun bir şekilde hareket etmeleri eğer öyle olmazsa en ağır bedeli onlar ödeyecek.

  7. Sayin F.K.T. şöyle söylüyor: “Söz konusu gazatacılar ile Fehmi Koru’yu kıyaslamak mümkün olmadığından, Fehmi Bey’e gönül alıcı iki çift laf etmeyi dahi gereksiz görüyorum.” Tam da bu duygu ve düşünce hali beni konuya ilişkin bir yorumda bulunmaktan alıkoydu. “Boşverin bu tür sıradan insanların boş laflarına Fehmi Bey” türü bir ifade kurmak bile bunlara pirim vermek olur. Bu ikisi, F. Bey’in kendilerinden söz eder görünürken iktidar cenahındaki tedirginliğin erişmiş olduğu boyuta işaret ediyor olduğunu bile fark edememişler. Bugünkü yazısı, konuya doğrudan değindiği diğer iki yazsının devamı niteliğinde. Bu iki tip de yazar tarafından dikkate alındıklarını sanıp kendilerini onun muhattabı düzeyine çıkarmak için debeleniyorlar.

  8. 17-25 Aralık’ın ayak seslerinin duyulduğu Gezi olayları sırasında Erdoğan, “10 ay sonra sandıkta millet bunun hesabını sorar” demişti. Erdoğan’a yanıt o zaman Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül’den gelmişti. Gül, “Demokrasilerde her şey seçim demek değildir” demişti.
    Gül anlaşılan demokrasiyi yeni yeni anlamaya başlıyor

  9. CEM BİRŞEY SÖYLEDİ ALDI BUNU ODA TV DENEN KARANLIK SİTE ÇARPITTI DA ÇARPITTI ZATEN KENDİ SÖYLEDİĞİ YALANA İANANAN OKADAR KİŞİ VARKEN OLDU MANŞET .SAYIN CEM BEYİN BUGÜNKÜ YAZISINI OKUYUN VE ONAGÖRE YORUM YAIN .

  10. Eskiden bir kurumda işimiz olduğunda iyi kötü bir tahminde bulunuyorduk. Çok uzun yazacaktım fakat H. Gayret beyin yorumlarını okuduktan sonra vazgeçtim. Çok kısaca ülkeyi Uganda’dan berbat ettiler.

    • hangi yorumu okudun ne anladın bilemiyorum ama sen bu söylediklerini; avrupa hastanelerinde göz doktorundan 6ay sonraya bile sıra alamayıp, bir gözlük yazdırabilmek için türkiyedeki hastanelere oluk oluk akın eden ab vatandaşlarına anlat emi..!

      • H.gayretli kardaşım…Bunların derdi… baskı var ..zulüm var konuşamıyoruz özgür değiliz, diyorlar ya..farklı bir konuşmayı gördüklerinde cin çarpmışa dönüyorlar… Beni sen. Seni ben zannediyorlar…Bizi fetöcü yapmayın diyorlar.. sonra fetöcülerin argümanı kullanıp herkesi doğuvu vatancı perinçekçi yapıyorlar iyi mi… Sütten çıkmış ak kaşıklar mübarekler..

        • Sayın Türkeş siz gayretli arkadaşın kardaşı olabilirsiniz bu akla yatkın da gayretlinin kendisi olmanız imkansız. Olsa olsa gayretli sizin akıl hocanız olabilir. Lütfen bunu bir sataşma olarak almayın. Latife babından bir tespit olarak görün.

          • Sayın başbuğumuzun sohbetinde de bulunmuşuz elhamdülillah, ne öğrendiysek yolu o göstermiştir. Ruhu şad olsun…

          • Mümkündür hocam nitekim gayretlinin “en sevdiğim din adamı Said Nursi”paylaşımından sonra Türkeşin de Risalelerden alıntılar paylaşması ve zihniyet benzerliği bakımından da haklı olabilirsiniz. Lakin ülkü ocaklarında perinçek’in tedrisat yaptığı adli bir tespit olarak duruyor yargı raflarında. Şimdilerde de benzer tedrisatın yapıldığını öğrencilerinden haber alıyorum.

          • Uğur bey, yanılıyorsunuz. Sayın Türkeş alınmasın ama H.Gayret’in kalemi çok kuvvetli, bir ara Engin Ardıç mı yoksa diye şüphe bile ettim. Tıpkı onun gibi ilginç cümle ve örneklerle çok şey söyleyip sonunda hiçbir şey söylememeyi başarabiliyor. Türkeş arkadaş da sonuçta bir şey söylemiyor ama başında da bir şey söyleyemiyor! Ben bu iki arkadaşın da yakında saflarımıza katılacağı kanaatindeyim, haber bekliyorlar…

          • Seni havale ettim Uğurcum.. iş benden çıktı…Terazisi yanlış olanın ölçümlerinin ne ehemmiyeti varki…Ayrıca H.gayretli kardaşımın yanında olmak hiç gücüme gitmez…Devam kardaş devam…
            Her tarafı sarmışlar, yalan ve iftiraya devam ediyorlar…Kendi algılarına kendileri inanıyorlar…. Bunların gerçekten ayarları baya bozulmuş…

        • Çok şukür bir defa daha kendim emin oldum… Bunlar gerçekten kendi çalıp kendileri inanıp kendileri oynuyor… Bunlara mı emanet edecez kendimizi… Bunların ayarları valla kaçmış…. Artık gülüyorum:))))… H.gayret bir el atıver delilerin arasında kaldım.. Hiç mi insafın yok bilader…:)))

  11. Kötü söz sahibinindir. Meyve veren ağaç taşlanır, değerli insanlar her zaman gönüllerde yaşlarlar. Fehmi Koru hocamız da bizler için çok değerlidir.

  12. Sayın H.K. merhaba!
    – Tartışmalarda sivri bir dilim var.
    – Bunun nedeni, bazen bir şeye dikkat çekmek, bazen tartışmayı daha da alevlendirmek için. Ancak bazen de, kendimi kontrol edemememden kaynaklanıyor.
    – Bazen, sayın ve mim ve bernar beyin ve hatta h.gayretin siniri alınmış hallerini görüp imreniyorum: Neden ben onlar gibi, sakin sakin düşüncemi açıklıyamıyorum diye.
    – Bazen de, “acaba” diyorum, “bütün hata bende değil mi? karşımdakinin de bu durumda hatası var mı?”
    – Dünkü yazınız için yazacağım sivri ifadeler için şimdiden özür diliyorum ama yine kendimi engelliyemiyorum.
    – Önce sizin dünkü yazınızı buraya alıyorum:
    “Hamza bey, sondan 4.& 5. noktalarda arzedilen ifadeni söyleyen bir filazof da olabilir. Ancak onu Cübbeli A. Hoca da pek farklı olarak söylemiyor…

    Sondan 7. Noktadaki ifade tabii ki doğru. İşte onun için, DiN var. DiNin tarihi ve kökeni kainatın tarihiyle aynıdır. Bil bakalım neden? pratik bir cevap istiyorum!

    Baştan 5. & 6. noktalar sentezdir. Aksi taktirde iş «beyin»i tanrılaştırmağa kadar gider ki bu değer verdiğiniz «Budizm» inancına sığar mı hamza bey?!”
    – Yorumunuzdaki birinci parağraf için 2 tane cevabım var:
    1- Dikkatinize hayranım. Sayenizde, adamın bize kendisini filozof olarak yutturduğunu, aslında konuyu cübbeliden arakladığını öğrenmiş oldum.
    2- Akıl-iman sentezi olmadığı için cübbeli böyle söylemiştir. çünkü sadece imanda, herşey birdir. (belki tasavvuf düşüncesinde diye ayırmak gerekebilir)
    – İkinci parağrafta hangi bölümü kastettiğinizi anlamadım ama, din ile kainatın tarihi aynı değildir. Dinin tarihi, en fazla insanlık tarihi ile olabilir.
    – Üçüncü parafrafınız hakkında ise; ben madde madde (sayılar ile) yazmadığım için, sizin neyi kastettiğinizi bilemiyorum, ancak işin beyni tanrılaştırmaya gitmesinin ya da gitmemesinin budizm ile bağını ben kuramadım.
    – Fakat şunu söyleyebilirim, buda, budistler tarafından tanrı düzeyinde itibar görüyor.
    – Budizme değer verme meselesine gelince, ben bütün din ve düşüncelere değer veririm. Budizmin, diğer dinlerden farkını söyledim. yoksa budizmin diğer dinlerden üstün olduğunu söylemedim.
    – Durumu tekrar belirteyim. bugüne kadar yaşamış ve yaşayan milyarlarca insan, öbür dünya, tanrı (ya da tanrılar), yaşamın anlamı vs. vs. konularında birşeyler söylemişler. Ateistler de tanrının olmadığını söylemiş ama sonuçta bilemediğimiz, sadece inandığımız olgular, olaylar, varlıklar vb. hakkında birşey söylemiş.
    Fakat budizm, bu milyarlarca kişiden apayrı, tek başına birşey söylemiş: “bırak bu işleri. öldükten sonra yaşam var mı yok mu bilemezsin. bunlarla uğraşma. şu an yaşıyorsun ve bu yaşamını en iyi şekilde değerlendir” diyor.
    – yazımda budist olmadığımı da, senin gibilerin yanlış anlamaması için özellikle belirtmeme rağmen, “değer verdiğiniz budizm” diye ifade kullanmanıza bile sivri dil kullanmadım.
    – ama şu cübbeli ve filozof olayı, benim bütün kontrolü kaybetmeme neden oldu.
    – kusura bakmayın.

  13. Fehmi Bey
    Bahsettiğiniz şahsiyetlerin henüz hiçbir yazısını okumadım.Programlarını da hiç izlemedim. Ama sizi 90 lı yılların başından beri nerede yazarsanız bulup okuyorum.
    Takmayın kafanıza…
    Zaten takmamışsınız da…

  14. Yazdığınız gazeteler arasında ‘Pazar Postası ‘ da vardı.
    Sizin topuğunuza gelebilecek kalitetede bir
    gazeteci de tanımam.

    Sağlık ve mutluluklar

  15. Cem Küçük ve Mehmet Metiner’in TV programındaki siyasi sohbetlerinde “yurt dışına kaçmak” sözlerinin bir şaka olduğunu sanmıyorum. Bu kadar deneyimli iki gazetecinin bu denli aşikar bir hata yapacağını düşünmüyorum. Bence iki ihtimal var, hangisi olurludur siz karar verin.

    – Erdoğan’ın uygulamakta en becerikli olduğu yöntemlerinden birisi de budur. Bazı seçilmiş konuları/sorunları sanki safiyane bir şekilde ortaya atıp beklemeye geçiyorlar. Beklenen şey, ortaya atılan bu konuya muhalefetin akılsızca ve ahlaki bir düşüklük içinde saldırmasıdır. Seviyesiz saldırılar yeterli düzeye gelip kamuoyunda yeterince duyulup olgunlaşma seviyesine gelince karşı saldırıya geçiyorlar. Bu provokasyon ile beklenen şu olabilir: “Eğer Erdoğan iktidarı kaybeder ise onu destekleyen herkese saldırılar olabilir, hepimiz tehlikedeyiz, onun için safları sıklaştıralım.” Tabi ki bu amaca ulaşılabilmesi için özellikle sosyal medyada “tabi ki kaçacaksınız, şöyle hesap soracağız, sizi kör testere ile keseceğiz …” falan gibi mesajlar yazılmasını bekliyorlar. Böylesine mesajlar yetersiz kalır ise Aktrol’ler devreye girecektir.

    – Cem Küçük ve Mehmet Metiner çoktan saflarını değiştirdi. Kendilerine bir görev verildi. AKP=Erdoğan’ın daha hızlı çözülmesi için böyle bir korkunun yayılmasının faydalı olacağı açıktır. Onlar da bunun için böyle bir senaryo hazırladılar, korkuyu yüreklere saldılar. Böyle mi değil mi anlayabilmek için onların bundan sonraki tutumlarını da gözlemek lazım tabi.

    Her iki şahsın da tek bir köşe yazısını bugüne kadar okumuş değilim. Bu nedenle bir karara varamadım. Fakat böylesi bir konuşmanın şaka olamayacağına eminim. Ne dersiniz?

    Not : Söz konusu gazatacılar ile Fehmi Koru’yu kıyaslamak mümkün olmadığından, Fehmi Bey’e gönül alıcı iki çift laf etmeyi dahi gereksiz görüyorum.

  16. Yazdığıınız gazeteler arasında’ Pazar Postası’ da vardı (o da harika gazeteydi)
    Sizin topuğunuza gelebilecek gazeteci tanımıyorum.
    Sağlık ve mutluluklar

  17. Dünkü algı çalışması yapıyordunuz… Cem Küçük hakkında…. Bugün merak ettim ne yazıyor diye…Cem küçük size cevap vermiş… Fehmi bey de hatalı olduğunu ima etmiş yazısında.. Buyrun okuyun… devamını da okuyun…
    Cuma gecesi Beyaz TV’deki Dinamit programında Latif Şimşek, Mehmet Metiner ve ben vardık. Konu bir ara FETÖ’ye geldi. Metiner’le bir ara işin şakasını yaptık. Ben, “İngilizce biliyorum, İngiltere’ye giderim. Ama iki günde beni iade ederler” dedim. Metiner de, “Ben İngilizce de bilmiyorum. Gidecek yerim de yok” diye dalga geçti.
    Konuşmanın başında, “Erdoğan karşıtı biri iktidara gelirse herkesi yargılarlar” dedim. Tabii sosyal medyada neredeyse tamamı FETÖ’cü ve bazıları PKK’lı hesaplar benim ve Metiner’in korktuğunu yazmışlar. FETÖ’cüler pek bir sevindirik olmuşlar. Allah’ım neler yazıyorlar. Kaçma planları yapıyormuşuz, sığınma istemişiz, daha neler neler….

  18. Yaz boyu büyükada anadolu kulübünün felsefe toplantılarındaydık dinleyici olarak; sade suya tirit mevzuların sığ sularında fazla açılmadan dimağımızı/boğazımızı ıslatmaya çalıştıysak da ada sıcağını pek gideremedik… neyse; kadın hakları, ifade özgürlüğü ve baskılar filan derken ön sıralardan yaşlıca ama gayet dinç bir bayan söz istedi ve konuşmacıya: “kadınların baskıya uğradığından ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığından falan bahsediyorsunuz; ben 1932 doğumlu bir kadınım, hayatımda hiç kimse bana baskı yapmadı ve özgürlüklerimi kısıtlamadı..! söyleyin ben de bileyim; kim kadınların özgürlüğünü kısıtlamış, ne zaman olmuş, neden hiç karşılaşmamışız???” en az bir delikanlı kadar yiğit yaşlı türk kadını kimmiş kadına baskı yapan ya da özgürlüklerini kısıtlayacak olan diye şaşkınlıkla sorarken; bi yığın kelli felli adamın “aah ah ne baskılara maruz kalıyoruz” diye karılar gibi ağlaşmaları gerçekten de ne kadar komik:) Medeni ya da vahşi, ölü ya da diri, bal yapmaz arı gibi mızlanıp duran gasteci taslakları ve politikacı eskileri; kullanım tarihleriniz geçti artık, alayınız eski türkiyenin tozlanmış fotoğraflarında kaldınız..! Kellelerinizi sallayın belki ne dediğimi daha iyi anlarsınız..! Bu günleri gösteren tanrımıza hamdolsun…

  19. Dervişin fikri neyse zikri de oymuş… şakalaşma tarzı insanın zeka seviyesini de doğrutan yansıtır. Kendilerine haritadan kaçacak delik arayanlara uğurlar olsun; yalnız geri dönüp geleceğin kapıyı pek sert çarmasan iyi olur derler..! Hrantı vatanından kaçıp gitmediği için öldürebildiler; milletimizin üstüne f16larla bombalar yağdıran mankurtlar ise anakucağı gibi yunanistan ve amerikalarda firarda..! Kahpelikte sınır yok…

  20. Sevgili Bernar Bey,
    Beni zaman zaman ikileme düşürüyorsunuz. Sizi okuyunca bir taraftan ümitleniyorum, bir taraftan da hayıflanıyorum. Ümitleniyorum zira öyle şeyler söylüyorsunuz ki beni mutlu ediyor.
    1-Mesela Cemaat’in (siz Cemmat diyorsunuz, vardır bir hikmeti) iki yıl önce Gülen ve çevresinin bir direktifiyle “stratejik korunma hamlesi”nin bir parçası olarak yazdığımı söylüyorsunuz. Keşke öyle olsa, keşke Cemaat bu potansiyelini stratejik olarak kullanabilse, böyle bir strateji geliştirebilse, ama maalesef değil. Öyle bir strateji yok yada ben bilmiyorum. Yurtdışında olup belli medyayı takip eden kişiler birbirinden zaten çok etkilenir, benzer söylemleri kullanır, zaten Türkiye’de hangi medyayı takip edeceksin ki. Söylemler benzer, bu doğru ama yemin edebilirim ki bu bahsettiğiniz stratejiden haberim yok. Beni dinleseler daha başka stratejiler önerirdim. Dileyelim ki böyle stratejik bir çıkış planı olsun.
    2-“Ak Parti liderliğindeki dindar muhafazakarların iktidar gücünü kırdınız” demişsiniz. Buna diyecek birşey bulamıyorum. Yani izahtan vareste bir durumdur. Bunu nasıl yaptığımızı da anlatırsanız sevinirim. Ama Ak Parti’nin nasıl bir liderliği olduğu Cemaat’ten kurtulduğu 2013 sonrasında ve hele 2016 sonrasında görüldü ve görülmeye devam ediyor. Demek ki Ak Parti liderliği (ki bunu Erdoğan olarak okuyalım isterseniz) demokrasiye saygılı, insan haklarına riayetkar ve ideal bir liderlik anlayışına sahip, Cemaat onları saptırıyordu. Bu beni mutlu edecek ama ülkedeki ve dünyadaki durum öyle değil diye siz yazıp çiziyorsunuz, kafam karışıyor. Ülkede Cemaat’in etkin olduğu (hatta siz demediniz ama bazıları bunu çok ima ediyor, hükümetin Cemaat’in vesayetinde kaldığı) 2003-2011 arası Türkiye’mi yoksa Cemaat’in devre dışı kaldığı ve Eski AKP İstanbul İl Başkanının dediği gibi Ak Parti’nin yeni yol arkadaşları bulduğu 2013 sonrası Türkiye’mi daha yaşanabilir bir durumdadır. Sevgili Bernar Bey, bahsettiğiniz liderlik ne demokratik, ne insani bir çizgide değildi, şimdi hiç değil. Maalesef Cemaat (tabii ki O kişiye yakın olanlar, O çevreyle temas edenler) Erdoğan’ı tanıyamamış, devleti de az tanımışlar. Cemaat’in çok sayıda hatalarından biri de hükümetle arası iyiyken onların her yanlış girişimine engel olma adına kendilerini heba etmeleri. Sizin bu ifadenizi okuyunca siz gizli bir İslamcı olmalısınız diye düşünüyorum bazen, Müslüman olmayan İslamcılar da var malüm. Ama aradığınız liderlik bu değil, söylemesi benden.
    Ben kimsenin günahlarını araştırmıyorum, F. Gülen’in kileri de. Ama Cemaat’in (tabii ki buna başında bulunan F. Gülen de dahil) önemli hatalar yaptığını söyleyebilirim. Zaten bunu herkes kabul ediyor, geçmişi kader olarak değerlendiriyoruz ama yanlış yanlıştır. 2002 sonrası iktidara gelen dindar ve “demokratlık iddiasındaki” ekibin başarılı olması ve bir darbeye kurban gitmemesi için Cemaat çok fazla risk aldı ve zamanla siyasetin tekme mesafesine girdi. Bu yaklaşma Cemaat’in asli vazifelerine zarar verdi ve halkın nezdinde de Cemaat’in itibarına zarar verdi. Bence en önemli yanlış buydu. İktidara yakın olmanın getirdiği bütün imkanlar ve zararlar bunun arkasından geldi. Bu yaklaşma ülkede demokrasiyi korumak ve dindarların ezilmesini önlemek adına yapıldı, dünyada da Türkiye’ye itibar sağlamak hedeflendi ama sonuçta hem komplikasyonlar oldu (ki kaçınılmazdı) hem de halk bunu ayıramadı. İktidara yakın olunca çok sayıda menfaatçi Cemaat’in etrafına yığıldı. Oysa Cemaat Allah rızasına dayalı iş yapanların yeridir, iktidardan menfaat umanların değil. Sonuçta herkes niyetinin karşılığını görecek elbette ama sosyal olayların işlediği kurallar göz ardı edildiği için Cemaat yanlış yaptı ve dünyevi olarak şu anda kaybetti.
    Şimdi altı yıldır Cemaat yönetimde hiç etkin değil, dört yıldır medyası bile yok, bütün kurumları yok edilmiş. Ülke güllük gülistanlık olmalı diye düşünüyoruz ama siz dert yanıyorsunuz. Bizim talebimiz sadece adalet. Şu an kendi adıma Türkiye’den adalet dışında bir talebim yok. Dönüp yaşamayı da düşünmüyorum. Diğer konulara (AB raporu, Adil Öksüz vs.) fırsat buldukça cevap yazacağım inşallah.

    • Merhaba Hakan Bey,

      Partilerin, parti liderlerinin isimlerinin önüne arkasına -kendimce alaycı ya da aşağılayıcı- ekler getirmek veya bu amaçla isimlerini değiştirerek yazmak, parçası olduğum sığlıklardan değil. Cemat’in adını birden çok kez yanlış yazmışsam bu sadece bir tesadüf. Bugüne kadar yapmış olduğum yüzlerce yorum metni içinde yüzlerce kez Cemaat ve AK Parti’den söz etmişimdir. Bir tanesinde bile Cemaat’e “FETÖ” yakıştırmasıyla referans bulamazsınız. Bir kez olsun AK Parti yerine AKP yazmadım. Saygı duymadığım, keskin biçimde karşı çıktığım ama topluma mal olmuş lider durumundaki insanların sadece ön ismini kullanırım: Erdoğan ya da Gülen gibi. Bunun yegane istisnası Doğu Perinçek ve Erdoğan. Çoğu yorumumda “Derinceli Doğu Paşa” diye referansta bulunuyorum kendisine. Sivil paşa olarak görülmesine, bu şekilde derin devletle ilişkisine göndermede bulunulmasına bir itirazı olacağını da sanmıyorum. Düzenli yorum okuyucuları fark etmiş olmalılar. Erdoğan taraftarı yorumcu arkadaşlara farklı günlerde ve haftalarda 4 ya da beş kez sordum: “Erdoğan, Vatan Partisi ve Perinçek’in mecburiyetlerinin bir memuru mudur?” diyerek. “Hayır, değildir” diyen çıkmadı. Bizatihi kendisinden de bir itiraz, bir tepki, bir yakınma gelmedi. Bu nedenle, ender kimi yorumlarda, Erdoğan’dan “Vatan Partisi’nin memuru” imasıyla söz etmişliğim vardır -yineleyebilirim de.

      Benim gizli Cemaat mensubu olduğum kanısı, bu sayfalarda herhalde iki üç düzineyi aşkın kez dile getirldi. “Gizli İslamcı” izlenimi eksik kalmış olmalı ki, bu konuda bir ilk’e imza atmış oldunuz. Sadece gerçek ismi ve soyismi konusunda değil, siyasi kimliği konusunda da çok rahat bir insanım bu yorum sayfalarında. Kuşkunuzun yersizliğini kolayca giderebilirim. Bir başka vesileyle daha önce de bir ya da iki kez yazdığım gibi, kökten seküler-modernleşmeci bir anne-babanın oğluyum (biri fanatik CHP’li opera sanatçısı, diğeri sosyalist bir film yönetmeni ve Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi). Gençliğimde THKP-C militanıydım. 12 Eylül’de 17 yaşımda girdiğim cezaevinden zihni karışık olarak çıktım, sonraki yıllarda Troçkist oldum. Vesayete karşı mücadele yıllarında, “Yetmez ama Evet” kampanyasıyla doğru yerde durmuş yegane sosyalist örgütün (DSİP) dergisi (sonradan gazete oldu) Sosyalist İşçi’nin eski editörüyüm. 13-14 yıldır hiçbir örgütle ilişkim yok, kendimi sol-demokratla sosyal anarşist arasında bir yerde sayıyorum. A. İzzet Begoviç, Gannuşi, Ali Şeriati gibi isimleri ilgi ve düşünce alanına almış olanlar başta gelmek üzere, sağlıklı siyasi İslami akımlara, pek sesleri işitilmese de, kimi İslamcı yapılara derin bir saygım ve muhabbetim var. Dindar muhafazakarların, dindar demokratların Türkiye’yi olumlu anlamda dönüştürebilecek yegane toplumsal aktör olduğuna güçlü biçimde inanıyorum. Türkiye’de ‘sol’ (CHP) ve ‘sosyalist’ olarak bilinen siyasi geleneklerin, Troçkistler de dahil olmak üzere, gerici, otoriter, sık sık faşizan gelenekler olduğunu, buharlaşıp uçup gitmelerinin hepimizin yararına olacağını düşünüyorum. PKK’dan tiksiniyorum. HDP’ye çok mesafeliyim. Etyen Mahçupyan, F. Koru, Ali Bayramoğlu, Ahmet Altan, Akif Emre, Yıldıray Oğur, Mümtazer Türköne, bilgiye olan saygısı ve aydın sorumluluğu dolayısıyla Bekir Ağırdır, okunmaya, kendilerinden öğrenmeye değer bulduğum yegane entelektüel isimler (elbette hemen şu an aklıma gelmeyen başkaları da var). Ahmet Altan’a genel çizgisi ve cesareti dolayısıyla saygı duyuyorum. Cihangir İslam, Ö. Faruk Gergerlioğlu, Ahmet Faruk Ünsal, saygımı dile getirmekte sözcük bulamadığım, birer tutarlılık ve aydın abidesi saydığım dostlarım, kardeşlerim.

      Erdoğan’ın dinle de dindarlıkla da bir ilintisinin olmadığını, su katılmamış bir oportünist olduğunu, AK Parti’nin benim ölümüne savunduğum AK Parti olmadığını, halktaki yanlısama dolayısıyla Erdoğan’ın vesayetçi otoriter rejimin iktidarını perdeleyip gizlediğini defalarca, haftalarca, aylarca yazdım burada.

      Bir kitle partisi olarak AK Parti ve dindar muhafazakar yığınlar bir şey, Gülen ve Cemaati yönetip yönlendiren güç (iktidar) bağımlısı karanlık “Büyük Abiler” yönetici kliği ile Erdoğan çok başka bir şey. Gülen ve Erdoğan, kendilerinin doymak bilmez iktidar hırsları için, AK Parti’yi sonuna kadar istismar ettiler, bu şekilde başta dindar muhafazakar yığınlar gelmek üzere, tüm Türkiye’ye kaybettirdiler. Vedsayete karşı mücadelede, ülkenin sivilleşmesi ve demokratikleşmesi mücadelesinde onbinlerce değerli Cemaat mensubunun katkılarını yadsıyamam. Ama, Gülen ve karanlık kliği, tıpkı Erdoğan gibi, bu muazzam mücadeleyi ve tarihsel fırsatı torpillemiş, ancak günah ve suçta birbiriyle yarışıp ikisi birden birinci ilan edilebilir, Türkiye’nin başına gelmiş en büyük talihsizliklerin sembol isimleri.

      Ben, Gülen Cemaati’nin dünden bugüne hep başında ve biricik karar alıcı kişi olarak bulunmuş olan Gülen ile “Büyük Abiler”e ilişkin sorular sormuştum. Karşılığınız, esas olarak Erdoğan ve Erdoğan rejimi eleştirisi oldu. Vesayete ve moderneşmeci-otoriter seküler elitlerin geleneksel devlet iktidarına karşı mücadeleyi de, ben de dahil yüzbinlerce katılımcısı olduğu halde, alıp Gülen’in Cemaati’nin hanesine yazmışsınız. Böyle yaptıktan sonra dönüp soruyorsunuz bana: “Türkiye bugün mü daha iyi bir noktada, yoksa, Gülen Cemaati’nin üzerine çökülmediği yıllarda mı daha iyiydi?” Elbette o yıllar yüzbinlerce kez daha iyiydi, AMA, o cümledeki “Cemaat” sözcüğünü alıp, bunun yerine, “dindar muhafazakarların devrimci ve dönüştürücü kitle partisi AK Parti ile sayıca çok az ama sözüne saygılı duyulur üç beş tutarlı sol-demokratin inisiyatif sahibi olduğu, HDP’nin doğru yerde durmayı becerebildiği (Barış Süreci) yıllar” ifadesini geçirmek koşuluyla.

      Bir karşı-yorum olarak ortaya koyduğunuz yorum metninin benim soru ve tespitlerime ne kadar karşılık verdiğini, metinlerimizi okunmaya değer bulan yorum okuyucularına bırakıyorum. Hemen hiçbir konuda sizinle hemfikir olamıyorum, ama şahsınıza olan saygım ve muhabbetim yapmacık değil gerçek. Ülkemizde yaşanmış bütün o (çok çok öğretici) deneyimlerden sonra, doğru dersler çıkarma çabasında olan Cemaat sempatizanı arkadaşlara ise ancak sevgi gönderebilir, yaşadıkları tanımsız acılarını paylaştığımı söylemek isterim. Çağrım herkese, basit ve açık:

      Liderlerin peşinden giden insanlar değil, sorgulayıcı aklın, vicdanın ve tutarlılık ilkesinin peşinden giden insanlar olmaya çalışalım. Sivil, demokratik, adil, insanlara barış ve huzur sunan bambaşka b ir Türkiye’nin inşası yolunda dayanışalım. . .

  21. Sevgili Fehmi Bey,
    Sizi 1980’lerin ortasında duydum ve okumaya başladım. Zaman zaman bütün yazılarınızı okuyamadım ama hepimize çok şey öğrettiniz, ufuk gösterdiniz. Kesinlikle şunu söyleyebilirim: Türkiye’de muhafazakar camiada belki de yaşayan en etkili yazarsınız ve hala çok etkilisiniz. Sözün yere düştüğü bu zamanda medenice ve yiğitçe mücadele ediyorsunuz. Katılmadığım söylemleriniz elbette var, ama başkalarına hayat hakkı tanımayan bir kısım zavallılarla sizi kıyaslamak bile çok ayıptır. Lütfen devam edin. Muktedirlere boyun eğmeyenlere selam olsun.

  22. Fehmi Bey’in geçmişte çok polemiklerine şahit oldum.Star’da yazarken Ahmet Hakan’la da çok sert bir polemiğe girmişti.Kendisi gün görmüş ve kibar biri olduğu için söyleyeceklerini ölçüp tartarak söylüyor.Bununla birlikte kaba kelimeler kullanmadan da muhatabın canını sıkmak mümkün.Nitekim dünkü yazısının sonunda 2 yazara göndermede bulunduğu ifadelerin bu cinsten bir dokundurma olduğu muhatapların tepkisinden anlaşılıyor.Her ne kadar kendisi “Hepsi bu kadar” dese de muhatapların tepkisi,pek de o kadar olmadığını gösteriyor.

    Dünkü yorumumda şöyle demiştim:

    “Yazarımız,iktidar yanlısı 2 yazarın kaçma şakasını ciddiye alarak yazısını “burası Uganda mı?” sorusu ile bitiriyor.”

    Nitekim bu gün ilgili yazarlardan biri de bunun bir şaka olduğunu söylüyor.Ayrıca
    Fetöcü ve PKK’lı hesapların bu konuda söylediklerini sinek vızıltısı gibi gördüğünü
    de yazıyor.

    Kendileri kaçak ve firari durumda olan
    bazı zevatın kaçma geyikleri yapmaları
    da bir hayli eğlenceliydi doğrusu;fıkra gibiydi.

    *****

    Dün bazı kişiler de, “17 Aralık Yolsuzluk
    Haftasını” kutluyordu.Soru hırsızları,
    17 Aralık’ta yargıyı da çalmışlardı,şimdi
    mağduriyeti çaldıkları gibi.Dolayısı ile
    kendi yandaşlarının yolsuzluk haftasını kutlamış oluyorlardı sanırım.

    • Son paragrafınızı pek anlayamadım. Gülen Cemaati soruları çalmışsa Erdoğan Cemaati de paraları çalabilir mi demek istediniz. Yada para hırsızlığı soru hırsızlığına göre evladır falan mı diyorsunuz. Açar mısınız lütfen.

      • Adamlarınız çalmadık bir şey bırakmadı demek istiyorum.Öyle ki adaleti bile çaldılar,yargıdaki yandaşları vasıtasıtasıyla 17 Aralık’ta yargıyı çek senet mafyası gibi kullandılar.Anlaşılmadı ise bir daha anlatayım.

        • Çek-senet mafyası gerçek alacaklarla ilgili yasa dışı bir faaliyettir. 17-25 operasyonu da gerçek yolsuzluklarla ilgili yasa dışı bir faaliyettir. The Cemaat benim adamlarım olmuyor, tipim değiller. Fakat The Erdoğan senin tipin oluyor besbelli. Her türlü dinci-dinbaz oluşumun Devlet’ten kökü kazınacaktır, az kaldı. Sonra neden bizi uyarmadınız falan demeyesin. Ne de olsa yorum kardeşliği yapıyoruz, uyardım işte.

          • Evet,Erdoğan benim tipim.O’nunla
            aynı idealleri paylaşıyorum,dünya
            müslümanlarının kahir ekseriyeti
            gibi.Var mı diyeceğin?

          • Bekir bey, tip tercihinize diyeceğim yok. Fakat “dünya müslümanlarının kahir ekseriyeti gibi” demeniz gerçek dışıdır. Türkiye müslümanlarının bile hiçbir zaman yarısından fazlası değildi (onların da içinde başka saiklerle oy verenler vardı).

  23. Müslüman ne kadar günahkâr olursa olsun, her ne iş yaparsa yapsın ona lânet etmek, beddua okumak, kötülüğünü istemek, musibete uğramasına sevinmek, sövmek ve hakaret etmek gibi kardeşlik hukukuna aykırı olan şeyler icmâ ile haramdır. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
    ”İnnemâl mu’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn(turhamûne).
    Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.”Hucurat suresi,10.ayet.
    İmâm Kurtubî âyetin tefsîrinde şöyle demiştir: “Yani nesepte değil de dînde ve hakla­rının saygınlığında (hürmetler hususunda) birbirlerinin kardeşleridirler. Bundan dolayı, ‘dîn kardeşliği, neseb kardeşliğinden daha sağlamdır’, denilmiştir. Çünkü neseb kardeşliği dîn ayrılığı halinde kesintiye uğrar, dîn kardeşliği ise neseblerin farklılığı dolayısıyla kesintiye uğramaz.” [el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kurân: 16/322.]
    “Mü’mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (6105); Müslim, (176)…]
    Hadîste geçen lânet, “Allâhın rahmetinden kovulmak, uzak kalmak” demektir. Bu sebebten hiç bir Müslüman hiç bir Müslümana lânet etmez; edemez. Ederse onu öldürme günahına benzer bir günah işlemiş olur. 
    “Müslümana sövmek fâsıklık, onunla savaşmak küfürdür.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (48); Müslim, (116)…](Bize karşı yıllardır savaşan Erdoğan ve yaranları bunu biliyorlar.Ama savaşmaktan geri durmuyorlar.İşlerine öyle geliyor çünkü.)
    Hadîste geçen sövmek: “Namus, şeref ve haysiyet hakkında aşalayıcı bir şekilde konuşmak” demektir. Fısk ise: “İtaatın dışına çıkmak” demektir. Böylelikle de hadîste Müslümana sövmenin Allâh’a isyân olacağı açıkça ifâde edilmiştir.      
    İmâm Nevevî rahîmehullâh şöyle demiştir: “Müslümana lanet etmek ağır derecede bir haramdır. Bunda görüş ayrılığı yoktur. Müslümanın fâsık olup olmaması arasında bir fark yoktur… ‘Mü’mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir’ zâhirinden anlaşılan haram oluşları itibariyle aslında her ikisinin birbirine eşit olduğu kastedilmektedir.” [el-Minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 2/67, 125.]
    “Müslümana haksız yere sövmek ümmetin icmâsı ile haramdır. Bunu yapan kimse Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in verdiği habere göre fâsıktır.” [el-Minhâc fi Şerhi Sahîhi Müslim: 2/54.]
    Müslüman bir kimse Müslümanın kardeşidir. Günahkar bir fasık olsa bile ona lanet ve beddua edemez. Ederse ağır bir haram işlemiş olur. Bu haramı işlemesi musibet olarak ona yeterli gelir. Müslümanın Müslüman için hüsnü zan beslemesi, ona lanet ve beddua değil ancak hayır dua etmesi ve icap ettiğinde güzelce nasihat etmesi gereklidir.
    KAYNAK:Abdullah Saîd el-Müderris.

  24. Sayın Koru;

    Yazılarınızda alıntı yaptığınız yazılarla ilgili linkler oluyordu, artık link vermemeye başladınız, verdiğiniz linkler sayesinde size sataşanlarin ne tür hezayanlar içerisinde olduklarını ve kim olduklarını net olarak öğrenme imkanımız olmakla birlikte esas olarak normalde hiç kaale alıp okuma zahmetine dahi girmediğimiz, fiilen okunurluk sayıları yerlerde sürünen yazarlar da bu sayede bir nebze okunma sayılarını arttırmış oluyorlardı, bir anlamda da oldukça naif bir işti sizin yaptığınız, tekrar alintiladiginiz yazılara link vermenizi bekliyoruz ve son günlerde güncellenmeyen seçilmiş yazılar bölümünün de güncellenmesi talebimiz söz konusudur.

  25. Eskiden yazılarınızı,rutin köşesi olan yazarları nasıl okursak öyle okurduk, medeni ölü olma durumundan sonra biz cihetinden de çok değişiklikler oldu; yazınızı dar zamanda okumuyorum mesela, bazen bazı yerleri iki üç defa okuduğum oluyor, yorum yazmak için doğal olarak yazılana azami düzeyde hakim olmak lazım, hasılı medeni ölü olmayan bir köşe yazarının yazısına ayırdığımız vaktin 3-4 katı daha fazla zaman ayırıyoruz.. Yani demem o ki biz burdayız ve siz bize birazcık haksızlık etmişiniz ve bizi yok saymışınız. O tabiri icad eden yazar bağımsız yazsa kaç kişi takip eder acaba? Hasılı moralinizi bozmayın.

  26. Fehmi bey üzülmeyin, sizin mahallede böyle eski fotoğraflara bakıp iç çeken çok. Dönem dönem bu oluyor, Onların da iç çekme sırası gelecektir. Belki o zaman fotolara beraber bakıp birlikte iç çekersiziniz.

  27. Sayın Koru!
    Millet bahsettiğiniz şahısların usluplarından bunaldı.
    14 kişi de değişen seçmen profilinden dem vurmuş.
    Malum şahısların tepkilerine bakılırsa gündem konularınız zülf-ü yare dokunmuş.
    Benim Babacan ve ekibine parti ismi amblemi önerim olacak.
    Parti ismi: “İnsanca Yaşama Partisi”
    Herkesin ya bilincine yada bilinçaltına dokunacak.İçinde bulunduğumuz koşullarda fazla cafcafa gerek yok.
    Amblem olarak ta tebessüm eden bir insan tipi.Bu da bir daire ve orta altında U olması yeterli.Yani güleryüzün karikatürize edilmiş hali.

  28. Trajları dipleri vurmuş yandaş medyada yazıp reyting almayan tv programları ile yaşadığını sananlar.
    Üstadın diliyle cevabınızı alın.
    Bıçak soksan gölgeme,
    Sıcacık kanım damlar.
    Gir de bak bir ülkeme:
    Başsız başsız adamlar…Ağlayın, su yükselsin!
    Belki kurtulur gemi.
    Anne, seccaden gelsin;
    Bize dua et, emi!

  29. Merhaba;
    Siyasî konjonktüre ve güce göre topluma , kültüre, sanata, ilme ve/ya gazeteciliğe katkı sağlayabilecek muteber insanları dışlamak ve onlara iştahla “Medeni ölü” veya buna benzer itibarsızlaştıran ifadeler kullanmak, ne inancımıza, ne de genel ahlâk uygundur. Toplumsal kutuplaşmaya götüren bu süreç güven bulanıma ve sosyal sermayemizin erimesine yol açıyor. Eskiden benim kitap ve makalelerim hemen yayınlanırdı…şimdi ise kendi ismim üzerinden gönderdiğim bilimsel eserlerim hiçbir Türk yayın organı tarafından basılamazken aynı çalışmalarımı müstear ismimle gönderdiğimde değerli bulunuyor ve yayınlanabilirliği sağlanabiliyor. Böyle bir Türkiye arzu etmiyordum..ileri demokrasi vaatlerine inanarak refah içinde yaşadığım 25 yıllık gurbet hayatımı terk ederek memleketime geldim..ama öz vatanında bütün özlük haklarından mahrum edilerek yabancı gibi yaşamak kaderimizde de varmış. .bize sabır gerekir lakin bu çarpık düzen karşısında susanlar ve hatta mağdur ve mazlumların haklarını savunmak yerine herhangi bir suçları olmadıkları halde edepsizce saldırmalarına devam etmelerine ne demeli…ahlâken ve manen ölmüşlerin feveranlarına ve hakaretleri karşısında en güzel cevabı Fehmi Bey vermiş… Fehmi beyin yaptığı gibi onlara anlamlı ve nazik bir şekilde cevap vermek bir medeniyet ve olgunluk göstergesidir…ben de Hak adına değil de nefislerine göre bozuk bir sistemin savunucululusunu yapanları Allah’a havale ediyorum

    • Hocam hazır allaha havale etmişken o yere göğe koyamadığınız kıymetli makalelerinizi de yollasaydınız ya işte; akademik kuruldakiler zaten tanıdıktır; münker, nekir ve öbürleri… bazen sanki sızıntı dergisinin yazı işleri odasındaymışız gibi bi havaya kapılıyorum buralarda ama neyse…

      • “Sayın aydın, yazarın eleştirilerine katılmıyor olabilirsiniz ama lütfen hitap şeklinize biraz dikkat edin; ” bu yerinde olan sözler size ait..ben de sizden zanna ve vehme dayanan art niyetli ifadelerinizi bir gözden geçirmenizi istirham edeceğim…sabır, çok iyi bir ilaçtır…hem sabır sahibi için, hem de onu anlamakta zorlananlar için…biz zamanında bir yıl boyunca MİLAT GAZETESİ’nde ve üç yıl boyunca SOMUNCU BABA dergisinde kendi ismimizle ücretsiz olarak yazdık…KHK mağduru olduğumuz için MİRAT HABER sitesinde 6 ay boyunca müstear ismiyle yazdık (Ali Fuat Akçapınar)…sabrın bir mükafatı olarak aynı Sitede şimdi kendi ismimle yazıyorum (üstelik Beraatimden çok daha evvel)..yazılarımı hiçbir zaman yere göğe sığdıramayacak bir şekilde ifadede veya bu yönde bir imada bulunmadım…sadece fikir ve yazma özgürlüğüne vurgu yaptım..www.sosyalsiyaset.net ve http://www.manevibakim.com gibi bilimsel sitelerim var..yazılarımı da ilgili haber sitesinden takip edip okuyup ona göre bir not verebilirsiniz..Saygılar…Prof. Dr. Ali Seyyar

        • Hocam sözüm meclisten dışarı, bazen gelişine girdiğimiz de oluyor mevzuya; buralarda sürekli bir yanar döner iyi yetişmiş, evrensel değerleri neyim filan da yemiş yutmuş, nereye göç edeceğine karar verememiş badem bıyıklı genç beyin salatası ihracatı muhabbeti döndürülüyor zaman zaman, ondan mülhem dalmışız yani… yoksa; cahiller kendini aklar/kamiller özünü yoklar. Hürmet bizden…

        • Ali bey merhaba!
          – Buralarda yenisiniz galiba.
          – Keşke birisinden yardım alsaydınız.

          – Gerçi h.gayret bu sefer beni utandırdı. yazdığınızı anladı, vallahi de billahi de anladı.
          – Ama yine de, siz yazmadan önce birilerinden yardım alın. gerekirse bir kaptan kılavuz eşliğinde yazın derim.
          – Ben, Allah rızası için uyarımı yapayım da, yük üzerimden kalksın. Uyarsınız, uymazsınız, sizin bileceğiniz iş. benden günah gitti.

          • Kürşat bey, hamza beyin yorumuna diyorsanız bence kendisinden hiç beklenmiicek bi özenle yazmış metnini ama o “vallahi billahi”lerin de mi bi harfini büyük yazması gerekiyordur, onu nasıl yaparız bilemem artık… olduğu gibi hepsini mi büyük yazsaydı acaba..?

  30. Siz orada şaka yaptıklarını mı sandınız..Gerçekten çok safsınız..Çerkes çetesi (abdulyus dilipakis ,ömür çelikdönmez,fuat uğur ve cem küçük ) şah mat için algı çalışmasına çoktan başladı..Hani bi kitap vardı ankarada ırak savaşları ve sivil darbe girişimi ..çok beğenilmiş devamını çekiyolar…

    • Sayın aydın, yazarın eleştirilerine katılmıyor olabilirsiniz ama lütfen hitap şeklinize biraz dikkat edin; ayrıca adı geçen ülke öyle güneydeki sevdiğimiz ülke falan değil ki, alt tarafı türkçe olimpiyatlarında ankaranın bağları türküsünü söylerken filan görebiliceemiz insanlar yani, niye bu kadar celalleniyorsunuz ki..?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız