CHP’den yeni bir parti doğar mı? Doğarsa yaşayabilir mi?

24
Muharrem İnce.. Kurultayda..

Eğer beklendiği gibi, son cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan’ın karşısına CHP’nin çıkardığı aday bir parti kurmaya kalkarsa, bu, siyasi hayatımızın en garip gerekçeyle kurulmuş partisi olacak.

Muhtemel parti kurucusu, kararını, CHP’nin son kurultayında kendisine ‘tuvaletlerin yanında’ yer ayrılması yüzünden vermiş…

Geçmişte de, hak ettiği kadar ilgi ve iltifat görmediği için partisini terk edenler, lidere kızıp kendi liderliğini ilan edenler olmuştu; ancak ‘tuvalet yanı’ gerekçesi hepsine tüy dikmiş oldu.

Hayatımın neredeyse bütününde yakın bir izleyicisi olduğum için biliyorum: Siyaset insan ilişkileri açısından en sıkıntılı uğraş alanıdır. Siyasetçi de sonuçta insandır ve her insan gibi -hatta siyasetin dışında kalan insanlardan daha fazla- kendisini önemli bilir ve başkalarının da önemini kabul etmesini bekler.

Aksi bir durumla karşılaşınca rahatsızlık duyması doğaldır.

Özellikle muhalefet partilerinde siyaset yapanları tatmin etmek hiç kolay değildir. Muhalefet partilerinde siyaset yapanların çoğunun günü lider ve çevresini eleştirmekle geçer. 

Doğurgan parti olarak CHP

Şu yakın zamanda, genç yaşında ve mesleğinde bile kendisini ispat etmemiş ve sonrasında açılan milletvekilliği kredisini iyi kullanamamış biri de, parti kurarak kendisine kredi açmış liderin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yine CHP’de…

Reklam

Yeni parti ufukta belirince doğurganlığı müsellem CHP’nin tarihinden bölünme olaylarını hatırlayanlar çıktı.

CHP kendisini sonradan iktidardan edecek Demokrat Parti’yi (DP) doğurmuştu (1946). 1960 darbesinin ardından içinden Güven Partisi çıkmıştı (1967, sonradan adı Cumhuriyetçi Güven Partisi olmuştur). Bir zamanlar genel sekreterliğini ve genel başkanlığını yapmış ve tarihinin en yüksek oyunu almayı başarmış eski lideri, bir darbe (12 Eylül 1980) sonrası siyasi hayatın yolu yeniden açıldığında, CHP’den ve CHP’lilerden uzak durmayı, farklı bir partiyle yola devam etmeyi yeğlemişti.

Hatırlatılacak birden fazla bölünme olayı var CHP tarihinde, ancak olayların yaşandığı dönemler ile olayların taraflarının bugünle ve şimdi benzer bir yol tutması beklenenlerle pek benzerliği yok.

Güven Partisi’ni oluşturanların herbiri ‘ağır top’ sıfatını hak eden ağırlıklı isimlerdi; herbiri bir fikrin ve o fikre temel teşkil eden bir ideolojik duruşun sahibi değillerdi yalnızca (hepsi tutulan yeni yol olan ‘sol’ karşıtıydılar), CHP içerisinde de karşılıkları vardı.

Bugün parti kurması beklenen isimlerde böyle bir ağırlık ve bir karşılık bulunmasından söz edilebilir mi? 

Siyasi tarihimizde CHP’den ayrılıp farklı partilerle yola devam edenlerin hiçbiri bugün yok, partilerinin izi silinmiş durumda. Kuruluşunun 100. yılını kutlamaya hazırlanan CHP ise varlığını sürdürüyor.

CHP lideri sınavda

CHP’nin de sorunu zaten bu: Tarihi ve o tarihin kendisine yüklediği misyon.

Reklam

Siyasi partiler, yalnız bizde değil dünyanın demokratik başka ülkelerinde de, zaman içerisinde değişir, farklılaşırlar. İngiltere’de siyasi hayatın bel kemiğini oluşturan iki parti, Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi, bugün 100 yıl öncesinden farklı konumdalar. 

İngiltere’de İşçi Partisi şu yakınlarda lider değiştirdi; yeni gelen lider selefinin bütün izlerini silmekle meşgul, kendisine yeni bir yol tutturmanın peşinde.

CHP öyle mi ya… 

Temel ilkelerini sorgulamaya kalkanı içinde barındırmaz halde CHP. Ona ‘sol’ veya ‘sosyal demokrat’ demek imkansız olduğu gibi, dünyanın içinden geçtiği dönemin özelliklerini üzerinde taşıdığı bile söylenemeyecek bir parti. Son yıllarda ‘yeni yol’ arayışlarıyla kendini geleneksel tabanı dışında da kabul edilebilir hale getirme çabası fark ediliyor, ancak o çabanın kalıcı olabileceğinin işaretleri alınamıyor.

Bir tür sınavda CHP’nin liderliği…

“Dostlarla bunu bu defa gerçekleştireceğiz” açıklamasına fazla uzağından gelmeyen itirazları herhalde fark etmişsinizdir.

O yoldaki ilk girişimi olan son cumhurbaşkanlığı seçiminde tam başarıya ulaşmasını engelleyenlerin başını, kurultayda ‘tuvalete yakın’ yere oturtulduğu gerekçesiyle parti kurması beklenen partili çekmekteydi. Oysa, onun kendi başarısı olarak gösterdiği cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı partisinin oyunun üstündeki oy oranında ‘dostlar’ kitlesinin de payı vardı. O kitlenin oyu sınırlı kalmışsa -ki kalmıştır- bunda en büyük olumsuz payın sahibi ise kendisidir.

İçinde yer aldığı partide kendisini rahat hissetmeyen, toplumun belli bir kesiminin peşine takılacağını düşünen ve yeni yolunda arkadaş bulabilecek siyasilerin bir parti arayışı içine girmelerinde hiçbir mahzur yok. Tersine, yapılması gereken de budur.

Muharrem İnce’nin CHP’de bulamadığı rahat ve huzuru kendi kuracağı partide bulmasını temenni ederim.

Umarım, CHP’de kendisinden kurtulmak isteyenlerin pohpohlamalarıyla kenara itilmiyordur. Siyasi tarihimizde bunun da örnekleri var çünkü. Yalovalı olmasa da Yalova’da yazlarını geçiren Yalım Erez’e danışabilir.

Keşke daha doğru dürüst bir gerekçeyle bu işe kalkışsaydı…

[Cumhurbaşkanı adayı olanlar milletvekili seçilme hakkını kaybediyorlar. Muharrem İnce de, İYİ Parti lideri Meral Akşener de bugün TBMM’de yer almıyorlar. Acaba “Keşke cumhurbaşkanı adayı olacağımıza milletvekili olmayı hedefleseydik, Çankaya’ya da bizlerin aday göstereceği saygın biri çıksaydı?” diyorlar mıdır?]

ΩΩΩΩ 

24 YORUMLAR

  1. Mavi Vatan projesinin mimarı Amiral Cihat Yaycı Paşa pasif bir göreve atanarak küstürülmüş ve o da istifa etmişti. Cihat Paşa’nın Libya ile yapılan MEB anlaşmasının benzerinin Mısır ile de yapılmasını istediği için Erdoğan’ın gazabına uğradığı Başkent kulislerinde yankılanmıştı.

    Şimdi Yunanistan, Mısır ile MEB anlaşması yaptı.

    Aklıma “Zerre kadar M.Kemal’e muhabbeti olan cenazeme gelmesin, vasiyetimdir” ve “Yunan kazansaydı daha iyiydi” diyen Kadir Mısıroğlu geldi nedense. Birileri de onu pek beğenirdi.

  2. Yunanistan ile Mısır MEB (Münhasır Ekonomik Bölge) anlaşması imzalamış. Türkiye de Libya’daki iki yönetimden biri ile daha önce benzer bir anlaşma imzalamıştı.

    Türkiye Libya ile MEB anlaşması yapabilmek için Trablus yönetimine, Tobruk meclisine ve onun askeri kanadı Gen. Hafter’e karşı askeri yardım gibi oldukça sorunlu ve ağır bir taviz vermişti. Yunanistan ise sadece diplomatik kanalları kullanarak hiçbir taviz vermeden Mısır ile MEB anlaşması yapmıştır.

    Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Libya’da … ABD ve AB güçleri ile başa baş bir mücadele verdiğimizi iddia ederek milletimizi kandırmaya çalışıyor dinci-ittihat terakki ittifakı.

    Yunanistan-Mısır MEB anlaşması, Erdoğan’ın rabia politikasının doğal bir sonucudur. Türkiye’de hergün bir-iki rabia öldürülüyor, sen bunlara kafayı takmayıp Mısır’daki tek bir rabiayı yıllarca meydanlarda dillendirirsen olacağı budur. Hatta derdi Rabia da değildi, dinci-ihvancı Mursi idi. Mursi’nin düşüşü Erdoğan’ın Halifelik hayallerinin de sonu olmuştu.

    Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Gidici olan bazılarına rağmen.

  3. Sabah gazetesinde bir soru : “Dolar kuru üzerinde yeni bir operasyon mu yapıldı?”.

    Sevabına cevap vereyim. Evet operasyonlar yapıldı, büyük ekonomi uzmanı Erdoğan’ın yıllardır ekonomi üzerine yaptığı operasyonlar meyvelerini vermeye başladı. Uzun zaman MB rezervleri kullanılarak kur artışı sınırlandı. Sonunda MB’nın net döviz rezervi eksi 27 milyar dolara indi.

    Adam Smith mezarından çıkıp gelse ve Erdoğan’ı görse “ben de iktisatçı mıyım, yahu ben adam bile değilim” derdi herhalde.

    • adam smith öyle der mi bilemem ama benim bildiğim Erdoğanın para ve finans işlerinden çok iyi anladığı. en azından enflasyon-faiz ilişkisini herkes kadar biliyordur o bilmese finans alanında lisansı olan damadı bilir o da bilmese akademisyen danışmanları var onlar bilir.

      geçen gün sayın MM liyakatin matematiğini yapıyordu. Erdoğan çok ehliyetli kadrolar istihdam ediyor. ne iş yaptıracaksa o işi en iyi yapabilecek olana veriyor. öyle ki Erdoğanın ne iş yaptıracağını görevlendirdiği personele bakarak anlayabilirsiniz.

      ekonominin büyük sıkıntı yaşayacağını en iyi kendisi biliyor ve “patates soğan yeriz” diyerek önlemini alıyor. trollere de “gerekirse ağaç kökü yeriz” dedittiriyor, burada da diyenler oldu.

      dahası Erdoğan en kötüsünü de düşünüyor. mesela, ya iktidarı kaybedersek diyen partililere; “yaa suriyeye baksanıza başlarına gelmeyen kalmadığı halde Esad’a bir şey olmadı. Esad iktidarını kaybetmediyse ben hiç kaybetmem” dediği söyleniyor.

      yani gerçekten işini iyi bilen bir liderimiz var. ne kadar övünsek az.

  4. Yazının son kısmındaki italik kısma bakılacak olursa sayın yazar, akşener ve “gel bakalım buraya sayın muarrem ince”yi cumhurbaşkanı adayı olabilecekleri kadar saygın bulmuyor ve ancak mebusluğa layık görüyor kendilerini; olabilir hatta o bile fazla ama neyse…
    Bir de
    “Doğurgan parti olarak CHP
    Şu yakın zamanda, genç yaşında ve mesleğinde bile kendisini ispat etmemiş ve sonrasında açılan milletvekilliği kredisini iyi kullanamamış biri de, parti kurarak kendisine kredi açmış liderin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Yine CHP’de…”
    bu ifadelerde geçen “milletvekilliği kredisini iyi kullanamamış ve bu krediyi açan liderine karşı çıkan” biri m.ince midir bilmiyorum ama mebus olarak kendisi kılıçdaroğlundan çok daha eskidir chp’de!

  5. Buda bizim! Aynen İran ve Çin gibi Dünyayi ve Türk halkını KANDIRMA belgesini ifşa eden ajansı yazısından bir kısım

    “Reuters o belgeye ulaştı!
    Uluslararası haber ajansı Reuters bu hafta günlük vak’a sayısının 1.000’in üzerine çıktığı Türkiye’deki bazı hastanelere gönderilen mektupta “Covid-19 yüzünden yoğun bakım ünitesindeki yatakları boşaltın.” talimatının yer aldığını yazdı.

    Uluslararası haber ajansı Reuters, Türkiye’deki yeni tip Koronavirüs (Covid-19) vaka sayısının artması üzerine bir araştırma hazırladı.

    Ajansın ulaştığı belgelerde, Ankara Sağlık Müdürlüğü bölgedeki hastanelere “acil” kodu ile bir talimat yazısı gönderdi.

    Yazıda klinik yatakların yüzde 50’sinin ve yoğun bakım ünitesindeki bütün boş yatakların Covid-19 hastaları için ayrılması istendi. Aynı belgede “Mecburi olmayan ameliyatları da erteleyin.” denildi.

    Gönderilen belgede Ankara’daki yoğun bakım ünitesindeki yatakların yüzde 63’ünün dolu olduğu belirtidi.

    SADECE BİR HASTANEDE 200 KORONA VAK’ASI

    Ankara Tabipler Odası Genel Sekreteri Ali Karakoç ise kabaca bir hesaplama ile başşehirde her gün 1.000 insanda Koronavirüs tespit edildiğini söyledi.

    HASTALAR SAATLERCE SEDYEDE BEKLETİLİYOR”

  6. Muharrem İnce Erdoğanın adamı! Eğer adamı olmasaydı.Seçim gecesi ortadan kayip olmazdı.

    Muharrem incenin gayesi yükselişe geçmış CHP ve millet itifakı’nıa darbe vurup,
    yeni kurulan partiler’in AKP den gelecek oyların’ın önünü kesmek, ve şu an İstanbul sözleşmesi ile saptırılmış gündem bitmeden yeni bir gündem oluşturup danışıklı gündemlerele milleti uyutmanın ömrünü uzatmak.

    Bunlar! Yani erdoğan’ın gizli dostları, gerçi şu an bahçeli açık dostuda.
    Behçelı durup dururken Akşenere evine dön davetini niye yaptı? Tabii’ki Erdoğan istediği için..

    Aşağida kopilediğim bõlûmde,
    MHP den ihraç edilen Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt! Siyaset ve siyasetçilerin
    İnsanlık ve ülke adına utanç verici ve kanunlari hiçe saydıkları ve halktan gizledikleri gerçek yüzlerinden sadece 1 tanesini açıklamış

    “AKŞENER’İN KAZANDIĞI KONGREYİ İPTAL ETTİRDİM”

    MHP lideri devlet bahçelinin Akşaner’e “Evine dön” çağrısına veryansın eden Enginyurt, “Bu çağrıyı doğru bulmadım. Çıldırasım geliyor. Benim Meral Akşener ile kan davam mı vardı? Meral Akşener kongreyi kazanmıştı. Ben iptal ettirdim o kongreyi.”

    Enginyurt, “O zaman ben bu kadar mücadeleyi niye yaptım? Silahlar patladı, yumruklar konuştu, hakaretler havada uçuştu. Ben niye bu kavgayı ettim? Bizi mi millete saldırttınız da mahallenin delisi miydik?”

    Türkiyede’ki Korina virüsünden sadece bir hatahanede 10 kışı õliyor bunlar türkiye genelinde 5 kişi olarak açıkliyirlar.
    Bu yalanlardan dolayı! Doktorlar çılgına dönmüş.

  7. 15 yıl Erdoğamım yanında dolaığ ses çıkarmayan/çıkaramayan ama bir gerekçe ile parti kurmak “Liderim aleyhine birşey söylersem yüzüme tükürün” diyerek parti kuran adamların gerekçeleri haklı ama bütün Atatürkçülerin budandığı Gül’üm çatı aday yapıldığı bir ortamın oluşması ve bu ortamda artık müceadele imkanı da kalmadığı bir durum için parti kurması anlamsız.
    Bu nasıl bir çifte standarttır ya rab.

  8. Eniştesinden mi, bacanağından mı, kayınvalidesinden mi, yoksa bir zamanlar top tepiklediği takım arkadaşından mı duyup inanmış, orasını bilemem. Ama, Erdoğan’ın ekonomide sıradan bir borsa simsarının bile gülüp geçeceği akla zarar iddiaları ve bu konudaki inadı, Türkiye’ye pahalıya patlıyor.

    Sırada patlamayı bekleyen elbette ki korona salgının erişmiş olduğu boyut.

    Hadi ekonomideki sefaletini yedi düvelin şer güçlerinin operasyonlarıyla açıkladı diyelim. Peki çok yakında artık saklanamaz hale gelecek virüs salgını rezaletine ne bahane bulacak:

    “Muhalifler sırf sağlık sistemi çöksün ve hükümet zor duruma düşsün diye birbirlerine virüs bulaştırdılar. Bu kepaze durum ile bizim takip ettiğimiz normalleşme stratejisi arasında bir ilinti yok. Bu da FETÖ imzalı bir muhalefet operasyonu” der mi?

  9. Serbestiyet.com’un benim en okunmaya değer yazarı olduğunu düşündüğüm Alper Görmüş, dönemin iktidarının yalakası Sabah Gazetesi’nin Şubat 2001 krizinden sadece dört ay önce ekonomi ile ilgili birinci sayfa manşetlerini hatırlatıyor son yazısında:

    9 Ekim 2000: “Borsada çıkış başlıyor…”

    12 Ekim: “Cesur kararlar… Devlet oh diyecek… Rüya gibi tablo…”

    17 Ekim: “Borsada büyük şov: Yüzde 6,8…”

    18 Ekim: “Reformlar Türkiye’yi dünyada ilk 10’a sokar…”

    19 Ekim: “Yatırımın gözdesi Türkiye…”

    Bu manşetlerden dört ay sonra, ekonomi gümlüyor, ardından da dönemin siyasal partileri!

    Aradan geçen yirmi yıllık dönemde iktidar-medya ilişkilerinin değişmeden kaldığını söyleyen A. Görmüş, yazısını bugün anlatılan öyküyle ilişkin bir temenni ile noktalıyor:

    “Sonu benzemesin.”

  10. An itibarıyla Euro tüm zamanların rekorunu kırmış ve TL karşısında tarihindeki en yüksek değerine ulaşmış. Dolar, yarım günde yüzde 3.20’lik artışla 7.29. Hürriyet’in internet versiyonunun ana sayfasındayım. Vallahi de billahi de küçücük bir kutu bile açmamışlar bu durumla ilgili: Bir magazin ünlüsü nişanlısını öpmeye doyamamış. Mehmet Şef’in (artık her kimse) kızı Sude’yi görenler hayran kamış. Ünlü oyuncunun oğlu büyümüş, falan filan.

    Yedi düvel Türkiye ekonomisine karşı savaş açmış, Hürriyet’in ana sayfasında bu Haçlı saldırısının nişanlısını öpmeye doyamayan ünlü şahıs kadar haber değeri yok!

    Sayın H. Gayret şimdi ortaya çıksın ve de Hürriyet’in bu hiç de yerli ve milli olmayan tutumunu bize izah etsin.

    Haçlılar birleşmiş, Ayasofya’yı açtık diye ekonomimize operasyon çekiyor, Hürriyet’ten tık yok! H. Gayret, seferle emrolup hangi cephe komutanlığına sevk edildi, orasını bilemem. Amma, “Vallahi gittiğim cephede Internet falan yoktu” türü bir bahaneye sığınmasın ortaya çıktığında.

    Hürriyet’i ve bize operasyon çeken Haçlı dünyasını protesto ediyorum.

    Damat, CNN Türk’e bağlansın ve milleti kılıç kuşanıp Ayasofya önünde toplanmaya çağırsın. Bu durum ikinci bir 15 Temmuz kadar önemli bir saldırıdır. Onların doları bilmem nesi varsa, bizim de ecdadımız ve de kılıçlarımız var -yok mu?

  11. Genç ve orta yaşlı nesiller eski CHP’yi pek bilmez. 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra birçok parti gibi CHP de kapatılmıştı. (Yanlış hatırlamıyorsam Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nun babası Turhan Feyzioğlu’nun lideri olduğu Cumhuriyetçi Güven Partisi kapatılmamıştı).

    Eski CHP de kusursuz değildi tabi ki. Fakat seçimlerde ortalama %35 küsur oy oranı olan ve %41,5’a kadar çıkabilen bir partiydi. 1950-1977 arasında girdiği 8 genel seçimden 3’ünde 1. Parti olarak çıkmıştı. Daha fazla bizdendi, milli değerlere sahip çıktığı gibi dinci olmayan muhafazakar değerler ile de kavgalı değildi. Sadece laiklik konusunda haklı bir hassasiyet gösteriyordu. Kapatılıncaya kadar üç lider tarafından yönetilmişti: M.K.Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit.

    1980 de ihtilal sonrası CHP kapatılınca ortanın solunda Halkçı Parti kuruldu. Daha sonra bu parti SODEP ile birleşerek SHP oldu. SHP kafası karışık solcular/sosyalistler, Aleviciler ve Kürtçülerin parti yönetimine egemen olduğu bir oluşumdu. Sanırım 1994’de CHP mahkeme kararı ile tekrar açıldığında birileri CHP’yi tekrar resmen kurdu, SHP de kendini lağvederek bu CHP’ye katıldı. Sonra da siyasi yasağı kalkmış olan Bülent Ecevit’e partinin başına geçmesi teklif edildi. Fakat Ecevit bu teklifi reddetti. Zira adı CHP içi SHP olan bu partide siyaset yapmak istemedi ve DSP ile yoluna devam etti.

    Kısacası gerçek CHP 1980 öncesidir, sonrasında işler karışmıştır. Kenan Evren CHP’yi ve AP’yi kapatarak büyük hata yapmıştır. Öyle ki CHP’yi gerçek çizgisine çekmek için verilen mücadele, deveye hendek atlatmak gibi zor olmuştur. Cumhuriyetimizi kuran ve o günden buyana varlığını sürdürerek devlet ve siyaset tarihimizin hafızası olan CHP’yi önemsiyor ve başarılı olmalarını diliyorum.

    Dinbaz takımının ve onlara uyan bazı saf dincilerin ve bundan yararlanmak isteyen kimi sağ siyasetçilerin “bu CeHaPe var ya bu CeHaPe …” diye başlayan söylemlerine gelince. İddialarının ancak %10’u doğrudur, %40’ı abartma ve %50’si ise külliyen yalandır. Celal Bayar, Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi liderler de laik ve Atatürkçü sağ muhafazakar siyasetçilerdi.

    CHP’nin kendi özüne dönme çabalarını destekliyorum. Peki önümüzdeki seçimde oy verir miyim? Her zamanki gibi duruma bakacağım ve mevcut siyasi partiler içinde kime en yüksek notu vermişsem oyumu ona göre kullanacağım. Muhtemelen Deva Partisi veya CHP’den birisi olacaktır. IYI de plase olabilir.

  12. Ben M. İnce’nin parti kuracağını düşünüyorum. Oy potansiyeli açısından hiçbir sıkıntısı yok. Seçimlerde gidip oyunu CHP’ye veren seçmenlerin en az yüzde 20 kadarının, oyunu seve seve İnce’ye vereceğinden de kuşkum yok.

    İki nedenle CHP seçmen kütlesinde buna yakın bir oy potansiyeline sahip olduğunu düşünüyorum: (1) M. İnce, kimlik siyasetçisi. Cumhuriyet değerleri, kuantum, Atatürk, “sökeceğim o generalin apoletlerini”, Atatürk’ün kurduğu parti, ve daha bi ton ıvır zıvır. E zaten ortalama CHP seçmeninin zihin ve duygu dünyası da bu tür kimliksel, zihinsel, duygusal ıvır-zıvırların biçimlendirdiği bir dünya. (2) İktidar, medyada görünürlükden gerekli sermaye kaynaklarına varıncaya kadar, seve seve ateşleyip parlatacak İnce’yi.

    Birden çok anket yaptırmış. Yüzde 8 ile yüzde 13 arasında çıkmış (ki bence doğrudur çıkan bu oran). Buna güveniyor.

    Kuantumcu İnce’nin hesaba katmadığı şey şu:

    (1) Bilmem kaç yılda bir gidip seçimlerde oy kullanan bir CHP’li seçmen ile, parti teşkilatlarında koşturan, partinin yönetim kademelerinde olan ya da oralara erişmek isteyen CHP’li arasında dağlar kadar fark var. Geçtim iktidara gelmeyi: Az çok iri bir belediye başkanlığı kazanıp teşkilatçısını nemalandırabliecek mi yeni bir siyasal parti? CHP teşkilatlarındaki partililer, neden bu açıdan bir HİÇ olacak at’a oynasınlar? Teşkilatçılar olmadan, yeni bir parti kalıcılaşamaz. Ancak konjonktürel olarak, bir seçimlik bir değeri ve önemi olur. Teşkilatçı CHP’li, İnceci de olsa gönül dünyasında, gidip yanlış ata oynamaz.

    (2) CHP mahallesinin de kendince ve kendisi için güçlü bir medyası var. “Erdoğan’a çalışıyor” argümanı, Kuantum Muantum dinlemez, İnce’yi alnından vurur. İnce havuz medyasında görünürlük kazandıkça, çok daha şiddetli vurur. Çünkü, ortalama bir “İncesever-ama-Kılıçdaroğlu sevmez” CHP seçmenindeki AK Parti ve Erdoğan nefreti, onun İnce-severliğinden çok daha güçlüdür. Çok kaba bir tabirle, İncesever CHP seçmeni, İnce’nin partisinin Erdoğan’a yaradığı fikrinden uyuz olup kuşkuya düşerse, sevse de, İnce’ye oy moy vermez. CHP medyası da bu silahı etkili ve acımasızca kullanır, İncesever sıradan CHP seçmenini de işkillendirecek kadar etkili kullanır.

    (3) Son yerel seçimlerle birlikte, partililerde ve parti seçmenlerindeki Kılıçdaroğlu alerjisi hayli törpülenmiş görünüyor. Bir tür başarının, Erdoğan’ı yenmiş olmanın tadını ve moralini aldı CHP’lier. Başlangıçta, “Yine mi!” diye öfkelenip çızırdadıkları Mansur Yavaş bile partinin has evladı muamelesi görüyor. Erdoğan oy kaybettikçe, Erdoğan ve AK Parti’den kurtulma olanağının daha da arttığını düşünüyorlar. Yani, M. İnce, partisini, olabilecek en berbat zamanda kurmuş olacak.

    İnce’nin parti kurup yan gelmesi iyi, çok iyi olur. Bu tür kimlik siyasetçileri Türkiye’nin önünde engel. Emine Ülker Tarhan (ve şimdi adını bile hatırlayamadığım partisi) gibi, bu da kendi ipini kendi çeksin, silinsin gitsin.

  13. Erdoğan ve yandaşları ,AKP nin erimesi karşısında sersemlesi,serap görmye başladı.İşbirlikçi Muharrem İnce nin CHP den ayrılıp CHP ye hasım olması, CHP ye asla zarar veremez.CHP içindeki işbirlikçiler gider parti esas kimliğne kavuşur.Zaten olması gereken de budur.CHP siyasi tarini iyi bilenler,CHP den ayrılanların siyaseten yaşayamadığını bilirler.Zaten İnce nin hedefi siyaseten varlık sürdürmek ve iddia ettiği gibi iktidar olmak değil.Muhalefeti parçalayıp,Erdoğan ın gelecek seçimde tekrar iktidar olmasına ve sarayın saltanatının devamını sağlamak olduğu gayet açık ve net gözüküyor.CHP nin içinde Turva atı olan İnce, Erdoğan tarafından terfi ettirildi.Onun sadık uşağı,çalışkan hizmetkârı,gönüllü mankurtu olmakla şeferlendirildi.Erdoğan ın verdiği şeref payesi böyle oluyor.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli den belli değil mi?2018 Cumhurbaşkanı CHP adayı olan İnce,seçimi kaybedince suçu CHP parti yöneticilerine,parti meclisine,parti delegelerine ve bazı CHP lilere attı.Seçim kaybetmenin öfkesini yoldaşlarından çıkardı.Kendisini ak pak ,yoldaşlarını kapkara ilan etti.Kendisine verilen eli pisledi ve kirletti.İnce nin partiden ayrılması zaten elzem hale gelmişti.İnce nin partiden ayrılması,CHP ye hiçbirşey kaybettirmez.Aksine CHP içindeki artni niyetli Erdoğan uşaklarının partiden arınmasına yardımcı olur.Saygılar.

  14. Fatih Altaylı ‘Bakan Fahrettin Koca’ya güvende azalma var’ dedi ve gerçek günlük vaka sayısını açıkladı.

    📌 Habertürk yazarı Fatih Altaylı, korona virüs günlük vaka sayılarıyla ilgili yazısında; ‘Sağlık Bakanlığı pandeminin başından bu yana ilk kez kontrolü elden kaçırmış gibi görünmenin yanı sıra, Bakan Koca’nın açıklamalarına olan güvende de ciddi bir erozyon var’ dedi.

    📌 COVİD 19 salgının başından bu yana Türkiye’de genel olarak güven veren iki isim vardı. Bunlardan biri Prof. Ateş Kara, diğeri ise Prof. Mehmet Ceyhan. Prof. Kara Bakanlık Pandemi Bilim Kurulu üyesi olduğu için biraz daha resmi görüşü yansıtan bir tutum içinde olsa da, Prof. Ceyhan daha bağımsız ve daha güvenilir bir pozisyona evrildi zaman içinde. İşte o Mehmet Ceyhan bir kaç gün önce Hande Fırat’a çok önemli şeyler söyledi.

    📌 Söyledi ama hiç kimse bu söylemin üzerine gitmedi. Ceyhan’ın söylediği mealen şuydu: “Türkiye’de açıklanan hasta sayısının yüzde 65’i hastaneye yatmak durumunda olan hastalar.”

    📌 Oysa Dünya genelinde COVİD 19 pozitif hastaların sadece yüzde 5 ila 10’u arası hastaneye yatmak zorunda kalıyor Prof. Ceyhan bunu söylediği günlerde Türkiye’de açıklanan hasta sayısı 950 civarındaydı. Ceyhan’ın verdiği oranla bunların düz bir hesapla 600’ü hastaneye yatırılmıştı.

    📌 Hastaneye yatan bu 600 hasta, Dünya ortalamasında olduğu gibi toplam hasta sayısının yüzde 10’u ise matematiksel olarak Türkiye’de “gerçek” günlük hasta sayısı 6 bin civarında demektir.

    ✏️ Bulunduğum şehir’de Hastanelerin yoğun bakım yatakları hemen hemen dolmak üzere yerel haber sitelerine göre 25 temmuz’da 91 hasta hasteneye yatmış.

    ✏️ Haber sitelerine göre Malatyada 5 gün arka arkaya 100 hasta belirlenmiş.

    ✏️Gaziantep belediyesi günlük vaka sayısı 200 diyor.

    ✏️ Şimdi Tüm Türkiyede 1000 hasta tespit ediliyor bu verilere göre sizce mantıklı mı?

    ✏️ Sağlık Bakanı neden yoğun bakım ve Entübe hasta sayısını tablodan çıkardı?

    ✏️ Pandeminin ilk zamanları yoğun bakım hasta sayısı pik yaptığında 1700 rakamlarındaydı 700 rakamına kadar inmişti. Bakanın tablodan kaldırdığında yoğun bakım hastası 1400 rakamlarına çıkmıştı.

    ✏️ Bu test kitleri kaça alınıyor ve filyasyon yöntemi, Ambulansla tespit edilen eve gidilip test yapılıyor. Mazot, test kiti gibi giderler ne kadar? 5 milyon gibi insana test yapılmış masraflar ne kadar?

    ✏️ Test sayıları baya sınırlandırılmış, Ekonomik durumdan dolayı test sayıları azaltılmış görünüyor.

    💰 Daha önceki, ülke 1 sente muhtaç yazımıda dikkate alın.

    ✏️ Fatih Altaylının yazısından sonra, Doktor tanıdıkları arıyor Tüm Türkiye de yoğun bakım odaları dolmak üzere olduğunu ve vaka sayısının 8-9 bin olduğunu söylüyorlar; Diye yeni yazı kaleme alıyor.

    ✏️ Dünyada vaka veriler artarken Türkiyede verilerin 1000’de sabit kalması sizce inandırıcı mı ?

    ✏️ Dünyada, vaka verilerinin doğru olmadığı inanılan ülkelerden biride Türkiyedir.

    Not: Türkiye de pandemi de ölümlerin az olması nüfus yapısı ile ilgilidir. Türkiyenin yaş ortalaması 48 avrupanın yaş ortalaması 85, yaşlıların bağışıklık sistemi düşüktür.

  15. Ben de Daha dün denecek kadar yakın zamanda sağdan fışkıran yeni partiler sahnede biletlerini almış filmin başlamasını bekliyorlarken,
    Defterin sol sayfasına yazılacak aynı şeylere şaşırıp hayret ediyormuş gibi yapılmasına H.Hayret ediyorum.
    Siz zaten benim zengin olup yükselmemi istemiyosunuz kıskanıyonuz diimii? Diyesim geliyor.
    Kralın çıplak olduğuna kimseyi inadıramazsa:
    Çocuk kendi soyunurmuş (acaba üzeri karalanmış kısımda bu mu yazıyordu)
    Benim merakımı celbeden kısım ise ,
    Sebze meyveciden sonra karpuzcu leğenci eskici gelirmi ki acep?
    Vatandaş kimseden lider! Beklemiyor belkide!
    Yada kimseye hint kumaşı güzellemesi de yapmıyor aslında..
    İşinnizi düzgün yapın yeter, ben sizi vekil tayin ettim, benim adıma ülkemi koruyun, işleri yürütün diyor sadece.

    • kimsenin şaşırdığı yok efendim. milletin ne dediğini de herkes gayet iyi anlıyor. sorun şu ki, millet dediğini dedikten sonra isteklerinin kendiliğinden gerçekleşeceğini zannetmesi. tıpkı sn.Kemal Kılıçdaroğlu’nun demokratik yollarla iktidara gelebileceğini zannetmesi gibi.

  16. Sn Koru son derece yanlı bir yorum yazmışsınız.Daha önce AKP den ayrılıp parti kuran
    2 şahıs için neden bu eleştirileri yapmadınız. Ki ayrılan bu iki şahıs pazar a kadar değil mezara kadar birlikte olacaklarını söyleyip parti içersinde iken tek bir eleştiri yapmayan şahıslardı. M.INCE CHP için bir şanstı fakat bunu kullanamadılar. Muhalefet demek müzmin muhalefette kalıp yandaş ve yakın çevresine ulufe dağıtan kurum değildir.Her daim iktidar a gelecekmiş gibi proje üreten olumlu işlere destek veren kurumdur. CHP Kılıçdarağlu ile kaç kere seçime girdi ? Kaç kere yenildi ? Neden istifa edip ben başaramıyorum deyip koltuğunu başkasına bırakmadı. İnce için olumlu konuşmuyorsunuz.”Şu yakın zamanda, genç yaşında ve mesleğinde bile kendisini ispat etmemiş ve sonrasında açılan milletvekilliği kredisini iyi kullanamamış biri de, parti kurarak kendisine kredi açmış liderin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. ”????
    Sn Erdoğan için de geçmişte neler söylenmişti ama ülkeyi iyi kötü 18 yıl yönetti .
    cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinin üzerinde oy almış bir şahsın bence denenmeye hakkı var. Yoksa ilelebet CHP muhalefette kalacak ve iktidarın olumsuz işleri için ateşe odun sürecektir. Gün ola harman ola.

    • ”Şu yakın zamanda, genç yaşında …” cümlesinde kastedilen kişi CHP’den ihraç edilen milletvekili Öztürk Yılmaz’dır. Bu kişi sözde derin devletin CHP’ye soktuğu bir ajan olup yerel seçimlerden az önce durup dururken ‘ezan Türkçe okunmalı’ diye demeç vermişti. CHP de durumu anlayınca bu kişiyi ihraç etmişti. Şimdi bu kişiye parti kurması için talimat verildiği anlaşılıyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız