Arap yazar soruyor: Endülüs’ün başına gelenden ders çıkartılmıyor mu?

52
Resim: Kuveyt'ten Thuraya al-Baqsami..
Reklam

Yazılarını okumadan geçemediğim yazarlar arasına son zamanlarda Ahmed Al-Jarallah da katıldı. Kuveyt’li bir yazar. İngilizce çıkan Arab Times ve Arapça El-Siyase gazetelerinin yayın yönetmeni ve başyazarı. Bayağı kıdemli, 1942 doğumlu. 

Başından vücudunda kurşunlarını hala taşıdığı suikastlar da geçmiş sivri dilli bir gazeteci Ahmed Al-Jarallah.

Geçenlerde (12 Mart 2021) burada kendisinden şu satırları aktarmıştım:

“Galiba Almanya şansölyesi Angela Merkel şöyle demiş: Hindistan ve Çin’de 150’den fazla ilah ve 800’den fazla inanç var. Böyle olduğu halde birbirleriyle barış içerisinde yaşıyorlar. Buna karşılık Müslümanların tek Tanrısı, tek peygamberi ve tek kitabı var, ama sokaklarında kandan geçilmiyor; katiller de maktuller de hep aynı şeyi söylüyor – Allah büyüktür. (Allahu ekber).”

Çarpıcı değil mi?

Ahmed Al-Jarallah..

Granada’yı kaybederek İspanya’da asırlarca sürmüş parlak medeniyetin sönmesine yol açmış Endülüs’ün son sultanının nedametini andığı dünkü yazısı bütün Arap ülkeleri yöneticilerini derin düşüncelere sevk edecek çarpıcılıkta.

Yazısında, Arap ülkelerindeki yönetici sınıfın dünyayı ve kendi ülkelerini doğru değerlendiremediklerini, şahsi beceriksizlikleri yanında günlük işleri kendilerine havale ettikleri kadroların kifayetsizlikleri yüzünden halkların karşı karşıya kaldığı sorunların büyüdüğünü kayda geçiriyor.

Devamını okuyalım:

Reklam

“Bu sebeplerle pek çok alanda gelişmişlik yerli yerinde sayıyor. Şeffaflığın yerini demir perde aldığı için gelecek de karanlık. Bazı Arap ülkelerindeki demokrasi bir savaş, kan denizi; Kovid-19 yalnızca insanları etkilemekle kalmadı, sistemleri ve devlet kurumlarını da yerle bir etti ve bağışıklıklarını zayıflattı. 

“Arap ülkeleri bu yüzden ürkütücü bir durumda. Liderleri durumu değiştirmez bunun için gerekli reformları zamanında yapmazlarsa gelecek günler cehennemden farksız olacak. Liderler reformlara başvurmalı, hem de bu müdahale uyuşturmadan yapılan bir ameliyatmış gibi olmalı ki, çekilen acı toplum için bir kalk borusuna dönüşsün de insanları ileriye doğru hareketlendirsin.”

Al-Jarallah Arap liderlerine danışmanlık edenlerin yetersiz ve kültürsüz oldukları için işlerin iyi gitmediğini, yönetici sınıfların kendi çıkarlarını devletin çıkarlarının önünde tuttuklarını belirttikten sonra şunları da yazmakta:

“Yönetici elitler lüks hayatlar yaşıyor, hayatlarını zevk-ü sefa içinde sürdürüyor ve başka insanların acılarını kendileri unuttukları gibi başkalarına da unutturuyor. Bu yönetici kadrolar gerekli gördükleri her durumda halkı susturmak için güvenlik güçlerine başvuruyor, bu arada yolsuzluklar azıyor, toplum ahlaki yönden, inanç ve kimlik bakımından parçalanıyor ve soygun normalleşiyor.

Burada cevabı aranması gereken soru şu: Bazı Arap liderler Endülüs geçmişinden dersler çıkartmayacaklar mı?”

“Endülüs geçmişi” ile kast ettiği yazarın, Abu Abdullah Al-Sagir diye andığı Granada’nın son sultanı Muhammed XII’nin başına gelen. Onun döneminde Endülüs’ün birliği yok olmuş, küçük beylikler diğerlerine karşı düşmanlarını yardıma çağırmış, bu da dedelerinden miras oradaki medeniyetin sonu olmuştu. 

Al-Sagir veya Sultan Muhammed XII Endülüs’ü terk ederken çıktığı bir tepeden Granada’yı yaşlı gözlerle izlemiş. O sırada yanında olan annesinin, oğluna, şu sözleri söylediği rivayet edilir: “Erkek gibi koruyamadığın için kaybettiğin krallığına şimdi kadın gibi böyle ağlarsın işte.”

Okurken, yazının her paragrafında biraz durup Al-Jarallah’ın neyi -hatta kimi- kast ettiğini düşündüm.

Reklam

Arap dünyası liderleri, o liderlere danışmanlık yapanlar acaba bu kadar açık mesajlar üzerinde düşünceye dalıyorlar mıdır?

Sanmıyorum.

Aktardığım satırların yazarı, bir Arap ülkesinde yaşıyor, yazdıkları hem Arapça hem İngilizce çıkan gazetelerde yayımlanıyor. Gazeteleri bütün Arap ülkelerinde satışa sunulduğu gibi onlara internetten de erişiliyor. Daha ağır eleştirel yazılarını da okudum. 

Yazdıklarından alınanlar mutlaka vardır, ancak yazdı diye yazarın şu yakınlarda başına bir şey geldiğini duymadım.

Kıyasıya eleştirdiği yönetici kadrolar, eleştirile eleştirile, söylenen ve yazılanlara karşı tahammüllü olmayı öğrenmiş olmalı.

Bir büyük yazarı kaybettik: Emine Işınsu’yu…

Emine Işınsu Öksüz..

Çok çok uzun yıllar önceydi. Öğrencilik dönemim olmalı. Ankara’ya yolum düştüğü bir sırada, bir dostumun Töre dergisine uğrayacağını söylemesi üzerine peşine takılmıştım. Derginin merkezi bir binanın giriş altı katlarından birindeydi. Orada oturmuş çaylarımızı içerken güzel bir sürpriz olarak odaya girmesiyle onunla da tanışmıştım.

Emine Işınsu’yla.

Aynı apartmanda oturuyorlarmış.

O günden belleğimde bunlar ve onun teşvik edici cümleleri kaldı.

Dilimizi onun kadar duru ve zengin kullanan pek az yazar vardır.

‘Ülkücü yazar’ olarak yaftalandığı için bir çevre, onun kendi zihinlerinde hapsettikleri dar alanı çok aşan bir okur kitlesi olduğunu bile fark edemedi. Dışladı.

Aldırmadı, durmadan yeni romanlar yazdı. Kütüphanemde bazı romanlarından iki nüsha vardır; ilki, yayınevinin göndereceğini bildiğim halde çıkar çıkmaz kendi aldığım, ikincisi yayınevinin gönderdiği…

Romanlarında tarihi konular yanında güncel sorunları ve konuları da işler. [Canbaz romanının kahramanı ile İlhan Kesici’nin gençlik öyküsü kesişir. Evet, siyasi hayattan tanıdığımız İlhan Kesici’nin.]

Yalnız okuyan değil yazan bir aileden de geliyordu. Anne (Halide Nusret Zorlutuna) şair ve yazar, teyze (İsmet Kür) yazar, teyzesinin kızı da (Pınar Kür) yazar. 

Eşi (Prof. İskender Öksüz) ise hem önemli bir bilim insanı hem de iyi bir yazar. 

Prof. İskender Öksüz şimdilerde Karar gazetesinde yazıyor. Hemen her yazısını yakın çevremle paylaşmadan edemiyorum. Yarım yüzyıl birlikte yürüdükleri yol arkadaşını kaybettiği için kim bilir ne kadar üzüntülüdür İskender Hoca.

Bu dünyadan Emine Işınsu da göçtü. 

Allah rahmet eylesin, mekanı Cennet olsun.

ΩΩΩΩ

Reklam

52 YORUMLAR

  1. CHP’de taciz-tecavüz skandallarının ardı arkası kesilmiyor…
    İğrenç bir vaka daha bugün SHOW TV’de yayınlanan Didem Arslan Yılmaz’la Vazgeçme programında gündeme geldi.
    Bu kişinin Süleyman Karabulut isimli, Malatya’nın Kale ilçesi CHP ilçe başkanı olduğu ve bu olayın kapatılması için genç kızın ailesine para verdiği ortaya çıktı.

  2. “Fetöye biat ve itaat etmeyen herkes ,ister hapiste olsun ister dışarıda,zaten akpli Fetö ve yandaşlarına göre.”
    Sayın ertav, bu cümlenizi biraz düzeltmeye çalıştım ama sizce de olmuş mu acaba?

  3. Yahya bey artık “erkek erkeğe kimin neyini görürsünüz” bilemiyorum ama bugünkü başka bir yorumunuzda da “kral çıplaaak!” diye ortalığı velveleye veriyordunuz; artık ne gördünüz de o kadar yaygara yaptınız bilemiyorum ama insanların eksikleriyle alay etmek ayıptır, kral bile olsa!
    Efendim?
    Olsun, gösteren değil bakan utansın!
    Efendim?
    Biz seni her gün görüyoruz, hiç güldük mü?

  4. Sayın yk, “Gelecek nesiller borçları görünce dinden- imandan çıkacaklar.” demişsiniz de; nasıl olsu çoğu deizme mi neyizme kayıyormuş ya zate, sonuçta ödesin keratalar!
    Bu kadar yol, köprü, tünel, metro, hızlı tren, havaalanı yaptırmışız gelio geçmeye; bedava altyapı yok, hem kullanırlar hem öderler; teşeküre zaten gerek yok, atalarımızdan da bi yurdumuz miras kalmış, öyle değil mi?

  5. Sayın yazar “Yurtdışına gidemeyen, yurtdışından kimselerin gelmediği bir ülkeye dönüşüyoruz…” demiş ama endişe etmesin; tarihte de bugün mazlumlar, zulümden kaçanlar hep bizim ülkemize koşmuşlardır, kaçıp gelemiyeni de gidip gemilerle getirmişizdir; endülüsten sefarad yahudi kardeşlerimiz, suriyeden arap komşularımız, ırakta halepçeden kaçan kürtler, bulgarın sürdüğü soydaşlarımız, kafkastan kaçan çerkezler, hepsi aramızdalar değil mi?
    Gün gelip hepsi bir olup teşekür yerine türkün sırtından vururlar mı vururlar!
    Yetim kuzu baksan ağzın burnun yağ olur;
    yetim çocuk baksan ağzın burnun kan olur:(
    Büyüklük bizde kalsın, en azından nefisleri dua eder…
    Onun bunun ettiği değil de kendi içimizden çıkmış mankurtlara aman vermeyin ha!!!

  6. Ender arkadaş haklı olarak “Artık bu eski siyasilerin defterini dürmenin ve kapatmanın zamanı geldi geçiyor.” demişsiniz de; yalnız yeni siyasi iyice “…açılmış gördüm.” babacan mı oluyor; orasını tam anlayamadım???

  7. Sayın Koru ,
    Bir sebep ile yolculuk ettiğiniz aracın motoru durup çalışmaz olduğunda herkesin bu soruna dair bir fikri olabilir. Hatta yolculardan biri bu durumu kem gözlülere de bağlayabilir. Sorunu çözecek olan ana unsur, sorunu doğru tespit edecek ve bu sorunun giderilmesi için ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğini bilecek kişilerin var olmasına bağlıdır.
    Gerisi laf-ı güzaf , havanda su dövmedir.
    Z kuşağı iş imkanlarının ( tatminkar bir ücret ile,) olmayışından şikayetçi. Veliler niye bu kadar üniversite açıldı ki sanki diyor. Herkes şikayet ediyor, kimse çözüm sunmaz iken nasıl çözülecek bu sorunlar ?

  8. Ali bey millete ahlak dersleri vermenize diyecek bi sözüm yok ama bakıyorum ertav arkadaşın yalan dolanla dolu yorumsularına takdir dolu beğenilerinizi sıralar pek öyke etik kaygılarınız da varmış gibi gelmiyor bana doğrusu!
    Haksız mıyım mucib arkadaş?

  9. Gün geçmiyor ki korusitesine eskiden yeniden bikaç müdavim daha katılıp yorum ya da görüşlerini bizlerle paylaşmış olmasınlar.
    Her ne kadar rumuzları farklı farklı olsa bile, bunların bir kısmı var ki söylem ve iddiaları/iftiraları hep aynı; estek köstek…
    İçlerinde sayın yazara gebelik testi yaptır diyen mi yok, tüp bebek önereni mi istersin.
    Ortak özellikleri; yalan dolan, küfür hakaret(erkeği dişisi)
    Hiçbir söylediklerinde zerre kadar hakikat payı bulunmadığı gibi tutarlı bir yönleri de yok; aynı cümle içersinde birbirinin tam tersi iddiaları peşpeşe sıralamaktan çekinmiyorlar; tek bildikleri şey:
    Türkiye tökezlesin, islamın son ordusu küfre teslim olsun, başkomutanın başını alsınlar; hepsi bu…
    Bu mankurtlara söylenecek bişey yok ama bunları buralara salıp bizim dilimizin dinimizin ırkımızın içine edim etrafa şu pislikleri yazsınlar diye istihdam edip, sonra da sosyal medya geçmişine veçıktılarına bakarak abd vizesi ve yeşilkart vaat eden sahiplerine diyorum ki:
    Tüm dünya türkün önünde diz çöküp itaat edene kadar durmak yok yola devam!
    İsterseniz;
    Topunuz birlikte gelin!

  10. Didem hanım doğudan batıya gidip de yaşayıp görmediğim yer kalmadı desem abartmış sayılmam;
    “abd ye, avrupaya ya da gelişmiş bazı uzak doğu ülkelerine bakarsanız genellikle sadelik ve eskilik görürsünüz. yollar eskidir, evler eskidir, şehirler eskidir.”
    Nerelerde ve neleri görüp de bunları yazdınız bilmiyorum ama evet eskiliklerine eski ve köhnedirler, gerisi boş…
    Doğuda da batıda da, tüm başkentlerinde; şan ve şöhret, görkem gösteriş ve saltanat vurgusundan, ihtişam arayışından başka bir şey görmedim ben!
    Kusura bakmayın ama bavul gibi dolaşmışsınız yeryüzünde…

  11. Size Musibet inmiş haberiniz yok.

    covid-19’dan daha tehlikeli sars virüsü inmişti. Allah Virüsü mutasyona uğratarak yok etmişti.

    Rabbimiz bize ben istersem virüsü Yok ederim diyor.

    Ama malesef Biz Günahkar kullar Mesajı alıp Tevbe yoluna gitmedik.

    Covid virüsü ilk geldiğinde şiddeti azdı. Bu sene neredeyse ikiye katlandı Tevbe etmesseniz artarak Devam edecek.

    Bu Ramazan Ayı Tevbe istiğfar Ayı olsun.

    Musibetler kalksın, Zalim Hükümdarlar gitsin.
    AYET:
    “Ey halkım! Haydi Rabbiniz’den af dileyin, sonra ona tövbe edin, O’na dönün ki gökten size bol bol yağmur göndersin, gücünüze güç katsın, n’olur, yüz çevirip suçlu duruma düşmeyin! ” Hûd Suresi 52. Ayet

    Bur’da Ayette bereket için yağmurlar, Fabrikalar,İş sahaları Açılarak Gücünüze güç katarım diyor.

    Her sene Grip aşısı olunurdu. Doktorlara sorduğumuzda Grip virüsü her sene Mutasyona uğradığı için Bir önceki aşı etkili olmaz derlerdi.

    Şimdi virüsün 10-20 arası mutasyonlusu var bu aşılarda Etki oranı kaldı mı?
    Aşı hangi mutasyonuna etkili hangi mutasyonuna etkisiz?

    • Osman bey, isterse virüslerin topusu birlikte gelsin! Bir çift türk doktoru daha çıkar, aşısını üretir, onu da çıktığı deliğe geri sokar; insanlık bugüne ademin aklıyla gelmedi mi?

  12. MB faizi yine indirmemiş. Yüzde 19. Rekoru egale etmemişler. Bu kararı kimin verdiğini biliyoruz. Diğer kararlar gibi.

    Bunun neye sebep olduğunu da biliyoruz (yeni teoriye göre). Yüksek enflasyon. Yani cebimizden her gün çalınan para.

    Hangi hangisinden çıkıyor bilmesek de, her ikisinin sebebini biliyoruz.

  13. Cemel Muharebesi, Cemel Vakası, Basra Savaşı ya da Deve Olayı 7 Kasım 656 tarihinde, Halife Ali bin Ebu Talib ile İslam Peygamberi Muhammed’in dul eşi Aişe’nin taraftarları arasında, Basra’da gerçekleşen muharebe. Müslümanlar arasındaki ilk iç savaştır. Cemel Savaşı, Ali’nin zaferiyle sonuçlandı. Aişe’nin müttefiklerinden Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvam öldürüldü. Aişe, Ali tarafından Medine’ye gönderildi. Savaşta her iki taraftan yaklaşık yirmi bin kişi hayatını kaybetti.
    Müslümanlar arasındaki ikinci iç savaş,26-28 Temmuz 657 tarihlerinde gerçekleşen Halife Ali ile İslam Devleti’nin Suriye valisi Muaviye bin Ebu Süfyan arasında Sıffin’de yapılan savaştır.Kaynak:Vikipedi.
    8 Haziran 632’de Muhammed öldü.Onun ölümünden çok değil 24 yıl sonra sahabeler ve ashap birbirine girdi ve birbirlerinin kanını döktü.Savaşan taraflar; Muhammed’in eşi,amcaoğlu,ashaptan ileri gelenler ve sahabeler idi.Halbu ki,islamı en iyi yaşayanlar idiler.Muhammed:”Ashâb’ım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayeti bulmuş olursunuz.” (Beyhâki).Demişti.
    İlk islam devleti Muhammed tarafından 622’de kuruldu.Medine Sözleşmesi ilk islam devletinin kuruluş yılıdır,39 yıl sürmüştür.Emevi devleti,Muaviye Ebî Süfyan tarafından 661 yılında kurularak İlk islam devleti sona erdi.Muhammed’in devletiancak 39 yıl varlık sürdürdü.Halbu ki o zaman dış güçler diye sebep gösterilen ABD ve İsrail Devletleri henüz kurulmamıştı,ortalıkta yolardı bile.O zamandan bu zamana kadar adına islam devleti dedikleri bir sürü hanedanlık,krallık,imparatorluk kuruldu ve yıkıldı.
    Övülen ashap birbiriyle savaşıyor, birbirinin boynunu vuruyorsa,Muhammed’in kurduğu ilk islam devleti ancak 39 yıl dayanabiliyorsa,adı islma devleti denilen birçaok devlet kurulup yıkılıyorsa; kalkıp da Endülüs neden yıkıldı demek herhalde abes olsa gerek.
    Demek ki,müslümanlarda devlet kurma değil ,devlet yönetme sorunu var.Sorun:Müslümanlar devlet yönetemiyor,sadece kan dökmeye odaklanmışlar.Saygılar.

    • Dediklerin doğru ancak Abbasi ve Endülüs Emevi devletleri dönemi de islamiyetin her bakımdan en parlak olduğu dönemlerdir !Bunu da söylesene!
      Emmi ! Bir de Hz Muhammet senin mahalle arkadaşın mı ki ismiyle hitabediyorsun ! Öbür dünyada gününü görürsün sen ! Lütfen insanların manevi değerlerine karşı saygılı ol !

      • Mucib bey boşuna avazını tüketme; onlar kimin otoritesine saygılı olunacağını, kime nasıl hitabedileceğini senden benden iyi bilirler…

    • Hacım şu arabistan tarihine verdiğin emeğin binde birini de türk tarihine ayırabilseydin belki bi işe yarardın… Hala kerbela taraflarında artezyen peşindesin galiba; ha gayret!!!

    • Bakış açınız çok dar. Olaylara yüzeysel yaklaşıyorsunuz. Bir yığın malûmatı buradan gelişigüzel boca ediyorsunuz,ancak o malumatlardan doğru düzgün bir kompozisyon çıkartamıyorsunuz. Yeri geliyor ayetlerden,yeri geliyor hadislerden uzun aktarımlar da yapıyorsunuz.
      “Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.”Kalem suresi 4. ayet.”
      “Şüphesiz, sizden Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın Peygamberinde güzel bir örnek vardır.”Ahzab suresi 21.ayet.
      “Biz seni tüm alemlere rahmet olarak gönderdik.” Enbiya suresi 107.
      “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”Ahzab suresi 56.ayet.

      Bunları ve daha ötelerini de çok iyi biliyorsunuz.Ancak şu mübarek Ramazan gününde (üstteki yorumda) Hz. Peygamber’e ismiyle saygısızca hitap etmekten de çekinmiyorsunuz.

      O dünyaya devlet kurmak için gelmedi kardeşim,insana insanlığını öğretmek için geldi ve kapkaranlık,vahşi bir çöl coğrafyasının vahşi insanlarından insanlığa örnek sayısız insanın çıkmasına vesile bir medeniyetin kurucusu oldu. Ve dünya siyasetten de ibaret değildir.Bunları da çok iyi biliyorsunuz,ama bize burada perhiz üstüne lahana turşusu ikram etmeye kalkıyorsunuz.

      Alttaki şu beyanınıza bakın:”Bakın Musevilere; 14 Mayıs 1948’e kadar devletleri bile yoktu.Hele hilafetleri hiçolmadı.Yurtlarından oldular ve tarih boyunca hep oradan oraya sürüldüler.Buna rağmen dünyanın hakimi daima onlar oldu.” Bu beyanınız kendi kendini nakz ediyor.Adamlar 1948’e kadar yüzlerce yıl dünyanın kölesi,paryası olmuşlar.Bunların sıkıntısıyla güç bela küçük bir devlet oluşturmuşlar,üzerinden de daha 80 sene bile geçmemiş,bu haliyle dünyanın hakimi olmuşlar öyle mi?Açın bir Kitab-ı Mukaddesi da örneğin Yeremya,Hezekiel bablarını bir okuyun,neler yaşamışlar ve ne hallere düşmüşler bir görün…

      İmtihan dünyası bir döngüdür kardeşim ve dünya insanların, toplumların arasında döner,durur. Ayrıca birilerinin hataları İslam’a da,umum müslümana da mal edilemez. Ve dahi siz de müslümansınız, yazarken biraz düşünün ve bizleri yaralayacak tarzda beyanlarda bulunmayın lütfen.
      “Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır dediler, elleri bağlanasılar, söyledikleri söz yüzünden lanete uğrayasılar. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır, dilediği gibi ihsanda bulunur. Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların aralarına, kıyamete kadar sürecek kin ve nefret tohumları saçtık. Ne zaman savaş ateşi yaksalar, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışırlar, Allah da bozguncuları sevmez.”Maide suresi 64.ayet.

  14. Arap yazar güzel yazmış. Açık açık ve çekinmeden. Suya sabuna dokunaraktan. Nalına da mıhına da vuraraktan. Ya bizimkiler?! Ya siz sayın Koru?! Güzel yazıyorsunuz. Etkili yazıyorsunuz. Sizin gibi yazan birkaç kişi daha var. Ama açık açık yazmıyorsunuz. Suya sabuna dokunmuyorsunuz. Nalına da vurmuyor mıhına da vurmuyorsunuz. Bunlar bizi dinlemiyorlar ama sizleri dinliyorlar. Dinlemeseler de rahatsızlık duyuyorlar. Ama sizler açık konuşmak yerine imalarda bulunuyor, telmihli, işaretli ve hatta şifreli yazılar yazıyorsunuz. Daha ne kadar Hindistan’ı yazıp Türkiye’ye mesaj vereceksiniz?! Daha ne kadar bir Arap yazarın satırlarıyla Endülüs hükümdarlarının sonunu hatırlatan ama bizim politikacılarımıza gönderilmiş mesajlar okuyacağız?!

    • haksızlık ettiğinizi düşünüyorum.
      elinden geldiğince en açık şekilde yazıyor zaten.
      siz neden yazmıyorsunuz?
      ben normalde ramazanda hiç yazmam. ama bakış açımı değiştirdim ve yanlışları söylemenin/yazmanın bir ibadet şekli olduğunu düşünüyorum şimdi. bunları okumaya en çok iktidarın ihtiyacı var üstelik.
      ne düşündüğümüzü nasıl gördüğümüzü bilmeli değiller mi?
      bence siz de yazın, kalabalıklar dinlenirler.

      • Yok, o “birisiler” uyanıktırlar didem hanım, kendilerini hiçbir zaman erkek gibi ortaya koyamazlar, ama binicilik usullerini çok iyi bilirler, her zaman öncelikle mayın eşeği kullanmayı tercih ederler; bizim bernar hoca gibileri falan…

        • hayrettin bey tayfayı topla büyük bir ekranın karşısına kurul filmin final sahnelerini iyi izle. bak çeteler kim kimin sırtına nasıl bindiklerini anlatıyorlar. it-kurt kovalamacası zannedip büyük sarsıntıyı kaçırıp da sonra “n’oldu noolduu” diye başımıza ekşime!

    • Bilader arabın dokunduğu sudan sabundan noolacak; belli ki elektrikli testereden kaygısı, serbest gezen tavuk misalidir bunlar, ortalık yerde biraz gıdaklayıp öterler, diğer saftırıklar kendilerini açık edene kadar yani, onların boynu vurulurken bu çarşaflı herif gibiler çoktan toz olmuştur bile, anlarsın ya!!!
      C.dündar, e.dumanlı, e.uslu, a.aymaz, a.yavuz arslan…
      Bi de içeri girenlere bak; altangil, a.t.alkan(ki artık çıktılar) baransu, h.karaca ıvır zıvır…
      Anladın değil mi?

      • hep aynı taktik yani, hemde her yerde, orta doğuda, türkiye’de araplarda ve ellerinin uzandığı dünyanın başka yerlerinde. ama artık o el göründü parmakları da…

  15. “liderlerine danışmanlık edenlerin yetersiz ve kültürsüz oldukları”
    Özellikle üst düzey kadroların iki vasıfları var:
    1- Vasıfsızlıkları
    2- En küçük bir kişisel çıkarları için milletin hakkını hukukunu feda edebilmeleri.
    Pekâlâ bu durumdan sadece bu kadrolar mı sorumlu?
    Tabii ki atayanlar birinci dereceden sorumludur.
    Peki sadece atayanlar mı sorumlu?
    Ne demişti Orwell: Siyasilerin yanlış tercihlerinde, seçenler sadece kurban değil aynı zamanda suç ortaklarıdır.
    Üst düzey kadroların atmasına gelirsek, bu kadar yanlış tercih yanlışlıkla yapılmış olamaz. Yanlışlıkla olsa arasıra doğru atama olur.
    Bir de işler kötüye gittikçe, en yanlış atama ve tercihteki isabet artıyor.
    Yani şöyle bir açmaz ve kısır döngüye giriliyor:
    İşler kötüye gittikçe en yanlış atama yapılıyor, bu en yanlış kadrolar da sorunları daha da içinden çıkılamaz ve devasa hale getiriyorlar.
    Pekâlâ bu döngüden nasıl çıkılacak?
    Önce herkes tercihleriyle yüzleşecek. Yani tercihlerinin bedelini ödeyecek.
    İlk merhale bu.
    Daha sonra yapılacak kendiliğinden ortaya çıkar.

  16. Böyle bir konu geçenlerde de geçmişti . Bir müslümanın şunu çok iyi bilmesi gerekir ; yaptığımız ve yapmadığımız her şey hatta bütün duygu ve düşüncelerimiz Allahü Teala tarafından bilinmekte , takip ve denetim altında tutulmaktadır . Bu nedenle bunların hepsinin hesabı sorulacak , mükafat ve mücazatı verilecektir .Hatta olumsuz duygu ve düşüncelerimize , icraata geçmediği sürece bir günah yazılmazken olumlu olanlarına yani iyilikle ilgili olanlara da yapılmış kadar sevap verilmektedir ! Bundan dolayı bir müslüman asla dürüstükten ve samimiyetten , iyiniyetten ayrılmaz ; bunun için de başı kesilse bile YALAN konuşmaz !

  17. bizde genellikle 40 yıl öncesinin yağ, şeker kuyruklarıyla kıyaslamayı tercih ederiz ama doğrusu iyi örneklerle kıyaslamaktır. ortadoğu ile batıyı kıyaslamak mümkün mesela. nasıl yönetildiklerine ve yöneticilerinin nasıl yaşadıklarına bakmalı mesela.
    merkel siyasete başladığı zaman oturduğu evde oturuyor hala, oldukça sıradan bir gardolabı var, evde eşiyle beraber temizlik yapıyor, sıradan bir makam aracına biniyor. batıda neredeyse bütün siyasiler benzer bir davranış gösterirler. metroyla işine gidip gelen çoktur. çoğunun çocukları devlet okullarında okur. devlette ise ana ilke şeffaflıktır. istediği gibi harcayamaz. trump air force one için istediği bakımlar yapılmadığı için kendi parasıyla bakımının yapılmasını teklif etmişti. beyaz sarayı tanımlamak gerekse herhalde mütevazi en uygun tanım olurdu.
    bir de bizim coğrafyamıza bakalım mı?
    neredeyse tamamı lüks saraylarda oturuyor, dünyanın en pahalı araçlarına ve uçaklarına biniyor, istedikleri gibi harcama hakkını kendilerinde görüyorlar.
    devletin hiç bir kademesinde şeffaflık yok.
    her şeye karar veren tek bir erk var.
    sonuçlar ise ortada,
    fakirleşen halklar, zenginleşen yönetici sınıfları.
    düşük eğitim kalitesi,
    bilim ve teknolojide dışa bağımlılık,
    yüksek oranda cehalet,
    dini ve mezhepsel çatışmalar,
    kutuplaşmalar,
    iç savaşlar.
    ve bütün bunların sorumlusu;
    dış güçler…
    coğrafyamızın içler acısı halinin en önemli parametresi eğitimdir.
    eğitim kalitesi yükseldikçe destekleri azalır, o nedenle en çok eğitimle mücadele edilir. her sene değişiklik yapılır ve kalite derece derece düşürülür, iyiler yurt dışına gider, büyük oranlarda beyin göçü yaşanır. kuşkusuz her kavime paygamberler gitmiştir ama en azından bilinen peygamberlerin çoğu bu topraklardandır, pek çok sebebi olmakla beraber bir önemli sebep te onlara çok fazla ihtiyaç duyulmasıdır. yüce kitabın dönüp dönüp geçmişten ders çıkarılmasını hatırlatması hikmetlidir lakin bu coğrafya buna pek gönüllü değildir. 1400 yıldır böyledir…

    • son rakamlara göre aşılanan toplam sayı 24.4 milyon.
      yaklaşık ülkenin çeyreği ediyor.
      gerçekte 2. doz aşısını olmuş kişi aşılı kabul ediliyor bu rakam 10 milyon. bu da ülkenin % 10 dan biraz fazlası ediyor.
      lakin ülkenin % 70 i aşılandığı zaman tüm rakamlar bir anlam kazanıyor, yani aşılanmada bir başarıdan söz etmek henüz hiç mümkün değil. önümüzdeki iki ay aşı konusu sıkıntılı olursa hepten başarısız diyebiliriz ama bol miktarda aşı gelirse, yorumda revizyon yapmak gerekir, bir başarı olursa hakkını vermelidir. şu an sürecin yavaş ilerlediği söylenebilir.
      ama burada son-net rakamların verilmesinde gösterilen hassasiyet önemli, kimden gelirse gelsin değerli buldum hepimizin bu konuda özenli olması ve doğru rakamların verilmesini talep etmesi gerekir.

      mesela,
      enflasyon verileri bazı parametrelerin değiştirilmesiyle düşürülüyor, hepimiz yaşadığımız enflasyonun kağıt üzerindekinden çok farklı olduğunu biliyoruz öyleyse gerçek rakamların son-net halinin açıklanması istenmeli. bu konuda da duyarlılığın devam etmesini bekliyoruz, aksi halde halk ciddi anlamda fakirleştirilmiş oluyor yani vatandaşın parası cebinden alınmış oluyor, gerçek verilerin son ve net haliyle açıklanmasını istemeliyiz değil mi?

      işsizlik oranları da öyle. gerçek işsizlik rakamları ve kağıt üstündeki işsizlik farklı. ikisi de çok yüksek. tuik bazı verileri dikkate alıp bazılarını almadığından oran eksik çıkıyordu, nihayet aylık bazında hesaplamaya başladı, AB istatistik ofisi kararları nedeniyle tabii. tüm parametrelerin girdiği başlığa tuik işsizlik demiyor, atıl iş gücü oranı diye adlandırıyor ki gerçek işsizlik oranı budur, ve açıklanan rakam% 29 küsur.
      ülkedeki işsizlik oranı % 30
      her üç kişiden biri işsiz bu ülkede.
      korkutucu bir oran değil mi?

      işsizlik rakamlarındaki revizyonlar gibi makam araçlarından ağırlama giderlerine kadar tüm rakamların tüm veriler toplama katılarak son-net durumların paylaşılmasını istemeliyiz.
      davet yoluyla yapılan ihaleler dahil.
      büyük projelere yapılan ödemeler dahil.
      eksik parametrelerle veri paylaşmak yalan oluyor değil mi?
      vatandaşa yalan söylemek ayıptır değil mi?
      bu hassasiyet sürekli hatırlanmalıdır.

      • Didem hanım daha önce de belirttiğim gibi sayılarla aram yoktur ama bu dürüstüğe engel değildir; mesela her işin ihalenin ederini, birim fiyatlarını, etini ayrı kemiğini ayrı kar maliyet analizlerini yapmayı çok iyi bildiğiniz/sevdiğiniz için soruyorum:
        Chpli izmir belediyesinin hayatboyu okuma yazma kurslarında adı geçen yazar takımına akıtılan milyarların hangi ücret skalasına göre belirlendiğini de bi zahmet bizimle paylaşsaydınız keşke?
        Efendim?
        Onu da ben mi buliim?
        Allame ben miyim?

      • DİDEM HN
        COVID-19 aşı verilerinin derlendiği “Ourworldindata.org” sitesine göre, Çin, 279 milyon 900 bin doz ile dünyada en fazla aşı yapılan ülke olurken onu 246 milyon 780 bin ile ABD, 156 milyon 80 bin ile Hindistan, 50 milyon 90 bin ile İngiltere, 43 milyon 960 bin ile Brezilya, 30 milyon 150 bin ile Almanya, 24 milyon 12 bin ile Türkiye, 22 milyon 410 bin ile Fransa, 21 milyon 160 bin ile İtalya, 20 milyon 170 bin ile Endonezya, 20 milyon 110 bin ile Rusya, 18 milyon 470 bin ile Meksika, 17 milyon 130 bin ile İspanya, 14 milyon 850 bin ile Şili, 14 milyon 50 bin ile Kanada, 12 milyon ile Polonya, 10 milyon 670 bin ile Bileşik Arap Emirlikleri (BAE) ve 10 milyon 470 bin ile İsrail izledi.
        Nüfusa oranla her 100 kişide en fazla doz aşı yapılan ülke Seyşeller oldu. Uygulanan doz sayısının ülke nüfusunu aştığı Seyşeller’de, her 100 kişiye düşen doz sayısı 128,98 oldu.
        Bu ülkeyi 120,93 doz ile İsrail, 107,85 ile BAE, 88,22 ile San Marino, 77,68 ile Şili, 77,44 ile Malta, 75,42 ile Bahreyn, 73,92 ile Maldivler, 73,79 ile ABD, 73,78 ile İngiltere, 63,67 ile Macaristan, 62,27 ile Butan, 62,15 ile Monako, 55,76 ile Katar, 53,78 ile Uruguay ve 51,83 ile Sırbistan izledi.
        Türkiye en çok aşı yapılan yedinci ülke
        Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de bugüne kadar 24 milyon 12 bin 472 doz COVID-19 aşısı yapıldı. Türkiye, toplam aşı sayısı bakımından dünyada 7. sırada yer alırken her 100 kişiye düşen aşı sayısı 27,62 oldu.
        14 milyon 237 bin 187 kişiye ilk doz, 9 milyon 775 bin 285 kişiye de ikinci doz aşılar uygulandı.

        • Ahmet bey Ahmet bey! 100 kişiye düşen aşı sıralamasında Türkiye kaçıncıymış?

          ya da boş ver;

          -aşıları nereden temin edeceklerine bir karar verebilmişler mi?
          -aşı alımı neye göre yapılıyor?
          – korona virüsü politik silah olarak kullanılıyor deniyor, kim kime karşı kullanıyor bu silahı?
          – “politik bir silah olarak korona aşısı” cümlesinden ne anlamalıyız?
          – Türkiye hükümeti aşı politik silahını kimlere doğrultuyor?
          – Türkiye aşı temini politik tercihlerle yapıyorsa bu tercihleri belirleyen politikalar nelerdir?
          – kısaca korona aşısını politik bir silah olarak kullanan aşı üreticisi dij güjler mi dir yoksa Türkiye midir?

          100 puanlık sınavınız başlamıştır. sınav süresi yarın iftar satine kadardır. kolay gelsin, başarılar!

    • Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, namı diğer Aksaray.
      750.000 m2, 1150 odalı.

      2011 yılında AOÇ’nin ‘1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit’ alanı statüsü ‘3’üncü Derece Doğal Sit’ alanına dönüştürüldü ve ‘Tarihi Sit’ statüsü kaldırıldı.
      Aynı yıl çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile çiftlik arazisinin parçalanarak ya da tamamının adalet hizmetlerinde veya Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek kamu hizmetlerinde kullanılması için bedelsiz olarak hazineye devredildi
      Bakanlar Kurulu 2012 yılında Başbakanlık Hizmet Binası yapımı amacıyla Gazi Yerleşkesi arazisini ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı’ ilan etti. Ardından da Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, Orman Bakanlığı ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun işbirliğiyle, Ak Saray olarak bilinen projenin inşaatı başlatıldı.
      AOÇ’deki söz konusu arazi ve projeyle ilgili iki kez durdurma kararı verildi. Önce Ankara 11’inci İdare Mahkemesi de AOÇ’deki yedi hektarlık alanı sit statüsünden çıkaran Tabiat Varlıkları Bölge Komisyonu kararının yürütmesini durdurdu.

      Ardından Ankara 5’inci İdare Mahkemesi, AOÇ’deki 33 bin 500 dekarlık alanda yapılan AOÇ Nazım İmar Planı ve 1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile Ulaşım Uygulama Projesi’nin yürütmesini durdurdu.

      Sarayın başlangıçta ülkenin başbakanları için yeni bir merkez olarak tasarlandığı bildirildi. Ancak 10 Ağustos 2014’te Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından binanın cumhurbaşkanlığına tahsis edileceği duyuruldu.

      Beyaz Saray için mütevazi denilebilirse de Aksaray için denilemez değil mi?

      • abd ye, avrupaya ya da gelişmiş bazı uzak doğu ülkelerine bakarsanız genellikle sadelik ve eskilik görürsünüz. yollar eskidir, evler eskidir, şehirler eskidir. onlar dev projeler yapmayı bilmiyorlar mı?
        onlar parayı ilime, bilime, teknolojiye harcıyorlar. ve bunu diğer ülkeleri sömürmek için kullanıyorlar. ilim, bilim ve teknolojiden yoksunsanız, sömürülürsünüz.
        bizim coğrafyamızın en büyük eksikliklerinden biri de kendi kutsal kitabını okumamaktır. oku ile başlamasına rağmen ısrarla okunmaz, çok okunan anlamına gelmesine rağmen de okunmaz, nedendir okunmaz işte. azları hariç kimse Kur’an okumaz, ramazanda mukabeleye gidilir, ölülere de Yasin hediye edilir. oysa bu coğrafyanın insanının zayıflıkları çok iyi bilindiğinden döne döne eskilerin ihtişamlı, şaşalı hayatlarından, bahçelerde, saraylarda yaşadıklarından büyük ve görkemli binalar inşa ettiklerinden bahsedilir ve zemmedilir. son ve yüce Peygamberin sav. hayatı da sade ve basittir. lüks ve şatafat firavunlara, karunlara, nemrutlara mal edilir değil mi?
        biz enerjimizi ve paramızı ve aklımızı ilime, bilime, teknolojiye harcamalıyız, herşeyden önce korunmak ve korumak için. betona gömmek yanlıştır, hatalıdır, günlük ranttır.
        entropi gerçeği var sonuçta, geçicidir de. döne döne anlatılır kitapta. ders çıkarılmıyor mu?
        maalesef çıkarılmıyor.

        • Anıtsal mimari eserlerin teknolojisi, yapım teknikleri, tasarımı ve sanatı, uygulama aşaması sizin için pek ar-ge etkinliği sayılmıyor haliba didem hanım?

      • Didem hanım millet sarayı bence lüzumundan fazla sade, türklüğün şanına yakışır bir saray en azından viyanadaki schönburnn ya da hoffburg saraylarından daha gösterişli olmalıydı, dolmabahçe sarayı bile yenisinden havalı duruyor; yani yetmez ama evet! Buna da şükür…

  18. DOĞRUYA DOĞRU
    Angela Merkel şöyle demiş(kendisiini hiç sevmem): Hindistan ve Çin’de 150’den fazla ilah ve 800’den fazla inanç var. Böyle olduğu halde birbirleriyle barış içerisinde yaşıyorlar. Buna karşılık Müslümanların tek Tanrısı, tek peygamberi ve tek kitabı var, ama sokaklarında kandan geçilmiyor; katiller de maktuller de hep aynı şeyi söylüyor – Allah büyüktür. (Allahu ekber).”
    Doğrusu hiç sevmediğim bir kişiden ,çarpıcı ve doğru bir ifade okudum.İşte dünya müslümanların hali ortada.Hiçbirbirimizi suçlamaya kendimizi aklamaya gerek yok.

    Başka islam ülkelerini bilmem.Türkiye’ nin haline bakıyorum.Müslümanalrın ve islamiyetin hamisi ve koruyucusu ilan edildi yılar önce,Türk tarikat-cemaat ve siyasileri.Görünen ne?Halk sokağa çıkmaya cesaret edemez hale geldi.Pandemi öncesinden beri bu durum böyle.Hele, bu kötülüklerin 20 yıllık dindar,muhafazakâr,milliyetçi geçinen AKP/MHP iktidarında olması daha da garip.Çünkü bu cenah siyasi islamcı.BU siyasi islamcı iktidarın anladığı ve yıllardır uyguladıkları; kan,istismar,şiddet,baskı,tehtit,küfür,aşağılama,devlet terörü ile yıldırma ve korkutma,polis ve yargı baskısı gibi hak ve adalet anlayışına ters uygulamalar.

    Evde,okulda,otobüs ve dolmuşta,iş yerlerinde,sokakta;her yerde şiddet,hırısızlık,taciz ve tecavüz,darp,sarkıntılık,cinayet,işgence failleri ve mafya kol geziyor.Bu adi suçlular yakalansa bile adli kotrol ile serbest bırakılıyor.Ceza bile alsalar cezaları az.Buna rağmen AKP/MHP iktidarı hapiste ne kadar adi suçlu ve mafya varsa af edip halkın içine saldı.
    Halkın güvenecek dalı yok.Hapiste kalanlar sadece iktidara muhalif kişiler.Üstelik terörist damgası ile hapisteler.Erdoğan ve ikitidarına biat ve itaat etmeyen herkes ,ister hapiste olsun ister dışarıda,zaten terörist Erdoğan ve yandaşlarına göre.

    İslamdan,hilafetten Osmanlıcılıktan söz ederler;hep kabahatı dış güçlere bağlarlar.Savundukalrı Osmanlı matah olsaydı yıkılmazdı herhalde.Savundukları hilafet matah olsaydı,islamın zuhurundan beri müslümanlar dünyanın hakimi olurlardı.Şimdi müslümanların haline bakın birbirlerini bağazlıyorlar.

    Kendilerine sorsanız sadece kendileri haklı.Karşlarındakiler yabancıların uşağı,ajanı,işbirlikçisi.Doğru,dürüst sadece kendileri var sanki.Eleştirilerden hiç haz etmiyorlar.En ufak eleştiride basıyorlar karalama ve iftiraları.Ençok baş vurdukları suçlamalar fetöcü,terörist,pkk li,ABD ve İsrail in uşağı ve işbirlikçisi,ajan,LGBTİ li vs. vs.karalama ve baskı kurma taktikleri devreye konuyor.

    Dertleri dünyanın hakimi olmak.Bunun için hilafeti geri getirmeye çalışıyorlar.Hilafet matah olsaydı Osmanlı yıkılmaz ve dünyanın hakimi olurdu.Bırakın yedi düvellel savaştık masallarını.Siz yedi düvele bir şey yapmamış olsaydınız onalr sizinle niçin savaşsın?
    Bakın Musevilere; 14 Mayıs 1948’e kadar devletleri bile yoktu.Hele hilafetleri hiçolmadı.Yurtlarından oldular ve tarih boyunca hep oradan oraya sürüldüler.Buna rağmen dünyanın hakimi daima onlar oldu.Halen de dünyanın hakimi yine Museviler.Demekki,dünyanın hakimi olmak için hilafete değil, marifete ihtiyaç var.Musevi toplumu demekki marifetli imiş dünyanın hakimi olmuş.
    Şöyle bitireyim:Dünyanın hakimi olmayı bırakın.Kandan beslenmeyi ve istismarları bırakın. önce insan olun!Saygılar.

  19. Türk romanı atsızdır benim için, bir de ışınsu!
    Tanrı yarlıkasın, nur içinde yatsınlar.
    İnsan ölür eseri kalır…
    “Çiçekler büyür” çok kaliteli bir eserdir, “cumhuriyet türküsü” de öyle…
    Zavallı türk romancılığının yüzakıdır ışınsu:(
    Aile efradını bilmem ama sayın korunun aktardıklarına bakılırsa “baba katiliyle baban bir safta!” durumu burda da göze çarpıyor.
    Kimseyle soy sop tartışmasına girmem,
    İtse it kurtsa kurt,
    Döner bir gün aslına!

  20. KRAL ÇIPLAAAKKK!!!
    Dediğim her yorumumda bana iltifat gelen (dinsiz, ateist) suçlamaları yapanlara kapak olsun. İstisnasız tüm Müslüman ülkelerde yöneticiler karun kadar zengin, halkın çoğunluğu fakir ve mutsuzsa nedeni tek ortak noktalarıdır.
    Ahmed Al-Jarallah ların sayısı arttılmalı

    • Yahya bey siz bir de hindistaki yöneticileri filan görseniz, en azından çırağanda bir hint düğününe katılsanız vallahi budizmden de soğursunuz, benden söylemesi:))))

  21. Harun Reşit bir gün tebdili kıyafetle dolaşırken bir bağda ,oldukça yaşlı bir adamın bahçeye hurma fidanlarını diktiğini görür ; merak edip yanına yaklaşır ,
    – Kolay gelsin dede , bu yaşta bu fidanları dikiyorsun da ne zaman meyvesini görüp yiyeceksin?
    Yaşlı adam işini bırakır , doğrularak Harun Reşit’in yüzüne tebessüm ederek bakar,
    bir bilge adam edasıyla şöyle der,
    – Bana belki yemek nasip olmaz ama benden sonraki nesiller mutlaka yiyeceklerdir .Bizler de bizden önceki nesillerin diktiği fidanların meyvesini yemiyor muyuz !
    Bu bilgece cevap Harun Reşit’in çok hoşuna gider ve bir kese altını yaşlı adama uzatarak,
    – Geçmiş nesillere minnettar olup gelecek nesilleri de düşünmen büyük bir insanlık örneğidir.Ben de size bir kese altınla takdir ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum!
    Yaşlı adam büyük bir memnuniyetle altını alırken şöyle der,
    – Bak gördün mü , daha şimdiden bile meyvesi nasiboldu !Daha ne olsun!
    Bu son derece düşünceli ve ince cevap Harun Reşit’i adeta hayran bırakır , çıkarır bir kese altın daha verir. Yaşlı adam bu sefer de şöyle söyler ,
    – Rabbime şükürler olsun ! Bak bir değil senede iki kere ürün verdi !
    Selamlar , iyi günler

    • Gelecek nesillere altından kalkamayacakları kadar borç bırakıyoruz.
      Kişi başına düşen borç şimdilik 100 bin TL.128 milyar dolardan da 12 bin 400er TL .
      Gelecek nesiller borçları görünce dinden- imandan çıkacaklar.

  22. LAFLA KARPUZ YÜZDÜRMEK

    Hayatım boyunca iki hususta düşündüm. Birincisi başta Kudüs olmak üzere filistin topraklarının tekrar müslümanların egemenliğine girmesi. İkincisi ülkemin özgür ve kalkınmış bir vatan olması.

    İki hayalimin önünde de asla yöneticileri görmedim. Peşpeşe okuduğum Hamer Tarihi, Tarihi Cevdet ve İlber hocanın imparatorluğun son yüzyılı (2 kere okundu) kitaplarından devlet yönetmenin ne kadar zor olduğu, talihin yar ve yaver olmadığı dönemler, kader diyeceğimiz anlar, doğal kaynaklar, nüfus, hatta meterolojik olaylar tarihi örerken ne kadar önemli. Herkez söverken Sömürgelikten yeni çıkmış, ellerinde birinci dünya savaşının derme çatma silahları ile israile defalarca saldırıp yenilen araplara ben saygı duydum. En azından kahramanca bu savaşlara girdiler. Diğer milletler aptalca araplara hakaret etmek yerine biz niye bu savaşta yoktuk diye kendilerine kızsınlar.
    Kalkınmak konusunda da 4 mevsim akan akarsuyu bile olmayan (Türkiyedeki bütün akarsuları toplayıp abd deki orta büyüklükte bir nehre dökseniz debisini bile değiştirmez) Ovaları kıraç, toprakları verimsiz, düzgün yağış almayan, yağış olan yerleri topoğrafik olarak tarıma elverişli olmayan, doğalgaz ve petrolü olmadığı gibi dünya ölçeğinde söz sahibi olmamızı sağlayacak madenlerden de yoksun bir ülkede 85 milyonun her sabah karnını doyurmak, yollar köprüler yapmak büyük başarıdır. Ben bu başarıya saygı duyuyorum. Yöneticiler çok kötü diyen insanlara şunu sormak lazım, gazeteci isen niçin örnekleri olduğu gibi dünya çapında bir gazeteci değilsin, üniversitede hoca isen niçin dünya çapında bir bilim adamı değilsin. Niçin bir bill gates, bir mittal bir ,jak ma değilsin.

    • Fatih bey valla bizim maraba takımı kendi ülkemizde sabah ezanı duymaya, minareden sela okunmasına tahammül edemezken taa çindeki uygurlar namaz da kılamıyorlarmış diye yeri göğü inletiyorlar; allah esirgesin şimdi bir de batumda acara müslümanı kalmamış dediniz miydi artık burayı başımıza yıkarlar, çok yanlış yaptın bico!!!

  23. Ders çıkarılsaydı tarih tekerrür eder miydi? Hele iş tek adama kaldıysa. Adamın imza atacak zamanı yok, bir oda dolusu imza bekliyormuş, nerede duracak düşünecek de ders çıkarıp yol alacak. Geçiniz. O iş bitti artık. Virüs temizleyecek bu işi artık. Allah’ın lütfu işte.

    Artık önümüzdeki maçlara bakacağız. Muhalefet çeşit çeşit eyyyy vatandaş. Seç beğen al. En son Babacan’ın dünkü TV5 programını izledim. Babacan’ı açılmış gördüm. Tek adam rejimini paspas gibi dövmüş. Çok önemli mesajlar var. Mutlaka izlenmeli.

    Artık bu eski siyasilerin defterini dürmenin ve kapatmanın zamanı geldi geçiyor. Türkiye çok vakit kaybetti, çok fazla içine kapandı. Hızlı bir şekilde normalleşmeye ve ülkeyi yeniden parlak bir geleceğe hazırlamaya, dünyaya açılmaya ihtiyacımız var. Temiz siyaset, dürüst yöneticiler, şeffaf bir yönetim ve tam demokrasi. İhtiyacımız olan bunlar. Gerisi gelecektir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız