Her an ölüm tehlikesi altında yaşayan insanlar kitap mı okur?

51
Gençler kasaba duvarlarını mesaj için kullanıyor, bu da onlardan biri..
Reklam

 “Issız bir adaya düştüğünüzde yanınızda hangi kitapların bulunmasını istersiniz?” sorusu eskiden meşhurlara çok sorulurdu. 

Eskiden sıkça sorulan bu soru günümüzde anlamını yitirdi. 

Issız bir ada mı kaldı; öyle bir ada keşfedilse herhalde birkaç ay içerisinde oraya turistler doluşur.

Yine de yabana atılacak bir soru değil bu. Dünyada düşülecek ıssız ada kalmasa da, günümüzün şartları, özellikle bizim bölgemizde, insanları bu sorunun başka bir versiyonuna hazır hale gelmeye zorluyor.

Aynı soruyu şöyle sorayım: “Yaşadığınız yerin dünyayla ilişkisi kesilse, ıssız bir adaya düşmüşsünüz gibi bir hayat yaşamaya zorlanırsanız, hangi kitaplara erişiminiz olmasını arzu edersiniz?”

Başta Suriye ve Irak olmak üzere bir çok ülkede pek çok insan ıssız adada yaşıyormuşcasına bir hayata mahkum.

Annesi Fransız babası İranlı genç bir kadın gazetecinin merakı bu soruya Suriye özelinde cevap verme imkanı sağlıyor. 

Birkaç yıllarını Esad rejiminin yağdırdığı bombalarla her tarafı yıkılmış ve orada yaşayanların ölüm tehlikesini göze almadan dışarıya çıkamadıkları bir kasabada geçirmek zorunda kalan Deraya halkının gençlerinin kitap tercihlerini onun sayesinde öğrendik. 

Reklam

Gazetecinin adı Delphine Minoui. 1974 Paris doğumlu. Le Figaro gazetesini İstanbul’da temsil ediyor.

Facebook’ta bir fotoğrafla karşılaşıyor Delphine Hanım. Penceresiz bir oda burası. Görüntüde iki kişi var, etrafları sıra sıra kitaplarla çevrili. Genç insanlar bunlar. Gençlerden biri elindeki kitaba göz atıyor, diğeri raflara göz gezdiriyor.    

Deraya’nın gizli kütüphanesi..

Çarpılıyor gazeteci. Çünkü, onun 2015’in Ekim ayında tesadüfen karşılaştığı bu fotoğraf, üç yıldır muhasara altında bulunan, insanların bir yandan Esad ordusunun vahşi saldırılarına karşı kendilerini korumaya çalıştıkları, bir yandan da açlık ve yoklukla mücadele ettikleri Deraya kasabasında çekilmiş…  

‘Deraya’nın gizli kütüphanesi’ o fotoğrafa yansıyor… 

Gazeteci karşısına tesadüfen çıkan fotoğraftan etkileniyor ve Şam’ın sadece 10 km uzağındaki Deraya’da yaşananları ve muhasara altında bulundukları halde kendilerine bir kütüphane kurmuş gençleri merak ediyor. 

Kasabalarını çiğnetmemek için Esad rejimine karşı direnen kitap düşkünü gençler…

Önce tanıdıkları aracılığıyla fotoğrafı çekenin ismini öğreniyor, sonra internet üzerinden görüntülü olarak ona ulaşıyor. Fotoğrafı çeken kişi kütüphaneyi kuran gençlerden biri çıkıyor. 

Verdiği bilgiler gazetecinin ilgisini daha da köpürtüyor. Her tarafı bombalanmış harap bir yer Deraya. Evler yıkık, yıkık evlerin insanları bulabildikleri çatı altlarına sığınmış, aylar ve yıllardır imkansızlıklar içerisinde yaşamaya çalışıyorlar…  

Reklam

Karınlar boş; bütün giriş çıkışları Esad’ın askerleri tarafından tutulmuş Deraya halkı hayatlarını sürdürebilmek için yaprakları kaynatarak çorba niyetine içiyor. 

Kitaplar yıkıntılar arasından toplanıyor.. Fotoğrafta görülen gençlerin ‘Üstad’ diye andıkları İngilizce hocası..

Bu olumsuz şartlara rağmen, fotoğrafı çeken genç ile birkaç arkadaşı enkazlar arasında dolaşıp buldukları kitapları kısmen ayakta kalmış bir evin bodrumda toplamışlar.

Daha önce Beyrut’ta yaşadığı için bölgeyi biliyor Delphine Hanım. Deraya’ya ve oradaki kitap hastası gençlere duyduğu ilgi onu hareketlenmeye zorluyor. Ancak internet üzerinden görüştüğü gençler kendisine böyle bir macerayı aklından bile geçirmemesi gerektiğini söylüyorlar. Tehlikeler yüzünden… 

“Gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür” mısrası bir kez daha gerçek oluyor. Gazeteci ile Deraya’nın gençleri iletişimde kalıyorlar. İstanbul’da yaşayan gazeteci 1750 km uzaktaki Deraya’da neler yaşandığını o sayede gün be gün öğreniyor.

Sonunda gençler her türlü tehlikeyi göze alıp teker teker kendilerini Deraya dışına, Esad’a bütün bir kent olarak direnmiş İdlib’e atıyorlar; oradan da Türkiye’ye…

Delphine Hanım da onlara en baştan verdiği sözü tutup her gün aldığı notlardan oluşan ve Suriye’de insanların hangi mahrumiyetlere göğüs gererek ayakta kaldıkları gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlayan kitabını kaleme alıyor. [Kitabın İngilizce çevirisi elimizde: ’The Book Collectors of Daraya’. Bu yazıdaki bilgileri, tahmin edebileceğiniz üzere, kitaptan edindim.]

Gençlerin birkaçı Gaziantep’te kendilerine yeni bir hayat kuruyorlar.

Sonunda, Deraya’da yaşadıkları kuşatma altındaki ortamda bile kendilerini kitaplarla besleyen gençler ile yazar İstanbul’da bir araya geliyor…

Gençler ile yazar İstanbul’da..

Bu sayede bizler de kuşatma altında kalan insanların hangi kitapları tercih ettiklerini öğrenme imkanı bulabiliyoruz.

Merak ediyorsunuzdur diye ıssız bir adada değil fakat kuşatma altında bulunan Deraya’da geçirdikleri yıllar boyunca oralı gençlerin hangi kitaplara öncelik verdiklerini aşağıda bulacaksınız. 

Deraya’lı gençlerin “en çok okudukları kitaplar” listesi (10 kitap):

Paulo Coelho’dan ‘Simyacı’

İbn Haldun’dan girişi ünlü ‘Mukaddime’ olan tarih kitabı ‘Kitab-ul İber’

Antoine de Saint-Exupéry’den ‘Küçük Prens’

Hayatının 13 yılını haksız ve yanlış yere hapiste geçirmiş Suriyeli Mustafa Khalifa‘nın romanı ‘The Shell’ (Kabuk) 

Niccolo Machiavelli’den ‘Prens’

Victor Hugo’dan ‘Sefiller’

Stephen Covey’den ‘Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı’

Julia C. Berryman, Elizabeth M. Ockleford, Kevin Howells, David J. Hargreave ve Diana J. Widbur imzalarını taşıyan ‘Psikoloji ve Siz’

John Gray’in ‘Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten’ kitabı

Filistinli şair Mahmud Derviş’in uzun şiiri ‘Kuşatma Durumu’

[Enkaz arasında bulabildikleri arasından tercih ettikleri olarak bakıyorum bu listeye. Her kitaba rahat ulaşabilecek birinin 10 kitap listesi çok daha farklı olurdu gibime geliyor.]

ΩΩΩΩ

Delphine Minoui’nin kitabının İngilizcesi:

Reklam

51 YORUMLAR

  1. ….
    O döktüğün kanların’ herbiri teker teker,
    Yüzbinlerin kul hakkı, mahşerde sana yeter!

    Koltuk çıktın ya zulme! Allah’ın huzurunda,
    O koltuk seni bekler, cehennem çukurunda!

    Ne oldu ey al-Assad, nefsindeki aslana?
    Koltukta süklüm püklüm, o ateşe yaslana!

    Değer miydi hiç Esad, tecellinin böylesi?
    Velakin sen istedin, sen! nefsinin kölesi!
    …..

    • ….
      Merak ettik halini, nefsindeki o kimdi?
      Bizi öyle üzdün ki, peki n’olacak şimdi?

      Nefsin taşa hapsolmuş, şahit iken o ruhun,
      Cezanı çekmek için, o taşlar akkor odun!

      Kuantum mekanikte, senin gibi hınzırlar,
      Cehennem odununu, bu dünyada hazırlar!..

      Ne denebilir başka, “Helal Hoş Olsun” Esat,
      Putin kendi derdinde, alış veriş çok kesat !
      *******

  2. ….
    O döktüğün kanların’ herbiri teker teker,
    Yüzbinlerin kul hakkı, mahşerde sana yeter!

    Koltuk çıktın ya zulme! Allah’ın huzurunda,
    O koltuk seni bekler, cehennem çukurunda!

    Ne oldu ey al-Assad, nefsindeki aslana?
    Koltukta süklüm püklüm, o ateşe yaslana!
    ….

  3. ….
    Bizde de var bunlardan, ama Esad sen var ya,
    Senin gibi yok bizde “vatan-millet-sakarya”

    Koltuk nere, sen nere, ama kafana taktın,
    Ülkemizle birlikte, kendi ülkeni yaktın!..
    ….


    • Ümitliydik halbuki, sınırlar açılmıştı,
      Kardeşlik duyguları, bölgeye yayılmıştı!

      Sonra ne oldu bilmem, Putin girdi araya,
      Akabinde kan gölü, taştı o manzaraya!

  4. • Ali Babacan Kongre salonunda yaptığı konuşmada 28 şubatçılardan bahsederken gözleri doldu.

    • Ahmet Davutoğlu konuşmasında “28 şubatçılar Erdoğan’ı tasfiye edecekler” dedi.

    • Kemal Kılıçdaroğlu CHP deki 28 şubatçıları tasfiye etmeye çalışıyor.( bence çok da iyi yapıyor)

    cin ali soruyor: bu türk siyasetçilerinin 28 şubat travmasını atlatmalarının bir yolu yok mu?

    bu 28 şubatçılar ölümsüzlük şurubu mu içmişler ne:))))

    meğer ne korkak ödlek adamlarmış bu siyasetçiler.


  5. Anlamadın bir türlü, “gücü istismar eden,
    Gücünden düşer her an”, bir kural bu ezelden,

    Niceleri sarıldı, güçle geldi oltaya,
    Örneği öyle çok ki, bitmez pek saya saya!
    ….

    • ….
      Ey zalim! sende o var ya, nato mermer o kafa,
      İçinde ne varsa artık, biri kaldırmış rafa!

      Güç neyse çevresinde, fır döner dalkavuklar,
      Nebze göre şerbetten, gaz verir asalaklar!

  6. ….
    Baban, dayın sağolsun, bu mirası edindin,
    Güç ile kuşanmayı, çok isteyen kendindin!

    Babanın izinde sen, daha da kepazesin,
    Adaletin gücünden, bihaber bir tazesin!
    ….


    • Seçimlere girerdin, halkın seçebilirdi!
      Bıkmışsa tabi senden, vaz da geçebilirdi…

      Bunu riskli bulmuştun, işin kolayı vardı,
      Güçlülük rüzgarları, azgın nefsini sardı!
      ….

  7. Üniversitede çok kitap okuma fırsatım oldu. En son okuduğum kitap: Fehmi Koru hocamızın “Ben Böyle Gördüm” adlı kitabı geçen sene okumuştum. Herkese okumayı tavsiye ediyorum bu kitabı… SAYGILAR

  8. REİS BİR ORDU KURSUN!

    Emekli Türk askerlerinin komutasında, Türkiye’deki Suriyelilerden oluşan bir ordu.
    Tahminen 2 milyon kişilik bir ordu olacaktır.

    3 Aylık bir eğitimle rahatlıkla cepheye gidecek hale gelebilirler. En azından ilk grup böyle gider. Sonrasında bu eğitimler 6, 9, 12..24 aya kadar çıkartılır. Daha bir profesyonel hale gelir.

    Ben kabaca söyledim. İşin uzmanları daha detaylı düşünür, planlarlar.

    Türk askeri, Mehmetçik, Suriye’de şehit olurken, kendi vatanı için savaşıp şehit olması gerekenler, kitap okuma, yurt dışına kaçma derdinde.

    Ordu’nun emir komutasını da Osman Pamukoğlu Paşaya verecek REİS.

    Muhtemelen ilk molayı, Aden Körfezi’nde verir Ordu…

    • ….
      Bir de Aden Körfezi !?
      Aman, yerinde kalsın
      Fantazi mi fantazi!
      Hay ağzından yel alsın!

      Maliyetli işlerde,
      İşin gücün ne senin?
      Fukaralık her yerde
      İçi boş hazinenin!

      Medeniyet götürmek!?
      Hani medeniyetin?!!!
      Bir masumu öldürmek!
      Bu mu senin niyetin?!
      ….

  9. Bir alt yazıda 15 temmuz konusu kapalı gişe tepişme ile geçerken, konu kitap ve okumaya dair pazar yazısı olunca kara halk toplanıp ben okumadım, o kitabı vallahi bilmem, hiç okumam okuyanı da gözüm tutmaz kabilinden yorumlar ile havai fişek neşesini bizlere yaşatıyorlar. Künhünüz gelse bir Simyacı kitabını okuyup anlayacak seviyede değilseniz veya çocukken okumamış iseniz bugün elinize alıp bir erişkin gözü ile dünyanın en çok basılan kiaplarından biri olan Küçük Prens’i büyüklerin dünyasını anlamlandıramayan samimi bir çocuk nazarı ile okuyamamışsanız, Makyavelin 20. yy uyarlaması olan cemaat yapılanmalarının sonuca giden her yol mübahtır, hele din adına olursa makbuliyeti uhrevi neticeler ile taçlandırılır zaviyesinden inceleyememişseniz, Hugo’nun Sefillerini ahlaken sefillerin yaygınlaştığı şu günlerde bir kez daha elinize almamışsanız sanırım entellektüel çeşitliliğinizi sorgulamanın tam sırasıdır. Ateş altında ölüm ile dirim arasında kalmış bir avuç genç insanın ekmek kadar, su kadar, özgürlük kadar önem verdikleri kitaplarından müteşekkil bir kütüphaneyi yıkıntılar arasında kurmuş olmaları güzel değil, çok güzel bir harekettir.
    Kur’an tek sesliliği veya tek fikirliliği değil farklılıkların istişare ile birbirini anlamasını kuvvetle tavsiye etmektedir.
    ”Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”Hucurat-13

    • ….
      Halk karası pratik!
      Beyazlarsa fantazin,
      Teorik mi teorik!
      Yanlış tartar terazin…

      Maytapla neşelen sen,
      Havai marka keyif!
      Sonra kirlensin ensen,
      Bu da benden bir tarif!

      Okumanda gözüm yok!
      Vaktin varsa ey kanka!
      Oku anla! sözüm yok..
      Saygıyla kara halka!..
      ….

  10. «“Beyaz toroslu günler” diyenlere inat 90’ları özlediğini her fırsatta ağzından ve kaleminden kaçırmayı bırak ballandıra ballandıra anlatan Hasan Günay’a tavsiyemdir: Americans’ı izlemediyseniz mutlaka izleyiniz Hasan Bey.»
    Okumuyorsanız bari filmini seyredin, birçoklarının yaptığı gibi…

  11. Hülagünün öküzleri bağdatın altını üstüne getirirken yasini şerifi ezbere okuyan papağanların elinden hiçbir şey gelmemiş.
    Ruslar samarkand ve buharayı bir avuç askeriyle işgal ettiğinde; cami ve medreseler, cuma mescitleri sarıklı cübbeli hafız kurralarla doluymuş, heyhat…

    Kuranda buyrulduğu gibi lenin baba da: “oku, oku, oku yine oku!” demiş.
    Atalarımız ise “benim oğlan okur, döner döner bina okur!” buyurmuşlar; neden acaba?
    Okumayı bırak siha yap aslanım!
    Okumayı bırak siha yap aslanım!
    Okumayı bırak siha yap aslanım!
    Yoksa okuduğun kitabına bakmazlar, oyarlar adamı! Şimdi uyandın mı iki gözüm?

    • H.Gayret Bey Kuran da oku, anla ve uygula diyor. Bizim milletin %40-50 kuranı okur ve anlamaz, uygulama konusunda ne kadar uygulanır onu bilemem , film seyret diyorsun da her evde televizyon var ama bizde televizyon nelerin gösterdiğine bakıyor musunuz? Bizim gençlerimize üretme tüket diyorlar , çalışma tatil yap diyorlar TV’deki dizilere ve filmler bir bak. Hayatı yatak odasına sığdıranlar , ömrünü tatille geçirenler ,kazandıran yarışmalar, saatlerce spor haberleri ,zamanı boşa geçiren komedyenler gösterilerek bizimi insanımızı böyle boş şeylerle eğlendiriyorlar. Yeni Türkiye de en çok neye üzüldüm biliyor musun? Hani bizim televizyon ve gazeteler varya son dönemde hep el değiştirdi. Yeni sahipleri de muhafazakar olduğunu sanıyorum ama TV’lerin programlarına baktığım zaman çok şaşırıyorum. Önceki sahiplerini aratır nitelikte. Herkesin görüşüne saygılar.

  12. “””Sonunda gençler her türlü tehlikeyi göze alıp teker teker kendilerini Deraya dışına, Esad’a bütün bir kent olarak direnmiş İdlib’e atıyorlar; oradan da Türkiye’ye…Gençlerin birkaçı Gaziantep’te kendilerine yeni bir hayat kuruyorlar.”””
    Çok şükür bu mazlumlara sahip çıkan Türk milleti ve Türkiye Devleti var. Türkiye nin gücü kuvveti yettiği sürece müslümanlara, Türklere Kürtlere,Ezidilere sahip çıkmaya devam edecektir. Kitap okuyup da sapıtanların, hainlerin peşine de düşmeye devam edecektir.

  13. Sık sık (bizde her saat yapıldından eminim) anket iyidir. En çok verilen cevap, eksik neyse onu gösteriyor olabilir! Örneğin uç şeyden birincisi ne olabilir?
    Kadın? Su? Yiyecek? Helal gıda? İçki?
    Yada ne istersiniz sorusuna,
    Adalet? Kul hakları, şeffaflık, ahlak, demokrasi, haram helal hassasiyetini bağlı istekler sıralanmış olamaz mı?
    Irak suriye halkı ile Lübnan Filistin, isreil halklarının aynı sayfada isteklerini, düşüncelerini,
    Balkanlarda saklandıkları yerden burnunu dahi çıkaramayanların keskin nişancılardan korunmak için karanlıkta okunan ezanların hikayesini duymak isterdim daha çok.
    Bağdat kütüphanelerinin yakılıp yıkılmış olduğu, yüz yıllar sonra o kitapların çevirisinin batıda taze fırından çıkmış gibi bize tekrar pazarlanması realitesi..
    Aynı akıbetten korunmak için Atatürk gibi geleceği düşünüp Ankara, Konya gibi yerlere korunma tedbirleri ile sığınaklar mı yapmalıyız acaba?
    Yada çağın getirdiği, Allahın lutfettiği yeni teknolojilerden bir parmak da biz mi nasiplenmeliyiz?
    Gençleri, kader mahkumlarını, tarikat cemat cenderesinin içine düşmüş kandırılmış uyuşturulmuş çocukları yıldırımı elimizle tutarak korusak, yada
    Teknoloji ile sadece ve sadece;
    TANIŞTIRSAK.

  14. Virjin adaları kalmıştı. O adaları da bizimkiler keşfetmiş.
    Kitap okumak mı? O da ne?
    İnsanlık kitap ve okumayı keşfetti.
    Biz özet dinlemeyi.
    Promter varken kitap mı olur?
    35 kelimeyle kitap okunur mu?
    Okunursa anlaşılır mı?

    • ….
      Kes traşı hemşerim,
      Kitap okumana bak!
      Okur-yazar beşerim
      Bunu anlamana bak

      Harika yazılar var,
      Bana bunlardan yeter!
      Kalın kalın kitaplar,
      Hamallıktan da beter!

      Hikaye, roman, aşk-meşk,
      Ben bunlarla avunmam!
      Pembe bulutlarda köşk,
      Sizin olsun kıskanmam!
      ….

  15. …..
    O “Koltuk” var ya seni, halk oturtabilirdi,
    Halka hizmet edeni, halkın seçebilirdi!

    Sen de halktan bir zevat, herkes gibi ettensin,
    Hani bir gün toplansa, bir torba kemiktensin!
    ….

    • ….
      Kendini ne sandın ki, etin budun ne senin?
      Alelade bir insan, torunusun dedenin!

      Parti işine girdi, palazlandı güçlendi,
      Tekele aldı gücü, baban hafız efendi!
      …..

  16. Böyle durumda olan yerlerin insanlarının maneviyat larını güçlendirecek islami eserler başta kur’an-ı Kerim olarak hadis tefsir okumaları gerekir şu yukarıda adı geçen kitapların hiç hiçbirisi bunu sağlayamaz Fehmi Koru hep başkalarının davulunu çalıyorsun biraz bizim tarafın şarkılarını seslendir.

    • böyle itici bir yorum yazıp o yorumun içinde de insanları Kur’ana, hadise, tefsire çağırmak nasıl bir mantıktır ben anlamakta zorlanıyorum.
      her okuyan nasiplenemiyor demek,
      öyleyse okumaya değil,
      anlamaya davet etmeli.
      ben size aşktan, sevgiden, merhametten bahsettiğiniz bir yorumda insanları Kur’ana, hadise, tefsire çağırmayı tavsiye ediyorum. böylece bizi de hakkınızda sui zan etmek zorunda bırakmazsınız.

  17. *******
    Harabeye dönsen de, yaşa varol Daraya!
    Söyle kitapsız Esad, sen ne yaptın oraya?

    Halka binbir eziyet, görülmemiş istibdad,
    Başkanlıkta el Beşir, sen neydin be al Assad!
    …..

    • ….
      Kapı komşun bizlerden, fersah fersah ıraktın,
      Müslüman gönüllerden o derece uzaktın!

      Nefsinin koltuğuna var gücünle sarıldın,
      Sözde bir müslümandın, doğru yoldan ayrıldın!
      ….

  18. Bu kitaplardan ismini duyduklarım var sadece. Hiç birini okumadım! İçinde İstanbul’un adı geçen bu kitabı özetlediği için Fehmi beye teşekkür ederiz. Kitap en azından ülkemizin kötü anılmadığı iyi hoş bir konuyu ele almış, öğrenmiş olduk. Suriye’deki manzaraların her biri kitaplarda bulamayacağımız kadar mesaj, manzaralar ve ibretle dolu!

  19. Hâlimize bin şükür. Suriye’de olduğu gibi tepemize bombalar yağmıyor. Veya Doğu Türkistan’da olduğu gibi toplama kamplarında değiliz. Karnımız tok, sırtımız pek. Allah devletimize zeval vermesin. Amin.
    [Esad’ın da belâsını versin. Bir de Uygur Türkleri hâllerinden çok memnun, toplama kampı dedikleri yerler birer eğitim yuvası diyen bir herif var bizde. Ayrıca PKK neyse Uygur Türkleri de odur diyor.
    Bu herif bir de Kırım Rusya’nındır diyor. İlaveten Türkiye’de hukuk altın çağını yaşıyor diyor… Neden böyle şeyler söylüyor? Teşhis Kemal Tahir’den. Üstad zamanında nokta atışı yapmış: “Bunlar alçak oğlu alçak, cahil oğlu cahil, satılmış oğlu satılmıştırlar!”
    Türkiye ve Çin suçlu iade anlaşması imzalamışlar. Henüz meclisten geçmedi. Bakalım Türkiye’deki Uygurların akıbeti ne olacak.]
    Esad rejimine direnen kitap düşkünü gençlere de selam olsun. Türkiye’deki yeni hayatları da hep kitaplı olsun.
    Borges, Cennet’i kitaplarla dolu bir yer olarak düşünüyor. Bu açıdan kitaplarla dolu bir ev, cennetten bir parça olarak görülebilir.
    Yaşadığımız yerin dünyayla ilişkisi kesilebilir dert değil. Cahit Sıtkı’dan el alarak şöyle diyebiliriz: “Her mihnet kabulüm, yeter ki kitap eksik olmasın evimden.”
    Veya Yahya Kemal’den esin alarak “Allah okuyacak kadar sıhhat (ve zaman) verse bu kâfi” diyebiliriz.
    Birkaç kitabı bu vesileyle analım. Suriyeli kardeşlerimiz Türkçe öğrendilerse onlara da tavsiye olsun.
    1. Aşk, Sanat ve Servet – Çetin Altan
    Çetin Altan benim daimi yazarlarımdandır. Üstad Çetin Altan, Refik Halid ve Yakup Kadri gibi yazarlar için “Türkçenin yazı dorukları” der. Kendisi de aynen öyledir.
    2. Gençlik ve Edebiyat Hatıraları – Yakup Kadri
    Okurken “hiç bitmesin” dediğimiz kitaplardan. Özellikle Refik Halid bölümü.
    3. Kurtlar Sofrası – Attila İlhan
    Attila İlhan, Selim İleri’ye “Hiç kimse Refik Halid’in Türkçesi ile yarışamaz” demiş. Bu lafı sahibine aynen iade edebiliriz: Hiç kimse Attila İlhan’ın Türkçesi ile yarışamaz!”
    Veya Hasan Bülent Kahraman gibi “Nasıl bu kadar etkileyici bir romancılık olabilir” diyerek ve “hayretten hayretlere gark olarak” okuyabiliriz İlhan’ın bu ve diğer bazı romanlarını… İlginçtir Attila İlhan pek okunmuyor ülkemizde. Yaraya Tuz Basmak’ın uzun zamandır baskısı yok mesela. Ama bir gün patlama yapacak İlhan’ın romanları. Bana öyle geliyor. Sabahattin Ali tamam, hep listelerde. Ama İlhan’ın okunmaması doğru değil. Çok ve yok satması gereken bir yazar İlhan.
    4. Bâbıâli – Necip Fazıl
    Üstad’ın İbrahim Ethem’ini daha önce tavsiye etmiştim. (Anafikri “Sarayda yaşayan birinin Allah’ı yoktur!” olan kitap.)
    Bâbıâli ise üstad’ın opus magnum’u. Türkçe yazılmış en güzel kitaplardan.
    5. Çalıkuşu – Reşat Nuri
    Herhâlde bu ülkede okumayan kalmamıştır. Eğer kalmışsa onlara da mutlaka okutulmalıdır.
    Şimdilik kitap önerilerim bu kadar.
    Kitaplar gibi mutluluk veren bir şey daha var: Diziler. Cuma günü ilk sayısını aldığımız Oksijen’in haberine göre psikologlar hastalarına Friends dizisini tavsiye ediyorlarmış. Ben de severim. Ama ben daha çok casuslu dizileri severim.
    Geçen yılın sonunda bir dizi izledim: Yüksek Şatodaki Adam… Şahâneydi. Philip K. Dick’in romanından uyarlama.
    Birkaç gün önce de Americans’ı bitirdim. 80’ler… Soğuk Savaş… Hârikaydı. Bana bunlarla gelin ey dizi yapımcıları… Dizi bitince boşluğa düştüm. Yeni bir şey izleyemiyorum. Ben diziye bu kadar bayıldığıma göre Hasan Cemal de mutlaka bayılacaktır. “12 Eylül faşizmi” diyenlere inat 80’leri özlediğini her fırsatta ağzından ve kaleminden kaçıran Hasan Cemal’e tavsiyemdir: Americans’ı izlemediyseniz mutlaka izleyiniz Hasan Bey.
    Mutlu pazarlar…

      • Okumadan bilemezsin. Hiç okuyanla okumayan bir olur mu! İbrahim Ethem’le başla okumaya. Bakalım seni nereye götürecek bu eser.

    • Bu kıtaplardan hiçbirini okumadım! Yok pardon ya, galiba Çalıkuşu’nu okudum. Öğretmen ödev verince okumuş olabilirim. İçeriğini pek hatırlamıyorum. Kitapların 1-2 sayfa özeti olsa iyi olur. Özette ilginç konular varsa, kitap okunmağa değer merak uyandırıyorsa, okumağa davet ediyorsa ne ala! yoksa vakit kaybı! mualla!

        • Sn H. Gayret, kitaptan kitaba değişir ama içeriğindeki mesajları bir araya getirsen her kitabın özünü birkaç sayfaya indirgemek mümkün. Kritik değerdeki bilgiler 1-2 sayfaya sığar. Gerisi dolgu maddesi; laf olsun torba dolsun! Neyse bu konudaki düşüncelerimi, laf çarptıran yorumculardan birkaçına kafiyeli olarak izah ettim. Haksız mıyım?!l

        • Sn vatandaş: Ben entellik imajı verebilecek, zaman israfı, zaman lüksüne kaçacak kitap-mitap okumam (okuyana karışmam). Ancak bir kitap içinde biri anlamlı bir söylüyorsa onu bulur okurum. Kitap okumam deyince ezberci entelgillerin hücumuna uğrarsam onlara ders vermekten geride kalmam. Kitap okumam dediysem (bu bir tavsiye değil[di] tabiki), yazı okumam demedim ki. Harika yazılar var. Eşyanın tabiatına dair, popüler teknik yazılar okurum. Vaktim yoksa, sonra okumak için bunları istiflerim. Düşüncen varsa buyur, söz sende!

    • Bizim insanımız dünyada az bulunan bir okur kitlesidir. Okuduğu kitaptaki roman hikaye hatta masal ile kendi dünyasını eşlestirebilme kabiliyetine sahiptir.
      Hatta çağı yakalayıp dizilere bile özenene inanana rastladım. Dizilere göre dünyanın en aşksever, kadını baş üstünde tutan insanlardanız.
      Saçından tutarak seven var, döverek okşayan daha neler neler.
      Bir pamuk gibi yumuşak romanlar, birde kılıçlı kalkanlı diziler var.
      Ben şahsen diriliş ertuğrul dizisinden atalarımı daha bi sevdim andım, eşkiya dünyayadan yeraltında dönen dolapları çakozladım. Pek te memnun kaldım. Tavsiye ederim.
      Yazarların çocuklarının da babalarının yolundan gidip, onu daha bi yüceltecek işler yapmalarını arzu ederim hep. Daha bi gururlanırım.
      Sinemadaki ünlülerin bile çocuklarının korunup kollanması düşüncesindeyim. Onlarla beraber ağladık, güldük. allı yazma bağlamayı öğrenen, vefayı merhameti, şefkati, inancı saygı yı sevgiyi filmden öğrenen bir nesil var şimdi!
      Bir yazarın filan yolun ortasındaki koca çınarın ortasına oturarak o hikayeleri yazdığını, bir zamanlar namık kemallerin mehmet akiflerin nerelerde buluşup eserlerini birbirlerine duyurduklarını (şimdi sadece oyuncuların hangi semtte oturduğu, hangi megganda .) son şiiri neydi son havadis olduğunu bilmek te güzeldir herhalde.
      Anlayamadığınız şeyleri anlamanın bilebilmenin (ne buluyorlar bunda da bırakmıyorlar vs) soruları anlayabilmenin yoluda başlangıcıda,
      yerli ve milli kelimeleriyle tanışmak olabilirmiş acaba?

    • “Biz nerede yanlış yaptık da buradayız” şeklinde düşünerek Allah’ın Kitabını iyi okuyanlar da varsa bir nevi özeleştiriye de yöneltebilir insanı, tövbeye, ruhun temizlenmesine gider iş….

      …..
      Anlayarak okumak, ona göre bir hayat,
      Ezberine gidene, hayat oldukça bayat!

      Ruhen huzurlu isen, ne yazsın hapishane,
      Zindan olmaz hayatın, o ruh hürse bir tane!
      …..

    • Tabi tabi, kesin yarım kalan hatimlerini filan tamamlıyorlardır sayın keleş; peygamber de gelmiş haşhaşilerin ayaklarını yıkıyordur; rabbim inzivalarını daim eylesin inşallah! Ha gayret!

      • hapse atanda kuran okuyor hapse atılanda kuran okuyor
        kuran birleştirici cennette toplayan kitap
        bu ayrışma niye
        kuran okuyanlar bu dünyayı birbirlerine cehennem yaparsa
        Allah her ikisini cennetine niye koysun ki ikisi de cehennemi istiyor
        beni anlamayan gayretsiz adam liderim HZ Muhammed kitabım KURAN DİNİM İSLAM TAPTIGIM ZAT ALLAH CC

  20. Kitaplar okumayı sevenlerin en sadık dostalar’i.
    Her şartlarda dostları ile birlikte olarak mutlu olmayı başaranlar’ı bu yazıda geçen kahramanlar vasıtası ile yakından tanımış olduk.

    Bu vesile ile Kıtaplardan korkup onları yaktıranlari’de bu vesile ileb dah iyi anlamış olduk.

    Bizim elimizden gelen; Yağmur gibi yağan Bombalara ve Açlığa meydan okuyan kıtap severlerı cani gönülden kutlayip taktir edip dua etmek.
    Allah yollarını açık eylesin.Amin.

    Kitap okuyanlar silahi değil ilmi seçtikleri için Diktatörler ve dünyayı karıştıran vampirlerede yem olmayacak kadarda akılı, merhametlı, ve kuvvetli kışiliğe sahip olarak Tarihin altin sayfalarında yerlerini şimdiden almş oldular.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız