İktidar körleştirir, yanlış yaptırır.. Oysa siyaset bir matematik işidir ve matematik de yanlış kabul etmez…

22

Bir süredir bulunduğum her ortamda yazılarımda da kullandığım bir tezi dile getirdiğimde “Olur mu öyle şey?” tepkisi verenler çıkıyor. İlk başlarda tezime çokça tepki alıyorken son zamanlarda tekrarladığımda kös dinleyenler fazlalaştı.

Tezimi biliyorsunuz: AK Parti’nin şu sıralarda attığı her adımın yanlış olduğu, bundan böyle artık hiç doğru adım atamayacağı, yanlışlarına sürekli yeni yanlışlar ekleyeceği tezim…

Son örneği bu hafta yaşandı: AK Parti yönetimi daha önce başbakanlık başdanışmanlığı, dışişleri bakanlığı, AK Parti genel başkanlığı ve başbakanlık görevlerini üstlenmiş olan Ahmet Davutoğlu’nu ihraç süreci başlattı; dün de Davutoğlu ve kendisiyle birlikte hareket eden eski milletvekili ve il başkanı arkadaşları partilerinden istifa ettiler.

Her partide yollar ayrılır, istifalar olur, tasfiyeler yapılır; ancak sadece birkaç yıl önce (2014’te) genel başkan ve başbakanlığa getirilmiş birinin partisinden tasfiyesi herhalde ülkemizde -muhtemelen dünyada da- ilk kez yaşanıyor…

Davutoğlu’nu böyle bir davranışa mecbur bırakmayı yanlış buluyorum.

Eleştirilerine kulak verilir, parti içerisinde kalması sağlanabilirdi. Herhangi bir sebeple yollar ayrılması gerekseydi bile, bu, bundan sonra verebileceği zararın sınırlı kalmasını sağlamak amacıyla, ihraç mekanizması çalıştırılmayarak suhuletle gerçekleştirilebilirdi.

Evet, ihraç edilmek istenen Davutoğlu’nun AK Parti’ye verebileceği büyük bir zarar var.

Siyaset ve siyaset matematiği

Reklam

Siyaset bir yönüyle matematik işidir. Bütün siyasi kadrolar ve partiler iktidar olmak için yola çıkarken matematik hesabı yapmak zorundadırlar. Yüzde 10 barajının bulunduğu eski sistemde, matematik, varlığını ispat etmek için her partinin asgari yüzde 10 oy almasını gerektiriyordu. İttifaklara izin verilen ve barajın önem taşımadığı yeni benimsenen ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’nde ise, iktidar olabilmek için, cumhurbaşkanı çıkarabilecek bir matematik gerçekliğe ihtiyaç bulunuyor.

O da yüzde 50+1 oranıdır.

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılan son genel seçimde sandıktan AK Parti yeniden iktidar olarak çıktıysa, bu, MHP ile ittifakı ve cumhurbaşkanı adayını yüzde 52 ile seçtirmesi sayesinde gerçekleşebildi.

Bir sonraki seçim randevusu 2023’te. Daha önceye alınmazsa 2023 yılında yapılacak seçimde de AK Parti’nin cumhurbaşkanlığına aday göstereceği kişinin -herhalde Tayyip Erdoğan olacaktır o kişi- yine yüzde 50’nin üzerinde oy alması şart.

AK Parti’den tasfiye edilen Ahmet Davutoğlu dün yaptığı basın toplantısında arkadaşlarıyla yeni bir parti kuracağını belli etti. Hatta basın toplantısının metni dikkatle okunduğunda, bunun, bir süre önce deklare ettiği ‘manifesto’ ile birlikte yeni partinin kuruluş beyannamesi olarak değerlendirilebileceği anlaşılacaktır.

Peki Davutoğlu’nun kuracağı parti seçime katıldığında daha çok hangi tabandan oy alabilecek?

Matematik burada devreye giriyor işte. Yüzde 1’in bile olağanüstü önem taşıdığı bir seçimde tabanından bir başka partiye oy kayması AK Parti’nin 2023 hesaplarını bozabilecek bir gelişme olacaktır.

Davutoğlu için AK Parti’nin yapması gereken, ne yapıp edip onun parti içerisinde kalabileceği bir yol izlemek iken, kendisini yeni bir partiyle karşısına rakip olarak çıkmaya zorlamak, hiç kuşkusuz yanlış bir yöntemdir.

Reklam

Seçim matematiği açısından vahim bir yanlışlıktır hem de.

Siyaset tarihimizden bir yanlış örnek

‘Yeni parti’ ihtimali ufukta belirdiği her ortamda, AK Parti çevreleri, bu tür girişimlerin geçmişte başarısızlığa uğradığı, bugün de sonuç alamayacağı –‘boş çuval’ deyimi kullanılıyor- görüşünü dillendirirken, Adalet Partisi (AP) içerisinden çıkan Demokratik Parti (DP) örneğini veriyorlar. 

AP’den ayrılanların oluşturduğu DP’nin uzun ömürlü olamadığı, günün sonunda siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldığı doğrudur.

Fakat bir başka doğru daha var: AP de içinden çıkanların kurduğu DP olayından sonra bir daha tek başına iktidar yüzü göremedi.

Süleyman Demirel’in “Siyasi hayatımın en büyük yanlışı” dediği olaydır o.

Bir darbe (27 Mayıs 1960) sonrasında yeniden sivil siyasete dönüldüğünde kapatılan Demokrat Parti yerine kurulan AP, girdiği ikinci seçimde (1965), oyların yüzde 52,9’unu alarak Meclis’te çoğunluğa ve iktidara sahip oldu. DP’nin kurulması (1970) sonrasında yapılan seçimlerde ise, AP, bir daha tek başına iktidar yüzü göremedi.

Matematik yüzünden. 

DP yanında, AP’ye milletvekili adaylığı reddedilen Prof. Necmettin Erbakan da, Milli Nizam Partisi’ni (MNP) -kapatılması sonrasında Milli Selamet Partisi (MSP)- kurmuştu.

Bu iki partinin tabanından çektiği oylar yüzünden AP’nin oyu ilk girdiği seçimde (1973) yüzde 29,76’ya düştü. Yuvarlak hesapla, yüzde 53’ten yüzde 30’a.

Hükümeti CHP ile MSP kurdu.

Çünkü matematik bu iki partinin koalisyonunu gerektiriyordu.

İktidar körleştiriyor

Şimdiye kadar anlattıklarımdan bir gerçeği keşfetmiş olmalısınız: Demirel’e yanlış yaptıran iktidarın onu körleştirmesiydi. O körleşme yüzünden DP’nin kurulmasına geçit verdi, yine aynı körlük pekala adaylığını kabul edip partisi saflarına katabileceği Erbakan’ı kendi partisini oluşturmaya sevk etti. 

Kendi eliyle iktidarını zorlayan ve kaybettiren yanlışlar yaptı Demirel

Bana kalırsa, benzer bir yanlışı, bu hafta, Davutoğlu’nu istifaya sürüklemekle, AK Parti yapmış oldu.

Korkarım, bu, AK Parti’nin yaptığı son yanlış da olmayacak.

“Bundan böyle hep yanlış bekleyin” tezimi “Olur mu hiç?” tepkisiyle karşılayanlara “Olur, hem de bal gibi olur” diyorum.

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Şuanda bütün hepsinin bir hedefi var oda Erdoğan’ı indirmek darbeyle indirme diler yaptırımlar la indirme diler bu kez yeni partilerle parçala böl ye taktiğini uygulama ya çalışıyor lar hepsi ABD bin bir oyunu kardeşim ne istiyorsun sunuz Erdoğan dan eğer uyanık olmazsak bizim de sonumuz aynı Filistin ırak ve Suriye gibi olur ABD nin derdi daha önceleri olduğu gibi Türkiye’ye kendi adamlarını yerleştirmek bütün Avrupa nın gözü Türkiye de uyanık olalım şuanda sağ sol Kürt Türk zamanı değil şuan tek yumruk alma zamanı aksi halde en yakın Suriye ye bakın ne devlet kaldı ne namus ne bayrak ne Toprak hepsi ayaklar altında kimi hayinlik peşinde kimi koltuk Erdoğan dan iyisi meclis de yok hatasız insan yok Erdoğan da hata yapa bilir herkes in bir hatası var o yüzden gelin hep birlikte tek yumruk olalım …….

  2. Türkiye’de partiler hep lider partisi olarak gelip geçmiştir. Nitekim, T.C. nice
    alim, fazıl,Millete layık temsilciler ile particilik, bölücülük olmadan bir BİRLİK halinde
    kuruldu ise de, ne zaman 1ki, M.Kemal ve İ.İnönü PARTİLEŞİP dizginleri ele geçirdiğinde
    LİDER ve klik partisi doğmuştur.
    Sistem o günden bugüne kadar da LİDER Partileri ile süregelmiştir.
    Türkler, esasen, hep bir lider etrafında teşkilatlana-gelmiştir. CHP’sinden
    sonra ortaya çıkan partiler de – belli fikirlere sahip olsalar bile – hep LİDER Partisi olduğu
    sürece varlığını sürdürmüştür.
    Nitekim, Demokrat Parti Menderes’in partisi olarak isimlenmiş, Adalet Partisi
    Demirel ile inmiş-çıkmış, Anavatan Partisi Özal’ın Partisi olarak bilinmiş, CHP bir ara
    Ecevit ile saman alevi gibi parlamış, Milli Görüş Erbakan ile şahlanmış ve Milliyetçi Hareket
    A.Türkeş’le anılmıştır. Nitekim, liderlerinin başından ayrıldığı dönemlerde, bu partiler de
    ciddi tökezlemeye maruz kalmıştır.
    Lider çıkaramıyan, Lider Partisi olmıyan (Hürriyet P, Yeni Türkiye P, Demokratik P,
    Doğruyol P. “bile” ….) Partiler kısa sürede dağılıp gitmiştir.
    AK Partiyi de sürükliyen kişinin R.Tayyip Erdoğan olduğu hususu büyük çoğunluğun
    kabul ettiği bir gerçektir. RTE’nın yokluğu halinde Ak Partinin de en azından iktidarı yıtıreceği
    muhtemeldir. Şu anda Türkiye – eskilerin tabiri ile – kaht-ı rical sıkıntısı çektiği kadar, LİDER
    çıkaramamanın da sıkıntısını çekmektedir. Cari – gayri-milli eğitim anlayışı, hased, hırs, bencillik
    Türkiye’nın LİDER (çaplı DEVLET ADAMI) çıkarmasını engellemektedir. Bu ülke’de, ehil bir kişi
    olsan bile, icraatınla kendini isbatlama şansı esirgeniyor.
    Bu yönden yeni kurulan ve kurulacak partiler müesseseleşme (kurumlaşma) yı
    beceremediği müddetçe yaşamasını sürdüremeyecektir. Kaldı ki, siyaset, vasıfli, makamla bir
    şey beklemiyen DÜRÜST insanları elemektedir. Esasen halkımız, siyasetçiden, bir yakınına iş
    bulması veya basit bir şahsi sorununun çözülmesi veya basit bir yarar sağlamayı beklemektedir.
    Esasen, Siyaset de İslam da faziletli insanlarla çalışacak bir değerdir.

    Hz. Ömer, sahabeden birini bir yere VALİ atamiş, belli bir süre sonra da
    vazifesine son vermiş. Bir gün karşılaştıklarında Hz. Ömer, seni kırdık galiba dercesine
    üzüntüsünü beyan etmek istediğinde, tüm yönetim İSTEKLİleri ve – bizden olsun da
    çamurdan olsun demiyen – seçmen için SAHABENİN verdiği cevap İBRETLİK : ” Tayin
    ettiğinde SEVİNMEDİMKİ, AZLETTİĞİNDE üzüleyim “. MESELE bu, fazilet bu.
    Vatan için deyip, nefse çalışma palavrası burada gizli.

    ” Siyasi İslam ” kelimesini diline pelesenk eden çok müslüman Gafil
    görüyoruz. İnandığın DİN – vitesten çıkmış motor gibi – senin YÖNÜNÜ tayinde işe
    yaramıyorsa, senin DÜZGÜN İŞ yapan, iyi-salih bir adam olmanı sağlıyamıyorsa, böyle
    bir dine mensup olmak, sofrada garnitür bulundurmak veya arabada – süs, cakadan
    ibaret – aksesuar bulundurmak gibi bir şey olur. Hz. İbrahim gibi, sana FAZİLET (erdem)
    sağlamıyan, bir yararı olmıyan bir taşı, bir putu at gitsin, dini de bırak gitsin. Bir takım,
    fantazi RİTUELLERLE boşa vaktini de harcama.
    ABD’liler akıllı adam değil mi ? ! ” Amerika : love it or leave it ” diyorlar.

    Cenab- ı Allah, Ankebut Suresi, 45. Ayetinde (20 Cüz sonu), ” Namaz
    sizi her turlü fuhşiyattan ve MEN edilen her türlü kötülükten alıko/r/ymalı ” buyuruyor.
    Bakra Suresi ( Ayet 177 ) de de, özetle, ” İyilik, yüzünü, başını sağa-sola çevırmen
    değildir. Asil FAZİLET (erdem-iyilik) vadinde durmak, …. sağlam bir iman …..
    muhtaçlara yardım …, ayrıca zekatı vermen… bu sözlerine sadakat göstermen …dir;
    Allah’a karşı İTTİKA edin (emir ve nehiylerine karşi gelmekten korkun) ” buyuruyor.
    İslam, bir mostura dinı veya süs bitkisi değildir. İMAN ETTİM sözüne SADAKAT
    ister. İslam bir TEKLİFTİR. Onu kabul etti isen, O ŞEREF/e/’ine sahip çıkman gerekir.
    Kabul etmedi isen ve fakat, gerçekten Namuslu, içten bir Demokrasi taraftarı isen , bir
    teröriste, bir Hristiyana, bir Yahudiye tanınan demokratik hakları ( teşkilatlanma, seçme
    seçilme ve tebliğ) Müslümandan esirgeme, Müslüman olmasan bile. Yok, eğer, Müslüman
    isen, özrün, gafletin kabahatinden de BÜYÜKTÜR. Gafletten, uyan, dinini murakabe et
    (ARAŞTIR). Namaz, yat-kalk kabul eden Hak, diye bir jmnastik değildir. Gafletten,
    uyutulmaktan kurtulmalıyız.
    Kaldı ki, RTE’nın hatası – pekçok Müslümanın hatası gibi – İslama mal edilemez.

    Bugün demokrasinin beşiği olan İngiltere’de İSLAMA GÖRE Tertiplenmiş
    (dizayn edilmiş) sayısız İSLAMİ MAHKEMELER mevcut. İngiliz Kraliçesi HRİSTİYAN
    KİLİSESİNİN de başıdır, aynı zamanda. Yanılmıyorsam Kilise ile Meclis binası da yan
    yana, karşı karşıyadır. Yalakalık yaptığımız AB’nin pekçok DEVLETİNDE HRİSTİYAN
    (Muhafazakar ve sosyalist) PARTİLER mevcut.
    Biz, şehrimizde, Yahudilerle beraber yaşarken, Sinegog (Havra) dan çıkacak
    Yahudilerin kapı önüne, bazı muzip çocuklar bir ÇİZİK çizer, o AKILLI Yahudiler
    saatlarca Havra’dan ÇIKAMAZDI. Bu, Siyasi İslam, laiklik ve benzeri ifadeler GAFİL
    Müslümanları BU ŞEKİLDE frenlemek, aldatmak, kandırmak, dininden UZAK TUTMAK
    için daha dünün, hatta bugünün SÖMÜRGENİ AB’cilerin uydurduğu FİTNE ve FESAT
    kumkumasıdır. Birkaç AB ülkesinin, ancak imza koyduğu, Türk ailesini hedef alan
    İstanbul Sözleşmesi gibi
    LAİKLİK de Türkiye’de Atatürkün ölümüne yakın, ateist, dönme, Yahudi
    sebataist kişilerce tezgahlanarak kabullenilmiş, Dünya’da, sadece, 1-2 ülkede
    uygulanan ne idüğü belirsiz – yorum ve uygulayıcıya göre değişken, bir uydurma
    tezgahtır.
    Türk aydınları -siz siz oimalı – bu gibi oyunları bozmalıdır, artık.
    Demokrasinin MEMBAI İngilterede Laiklik mi var ? Anayasa diye, MİLLİ İRADEYİ
    sınırlandıran bir keyfiyet mi var ? Türk aydını artık AYDINLANMAYI bilmeli.

    Bu konularda Alman tarihçi Klaus Günter, İngiliz tarihçi Arnold Tonbee ve
    başkaları kitablarında esrarengiz, dehşetengiz açıklamalarda bulunuyor.
    D. Rockfaller’in de bir vakitler Sabah Gazetesine verdiği mülakat var, okumak lazım.

    SİYASI İSLAMCI diye sataşılan Ak Parti iktidarı tam tersine, bir yandan
    muhafazakarım derken, o ahlaka sahip ” Kurucu İrade sahibi olanlar “dan ve o
    ahlaktan UZAKLAŞMAKLA bu hale düşmüş ve Memlekette de İSLAMI İFSAD etmiştir.
    Ordusu da, Beşiktaşlısı da, Kadıköylüsü de eminimki, bu tutuma ve gidişe
    karşıdır, Türk (ve de Kürt) milletinin mayası İslam ahlakı ile YOĞURULMUUŞTUR.
    BU gerçeğe çeşitli vesilelerle Ülkemizde ve hariçte çok berrak bir şekilde şahit olduk.
    Geçen bir yorumcunun da dile getirdiği gibi, RTE’nın etrafı sarılmış ve samimi
    inancı hilafına, bilerek belli bir istikamete yönlendirilmektedır. Halbuki, tüm muarızların
    ümit bağladığı o dağların hepsi de darmadağın olmuştur. Bu Millet 15 TEMMUZdaki
    yiğitliğini, müstevli uşaklarına karşı müdahalesini her daim hatırda tautcaktır.Bazı
    yorumcular nasıl ki, bakar Kör durumunda ise, RTE da Halkından uzak Saray erkanının
    ve kalıntı bazı vesayetçi azınlık toplulukların kurbanı edilmektedir. İnsan, beşer, şaşar.
    Ne de olsa, Abdülhmid’in badirelerini seyredeli epeyce zaman geçmiştır. Dostların ikazı
    karanfil de olsa incitiyor. Gerçek bu ise de, ne edip, edip, BAŞKAN gerçek DOST seslerine
    HASRETİNİ Gidermelidir Gerçek dost ZOR günlerde belli olur, demişler. RTE’a koşmak
    mümkün olmaz mı, acaba; gerekmiyor mu ? diye düşünesi de geliyor, insanın;
    tabii kapıyı aralıyan olursa.

    Şimdiye kadar, Memleket için ümit veren tüm liderlere ve MİLLİ durmuya
    çalışan partilere yapageldiği baskı ve hileleri, VESAYETÇİ AZINLIK ve sömürgenler bu defa
    – gecikerek – Ak Parti ve liderine yapıyor. Yaş yetmişe geliyor, %80’in potansiyel oyu ve
    gücü dururken, % 10’luk bir vesayetçiye teslim olmamalı, Kasımpaşalı.
    Ol; KÜKRE, titreME, korkma ! kendine DÖN. Bu takdirde Millet tekrar sana koşacaktır.
    Fakat, 1, şart hayatı ne edip, edip ucuzlatmak, AİLEye, değerlerine dönmektir.

    • “Siyasal İslam” deyimi ister istemez bir klişe olarak kullanılıyor. Burada siyasal kelimesi belli de ‘İslam’ deyince ne anlıyoruz. Örneğin ben ‘geleneksel islamı’ anlıyorum, Kuran İslamı’nı değil. Bu ayrım önemli, konuşma ve yazı dilinde bir şekilde belirtmek lazım. (Tabi ki kimileri geleneksel veya Kuran islamı farketmez, hepsine karşıyız da diyebilir.)

  3. Hocam, siz de deliye taş atmasını öğretiyorsunuz ; daha beter olsunlar ,siz niye akıl verip uyandırıyorsunuz ; bırakın ne hali varsa görsün Allah aşkına !

  4. Ahmet bey! Davutoğlunu hiç beyenmem ve ihtidara gelmeside mümkun değil.
    Benim, anlatmaya çaliştığım, 2014 ile 2015 te olan milleti uyutma yolsuzluklarının davutoğlu tarafindan ifşa edileceğidir.
    Yoksa, Allah korusun davutoğlu gibi birisinin türkiyeyi yönetmesini hayatta istemem.
    Seçim tekrarlandiği zamanki bombaları, ve şehitleri unutmadim ve aslada unutamam.
    Iyi birisi onlaın koltuk için yapilmasini bildiği için önlerdi.

  5. Yanlış nerede?
    Bir partide değişik fikirler öne sürülür. Sonunda parti başkanı aldığı kararları uygular. Üyeler başkanın uygulamasını kabullenirlerse kalırlar. Başkanın uygulamasını doğru bulmayanlar partiden ayrılırlar. Demokrasi bu demektir. Partinin içinde kalıp başkanın kararlarını uygulamak istemeyen birisi olursa elbette o parti de o kişiyi partisinden çıkarır. Bu yerindedir, o halde yanlış nerede? Yanlış, devlet başkanının aynı zamanda parti başkanı olmasıdır. Erdoğan partisini güvendiği bir kimseye örnek olarak Berat Albayrak’a bırakarak kendisi bütün partilerin başkanı olmalıdır. Davutoğlu’nun partisi de AK Parti’yi desteklemelidir. Böylece partiler arası hayırda yarış olur ama kendisi de devlet başkanı olur. Ne kendisi ne de devletimiz zarar görür.
    Davutoğlu da ‘sen in, ben çıkayım’ şeklinde partisini değil, cumhurbaşkanımıza sadakat içinde yeni anayasa partisini kurmalıdır. Düzeni değiştirmeyi hedeflemelidir. Batılı veya doğulu güçlere cephe almak ne kadar yanlışsa, onlara güvenerek siyaset yapmak da yanlıştır. Biz herkesle barış içinde, çıkar paralelliği içinde siyaset yaparız. İyilikte herkesle beraber oluruz. Kötülükte de savaşmayız. Beraber olmayız. Hazırlıklı oluruz bize kötülüğü dayatıp saldırırlarsa ordumuz da hazır olur. “Ya istiklal ya ölüm” deriz.
    Davutoğlu’nun hatası batılıları samimi kabul edip teslim olmasıdır. Davutoğlu’nu AK Parti’den uzaklaştıran Erdoğan değil kendisini Erdoğan’a karşı kullanan batılı güçlerdir. AK Parti’yi yıkmak Erdoğan’ı indirmek iş değildir. Bir kilo dinamitle bir apartmanı yıkarsınız ama asıl bir apartmanı yapma maharettir. Yeni binayı yaparsınız ondan sonra eski binayı yıkarsınız. Yoksa soğukta donarsınız. Davutoğlu’nun hatası buradadır.
    Babacan “Ben batıdan borç bulacağım, ülkemi borçlandırarak düzlüğe çıkaracağım.” diyor. Bunu AK Parti de yapıyor. Düyun-i Umumiye’yi kurdular. İmparatorluğun akıbetine adım adım aksatmadan gidiyorlar. Babacan’a gerek yok. Davutoğlu’nun çözümü de budur. Türkiye’yi borçlandırsın ve kurbanlık olarak yaşatsın.

  6. Vekaleti Erdoğan ın bizzat kendisinin kullanması için verdik o 15 temmuzdan önce istemediğimiz birine devretti. şimdi yine istemediğimiz Bahçeliye devretmiş görünüyor.Yeni hareketler karşısında bir üçüncü ortak neden CHP olmasın o zaman bütün üst üste koyduklarımız yıkılır ve bir daha bir şey yazma imkanımızda olmaz.

  7. Erdoğan da Davutoğlu da siyasal islamcıdır. Davutoğlu dürüst ve kariyerli bir kişidir, Erdoğan’da ise bu nitelikler oldukça zayıftır. Fakat neticede siyasal islamcı olduklarından her ikisini de desteklemem, hatta karşı dururum.

    Ahmet Davutoğlu şüphesiz ki AKP’ye artı bir değer katardı, fakat AKP=Erdoğan olalı beri bu mümkün değildir. Zira bu eşitlik nedeniyle Davutoğlu’nun Erdoğan’a bir değer katması gerekir ki abesle iştigal olur.

    AKP=Erdoğan formülü bu partiyi tek değişkenli bir fonksiyona çevirmiştir. Tek değişken (etken) de Erdoğan’dır. Tek değişkenli fonksiyonların maksimumu minimumu ve diğer özellikleri açıkça bellidir. Çok değişkenli fonksiyonlarda olduğu gibi maksimum veya minimum değerler seçilen bir performans kriterine göre optimal olarak belirlenemez.

    Türk halkının matematiği zayıf olduğu için önemli bir kısmı tek değişkenli fonksiyona benzeyen basit bir siyasi zihniyeti/çözümü tercih etmiştir. Bu tercihin yanlış olduğunu teorik olarak anlama kapasitesine sahip değildir. Ancak yaşayarak/tecrübe ederek anlayabilecektir ve bu tecrübe ederek anlama sürecinin sonuna çok yaklaşılmıştır. Halkın kalan kısmı da matematiği iyi olduğundan bu tek değişkenli fonksiyona/sisteme karşı çıkmıyor. Arapça -eski dilde- yazıldığı için formülün görsel şeklini beğenmediğinden karşı çıkıyor.

  8. “Yarın ülkenin tamamında kar yağacak” iddiasında bulunsam, bundan sonra benim öngörülerime kim değer atfeder? Kararlarıma kim güvenir?
    31 Mart İstanbul seçimlerinin iptali ile 23 Haziran seçimlerinin kazanılabileceğini iddia etmek, bahsettiğim kar yağma iddiasından daha büyük bir saçmalık ve zırva değil mi?
    “Çöküş” filminde de en önemli mesajlardan biri, bir yanlışı düzeltmek için çok daha büyük yanlış yapıp çöküş sürecini hızlandırdıkları idi.
    Peygamberlerin yanlış yapmalarını engelleyen “ismet” sıfatları olduğu gibi, çok fazla haksızlık yapanların da doğru yapmalarını engelleyen “anti ismet” sıfatlarının olduğunu düşünüyorum.

  9. İnsanlar bir hata yaptığı zaman yada bir yalan söylediği zaman bunu farkedince ya özür diler itiraf eder (doğrusu bu), yada buna inandırmak için hep daha büyük hata ve yalanlara başvurur. Etkili olanlar buna inandırır, yada birçoğu inanır, inanıyormuş gibi yapar ama bazen kral çıplak diyenler çıkar. Bu da sizin tezinizi (AK Parti’nin şu sıralarda attığı her adımın yanlış olduğu, bundan böyle artık hiç doğru adım atamayacağı, yanlışlarına sürekli yeni yanlışlar ekleyeceği tezim…) doğruluyor. 2012’den beri büyük hatalar devam ediyor. Ne yapalım kendileri bilir. Olan millete oluyor…

  10. Kırılma, 17/25 Aralıkı hazırlayan süreçte, AK Partinin ‘siyasi matematik hesap’ yerine akçeli işlerin matematiksel işlemlerine bulaşmasıyla başladı ve bu onu iktidarda sınırlamaya veya kendi siyasi hesaplarını gerçekleştirmek üzere arayıp da bulamayacağı kozları, AK Partinin kendi eliyle ‘sistem dışı siyasi rakiplerine’ vermesiyle başladı aslında. Netice itibariyle matematik işledi.

    Gelinen noktada AK Parti liderliğinin “iktidar körlüğü” yaşadığından değil ve aslında bunun ona yaşatılmasından kaynaklandığını ve AK Partinin kuşatıldığını düşünenlerdenim.

    Düşünsenize; akçeli işlere bulaşanlarını saymasak AK Partinin ağır topları veya kurucu kadrosu gitmiş, yerine AK Parti ve kadrosuna demediğini bırakmamış Bahçeli, Soylu, Numan Kurtulmuş ve daha nice çömez politikacı gelmiş; AK Parti, söylem dışında icraatlarıyla kendini inkar eden ve aksi yönde hareket eden bir parti hüviyetine bürünmüştür.

    Ahtapot, onu kolları arasına öyle sıkı sıkıya sarmış ki, kurtulması ancak hemcinsleri vasıtasıyla olacaktır. Yani yeni partiler sayesinde olacaktır.

    Çünkü; AK Partiye öyle büyük yanlışlar yaptırılıyor ki ve bunun sorumlusu olarak da AK Partinin adı tarihe not düşülecektir.

    Demem o ki, AK Parti, onu saran kollardan kurtulamayacak; ancak, yaptıklarıyla ülkeye daha fazla zararı olmasın diye kendini bırakmalı ve siyasi zeminin yenilenmesi için ‘matematiksel’ çaba sarf etmelidir. Çünkü bu gidiş, ülkenin demokratik zeminden uzaklaşmasına, vesayetin gelişmesine sebep olmaktadır.

    Daha önce de yazmıştım: Uçuk gelebilir ancak, (ulusal, uluslararası kuşatılan/sınırlanan) Erdoğan sonrası, AK Partinin (kuruluştaki) misyonunu yürütecek siyasi kimlik, halkta da büyük karşılığı bulacak olan Gül olacaktır ve sanırım yakın olan uzun vadede bunun hazırlığı yapılıyor. AK Parti ismini değil (kuruluşunda saklı) misyonunu devam ettirmek istiyorsa bu, hem siyasi aklın gereğidir hem ‘siyaset matematiğinin’…

    Ve hem de ülkenin rahatlamasının gereğidir.

    (Tekrar) düşünsenize; ileride, (sıkışan) Türkiyeyi, siyasi yelpazesi(!) bağlamında taşıyabilecek deneyimli, tecrübeli, saygın kadroyu çevrenizde görebiliyor musunuz?

    CHP’ye, İmamoğlu’na rağmen ben göremiyorum. Sayın Davutoğlu ile kadrosunu da ekleyeyim…

    • Hasan, bey! aşağiya sizin yazınizdan aktardığim bölümde esas seneryo yazari ve baş rol oyuncusu,”DOĞRU. PERINÇEKI” (doğu perincek)unutmuşsunuz.
      ×××××
      “Düşünsenize akçeli işlere bulaşanlarını saymasak AK Partinin ağır topları veya kurucu kadrosu gitmiş, yerine AK Parti ve kadrosuna demediğini bırakmamış Bahçeli, Soylu, Numan Kurtulmuş ve daha nice çömez politikacı gelmiş; AK Parti, söylem dışında icraatlarıyla kendini inkar eden ve aksi yönde hareket eden bir parti hüviyetine bürünmüştür.”
      ×××××××××
      Yiğidi öldür “AMA”hakkını yeme.
      Bahçeli milliyetçi ayağina diş Türkleri savunuyordu, Uygurlar onun desteği ile çin kamplarinda zülüm görüyor.
      Erdoğan zaten belli, dindar avculuğu yapiyor.
      Şu an! Perrınçek de herşey onun emrinde gittiği için PKK yi kullanma dönmine son verip onlari halletmekle meşgul.
      Demirtaşin mesajindan hemen sonra yapılan katliam ve Şehit edilen zavalli fakir fukara insanlar.

      Türkiyede medyayide halletmiş, onun için ben en çok perinçekin emrindeki medyayi okuyorum.
      15 Temmuz 2016 dan bu tarafa tam etdoğan akp sinin çizgisinde yayin yapiyorlar.
      Aslinda yazılarınızda olaylari ve gerçekleri ayrintilari ile anlatiyorsunuz de doğru perinceki hep u nutugorsunuz.😔

    • Hasan bey saydığınız çömez ! politikacılar içinde biri var ki 2005 yılından beri Feto örgütü hakkında iktidarı uyardığı halde dinlenmemiş / dikkate alınmamış ve 15 Temmuz 2016 darbe girişimi yaşanmış , akabinde de ülkemizde denge bozulmuştur . Şimdi tahmin etmekte güçlük çekmediğiniz Bahçeli’nin günümüzde yaşanan olumsuzluklarla ilgili hangi olaylarda dahli vardır ? Açıklayabilir misiniz ? Bahçeli size ne yaptı ? Veya bu milletin aleyhine ne kusurda bulundu ? Açıklarsanız biz de duymuş oluruz . Selamlar ..

  11. “İktidar körleştirir,yanlış yaptırır…” diyor
    Fehmi Koru yazısının başlığında.Doğrudur,
    buna itirazım yok.Ama bir şey daha var
    insanı körleştiren:Hırs.İnsanı hırs da körleştirir.

    Abdullah Gül,Ali Babacan,Ahmet Davutoğlu hırs körlüğü yaşıyorlar. Hem de insanı mahçup edecek bir körlük bu.Önce yaptıkları iyi işleri de unutturacak,silip süpürecek bir körlük.

    Fehmi Bey,iki tarafı olan bir anlaşmazlıkta bir tarafın hatalarını görüyor.Böyle olunca
    değerlendirmesi eksik kalıyor,adil ve objektif olmuyor.

    Ahmet Davutoğlu,parti kuracağını ima ve ifşa etmeden partisine eleştiriler yöneltse,
    yanlışları dile getirseydi ihraç kararı yanlış olurdu,hatalı bir tasarruf olurdu.Bir partinin üyesi olduğun halde,bir yandan da
    yeni bir parti çalışması yürütürsen
    bunun arkasından ihraç kararı gelir.Bir
    takımda oynarken başka bir takım adına
    çalışma yapılabilir mi?Bu söylediklerim
    Gül-Babacan için de geçerlidir.Her ne kadar Ali Babacan istifa ettikten sonra parti kuracağını ifade ettiyse de istifa etmeden parti çalışması yaptığını kamuoyu biliyordu.

    Öte yandan yüzde birkaç oy alacak bir parti kurma girişimi bizatihi bir körlük
    değil midir?Ak Parti’nin oyunu Abdullah
    Gül-Ali Babacan ikilisi mi alacak,yoksa
    Ahmet Davutoğlu mu?Tabii ki insanın hırsı gözünü bürürse,yani körleşirse bunları
    düşünmeye imkan bulamaz,burnunun
    doğrusuna gider.Hayırla anılmak,hoş bir seda bırakmış olmak varken,esefle anılmaya başlar.

    • Bekir abi merhaba! AKP hakkında olanların dışında yazdığın yorumların kendine has bir kalitesi var hakikaten. Belki de akp hakkındaki yorumlarında da bu kalite vardı da ben hırsımdan göremiyordum, mümkündür. Farkındaysan ben de senin yorumlarına bir hırsla cevap vermekten vazgeçtim.
      Şimdi dostane soruyorum; benim gibi zır cahil birisi hırsından vaz geçebiliyorsa Abdullah Gül gibi bir devlet adamı hırsından vazgeçemez mi? Millet menfati gibi alii duygular işini kolaylaştirmaz mı? Hem hırsı olsa meydanlarda Ali Babacan’ı lider olarak öne sürer mi?

      • Barancığım, Abdullah Gül işin garanti olanını sever.Şimdi Babacan’ı
        öne sürdü,duruma bir bakacak,havayı bir koklayacak,2023’te CHP’nin de desteğini alırsa Erdoğan’ın karşısına
        aday olarak çıkacak.Hesap buna göre yapılıyor.Yoksa Abdullah Gül, Babacan’ın çıkaracağı 5-10,20-30
        milletvekilini ne yapsın?Babacan’ın
        görevi Ak Parti’den bir miktar oy koparıp,bu günkü muhalefet ittifakına
        yamayıp eksiği ikmal etmek.Fakirin görüşü bu istikamette.

      • Baran bey! Ben sizi yazlarınizdan Amerkalı ünlü komediyen JIMMY KIMMEL e benzetiyorum.
        Beni gene güldürdünüz, hemde sokak ortasinda.Allahda siz güldursun.

  12. AKP’nin bu günkü yapısı içinde Davutoğlu’nun kalabilmesi mümkün değil. Davutoğlu’nu parti içinde tutmak için AKP’nin eski yapısına dönmesi gerekir. Buda artık mümkün değil. Partiyi yönetenler de artık son dönemde olduklarının farkında. Bu sebeple son dönemlerini Davutoğlu’na uyum süreci ile geçirmek istemezler. Partideki herkesin derdi alacağını satacağını konumunu koltuğunu vs. bir an evvel halledip yeni dönemi beklemek. Bu duruma bağlı olarak Fehmi Bey’in tezi doğru, artık AKP doğru iş yapamaz, hata üstüne hata gelecektir.

    • Nurdan hn Sn RTE her yaptığı yanlış ülkeye yarar değil zarar getirir.
      AKP içinden çıkacak her parti önce geçmişteki günahlarından samimi bir
      şekilde tövbe edecek bedelini ödeyecek ondan sonra siyaset sahnesinde
      yerini alacaktır.Davutoğlu açıklarsam kimse kimsenin yüzüne bakamaz diyor
      peki kendisi nasıl bakacak bir numaralı sorumlu kişi olarak .Velevki emir ile
      o yanlışları yaptığını söylerse Asker de bile yanlış emir uygulanmaz. O nedenle yeni
      particilerden bir numara olmaz. Bu demek değildir ki yeni bir partiye ihtiyaç
      yok , eskisinden daha fazla var. Zaten Türkiyenin iktidar diye bir sorunu yok
      MUHALEFET sorunu var 17 yıldır sen muhalefet olarak bir varlık gösteremediysen
      bundan sonra hiçbirşey veremezsin bu ülkeye.Yeni yepyeni yıpranmamış yüzlere
      ihtiyacı var bu ülkenin.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız