İktidarın seçim için düşündüğü tarih 14 Mayıs imiş… Dikta deviren ‘Anadolu ihtilali’nin tarihi…

28
Reklam

Meclis’te komisyon başkanlığı görevi de bulunan akademisyen kökenli bir AK Partili -Hatay milletvekili Hüseyin Yayman– seçimi zamanından önceye alma niyeti artık açıkça belli olan iktidarın sözcüsü olarak, bir basın toplantısı düzenlemiş. Orada sarf ettiği bir görüş bana şaşkınlık yaşattı.

Okuyalım:

“Bir milletvekili, Hatay’ın bir evladı ve ömrünü demokrasi mücadelesine adayan biri olarak isterim ki, seçimler, 14 Mayıs’ta yapılsın. Çünkü 14 Mayıs’ın sembolik bir önemi vardır. 14 Mayıs 1950 tarihi Türkiye’de, ‘yeter söz milletindir’ diyen Demokrat Parti’nin iktidara geldiği tarihin adıdır. 27 yıllık tek parti iktidarına karşı, CHP’nin sultasına, diktasına karşı Anadolu ihtilalinin adı 14 Mayıs’tır. Türk demokrasi tarihinde simgesel anlamı büyük olan 14 Mayıs tarihi, benim kanaatimce seçimler için en uygun tarihlerden bir tanesidir.”

Söylediklerinden, seçimin haziran ortası olarak belirlenmiş tarihini TBMM bir hafta bile geriye alsa o makama iki kez seçildiği için üçüncü kez aday olabilmesinin önünde anayasal engel bulunan Tayyip Erdoğan’ın önünün açılmış olacağı hesabının AK Parti içerisinde yapıldığı anlaşılıyor. 

Hukukçulara göre yerinde bir görüş değil bu; belirlenecek yeni tarihin ‘erken seçim’ sayılabilmesinin de şartları var, ama benim üzerinde durmak istediğim, açıklamanın o bölümü değil.

‘Sembolik önem’ olarak adlandırılan 14 Mayıs 1950 ile yapılacak ilk seçim arasında kurulan benzerlik bana şaşırtıcı geldi.

Yukarıda verdiğim alıntıyı okurken sizlerin de şaşırdığınızı sanırım.

Milletvekilinin verdiği bilgi doğru: Çok partili hayata geçildikten sonra kurulmuş Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimde halkın oyunun yarıdan fazlasını alarak (%55.2) ülkede iktidar olmuştu. 

Reklam

Demokrat Parti o seçimi “Yeter söz milletindir” kampanyası ile kazanmıştı.

Bunlar doğru tespitler.

Hatta, o seçimin, yine milletvekilinin deyimini kullanırsak, 1950 öncesindeki CHP tek parti iktidarının ‘sultasına, diktasına’ halkın karşı çıkışı olarak değerlendirilebileceği de söylenebilir.

İyi de önümüzdeki seçim ile 14 Mayıs 1950’de yapılmış olan seçim arasında nasıl bir benzerlik var?

Günümüzde aynı slogan kullanılacak olsa “Yeter söz milletindir” karşı çıkışı kime karşı yapılacak? 

Tek parti iktidarının?

Sultanın?

Diktanın?

Reklam

O gün olduğu gibi CHP şimdi de iktidarda mı?

Değil.

E, öyleyse?

Bunlar iktidar olmayan muhalefetteki bir parti için kullanılabilecek sıfatlar olamayacağına göre, 14 Mayıs 2023’te yapılması teklif edilen seçim, nasıl oluyor da, ‘sulta’ ve ‘dikta’ olarak tanımlanan bir iktidar anlayışına karşı halkın mücadele vererek kazanılmasını sağladığı 14 Mayıs 1950 seçimi ile arada benzerlik kurularak ‘sembolik’ değerde bulunabiliyor?

Galiba bir yanlışlık var.

Yanlışlık da bu benzetmeyi bir AK Parti sözcüsünün yapmasından kaynaklanıyor.

Peki muhalif bir siyasetçi böyle bir benzerlik kurabilir miydi iki seçim arasında?

Mevcut ortamda, muhalefetten birinin ağzından, önümüzdeki seçim ile 72 yıl önce Demokrat Parti’yi iktidara taşıyan seçim arasında benzerlik kurulduğu işitilse ve benzerliği kuran muhalif siyasetçi, o seçimin iktidar sultasına, diktasına karşı verilmiş bir mücadele sonucunda kazanıldığını söylese, hele bir de ağzından ‘Anadolu ihtilali’ gibi bir kalıp da çıksa, herhalde kendisini bir süre sonra yargı önünde bulabilirdi. 

İktidar sözcüsünün muhalefete seçimde kullanılabilecek böylesine bir sufle vermesi ne yalan söyleyeyim beni çok şaşırttı.

Üstelik tam da, zaten başında 2 yıl 7 ay 15 günlük kendisini ‘siyasi yasaklı’ kılacak bir mahkeme kararı derdi varken, hakkında içişleri bakanlığının hazırladığı bir rapor sonucu terörle ilişkili kişileri işe aldığı soruşturması da açılmış bulunan, İstanbul’un yüksek oy farkıyla seçilmiş büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yeni bir dava açıldığı haberinin kamuoyunun bilgisi dahiline girdiği gün yapıldı AK Parti sözcüsünün açıklaması…

Seçime beş kala birbiri ardına açılan soruşturmalar, davalar ve mahkumiyet kararları ile onlara muhatap olan kişinin muhtemel cumhurbaşkanı adaylığı arasında irtibat kuranlar da var çünkü.

Hatta yapısı değiştirilmiş ve üye sayısı arttırılmış Anayasa Mahkemesi’nin, muhalefet partilerinden biri -HDP- ile ilgili kapatılma başvurusunu görüşmesi ve ilk iş olarak partinin banka hesaplarını dondurma kararını 7 üyenin karşı oyuna rağmen sadece 8 oyla alması da yine bu haftanın haberi.

Yani bu da seçime beş kala meydana gelen bir gelişme.

İşin ilginç yönü, Anayasa Mahkemesi’nde alınan kararda HDP aleyhine oy kullananların son sekiz yılda eklenmiş yeni üyeler, karara karşı oy kullananların da daha önceki dönemden kalma üyeler oluşudur.

Öteki muhalefet partileri de HDP’nin banka hesaplarının dondurulmasına ve bir sonraki adım olan kapatılma ihtimaline karşı çıkıyorlar.   

Değişik demokratik ülkelerin medyası da, en son Hindiistan’ın The Hindu gazetesi ile Amerikan Washington Post gazetesi gibi, Türkiye’deki bu gelişmeleri otoriterleşme işareti olarak görme ve gösterme eğiliminde.

O tür yayınlarda kullanılan malzemeler, İmamoğlu ile ilgili açılmış ve açılacak davalar ile HDP’yle ilgili gelişmeler…

Böyle bir siyasi ortamda, dışarıdan saldırılara maruz kalan iktidar içerisinden bir sözcünün, 1950 öncesi Türk siyasi hayatını ve halkın o iktidara karşı sandıkta gerçekleştirdiği değişimi hatırlatan çıkışı, daha önce iki tarih arasında benzerlik kurmayı hiç düşünmemiş insanların zihnini iktidar aleyhine bulandırmaktan başka bir işe yaramaz.

İktidar, seçimi 14 Mayıs günü yapmayı gerçekten istiyor olabilir mi?

İstiyorsa bu nasıl bir akıldır, hayret.

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Merhabalar,

    batılı demokratik ülkeler ve bir çok monarşiler, özellikle de bu ülkelerin siyaset bilimcileri ve hukukçuları dolaysıyla da halkları anayasalarının ne kadar demokratik ne kadar geleneksel olduğundan övünmektedirler.

    Oralarda hal böyle iken bizim ülkemizde bazı elitist ve demokrasiyi içselleştirmemiş çevreler ise anayasa sanki alelalade bir kurum tüzüğü imiş gibi değiştirmek için masalar kuruyor ve anayasaya tezat beyanatlar veriyorlar. Anayasa demokrasinin ruhu/kendisi olan halkın en üst kanunları mertebesindedir. Anayasalar demokratik olmalı ve hiç değişmemelidir.

    Halk daha 2017 yılında oylayarak CBnını ben seçeceğim, dedi. Demokrasi gereği seçtiklerine halk, 50’li yıllardan beri beni adam gibi idare et, ben de kendi işime bakayım dedi. Halkın seçtikleri ne yaptı? Ya birini CB olarak dayattılar bazende aylarca bir cumhurbaşkanı seçemediler.

    Peki, şimdi ne oluyor? Yine halkın seçtiklerinden bazıları toplanıp 3-5 yıl önce kurallarını oyları ile yazdırdıkları anayasada değişiklik yapıp, CB seçim sistemini yine sorunlu hale getirmek için inanılmaz efor sarfediyorlar. Değişikliği yapana kadar da, hakın anayasasını çiğneme tahhütünde bulunuyorlar.

    Fehmi abi dahil, media ve sözümona bazı siyaset bilimcilerde bu demokrasi dışı çalışmalara destek oluyor.

    Ne diyelim. Allah akıl fikir versin

  2. Selamlar,

    anayasanın 101. maddesi son olarak 16 Nisan 2017 yılında yapılan refarandum ile halkın oyuna sunuldu. Bu madde 2007 yılında yapılan referandumda da aynı şekilde referanduma sunulmuştu.
    Ne hikmetse Fehmi abi yine satıraralarına, CBnının bir daha seçilemiyeceğini sokuşturdu.

    Eğer bir anayasa maddesi henüz 2017 yılında halk tarfından oylanıp bundan böyle olacak demşse, bu durum 2017 yılından sonra geçerlilik kazanmıştır demektir.

    Fehmi abi niçin hala ortalığı karıştırma manevraları yapıyorsun?

    Selamlar

  3. SONRADAN GÖRME
    Bir tanıdığım 3. kuşak bir müteahhittten bir ev almıştı.
    Yani dedesi ve babası da müteahhit olan birinden.
    Bir süre sonra su tesisatında bir kaçak olur ve bu bir kapının pervazının şişmesine de neden olur.
    Tanıdığım, durumu müteahhite bildirince, müteahhit bizzat işin başında durur.
    Su tesisatını yeniletir ve kapının sadece pervazının değişmesi yeterli olduğu halde, pervazı ile birlikte kapıyı da yeniden taktırtır.
    Ticarî hayatta bir kuraldır:
    ”–Bir iş yaptıracaksan mümkünse 3. kuşak olsun.”
    Ticaretin, paranın sonradan görmesi olur da, siyasetin olmaz mı?
    Olur. Şekil 1-A
    Siyasette 3. kuşak bulmamız çok zor.
    Elitist bir anlayışı savunmak da çok zor.
    Ancak gelenek diye sosyoljik bir kavramımız da var.
    Halka tepeden bakan ve horlananlarca “monşer” olarak vasıflandırılanların ülkemize verdiği zarar ile sonradan görmelerin verdiği zararı mukayese ettiğimde, sonradan görmeler açık ara birincidir.
    Bu işin ortası yok mu?
    Yani hem maddi-manevi birikimi olup halkımızın değerleri ile barışık kimse bulamayacak mıyız?
    –Maalesef.
    Bir malum “proje” ile bir elin parmakları kadar olanlar da itina ve elbirliği ile adeta biçildi.
    Şimdi tercihlerle yüzleşme zamanı.
    Millet iki temel tercihte bulundu.
    Birinci tercihin tek sonucu var:
    – Soyulup-soğana çevrilmek.
    İkinci tercihin sonucunu da yakında göreceğiz.

    • 2002 li yıllara kadar çok şeyler gördü bu millet.
      O günün şartlarıyla ve birden fazla sorunun biraraya gelmesiyle deniz yılan ilişkisi aşka dönüştü😍
      “Allah ile adatmak” kitabı çıktı.
      20 yıl geçti, komşuda hala adam (gencecik insanları) asıyorlar! gerekçe:
      “Allah’a karşı gelmek!!!”
      Belki bugün bizde “deniz ler”de kuzular asılmıyor belki ama, denizde insanlar bebeler boğulmaya devam ediyor halâ!😡
      ilk yıllarda sağlık alanında birleşmelerle vs hatta idam da bu dönemlerde kalktı sanırım
      kimse şikayet etmedi halinden, Erbakan hoca dedi; milli geliri borçlarla beraber hesaplama talebe! desede…
      borç yiğidin kamçısıdır dediler vee..
      geldik bu günlere.🤗
      Bir hatırlatma:
      TC’ de hiçbir soygun soğandan dolayı gözyaşının hesabı sorulmadan olmaz!
      Tanrıya hep havale edildi bilinen birçok şey, fakat, bu koskoca bir yalandı! yani takiyyeydi yani timsah gözyaşlarıydı belkide. Tiyatro devam etti, perdeler kapatılmadı, “kontrol edildi” kaşesi basıldı, kazığa bağlamadan havale edildi!!..
      O’nun işine karışılmayacağını bile bile🤔

  4. BAŞKA BİR SÖZE İHTİYAÇ VAR MI ????
    Ahmet Davutoğlu’ndan tartışma yaratan sözler:
    Cumhurbaşkanı aldığımız kararları kabul etmezse kriz çıkar

    • Başka bir söze ihtiyaç yok Ahmet bey. Davutoğlu diyorki cumhur başkanı 6 part birlikte istişare ederek aldıkları kararın dışına çıkarsa kriz çıkar diyor. Doğru diyor zaten millet de kararlar gizli saklı tek başına alınmasın partiler ile istişare edilerek alınan ortak kararların dışına çıkılmasın istiyor, en azından ben böyle olmasını tek adamın gizli kapılar arkasında kim olduklarını bilmediğimiz kimselerden aldığı bilgilerle karar alıp da uygulamasını istemem.

      • Yani cumhurbaşkanı değil EMİR ERİ olarak çalışsın diyorsunuz.
        Peki yurt dışına asker gönderme de CHP ve HDP hayır dedi ama diğer ortaklardan evet oyu geldi ne olacak asker sınırda bekleyecek mi belki düşman içeri girecek ve HDP hayır ben onay vermiyorum savaşamazsın diyecek .KOMEDİ

  5. Youtube’da astrologları dinlerseniz Nisan veya Mayıs ayında yapılacak bir seçimden AKP’nin başarı ile çıkacağını ancak seçim Haziran’a kalırsa felakete uğrayacaklarını söyleyenler var.

    Galiba onları dinleyerek bu tarihi öneriyorlar.

    • Bindik bir alamete (çalı süpürgesine), gideyoz kıyamete. batıyo mıçımıza çalılar gıbreştikçe düştükçe çukurlara hendeklere.
      tahtası olan tahta koyuyor geçiyor derelerden köprü niyetine
      biz kaldık yaya boğuluyoz. sel ücret istiyor içinden geçenden de geçemeyenden de!😡

  6. Kaç kere söyledik ama anlatamıyoruz;
    akp hem iktidar hem de muhalefet görevini birlikte yürüten bir parti, iyi de ediyor, çünkü asıl muhalefet etmesi gereken partiler kelek, eyyamcı, saadece maaş almayı biliyorlar…
    Bu durumda şaşılacak ne var, muhalefet iş bilmiyor diye iktidar da yan gelip yatsın mı, sevabına muhalefetin görevini de yapıveriyor,
    siz de seçim sloganlarına, söylemlerine mi takılıp kaldınız?
    (O zaman yine ver elini üsküdar! diyoruz:)
    Not: geçen seçimlerde ismen ve cismen yakından tanıdığım tüm dp li siyasi elitin çocukları ve torun torbası chp ye oy verdiler, aralarında idamla yargılanmış, 27mayısta hapisler de yatmış olanlar da var…
    Yani hayret edilecek pek bir şey yok, iktidarın stratejisi gayet aklı başında görünüyor, benden söylemesi:)

  7. Kendi partilerinde bile Adelet yok,

    Hükümet, seçilmiş belediye Başkanlarını yetkisi olmadığı halde metal yorgunu diye görevlerinden almıştı, Bunu Türkiyenin ilerlemesi için bu kararı almıştı.

    Türkiyenin gelişmesi için Artık Hükümet metal yorgunluğunu geçmiş artık paslanmış bir metal var bu Hükümet istifasını vermeli, Türkiyenin faydası için. Her geçen Gün Türkiyenin aleyhine işliyor.

    Siz neye oy verdiğinizi biliyormusunuz?

    İki seçenek var Tam Tek adam rejimine ve diğer şık Demokrasi.

    Tek Adam Rejimi Taliban yönetimi ile aynıdır.

    GGelecekte bunların katmerlisini yaşayacaksınız.

    Geçenlerde haberlerde Anasağlık Doktoru görevden alındığı haberleri çıktı.

    Doktora, görevden alındığı bildirilmemiş. Doktor hastalarına bakmış ilaç yazmış Eczaneye giden hasta ilaçları alamamış sistem doktor hatası veriyor, Doktor eczaneden atıldığını öğreniyor. Sebebi Sağlıkçıların güvenliği için yürüşe katılmış ondan atılıyor.

    Misal Şöyle bir seneryoda olacak.

    AKP’de devamlı sizden bir üst rütbeli olacak, (Sıra sizede Gelecek o zaman ben ne yaptım diyeceksiniz ama iş işten geçmiş olacak)

    HD banka sıra kuyruğunda olacak bir adam sıra kuyruğunu dinlemeden ön sıraya geçeçek HD ordan atılacak hemşerim ne yapıyon diyecek ön sıraya geçmiş sinirlenen adam kibirle diyecekki ben AKP il başkanı “gözün üzerinde kaş var” Atın bunu işten diyecek.

    Mahkemelik olacaksınız Nüfuzu kim kuvvetliyse ve parası kimin çoksa o Devamlı Haklı olacak.

    İki şey oylayacaksınız.

    Tam Tek Adam Rejimi ve Demokrasi (Millet ittifakı)

    Not: Şu anki cumhurbaşkanı rejiminin ABD ile aynı diyecekler Aynı değil orda Kuvvetler ayrılığı var.

    • ABD ile aynı değil, orda daha çok oy alan değil az oy alan başkan oluyor, aslında tam bize göreymiş ama beceremedik işte, makarna yiye yiye böyle olduk biz:)

  8. İlahi Fehmi Bey , bunda şaşılacak ne var ; yalanın, samimiyetsizliğin, ikiyüzlülüğün eninde sonunda insanın kendi ayağına dolanması gibi bir intikamı vardır !
    Bana göre çok farklı özelliği nedeniyle Atatürk dönemi hariç bırakılırsa CHP. nin ‘ sulta ve dikta ‘ dönemi 1938-1950 arasında 12 sene sürmüş !
    O halde tam 20 seneden beri devam eden ve CHP. ninkine adeta rahmet okutan AKP.nin ‘dikta ve sulta’sına karşı 14 Mayısın seçim tarihi olarak seçilmesi bence çok çok isabetli ve anlamlı olur!
    Bu , insanın ayağına dolanmasının çok acı ve ibretlik bir örneğidir !

  9. DP yada bir başka parti farketmez. açılır kapanır piyon olarak atlama taşı olarak adres olarak kullanılabilir.
    Örneğin, terörüst diye hergün suçladıkları partinin “varlığına bağlıdır” karşı gibi görünen!!!! o diğer partilerin varlığı!!!
    O (tuu kaka) partiyi kapatmak demek, kendi varlıklarının da!..
    Tabelanın yoktur bir önemi.
    Babam da ilçe başganıydı , amblemi de 👋.
    diğer partiler kendi istedikleri kişiyi seçtirmek için bölsün oyları diye (hemde arkadaşı görünenlerce) bu partiyi sürmüşlerdi ortaya! ve tuttu!. istediklerini kazandırdılar!
    Demem o ki,
    terörden beslenme de çok geniş anlam ve mana kazanmış durumda!
    mesela dağ kaçkınları bir legal partiyi rahat bırakırlarsa, o parti prangalarını atacak üstünden vee.. (boynuz kulağı geçecek olur mu!?!? aaa..)
    Karşı beslendikleri parti/partiler baraj altı kalacak! (olur mu!?!?! bbb..) 🙂

  10. Allah söyletti deriz bazen, o hesap.
    işler sarpa sarınca asarım-keserim dışında fazla seçenek kalmıyor maalesef, şimdi ekonomi tıkırında olsaydı, ülke böylesi büyük sorunlar yaşamasaydı bir otoriterlik arayışı olur muydu? kimseyle uğraşmazlar, işlerine bakarlardı.
    sayın imamoğlu,
    istanbulu iki kez sayın erdoğan karşısında kazandı.
    elleri arkasında gezdiği için hakkında soruşturma açılmaya kalkışıldı, ucuz ekmek satışı engellenmeye çalışıldı, ödenekleri verilmedi, gelirleri elinden alındı. hakaret etti savıyla siyasi yasaklı hale getirilmeye çalışılıyor.
    hakaret vicdanlarda yer bulmayınca yanına saz arkadaşları ithamlar arıyorlar.
    oysa bu güç, halka hizmet edilsin diye verilmişti ve bir emanettir.
    emaneti yerinde kullanmak gerekir, bunun maddi manevi sonuçları ve vebali olur.
    kimi engelleyeyim, neye yayın yasağı getireyim, hangi düzenlemeyle karlı çıkayım, hangi siyasi hamle işime yarar meselelerine harcanan enerji ülkenin yönetimine harcansaydı bugün TL bu kadar büyük değer kaybı yaşar mıydı?
    ekonomimiz 17. sıradan 21. sıraya geriler miydi?
    dünya sefalet endeksinde 1. sırada olur muyduk?
    millet temel gıda harcamasını bile yapamaz hale gelir miydi?
    dış politikada bu kadar U dönüş böylesi çarklar yaşar mıydık?
    sayın imamoğlunun siyasi yasağı sayın imamoğlunun işine yarar, o kadar, daha güçlü bir destekle gelir, geçmişte aynı şeyi yaşayan sayın erdoğan gibi. hdp nin kapatılması hdp nin işine yarar, o kadar, bu kez x-dp olarak daha güçlü gelir, sadece tabela değişir, hep böyle olmuştur.
    herkes bunu bilir. öyleyse, amaç nedir?
    sadece günü kurtarma kaygısı.
    oysa ne çok günleri vardı.
    seçim hangi gün yapılırsa yapılsın,
    başlamak bir süreç olduğu gibi, bitiş te bir süreçtir,
    bir devrin daha sonuna geliyoruz.

    • Muzaffer Sever 11 Ocak 2023 At 21:22

      sayın sever, herkes ektiğini biçecek. az kaldı.
      söylenti üzerine yazı yazılmaz diyorsunuz ama bırak söylentileri, neredeyse bütün yorumlarınızı hezeyanlarınız üzerine yazıyorsunuz. bütün muhalefeti ve neredeyse muhalifleri herkes hain, herkes ajan, hepsi dış güç diye etiketliyor, üstüne ülkeyi atacaklar, satacaklar, işgal edilmesi için çalışıyorlar diye iftira naraları atıyorsunuz. sonra kalkmış, kutuplaşmanın sonu neye varır diye soruyorsunuz. pes.
      siz böylesi uç noktalarda kutuplaşır ve kutuplaştırırken ülkeye ne olur sorun etmiyorsunuz, toplumsal barışı umursamıyor, vebalden çekinmiyorsunuz, Allahtan da kuldan da utanmıyorsunuz şimdi muhalefete akıl mı veriyorsunuz,
      hak hukuk adalet öğretmeye mi kalkıyorsunuz,
      tehlikeli bir yol olduğu şimdi mi aklınıza geldi?
      bütün muhalefeti, türkiyenin işgali için çalışmakla suçladıktan sonra mı???

      dünkü yorumunuz;

      6’lı masa Reis’e darbe yapmak için kuruldu. Çünkü ABD ‘demokrasi’ adı altında Irak’a yaptıklarının aynısını Türkiye’de de yapmak istiyor!
      Irak’a da ‘demokrasi’ getirmek için girmişlerdi! Ama sonuç ortada…
      Reis’i itaat etmediği için istemiyorlar…
      Kısacası ‘Erdoğan’ bağımsızlığımız için şarttır, 6’lı masa ise ülkemizin işgali demektir.
      Hava öylesine puslu ki şeytan bile ‘Atatürk’ mintanı giymiş!
      Halk TV, KRT TV, Flash TV, Tele1 gibi kanallar ile Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri Türkiye’nin işgali için çalışıyor.
      Timsah gözyaşına aldanmayın.
      Yunan bayrağıyla poz veren FETÖ’nün çakalı Enes Kanter “Halk ayaklansın, Batı destek versin” diyor.
      Meseleyi anlayın artık!

    • Didem hanım “seçim hangi gün yapılırsa yapılsın,” buyurmuşsunuz da, sağolun, ama sormadan da edemem bilirsiniz;
      yıllardır erken seçim geliyor, baharın olmadı güzün kesin seçim var diye diye bugünlere kadar geldiniz, şimdi de ne zaman olursa olsun mu oldu yani?

  11. By Kemal bu işe sessiz kalamazdı. Dedim; “kesin bi’şey çıkacak!..”
    Reklamdaki gibi olmadı, çıktı.. “HDP’nin Hazine hesaplarının bloke edilmesi asla kabul edilemez” dedi…
    HDP’nin terör örgütü PKK’nın siyasi aparatı olduğunu bilmiyor mu?.. HDP’ye verilen her kuruşun, Kalaşnikof, mermi, bomba..vs, olarak geri döndüğünden haberi yok mu?.. Gerçi PKK’nın Suriye kolu PYD’yi de terör örgütü olarak görmüyor. Kime neyi anlatıyoruz.
    “Kafamızı bozmayın, kendi adayımızı çıkartırız” diyen HDP’ye; “Yapmayın öyle şeyler, biz beraberiz” mesajı veriyor CHP…
    Yalnız o işler lafla olmaz. Madem hazine yardımının bloke edilmesini ‘asla’ kabul etmiyorsun, işin ucundan tutacaksın. Seçimler yaklaşıyor. HDP’nin paraya ihtiyacı varsa, devlet vermiyorsa, sen borç vereceksin. Kiralık vekil veriyorsun da borç para neden verilmesin…
    Seçimlerden sonra öderler.
    HDP kapatılsa da sorun yok. Kandil’den tahsil edersiniz. Sezgin o işi halleder!..

  12. 1919-1950 ile 1950 – 2023 yıllarının fotoğrafına bakıp doğru değerlendirmek gerek. Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları kurmuşlardır. TSK dinciler (dini siyasete alet edip çıkarı için kullananlar ve özellikle Fetö) içine sızıncaya dek Türkiye’nin en donanımlı kurumlarından biriydi. Assubaylar bile belli sınavlardan geçerek, bir çok konuda eğitim alarak işe başlarlardı. Şimdilerde ayıpları örtmek için gereksizce ve sıkça kullanılan iç ve dış güçlerce işgal edilmiş, harabeye dönmüş bir devletten yeni ve saygın bir devlet yaratanlar Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıdırlar. Hepsini rahmetle saygıyla analım. Bir devletin askerlerle yönetilemeyeceğini öngörerek siyasi bir parti kurulmasına karar verenler de onlardır. Tüm defolarına, yanlışlarına, içindeki çürük elmalara karşın kurdukları parti 1950 de iktidarı halkın oyları ile başka bir partiye devretmiştir. Mevcut iktidar bunu yapabilecek midir bilemiyoruz. Yenile yenile şamar oğlanına dönmüş, toprak , ekonomi ve insan gücünü kaybetmiş bir toplumda; II.Dünya Savaşı’nı içine alan, diktatörlerin çokça olduğu bir dönemde ekteki sayfada sıralanan yatırımları gerçekleştirmişlerdir.
    https://blog.milliyet.com.tr/cumhuriyet-donemi-ve-chp-yonetiminde–1923-1950-arasi–yapilanlar/Blog/?BlogNo=376601
    Bu dönemde yanlış veya herkesin kabul edemediği işler de olmuştur. Nedense Allah’ın son ve mucizevi denilen kitabında günümüze uymayanlara “o günün koşulları” diye görmezden gelebilenler okuma yazma oranının çok düşük, erkeklerinin çoğunu savaşlarda kaybetmiş, dünya savaşı koşullarında, sözcüğün tam anlamı ile dibe vurduğumuz bir dönemde bu işleri gerçekleştirilebilenlere hep ağız burun kıvırmışlardır. Sarhoş denilenlerden sonra (27 yıl) ayıklar 1950 den bu yana DP, AP, ANAP, AKP olarak 73 yıldır (yaklaşık üç katı) işbaşındadırlar. Aradaki üç beş yıl elbette göz ardı edilebilir. Geldiğimiz nokta ile vaad ettikleri veya ulaşacağız dedikleri nokta ortadadır. (Geçtiğimiz gün ddm iyi özetlemişti)
    Burada parti kayırma derdinde değilim. Daha önce birçok kez yinelediğim gibi eski yeni delege düzeyinden başlayarak (özellikle son 50 yılda) tüm siyasiler bunu bir geçim yolu, avanta kapma işi olarak görmüşler, görmektedirler.
    14 mayıs demokrasi bayramı ise bu gün olanlar nedir?
    Muhalefet parti lider ve mensuplarının bazıları siyasi nedenlerle hapisteler, partileri kapanmak üzere,
    Muhalefet yerel yönetimler ekonomik olarak iş yapamaz duruma getirilmekten geçtim, siyasi davalarla meşgul ediliyorlar…
    Ya ülkenin yargısı? özgürlükleri, ekonomisi, halkının geçinme derdi, gençlerin yarın umudu?
    Dünya sıralamalarında hukuksuzluk, yolsuzlukta başta diğer her konuda sonlardayız.
    Ve şunu tekrarlamadan geçemeyeceğim çalıntı sorularla (başkalarının hakkını gasp ederek) okullara girenler, nasıl eğitim aldıkları/almadıkları bilinemeyenler şimdilerde memur, amir, asker, polis, doktor, yönetici… olarak iş başındalardır. Ne istedilerse verdikleriniz yerinde. Yanıldıklarınızın bin beterinin esiri olmak için yeni yanılgılara davetiye çıkarıyorsunuz.
    Zamanında ya da değil, şaibesiz bir seçimi başarınız yeter. Asıl demokrasi bayramı budur.

    • Yahya bey şaibesiz bir seçim derken 46 seçimlerini filan mı kastediyorsunuz acaba?

  13. Anayasa mahkemesinin aleyhte oy kullanan üyeleri Abdullah Gül tarafından atanan üyeler olabilir mi, Türk milletine düşmanlık edenlere karşı sempatik, Müslümanlara ve Türklere karşı şedit.

    • lutfen hakimlere saygili olalim. kimin atadiginda ote adaletleri onemli.
      sanirim kapatma icin ucte iki cogunluk lazim. hdp nin kapatailmasi zor gorunuyor…

  14. Prof. Sinan Canan insandaki tüm hücrelerin 7 yıl içinde tamamen değiştiğini söylüyor. Ak Parti de benzer süreçlere maruz kaldığı için onun da yapısı geçtiğimiz 21 yılda tamamen değişti. Bugünkü AK Parti 2002’deki AK Partiden tamamen farklı. Sadece adı değişmedi.

    Kuruluş aşamasındaki savunduğu tezleri bugün savunsa herhalde kapatma davasına kendisi muhatap olurdu. Ya da şimdiki iktidar ortağı önce onun Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasını savunurdu.

    2002’de savunduğu görüşleri bugün dile getirebilecek bir partili yok. Yarı özgür kategorisinde aldıkları ülke bugün özgür olmayan ülkeler kategorisinde sayılıyor. Enflasyon bile aldıkları enflasyonun resmi olarak iki, gerçekte ise altı katı. Dünya’nın 17. Büyük ekonomisi olarak aldıkları ülke de bugün ilk 20 arasında sayılmıyor.

    Eğer bir benzetme yapılacak olsa aslında Ak Parti 1950’deki CHP’ye daha çok benziyor. Benzetmenin tam tutması için içlerinden çıkan kişilerin kurduğu partinin iktidara yürümesi gerekiyor. Yani Ali Babacan ya da Ahmet Davutoğlu’nun iktidar adayı olmaları gerekiyor. Bu ikili ancak “Yeter Söz Milletindir” derse olay tam bire bir benzeyecek.

  15. Sasilacak birsey yok basiretleri körelmemis akillari bulanmamis olsalardi ülke bu hale gelmezdi görüldügü üzere kendilerine verdikleri zararin bile farkinda degiller. Vatandasin sorunlari icin cözüm olamayacaklari ortada.

      • EYT’yi kim çözmüş? EYT çözülmüş mü? “EYT’yi de yakında meclisin kararına açıyoruz” dedi reyiz, hangi yakında..? Meclis ne karar verecek biliyor gibi konuşuyorsun gayret bey!

        • ne demek meclis ne karar verecek, başka yönde bir karar versinde görelim senin karşında 6 lı masamı var,

          • Reyiz “yakın bir zamanda” diyor, hangi yakın zaman? Seçimler de yakın bir zamanda yapılacak, bu EYT seçimlerden de mi yakın bir zamanda meclise gelecek? Ben bunu anlamadım sadece:))

Comments are closed.