İsrail gazetesinde yazan Hıristiyan Siyonist “Trump Noel’de sürprize hazırlanıyor” diyor.. Sürprizi, Türkiye’nin kırmızı çizgisini çizmek…

22
Jerusalem Post’tan..

Hayatınızda hiç sizi mahçup edecek kadar öven birinin hemen ardından dövme tehdidinde bulunduğu bir ortamla karşılaştınız mı?

“Karşılaştım” diyecek olanlar herhalde ihmal edilmeyi hak edecek kadar azınlıktadır.

İnsanlar sevdiklerine tehditte bulunmazlar ya da tehdit ettiklerini sevdikleri iddiası doğru değildir.

ABD başkanı Donald Trump’ın Türkiye ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ilgili tavrının insanlar üzerinde bıraktığı izlenim yukarıdaki soruyu akla getiriyor.

Aklıma gelen bir sürpriz

Şahsen ben günlerden beri bu konu üzerinde düşünüyor ve bazı düşüncelerimi de sizlerle paylaşıyorum.

Paylaştıklarım paylaşılabilecek şeyler; paylaşılamayacakları genellikle kendime saklıyorum.

“Adamın niyeti kötü, söylediklerinin fazla bir önemi yok, övgülerine değil sövgülerine ve tehditlerine yoğunlaşmak gerekir” demek istediğimi sürekli okurlar yine de anlamışlardır. 

Reklam

Herkes değilse bile devletin tepesinin, en önemlisi de Trump’ın ve yakınlarıyla doğrudan muhatap olanların da ikircikli olduklarını tahmin ediyorum.

Türkiye’yi sevdiği ve yaptıklarını beğendiği iddiasında olan biri, nasıl olur da Türkiye’nin kırmızı bülten çıkarttığı birini Beyaz Saray’a davet eder? [Yoksa Tayyip Erdoğan’ın 13 Kasım Beyaz Saray randevusu için bir sürpriz mi hazırlıyor Trump? Adamın kendisine gönderdiği mektubu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yazdığı o saygısız mektuba ek olarak göndermesi türünden bir sürpriz? Yüz yüze görüştürme sürprizi?]

Yapar mı yapar…

Galiba Ankara Washington’dan böyle bir sürpriz gelebilirmiş gibi sesler çıkarıyor…

Benim aklıma gelmeyen sürprizi Jerusalem Post duyurdu

Daha büyük bir sürpriz bekleyen de var Trump’tan…

İsrail’de çıkan Jerusalem Post gazetesi dün Mike Evans’ın göz açıcı bir makalesine yer verdi.

Mike Evans kendisini ‘Hıristiyan Siyonist’ olarak tanımlayan ve o tanıma uygun vakıflarda faaliyet gösteren biri. 70’in üzerinde kitabı var ve İsrail söz konusu olduğunda yazılarıyla devreye girdiği için ‘gazeteci’ olarak da biliniyor.

Reklam

Yazıları için seçtiği yayın organı da Jerusalem Post.

Jerusalem Post’ta çıkan son yazısında Trump’ın Türkiye-Suriye politikasını işliyor. 

Ne diyor, okuyalım:

“Donald Trump’ı pek az insan gerçekten anlıyor. Öteki başkanlara hiç benzemez biri o. Herkesten başka düşüncelere sahip biri. Savunma alanında ve yurtseverlik konusunda bu denli güçlü görüşlere sahip bir başkan, nasıl olur da bizim bilmediğimiz bir şeyi biliyor olmasa böyle bir karara varır?”

Hangi karara? Okumaya devam edelim:

“Suriye’nin Kürtlere ait topraklarını Türkiye’ye bırakma kararına…”

Devamı şöyle geliyor makalenin:

“Benim Trump’ın Erdoğan’a saygı duymadığı konusunda aklımda hiçbir kuşku yok. Hatırlayın, Amerikalı rahip Brunson’u serbest bırakmayı red etmeleri halinde Türk ekonomisini tehdit eden Trump’tı. Başkan Trump ‘Merry Christmas’ (Mutlu Noeller) demeyi sever; bu sebeple Kürtlere bir Noel hediyesi vereceğini ilan ederse hiç şaşırmayın.” 

Evans o devletin İran sınırında ABD desteğiyle kurulacağını düşünüyor.

Sorular, sorular

İran sınırı olunca Türkiye’nin kırmızı çizgisi çiğnenmiş olmaz mı?

Acaba Külliye bu makaleden haberdar mıdır?

Makaleden haberdar olmasalar bile Trump’ın zihninden böyle bir sürpriz geçebileceğini bekliyor olabilirler mi?

Evans’ı sıradan bir gazeteci-yazar veya vakıf yöneticisi sanmayın; Trump’ın başkan seçilmesini sağlayan güçler arasında o ve onun gibiler vardı; Trump yeniden seçilmek için yine Evans ve onun gibilere dayanmak zorunda.

O “Trump Noel sürprizine niyetli” diyorsa, kulak vermek gerekir.

Ya yarın öyle bir sürprizi yine tehdit dolu bir Twit mesajıyla yapmaya kalkarsa Trump?

Ben de neler düşünüyorum.

En iyisi olanın zafer yönüyle ilgilenmek…

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Kırmızı Çizgiler hepimize lâzım. O çizgileri mutlaka çizmeliyiz. Mesela bu sayfada H.Gayret adında bir trol var. Bu adamın terbiyesizliklerine neden bu sayfada yer veriliyor diye sormuştum. Bir ahlak çizgimiz varsa eğer yer verilmemesi lazım. Özgür Basın bu konuda müteyakkız olmalı. Trollere sayfalarında asla yer vermemeli. Renkli ve keyifli basını bitirdiler şimdi de terbiye yoksulu trolleri özgür medyanın sayfalarını kirletmeye çalışıyorlar.
    Yazılarını Twitter ve Facebook’tan paylaşan yazarlar da bu konuda tembellik etmemeli. Derhal trolleri engellemeli. Dini açıdan bakarsak bir mümin bir kötülük gördüğü zaman gücü yetiyorsa eliyle o kötülüğü düzeltir. Yetmiyorsa diliyle müdahale eder.
    Basındaki en güzel en aklı başında kalemlerden Taha Akyol, Karar’daki yazılarıyla bizleri aydınlatmaya devam ediyor. Beğenmeyen okumaz. Yalakalığı kendine meslek ittihaz etmiş cahil ve terbiyesiz troller hemen başlarını uzatıp içlerindeki pisliği kusuyorlar. Görmek zorunda mıyız? Buna müsaade edilmemeli.
    “Hafif meşrep ucuz roman… Aptal ev kadinlari doya doya okusunlar diye… Silivri mi daha rahatmis gerdek mi… Ahmet Altan’ın çok satan ucuz kitaplarını ezberlemiş kadın hafızlar… Kadın ruhunun inceliklerinden iyi anlayan bu yazarın mapusdamından salıverilmesi için femen grubu da bir gösteri yapsın…”
    Bu ifadelerden rahatsız olmuyor musunuz? Ben diyorum ki terbiyesizliğini başka yerde yapsın sayfa temiz kalsın.
    Troller bu ülkenin sorunu. Terörle mücadele eder gibi etmek lazım bunlarla.

    • Saygon boruses, oncelikle memnuniyetle belirteyim ki karar okumak biyana o pacavrayi tuvalet kagidi olarak bile kullanmam; o yuzden pek begendiginiz omurgasi alinmis gasteci taslagini okumaya da zaten tenezzul etmem. “Renkli ve keyifli basin”dan kastiniz nedir bilemiyorum ama hala siyah posetlerde satilanlari bayilerde goruyorum; yok eger su ozgur medya dediginiz sanal basindakilerden soz ediyorsaniz o bol resimli/videolu renkli ve keyifli yayinlar icin biraz daha sabretmeniz gerekiyor. Yorumcu Bernar hocamizin taylandda yeni kuracagi website ile olay yerinden sicagi sicagina aktaracagi vukuatlari biz de dort gozle bekliyoruz..! Tovbe tovbe…

  2. Gun gecmiyor ki memleket dusmani ahlak fukarasi fitne fesat duskunu soytarilarin; karinlarindan konusmak ve sinsiliklerinden hasil bir musibetleri daha gorulmemis olsun. Turk milletinin maddi manevi tum degerlerine arsizca saldirmayi yegane gaye edinmis bu mankurtlar surusu biyandan da devlet buyuklerimize agiz dolusu kufurler esliginde asli astari olmayan iftiralar atmaktan da geri durmuyorlar. Siyaseten neyi savunduklari ve neye karsi olduklarini bi turlu cikaramadigimiz bu gozudonmus guruhun; turkiyenin mandaci bir dispolitika uygulamasini istemek ve egemenlik haklarindan vazgecmesini salik vermekten ote bi ezberi de yok. Her turlu insani hasletten arinmis bu soysuzlarin onlerine atilmis olan eti/yagi alinmis kemik parcalarindan baska tek gidalari da yalan dolan… Her cahilde gorulebilecegi gibi kendilerini akil kupu, alemi kor milleti sersem zanneden bu mutemetlerin saklabanliklarindan biktik usandik artik..! Kimisi mercimek kadar beyniyle kendince sayin koruyu sarakaya aliyor; kimisi de akil verirken tehdit etmeyi de ihmal etmiyor ve daha neler neler… Neyse, sayin yazara sabir ve kolayliklar dilemek en iyisi galiba..?

  3. Sn FKT’nin aşağıdaki uzun yorumunda Irak, Suriye, Libya’nın yanısıra, İran’ın adı geçmemesi ilginç! Oysa ki İsrail’e her fırsatta tehditler savuran İran. Trump’ın Kürtlere aidiyet sembolü bir ülke oluşturma gayretini içlerindeki müslüman ağırlıklı ülkelere isyan eden silahlı kürt çetelerle tesis etmeğe çalışması düşündürücü ibretlik bir olaydır.

    Yaşadığımız her olay, seküler yoruma da haliyle açık, görünen dini açıdan da ele alınabilir. Ve bunu her çeşit din mensubu yaparken, bizde bunu yapanların çoğu dünya işlerini bir kenara bırakmış tesbih çekmekle meşgul cenah. Kişilerin özelinde değil, ülke geleceği açısından dualarını esirgemesinler o da iyi. Ancak, Trump’ın İzmirli papazı dizinin dibine alarak pozlar vermesinin de sembolik bir anlamı var(dı).

    Yukarda değinilen olayın, İsrail’in güvenlik bahaneli etkin saldırganlığı olan bir ülke olduğuna göre “sözde güvenliği”ni garanti etmekten öte amaçları olmalı. Bu konu dini anlamı itibariyle cennete geçiş mekanlarını garantiye almak kadar önemli!…. Cennete girme hedefi uğruna dünyada/ortadoğuda bu kadar kan dökme yoluna giden siyonist yanki-İsrail koalisyonu ne İsa, ne Musa/Davud aleyhisselama aldırış ediyor. İnancımıza göre Allah’ın bu seçkin elçileri/peygamberleri kan dökme olayını kesinlikle onaylamazlar. Demem o ki görünür bütün sebeplerin/ipuçlarının ötesinde bu ibretlik olay iblisin dürtüleriyle şekillenen bir olay. Piyon maşa rolleri biçilerek kullanılma yolu 15 Temmuz tecellisi ile devre dışı kalmıştır ve Türkiye de bu konuda ağır bir bedel ödemiştir. Ancak, ABD’ye giderek yanki koltukaltında değil de Ortadoğu coğrafyasında gerçek anlamda dinler-arası diyalog önemini yitirmemiş bir konudur. Bu konu İblise rağmen insanın insana güvenini tesis edebilmek kadar evrensel ve bölgesel önemli bir konudur.

    Bölgemizdeki amacı doğrultusunda ucundan kıyısından/nüfuzundan yararlanmak ümidiyle adeta el oğlunun kucağına atlayarak kullanılmağa koşa koşa giden, elini müslüman kanına bulamış sözde müslüman kürtçü çete mensupları da insanın insana güvenini tesisi problemi kapsamındadır. Onlarınki de nefs, ve belli ki bir “etnik nefs”. İşte ben onun içindir bir vesileyle şöyle dedim, özlemle yine o ideal müslümanı aradım:
    …..
    “Peki neyin intikamı?”
    -De ki «nefs’in» intikamı..

    Kullar nefsine oyuncak!
    Kul nefssiz yapamaz ancak!

    Dozu kaçmamışsa makul…
    Jihadla emrolunmuş kul!

    Kul kendi nefsine karşı!
    Bunu anlamadı çarşı!

    İşte bundan bu haldeyiz!
    Üç beş kişi, son kaleyiz!

    Ey sentez-i akl-ı-iman!
    Neredesin ey müslüman?
    ….
    Sonuç ve teklif: Şimdiye kadar proaktif olunsaydı, bölge ülkeleri Türkiye, İran, Irak ve Suriye zaman zaman bir araya gelerek bu konuda makul bir çözüm üretmiş olabilirdi. Bu konu komuoyuna açılsa ve çözüm fikirleri, icabında ortaya bir kaç tane ödül koyarak, üretilse fena mı olur. Asmak kesmek için ortaya konan ödüllerin yanısıra bu da önemli. Ülke bütünlüğüne zarar vermeyecek dosta fikirler üretebilir. Bu coğrayfanın kültür zenginliği buna yeter de artar. Temennim o ki bu konuya yönelik yeni politikalar geliştirilsin ve böylece siyonizmin güdümünde müslüman kanının akıtılması durdurulsun. Yine temennim o ki bölgedeki bu dört ülkece oluşturulacak diyalog komıtelerinin herbirinin dörtte biri şiddetten yana olmayan müslüman kürtlerden oluşturulsun ve böylece biraz daha fazla söz sahibi olabilsinler (Akıl-İman Sentezi!).

  4. Baskomutanimizin buyurdugu gibi zaferle degil seferle emrolunduk ama bu yeni zaferler kazanmaya da mani degildir. Yani zafere odaklanmak daha isabetli olur; nihayet gayret bizden, yardim allahtan… Durmak yok, yola devam..!

  5. Hocam, hayırdır inşallah ; bu günlerde Trump a ve komplo teorilerine pek merak sardınız ! Akşam sabah yatıp kalkıp bunlarla uğraşıyorsunuz ; doğrusu bana pek tuhaf geliyor,yadırgıyorum .Selam ve saygılarımla …

  6. Bugün yapmadığım birşeyi yapayım;konuya (tamamen) bir alıntıyla katılayım.Gerçi yazarını birkaç yıldır takip edemiyorum…Fakat yayınlanma tarihi 7 Ağustos 2013 olan (düşünüyorum da toplum olarak yaşadığımız görünür ne badire varsa bu tarihten sonra yaşamışız!) Fatma Barbarosoğlu’nun bu yazısını okuduğumda çok etkilenmiştim.Allah O’na da,bize de ,millet olarak hepimize de güzel akıbet ihsan eylesin.Amin.

    Rüya kayıtları/Devletin zirvesine huzur dersleri
    07 Ağu 2013, Çarşamba

    Böyle bir kilitlenmeyi daha önce yaşamış mıydım? Hatırlamıyorum. Yaklaşık on gün önce bir rüya gördüm. Hayırdır inşallah. Etkisinden çıkamıyorum. Daha doğrusu günün değişik saatlerinde hatırladığımda, zihnim kilitleniyor.

    Rüya üzerinden köşe yazısı yapan var mıdır? Vardır muhakkak. En azından Frankfurt ekolünün “Eleştirel Kuram”ının güçlü temsilcisi Adorno”nun rüyalarının kaydını tuttuğunu biliyoruz. Rüya ölüm gibi siyahtır diyen Adorno, 1934-1964 yılları arasında gördüğü rüyaları “Rüya Kayıtları”nda sabitlemişti.

    Bizde benzer bir çalışma bir kadına ait. 17.Yüzyıl”da “Asiye Hatun”un şeyhine yazdığı “Rüya mektuplar” dönemi için muazzam bir kaynak.

    Rüyalar yazılmalı m? Bizim geleneğimizde yazmaktan ziyade, onu hayra yoracak biri olmadığı zaman suya anlatılması anlayışı vardır. Ama Asiye Hatun, rüyalarını harflerin gölgesine yüklediği için kendisine minnettarız.

    Ne diyordum… Gördüğüm rüyayı kimseye anlatamadım. Hayr olsun. Anlatsam belki biraz hafiflerdim. Dua üzerine dua istememin sebebi, belki de gördüğüm rüyaların tesiriyle.

    Mübarek arife günü dua buyurunuz. Yöneticilerimizin zihnine ve kalbine Rabbim feraset, basiret, liyakat nasip etsin. Fitneden fesattan cümlemizi korusun.

    Türkiye”nin yedi bölgesi, dört bir yanı olarak saygıyı ve muhabbeti inşa edenlerden olalım inşallah.

    Liyakat demişken… En iyisi 2011 Ramazan-ı Şerifinde yayınlamış olduğum “Huzur Dersleri”ne dair yazıyı hatırlatarak huzurunuzdan ayrılayım.

    Devletin Zirvesine Huzur Dersleri

    Huzur derslerini biliyorsunuz. Ramazan-ı Şerif ayında sarayda padişahın huzurunda yapılan derslerdir.
    Saray yok. Padişah yok amenna.

    Lakin yöneticilerimizin huzur derslerine hiç mi ihtiyacı yok!

    Devlet adamları manen beslenmek zorunda.

    Modern zamanları kadim zamanlardan ayıran en önemli farklardan biri de, liderlerin kurumsal olarak bir laladan bir soytarıdan uzak oluşu.
    Danışmanlar var diyeceksiniz de…

    Adı danışman olandan lala çıkması zor. Soytarı çıkması ise usule aykırı.

    Hiç olmaz ise Ramazan-ı Şerif”te “Huzur Dersleri” meclisi kurabilseler…

    Huzur derslerini yapıyorlardır belki de.

    Sadece siyasilerin değil şehirlerin de huzur derslerine, huzur dersleri için muhitlere ihtiyaç var.
    İyi atlara binip gidenlerin gidişlerini, yürüyüşlerini anlatacak mihmandarlara ihtiyacımız var.
    Peygamber Efendimiz işi ehline vermeyi emreder bize.

    Eskiler işleri daima ehline verdikçe yükselmiş ne zaman ilim “beşik uleması” mertebesine inmiş, iş ehline değil atadan dedeye kalmış işte o vakit yollar yol, hanlar han olmaktan çıkmış.

    İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri”nden okuduğum işi ehline vermek ile ilgili bahsi hazretten bize intikal eden “huzur dersi” olarak dikkatinize sunuyorum.
    Bu da hazretin ruhaniyetinden nasibimize düşen bayram hediyesi olsun.

    “Hikâye olunmuştur ki, Sultan Mehmet Fatih İstanbul içinde âlimlerden tanıdığı biri ile karşılaştı. Ona sual edip “Hayli zamandan beri görünmediniz, nerede idiniz” dedi. O âlim de “Kefe semtinde idim. Ancak o tarafı asi kimselerin idaresi altına alması ve bazı zalimlerin idareci olması sebebiyle yerleşemeyip daha sonra bu tarafa hicret gerekli oldu” dedi. Fatih yanında veziri olan Mahmut Paşa”ya dönüp “Koş gel. Bu efendi ne söyler!” dedi. Yani sen ki mutlak vekilsin, niçin o tür zalimleri iş başı yaptırıp onları istihdam edersin, demek istedi. Vezir de balık baştan kokar mefhumu üzerine “Padişahım bu mana size râcidir. Yani benden daha iyisini istihdam edip vezir edinseydiniz âlemin işleri böyle olmazdı” dedi. Padişah insaflıydı kabul etti. Zira yiğitlik odur ki eğer Hakk senden daha aşağıda olana zuhur ederse de haddi aşmayı ve kibirlenmeyi bırakıp kabul etmendir.”

    Büyüklerimiz işini ehline teslim etmenin ölçülerini biliyor muhakkak. Evveli bilmek, ahiri bildiklerini tatbik etmektir lakin. Tatbik ile ilgili bir sıkıntımız var mı? VAR!

    Kültür olarak temel sıkıntımız her konuda kendini pek ehil görenlerden kaynaklanıyor. Aklını, fikrini pek bir beğenenlerle başımız asırlardır belada:
    “Hikâye edilmiştir ki, meliklerden birine âlimlerden biri hakkında kazasker olmayı fazlasıyla hak etmiştir denildi. O âlim nere ise bulup getirdiler. Padişah onu imtihan için sofrasına davet edip kızarmış bir tavuğun yarısını kendi önüne ve diğer yarısını da o âlimin önüne koydu. Padişah gördü ki, o kimse kendi payını padişahtan önce yiyip bitirdi. Oradan onu yine kendi şehrine geri gönderdi ve kazasker olmasını kabul etmedi. Meliklerin huzurunda bu kadar hırslı olan kimse dışarıda halkın malını alıp yemekte daha hırslı olur.”

    Anlayanlar anladı… Mı acaba?

    Tebrik: Bayramımız mübarek olsun. Rabbim bugünümüzü aratmasın.
    Bayramların daha bayram gibi olduğu/olacağı günler nasip etsin İslam coğrafyasına. Amin.

    https://www.yenisafak.com/yazarlar/fatmabarbarosoglu/ruya-kayitlaridevletin-zirvesine-huzur-dersleri-38938

    • Liyakati tespit etmek için tavuğu hangi hızda yediğine bakmak yöntemini beğenmedim. Belki de adam yemeğini hızlı yiyenlerdendir veya Padişah yemeğini bitirdiği halde hala yemekte olmak istememiştir. Allah aşkına işi ehline vermek için bunu Peygamberin veya bir dini şahsiyetin söylemiş olması mı gerekiyor? Müslümanlar bu kadar aşikar bir hayat gerçeğini kendi akıllarıyla düşünemiyorlar mı?

      • “Allah aşkına işi ehline vermek için bunu Peygamberin veya bir dini şahsiyetin söylemiş olması mı gerekiyor?”… mim

        Şart değil, ama dine samimi bir aidiyetimiz varsa, doğruya sadık kalmak kaydıyla bu yöntem bizim gibi bir toplum açısından daha uygun bir yöntem değil mi? İşte, CeHaPe ilk kurucularıyla bunu başaramamış bir parti. Hatta, ağzına yüzüne bulaştırmış, bir çuval inciri berbat etmiş, niyeti bozuk bir parti de denebilir. Sonuçta AKePe’yi doğuran da tamamen bu zihniyet! Değindiğim yöntem, en azından geçiş dönemi açısından önemliydi. CeHaPe hala aklını başına almış bir parti değil, doktrinleriyle kendini otomatiğe takmış bir “mirasyedi” durumundan kurtaramadı. Padişahın yöntemi konusuna dönelim:

        Padişah, bir göz atmak için özgeçmiş dosyasını mutlaka istemiştir (tavsiye mektupları, methiyeler vs). Ancak bu da yetmeyeceği için mülakat yemeğine çağırmış. İşi ehline verme olayı, günümüzde de böyle şekillenmiş durumda. Liyakat özgeçmişi benzer zenginlikte olan kişilerin rekabette kendi aralarında elenmesi gerekir. Bu da mülakata çağrılan kişilerin davranışlarındaki ayrıntılara bakmaya kadar gider. Bu komitelerde bulundum. İki örnek vereyim: Birinde mülakata gelmiş kişilerden biri yemek molasında müsaade istiyor tuvalete gidiyor. Ancak heyecan veya dalgınlıktan olsa gerek tuvaletten çıkarken dükkanın kepenklerini (fermuarı) layıkıyla çekmeyi unutmuş! Özgeçmişi liyakat kriterleri gayet iyi olmasına rağmen “Kazasker” olamadı yani…. İkinci örnekteki kişi mülakata dikkati çeken ilginç bir “bıyık” ile geliyor. Neticede, “liyakatı yerinde ama, bu aday bir şeyler saklamağa çalışıyor” zannıyla işe alınmıyor… Padişahın, hareket tarzından ötürü adamı gözü tutmadıysa işe almamak için bahane bulması zor mu? Keşke, bu devrin devlet yönetimindeki müslümanları özendikleri Padişahlar kadar aklını kullanabilmiş olsalar (oyları %75ten aşağı düşmez(di), tabi, bu konu da ayrı bir konu!….

      • Değerli arkadaşım
        Allah’ın Elçisi inananlar için Allah’tan sonra kendisine uyulması gereken en büyük otoritedir.Buna ilişkin önce birkaç örnek ayet meali vereyim:

        “Allah’a ve Peygamber’ine itaat ediniz ki rahmete kavuşturulasınız.”Al-i İmran 132

        “Gerçekten Allah’ı, ahiret gününü arzulayanlar ve Allah’ı çok zikredenler için, size, Allah’ın Rasûlünde (takib edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır.”Ahzab 21

        “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”Tevbe 128

        Söylediğiniz gibi 1400 yılın bilgi birikimiyle ortalama bir müslümanın kendi düşüncesiyle de “liyakat”meselesini idrak etmesi gerekir.Fakat burada asıl önemli olan husus ,MÜSLÜMANLIK iddiasındaki kişinin Peygamber’e uymasının aynı zamanda kendisine sevap kazandıran ve Allah’ın yanında değerini artıran ,-uymamasının da tam tersine müslümanlığını problemli hale getiren-bir ibadet oluşudur.Böylece müslümanım deyip te dinin emrini gözetmeyene böylesi bir hatırlatma,Ona çok önemli bir kendine çeki düzen verme ikazıdır.Yani başka bir deyişle adeta “madem müslümanım diyorsun,o halde hiç olmazsa dinin şu emrini gözetmelisin!Gözetmiyorsan,sen ne biçim müslümansın?”denilmektedir.

        Bu tür ikazların,dindarlık iddiasındakilere uygulamalarını dinin referanslarına uydurmak zorunda oldukları hususunda kendilerini ikaz etmek

        Onları sırf dindar olduklarını düşünerek savunup destek verenlere ise dinin referanslarını hatırlatarak muhasebe yapıp kendilerine düşeni yapmalarını sağlamak

        faydaları bulunmaktadır.Bu sebeplerle özellikle günümüzde dini duyguları kuvvetli olup,dini bilgileri az veya eksik olan yüzbinlerce insana da böylesi bir hatırlatma , girdiği yanlış yoldan dönme referansı sağlamaktadır.Mantık ve maslahat açısından da buradaki bakış açısı ,herkesi kendi değer sistemlerini kullanarak veya hatırlatarak ortak faydaya kanalize etmek olmalıdır.Selamlar.

  7. ABD bir Kürdistan Devleti mi kurmaya çalışıyor? Hayır Irak Kürdistanı ve Suriye Kürdistanı olmak üzere iki tane Federe Kürt Devleti kurmaya çalışıyor. Bunun nedeni üzerine daha önce pek çok yorum yazmıştım. Temel amaç İsrail’in güvenliğinin kalıcı olarak sağlanmasıdır.

    Araplar 1948, 1967 ve 1973’de İsrail’e karşı 3 savaş açtılar, amaçları bu devleti yok etmekti. Üç savaş da kaybedilince Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün İsrail düşmanlığından vazgeçip onları tanıma kararı aldı. Bunun üzerine Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) terörist eylemleri de içeren bir mücadele başlattı fakat sonunda onlar da İsrail ile barış masasına oturmak zorunda kaldı. Örgütün buna uymayan kanadı ise Hamas olarak mücadeleye devam ediyor fakat bir gücü olmayan basit dincilerden ibaretler. Zengin Arap ülkelerinin göstermelik yardımları ile geçiniyorlar.

    Irak, Suriye ve Libya ise Sovyet koruma şemsiyesi altına girerek, İsrail düşmanlığına devam ettiler ve bu amaçla oldukça silahlandılar. Fakat Sovyetler Birliği dağılınca sıra bu ülkelere geldi. Önce Irak Kuveyt tuzağına düşürüldü ve beli kırıldı. Sonra Arap Baharı ile Libya (Kaddafi) halledildi. Suriye ise Arap ülkeleri içinde Batı normlarına en yakın olandı ve çetin cevizdi. Bunun üzerine Siyasal İslamcı Erdoğan’ın da yardımıyla Suriye karıştırıldı. Sonuçları hep birlikte izliyoruz.

    Süper güç ABD’nin planı İsrail’in güvenliğini kalıcı olarak sağlamaktır. Ben bu feleğin tekerine çomak sokarım diyorsanız elinize dikkat edin. Yıllarca ‘bir gece ansızın girebiliriz’ diye hava atıldı ve sonunda girdik. Bir hafta geçmeden önce ABD ve sonra yeni müttefik! Rusya ile 120’şer günlük ateşkes anlaşması imzaladık. Kuzeyde Rus ve güneyde ABD askerleri ile birlikte devriye yapacakmışız … Yahu bunun anlamı “size güvenmiyoruz, askeriniz bizim yanımızdan ayrılmasın sonra fena yaparız” demektir.

    Türk Ordusu başarılı olmuş ve PKK kontrolündeki güçleri sınırımızdan uzak tutmayı sağlamıştır. Siyasal İslamcı ve Avrasyacı siyaset ise rezil olmuştur. Ortadoğu’da İsrail’in güvenliği ile Türkiye’nin güvenliği arasındaki ilişkiyi görmek istemeyen Siyasal İslamcı zihniyet ülkemizi 1. Dünya savaşı sonrası şartlarına sürüklemiştir. Avrasyacılar ise bu şartları Batı’dan ve NATO’dan kopmak için bir fırsat olarak görmekte ve Erdoğan ile işbirliği yapmaktadırlar. Cesur ve sözü dinlenen kişileri hapse atmaları veya etkisiz hale getirmelerinin nedeni budur.

    Fakat boşuna uğraşıyorlar zira anlaşıldı ki Yalta konferansı sonuçları hala geçerlidir, Türkiye Batı kampında kalacaktır. ABD-Rusya anlaşması bu konudaki kararlığı ortaya koymuştur. Fakat bir süre daha Cumhur İttifakı’nı destekleyeceklerdir. Zira Millet İttifakı onlar için çetin bir ceviz olabilir (Kuvay-ı Milliye). Hesabı kitabı zayıf ve açığı çok bir iktidarı hazır bulmuşken onların döneminde bu projenin kritik etaplarını tamamlamak istiyorlar ve zaten çoğunu da bitirmiş durumdalar. (Trump bunun için yaptırım uygulamadı, onun yerine başka etkili bir yöntemi tercih etti).

  8. Dolandırıcı aynı şahsı 10. kez dolandırmaktan hakimin karşısına çıkmış:
    Hakim: – Başkalarını da dolandırmak suç ama insaf et başkalarını dolandır.
    Dolandırıcı: -Vallahi hakim bey o kadar saf ki, sen olsan sen de dolandırırsın demiş.
    Burada aldatan-aldatılan daha doğrusu dolandıran-dolandırılan kim?
    Bir güruh.

  9. insan sevdiğini, vazgeçemeyeceğini hem sever, hem yerer, hem döver, hem de eleştirir.
    onu dışardan gelecek tehdit ve tehlikelere karşı koruma içgüdüsü gelişir.
    şeyh uçmaz, mürid uçurur;
    trrmpın müridi de ne yapacağını, ne yapabileceğini, ne yapması gerektiğini ayan beyan açık etmiş.
    esnafı, çifçiyi, aliyi, ayşeyi devlet olarak sen koruyup kolayamamışsan, açmı açıktamı merak etmeyip kendi dünya kandırmacalarına kanıp kandırıldıkça kandırılmaktan hoşlanma safhasına terfi etmiş isen,
    aga sana ev yeri göstermiş, yatak yorgan beğenmiş, bir de eş seçmiş ise;
    kesin sana gurbette de bir iş bulmuş, nikahtan hemen sonra yolcusun demektir.
    devlet yöneticilerimiz bu zalim kralın hain emellerini çoktan en nihayetinde çözdü, engel olmak, kendi vatandaşını bu hain kralın mezaliminden korumak için harekete pınarın başından başlayarak geçti.
    biz denize dökmeyi çok severiz aslında fakat bu sefer dökmeyelim; kendi kızımızı heder olmadan, dizimizi dövmeden zalim canavarın karanlık ormanından kaçıralım.
    kız aklı başına gelmez, zalimin vaatlerine kanar yinede kaçarsa:
    ”bir daha bu kapıdan içeri giremezsin”
    ”hanım kapıyı kapat, bizim artık böyle bir kızımız yok” sahnesi girsin dvreye.
    bizi böyle film çevirme durumuna düşüren, bilimle, teknolojiyle, ilim irfanla ilgilenmemize engel olup entrika lardan başımızı kaldırmamıza fırsat vermeyen hain, mendebur münafıkları ve bilimum yardakçılarını;
    şu mübarek pazar sabahında kahreyle Allahım.

    • Amin demeden önce Yüce ALLAH’ın (cc) Kur’anda buyurduğu ” ALLAH terbiye edicilerin en hayırlısıdır” ayetinin yaşadığımız bu zamanda nasıl anlam bulduğunu anlamaya çalışalım.

  10. Türkiyenin en hızlı çarkçısı var Kılıçdaroğlu… Bi de dünyanın en hızlı çarkçısı oldu artık Bay Trump… Acaba bazılarının dediği gibi heybedeki büyük turp Trump mı….Bu heybedeki turplar bitmiyor arkadaş…Türkiye ne süprizlere gebeymiş ya…Dur bakalım İsrail in güvenlikli kaynakları daha neler yumurtlayacaklar…Koy yazıya İsrail ilgi çeksin….

    • türkeş! saymaya sondan başladın galiba. sen sıralamana devam et, sonra ben fırıldakların çetelesini, senin sıralamana göre tutarım.

  11. Yazısını “Ben de neler düşünüyorum”…

    “En iyisi olanın zafer yönüyle ilgilenmek…” diye bağlamasını doğrusu anlayamadım Koru’nun ve sanırım bu konunun üzerine balıklama atlamış Sn. Koru…

    Çünkü yazı içerik açısından yoksun ve dayanak açısından da çeşitlendirilememiş.

    Yani sadece Evans’ın yazdığı ve tahmini olarak söyledikleri ile yetinilmiş…Trump’ın ne düşündüğünü en iyi bilenlerden biri de Evans olduğuna göre…

    Bir de, bir devlet başkanının “sevgi veya nefret” ile yönetim sergileyebileceği, realiteyi es gelebileceği izlenimi ortaya çıkmış oluyor ki, bu yaklaşımla devletlerin politika belirlemesi reel- politik açıdan da mümkün değil.

    Sanırım, günümüzde; hele de bizde, “tek adam, başkanlık sistemi” gibi olgular ile zaten ABD’de de bir başkan -tek adam- var düşüncesiyle her şeyi, her olanı başkanların iki dudağı arasından çıkan söz ile gerçekleştiği kanaatini hakim ve bu doğru değil.

    Devlet denen yapı içerisinde öyle köklü öyle etkin kurumlar var ki ve bu kurumlar devletin sürekliliği kaidesince, öyle mahrem bilgilere ve politikalara, “kozmik odalara” hakimler ki bunu, ikili görüşmeler sonrası heyetler arası geçilen görüşmelerden ve görev alan bürokratlardan da anlıyoruz.

    Suriye görüşmelerinden anladığım; taraf olan ülkelerce Suriye”nin “toprak bütünlüğüne” vurgu yapılmasına rağmen aslında ülkeler -buna Türkiye de dahil ve 30 km derinlik 444 km genişlikte bir alana hakim olmak kaydıyla- Suriye’de bir “paylaşım” içerisindeler.

    Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarını korumak, kur(dur)ulması kuvvetle muhtemel bir Kürt Devletini, bir tampon bölge ile kendi Kürt nüfusunu ve yerleşim alanlarını da bundan uzak tutarak, Irak ile Suriye içlerinde bir Kürt Devletinin kurulmasına veya ilgili ülkelerin içinde Kürtlerin var olduğu bir Federasyona, bir federe devlete razı oldu sanırım ve bu gerçekleşirse eğer, Erdoğan’ın 13 Kasım ABD ziyaretinde Trump ile görüşmesinde bu konu masada olacak.

    Evans’ın yazısı buna gündem oluşturmak ve ısınma turları.

    BOP’a “eş başkan” olmak, bitti gibi gösterilse da halen aktif olan BOP projesinde, gözlerden uzak faaliyette bulunmak, uzun iktidar döneminde uzun vadeli BOP projelerinin gerçekleşmesine katkıda bulunmak, sanırım devletten veya ona hakim olan “kliklerden” bağımsız olarak, tek başına iş kotarmak Erdoğan’ın harcı da değil haddi de…

    Devlet bir “sırdır” anlamak kolay değil.

    Ne diyelim biz, dua etmekten başka…

    Allah devletimizi, milli-manevi değerlerimiz ve bölgemizin suhuleti doğrultusunda payidar eylesin.

    • Sn Günay, Türkiye’nin Barış Pınarı harekatı sonrası, kurulması için çaba gösteren güçler vazgeçmeyeceklerse de; uydu Kürt devletinin kurulamaması daha galip ihtimal haline geldi.

      Kürt’lerin hatası hiç bir bölgesel gücün desteğini almadan, sadece ABD’nin bölgede ebediyyen kalacağına bel bağlamak.

      Bölgede Türkiye, İran, Irak ve Suriye böyle bir oldu bittiye izin vermedikçe, sadece ABD, Rusya, İsrail ve Avrupa’nın desteği bu projenin gerçekleşmesini sağlayamaz.

  12. Bazen düşünüyorum da hükumet CHP olsaydı: Trump’in bu tehditleri ve yüz kızartıcı mektubunu Ak troller nasıl bir tepki vereceklerdi? Trump, Erdoğan ile teröristleri gorustirmesine gerek yok. Zaten dolaylı yolda arabulucuk yapıyor. Teröristlerle çatışan bir ülke düşünün ateşkes imzalıyor ve bunu bir zafer olarak kutluyor. İşin ilginç tarafı da sanki ABD ile savaşmış ve galip gelmiş gibi davranıyorlar.
    Trump’in son benzetmesi, belki de ABD’nin seneryosunun ifsasiydi: Türkiye cumhuriyetini ve teröristleri parkta kavga eden çocuklara benzetmesi….
    Trump, genellikle Türkiye’yi ekonomi ile tehdit ediyor: Aslında bu tehditlerini uyguluyor. Barış pınarı harekatı ne kadara mal oldu bilemeyiz. Sonuç; Suriye toprakları Rusya ve Suriye rejim güçlerine bırakıldı.
    Dün Trump yine ypglileri toplayıp petrol varillerinin sorumluluğunu verdi. Şimdi gerçekten bu harekattan Türkiye mi kazandı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız