ABD Kongresi Trump’ı zora sokmak için Türkiye’nin canını acıtmaya kalktı.. Zor günlere doğru…

40

Her şey ne güzel gidiyordu. Bir yandan, ABD ile –Donald Trump üzerinden- stratejik olmasa da özel bir ortaklık tesis ediyor ve bu sayede Suriye’de ‘güvenli bölge’ oluşturmayı başarıyorduk; diğer yandan da, giderek stratejik ortağımız haline gelmeye başlayan Rusya ile Vladimir Putin üzerinden kurduğumuz ilişki sayesinde ‘güvenli bölge’nin ötesinde de devriye görevine çıkıyorduk.

Dün geç saatlerde bu güzel görüntü bozuldu.

ABD’de Temsilciler Meclisi 1915 olaylarında Türklerin Ermenilere karşı ‘soykırım’ uyguladığına dair bir karar tasarısını görüşüp büyük bir çoğunlukla onayladı. Aynı metin Senato’da görüşülüp oradan da onay alır ve Trump’ın gücü gelişmenin önünü kesmek için yetmezse, Türkiye’nin neredeyse yarım asırdır çıkmasını önlemek için büyük gayretler sarf ettiği ‘Ermeni tasarısı’ bu defa ABD Kongresi tarafından kabul edilmiş olacak.

Konu her 24 Nisan’da gündeme geliyor ve Baba Bush’tan itibaren ABD başkanları olaydan farklı deyimlerle söz ediyorlardı. Senatör iken ‘Ermeni tasarısı’nı desteklemiş olan Barack Obama’nın başkanlığı ile birlikte ‘Mets Eghern’ (büyük felaket) deyimi kullanılmaya başlanmıştı.

ABD’yi oluşturan 50 eyaletten 49’u yerel parlamentolarında ‘soykırım’ kararları çıkartmış bulunuyor. 

Birkaç başkan döneminde Kongre yine ‘Ermeni tasarısı’ için kolları sıvamış, konu bir-iki kez karar aşamasına kadar gelmişken, Beyaz Saray devreye girerek, Türkiye’nin önemi sebebiyle son adımın atılmasını engellemişti.

İsterse -ve tabii gücü de yeterse- Trump da bunu yapabilir.

Kim/ler/in canı acıyacak

Reklam

‘Ermeni tasarısı’nı şu dönemde Kongre gündemine taşıyanların bunu Türkiye’nin -ve AK Parti iktidarının- canını acıtmak için yaptıkları çok belli.

Her yıl 24 Nisan dolaylarında yaşanan gerilimin şimdiye çekilmesinin başka bir anlamı yok.

Ayrıca, ‘Ermeni karar tasarısı’ ile birlikte, eş-zamanlı olarak, bir süredir gündemden düşmüş görünen Türkiye’nin Suriye politikası ile ilgili ağır yaptırımlar da yine dün gece Temsilciler Meclisi’nden geçirildi. 

Suriye politikası ve son zamanlarda kurduğu Rusya ile yakın ilişkileri yüzünden Türkiye’nin yalnızca ABD’den silah ve donanım alması yasaklanmakla yetinilmiyor, başka ülkelerin Türkiye’ye silah satması da engelleniyor. Bu arada, her iki politikanın izlenmesinde rol almaları sebebiyle bazı isimlere de yaptırım öngörülüyor; vizeleri iptal ediliyor, ABD’de hesapları varsa donduruluyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın servetinin araştırılması da karar kapsamına sokuluyor. Halkbank dosyası da metne eklenmiş görünüyor…

Stratejik ortaklığı bir tarafa bırakın, düşman koymaz böyle kapsamlı yaptırımları…

Kararın Türkiye’nin ve AK Parti iktidarının canını acıtmak için çıkarılmak istendiği o kadar belli ki…

NATO üyesi bir ülkeye ilk kez böyle bir yaptırım uygulamaya kalkışmış değil ABD; 1974 Kıbrıs harekatı sonrasında da silah ambargosuna maruz kalmıştı ülkemiz. Ancak ABD’nin bu kadar kapsamlı bir yaptırım paketini NATO üyeliğinden dolayı ‘stratejik ortak’ diye bellenen bir ülkeye uygun görmesi bir ilk. 

Ülkemiz ABD’li politikacılar tarafından, bu karar tasarısıyla, İran, Venezuela ve Rusya ile bir tutulmuş oluyor.

Reklam

Umarım her iki girişim de tasarı halinde kalır.

Tasarıyı görüşen Temsilciler Meclisi’nın canını acıtmayı gözüne kestirdiği bir başka isim daha var: Donald Trump o. Bir süredir kamuya kapalı komisyon toplantılarıyla gündeminde tuttuğu Trump’ı azletmeyle sonuçlanma çabalarında sona yaklaşıldı ve yarın soruşturmanın açık toplantılarla sürdürülmesi oylanacak.

Doğal olarak Trump’ın ve kadrosunun bütün dikkati azil soruşturması üzerinde yoğunlaşacak.

Kendi derdine düşmüş Trump, hakkında karar verecek Demokrat Parti ağırlıklı Temsilciler Meclisi ile, Türkiye yüzünden ters düşmeyi göze alabilir mi dersiniz?

Başa çıkılmaz değil, ama şartı var

Zor, gerçekten çok zor.

Her şey düne kadar ne kadar güzel gidiyordu; hiç değilse görüntü öyleydi. Oysa alttan alta işleyen paralel bir süreç daha vardı ve Ankara o süreci fark etse bile galiba fazla önemsemedi. 

Trump’la her şeyin kolayca çözülebileceği düşünülmüş olmalı.

O paralel sürecin ne olduğunu ve başa açabileceği dertleri hayli zamandır burada işleyip duruyorum. Trump kendi koyduğu yaptırımları kaldırdığında, neredeyse herkes gibi en korkulanın geride bırakıldığını düşünmedimse, sebebi, o paralel sürece göz önündeki süreçten daha fazla önem vermemdir.

Maalesef dönülmesi güç bir noktaya yaklaşıldı.

Temsilciler Meclisi’nin girişimi Senato’dan döndürülse veya ikisi de oylayıp onayladıktan sonra Trump sayesinde kararlar kadük hale getirilse bile, şu anda yaşananların Türkiye üzerinde bırakacağı tortunun olumsuz etkileri kolayca giderilemeyecektir.

Vaktiyle değil sadece birkaç gün önce, “Tuhaf günlerde yaşıyoruz” diye yazmıştım; çok daha zor günlere doğru yol alacağa benziyoruz. Tuhaf günlerden zor günlere doğru…

Bari şimdi biraz serinkanlı olunsa, sağduyu galip gelse, sesi yüksek perdeden çıkanların değil bilenlerin görüşlerine itibar edilse.

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Uyan da balığa gidelim. Daha önce de yaşadığımız ilkler gibi, ömrünüz vefa ettikçe çok ilkler yaşayacaksınız.Diliniz varmıyor,kaleminiz yazamıyor. Zamanında eleştirmediğiniz gibi,ne fayda . Çünki sizden birileri var iktidarda.
    iyi günler dilerim

  2. Bugün bize kızgınlıklarından tekrardan gündeme aldıkları 24 Nisan hesapları uzun vadeli senaryolara dayanak teşkil etmek için olsa gerek. Bize karşı şimdiden proaktif bir adımı atmağa çalışıyorlar. 5-10 yıl içinde ilişkiler düzeltilirse dayanak teşkil etmeyebilirler de. Etmeleri halinde ikinci aşamada işin devamı olarak telafi tazminatını gündeme getirmek peşindeler. Muhtaç olmayacak şekilde çok çalışmalıyız. Cumhuriyet kurulalı beri bu layıkıyla yapılmadı. En büyük suç CeHaPe’nin çünkü luzümsuz bölünmenin/polarizasyonun tohumlarını atanlar onlar. Bugün hala bunun sıkıntısını yaşıyoruz. Aksi takdirde, 100 yıl üretken gelişmişliği yakalamış olmak için az-buz zaman değil (çalışırsan olur). T.R., M.K.A. veya R.T.E Türkiyesi olmuş olsun farketmez. Muamele aynı; aynı topun kumaşı muamelesi. ABD bu kafayla giderse dünya liderliğinde katiyyen istediği sonucu alamaz. Güçleri var. Ancak istismar ediyorlar. Güç istismar edildikçe gücünden düşer….

    • Hiçbir sosyal devrim mükemmel olamaz, zira işin içinde hem uygulayanlar hem de muhatap olunanlar bakımından insan faktörü vardır. M.K.Atatürk o devrimleri yapmasaydı Türkiye bugün Irak ve Suriye benzeri bir ülke olurdu. Yani neticede bu devrimler başarılı olmuş ve amacına ulaşmıştır. Kutuplaşma sorununun ana kaynağı Atatürk veya CHP değildir, Müslümanlık anlayışlarını Ebu Bekir-Ömer-Osman-Ali çizgisinde değil Ebu Süfyan-Muaviye-Yezid çizgisinde sürdürenlerdir. Çalıyorlar ama çalışıyorlar diyen Müslüman olur mu, üstelik çalışmalarının çoğu kendi menfaatlerine iken. Kefenin cebi yok edebiyatı yaparken erkekleri İslami! Burjuvazi, kadınları Süslüman olanlar … CHP bence de eleştirilecek bir çok yöne sahip, fakat ahlaksızlıkta dinci-dinbazların eline kimse su dökemez.

      • F.K.T. Bey, sürekli iktidara verip veriştiyorsunuz.

        Ne istediniz de vermediler?O zaman alırken alın terinizle mi alıyordunuz?Artık örtülü olarak çalamadığınız için mi iktidarı hırsızlıkla yaftalıyorsunuz?

        Çaldı dedikleriniz seçimlerde halka hesap veriyor.Sizinkiler bu ülkeden çaldıklarını zıkkımlamakla meşgul.Ne kadar çalmışlar ki hala bitiremediler.İbadet taifesi acı çekiyormuş, açlıktan ölüyormuş kimin umurunda?Kendileri için saadet-i dareyn, ibadet taifesi için dünya cehennem ahiret cennet.Ver elini adalet!

        • Sanırım beni cemaatçi varsayarak bir cevap yazmışsınız. Öyle olsaydı çekinmeden söylerdim. Fakat benim hiçbir dinci-dinbazla işim olamaz. Dincilerin bir kısmına karşı çıkıp başka bir kısmına sahip çıkmanız sizin sorununuz.
          17-25 yolsuzluk operasyonunu ise ister cemaat yapmış olsun isterse derin devlette başka bir kesim, beni ilgilendirmez.

          • Sayin fkt, ilgilendikleriniz kadar ilgilenmedikleriniz de sizin ne mal oldugunuzu gosterir; o yuzden tipik bir cevap vererek zaten ne oldugunuzu da cok guzel ortaya koymusunuz; yeni bir sey yok yani…

          • Sayın H.Gayret doğru söylüyorsunuz.
            Ben yazdıklarımla ne mal olduğumu gösteriyorum. Siz de yolsuzluk konusu açılınca yazdıklarınızla ne mal olduğunuzu gösteriyorsunuz.

      • Sosyal devrim diye tanımladığınız dönüşüm Osmanlı’yla zamanla zaten olagelen bir dönüşümdü. Daha uzunca bir süreçte ve daha önemlisi kırıp dökmeden, iyi bir planla benzer sonuçlara ulaşmak mümkündü. Aynı devrimi yapamadıkları için mi Irak ve Suriye bu haldeler?! Bizim için asıl hedef savaştan çıktıktan sonra milletin gönlünü incitmeden en önemli eksiğimiz bilim teknik’e motive edilmesi/odaklandırılması olmalıydı. Bunu kolaylaştırmak için de kurtuluş savaşında büyük rolü olmuş din-iman birliğinin hayati bir temel olduğunu görmek gerekirdi. Kurtuluş savaşı süresince bundan istifade edildi. Ancak sonra da sırt çevrildi. Oysa ki sırt çevrilen konunun merkezinde Allah var(dı); Kurtuluş savaşında milletin büyük çoğunluğunun inandığı Allah! Bu inanç devam ettiği sürece yapılan yanlışlıklar sırıtmağa devam edecektir.

        • Milletin büyük çoğunluğu (CHP’liler dahil) Allah’a inanmaya devam ediyor. Fakat şöyle bir sorun var. Hangi Allah? Unutmayın ki müşrikler de Allah’a inanıyordu. Dürüst olanlar ile dürüst olmayanların inandığı Allah farklıdır. Ya da şöyle diyelim, müşrikler de Allah’a inanır fakat kıvırtma payı için yan yollar da icat ederek bir inanç sistemi oluştururlar. Bu hususlar Kuran’da açıklanıyor zaten. M.K.Atatürk Kuran’ı yasaklamadı, Türkçe mealini okutarak gerçek dini öğretmeye çalıştı. Dinimizi, dinci-dinbazların tasallutundan kurtarmayı amaçladı. Uygulamada yaşanan sorunlar ise ayrı bir tartışma konusudur.

          • Sorun falan yok. Sadece tek bir Allah var. Ona referans olarak en önemli kaynak Kuran’dır (ve hatta Evrendir). İlham aldıkları kaynak otorite belli ki Kuran, aynı zamanda CeHaPe döneminde evlerden toplatılan kitaptır (çocuktum ufacıktım, rahmetli büyüklerimden bizzat duydum). Bunun bir başka ülkede örneği de yoktur (devrim azgınlığı veya ayrı bir müşriklik!). Müşriklerin sorunu tabii ki yanlış algılarıyla ve cahillikleriyle ilgili. CeHaPe kesimi ise hep aydınlık iddiasındaydılar. CeHaPe’lilerin tamamının inancı evlerden Kuran toplatılmasını onaylamıştır diye bir iddiam olamaz. Ancak, onların kahramanlarının/siyasi liderlerinin işin merkezinde olan Allah’a inanan, ve Kurtuluş savaşının kazanılmasında herşey bir yana O’na inancın ve güvenin/teslimiyetin büyük rolü olduğuna inanan dindaşlarını anlamak gibi bir dertleri/gayeleri olduğunu hiç sanmıyorum. Oysaki kurtuluş savaşı hepbirlikte kazanılmıştı.

  3. Fehmi bey! Bugün, internette F.K Günluğnde en fazla geçen kelimeler nelerdır?diye yazdım.
    Birde ne gõreyin SÜMÜK be SALYA kelimeleri çıkmazmı.
    Buda Ak,trollerın ne kadar Kültürlü olduklarının delili olsa gerek.

  4. Her sene 24 Nisanda , ABD ve diğer bazı ülkelerde söz konusu tasarı geçecek diye hop oturup hop kalkıyorduk , adeta kriz geçiriyorduk ! Buna rağmen bir çok ülkede bu tasarının geçtiği de bir gerçek . O nedenle varsın kalanlar da geçirsin de tamamen kurtulalım ! Bu ülke , bu millet Kurtuluş Savaşında, onca mahrumiyetlere rağmen ayağa kalkmıştır ; asla başımızı eğmeyiz ! Yalnız ben buna karşı rahmetli Turan Güneşvari bir cevap verilmesini çok isterdim ; Mesela , ”onu münasip yerinize sokun ” gibi..

  5. Suriyedeki operasyonun ilk başladığı günlerde, türkiyenin zararına olduğunu, yapılan operasyondan, hernekadar karşı imiş görüntüsü verseler bile, operasyonun rusya, iran, arap ülkeleri ve esadın işine geldiğini yazmıştım. Yazdım mı hatırlamıyorum ama bir şekilde amerika da bu işten memnun.
    – İlerleyen günlerde ise, yaptığım yorumda, operasyondan türkiyenin zararlı çıkacağını tekrar vurguladıktan sonra, kendi iktidarını sürdürebilmek için düşmanlığa, düşmana ihtiyacı nedeniyle operasyonu başlatan akpnin de artık operasyondan zarar görmeye başladığnı yazmıştım. O günkü yazımda “cin şişeden çıktı” ifadesini kullanmıştım. Yani artık, süreci tersine çevirme imkanı yok. İçerde ülkeyi bitiren akp-mhp kliği, dışarda da ülkeyi bitirdi.
    – Ancak, gelinen durum; sadece türkiyeyi değil, akp-mhp iktidarını da zora soktu.
    – Bundan sonra süreç, akp-mhp iktidarı aleyhine de işleyecek. Tabii türkiye aleyhine de..
    – Yani, daha önce türkiye aleyhine, fakat akp-mhp kliğinin koltuğu lehine olan durum artık hem türkiye hem de akp-mhp kliğinin aleyhine işlemeye başladı.
    – İçerde böl-yönet taktiği güden, iç ve dış düşmanlar oluşturarak iktidarını sürdüren ve bütün yaptıkları kötülüklere karşın, kendisini iktidarda tutacak bir zemin bulabilen iktidarlar, genellikle, iç değil, dış dünya ile ilişkilerindeki gelişmeler neticesinde iktidarını kaybediyorlar.
    – Böyle iktidarlar, ya dış düşman bulamadıklarında ya da buldukları dış düşmanlar, o iktidarı zora sokacak adımlar attığında iktidarlarını kaybetme ile karşı karşıya kalıyorlar.
    – suriye operasyonu ile, dış düşmana haddini bildirme propagandası, abdden gelen, mal varlığının araştırılması ve halkbank soruşturması ile sekteye uğradı. Buradan koltuğunu sürdürmek için yeterli gazı bulamayan mhp-akp iktidarı, yeni gelişmelerle, ülkede tam tersi bir havanın oluşması ile karşı karşıya kalabilir.- Artık ters esen rüzgarları dağıtma çabası içindeki mhp-akp iktidarı ve troller, “yok hükmünde” ya da “bize kimse boyun eğdiremez” propagandasına başladılar.
    – akp-mhp iktidarı ve troller için yok hükmünde olabilir çünkü onların lüks yaşamlarında herhangi bir sorun oluşturmadığı gibi, tam tersine, onların iktidarları için bulunmaz nimet vazifesi görüyor.
    – Ancak diğer tarafta, bizim gibi, iktidarın nimetlerinden değil, külfetlerinden yararlanabilenler için (ki bunlar hiç de az değil), durum pek öyle değil. Gayet “var hükmünde” ve haklı olup olmadığımız ayrı konu ama bir de dünyada tek başımıza yaşamadığımız gerçeği var.
    – Yani dış gelişmelerin, ülke vatandaşlarının (akp-mhp yöneticisi ve trol olmayanlarının) yaşamlarının daha bir zorlaşması anlamı içeriyor olması durumu var. Yani ülke içindeki sorunların daha da artması gibi bir sonucu var.
    – Dış ülkelerin tutumlarının, düşmanlaştırma politikası güden iktidarların devamını sağlamasının iki şekilde mümkün olduğunu belirtmek gerekiyor.
    – 1- Irakta olduğu gibi, fiziki bir müdahale olmaması,
    -2- Irak, venezuella, iran, suriye gibi ülkelerde olduğu gibi, ülkenin, kendi varlığını sürdürecek ve devletin paylaşım yapabileceği bir varlığının (doğalgaz, petrol, ormanlar vb) olması gereği.
    – Türkiye ise, şu an bir fiziki müdahale ihtimali olmasa bile, ikinci şıktaki durumun olmaması, yani iktidarın, kendi iktidarını sürdürebileceği bir kaynağa sahip olmaması nedeniyle, dış gelişmelerden , iktidarını sürdürecek gaz bulma ihtimali yoktur.
    – Yani dış gelişmeler, ülkedeki mhp-akp iktidarını da zora sokacaktır. çünkü, iktidar, lüks yaşantısını, ülkedeki bir kaynaktan değil, ülke insanlarının ekonomik faaliyetleri ile sağlamaktadır ki, bu faaliyetler, her geçen gün iktidarın uygulamalarının yanısıra, yine iktidarın sebep olduğu, dış ülkelerle olan ilişkiler nedeniyle de gittikçe kötüye gitmektedir.
    – Troller, olayı ermeni soykırım tasarısına indiriyorlar ama ermeni soykırım tasarısı, bozulan dış ilişkilerdeki sadece bir gelişme.
    – Bugün, bir dönem arap ülkelerinde de yaşamış olan ve ihracat işleri yapan bir kişi, bir başka arkadaşına, arap ülkeleri ile iş yaparken dikkatli olmaları uyarısı yapıyordu. Çünkü araplar arasında türklere karşı gittikçe artan bir düşmanlık varmış ve türk mallarının ülkeye girişlerini engelleme çabaları varmış.
    – Bu ülkenin mahvolması, akp-mhp yöneticilerinin özel başarısıdır. ancak, bu başarı, kendi iktidarlarının da sonunu getirecektir. hem de uzun bir süre için…

  6. Şunu unutuyorsunuz bu TÜRKIYE artık sizin düşündüğünüz bir Türkiye değil yıllarca tırtıl misali kozasinin içinde hapsedildi artık özgür olmanın zamanı geldi .Üzerine geçirilen o kozadan artık çıktı bir kelebek gibi …

    • bu islamcı kesim kadar yaşamla bağı kopuk bir kesim daha hatırlıyorum.
      – Türkiye kozasını yırtıp ne yaptı?
      – kafanız nasıl çalışıyor anlamıyorum.
      – Büyük buluşlar mı yaptı?
      – büyük teknolojik dönüşümlere mi imza attı?
      – Büyük sosyal dönüşümler mi yaşadı?
      – Eğitim alanında büyük ilerleme mi kaydetti.
      – Ekonomik olarak mucize mi yarattı?
      – Dünyaya, yeni değerler mi verebildi?
      – Yırtılan koza; zaten olmayan gerçeklik ile olan bağın daha bir azalmasından, daha bir akılsız olmaktan, daha bir ecstasy etkisinden, daha bir saçmalamaktan başka birşey değil.
      – Koza yırtmak dediğin bütün hikaye, suriyede amerika ile rusyanın onayı ile (ki onların çıkarına) olan bir operasyon ve mal varlığının araştırılması tehdidi ile tekrar o kozanın içine girilmesi durumu var.
      – Allah akıl fikir versin demiyorum. Burda Allahın hiçbir tasarrufu yok. Allah herkese kullanabileceği bir beyin veriyor. fakat birileri ısrarla, beynini kullanmaktan imtina ediyor.
      – Hem dinen, hem de insan olmanın gereğini yerine getirmediği için günah işliyor. Olan bu, yoksa koza moza yok. Tam tersine o kozayı ören bir kafasızlık var.
      – Çünkü kafa olmazsa, ne bilimde, ne teknolojide, ne sanatta, ne ahlakda, ne dinde birşeyler olma ihtimali yok.
      – Dindarlık taslarken tam tersine dine en aykırı davranışlar içinde bulunmak var. Ahlaktan bahsedip, en ahlaksız olmak var.

  7. Hepsi yalan. Hepsi Palavra.Ajda
    Pekkan’ın seneler önce söyledği bu şarkisi Tam Erdogan ve ak troller için miş! Paranın stain alamayacağı
    bir imandır….????

    Hodaklar öküzleri kamçıladıkça öküzler one itaat eder.
    Öküzlere yaptığı gibi,değil 2 at sadece tek bir atın boynuna binse o at onu biynundan atar ve ayaklarının altında ezer….!!!!!

    Allahtan, ne kadar menfaatcı varsa Erdoğanın sayesinde yaprak gibi döküldülerde õğrendik.
    Bunları,Kavakci sülalesinden başlayarak sırası ile yaza biliriz.

  8. Abd de bazı çevreler fena halde canımızı yakmaya çalışıyorlar, canı yanan herkesin yaptığı gibi. Uzun zamandır yapılan bazı planlar ya akamete uğradı ya çöp oldu, revize edilecek bir sürü iş çıktı gibi. Irak daha da karışacak bu durumda.. En güzeli yer yurt isteyen sevgili pyd lerine abd de toprak sıkıntısı mı var, oklahama da olmadı yine pensilvanya da ufak bir yer vermek olurdu, azıcık aşım kaygısız başım tadında, bizimle hiç sorunları da olmazdı hem cok sevdikleri insanlar yanı başlarında gözü önlerinde olurdu. Ama hayır, ille bizim burnumuzun dibinde olacaklar. Çünkü buralar israil için önemli. Elbette güvenliği icin değil, emelleri için. Dünyanın en gelişmiş silahlarına, üstelik parasına, üstelik gücüne ve teknolojisine sahip abd yi ve ab yi arka bahçesi gibi kullananlar mı silah bile üretemeyen, petrolden başka hiç bir seyleri olmayanlardan endişe edecek. Eğer enteresan bir gelişme! olmazsa israilin yüzyıllar boyu korkacak bir nedeni olamaz. Ama emelleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
    Tuhaf bir yoğunluk yaşıyorum, değil yazmaya okumaya bile zor zamanım oluyor, yabancı basını takip edemiyorum, 27 ekim yazısını da bugün okuyabildim bizler tarih, din, dinler tarihi mitoloji, siyaset bilmeden abd deki iç dinamikleri anlayamayacağız ve ilim, bilim, teknoloji gibi rakip silahlarıyla kuvvet hazırlamadığımız sürece daha çok canımız yanacak.

  9. Yakın geçmişte şu tartışmayı yaşamıştık. Türkiye YPG/PKK oluşumuna karşı Fırat’ın doğusuna müdahale ederken, ABD’nin olası bir müdahalesine karşı işe yarayacağı ve S-400’lerin varlığı nedeniyle ABD’nin geri adım atacağı iddia ediliyordu. Yani S-400’ler güneydeki BEKA sorunumuz için kullanılacaktı ve bu nedenle itiraz edenlere vatan haini, illet-zillet denilmişti.

    Konuya akılcı ve gerçekçi bir şekilde yaklaşanlar ise birkaç S-400 bataryasına sahip olmakla süper güç ABD’nin Ortadoğu politikalarını değiştiremeyeceğimizi ve bu girişimin meseleyi daha da içinden çıkamayacağımız bir duruma getireceğini söylüyorlardı.

    Şimdi şu soruyu sorma hakkına sahibiz. Neden S-400’leri de kullanıp YPG’yi dağıtmanız da gidip önce ABD ve sonra da Rusya ile uslu uslu antlaşmalar yaptınız? Rusya’dan S-400 alımı askeri bir ihtiyaç değil, siyasi bir karardır diyenler haklı çıkmıştır.

    Tekrarlamakta fayda var. Dış politika kumar değildir ve blöf yapılamaz (yapılmamalı). Dış politikada taktikler duruma göre değiştirilebilir ve bu işin tabiatı gereğidir, bir tepkiye neden olmaz. Fakat medeni bir ülkenin ‘dış politika stratejisi’ muhatapları tarafından da anlaşılabilir ve şeffaf olmalıdır. Stratejik duruşu taktiklerle karıştırıp bir gün ABD ertesi gün Rusya yanlısı politikalar izlemekle bir yere varılamaz.

    Dinci kanadın monşer olarak gördüğü emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın öngörülerinin tamamına yakını doğru çıktı. Siyasal İslamcı Erdoğan’ın öngörülerinin ise tamamına yakını yanlış çıktı. Sadece bu örnek dahi M.K. Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin BEKA’sı için takip edilmesi gereken mürşit olduğunu kanıtlamaktadır. Ne demişti Atatürk ; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir”.

  10. ermeni tasarısı ermeni tasarısı bir gün çıkacaktı zaten hiç olmazsa şantaj malzemesi olarak kullanmasınlar artık. diğer mal varlığı araştırmasına gelince araştırsınlar tek hazinesi milleti olan birinin üzerinde ne bulabilirler ki

    • Haklısınız, üzerinde birşey bulamazlar tabi. Diğer yandan “tek hazinesi milleti olan” ifadesi göz yaşartıcı doğrusu. Fakat o ifadede ‘milleti’ yerine ‘ümmeti’ yazmanız gerekmiyor mu, en azından kendi tutarlığınız adına.

    • gemiciklere ne dersin?
      – bir de man adası var. acaba bilmediklerimiz de olabilir mi?
      – bir de kafam karıştı: tek hazinesi millet derken, gemiciklerden millet diye mi bahsediyorsunuz. kendi aranızda böyle kodlar oluşturdunuz herhalde.
      – söylediğine kendin inanıyor musun gerçekten?

  11. Yazıda benim en çok dikkatimi çeken Başkanlık Sistemi olsa bile, ABD’de, meclis/ler/in yürütme üzerinde ne kadar etkin, onu dengeleyen bir yapıya sahip olduğu, ne kadar işler olduğu oldu. Bizim yeni sistemimizde, parlamento var olsa bile artık esamesi okunmayan, “var mı yok mu belli değil” bir görüntü var ve artık biz, TBMM gibi bir kavramı hafızamızdan silmek üzereyiz. Şimdilerde daha çok, iktidar ile iş tutan, TBMM ile bazı köklü kurumlar dışı oluşum, güç odakları; adına “klik” denen çevrelerin genel yönetime etkisi üzerinde konuşur olduk/oluyoruz maalesef.

    Bu hengamda, bir ABD bir Rusya ile anlaşma ve görüşmeler kotaran iktidar “iki arada bir derede” sıkışmışlığın ve anlaşma yapılan ülkelerin -bilmem ne/ler karşılığında- kısmi koridorlar açması, zaman zaman iktidarın elini rahatlatsa da, aslında devasa mesele/sorunlar yerli yerinde duruyor; yeni gündemler ile üzeri örtülen sorunlar örtü altından baş çıkararak “pis” kokusunu ortalığa salıveriyor..Ve biz/ler, hiç bir zaman asli sorunlarımızı çözme mesaisi yapamıyoruz. Üstüne, politikacıların iktidarı elde etme adına insanımızı kutuplaştıran, ötekileştiren, ayrıştıran iki faklı dünyanın insanı haline sokan; milli meselelerde bile birlik olmanın önünü tıkayan hal ve davranışları da işin tuzu biberi.

    Uzunca iktidar döneminde gelişmesi, olgunlaşması gereken milli bütünlük, muhafazakar yapı, demokrasiye ait kavram ile kurumlar ve halkın ekserisinin aidiyetini izhar ettiği dini duygu ve düşünceler ile dine dair davranış, inanç, ahlak, doğruluk, adalet, hak-hukuk v.b. eylemler maalesef dejenere olmuş oldu ve hiç bir zaman diliminde hiç bu kadar tartışılmadığı, güven duyulmadı bir dönem yaşıyoruz.

    Milli birlik-beraberlik, duygu ve düşüncesinden yoksun/zayıf ülkeler, dış politikada da güçlü ses veremezler ki!

    Uzun yıllardır bir Ermeni Tasarısı pişirilip pişirilip önümüze konuyor; bu fırsatı onlara biraz da biz mi sunuyoruz acaba? AK Partinin ilk iktidar dönemlerinde cesur çıkışlar yapılmıştı, arkası gelmedi. Sadece o değil “komşularla sıfır sorun” politikası işler olduğu zamanda, dünyanın bir çok yerindeki ülkeler ile de ekonomik-siyasi ilişkilerimiz gelişti; Türkiye parmak ile gösterilen, imrenilen bir ülke konumuna yükseldi. Hatta BM’in 151 üye ülkesi, sanırım hiç bir ülkeye nasip olmayan çoğunlukta Türkiye’ye oy vererek, iki yıllığına BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliğini kabul etti.

    Ne/ler oldu da ülke olarak şimdi bu hale düştük?

    Türkiye “topyekun” kendini resetlemeli (yenilemeli)!

  12. Allahtan bu tasarı geçti de her 24 nisanda acaba ne diyecek bu yıl söyleyecek mi diye kafa yormaktan kurtulduk. Irakta 2 milyon iraklının ölümünden sorumlu olan ABD onaylasa ne olur onaylamasa ne olur. Fransız , Alman parlemontosundan geçti de ne oldu .yalnız bu işe en çok bizdeki Sn Erdoğan antipatizanları sevinmiştir.Salya sümük ağızlarından Erdoğan düşmanlığı çıkarken derin bir oh çekmişlerdir.
    Şöyle bir coğrafyaya baksak Libya , Yemen ,Irak ,LÜbnan Suriye vs. vs. ayakta kalan tek ülke Türkiye .
    Acaba neden Güney Suriye kürt federasyonu tarih olduktan sonra apar topar bu tasarı geçti.Aklı olan zerre kadar memleketini seven oturur 5 dakika düşünür.
    Üzüntüm bizdeki işbirlikçilerin onlardan önce ihanette önde gitmeleri yazık çok yazık .İŞİD i bizim desteklediğimizi , bağdadi yi bizim sakladığımızı söyleyecek kadar seviyesizleştiler.
    Rabbim sen nelere kadirsin .

  13. Her zaman demişimdir: ABD ve Rusya’ya güvenilmez…. ABD, kirli oyunları çok seven ve ülkelerin içine burnunu sokan bir Ülkedir. Türkiye, Trump için; Stratejik ortak dediler, dostum dediler arkadaşım dediler ama yine aldatıldık diyecekler. Bana kalırsa sayın Cumhurbaşkanı 13 Kasımda ABD gezisini iptal etsin.
    Rusya’ya gelince, paraya tapan bir ülkedir. Türkiye ne zaman zor durumda kalırsa Rusya hem bir şeyler satmak ister. Bunu yaparken Türkiye’yi sevdiğinden değil de Türkiye ekonomisini tokezlemek için yapmaktadır. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Bizleri Yahudilere ve Hristiyanlara muhtaç etmesin.

      • Huseyin bey ne suc islemis ki hesabini ben vereyim nusret bey..? Yalniz su”…Bizleri Yahudilere ve Hristiyanlara muhtaç etmesin…”duaniza bi ilavede bulunabilirim: ateyizlere de, muslumanlara veya budistlere, ya da shintoistlere de..! Amin.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız