İsrail, Suriye ve faiz sarmalında hepimizi şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleyen güzel ülkem…

31
Reklam

Bu hafta tanığı olduğumuz üç gelişmeden hangisi diğerlerinden daha şaşırtıcı?

İsrail ile ilişkilerin yeniden tazelenmesi ve iki ülkenin diplomatik temsilinin büyükelçi düzeyine yükseltilmesi…

Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, daha önce yalnızca istihbarat birimleri arasında var olduğu bilinen temaslara ek olarak, kendisinin dokuz ay önce Suriyeli mevkidaşıyla görüştüğünü açıklaması ve Şam ile muhalif güçler arasında uzlaşma arayışından söz ederek iki ülke arasındaki donmuş ilişkilerin canlandırılma ihtimalinin gündeme gelmesi…

Aylardır her defasında o konuda herhangi bir değişiklik yapılmazken, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun aniden faiz indirimine gitmesi…

Hangisi daha şaşırtıcı?

Soruya cevap aramak üzere üç konuya ayrı ayrı yaklaşayım.

İsrail’le ilişkilerin üst düzeye çıkarılması

Dıştan nasıl görünüyor olursa olsun, Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri belli alanlarda hiç kesintiye uğramadı. Bir süredir iki ülke başkentlerinde büyükelçi bulunmuyor, ancak işler onlar olmaksızın da alışıldık zemininde devam ediyor. Ekonomik ilişkiler her zamankinden daha verimli. İstihbarat alışverişinin işbirliği düzeyinde olduğu ortak operasyonlarda görüldü. İsrail cumhurbaşkanı Isaac Herzog Türkiye’yi ziyaret etti, Ankara’da en üst düzeyde karşılandı. Dışişleri bakanı Çavuşoğlu İsrail’e gitti, AK Parti’nin itibar ettiği medya bunu ‘tarihi ziyaret’ olarak duyurdu.

Reklam

Ne eksik kaldı? Büyükelçiler mi? SETA’da dış politika araştırmaları direktörü görevinin sahibiyken Dışişleri Bakanlığı’na stratejik araştırmalar merkezi müdürü olarak geçişi sağlanmış Birol Ulutaş’ın Tel Aviv’e büyükelçi gönderileceği iki yıl üst üste -2020 ve 2021’de- haber konusu olmuştu. 

Tek sorun, İsrail’in ülkenin başkenti olarak Kudüs’ün tanınmasını ve büyükelçiliğin de oraya taşınmasını istemesiydi. O sorunun da Herzog’un Ankara ziyareti sırasında çözüldüğü anlaşılıyor.

İktidarın destekçileri arasından bu yeni gelişmeden çeşitli gerekçelerle rahatsızlık duyacaklar çıksa bile, konunun iki yıl önce isim de verilerek gündeme gelmiş olması, onları da bu gelişmeye fikren alıştırmıştır.

Lafı fazla uzatmayayım, İsrail’le ilişkilerin yeniden büyükelçilik düzeyine yükseltilmesinde fazla şaşılacak bir yön bulunmuyor.

Şam rejimiyle arayı iyileştirme

Suriye konusu biraz daha farklı. Şam yönetimiyle ilişkilerin yeniden tesisi, hatta bunun öncesinde Beşşar Esad ile onu devirmeye and içtiği bilinen silahlı muhalifler arasında arabuluculuk görevinin üstlenilmesi niyeti hayli ileri adımlar.

Türkiye’nin son 11 yıl boyunca izlediği Suriye politikasının, sayılarının 4 milyona yaklaştığı söylenen ve yüz binlercesinin Türkiye vatandaşı haline dönüştüğü göçmenler boyutu doğurması yanında, Türkiye’nin sınırın karşı tarafında silahlı güçlerinin bulunması gibi bir boyutu daha var.

Komşu ülkenin bazı bölümleri Türkiye’den gönderilen yöneticilere sahip. Bazı yerlerde TL kullanılıyor.

Reklam

Şam’la ilişki kurulacağı haberinin duyulmasının bile, uzun yıllar boyunca Türkiye tarafından müttefik olarak desteklenmiş güçlerin Türk askerlerine karşı hasmane tutumlar sergilemesine yol açtığı anlaşılıyor.

Buna karşılık, Rusya ve lideri Vladimir Putin’le ileri derecede yakınlığın Türkiye’nin Suriye politikasını etkilememesi imkansızdı. Rusya’nın Suriye’de birden fazla askeri üssü var ve Türkiye’nin desteklediği yerel güçler yalnızca Esad ordusuyla değil Rusya’nın askeri varlığıyla da karşı karşıya. Türkiye’nin belirlediği askeri hedefleri gerçekleştirememesinin en önemli sebebi, Rusya’nın çizdiği sınırlar. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın son Rusya ziyareti dönüşünde gazetecilere Putin’in Şam’la yakınlaşma tavsiyesinde bulunduğuna dair sözleri, işin bu noktaya varacağının işaret fişeğiydi.

Esad nasıl Esed olduysa Esed yine Esad haline dönüşebilir.

Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler buzdolabından çıkartılmadı mı?

Mısır’la ve lideri Abdülfettah el-Sisi ile arayı düzeltme girişimi henüz sonuç vermediyse, bu, Ankara’nın isteksizliğinden değil Kahire’nin gönlünün alınamamasından… 

Dokuz ay önce iki ülke dışişleri bakanlarının bıraktığı yerden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın doğrudan görüşmeleri, yakınlaşmayı hızlandırabilir. [İktidarla yakınlığı bulunan Doğu Perinçek ve Ethem Sancak liderliğindeki Vatan Partisi ekibinin Şam’a gitmesini bu yolda bir öngörüşme arayışı sayabiliriz.]

Moskova ile ittifak ilişkisinin bedeli bu olacaksa, Ankara’nın Şam’la yakınlaşmaktan uzak durması beklenemez.

Türk dış politikasını yakından gözleyenler için Suriye’ye verilen sıcak mesajlarda fazla şaşılacak bir yön yok.

Faiz indirimi

Benim açımdan esas şaşılası gelişme Merkez Bankası’nın aldığı faizi indirme kararıdır.

Kendimi zamanında yapılacak bir seçimden ziyade tarihi erkene hem de çok erkene alınacak bir seçime –baskın seçim– daha yakın hissettiğim için, bu karara da şaşırmamam gerekirdi. 

Böyle bir yola gidilmesi, beklenebilecek ekonomik sonuçlarından çok, AK Parti’nin kendi seçmenine dönük bir jesti olduğunu düşündürüyor ve bu yönüyle de ‘baskın seçim’ tezini güçlendiriyor.  

Ancak, AK Parti’nin kendisinden gönül bağını çözmüş eski seçmenlerini yeniden ana gövdeye dönmeye sevk edecek bir jest midir bu? 

Sanmıyorum.

Peki, AK Parti’nin kendisinden hiç bir sebeple kopmayacağı iyice belli olmuş çekirdek seçmeninin böyle bir jeste ihtiyacı var mıydı? Faizin %14 değil de %13 olması onu ‘nass’ın ‘haram’ damgasından kurtarmaz herhalde; özellikle de bankaların uyguladığı kredi faizi %13’ü birkaç kez katlamış, kur korumalı mevduat (KKM) ile o oran %81’e ulaşmış iken?

Onu da sanmıyorum.

Zaten olumsuz ekonomik göstergeleri daha da bozacak bu karara şaşırmamak elde değil.

AK Parti iktidarının her yaptığının, yönetici kadronun aldığı her kararın ‘yanlış’ olduğuna ve bundan sonra alınacak kararlar ve tutulacak yolun da kesinlikle ‘yanlış’ olacağına dair tezim ile ters düşme pahasına şaşırdım hem de.

Kim bilir seçime kadar daha ne şaşılacak gelişmeler yaşanacak.

Her türlü gelişmeye hazır olmak gerekiyor.

ΩΩΩΩ 

Reklam

31 YORUMLAR

  1. ÖDÜLÜ HAKETTİ
    Güneydeki komşu, Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşı çıkmakla ödülü haketti.
    Canı sıkılınca Suriye’yi bombaladığı halde Türkiye’nin operasyonuna karşı çıkıyor.
    Tabii ki, danışıklı dövüş.
    Tabii ki muvazaalı bir beyan.
    Batan geminin mallarına yönelik bir açıklama.
    Güneydeki komşu yani üst akıl karşı çıkıyorsa operasyon artık Allah’ın emri.
    Safları sıklaştıracak, tabanı konsolide edecek daha iyi bir başka bir numara olabilir mi?
    Suriye operasyonuna ikna problemi bu açıklamadan sonra tarih oldu.
    Bu açıklamadan sonra bu operasyona muhalefet bile karşı çıkamaz.
    Filistin’e saldırı opsiyonu demek ki 2023 seçimlerine ayrılmış.
    Ödül olarak diplomatik ilişkilerin en üst seviyeye yükseltilmesini gerçekten haketti
    Taktik belli:
    Ya ters,
    Yada tersin tersi.

  2. Dünden kalan konu önemli. Bizler ve onlar farkı, insanın nüfusuyla orantılı olarak artan ihtiyaçlarına cevap veren bir sistem kurulamayışıyla ilgili. Bunu kolaylaştıracak en güvenilir yol şüphesiz bilim ve teknoloji. Bunun da en iyi öğretmeni aslında içinde yaşadığımız TABiAT. Eskiler eşyanın tabiatı demiş… Kitabımız Kuran’da bilginin önemi belli. Göklerde Yerde olanlara merak buyrulmuş… Yüzyıllarca geriye gitmeğe gerek yok. Osmanlı’nın hatalarına, tu ka diyerek, onu kötüleyerek son 100 yıl önce temelleri atılan Cumhuriyet sözde yeni bir başlangıç yapmış.

    Kuran türkçeye tercüme ediliyor. İyi güzel! ama görünüşe bakılırsa amaç belli değil. İki rivayetten biri (https://www.youtube.com/watch?v=G0MMdfQx-u8), amacın Kuran’ın ifadelerine negatif bakış açısını yansıtıyor. Yüzyıl sonra bunun pek bir hayır getirdiğini söyleyemeyiz. Oysaki Kuran’da ilham alınacak temel kavramlar o kadar çokki onlara odaklanarak veya gözardı edilmeyerek de işe başlanabilirdi. Milletin madem büyük çoğunluğu bu Kitaba inanıyor, Bilime aidiyet geliştirmek DiN’e aidiyet kadar önemli şeklinde önderlik yapılabilmiş olsaydı çok daha hayırlı olurdu. Ancak, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden olsa gerek, M. Kemal Atatürk Paşamız bu yaklaşımın faydalı olacağını görememiş, önyargılarıyla davrandığına ilişkin çok işaretler var. O noktada “Biz ve Onlar” arasındaki tercihini adeta “Onlar”dan yana koymuş. Yüz yıl sonra “Onlar” nerde “Biz” nerde. Aslında, “Onlar”ın dine bakışı sanayi devrimi sırasında M. Kemal Atatürk Paşamız gibi negatif değil. Bizde bu negatiflikte kalmamış, akabinde kurduğu partinin çatışmacı uygulamalarıyla negatiflikte daha da ileri gitmiş. Çatışmalarla ülkeyi çatırdaya çatırdata bu günlere gelindi. Perşembenin gelişi Çarşamba’dan bellidir gibi bir durum….

    …..
    İşte Kainat, işte DiN!
    Kökeni bir, aynı adres!
    Allah’ın düzeni çetin,
    Mukaddes mi mukaddes!

    “Bizler”, “onlar” farklıdır,
    Düzen çetin! bunu bil!
    Bu çark O’nun çarkıdır,
    “Felek” dedikleri değil!

    Bizler, onlar farklıysa,
    Biz kendimize bakalım!
    Hak verelim kim haklıysa
    Doğru neyse yapalım!..

    Doğru bariz doğruysa,
    Müşterisi çok bunun!
    Yanlış, bariz hataysa,
    Bizi-onları yok bunun!

    Adaletli O, kuluna!
    Çalışıp hak edeceksin,
    Gelirse bir iş zoruna,
    Hep O’na yöneleceksin!

    Aklın varsa veren O,
    Akıl sır erdireceksin!
    Şükredeni seven O,
    O’na şükredeceksin!

    Disiplin ile çalışıp,
    Odaklanıp ısrarla..
    Tüm zorlukları aşıp,
    Hak edeceksin vakarla…
    ….

  3. Aman Didem Hanım ne yapıyorsunuz? Amaç araçları haklı kılmaz. O zaman bütün terör ve şiddet uygulamaları, hukuksuzluklar vs. haklı olurdu. Amaç ne kadar yüce olursa olsun, ona gidecek araçların da meşru olması gerekir. Bu hukukun da insanlığında en temel prensiplerinden biridir.
    Aksi takdirde bütün hukuksuzluklar “yüce amaçlar” iddiasıyla meşrulaştırılır. Bunu yapmaya çalışan çokları da var.
    Hatırlatmak istedim.

    • Ancak “hak” izafidir. Yanlış iş yapan bunu kendine göre “doğru” zannıyla yapar. İzafi sayılacak konularda kaosa neden olmamak için “BüTüN”ün hakkına öncelik vermek önemlidir. Bu bazen bazı kesimlere “haksızlık” olarak yansıyabilir. Bunlar geçicìdir. En büyük önceliğimiz ülkenin üretim, bilim-teknolji, ekonomik gelişimini aksatmamak hızlandırmaktır. Bu eksikliğimiz Cumhuriyet ilk kurulduğunda çok kritik bir ihtiyaçtı. Halen daha öyledir.

    • aman hakan bey, ne anlıyorsunuz?

      amaç araçları haklı kılar,
      helal kılar anlamına gelmeyeceği gibi, meşru kılar anlamına da gelmez.
      anladınız, anladınız ama yanlış anladınız olur o zaman.
      amaca ulaşmak için her vasıtayı kullanmak mubahtır, her vasıta meşru olur anlamı çıkabilir mi?
      ironik bir yorumda ironik bir cümle bu.
      netedeyse tüm dillerde karşılığı var,
      la fin justifie les moyens (qui veut la fin, veut les moyens)
      the end justfies the means.
      amaç, doğru/meşru olursa, kendine uygun aracı seçer, araçlar ancak uygun amaçlara hizmet eder.
      amaç meşru değilse tartışacak bir konumuz yok demektir.

      ” ameller niyetlere göredir. ”
      haram parayla cami yapılır mı diye sorabilir miyiz öyleyse.
      hatırlatayım dedim.

  4. Muzaffer Sever
    20 Ağustos 2022 At 15:55
    Amaçlar araçları haklı kılar demişsin. Haram parayla hac yapılır mı?

    amaç, araçları haklı kılar…
    helal kılmaz.

    • Öylesye, “Helal”e dayalı, herkesin hakkının gözetildiği/verildiği, herkese yeten bir sistem. Bunun için enöncelik sağlam temellere dayalı, kendi kendini çabucak geliştirebilen bir sistem geliştirmekti. Çok sonraları ortaya atılan “fabrika yapan fabrika” hayali bu idealden kaynaklanıyordı. Ancak, Cumhuriyet iktidarı ilk kurulduğunda böyle bir ideale enöncelik vermedi. İyi örnek olsaydı bu zamana kadar gelen iktidarlar öncelikleri örnek alırdı. Eften püften önceliği pek olmayan tepeden indirmelerle/darbelerle vakit kaybedildi. Bu önceliklerini bilememe sorunu bugünkü Cumhuriyet iktidarının da sorunu. Kıt kanaat kaynaklar öncelik sırasına göre kullanılmadığı gibi carcur ediledurdu…

      • genelde bir çok yorumuna katılırım, benzer düşündüğümüz ortak paydalar var, akıl ve iman sentezi mesela. bu senteze ben ahlak diyorum.
        bu toprakların ahlak sorunu var. omurga zarar gördü mü kıyam edemezsin.
        temel sorunumuzu düzeltmediğimiz sürece ne önceliklerimizi bileceğiz, ne kaynaklarımızı doğru kullanacağız, ne de birbirimizi ötekilemekten kurtulacağız. ahlak nurdur, nurun karşıtı ise cehalettir.

        • Teşekkürler ddm hanım. Ahlak, “Akıl*Iman Sentezinin” otomatik sonuçlarından sadece bir tanesidir. Bu sentez başka ideallere ulaşmanın da anahtarıdır. Başta ülkemizin ve hatta tüm İslam aleminin sorunlarına çözümler içerir.

  5. İsrail ve Suriye’yle normalleştiğimiz söyleniyor.
    Karşılıklı çıkarlar çerçevesinde yeniden diplomatik ilişki kurmak veya kopmuş iletişim bağlarının yeniden kurulması “normalleşmek” sayılmalı mı?
    Eğer, normalleşmek denilen şey “eskisi gibi” olmaksa, bu imkânsız.
    Çünkü dünya eskisi gibi değil.
    Zaten “normal” dediğimiz de normal miydi?
    Mesela İsrail’le diplomatik ilişki elbette gereklidir ama hiçbir zaman, hiçbir dönemde bu ülkeyle ilişki normal olmaz; karakteri icabı olamaz.

  6. Altılı masada Kılıçdaroğlu, kendisi veya işaret ettiği farklı bir ismi aday gösterebilecek güce sahiptir. Bu noktada tercihini, büyük bir sürpriz olmaması durumunda kendinden yana kullanmıştır. Altılı masadaki aktörler ise Kılıçdaroğlu ile hemfikir olmasalar dahi kazanımlarını kaybetmek endişesi veya güçsüz bir konumda olmaları sebebiyle herhangi bir itiraz dile getirememektedir. Tabandan gelen itirazlar ise Kılıçdaroğlu ve partisinin sahip olduğu medya gücüyle yumuşatılmakta, Kılıçdaroğlu “doğal” veya “ideal” aday olarak ön plana çıkarılmaktadır. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun doğru aday olup olmadığı meselesi, muhalefetin kendi içinde dahi tartışılamamaktadır.

  7. Fehmi Korunun geçen senelerde yazdığı yazıların çoğu
    ” yalnızız” , “erken seçim” , “babacanın kuracağı parti”, “Abdullah gül” dü.
    Babacanın kuracağı partiden umudunu yitirdi.
    Abdullah gül bir türlü potaya giremedi.
    Erken Seçim olayı bitti.
    Türkiye etrafıyla yeniden ilişkiler kuruyor.
    Tüm dünya Erdoğanın Rusya Ukrayna arasındaki diplomasisinden başarısından söz ediyor, tahıl koridorundan, bayraktarından konuşuyor. 2gün önce Ukrayna’nın en batısında yer alan Lviv’de, Erdoğan’ın konvoyunu ve Türk bayrağını gören halk, caddeleri sağlı sollu doldurmuştu. İnsanlar, her köşe başında toplanmış, Erdoğan’a el sallıyor, kimi zafer işareti yapıyor, kimisi de aylardır hasret kaldığı tebessümle bakıyor.

    Yani Fehmi bey yazdığı öngörüler bir türlü olmuyor. 6 lı masanın umut olmayacağını Fehmi Bey de gördü sonunda. Fehmi Beyin yazacağı tek mevzu var. O da ekonomi.
    Fehmi bey den rica ediyorum bol bol ekonomi yazsın. Ne de olsa hep tersi çıkıyor.
    Yalnızız korosu bu günlerde yazacak bir şey bulamıyor. Hepsi şaşkın şaşkın baka kalıyor.
    Millet aç aç tiyotrosuda bitti.
    Sedat peker ellerinde patladı.
    Suriyelileri göndereceğizi, Zafer partisi ellerinden aldı
    Helalleşiyoruz dediler, kendileri bile inanmıyor,
    Umutları sadece Hdp seçmeninin oyları.

  8. Burdaki ve dünyadaki tartışmaya değer bizi ilgilendiren tek konu,
    *Suriye’deki varlığımız! dır!!!*
    Bunu sonlandırabilmek için envai çeşit filim çevirecekler, takla atacaklar, rüşvetler verecekler!… Belki dünür bile olabilirler😊.
    “Onlar bize çıkın bi hele” demeden!!!
    Biz onlara şunu diyebilecekmiyiz?
    “-seçim, hemde yurttaşların döner dönmez”
    “-yurttaşlarınızın dönüşü ve geçim! leri”
    “-tez zamanda topraklarından terör unsurlarının ve maşayı tutanların sınırımızdan defedilmesi!”
    Tek diyeceğimiz bu:
    Defoluuunnnnn!

    • Bizi ilgilendiren faiz kısmı:
      Düşük faizli maneyleri devlet kesesinden dağıtıyorlar!
      Bunlar ekonomiye kazanırmı, dövize, altın bileziklere, tam altınlaramı dönüşür bilemem!
      Diğer şıklar gerçekleşirse, cümbürcemaat giderler hepbirlikte!!!
      Nereye?!?! Derseniz,?
      Hepsini almaz feto dolu yer kalmadı içeride!

    • Atilla bey Suriye’deki Türk askeri sivil varlığını kimler istemiyor olabilir? Amerika İsrail İngiltere Avrupa ittifakı mı yoksa Rusya İran Çin ittifakı mı? Hangileri Suriye’den çıkmamızı istiyor?

      • TR ‘nin orda olmasını istemeyen herkes! kendisi orda olmak istiyor 😯 her nedense🙃. Her neyse biz sonuca bakalım:
        Esed’e sen hiçbişeyi kabul etme, kendi vatandaşını da şartlar öne sür koyma kendi ülkesine kendi mülküne!😲…
        Dedirtecekler eninde sonuda!!!..
        Esed cıvıtacak..
        Ama irana hatta Tramp a bile gel gel çekecek…
        Ama fakat TR çıksın!!!!
        Dedirtecekler
        Ve herşey sil baştan.
        Ne yaparlarsa yapsınlar, bin yıl geçsede ..
        Ogüvenlik koridoru tamamlanacak bence TR kendi güvenliği içinde suriye hatta ırakın geleceği için de bu 35 km nin ne önemde olduğunu anladı geç olsada!

  9. “Erdoğan’ı tasfiye etme planı” bence doğru tanımlandırılmış bir saptama. Bu yeni olan bir şey de değil; belki de AK Partinin kuruluşundan ve iktidara taşınmasına paralel, tasfiye ediliş planları da eş zamanlı olarak yapılmıştır. Nitekim buna, ta 2004 MGK kararlarından da aşinayız.

    AK Partiyi, dolayısıyla Erdoğan’ı bitirme planı, salt onu iktidardan etme manasında değil, uzun vadeye yaydırılarak, belki de özellikle dış politikada vahim hatalar yaptırılarak aslında muhafazakar-demokrat görüntüsü altında ulusalcı politikaların hayata geçirilmesi yönlü gerçekleştirilmek istendi… Bunun en bariz örneği de, yüzü Doğu’ya dönük askeri/siyasi kliğin Balyoz, Ergenekon davalarıyla tasfiyesi sağlanmaya çalışılması boşa çıkartılmış ve 2013’lerden beri -muhtemelen 2011 ‘Suriye Baharı’ndan itibaren’ Gülen Cemaati ile arası aç(tır)ılan Erdoğan veya AK Parti üzerindeki etkinliğinin gün yüzüne çıkması ve artan etkisinin sonuçlarını göstermesidir. En kapsamlı sonuç ise yaşadığımız bu süreçte alındı; Erdoğan’ın, Putin politikalarına ram olarak ve ikrar ederek Esed ile el sıkışma manevrası olarak.

    Erdoğan buna devam ettikçe, bir muhafazakar-dindar lider görüntüsü altında ulusalcı yapının politikalarının gerçekleşmesine su taşıdıkça, iktidarda tutulmaya çalışılacaktır. Çünkü, top şimdi bu elde. Bu ekonomik kriz altında, Akkuyu santrali perdelemesiyle, ekonomik zorluklar ve Ukrayna ile savaşta olmasına rağmen Rusya, Türk ekonomisine can suyu olarak milyarlarca dolar aktarması da bir sonuçtur.

    Diğer yandan, iç politikada zenginler eliyle ekonomik krizler oluşturarak hayat pahalılığı altında milli ve manevi söylemler ile politize olan muhafazakar sağ seçmenin Erdoğan bağlılığının kırılması amaçlanarak, Erdoğan’ı olanca haliyle sıkıştırarak önümüzdeki seçimde, dış politikada Rusya lehine gelişen argümanları tersine döndürmek amacıyla bir Batı etkisiyle Erdoğan’ın iktidardan etme ameliyesini müşahede ediyoruz.

    İlkinde, Erdoğan geldiği mahallenin değerlerinden arındırılarak o mahallenin beklentileri ya da amacı hilafında icraatıyla, muhafazakar-dindar-demokrat görüntüsü yüzde kalmak kaydıyla ve sanki hala öyle imiş gibi gösterilerek aslında o mahalden tasfiye edilmiş oldu. Yani bazı zaman aralıkları hariç hiç bir zaman muhafazakar-demokrat iktidar gerçekleşmedi aslında…

    İkincisindeyse; Gerçekleşmeyen muhafazakar-demokrat iktidara rağmen siyasi yelpazenin yüzde 65-70 siyasi belirleyiciliği ve ağırlığı olan sağ-muhafazakar kesimden hala Erdoğan’a hatırı sayılır bir desteğin var oluşu ve ekonomik krize rağmen bu desteğin kırılamayışı söz konusu. Manidar ki; bu desteği ekonomik yönden kırmaya çalışan ve piyasaları halkın aleyhine maniple eden zenginlerin/sermayedarların, sabit veya indirimli faiz kredileriyle destekleniyor olmaları. Diğer manidar olan şey ise, Ethem Sancak’ın kulvar değiştirmesine ne AK Parti üst katından ne de çevresinden bir tepki olduğu; adam Vatan Partisi bünyesinde en büyük dış politika sorunumuzda arabulucu rolüyle Perinçek’le eşzamanlı olarak hareket ediyor. Zemini onlar sağlayacak, Erdoğan üzerinde gezinecek!

    Hasılı, sözün kısası, tasfiye edilen yükselme trendinde olan Siyasal İslam ile manevi değerlerin taşıyıcı kadrosu/bloku olan sağ-muhafazakar-dindar kesim imiş ve bu gerçekleşmiş oldu. Aktörlere, çıkardığı gömleğe alternatif gömlek biçmek ise çok kolay bir iş ve biçilen her yeni gömlek cuk oturuyor. Muhafazakar-sağ-dindar kesimin ağzına bir parmak bal çalmak, elindekini almaya her zaman yetiyor zaten.

    Sarkaç Rus tarafına takılı kaldı gibi bu durumda, ama oradan gelen 15-20 milyar dolar da ekonomiyi düzeltmeye yetmeyecek. Sarkacı salınımına döndürecek ve ülkemizin Batı-Doğu Bloku arasındaki salınımını yenileyecek Batı hamlesi ne olacak acaba?..

    Önümüzdeki seçime müdahale etme gücünü daha fazla Putin elinde bulunduruyor bu duruma göre galiba.

    ,

    • Atan batı karşılayan doğu.
      Kâh suriyeden ukraynaya, kâh egeden akdenizin doğusuna deken!..
      Sadede gelelim bence uzatmaya gerek yok.
      Suriyeden çıkın defolun demediğiniz surece, bin yıl daha sürer bu eğlence!😂😂😂
      Karadeniz’in içine kanaldan giremediyse, yarın bacadan deneyecek mi işte bu bütün mesele.
      Hepsini boşver sen,
      Güneyde varmısın yokmusun?
      35 km içerde!!!???

  10. Bu konuda çok meşhur bir fıkra var , burada anlatirsam yayımlanmaz; zaten internette de var , hemen çıkıyor.
    Hani sıcak bir yaz günü esegine binen ağa ile hayvanın yularindan çeken kahya arasında geçen ve bir iddialasmayla ilgili fıkra .
    İddiayı önce kahya kazanır ama devam edince de bu sefer kahya kaybeder ,ağa kazanır.
    Sonuçta başa dönülmüş olur yani sıfıra sıfır elde var sıfır!
    O zaman da ağa ile kahya birbirine sorar ,
    _ Peki biz bu haltı niye yedik !

  11. Ben bunların hıç birisine şaşırmadım
    Erdoğan her zaman Ulkeyi değil kendi koltuğunu ve cebini düşüniyor.
    Yarında gider Cemaata yaklaşırsa hiç şaşırmam.
    İlkeli birilerinın kesinlikle yapmayacağı işleri ilkesız birisı rahatlıkla yapabilir ve yapiyorda. Demekki Şahsı ve çevresinin çıkarları bunu gerektıriyor.

    Çok yakında banami sordunuz der keser ayar.

  12. Bir ṣeyi bozmak kolaydır ama yapmak genellikle daha zor olur.
    Galiba milletler arası iliṣkiler ve ekonomi de böyle.

    Israil, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerle sorunları diplomatik dille çözmek yerine, seçim meydanlarında, kendi üslubunla iliṣkileri daha da boz.

    Ekonomik sorunları bilimsel kurallara göre değil kendi anlayıṣına göre gözmeye kalk ve bugünkü hale getir.

    Bütün bunlardan sorumlu Tek adam ṣimdi biz çözeriz diyor…

    Siyasetin biraz normal iṣlediği toplumlarda, gel yap demeden önce, çözmesini biliyorsan niye bozdun diye sorarlar…

    Merak ettiğim bir diğer konu buradaki trollerin durumu. Bu kadar sıklaṣan u dönüṣleri ruhsal durumlarını bozacak diye gözlerime uyku girmez oldu.

    • Almanya faizle mi kalkındı? Yoksa üretimle mi? Bildiğim kadarıyla IMF’den kredi almadı. Almanya’yı örnek alarak bizde kalkınabiliriz. Ortaklaşma ve üretim şart. Faizle olmaz.

      • 1945 yılında savaṣ bittiğinde yıkılmıṣ olan Almanya 1955 yılında ilk olarak Italya’dan, 1960 yılında Ispanya ve Yunanistan‘dan, 1961 yılında da Türkiye’den yabancı iṣçi getirmeye baṣladı.

        Marṣal Planı adıyla Amerika‘dan yardım gördüler. Almanya’nın bu kadar süratle kalkınmasında, bilgi, bilimsel ve proğramlı çalıṣma ile liyakatın etkili olduğunu sanıyorum.

        Erdoğan 20 yıldır Türkiye’yi kalkındıramadıysa, bıraksın artık.

  13. Sn Yazar ilk iki gelişme ile ilgili olumlu veya olumsuz yorum yapmıyorsunuz.Neden ?
    Her ülke zaman zaman sorun yaşar küser de ilişki keserde sonuçta çıkarlar önemlidir.Yeri ve zamanı geldiğinde herşey unutulur .Unutulmasa idi milyonlarca Yahudiyi fırınlarda yakan Almanya ile İsrail barişırmıydı ? Unutulmasa idi Londrayı Parisi yerle bir eden Alman lar iler fransızlar ingilizler bugun can ciğer kuzu sarması olurmuydu ?
    Demekki yeri geldiğinde savaş yeri geldiğinde barış olabiliyormuş.
    Tam tersi olsaydı Bugun ESAD diye bir lider kalmasaydı Herkes o günkü kararları bugun desteklemiyecekmiydi .
    Dış politika böyle birşeydir.
    Gelelim faiz konusuna ya Bu faiz Sn Erdoğan ı bitirecek yada ülkeyi refaha çıkaracak ?
    İhtimal mi bekleyip göreceğiz.

    • Herkes komşu ülkelerle ilişkilerin iyi olmasını ister sen de ben de Yazar da ister ama bütün komşu ülkeler bizim istediğimiz gibi davranmayabilir. Örneğin iktidar Mısır ile ilişkilerin düzelmesi için her şeyi yapmasına rağmen Mısır aylardır iktidarın beklediği adımları atmıyor ve köşe yazarları “Erdoğan o kadar hızlı U dönüşü yapıyorki komşu ülkeler Erdoğan’ın hızına yetişemiyorlar. Mesela iktidarın gerekli girişimlerde bulunmasına rağmen Mısır aylardır dönemedi” esprileri yapıyorlar.

      “Devletler arasında küslük olmaz” demekle olmuyor bu işler. Barışmanın şartlarından biri de güven.

      Türkiye’ye güvenen kaç ülke var sorusuna cevap olarak bu gün kaç ülke adı yazabilirsiniz?

  14. dış güçlerle pardon ülkelerle ilişkilerimiz düzeliyor işte, daha ne?
    insanları memnun etmek ne kadar da zor bir iş?
    bae mesela, 15temmuzu finanse ettiğini bizzat sayın CB açıklamıştı,
    bizzat aramızı düzeltti.
    suud prensi, ülkemizde kendi insanını, bir insanın akla hayale gelmeyeceği şekilde katletmişti, dosyayı iade etmeyecektik, bu olayın uluslararası arenada takipçisi olacaktık, dosya iade edildi, takip askıda, sayın CB bizzat aramızı düzeltti.
    mısırın kanlı darbeci valisi SS ve saz arkadaşı esedle de aramızı elbette düzelteceğiz,
    israile elçi tabiki atıyoruz,
    kudüsü tanıyoruz anlamına mı geliyor, geliyorsa nolmuş.
    bu fonlu muhalif basında yer alan ilkesizlik suçlamaları da nerden çıkmış, ilkesizlik burada nerede? arayı düzeltmeyelim mi yani?
    güya seçimlere yakınmış, tesadüf olamaz mı? güya para gelecekmiş, gelmesin mi?
    hayatın gerçekleri var sonuçta.
    amaçlar araçları haklı kılar, bi eksiğimiz ilke sanki.
    muhalif basının farfarası bunlar,
    hem sanki seçim kazanmak için çok paraya gerek var sanki,
    türban zulmü tartışmayacak mıyız nihayetinde,
    sonuç garantili değil mi?
    faiz konusu var, bonus.
    sürpriz ne olabilir ki?

  15. Terörle mücadelede; savunma sanayinde kaydedilen ciddi aşama, bilhassa İHA/SİHA imkânları, teröristleri perişan etti. Yaklaşan yeni askerî harekâtın korkusu ile hem onların hem HDP’nin morali sıfır.

    Muhalefete de iki çift laf edelim.

    Sırf HDP desteğini alacaksınız diye neden 6’lı masada terörle mücadeleye sessiz kalıyorsunuz?

    • Çelik çomak oyununu senden önce farkedip!…
      (Bu nedenle olmasın!?😂sen devam.)

Comments are closed.