İstanbul’daki sarsıntı bana bizzat yaşadığım büyük depremi ve sonrasını hatırlattı.. İçim hiç rahat değil…

20

Deprem sözcüğü bile insanın içini ürpertir; özellikle bizlerin… Özellikle de 20 yıl önce yaşanan ve çok sayıda insanımızın canına mal olan Marmara Depremi’nden sonra…

İstanbul dün yine sarsıldı. Bereket bu beklenen o ‘büyük sarsıntı’ değildi.

İnsanın canı tatlıdır.

20 yıl öncesinden biliyoruz: İstanbul’u 20 yıl öncekinden daha büyük bir deprem bekliyor. Bir tek zamanını bilmiyoruz. Bugünün şartlarında öyle büyük bir depremde ne kadar can kaybı olacağını bile uzmanlar üç aşağı beş yukarı hesaplayabiliyorlar.

Can kaybını azaltmak, hatta küçük rakamlara indirmek için elimizde 20 yıl gibi hayli uzun bir zaman vardı. 

Bizdekinden daha büyük çapta depremlere maruz kalan bazı ülkeler bunları çok az zayiatla atlatmanın yolunu buldular.

Japonya’da olduğu gibi.

Deprem kuşağında bulunduğu birkaç kez sallanmasından bilinen ABD kentleri de bu anlamda hazırlıklı; Kaliforniya’da evlerin neredeyse hepsi depremden pek az etkilenecek biçimde inşa ediliyor.

Reklam

Ya biz? 20 yıl önce binlerce insanını depremde kaybetmiş ülkemiz bu konuda ne durumda? [Resmi kayıtlara göre, 17 Ağustos 1999 depreminde 17 bin 480 kişi öldü, 23 bin 781 kişi yaralandı ve 505 kişi sakat kaldı.

Cevabı o kadar da büyük olmayan ancak beklenen büyük depremin habercisi olduğuna inanılan dünkü sarsıntı sonrasında öğrendik: Hazırlıklı değilmişiz…

İstanbul’u mesken seçmiş olanlar ve evleri hazırlıklı değil. Deprem olduğunda çabucak devreye girmesi beklenecek kamu kurumları hazırlıklı değil. Hatta insanların birbirleriyle haberleşmesini sağlayacak iletişim altyapısının sahibi şirketler de hazır değil. Deprem anında ve sonrasında ne yapılmasını da bilmediğimiz anlaşılıyor. Toplanma yerlerini bilenimiz olmadığı gibi, bunu bilmesi gerekenler de şu anda İstanbul’da kaç toplanma merkezi olduğunun cahili.

İlk büyük depremi ben Yalova’da yaşadım

Marmara Depremi’ne ben, Eskihisar-Topçular feribotu yolculuğu sonrasında aracımla yalnız başıma Çınarcık’a doğru yol alırken tam Yalova meydanında yakalanmıştım.

O gece Nazlı Ilıcak’ın evinde verdiği bir davetteydim. Davette o sırada Refah Partisi milletvekili ve belediye başkanı olan sonradan AK Parti’yi kuracak kadronun öndegelenleri ile birkaç gazeteci ülke sorunları üzerinde ileri saatlere kadar konuşup durduk.

Ben oraya Çınarcık’tan arabamı Topçular İskelesi’nin otoparkına bırakarak gelmiştim. Eşiyle birlikte davette bulunan ve bir yakınlarının Hendek’teki yazlığına gidecek bir dost politikacı dönüşte beni de Eskihisar İskelesi’ne bırakacaktı.

Öyle de yaptık. 

Reklam

Saat sabahın 03.00’ü, Yalova’nın merkezinde bulunan heykele doğru yol alırken birden aracım sağa doğru çekmeye başladı. Önce lastiğin patladığını düşündüm. Sonra biraz ileride koca bir elektrik kablosunun öylesine serbestçe yere indiğini fark ettim. Biraz ilerleyince sokağın iki tarafındaki evlerden sıcak havada evlerinde nasıl yatmışlarsa o halde kendilerini dışarı atan insanları görmeye başladım. Devrilen bazı evlerin çatısı benim göz hizama inmişti. 

Tam bir kıyamet manzarası…

Ailece kaldığımız köyün girişinde, kısa süre önce inşa edilmiş birkaç katlı bir ev de, yol boyu önlerinden geçtiğim pek çok bina gibi yıkılmıştı.

Bizimkiler portatif ne bulmuşlarsa bahçeye çıkarmış, dehşet içerisinde bekleşiyorlardı.

Cep telefonları çalışmadığı için çok gecikmiş olan benden haber alamadıkları için de endişeliydiler.

Kaldığımız eve bir şey olmamıştı; ama o günden sonra içimizden bir daha oraya gitmek pek gelmedi.

O travmayı depremden en az etkilenmişlerden olan bizler bile yaşadık.

Hala ‘deprem’ sözcüğünü ne zaman işitsem içim bir tuhaf oluyorsa 20 yıl öncesine ait bu deneyimdendir.

Yıkıntılar altında kalanlar arasında tanıdıklarımız da vardı.

Dünkü sarsıntı sonrasında yaşanan karmaşayı izlerken hepimizi birleştirmesi gereken doğal afetler konusunun bile ayrıştırıcı etkilerini görerek kahroluyorum.

Hatası olanlar bunu kabul etmeli.

Yeni göreve gelenler eskilerin hataları üzerine kendileri yeni hatalar inşa etmemeli.

Deprem doğal bir afettir, ancak onunla baş etmenin yolu bilimin ilgi alanıdır. Siyasetin kıyıcı dili yerine bilimin rasyonel yaklaşımı ön plana gelmelidir.

Aksi halde?

Bunun cevabını aklımdan geçirmek bile istemiyorum.

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. Deprem konusunda herkes konuşuyor yok fay hattında İstanbul deniyor büyük deprem geliyor deniyor . İsminin önünde proföser ,doçent, müdür bulunan insanlar hep konuşuyor maşallah herşeyi de biliyor hepsine teşekkür ediyorum yalnız bir sorum olacak ben Adana da oturuyorum İstanbul da deprem olduğunda benim telefonum çekmedi şimdi soruyorum Türkiye deki bilim ,ilim ,karar verici ,siyasetçi ,gazeteci herkese soruyorum bu İstanbul dan başka ilde şirket merkezini taşımak , hangi mantığa hizmet ediyor her yatırımcı neden İstanbul’a yöneliyor başka iller dururken? Beni daha çok şaşırtan cumhurbaşkanımızın bir zaman vize koyalım dediği İstanbul’a buğun bütün yatırımları İstanbul’a yapıyor İstanbul yerine başka bir ile yatırım yapsak inanıyorum ki birçok alanda kendiliğinden çözüm olacak .Ama bunu kimse söylemiyor . bir tek söyleyen cumhurbaşkanı vardı o da öbürlerinin arasına karıştı heralde

  2. 99 depreminde isikara fenomenini hatirlayalim. O günün sartlarinda ciddi afet aninda halkin sözüne güvenecegi hic bir kisi ve kurum kalmamis,bütün boslugu a.m. isikara doldurmus,en guvenilir,en kompetent derken en seksi bile olmustu. Su an afet tedbiri icin hayati bir toplantiya ilk cagrilmasi cereken makami siyasi kaygilarla cagirmayan, toplanma alanlari vs ifadelerindeki bariz bilgi yanlislarini tüm istanbulun bildigi siyasi kisiler ve kurumlar afet aninda ne kadar sözü dinlenir devlet baba rolünü üstlenebilir?
    Her hangi bir istanbullusunuz ve samimiyetle söyleyin: Agir bir afet var ve deprem hazirligi gurur tablomuz diyen fuat oktay, süleyman soylu ,rte, e. Imamoglu ayri ayri yol söylüyor. Hangisini takip edersiniz?

  3. Her halti bilen mimarlar ve muhendisler odasinin da depremler hakkinda da mutlaka bi gorusu vardir ama Ben simdiye kadar hic duymadim..! Altina imza ve muhur koyduklari binalarin ne halde oldugunu heralde bizden daha iyi biliyorlardir. Bir de onlarin yaptigi isleri denetleyen ya da mis gibi yapan kamu otoritesi var tabii. Nihayet toki konutlari ve gokdelenler depreme en dayanikli binalarimiz. Gercekten herkesi okutup profesor yaparsak islerimiz kendiliginden duzelir mi? Odtu makina muhendisligini birincilikle bitirmis birini baskan secsek her sey yoluna girer mi dersiniz? Yahu her alandaki sorunlarin en onemli kaynagi o bransin en iyi egitim almis olan temsilcileri degil mi zaten? Akli olan konteynerkente tasinsin…

  4. Depreme karşı önlemler 1999 büyük depreminden sonra zamanın hükümeti tarafından alınmıştı. En önemli tedbir betonun inşaat alanında hazırlanmasının yasaklanıp, hazır beton tesislerinden alınmasının zorunlu kılınmasıydı. Biraz da projelerin kontrolü daha sıkılaştırılmış ve müteahhit ile mimar ve mühendislerin sorumluluğu artırılmıştı.

    Tabi ki şehir planlaması da depreme karşı önlemlerin en önemli ayaklarından birisiydi ve bu konu belediyelerin yetki alanındaydı. Fakat Erdoğan TOKİ’yi ve ilgili Bakanlıkları rantiye-şantiye zihniyetiyle kullanıp bir de yasal olarak belediyelerin önüne geçirince belediyelerin şehir planlaması yapması tarihe karıştı. Daha doğrusu şehircilikte belediyeler ikinci mevkiye düşürüldü.

    Kısacası Erdoğan deprem tehlikesine karşı hiçbir önlem almadı. Almadığı gibi en azından bazı belediyelerin alabileceği önlemleri de engelledi. Daha bir ay önce İstanbul’da askeriyenin terk ettiği (ettirildiği) devasa bir alanın imara açılmasına İ.B.B. atlanarak Ankara’dan karar verildi. Hemen her yere inşaat izni verildi, hafriyat kamyonları terör saçıyor, açılan inşaat çukurlarına komşu apartmanlar devriliyor, bina yoğunluğundan yağmur suları denize ulaşamıyor seller oluşuyor, deprem toplanma alanlarına AVM’ler yapıldı, Çamlıca’ya 60.000 kişilik cami yapıldı 600 cemaati var… ve daha niceleri.

    İnternette Yassıda yazıp havadan görünüşünün fotoğrafını bulun. Küçücük bir adaya en çok bina nasıl sığdırılır görün. NTV sunucusu mikrofon kazara açıkken “Ne Yaslı Adası be, adanın içine etmişsiniz” demiş, işinden oldu.

    Millet boşuna “Beton Recep” demiyor.

  5. ÖTV denilen bela 1999 depreminden sonra rahmetli Karaoğlan tarafından çıkarılmıştı, amaç depremle ilgili zarar ziyanı karşılamak ve ona göre hazırlıklar yapmak idi ; ertesi sene bunu bir kere daha uzattılar ! Derken seçim oldu ,Karaoğlan ekibi hercümerç oldu , AKP ekibi geldi . Unakıtan da iki kere uzattıktan sonra ” Artık bunda uzatma muzatma yok , bu kalıcı hale geldi ” dedi ve bu günlere gelindi . Şimdi yetkililerden ve etkililerden sormak lazım .Yahu ey devletim bu vergilerle deprem konusunda ne gibi hazırlıklar yaptınız !! Askerlikte bir söz vardır : ” İşini bilmeyen çavuşlar , döner döner kıçını avuçlar ”

  6. Deprem konusunu Allah’ın iradesinden bağımsız olarak tartışmak bana oldum olası ters gelir.Allah murad ederse her yer
    deprem kuşağı olur.

    “Büyük deprem”i bekleyen beklesin,ben deprem falan beklemem.

    Allah yeryüzünü insanın yaşaması için yaratmış.Çürük mü yaratmış haşa?

    Binaları olabilecek en sağlam şekilde yapalım.Eyvallah.Tamam,hiç kimse demirden, çimentodan çalmasın,işini dürüstçe yapsın herkes.Kumların üzerine,yumuşak zemine,dere
    yatağına ev yapmasın hiç kimse.Eyvallah.

    Haydi 7’ye,8’e dayanıklı binaları yaptık. Ama bunun 9’zu var,10’u var,11’i var,12’si var.

    Japonya tsunamiye karşı bir şey yapabildi mi!ABD kasırgalara karşı ne yapabiliyor?

    Demem o ki tabii afetler karşısında insanoğlu acizdir,yapabileceği çok fazla bir şey yoktur.Bir noktadan sonra bilimin de sözü geçmez olur.

    Allah ülkemizi her türlü afetten korusun
    vesselam.

    • Bazı yorumlarınızı okuyunca “Bekir Bey’in samimi bir tarafı da var” diye düşünürdüm. Fakat bu yorum olmadı Bekir Bey. Kimse 10 şiddetinde deprem olursa noluru tartışmıyor, el insaf!

  7. Hamza bey, nerhaba! Oncelikle Hepinize geçmiş olsun.
    Inşallah 2. Deprem olmaz.
    Yalniz depremi bir iki saat önceden köpekler hiss ediyor ve uluyorlar ( normal havlama değil) adete ağlar gibi.
    Bunu ilk olarak rahmetli babam sarkamiş ve köylerinde olan büyük depremden sonra Ankaraya geldiğinde deprem olacağı gün köydeki köpeklerin uluduğunu söylemişti.
    Bende burada iki ay kadar önceki deprem de komşunun köpeklerı gece ulumaya başlayinca uyandım.
    Bizim mahallede hissedilmenesine ragmen köpekler hiss etmiştiler.
    Daha sonra deprem hattindaki ailelerin köpeklerinin depremden bir saat önce evin içerisinde uluyarak sahiplerinin yatak odalarina falan girişlerini evlerdeki güvenlik kamarelari gösteriyordu. Hatta kediler dahi cilgin gibi ordan oraya zipliyorlardular.
    Tekrar herkese geçmiş olsun.
    Sağlicakla kalin.

    • teşekkür ederim nurdan hanım.
      herkese geçmiş olsun. ciddi bir depremde epey kişinin öleceği kesin. çünkü hiçbir önlem alınmadı.
      insanlarla dalga geçiyorlar 10 binlerce toplanma alanı diye. toplanma alanı diye birşey yok. çocuk parklarına toplanma alanı diyorlar.
      toplanma alanı denilen bölgede, insanların geceyi de geçirebilecekleri, geceyi dışarda geçirenlerin temel ihtiyaçlarının karşılanabileceği mekanlardır.
      – bunlar çocuk parklarını toplanma alanı ilan ediyorlar. çocuk parkında kim nasıl geceyi geçirecek? mümkün mü böyle birşey? insanların hayatlarını çaldılar, üstüne bir de dalga geçiyorlar.

      • Hamza hey bizim mahallenin kucuk cocuk parkinda gunboyu yetiskinler de vakit geciriyor, zaten olmus bir toplanma merkezi..! Fkt arkadasin camlica camisini toplanmak icin uygun bulmamasini anliyorum da yassiadadaki yapilasmadan niye yakiniyor acaba; chp belediyesi degil mi oralar..?

    • Nurdan abla, Allah iyiligini versin emi; nerden bulup uyduruyosun bu sacmaliklari allaaskina! Yani ailenin tek okumusu siz misiniz, nedir bu rezillik anlamadi gitti…

  8. muhterem hocam affınıza sığınarak gördüğüm son rüyamı anlatmak istiyorum: tam da dediğiniz gibi yapacakken cin bi taahhit rüyama giriverdi.
    bu işleri dolara çevirmenin yolunu tam anlatıyordu ki onuda katır tepti.
    ben de ona bu kadar uğraşıp kafa yorup mütahitliği arkadan dolaşacaklarına Sn CB.’nın yanına eş başkan olarak Sevgili putin beyi transfer etsek söylediğin sistem otomatik olarak gelir ne de olsa kominizmde pratik yapılmış) diyecektim
    yine uyanıverdim.
    bu memlekette ömrüm boyunca iki şeyi hiç anlayamadım:
    günün birinde birisi bana da eş olarak gelecek mi?
    ikincisi bir başka ülkenin de eş vatandaşı olup iki pasapor alacak mıyım, bu ülkeye çok hizmetler edebilecek miyim? kahraman olacak mıyım?
    saygı ile ellerinizden öper, hürmetlerimi arz ederim.

  9. deprem olduğunda çocuklarınızı okuldan alın diye whats uptan mesaj geldi. Aileler de çocuklarını okuldan aldılar. Önce servislerin değil, ailelerin kendilerinin alacağı söyledi, sonra ise servisler de çalışmaya başladı.
    – Çocuklarını alan aileler de, çocuklarını evlerine götürdüler.
    – Normalde çocukların, deprem nedeniyle okuldan gönderilmemesi gerekir. Tam tersine, çocukların okulda tutulması gerekiyor.
    – Çünkü, normalde, okulların en güvenli binalardan olmaları gerekiyor. ailelerin hepsinin binasının depreme dayanıklı olma ihtimali çok zor.
    – Çok zor, çünkü, öncelikle, herkesin binasını depreme dayanıklı olarak yapma veya depreme dayanıklı bina satın alma imkanı olmayabilir. Zaten yoktur da.
    – Okuldan aileleri tarafından alınan o çocukların epey bir kısmı, okuldan çıkıp, aileleri ile birlikte, depreme dayanıksız evlerine gittiler.
    – Fakat devletin, okullarını dayanıklı yapma imkanı var ve dayanıklı yapmak zorunda. Zaten, herhangi bir afet durumunda, afete uğrayan insanlar, normalde, kamuya ait binalarda barınırlar, barınmak zorundadırlar.
    Bu nedenle de, kamu binalarının depreme dayanıklı olması, depreme göre düzenlenmesi gerekmektedir. Devlet bunu sağlayacak imkana sahiptir. Ayrıca bunu yapmak devletin görevidir. Fakat devlet, görevini yapmayıp, ülke çocuklarını tehlikeye atmaktadır. Bu konuda öncelikle hükümetin sorumluluğu vardır ve ölecek her çocuğun vebali onların üzerindedir.
    – Telefonların çalışmaması ise hem devletin hem de firmaların sorumluluğudur.
    – İletişim firmaları, olağanüstü durumlarda da iletişimin sağlanmasını sağlamakla sorumlu iken, devlet de, iletişim firmalarının bu konuda yapması gerekenleri yapıp yapmadığını kontrol etmek, iletişim firmalarının bu konuda yapması gerekenleri belirlemek ve denetlemekle yükümlü. Ancak her ikisi de görevledini yapmadılar. daha büyük bir felakette, herikisinin de yine sorumluluğu vardır.
    – Ayrıca, devletin, acil durum iletişim altyapısı oluşturması gerekliliğinden bahsediliyor ki, bu konu ayrı bir sıkıntı. hükümetin hem cehaletini hem de ülke insanına ne kadar duyarsız olduğunu gösteren bir başka olgu.
    – Büyük bir depremde, yaralıların kurtarılması nasıl mümkün olacak. insanlar hiçbiryere ulaşamıyorlar.
    – Ayrıca, biz, “chpnin tek parti iktidarı döneminde”, ilkokul 7 yaşındaki bir çocuğun yürüyerek gidebileceği mesafedeydi. Üstelik de, kilometrekareye düşen nüfus sayısı çok çok düşük iken.
    – Bugün ise, akpnin tek parti iktidarı döneminde (hem de 17 yıllık kesintisiz iktidar), ilkokulun mesafesi, bir araca binmeyi zorunlu kılıyor. hem de kilometrekareye 2900 kişi düşen istanbulda.
    – Ayrıca, henüz doğmadan “chpnin tek parti iktidarı döneminde 45 kişilik sınıflarda” okuyanların döneminde her iş el emeği ile yapılıyordu. buna rağmen ilkokullar, ufak bir çocuğun tek başına gidebileceği mesafede yapılabiliyordu ve sınıflar 40 kişi civarında idi.
    – sene 2019 olmuş. 2 senede bir gökdelen dikilebilen sermaye birikimi ve teknoloji döneminde, akpnin 17 yıllık tek parti iktidarında, çocuklar 40 kişilik sınıflarda okuyor ve okula servisle gitmek zorunda. ayrıca, akpnin iktidar olduğu dönem okulları, chpnin tek parti iktidarı dönemi okullarından daha çürükler.
    – Bir de toplanma alanları meselesi var.
    – H.Gayret! gibi, para ile yazanlar da biliyorki, akp, istanbulda ağaçları yediği gibi, boş arazileri de yedi ve toplanma alanı kalmadı. Ancak, 10 binlerce toplanma alanı olduğu iddia ediliyor.
    – Afad, size en yakın toplanma alanını e devlet üzerinden öğrenebileceğimiz müjdesini vermiş.
    Ben de bu müjde üzerine, acaba ölmek için hangi boş alanda durmam gerektiğini araştırdım. bana en yakın üç tane toplanma alanı gösteriyor e devlet. toplanma alanının ismini ve adresini veriyor. Bir de güya harita var. Ya da trt’nin diliyle söyleyecek olursak, “sözde harita” var. birtakım şekiller içinde biryer görünüyor ama ana caddeler hariç, oralardaki sokak isimlerini göremiyoruz.
    – Neyseki, bana en yakın 3 toplanma alanından ikisinin yerini, isminden biliyorum. İsminden biliyorum çünkü buralar çocuk parkı. toplanma alanı falan değil.
    – Bunlardan bir tanesi, (bana en yakın olanı), inşaat şirketi tarafından yapılmış ve halkın kullanımına (muhtemelen belediyedeki bir işine karşılık), açılmış bir çocuk parkı.
    – Bu çocuk parkının büyüklüğü 350 metrekare civarında. yani ufak bir apartman alanı kadar. (tabii ki bahçesiz bir apartman olarak). Ancak, bu parkın 4 tarafı da bina ve bu binalardan bir tanesi yüksek bir bina (çocuk parkını halkın kullanımına veren şirketin yaptığı bina).
    – o parkı çevreleyen diğer binaları saymıyorum. Sadece, o büyük binaladaki insanları o parka, ayakta duracak şekilde, birbirine yapışık olarak yerleştirseniz, 5 kat insan yerleştirmeniz gerekir. oraya yakın ve daha uzak diğer insanları saymıyorum.
    – Ayrıca, o büyük binanın içinde kalmak, o parkta durmaktan daha güvenli çünkü, büyük bina yıkılmayabilir ama düşecek parçalar, o parkta bulunanları kesinlikle öldürür. Hangi akıllı, orayı toplanma alanı olarak yazmış bilemiyorum.
    – Bana en yakın diğer toplanma alanı da bir çocuk parkı. orası biraz daha uzak. ancak. orası da en fazla 400 metrekare bir alan. Fakat çok şanslıyız ki, o parkın etrafında bahçeli özel mülkler var. bir tarafında bir site var ama o sitenin de önünde büyük bir boş alan var. yani binadan düşen parçalardan ölme riskimiz burda yok. Ancak 400 metrekarelik alanda toplanabilmek için 10 sene önceden vize için başvurmak gerekir diye düşünüyorum.
    – Yani sonuç olarak, söyleyebileceğim: tek tesellim. Bu ülkeye bu zulmü yapanlar ve onlara destek verenler de benimle birlikte aynı çaresizliği yaşayacaklar.

  10. resimde gördüğünüz manzaranın sorumlusu halk değil! ‘cahil bırakılan’ BİZLERİZ!
    bu durumun olmasını engelleyebilecek olan da yine ‘eğitimli, bilgili’ BİZLERİZ!
    bir ülkedeki evleri köprüleri depremler yıkar geçer: doğal seleksiyon! yada belki böylesi daha iyi diye çiğ bir espri bile yapanlar olabilir..
    ama fakat lakin..
    ülkenin geleceğinı ilgilendiren ülke sorunları üzerinde ileri saatlere kadar konuşup duranların hemde evsahibinin bizzatihi yıllar sonra hapisleri, ekonomik krizleri kendi kurdukarı parti belkide yarattıkları canavarı yada ülkenin daha iyi gittiğini düşünüyorlar ise iyi günlerini konuşuyor olmammız (yada konuşamammız!)
    nasıl bir travma! yda mutluluk! verir onu da bir yazlık alırsam! köyüme gitmek yerine yazlığımda ayaklarımı şööle denize doğru uzatacaam, son tahlilde köşenizde yorum olarak yazacaam,
    söz..

  11. TEDBİR
    a) Akevler’de oluşturulan ortaklık düzeninde şunlar planlanıyor:
    Yüz lojmanlı Apartmanlar
    1) Tek tip yüz lojmanlı apartmanlar geliştirilecek ve Türkiye’ye uygun sağlamlıkla apartmanlar yapılacaktır. Yüz lojmanlı apartmanlar projesini devlet verecektir. Herkes apartmanlarını o projeye göre yapacaktır.
    2) Devlet inşaattan vergiyi, apartmandaki paydan alacaktır. Hiçbir harç olmayacak, sigorta da olmayacak. Devlet sigortalayacaktır.
    3) İhaleler işçilik olarak yapılacaktır. Müteahhide ve işçilere inşaattan pay verilecektir. Maliyet malzeme ile belirlenecek. Sonunda herkes inşaattan pay alacaktır.
    4) Yapılan binalar kredi ile yapılacak. Resmi ücretle işçi bulan müteahhit istediği arsada inşaat yapacaktır. İnşaat satılınca yeniden kredi alacaktır. Müteahhidin ve işçilerin payı malzeme ile orantılı olacağı için çok malzeme harcama çıkarlarına olacaktır. Payların satılmaması müteahhitlerin yeni inşaat yapmalarını önleyeceği için de israf yapmayacaklardır.

    b) Yüz villalı dinlenme evleri
    Kentte yaşayanların kent civarında birer dinlenme evi olacak. Ahşaptan yapılmış evlerde tatil günleri yaşanacak, çocuklar yaşlılar ile birlikte orada büyüyecek. 100 metre karelik seraları ve 800 metre karelik bahçeleri olacak. Zelzele veya savaş halinde buraya taşınacak. Belki her gün oradan işyerine gelinecektir.

    c) Kooperatifler sivil savunma organizasyonu yapacaklar. Her şey planlanmış olacak. Savaş veya zelzele durumunda sağ kalanların ne yapacağı bilinecek. Ona göre hareket edilecek. Araçlar dinlenme evlerine gidecek. Yakıtları olacak. Dinlenme evlerine helikopterlerle gidilebilecek. Ucuz helikopter imalatı yapılmalıdır.

    d)Zelzelede harap olan binalar aidatız sigortalanmış olacaktır. Evleri yıkılmayanlar dayanışma içinde o evleri yapacaklardır.
    Kur’an bu eğitimi vermek için teşri etmiştir. Sokaklardaki kanları temizleme eğitimi verilmelidir. Her Kurban Bayramı’nda bunun provası yapılmalıdır.

  12. Doğa barsaklarını elbet temizleyecektir. Doğal seleksiyon. Yağmur duası, inşallah maşallahla olacak şeyler değil bunlar. Felaket anında ve sonrasında talan kültürünü aşamamış toplumlara müstehaktır olanlar. Kimbilir belki de böylesi daha iyidir; hesapsız kitapsız üremenin önüne geçemiyorsak…

  13. memleketin her yerinde depremler oluyor.hiçbiri istanbul depremi kadar ses getirmedi.niye?çünkü orası istanbul.çünkü,istanbul demek türkiye demekmiş.peki denizli,ankara,muğla,ağrı,bitlis,van aydın vs demek ne demek?orada yaşayanlar insan değil mi?istanbulda yaşayanlar niye torpilli?istanbul a yağmur yağar hop haber olur.soğuk olur hop haber olur.kar yağar hop haber olur ve okullar tatil edilir.diğer yerlerde yaşayanlar birilerin umrunda olmuyor,nedense.onu bunu bırakın da ;siz, erdoğan ın içindeki sarsıntıya bakın derim.büyük umutlarla gittiği abd de işler ters gitti.100 milyar dolarlık ticari anlaşma,F 35 ler, patroitler güme gitti.güvendiği dağlara kar yağdı.erdoğan ın adamı trump,şimdi azil meselesi ile uğraşıyor.erdoğan,bm lerde celalenip döndü.kimsenin de umrunda olmadı.çünkü biliyorlar erdoğan ın istismarlarını.keşmir den erdoğan a teşekkür varmış.ne bilsin keşmir erdoğan nın strateji hesaplarını.ne bilsin filistin erdoğan ın din kılıfı ile istila emellerini.bilmek için,erdoğan ın hedef tahtasında olmaları gerekir.işte o zaman anlarlar anyayı konyayı.birinin kötü emellerini anlamak için,o kişinini kötülüklerine maruz kalmadıkça ayıkamazsınız.hele saltanat kayığına binmişseniz,gözleriniz kör olmuştur vesselam.

  14. Sayın Koru,
    Bizde birazcık izan olsa, 20 yıl önceki büyük felaketten ders çıkarır ve ertesi gün çalışmaya başlardık. 20 yıldır boş boş oturduk. Çoğunluğun temel düşüncesi ‘bize bir şey olmaz’. Allah yardımcımız olsun.
    Saygılarımla,

  15. Geçmiş olsun! InşAllah beklenen deprem, Seattle daki gibi pas geçer.

    Seattlle dada aynı şimdiki Istanbul depremi gibi 1. Si 5 civarinda idi. Her kitanin deprem ölçumu değişikmiş buda 4.5 ve 5 şidetindeki deprem Türkiye deprem ölçeğine göre 8 olduğunu. Anlatmiştılar. Hatta 1999 ıstanbul depreminden daha şidetllimiş.
    Benim ev sigortası depremi kavır yapmiyordu, deprrmden bir gün önce telefion edip siğorta yaptırmak istediğimi söyleyince sigortayi yaptilar fakat onay için evin deprem kuşağinda olup olmadiğina baktiktan sonra onayladilar. Deprem hattinda olanları sigorta yapmiyorlarımiş ,Benim ev deprem hattinda ďeğilmiş, gerçektende bizim mahalle hissetmedi. Deprem ana merkezi ve etrafı biraz hasar görmüştü ve 2. büyuk deprem bekleniyordu, biŕkaç gün sonra deprem olmayacığini ve pas geçtiğini açıkladılar.
    Washington eyeleti özeliklede Seattle Deprem kuşağinda. Onun için buranın evlerinin duvarlari ve tavanlari tahdan yapıliyor. Depremden aylalar önce surekli uyardilar okullarda öğrencilere mahallede gönüllü yardim ekiplerine tatbikat yaptirdilar ve marketlerde hazirlanmiş en az 1 haftalık yiyecek ve içecek alip deprem icin hazirlik yaptirdilar.

    Bizdekilerın konuşmalari ile burdaki yetkililerin konuşmalarıni karşilaştirdiğim zaman cok üzulüyorum. Gercekten 21 yil once Türk halkı bu kadar cahil ve merhamtsiz değildi.
    Bize ne olmuş böğle neden bu kadar menfaatçi ve yalanci siyasetçilere inaniyor ve adete tapiyorlar.
    Bugün haberlere bir göz attim.
    Resmen milkettle alay eder gibi yaniltiyorlar.
    Turkiyenin Başkani ne diyiyor.

    Erdoğan, İstanbul’da AFAD’ın on binlerce ilan edilmiş toplanma alanları var diyiyor.

    Istanbul belediye başkani ne diyiyor.

    Ekrem İmamoğlu, “Keşke ‘on binlerce toplanma alanı var’ diyebilseydim. Maalesef bu doğru değil.”

    Inşaatçilar ne diyiyor

    İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube başkanı, toplanma alanlarının 496’dan 70’e indiğini ve diğerlerinin yerined avamlar yapıldiğini açikliyor.

  16. 20 yıl önce yaşanan Marmara Depremi, beklenen büyük Istanbul depreminin ne habercisi ne de öncüsü idi, bilakis, müstakil bir depremdi ve bu felaket, olası, beklenen büyük Istanbul depremi gerçeğini değiştirmiyor.

    2011′ de yaşanan Van-Erciş depremi de çok acı sonuçlar doğurmuştu.
    Arada yaşanan farklı yerdeki farklı depremler de ha keza…

    Deprem kuşağı bir coğrafyada ülkemiz ve tarihi olarak, özellikle Istanbul, bu acı tecrübeyi defaatle yaşamış bulunuyor.

    2000’den bu tarafa yurdumuzda aşırı derecede (sözde) imar faaliyeti gerçekleşti; aslında bu inşaat sektörü üzerinden bir rant ve istihdam elde etmekle alakalıydı.

    Yeni hükümet, Ağustos 99″ deptemini de ekonomik-yapısal programı içerisine örnek alarak mesnet yapmış, imar faaliyetlerinde, bunun sonuçlarını göz önünde bulundurarak icra edecekti.

    Köprünün altından çok sular aktı ve gelinen noktada çok şükür hasar ve can kaybı olmayan küçük bir İstanbul depremi daha yaşamış olduk.

    Söylenenin, vaatlerin ne kadar afaki hatta “yalan” olduğunu yaşayarak görüyoruz.

    Şimdi harcanan onca kaynak ve emeğe karşılık ülkemizin göz bebeği, kalbi olan; üzerinden kaynak ürettiğimiz, doyasıya tükettiğimiz Istanbul’umuzu, dünyanın diğer metropol şehirlerinin yanında öksüz, boynu bükük ve “yüzü yerde” bırakıyoruz.

    Istanbul bunu hak etmiyor!

    Istanbul demek Türkiye demek hatta daha ötesi…

    Yazık, çok yazık.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız