Elazığ depreminin ardından: Saniyesi saniyesine tanığı olduğum 1999 depremini yeniden yaşadım…

33

Elazığ’da 6.8’lik deprem oldu. Uzmanı “Bu, 30 atom bombası şiddetinde bir enerji boşalması anlamına geliyor” tespitinde bulundu. Yetkililer panik havasını engellemek için seferber oldular. İlk elde fazla can kaybı olmadığı bilgisi ile herkese/hepimize “Çok şükür” rahatlaması geldi. 

Benim zihnim ise derhal o meşum 17 Ağustos 1999 depremi tanıklığıma gitti.

O gece bir dost evinde yemekli bir davetteydim. Gecenin bir yarısına kadar sürdü sohbetimiz. Tatilini bir yakınının yanında geçirmekte olan bir dostum beni yolu üzerindeki Eskihisar feribot iskelesine bıraktı. Arabam karşı taraftaki iskelenin otoparkındaydı. Topçular’a indiğimde saatim 02.45’i gösteriyordu.

Yalova’daki heykelin uzaktan görünmesiyle birlikte kullandığım aracın sağa doğru çektiğini fark ettim. İlk düşüncem “Tekerlek patladı herhalde” oldu. Hemen toparladı kendisini saniyeler sonra araç, ilerlemeye devam ettim. Heykelin yanına geldiğimde ilk gözüme çarpan, yerde sürünen kalın mı kalın bir elektrik kablosu oldu. Bir de ortalık zifiri karanlığa bürünmüştü.

Kolumdaki saate baktım. Saat 03.05’ti.

Marmara depremiydi bu

İşte o andan itibaren depremin ilk canavarca etkileri gözlerimin önünden akmaya başladı: Etraftaki binalardan bazılarının çatısı benim göz hizama inmişti… Evlerden yazın en sıcak akşamlarından birinde o anki yatak kıyafetleriyle dışarıya fırlayan insanlar tam bir ‘kıyamet’ manzarası veriyorlardı… Yollarda sular barajlardan boşanmışcasına akmaktaydı…

Kalabalık aile fertlerimin tatili birlikte geçirdikleri Çınarcık’taki eve sağ-salim olduğumu bildirmeye kalktığımda cep telefonumun çalışmadığını fark ettim. 

Reklam

Normalde 15 dakikada alınabilecek yol ise bir türlü bitmiyordu. 

Köydeki eve vardığımda herkesin ne yapacağını bilmez halde bahçeye taşındığını gördüm.

Evin bulunduğu köyün girişinde yeni yapılmış çok katlı binalardan biri yerle bir olmuştu; tıpkı yol üzerindeki onlarca başka bina gibi…

Heyecan yatışınca kardeşimle birlikte sabahın ilk ışıklarıyla yola koyulduk. 

‘Kıyamet manzarası’ daha farklı bir görünüm almıştı. 

Afete müdahale ekipleri yerle bir olmuş binaların önünde enkaz kaldırma ve depreme içeride yakalandıkları için enkaz altında kalmış insanları kurtarma faaliyetini başlatmışlardı. Enkazlar altından çığlıklar geliyordu.

Enkaz altında kalanların yakınları perişan halde kurtarma faaliyetini izliyorlardı.

Yalova merkezin girişinde iki taraflı uzanan tatil evlerinden oluşan sitelerin bazıları büyük hasar görmüştü. En fazla can kaybı o evlerde oldu zaten.

Reklam

Aklım o gün orada durdu.

Köydeki eve döndüm. Hem o sırada köşem olan Yeni Şafak’a, hem de haftada üç kez katkıda bulunduğum Turkish Daily News gazetesine yazılarımı o halin etkisi altında yazdım.

Yazdım da, yazıları gazetelere nasıl geçecektim?

Evdeki sabit telefon çalışmıyordu.

Cep telefonları sinyal sesi vermiyordu.

Dizüstü bilgisayarımı yanıma alıp Yalova’nın dört bir tarafında cep telefonu sinyali arayışına çıktım.

Kentin en tepe noktasında sinyal alabildim ve yazıları geçebildim.

Evimizin bulunduğu köye yeniden döndüğümde, annem-babamın, kardeşimin ailesi bireylerinin ve bizim çocukların dehşet halleri devam ediyordu.

Yıllardır tatillerimizi geçirdiğimiz ev depremden etkilenmemişti, ama köyün hemen girişindeki yeni yapılmış binaların altından hala sesler gelmekteydi.

Hane halkından herkesin gözü yollardaydı.

Bizler Ankara’ya, diğerleri İzmir’e doğru yola çıkıldı.

Deprem yaşamışlık bizi yıllarca tatillerimizi geçirdiğimiz evden, evin bulunduğu köyden ve Yalova’dan soğuttu.

Çocuklar bir daha eve dönmek istemedi.

Ve Elazığ depremi…

“Elazığ’da 6.8’lik deprem oldu” haberi bana doğal olarak 20 küsur yıl önce bire bir yaşadığımız 7.4’lük Marmara depremini hatırlattı.

Birkaç gün önce de Manisa/Akhisar merkezli daha küçük çaplı bir deprem oldu.

Uzmanlar nicedir “İstanbul yeniden sallanacak” uyarısını yapıyorlar.

Yetkililer “Ülkemiz deprem kuşağında, hazırlıklı olun” diyorlar. 

Nasıl hazırlıklı olunur ki depreme bireysel olarak?

Bizleri hazırlıklı tutacak, deprem olduğunda afeti az hasarlı atlatmamıza yarayacak tedbirleri esas alması gerekenler hazırlıklı mı?

Marmara depreminde, 17 Ağustos 1999’da, kayıtlara göre 18 bin 373 kişi hayatını kaybetmişti. Bir bölümü her yıl yaz aylarında aynı mekanları paylaştığımız insanlardı bunların. Bizim burnumuz bile kanamadı, ama onların kaybı yüreklerimize oturdu ve hala orada.

Elazığ depremi de, bu sebeple, orada yaşayanlar kadar beni etkiledi.

Allah ülkemize bir daha böyle afetler yaşatmasın.

ΩΩΩΩ

33 YORUMLAR

  1. İyi dilek ve duada bulunmak adetten olmuş….

    Allah depremzedelerimize kolaylık versin. Allah daha beterinden saklasın. İstanbul’daki beklenilen muhtemel yıkımdan korusun, veya o beklenen büyük olayı minimum zararla atlatmamızı temin eylesin. Dualarımız o yönde. Ancak, tedbir almak, hazırlıklı olmak konusunda işin doğrusu varken bunu aklen bulduramayıp, yapmayan organize bir topluma hazırına gökten inme bir şekilde göstere göstere kolaylık pek yok. Eski toplumlar, misal Hz. İsa döneminde, gökten bir sofra indirilmesi istenmiş ve neticede inmiş te (Maide) ama böylesine bir hazırcılık çok çok nadir bir olay. Peygamberler zamanında bile bunu pek yapmamış Allah. Kendimize sormalıyız, biz kaç paralık bir toplumuz? Allah Evreni – Tabiatı işleten kendi koyduğu kurallara bizim hatırımıza müdahele etmez.

    Einstein Evrenin düzeni üzerine çalışan önemli bilim adamlarından biri. Tanrıya inanıyor ancak o tanrı düzene müdahele eden bir tanrı değil (bilimsel olarak kafasına yatan tanrı bu nitelikte). Allahın Kuran’da da anlatıldığı bir kaç istisna dışında düzene müdahelesi yok (sofra indirme meselesi bile öncelikle hoş görülmüyor tersleniyor. Ancak, İsa peygamberin çok içten duası üzerine kabul oluyor ve Maide süresi ayetlerine geçmiş oluyor). Allah’ın bu istisnaların dışında toplum olarak, ilahi torpil şeklinde algılanabilecek yardımı yok. Niye yok. İmtihandasın. İltimas geçmek, kopye vermek Allahın şanına, nesnelliğine, Yaratıcılığına yakışmaz. Sofra istemek Allah’ı imtihan etmeğe girdiği için hoş görülmemesi doğal.

    Ancak, toplum içersinde yaşayan kişiye bireysel bazda Allah kuluna yardım eder, hatta mucize şeklinde algılanabilecek inayette bulunabilir (personalize ihtimam) o ayrı konu. Einstein buna inanmıyor. Hangi din olursa olursa-yahudilik veya hristiyanlık veya İslam, personalize dini reddediyor. Einstein’ın inancı bu anlamda, bir çoğu gibi “Deist”likten öte gidemiyor. Diğer taraftan kendisi siyonist marka bir yahudi. Bu da bilinen bir gerçek. Oysa ki toplum içinde yaşayan Allah indinde ortalama notu yüksek, kalbi rahat, bundan emin kulları olabilir. Allah bunların yüzü suyu hürmetine topluma da yardımcı olabilir. Ancak bu konu kendisinin bileceği bir konudur. Bize ancak Allah’a karşı dine ve topluma karşı sorumluluğumuzu yapmak düşer, gerisi Allah’a kalmış. Şüphesiz, DiNe ve topluma karşı sorumluluk tedbir almayı da içeren bir konudur. Biz tedbirimizi almış mıyız? Tedbir iyinin iyisini mühendislik olarak ortaya koyabilmek demektir. Bunun DiNen de en doğru yolu da Bilim-Teknik ile, yani eşyanın tabiatına uygun olarak alınan tedbirdir. tedbirmizi almışmıyız? Hayır! Allah’ın düzeni çetin (bu bir ayettir). Tedbirini almayan bizim gibilere daha da çetin!

  2. İslam dünyasında yaygın bir inanç, depremlerin Allah tarafından cezalandırma veya uyarı amaçlı yapıldığıdır. Buna göre günahları fazla artmış insanların fay hatları üzerinde ve yakınında oturuyor olması gerekir ki depremle cezalandırılsınlar. Günahları az insanların ise fay hatlarından uzakta oturuyor olmaları gerekir. Oysa toplumsal dağılıma baktığımızda insanların rastgele yerleştiklerini görüyoruz.

    Dünyaya baktığımızda ise örneğin Japonya’da büyük depremlerin sık olduğunu görüyoruz. Yani Japonlar ahlaksız oldukları için cezalandırılıyorlar mı diyeceğiz? Ya da Japonlar binalarını depreme dayanıklı yaparak Allah’ın cezalandırmasını önlüyorlar mı demek gerekecektir?

    Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir ve hikmetinden sual olunmaz, kulları onun hakkında bir hüküm veremez. Fakat depremleri bu şekilde yorumlamanın doğru olmadığı da açıktır. Zira depremlerin fay hatları üzerinde oluştuğunu biliyoruz. Üstelik fay hatları büyüklükleri ile orantılı bir şiddette deprem üretiyorlar.

    Kuran’da bir ayette mealen şöyle diyor: “İçinizden bazıları var ki, biz o kararları alırken sanki yanımızdaymış gibi konuşuyorlar.”

    Türkiye’de birileri deprem ile kumar oynuyor, birileri de bu kumara seyirci kalıyor. Büyük deprem felaketinden korunmak için siyasi bir depreme ihtiyacımız var gözüküyor.

  3. Elazığ’daki depremlerin tarihçesine baktım; 1900 ila 2017 arasında irili ufaklı tam 60 deprem meydana gelmiş, ayrıca daha önceki tarihlerde (1650-1900) meydana gelmiş 8 adet büyük deprem var ! Allah bu devlete akıl fikir ihsan etsin , hayatını kaybedenlere de gani gani rahmet eylesin ; onlar zaten şehittir .

  4. Abuk subuk siyasi reklamın sırası değil. Acılar taze. Elazizdeki enkazlardan eski turkiyenin cizirtili başbakanı mi sorumlu hala? Büyük depremin üzerinden 20 sene geçmiş, sadece poturgede 100 ev yıkılmış. Bırakın eski yeni geyiğini. Turkiyede eski yeni diye bir şey yok. Cahil cesaret ve umursamazlığı, cukkacilik, cikarcilik esas. Kim gelirse gelsin. Reno 9 arabası, çürük binanın altında kalmış garibanın üzerine suçu yükleyip, ecevit kadar aciz değiliz propagandası ile günü kurtarmak da aynı zihniyetin ürünü.
    Deprem gümbür gümbür geliyor, hala halk yıkılacak yüz binlerce evde kalıyor hala. Hepsi yıkılıp ölünce, tokiye tasinsaydiniz böyle olmazdı diyeceksiniz. Bırakın bu propaganda dumenlerini. İstanbul depremi için acilen tehlikeli evleri boşaltın. Müteahhitlerin elinde binlerce satilamayan bina var. Sağlamsa, alın yıkılacak bina sahiplerine dağıtın. Illa toki moki diyerek, tedarikçi şirketlere cukka dağıtmak zorunda mısınız?
    Boş lafı bırakın
    Propagandayi bırakın
    Eceviti de rahat bırakın
    Kanalla manalla halkı oyalamayin. Amerikan ve rus gemileri nerden geçerse geçsin.
    İstanbulu acil ele alın
    Hazreti Allah peygamber göndermeyecek bir daha. Kenar bucak depremlerle vahy ediyor. Aklınızı başınıza alın. Size emanet edilen halka acıyın.
    Bir işe yarayın…

    • Tarkan bey, önce geçmişte neydik bugün nasılız aradaki farka bi bakalım, sonra mevcut gelişmeyi bi takdir edelim, ondan sonra da eksik gedik varsa eleştirelim geliştirelim; işkembeden atmak yok..! İktidarı eleştirirken şöyle bi yol da deneyebiliriz: istanbula kanal yapalım mı dediler, bi tane de anadolu yakasında olsun diiceksin ve çanakkalenin başı kel mi, orda da yapılsın diceksin! Boğazda köprü mü yapılacak, tünel mi kazılacak; bunlar ilerde yetmez iki gidiş iki dönüş 4 tünel olsun diiceksin! Marmaray metro filan mı yapılıyor; öküz gibi her gün trene mi binceez, yazın da canımız vapura binmek ister, iskele ve sefer sayıları arttırılsın, gemi modelleri yenilensin diiceksin! Şehir hastanesi mi yapılıyor; önce bizim şehre gelsin diiceksin! Her şehire üniversite havaalanı mı yapılmış; keşke yarı olimpik yüzme havuzu da olsa diiceksin! Hızlı tren mi yapılıyor, şimdiye kadar yapmayanları allah kahretsin, ben kullanmasam bile başka bir müslüman kullanır nasıl olsa diiceksin! Ondan sonra da hala yapılmamışsa bu iktidara oy vermiiceksin anladın mı? Gidip oyunu bio arıtma tesisi inşaatını durduran ibb imamına vereceksin..! Nasıl bunlar işine yarar mı..?

      • Gayret bey. O dediğin yatırımları milli ekonominin karından yaparsan güzel olur. Fakat Erdoğan’ın yaptığı gibi sürekli borçlanarak yaparsan sonunda ekonomi tıkanır. Bu yapılanlar hesapsız kitapsız işler, milli ve yerli değil. Borç yiğidin kamçısıdır sözü fabrika yaparsan geçerlidir, inşaat yaparken değil. Toplam dış borç 500 milyar doları buldu, ne yapıldıysa borçla yapıldı. Hikaye anlatmayın.

    • Milli mutabakatı hiç bir şekilde sağlama imkanı kalmamış bir idare, büyük depremden önce rafa kalkmalı. Büyük deprem başa geldiğinde tüm halkı ağır acıları göğüsleme hususunda tek yürek haline getirebilecek yipranmamis yeni yüzler gerek.
      Deprem olmuş hala germenin, laf sokmanın derdindesiniz.
      Togg çıkardık insanlar bu başarıyı niye sahipleniyor,
      Acılar var, acı etrafında niye toplanamiyoriz?

      Gerginlikten çıkardığı nagmelerle geçimini sağlayan bir hükumet, gerilmiş fay hatları üzerindeki sosyal ve siyasi depremlere ve çöküşe götürür.

      Artik toparlayıci birileri olmalı.
      Sağ sol
      Islamci laik
      Sunni alevi
      Gerginlik hatlarından beslenme devri geride kalmalı. Y ve z kuşağı için bunların çok fazla anlamı kalmadı.

      Deprem anında hatasından özür dilemeyi bilen
      Geçmiş iktidarlara teşekkür etmeyi bilen,
      O donemin şartlarında onlar ancak bu kadar yapabildi, onların başlattığı çizgiler üzerinde guzel gelişmeler oldu, onlara göre daha şanslıyız diyebilen bir zihniyet lazım.
      20 senedir, ayakta duramayan ecevit hikayesi üzerine efsaneler inşa etmeyi refleks haline getirmiş kompleksli, propaganda makinası bir kafa artık emekli olmalı. Bu zihniyet değişmeli. Adı troll veya olta her ne ise… Bununla kendini tatmin eden zevzekan bir kenara çekilmeli.

      Ertuğrul özköşk deniyordu bir zamanlar. Ecevit hakkında,
      Yeni nesiller bilgisayar kullanıyor, bu hala notlarını daktilo ile yazıyor. Mecliste eski moda gerginlikleri, eski daktilosu ile yazıyor. Erika daktilo.
      Bu eski erika artık gitmeli demişti.
      Depremden, ve bazi sosyal siyasi depremlerden sonra yazmıştı bu yazıyı.

      Büyük deprem olmadan,
      Gerginlik ustaları çekilmeli.
      Fay hatlarında yeteri kadar gerginlik var. Bunlar kırılmadan, çokmeden…
      Fay hatları üzerindeki memleketimizin, gerginlik ustalarına değil,
      Dengeli, yumuşatan, gerginliği absorbe etmesini bilen hakiki siyasilere ihtiyaç var. Herkesi kucaklayan
      Herkesin gönül huzuruyla, içten kucaklayabilecegi birleştirici yeni yüzlere ihtiyacımız var.
      Siyasi partileri atlatilmasi, kaziklanmasi, devre dışı bırakılması gereken rakipler olarak değil,
      Temsil ettikleri toplum katmanlarinin sözcüleri olarak gören
      Ve onlarla ortak hareket edebilmeyi meziyet gören ve bunu başarabilecek kucaklayıcı bir profile ihtiyacımız var.

      Bu deprem bunu bir kere daha gösterdi.

      Troll tarzı, depremden reklam çıkarmaya çalışan siyasi çakallık unutulmali artık.

  5. Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayıdır deprem.
    Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.
    Dünyanın oluşumundan beri, sismik yönden aktif bulunan bölgelerde depremlerin ardışıklı olarak oluştuğu ve sonucundan da milyonlarca insanın ve barınakların yok olduğu bilinmektedir.
    Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir.
    Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, yurdumuzun %92’sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98’i ve barajlarımızın %93’ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir.

    KONU İLE İLGİLİ AYETLERDEN BAZILARI:
    ” Derken o şiddetli deprem onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü donakaldılar. “(A’raf süresi,91.ayet).
    ” Musa tayin ettiğimiz vakitte kavminden yetmiş adam seçti. Onları o müthiş deprem yakalayınca Musa dedi ki: «Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! “(A’raf süresi,155 . Ayet).
    ” Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! “(Hac süresi, 1.ayet).
    ”Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.”(Şura suresi,30.ayet).
    ”Yoksa O’nun, kara tarafında sizi yere batırmasından veya üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermesinden emîn mi oldunuz? Sonra kendinize, (sizi koruyan) bir vekîl de bulamazsınız.”( İsra Suresi ,68.Ayet).
    ”Bunun üzerine (biz de) her birini günâhı sebebiyle yakaladık. Artık onlardan kiminin üzerine, (taş yağdıran) bir kasırga gönderdik! İçlerinden kimini de o (korkunç) ses yakaladı! Onlardan bazısını ise yere batırdık! İçlerinden bazısını da suda boğduk! Hâlbuki Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar (bu isyanlarıyla) kendilerine zulmediyorlardı.”( Ankebut Suresi ,40.Ayet).
    ”De ki (Allah), üzerinizden veya ayaklarınızın altından, azap göndermeye kadirdir. Yahut bir fırkayı(milleti) musallat ederek bazınıza, bazınızın azabını tattırır. Bak! Ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz? Umulur ki fıkhederler(aklederler)”.(EN’AMSURESİ,65.AYET).
    KONU İLE İLGİLİ BAZI HADİSLER:
    ”Ümmetim için depremler günahlarına kefaret olur.”(Hakim).
    ”Allahü teâlâ, depremleri iyilere öğüt, müminlere rahmet, kâfirlere ise azap kılar.” (İ.Asakir).
    ”Suda boğulan, yangında ölen, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, şehittir).”(İbni Asakir).Hadiste ifade edilmek istenen mana ,şehit sevabı alır demektir.
    -Geçmiş ümmetlerden bir kısmına deprem ile azap yapıldı. Toprak altında kaldılar. Bunların arasında salihler de vardı denildiğinde:”Evet, salihler de birlikte helak oldular. Çünkü Allahü teâlâya isyan olunurken susmuşlardı.”denilmiştir. (Taberani).
    ”Günahlar açıktan işlenmeye başlanınca, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır.” (Taberani).
    “Evet, arzın (dünyanın) evvel-i hılkatine (ilk yaratılışına) bakıyoruz ki: Mâyi‘ (sıvı) hâline gelen bir madde-i seyyâleden (akıcı maddeden) taş ve taştan toprak halk edilmiş (yaratılmış). Mâyi‘ kalsa idi, kābil-i süknâ (yerleşmeye müsâid) olmazdı. O mâyi‘, taş olduktan sonra demir gibi sert olsa idi, kābil-i istifâde (faydalanmaya müsâid) olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini (üzerinde yaşayanların ihtiyaçlarını) gören bir Sâni‘-i Hakîm’in (herşeyi san‘atlı ve hikmetli yaratan Allah’ın) hikmetidir. Sonra tabaka-i türâbiye (toprak tabakası), dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dâhilî inkılâblardan (iç hareketlerden) gelen zelzeleler dağlarla teneffüs edip, zemîni hareketinden ve vazîfesinden şaşırmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların (canlıların) levâzımât-ı hayâtiyesine (hayâtî ihtiyaçlarına) birer hazîne olsun. Hem havayı tarasın. Gâzât-ı muzırradan (zararlı gazlardan) tasfiye etsin (temizlesin). Tâ teneffüse kābil (müsâid) olsun. Hem suları biriktirip iddihâr etsin (depolasın). Hem zîhayâta lâzım olan sâir ma‘denlere menşe’ (kaynak) ve medâr (vesîle) olsun.”Said *-i Nursi,Mektûbât; 33. Mektûb.

  6. Depremden 2 gün önce bir gazetede küçük bir haber dikkatimi çekmişti. Bir Jeoloji Profesörü Türkiye’de bazı şehirlerin deprem fay hatları üzerine kurulu olduğunu söylemiş. Saydığı şehirler içinde Elazığ da vardı.

    Türkiye’de şehir planlamasında deprem fay hatlarından uzak durulması kuralına uyulmuyor. 1)Fay hattı üzerine kesinlikle bina yapılmaz. 2)Fay hattına yakınlığına göre de inşaat projelerinde temelin niteliği değiştiği gibi güvenlik katsayıları artırılır. Bu da tabii olarak inşaat maliyetlerini artırır.

    Deprem önlemleri konusunda geçmişten bugüne her hükümet ve belediyenin sorumluluğu vardır. Çok eskilerde fazla bina yapılmadığı gibi teknolojik imkanlar da kısıtlıydı. Fakat 1999 büyük depreminin yaşatarak öğrettiği tecrübeler 2000 ve sonrası iktidarlarının sorumluluğunu daha fazla artırmıştır. Ancak üzülerek görüyoruz ki, deprem gerçeğine karşı özellikle büyük şehirlerin nüfus artışını önleyici politikalar yerine tam tersi yapılarak nüfusları çok hızlı artırılmıştır.

    İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde olabilecek büyük bir deprem hem çok yüksek insan kayıplarına hem de altından kalkılması zor ekonomik çöküşlere yol açacaktır. İstanbul merkezli büyük bir depremde yüzbin insan ölür, milyona yakın yaralanma olur. Aşırı yoğunluk ve yıkılan binaların kapattığı yollar nedeniyle kurtarma faaliyetleri aksar, yangınlar söndürülemez, salgın hastalıklar başlar v.b. tam bir felaket yaşanır. Tüm Türkiye ekonomisi etkilenir, iktisadi hayat durma noktasına gelir.

    Gerçekçi olalım. Türkiye’nin mali gücü İstanbul’daki depreme dayanıksız tüm binaları yıkıp yenisini yapmaya yetmez. Buna fay hatları üzerinde veya çok yakınındaki ekonomiyi yürüten bazı büyükşehirleri de (Bursa gibi) ekleyin. Yapılacak şey şudur:
    1. Bu şehirlerde yeni imar sahaları açmayıp nüfus artışlarını durdurmak,
    2. Büyük şehirlere yapılacak yatırımları seçilen 4-5 şehirde büyük sanayi bölgeleri kurmak için kullanmak, bu şekilde tersine göçü başlatmak,
    3. Tarımı ve hayvancılığı canlandırmak için köy, kasaba ve ilçelere yönelik milli (ulusal) bir proje başlatılmalıdır. Bu proje sadece mali teşviklerle sınırlı olmayıp bilim ve teknoloji destekleri ile medeni yaşam için modern kırsal yaşam hedeflerini de kapsamalıdır. İyi bir sineması tiyatrosu, restoranları, kültür-sanat hayatı olmayan yerlerde okumuş insanları tutamazsınız.

    Kısacası Türkiye rantiye-şantiye sarmalından kurtarılıp akılcı ve paylaşımcı bir yöne doğru evrilmelidir. Bunun için de tersini yapanları eğitmeye çalışmak, onlara nasihat etmek falan boş işlerdir. Yapamayan gitmeli, yapabilecek olanlar gelmelidir.

    • Sayin F.K.T Allahdan o jioloji profösörün yazdığı gazeteyi ve ismini yazmamışsınız!
      Yoksa hemen silivriyi boylardı.

      Bir kaç ay önce ABD nin Washington eyeletinin Seattle şehrindede deprem oldu! Tek bir kişi hafif yaralandı. Haftalar önce deprem olacağı uyarısı yapıldı ve deprem anınında sonrasında ne yapacaklari öğretildı. Insanlar en az 10 gûn yetecek kadar yiyecek içecek hazırladılar.
      Hiç bir bina zarar görmedi.

      Bizim politikacılar aynen Okyanusdaki katıl balınalar gibı! bir türlü mideleri doymadığı içın bilimi sevmezler…
      Biz her dalda insan yetiştır, dişariya üste para vererek ihrac ederiz.

  7. Küçük depremler dostumuz,
    Çünkü bizi uyarıyor.
    Büyük depremler düşmanımız,
    Çünkü bize zarar veriyor.
    Dostun uyarısını dikkate almalıyız.
    Düşmana karşı hazırlıklı olmalıyız.

  8. Tüm Konya kendiliğinden yıkılan “Zümrüt Apartmanı” nı günlerce kaldıramadı.
    17 Ağustos ta bize hiçbir şey anlatamadı.
    Elazığ
    Şu anda eleştirir isen provakasyon, ajitasyon.
    Yarın zaten unutacağız.
    Cuma ve bayram mesajı gibi olduğunu bilerek, elimizden gelen, “ölenlere rahmet, yaralılara acil şifa, kalanlara sabır” dilemek.

  9. Allah İstanbul’u da korusun! Bu ve daha büyüklükte (beklenen!) bir depremin sonuçları -Allah muhafaza- İstanbul değil, bütün Türkiyeyi ve hatta ülkemizle ilişkili her ülkeyi, herkesi/işi olumsuz etkiler.

    Her durumda ve her konuda İstanbul’umuzun (burada yaşayan biri değilim) kıymetini bilmemiz gerektiğini vurgularım. Çünkü ‘İstanbul demek Türkiye ve hatta daha da ötesi demektir’ diye dilime pelesenk ettiğim bir lafım da vardır.

    İstanbul’a aşırı, gereksiz yüklenmekten vazgeçmelidir. Oranın nüfusunu artırmak bir yana -Kanal projesiyle nüfusunun 25 Milyona çıkması bekleniyormuş- azaltılması taraftarıyım.

    İstanbul’un yükünü nüfusuyla beraber Anadolu’ya dengeli bir şekilde yaymalı, İstanbul’a olan ve Anadoluyu değersizleştiren akımı tersine çevirmeliyiz.

    Kanal İstanbul projesinden başlayarak oraya düşünlen yatırım sermayesini ve değişik sektörlerdeki gerek kamu ve gerekse özel sektör yatırımlarını Anadolu’ya yaymalı, tersine nüfus göçü başlatılmalıdır.

    Bu, son 20 yılın lokomotif sektörü olan ve rant üzerine kurulu inşaat sektörüne heba edilen kaynağın başka reel getirisi olan sektörlere kaydırılmasını da getirecektir. Bunun, hem ekonomiyi, istihdamı ve hem de sosyal hayatı geliştiren bir yönü de olacaktır.

    Ülkemizde meydana gelen her depremde konu “büyük İstanbul depremine” gelir, bir kaç güzellemeden ve alınan/alınacak tedbirlerden bahsedilir; gerisi “aynı tas aynı hamam”…

    Ağustos 1999 depreminden ve arada yaşanan Afyon, yıkıcı Erciş, Van (2011) depremlerinden bu tarafa, Allah aşkına, İstanbul, beklenen büyük şiddetteki bir depreme ne kadar hazırlandı; aksine onun sonuçlarını ağırlaştıracak bir çok olumsuzluklar had safhada değil mi?

    Valla bu haliyle yaşanacak olası bir İstanbul depreminde -Allah muhafaza- ne ekonomi kalır, ne jeopolitik güç kalır, ne ordu ne de diğer kurumlar…hepsi de gücünü kaybeder -Allah korusun- dış baskılara- etkileşimlere maruz kalır ülkemiz.

    Hele siyaset kurumu ve politikacıların hiç yüzü kalmaz,değeri de…
    Çünkü; (KHK’ları da içine alarak söyleyeyim) kanun koyucu yasa yapıcı;, ekonomi, yatırım, yapılaşma ve güvenlik v.b. konularda kararı onlar alıyor, onlar da uyguluyorlar.

    Hem hesap onlara kesilir, hem de işin vebali sırtlarında kalır.

    Şimdi de hala, hem İstanbul ve ülkemizi depreme ve sonuçlarına hazırlama ve hem de ülkemizin birlik beraberliğini (kutuplaşmayı ortadan kaldırmak suretiyle) yeniden inşa etme; ulusal-uluslararası barış ve kalkınma odaklı icraat ortaya koymak iktidarın sorumluluğunda..sevabı da vebali de onlar ait.

    • Düşüncelerinize katılıyorum. Bir yılı aşkın bir zaman oldu, şimdi ismini hatırlamadığım bir Youtube kanalında (muhtemelen Medyascope) yine ismini hatırmaladığım iki şehir planlama uzmanı, İstanbul etrafındaki illerde bir tarım kuşağı oluşturulmasını öneririyorlardı. Hatırlayıp burada aktaramayacağım, ama dinlediğim sıra bana bir hayli ikna edici görünen projeksiyonlara dayalı verilerle, planlı ve modern tekniklere dayanan böylesi bir tarım kuşağının İstanbul’dan çevreye doğru bir göçü teşvik edeceği, işsizliğin basıncını bir nebze de olsa hafifleteceği, çok uzak illerden bu dev kente sebze ve meyve taşımacılığının zaten rasyonel olmaktan çoktan çıktığı dile getiriliyordu.

      İncir çekirdeğini doldurmaz meseleler etrafında gündelik ve son derece yüzeysel meselelerden uzaklaşmaya çalışarak zihnimizi bu tür alanlara yoğunlaştırsak hepimizin hayırına olacak bu.

      • Hasan bey, nasılsa ben istanbulda oturmuyorum deyip olayı geçiştiremezsiniz veya o hasan ben değilim deyip sıvışmaya da kalkışmayın, önerim açık; toki eliyle yapılacak depreme dayanıklı ama daha estetik kentsel dönüşüm projelerine ağırlık verilmesini destekliyor musunuz? Sonuçta proje sahalarında sizi de mutlu edebilecek şekilde hobi bahçeleri filan da düşünülebilir belki ama öyle bütün istanbulu doyuracak çapta ekotarım çiftlikleri veya kolhoz solhoz kooperatifleri işi biraz zor ama..!

    • Hasan bey allahtan gene konuyu getirip bir iki ayet ve hadise bağlamamışsınız; gerçi sizden önce o iş halledilmiş zaten ama neyse… önceki yorumumda da işaret ettiğim; tüm ülkede kentsel dönüşüm projelerine öncelik verilmesi(khk larla da olsa!) ve depreme dayanıklı daha çok toki evi yapılması teklifime katılıyor musunuz..?

  10. En güzel ve en ucuz ev deremde veya selde yıkılmayan evdir. Eski türkiyede olsa böyle bir depremde o bölge yerle yeksan olurdu, daha yeni vanda olduğu gibi; ama toki sağolsun, van ve çevresindeki derpremde bile toki evlerinde tek çizik yoktu. Devletimiz aynı anda harekete geçmiş ve devletbaşkanımız da aynı gün vana ulaşmıştı; sonra 12 ayda tamamlanan binlerce yeni tokievi de orada mağdurlara teslim edilmişti. Öyle sayın yazarın bahsettiği büyük depremdeki gibi başbakanın olaydan üç dört gün sonra radyodan işitilen cızırtılı sesi gibi rezillikler çok şükür artık eski türkiyede kaldı. Yalnız bu izmir ve bodrum gibi uzun süredir chp tarafından toki ye direnilmiş yerlerde ve son seçimlerde istanbuldaki akom koordinasyon merkezini de elegeçirmiş oldukları düşünülürse kapımızda bekleyen asıl tehlikenin büyüklüğü de heralde daha iyi anlaşılmış olacaktır..! Sahi elazığ tokide durum nedir..?

  11. İktidarın artık şapkayı önüne koyup kanal İstanbul hayallerinden vazgeçip deprem istanbula odaklanması gerekiyor.
    Deprem istanbul Allah korusun ne kanal bırakır ne istanbul.
    Kanal İstanbula harcanacak paranın yarısı ile İstanbul depreme güvenli hale getirilir.
    Kanal İstanbul güzergahından tarla alanlarda emekliliklerinde İstanbulun ihtiyacı için sebze bakliyat ekerler.
    Bu şekilde yararlı bir iş yapmİş olurlar.

    • Sn.femdamat, maalesef istanbulun yerel yönetimi merkezi hükümetle işbirliğine yanaşmıyor, bence siz duşakabini söktürüp bi depremkabini alsanız daha iyi olur..! O sebze bakliyat işini de unutun bence; kadıköy rıhtımındaki deniz anası sürüleriyle idare ediverin artık..!

  12. Altıncı Sual:
    Zelzele, küre-i arzın içinde inkılabat-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işaa edip, âdeta tesadüfî ve tabiî ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin manevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar; tâ ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikatı varmıdır ?
    küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlahî haricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi madenî inkılabat dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlahî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi’ etmek; ne derece belâhet ve divaneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelal’in müsahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için “ateşlendir” diye olan emr-i Rabbanîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir.
    (Sözler 173.sh – Risale-i Nur)

    • Altıncı Sual:
      Zelzele, küre-i arzın içinde inkılabat-ı madeniyenin neticesi olduğunu ehl-i gaflet işaa edip, âdeta tesadüfî ve tabiî ve maksadsız bir hâdise nazarıyla bakarlar. Bu hâdisenin manevî esbabını ve neticelerini görmüyorlar; tâ ki intibaha gelsinler. Bunların istinad ettiği maddenin bir hakikatı varmıdır ?
      küllî olsun- irade ve ihtiyar ve kasd-ı İlahî haricinde olmaz. Fakat Kadîr-i Mutlak hikmetinin muktezasıyla zahir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor. Haydi madenî inkılabat dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlahî ile olur; başka olamaz. Meselâ: Bir adam bir tüfek ile birisini vurdu. Vuran adama hiç bakılmasa, yalnız fişekteki barutun ateş alması noktasına hasr-ı nazar edip, bîçare maktûlün büsbütün hukukunu zayi’ etmek; ne derece belâhet ve divaneliktir. Aynen öyle de: Kadîr-i Zülcelal’in müsahhar bir memuru, belki bir gemisi, bir tayyaresi olan küre-i arzın içinde bulunan ve hikmet ve irade ile iddihar edilen bir bombayı, ehl-i gaflet ve tuğyanı uyandırmak için “ateşlendir” diye olan emr-i Rabbanîyi unutmak ve tabiata sapmak, hamakatın en eşneidir.

      (Sözler 173.sh – Risale-i Nur)

  13. Elazığ depreminde yaşamını yitirenlere rahmet, yakınlarına ve sevenlerine sabır dilemekten başka elden bir şey gelmiyor. Depremlerin sürekli tehditi altında olan topraklarda yaşıyoruz. Bunun gerektirdiği bir akla, farkındalığa sahip olabilmeliyiz artık. Allah esirgesin, Marmara Depremi gibi bir felaketin tekrarlanması durumunda İstanbul gibi büyük metropollerde yaşayacağımız insan kaybı ve yıkım riski, ülkenin asıl ve en başta gelen ulusal güvenlik meselesi. Kanal İstanbul gibi projeler etrafında tartışıp zaman (projenin gerçekleşmesi halinde milyarlarca dolar) kaybedeceğimize, gerçek ve hepimizin takipçisi olacağı tedbirlerin alınmasını talep etmeliyiz bütün siyasal partilerden. Tüm iller ve o illerde yaşayan insanlarımızın yaşamı eşdeğer önemde. Ama, istesek de istemesek de, ekonomik açıdan İstanbul’un Türkiye’nin kalbi olduğu, ranta dayalı çarpık kentleşme yüzünden can kaybı riskinin çok daha yüksek olduğu bir gerçek. En azından deprem konusu siyaset üstü sayılmalı ve burada bir uzlaşma sağlanıp gerekleri yerine gertirilmeli.

      • Pekala olur. Gerçekten bir yolunu bulmalı ve insanları depreme dayanıklı konutlarda yaşar hale getirebilmeliyiz. Sözcüğün gerçek anlamında güçlü bir ülke isek, bunu yapabilmeliyiz.

        TOKİ nedir ne değildir, ayrıntılarına vakıf değilim, ama hayli olumlu bir izlenime sahibim. Aksi taktirde bir ev sahibi olmayı rüyasında zor görebilecek binlerce insana ev satın alma olanağı kazandırdığını biliyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız