Yakın geçmişte birileri “Bırakalım birbirlerini yesinler” diyordu, galiba temennileri yerine geliyor…

66

Bir çokları için tarih AK Parti’nin iktidara gelmesiyle -hatta fırtınalara rağmen iktidarda kalacağının anlaşılması ile- başladığı için, bizim gibi eskilerin hafızasında yer alan olayların ara sıra hatırlatılması gerekiyor…

Öyle çok gerilere gideceğim sanılmasın; 28 Şubat diye anılan sürecin (1997-) biraz gerisi ile süreç ve hemen sonrasına kadar gitmek yeterli.

12 Eylül (1980) darbesi ile siyaseti yeniden dizayn eden askerler ülke için iki partili bir sistemi uygun görmüş ve seçimli demokrasiye geçme izni verdiklerinde, kurdurdukları partilerden hangisinin iktidar, hangisinin de muhalefet görevi yapacağına kadar ince hesaplar yapmışlardı.

Hesapta yeri olmayan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi aradan çıkıp iktidar oldu; askerlerin kurduğu iki partinin ömrü ise kısa sürdü.

Hiçbir zaman iktidar yüzü görmeyeceği sanılan Refah Partisi ise, birkaç talihsiz seçim yaşadıktan sonra, kendisini yenileyerek 1991’den itibaren “Ben de varım” iddiasını seslendirmeye başladı. Önce yerelde (1994), sonra da genelde (1995) ipi en önde göğüsleyen parti oldu Refah…

Önü ‘post-modern’ sıfatı uygun görülmüş yine askeri bir müdahale olan 28 Şubat süreci ile kesildi.

Bunları hatırladınız mı?

Refah’tan AK Parti’ye nasıl gelindi

Reklam

Hatırladınızsa, bütün bu gelişmelerin yaşandığı dönemde Özal’ın zorlamasıyla yolları açılan özel televizyon ve radyoların ülkeye tattırdığı çok sesli tartışma ortamını ve o ortamdan en fazla yararlanan siyasi çizginin Refah Partisi olduğunu da hafızanızda canlandırabilirsiniz.

Şimdilerde tartışma gündeminin ilk sırasına tırmanan 1986 yılında kurulmuş Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV) ile onun kadar bilinmese bile ona benzeyen nice vakıf ve dernek o özgür tartışma ortamının eseridir ve tartışma ortamı biraz da devreye yeni giren kurumlarla o dönemde varlıkları keşfedilen kanaat önderleri sayesinde renklenmiştir.

Ali Kırca’nın ‘Siyaset Meydanı’ programlarında en dikkat çeken yorumları, görünür hale gelmelerinden önce belli bir kesimin ‘gerici’ diye yaftalayıp gözlerden uzak tutmaya çalıştığı o kanaat önderleri yapmaktaydı. 

Hakkını yemeyeyim: Ahmet Hakan’ın Kanal 7’de ‘Haber Saati’ programına çıkardığı her kesimden dinlenmeye değer aydınlar ve özellikle yine onun başlattığı ‘İskele Sancak’ programı için seçilen konu ve konuklar da yine oyun bozucu etkiye sahipti.

Refah Partisi böyle bir zeminde iktidara geldi.

Aynı düşünce zenginliği, 28 Şubat sürecinin zararlı etkilerinin kısıtlı kalmasını sağladığı gibi, çok daha geniş bir tasfiye planlamış ve arkalarına aldıkları medya desteğiyle istediklerini yapabilecekleri kararlılığıyla astığı astık bir havayı siyasi hayata dayatmış olanların ‘1000 yıllık’ hayalini de boşa çıkartmayı bildi.

Süreci destekleyen gazetelerin köşelerinde ve televizyon programlarında çok sesliliğin ‘gericilere’ yaradığına ve farklı düşüncede insanlarla yapılan tartışma programları yerine, dışlanmak istenen kesimdeki farklı düşüncelerden insanların kendi aralarında tartıştıkları programların ekranlara taşınmasının daha doğru olacağına dair görüşler yer alıyordu.

Öyle programlar ve o programlara uygun isimler de bulundu.

Reklam

Hangi vesile ileydi bilmiyorum, nereden aklıma geldiyse, geçenlerde “Sahi Zekeriya Beyaz nerelerde?” diye etrafıma sordum.

“Bırakalım birbirlerini yesinler” görüşü hayata geçirildi, fakat onun da etkisi olmadı.

AK Parti de işte aynı düşünce zenginliği ortamının yararını görerek iktidara geldi.

Yeni iktidara gelmiş partinin kendisine biçtiği siyasi misyonu tartıştırmak üzere düzenlediği ‘Muhafazakar Demokrasi Sempozyumu’ kapsamında yapılan panellere konuşmacı olarak çağrılmış kişiler ile o panellerde konuşulanlardan, AK Parti’nin hangi zengin düşünce zemini üzerine siyaset yapmayı planladığının ipuçları alınabilir.

İktidarının 18. yılında AK Parti’nin siyaset yaptığı zemin ile başlangıç noktası arasındaki farklılaşmayı daha iyi görmenin yolu da budur.

[AK Parti’de halen milletvekili olan, bir ara bakanlık da yapmış Yalçın Akdoğan’ın yine en başlarda (2004) yazıp yayınladığı ‘Muhafazakar Demokrasi’ kitabı da, bugün ile başlangıç arasındaki farkları görmede işe yarayabilir.]

28 Şubat 1000 yıl sürmediyse…

Bin yıl süreceği en yetkili ağızları tarafından açıklanmış 28 Şubat bir askeri müdahaleydi ve o müdahaleyi yapanlar ‘tehlike’ olarak gördükleri Refah Partisi’ni (nitekim Anayasa Mahkemesi’ne partiyi kapattırdılar) ve ona destek veren kurumları, dernekleri, vakıfları tasfiye etmeyi de planlamışlardı.

Önceden hazırladıkları belli olan listelerinde ‘yeşil sermaye’ adını verdikleri şirketler de vardı. Büyük sanayi kuruluşları yanında kebapçılar bile o listede yer almaktaydı.

Büyük tasfiye planları yapanların hevesleri, o dönemin medyası neredeyse bütünüyle emirlerine girmiş olsa bile, bir-iki gazete ile tek bir TV kanalının direnmesiyle, kursaklarında kaldı.

Unutulduğunu sandığım için hatırlatmak istediğim yakın tarihe dair saptamalarım bu kadar.

Daha önce kendisine ‘kayyım’ atanarak kuruluş amacı dışına çıkartılan Şehir Üniversitesi ile benzer bir akıbete uğrayacağı anlaşılan onun kurucu vakfı BİSAV’ın bugünlerde başına gelenleri bu tarihi arka-planı akılda tutarak nasıl yorumlayacağız?

“Bırakalım birbirlerini yesinler” görüşünün günümüze taşınması olarak görebilir miyiz?

Daha ileri bir yorumu yaşlı yüreğim kaldırmıyor.        

ΩΩΩΩ

66 YORUMLAR

  1. Süleyman Soylu Erdoğan’ın mı yoksa vesayetin mi adamı?
    Hulusi Akar Erdoğan’ın mı vesayetin mi bakanı?
    Bahçeli Erdoğan’ın mı yoksa vesayetin mi müttefiği?
    Erdoğan gerçekten dindar mı?
    Öyleyse dindarlık ne demek?
    . . .
    Om mani padme hum

  2. AKP den ihraç edilen!
    Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun bu gün attiğ twitlerle AKPlileri anlatmiş!

    “Aslında 28 Şubat bitti demiştik, ama bugün adeta zafere koşuyor”

    Bugün binlerce insan haksız yere cezaevinde çürütülüyor. Sustuk, konuşanlar da yeterince haykırmadı. Dava bahanesiyle herkesi ezen güç yolsuzluğu elbette ‘bize’ de yönelecekti,’kazanımlarımız’ da gidecek,çünkü ‘biz’ maddi menfaatimizi adalete tercih ettik.'”

    ‘Kazandıkça’ aslında kaybettik, bugün tek korkumuz, ‘kazandıklarımızı’ da kaybetmek. Asıl kaybımız bu endişenin gizlediği zehirlenme, farkında mıyız?

  3. Baykal Kumpası’ndan CHP’nin PKK ile aynı mevzie sürüklenmesine….MHP’nin bölünmesinden AK Parti’yi bölme planlarına….Saadet’in o eksene hapsedilmesinden “muhafazakar muhalefet”i oluşturan çevrelerin ayrışma ve savruluşuna…. FETÖ yerine ikame edilenlerden…Altaylı’nın FETÖ ile ilişkisi, Gülen’e yazdığı mektuplar, telefon görüşmeleri, hazırladığı raporlar….FETÖ’nün ana iskelet yapısının dışında bir başka FETÖ yapılanması daha olduğunu ve bugünlerde bunların sahaya sürüldüğünü açıkça ortaya koyuyor…İçerde yeni siyasi ittifak ve Yeni oluşum isteme çabaları bunun işaretini veriyor…Yedekler devreye sokuluyor şimdi. FETÖ dışındaki ortaklar sahne alıyor….Sadece farklı bir yöntem izleniyor şimdi…Sivil ve dönüştürücü yeni parti kuralım nidalarıyla bunları da Chp-Hdp zihniyetinin esaretine girdirme çabaları…Böl, parçala,ayrıştır…

  4. Mümtazer Türköne, Muhsin Yazıcıoğlu, Tarık Çelenk gibi gerçek ve saygıdeğer milliyetçiler karşısında kollarımı iki yana açar, kucaklaşmak için yürür giderim kendi mahallemden gelen aşağılamalara aldırmadan. Mümtazer Türköne’nin unutulmuşluğuna depresyona düşecek kadar yazıklanır, özgürlüğüne yürüyeceği gün daha yakınlaşsın diye bir yazacakken beş yazarım buralarda.

    Biz vakti zamanın TARAF ve ZAMAN’ınında buluştuk, tokalaştık, kucaklaştık, yoldaşlaştık birbirimizle. Perinçekçi güruhun karşısnda tırsmaz, kapak olsun diye, bir söyleyecekken beş söyler, 18 yıl önce nerede duruyorsak orada durur, bir milim geri adım atmayız.

    Velakin, vesayetten beslenen klavyeşörlerle, kendini uyanık, milleti enayi sananlarla işim olmaz.

    Milliyetçilerin yiğit olanını sever, onlarla dostlaşır yarenlik ederim.

    Anlaşılmış mıdır, değerli H. Gayret Bey?

    • “Türkle türküm, kürtle kürdüm/ evde koyunum, yabanda kurdum!” Saydığın insansılarla da allah hiçbiyanda yolumu kavuşturmasın, heralde anlaşılmıştır..?

      • Sen söylersin de anlaşılmaz olur mu hiç Üstadım? Elbette hiç mi hiç haz etmeyeceksin bu isimlerden. Türköne, AK Parti liderliğinde Vesayet’e karşı direnişte en güçlü kalemlerden biriydi. Yazıcıoğlu, tehlikelerni fazlasıyla farkında olmasına rağmen, bu karanlık çetelerin dümnen suyuna girmeye sonuna kadar direnen gerçek bir Anadolu yiğidi idi. Gerçek bir entelektüel olan ssyın Çelenk de, sıradışı, akıl dolu milliyetçilik anlayışı ile zihinlerimizde ve gönüllerimizde taht kurdu.

        Çok yakında Türköne ve Çelenk televizyon ekranlarında yine belirecek kalitesi ve entelektüel düzeyi yüksek programlarda. Keyfiniz pek çok kaçacak. Ben o zaman da anlayacağım sizi. . .

  5. Biz burda karşılıklı klavye şakırdalarıyla birbirimizi yerken… Haddimize değil ama Acaba sayın Fehmi Bey de yazdıklarıyla ben de buna katkı yapıyormuyum diye düşünüyor ve özeleştiri yapıyormudur….?

    • Sayın başbuğum, zaten bu tantanalar önce hep o mübareğin klavyesinden çıkmıyor mu? Valla kendisi bir de sfiştaanım gibi dönüp dönüp yorumculara cevap yetiştirmeye başlarsa, ben yokum ona göre..!

    • Elbette yapıyordur, kuşkunuz mu var? “Erdoğan, Bahçeli, Perinçek üçlüsünün arkasında milli duruş sergilemiyorsanız alayınız zillet ittifakı mensubu gayrı-milli ve dahi Pensilvanyacısınız!” diye yazıp durmaktan klavyesinde yorgun düşmemiş tuş kalmadı yazarımızın. . .

      Ne o? Vesayet gemisinin batacağını görünce birden “Yaw hepimiz kardeşiz. . .” numaralarına kadar düşmek de mi vardı kaderde?

      Bence dik dur eğilme, vesayet seninle Türkeş kardeşim. Devam et “zillet”, “gayr-milli”, bozguncu, “FETÖcü”, “PKK destekçisi” söylemlerine de bize de “Gitti, ama diklene diklene gitti” diyebilme şansı doğsun 🙂

  6. 28 şubat aynen dedikleri gibi sürüyor. Bittiği falan yok. Hem de mükemmel bir şekilde yapılan planlar işliyor. Şu anda yaşayan insanların torunları islam dinini bilmeyerek büyüyecekler.

  7. Biz nasıl bir milletız,ve neden hep kavgaetmeyi, hakaret etmeyi ve içi boş tartışmalari; çok seviyoruz?

    Cevabım eğitimsizlikten dolayı;( yalnış anlaşılmasın eğitimden kastım üniversite okumak değil) çünkü biz araştırmayi sevmiyor ve ayni zamandada gerçeklerden’de korkuyoruz… biat ettiğimiz politikacıları, çakma haci hocalara inanarak dindar olacam diye Dinden uzaklaştığımız’ın farkına dahi varmazken, ülkeyi batıranlar içinde kendimizi feda ediyoruz.
    Kendini dindar olarak kabul etmeyenlerımiz’de! cahalet’in suçunu Din olarak algılıyoruz…..bu nedenlerden dolayide hep geri gidiyoruz. Geri gitmemizin suçlusu’de zaten hazır BATI VE ABD.
    Peki bunlar ne kadar doğru?
    Doğr olmadığını fazla örneğe gerek yok tek bir örnkle isbat edebilirim!

    ABD’nin Meşhur 11 Eylül ikiz kulelerinin yerle bir edilmesi’nde kendilerini Müslüman olarak tanıtanlar tarafından yapılması ve İSLAM Dinini Suçlamaları.
    Fakat o olaydan hemen sonra sıradan insanlar SIYASETCILERE sõylemlerine değıl İSLAMIN nasıl bir din olduğunu araştırmaya başladılar ve bir kaç ay sonra Sadece New Yok’ta 5000 ( beş bin) kişi
    Müslüman olduğunu. Canadanın genel gazetesi The Golabal Mail yazmişti.
    Hatta başları kapali kadınlardan bir kaç ilede raportaj yapmişlardı.

    İşte ABD Batı ile bizim aramizdaki far bu.
    Onlar oynana oyunlara gelmiyor olmalarından dolayi.
    Biz bir İran kadar dahi olamiyoruz. Şimdiye kadar hiç İranlıların birbiriyle kavga ettiklerine şahit olan varmi? Tabiiki yok.
    Hükümeti hep birlikte protesto ediyorlar. Ya biz?

    Amerkali ve Tükiye

  8. Akıl ve vicdanın harim-i ismetine sayısız tecavüz edildi. Vakıflara dokunmak ne ki.

    AKP 3Y- vaadi için iktidar olmuştu. Yani yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk ile mücadele.

    AKP=Erdoğan, 3Y+ nedeniyle iktidardan gidecektir.

    Bazen sosyologlar yanılabilir ama sosyoloji yanılmaz.

    • Dogru tespit. Mumtazar turkönenin (kendisini pek sevmezdim ama yazilarindan istifade ederdim) yazdığı bir çinli hikaye vardı : Çinli genç hazineyi ejderhadn alıp halkin yararına kullanma için her türlü zorluğun üstesinden gelip ejderhayida alaşağı ettikten sonra hazinenin hepsi kendisinin olunca lanete uğrayıp ejderhaya dönüşmüş. Ak partinin mutasyonu hepimizin şaşkınlığını arttirarak devam ediyor. Bu kadar verilen emeklere, ümitlere yazık olacak gibi.

      • Sayın vatandaş, adı geçen aydın taslağıyla ilgili daha farklı hikayeler de vardır ama benim ahlakım burdan paylaşmaya elvermez diyeyim de mevzu kapansın yoksa büyük arıza çıkacak yani burdan..!

  9. “Bırakalım bir birlerini yesinler”in taraflarından biri bence eksik.

    Daha önce konuyla alakalı bir yorumumda, (28 Şubatla) alakalı ‘1000 yıl sürmese de on yıllarca sürecek…’ demiştim; 15 Temmuz dahil, günümüze gelinceye kadar 27 Nisan e-muhtırası, Dolmabahçe Sözleşmesi gibi olayların 28 Şubatın sürmekte olduğunun en belirgin kanıtları. Ben o “karabasanın” hala devam ettiğini, gücünü muhafaza ettiği kanaatini taşıyorum.

    Taraflardan birinin eksik olduğu dediğim; Erdoğan’ın temsil ettiği ve hala büyük bir kitlenin (muhafazakar-dindar) duygularla destek verdiği bir “taraf” yok bana göre…

    Erdoğan’ın yakın çevresini şöyle bir göz önüne getiriniz, kaç isim sayabilirsiniz muhafazakar-dindar-demokrat entelektüel; davasına baş koyan kaç isim var?

    Tek taraflı basın-medyada, yine o entelektüel birikimi sergileyen, kitleleri heyecana sevk eden isimler…

    Davsının kriterlerini karşılayan, ona aykırı zinhar bir yanlış davranış içinde olmayı zul sayan iş insanı (müteahhit), bürokrat, parti teşkilatı üyesi-görevlisi…

    Vakti zamanında daha demokratik bir ülke için yoğun mesai harcayan liberal, demokrat, muhafazakar- dindar aydınlar, hukuk adamları..şimdi neredeler onlar?

    Bütün bunlardan yoksun olan ve iktidardaki tasarrufunu hala muhafazakar-demokrat payesiyle devam ettiren AK Parti “bırakınız bir birlerini yesinler”in tarafı olabilir mi?

    Olamaz, çünkü; ne Sn. Koru’nun anlatımına akseden o ruhun yansımalarını karşılıyor AK Parti, ne de kendi söylemlerinin…

    İcraatları buna tellal çağırmıyor mu Allah aşkına?

    Öyleyse?

    Bence, ortada iki aynı kesimin temsil eden tarafların bir kapışması yok; aksine özüne dönmek isteyen ya da yeni ve daha demokratik açılımları ülkeye kazandırmak adına iktidara aday olma gayesiyle yola çıkan/çıkacak hareketlerin yolunu kesmeye matuf bir kapışmadır; seyrediyoruz.

    Şimdi ki AK Parti, vaktiyle karşı çıktığı, gerilettiği vesayet odaklarının pençesine, onların eline bir çok kozu işlediği günahlar/haramlar sebebiyle verdi ve o vesayet odaklarının pençesine düştü.

    Baksanıza işlenen cürümler, tek taraflı medya, özgürlüklerin sınırlandırılması, hukuksuzluk, kutuplaştırma…
    Bu ancak vesayet odaklarının ameliyesi değil midir?

    Zaman değişti ya; şimdi bunu, bu vesayet odakları, kendilerine partner, taşeron daha etkin bir siyasi kadro eliyle gerçekleştirmiş oluyorlar!

    Adı 28 Şubat ile anılmasa da bence dış partnerleriyle iç vesayet odakları “gemi iyice ağıza aldılar” ve bayağı güç temerküz ettiler AK Parti sayesinde. Çünkü, AK Parti buna karşı duracak kadrolardan yoksun; çömez ve yeni yetme, eskinin terbiyesinden yoksun zevat onu kuşatmış durumda…

    Vesayet odaklar da onları…

    28 Şubatın (kara) ruhu dolanıyor hala başımızda!

    • “Baksanıza işlenen cürümler, tek taraflı medya, özgürlüklerin sınırlandırılması, hukuksuzluk, kutuplaştırma…
      Bu ancak vesayet odaklarının ameliyesi değil midir?”
      Hasan beyin bu ifadelerini gören de; kendisinin pek bi özlediği 90lara geri döndük sanır: failimeçhuller, gözaltında işkence ve kayıplar, beyaz toroslar, başörtü yasağı almış başını gidiyor değil mi..?

  10. Sayın Koru
    Siz yürkeli bir insansınız. Bence devam etseydiniz daha iyi olurdu.
    Sistem mücahitleri müteahhitlere dönüştürdü ve şimdi de iplerini çekmeye başladı.
    İnsanımızın niteliği bu kadarmış diyeceğim ancak daha iyi evsafda olanların varlığından eminim.

    • O insanların varlığından emin olun ve emin kalın, Ercan Bey. Olan biteni gören insanlarımızın sayısı hızla ve katlanarak artıyor. Babacan, kendisiyle yapılan uzun TV röportajı sırasında, “Uluslararası düzeyde tanınırlığımız var ekonomi dünyasında. İstesek kenara çekilir, kazancı hiç de kötü olmayan bir iş sahibi olur yaşantımızı sürdürürdük. Neden konuşmanın, itiraz etmenin hiç de kolay olmadığı bu koşullarda sıkıntılarla yüzleşmeyi göze alıp ortaya çıkalım? Sadece acı değil, insanlarımıza karşı sorumluluk da hissediyoruz” demişti (sözcük sözcük bu olmayabilir, ama esas itibarıyla tam olarak bunu söyledi). Erdoğan’ın memurluğunda hepimizin üzerine karabasan gibi çöken bu karanlık çetenin yakında alaşağı edileceği ümidini ve inancını taşıyabiliyorsak, bunda, başta Abdullah Gül, A. Babacan, Fehmi Koru, Karar Gazetesi yazarları gelmek üzere, yüzbinlerce güzel ve ahlaklı, ilkeli insanın emeği ve özverisi var. İnanın insanımızın niteliği bundan fazla ve bunu yakında kanıtlamaya hazırlanıyor insanlarımız.

      Umutlu, üstelik de çok umutlu olmanızı ve öyle kalmanızı ümit ederim.

  11. Hürriyet Gazatesi yazarlarından Cengiz Semercioğlu,bugünkü yazısında;Cem Karaca nın Tamirci Çırağı şarkısı üzerinde yapılan tartışmayı konu almış.Birileri, bu şakırda geçen puslu ayana sözünün aslında kuşlu ayna olduğunu iddia ettiğini söyleyerek, şarkıdan örnek dize vermiş.Şarkıdaki doğru olan söz, puslu aynadır.Bu şarkıyı bizzat Cem Karaca nın yorumladığı kasetten defalarca dinledim.Birileri puslu ayna sözüne niye kafaya taktı?Puslu ayna, tamirci çırağının fukara halini,boş hayellerini ve saf duygularını tasvir ediyor.Aynanın arkasında kuş resmi varmış önemli değil.Esas tasviri yapılan, tamirci çırağın fukara halidir,boş hayelleri,saf duygularıdır.Şarkıda fakir-zengin kesimlerin ruh ve tavır halleri ele alınmış.Fukaraların boş hayellere kapılmaması,gerçeklerle yüz yüze yaşamak zorunda oldukları ve saf duygular içinde oldukları konu edinilmiş.İşte,esas üzerinde durulması gereken bu.Kuş resmi filan ,tamirci çırağının tavır ve ruh halini tasvir etmiyor.Böyle boş tartışma yapmayın.Konuyu saptırmayın.Cem Karaca nın düşünce yapısını bilmeden konuşmayın ve yazmayın.

    • Sayın ertav, havuz medyasından bulup getirdiğiniz bu çerçöp yığını mevzuları lütfen etrafa saçıp ortalığı kirletmeyiniz..! Haksız mıyım nurdan abla?

  12. F.K.T.ye cevap:”Allah’tan başka büyük yoktur.Allah,yegane büyüktür;yani yegane güçtür.”sözlerimAllah a denk veya Allah dan üstün büyüklük ve güç yok ,büyüklük ve güç sedece Allah a aittir demektir.Saygılar.

    • İyi de Turgut Bey, “büyük” veya “en büyük” sıfatını nerede nasıl kullanabileceğimiz için fetva mı almak gerekecek? Mesela kimileri “en büyük Reis” diyor, bırakalım desinler. Onu demek istiyorum.

  13. F.K.T. ye cevap:Allah en büyüktür demedim.Allah yegane büyüktür dedim.Yani ,Allah dan büyük yok demektir.Yegane kelimesi,sadece ona aittir demektir.Büyüklük de sadece Allah a aittir.Kimi eşleştirirseniz büyüklükte Allah adenk veya üstün olmaz demektir.Allah büyüktür veya Allah en büyüktür sözleri şirke girer.Saygılar.

    • Bunlar luzumsuz ayrıntı gibi geldi bana da. Kuran’da “Allah’ı anmak” geçer (önemli ve güzel bir alışkanlık-samimiyetle anan insan’a rahatlık da verir). Şüphesiz, yeganeliği en kritik konu. Halk arasında çokçası “Allah Büyük” (Allah’u Ekber) sık kullanılır (pratik). Yani kişinin niyetine kalmış. Niyet ortadaysa buna “şirk” denmesi, biraz aşırı zorlama gibi bir şey. Neticede, Allah kalplerde olanı bilendir (bu bir ayet). Davranış olarak, yaşam ve düşünce olarak şirke girecek ve toplum sağlığını ilgilendiren konularda yanlış alışkanlıkları düzeltmeğe çalışmak çok daha önemli….

  14. Desenize 2023 seçimi çok çetin geçecek. Ak parti, Ahmet Davutoglunun kurduğu gelecek partisi ve Ali Babacanın kuracağı Anadolu partisi (parti ismi sadece bir tahmin olarak algılayınız) seçimin sonucuna direkt etki edecektir. Ak parti tabanı üçe bölünmüş olacaktır. Eğer Davutoglu, meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu yeni bir ittifak kurarlarsa ipi göğüsleyecekler. Hani yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara kaybedilirse Türkiye’de beka sorunu gündeme gelecekti. Sahi bu beka sorunu ne oldu? Türkiye bölündü mü?

  15. ‘İ.S. programı için seçilen konu ve konuklar da yine oyun bozucu etkiye sahipti.’ cümlesi etkili ve iddialı bir cümle.
    birde günümüz proğramlarına bak: cambaza bak oyunu, ekonomiyi unutsunlarda zırlampın dalırı biraz geri tepsin, seçim meçim derken geçim derdi ateşleniversin falan..
    geçmişin birçok kişileri hala tivi de. yapsınlar bir proğram, zamanında herkesi ekrana kitlediği günlerdeki gibi yapabilirlerse ne mutlu.
    kadınların, çocukların, çalışanların, işsizlerin, çifçinin, köylünün sorunlarını, yaya geçidinde araçların insanların üzerine sürmelerini, sigara dumanından, alerjiden insanların rahatsızlıklarını vb geçtim,
    hiç olmazsa şunlar konuşup tartışılsa
    -sistemin eksikleri neymiş? sistemden memnun olanlar olmayanlar. neresini beğenmiyorlarsa kesip atalım diyebilenler. karnından konuşanlar. aslında istiyormuş gibi görünenler..
    -ekonomide neresi doğru neresi deve boynu; bilenler?
    -eğitimde eksiklikler neler? çocuklar herşeyi bir okul sisteminde aynı anda aynı şeyleri (örneğin teknoloji,
    inanç, resim müzik, kültür, turizm, hizmet sektörü vb’ni seçmeli ders olarak istediği kadar alması sağlanarak) öğrense ne olur?
    -siyasette, seçim sisteminde ne nasıl olmalı, eksikliklikler, fazlalıklar..
    -Her isteyen her istediği şeyi istediği gibi hoop ertesi gün yapabilmeli mi?
    -inanç dünyamızın haramları helalleri, inanç-siyaset ne kadar biribirine karışabilmeli? iç içe mi geçmeli? inanç her siyasi görüşün gücüne göre değişebilmeli mi? devletin bu aykırılıklar karşısında tedbirler almasıyla inancı siyasetçilerin menfaatine kullanmalarının önüne geçilebilir mi? yada bırakalım kullansınlar birşey olmaz mı?
    -hukuk, adalet, laiklik, vatandaşın hakkı, vatandaşın ödevleri..
    -Hesap verebilme, şeffaflık, tasarruf..
    -28 şubat tekrarlanmaz deyipte bir oh mu çekmeliyiz? yoksa, 30 şubatta imamhatipler kapatılsın cemat-tarikatların medreselerine gidlsin diye bu sefer başka bir oyun oynayanlar olursa ne olur?
    onların da siyasi ayağını bulmak için böyle aylarca didişirler mi?
    Bu tür aykırılıkları, eksiklikleri, bilinmezleri bilmek, doğruyu halkın bilgisine sunmak yerine hergün 4-5 belli kişinin birbirlerini yemelerini izlemek zorunda mıyız? ne kadar daha sürecek bu azap?
    Geçmişteki seviyeli, huzur verici proğramları gerçekten özlüyorum.

    • Hangi geçmişteki seviyeli, huzur verici programlardan sözediyorsunuz duahan arkadaş; kimilerinin geçmiş hafızası kısa, sizinkinde de uydurmaca var sanki..? Ülkemizde medya her zaman niteliksiz/kalitesiz ve halkın düşmanı değil miydi..?

      • Çok bilinen lerden ikisin ismini de, proğramların adını da yazar zaten yazısında yazmış. (ben her ne kadar izlemesem , sevmesem de) bu günkü tv’de yorum yapanların bir kanaldan o kanala uçarcasına gezerek aynı şeyleri tekrarlamaları, hatta kimin ne söyleyeceğinin dahi tahmin! edilmesi durumu,
        -sözümü kesme! (sanki çok önemli birşey söyleyecek!)
        karşısındaki konuşmasın diye makine gibi kendide bağırması
        vs. anında kanalı kapatıyor insanlar.
        fakat, yinede eskilerdeki proğramlarda ”ne söyleyecek acaba” sorusu- merakı vardı sanki.. (sahibinin sesi olanlar zaten toz oldular. ülkesine, insanına hainlik edenleride arada yutturdular malesef).

  16. AKP nin sallantılara rağmen bugüne kadar ayakta kalması diye birşey söz konusu değil.MHP payandalığı , ysk ve AA dalavereleri,elektirik trafolarına giren kediler olmasa;AKP,5-6 yıl önce çoktan gitmişti.AKP yi iktidara taşıyan faktör,islami kesime uygulaman baskılar idi.Bu baskılar,sinsi akılla uygulanmış,islami kesim bir kurtarıcı beklemeye yönlendirilmişti. Refah Partisinden AKP ye gelinişi ise bu beklentiyi verebilmek içindi.Gerçi Necmeddin Erbakan,AKP yi kuran bu zevatı partisine almakta acemilik etmişti.Bu zevatı,Milli Selamet partisine almayı ,Turgut Özal ın ağabeyi Korkut Özal önermişti.Korkut Özal,Necmeddin Erbakan ın sağ kolu idi;o, nederse yapardı.Bu zevat, daha sonra kurulan bir dizi Selamet parti çizgisindeki diğer partilerin de gözbebeği oldular.R.T.Erdoğan,A.Gül bizzat Korkut Özal ın koruma ve himaye altındaydı.Kendi elleri ile himaye edilen bu zevat,Hocaları Erbakan ı arkadan hançerleyip ondan ayrıldılar ve o nun partisini böldüler.Bu bölücü zevatı,ta başından beri arka çıkan Korkut Özal dır.Turgut Özal ise,gelecekte böyle bir oluşumu zaten bekliyordu.Bu oluşumun önünü açmak için anayasada değişiklikler yaptı.Hele bir değişiklik vardı ki,şimdi Erdoğan ı astığı astık kestiği kestik yapacak ama asla yargılanamayacak olan değişiklik idi.Bir derin devlet gücü,yıllarca bu oluşumu iktidar etmek için çalıştı.Uydurma ve 4 aylık bir ceza verilecek şiir okuma dalaveresi ile toplumun acıma duygusundan yararlanıldı.Şiir okuduğu için hapsedilen bir siyasi algısı ile ,Erdoğan iktidara taşındı.İslami kesim zaten yıllarca bu iş için eğitildi.Erdoğan,iktidar olunca;yardımsever,barışsever,usta siyasetçi,kürt kardeşliği gibi algılarla baş tacı edildi.Devlet gücünü ele geçirmek için, şimdi fetö dedikleri ile işbirliği bile yaptı,onların siyasi ayağı oldu ve onlarnı devletin her yerine sızmalarına destek oldu.İktidar desteği olmdsan bunalr her yere sızamaz.15 temmuz olayı, bu fetö ile Erdoğan ın aralarında yaptıkları bir iktidar savaşıdır.15 temmuz olayından sonra, Erdoğan ın foyaları bir bir ortaya çıktı.Meğer yardımsever,insalcıl,usta siyasetçi Erdoğan;memleketi talan ediyormuş.Sonrası malum;iç ve dış siyasette kutuplaşma,hamaset,ayırımcılık,yalan,talan,rüşvet,fetö borsası vs. vs.Zaten devlet gücünü tek başına ele geçirdi.Yolsuzluk ve ballı gelirlerle bir seçmen tarftarı oluşturdu.Buna rağmen ,5-6 yıl önce yıkılacaktı.Ama,bu sefer ;MHP,ysk destek ve dalavereleri ile trafo kedileri devreye sokuldu.Bu zamana kadar demokraik ve insanlık dışı yöntemler ile bu zamana kadar gelindi.Ama şimdi iş başka.Muhalefet her gün güç kazanıyor.Bir de AKP den ayrılıp yeni parti kuran ve kuracak olanlar var.AKP seçmeni yeni partilere yöneliyor.AK seçmeni seçimleri bekliyor,AKP ye okkalı yumruk atmak için.Saygılar.

    • Sayın pertavın “…Bu baskılar,sinsi akılla uygulanmış,islami kesim bir kurtarıcı beklemeye yönlendirilmişti…”ifadesi fetönün örgütlenme süreciyle birebir örtüşüyor. “…Bir derin devlet gücü,yıllarca bu oluşumu iktidar etmek için çalıştı.” ve türk milleti de bahsettiğiniz okkalı tokatı 15temmuzda 1dolarlık haşhaşilerin suratına patlatıverdi! Tadına doyamadım diyeniniz varsa bir adım öne çıksın..?

  17. Nedir bu yeme merakınız bilemiyorum ki? Kimsenin kimseyi yediği falan yok! Devletimiz nasıl koç üniversitesinin gasbettiği kampüs alanını yargı yoluyla geri kazandıysa dragostaki tekel arazisini de öylece geri almıştır, yani yetimin hakkı korunmuştur… şimdi devletten neyi koparıp yiyebiliriz düşüncesini bi kenara bırakıp elbirliğiyle ülkemizdeki tüm asalakları ve tüzel kişlikleri deliğe süpürmeliyiz. Yapılan iş terörle mücadelede doktrin ve finans kaynaklarının kurutulmasından ibarettir; o tarikat senin bu grup benim kafasıyla ilerleme sağlayamayız. Haramilerin saltanatı, onları okyanus ötesinde yurtdışı görevlere yollamakla değil işte böyle yıkılır..! Bugünleri gösteren tanrımıza hamdolsun…

  18. Dün,Beşiktaş_Erzurum spor maçını tv den seyrettim:Maç bitiminde,maçı sunun spiker,Beşiktaş mabedinde mağlup oldu dedi.Bu söz, şirk sözüdür.

    MABET:Arapça ibâdet masdarından türetilen ve “ibadet edilen yer, ibadethâne, ibadete mahsus bina” anlamına gelen ma‘bed kelimesi, bir dine bağlı olanların belli zamanlarda toplu olarak veya tek başlarına ibadet etmeleri için yapılmış özel mekânı ifade etmektedir.KAYNAK: Mabetler konulu pek çok ayet vardır.Bazıları şunlardır:
    Allah’ın, yüksek tutulmasına ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu yüceltirler.(Nur suresi,36.ayet).
    Ve muhakkak ki mescidler, Allah içindir. Artık Allah ile beraber başka birine dua etmeyin. (Cin suresi,18.ayet).Bu ayette mabetlerde(mescit ve camiler),Allah ile beraber,peygamber bile olsa ,dua edecek /yalvaracak merci aramak yasaktır.Görüldüğü gibi,mabetler sadece Allah ‘a ibadet ,dua,yakarma yapılan yerlerdir.Spor sahaları mabet değildir.Spor sahalarında sadece spor ve spor karşılaşmaları yapılır.Spor sahalarına mabet demek,şirktir.Yani,islamdan çıkma/kâfir olma söylemlerindendir.
    Ayrıca ve bilhassa maçı seyreden taraftarlar;”En büyük filan takım”sözleri ile takımlarına tezaruat ediyor.Ancak bu söz de şirk sözlerindendir.Zira,Allah’tan büyük yoktur.
    Büyüklük ;ebat,hacim ,ağırlık ve güç anlamlarını kapsar.Allah ‘tan başka güç yoktur.Allah’tan başka büyük yoktur.Allah,yegane büyüktür;yani yegane güçtür.Allah,yegane tanrıdır;yegane yaratıcıdır.Bu konuda pek çok ayet vardır.Bazıları şunlar:
    “Allah ,büyüklük taslayanları asla sevmez.” (Nahl suresi,23.ayet).
    Allah O’dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz. (RA’D suresi,2.ayet).
    O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O’na yükselir. (SECDE suresi,5.ayet).
    “Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (SAFFAT suresi,96.ayet).
    O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir. (FURKAN suresi,2.ayet).
    Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah’ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır. (FATIR suresi,44.ayet).
    Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. (TAHA suresi,98.ayet).
    Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdir. (BAKARA suresi,284.ayet)
    Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır. (FATIR suresi,15.ayet).

    Hülasa:Söylenen söz ve söylemlere dikkat etmek gerekir.Ben bilmiyordum,ben şunu söylemek istemiştim vs. bahaneler geçerli değildir.Söz ağızdan çıktığı anda,mesuliyeti söyleyenin boynuna yüklenir.Cehalet bahane değildir.Öğrenilmesi gerekir.Önce düşünmek,anlamı ve içeriği bilinmiyorsa öğrenmek,sözün sonuçlarını irdelemek akıllıca olur.Birinci Halife Hz.Ebubekir (R.A.);sözünü söylemeden önce düşünür,irdeler sonra söylerdi.Bu konuda ağzına aldığı bakla tanelerinden faydalanır, ağzı içinde dolaştırır; bu sırada düşünür ve irdelerdi.Böyle böyle, kendini eğitmişti.Siz de ağzınıza bakla taneleri alın denmiyor.Kendinizi eğitecek yollar bulun deniliyor.Saygılar.

    • Turgut bey, yaklaşımınız iyi niyetli fakat sakıncalı. Zira herşeyin başı Allah olduğuna göre kullandığımız kelimelerin yarısından çoğu doğru değil o zaman. Ya da “ben en büyük şudur derken Allah hariç demek istedim” falan gibi lüzumsuz açıklamalarla şişirmemiz gerekecek konuşma ve yazılarımızı.

      Ben size çok daha ilginç ve derin bir şey söyleyeyim. “En büyük Allah’tır demek esas şirktir”. Zira böyle dediğinizde Allah’ı başka şeyler ile kıyaslayıp ‘O en büyüktür’ sonucuna varmış oluyorsunuz. Oysa Allah tek ilahtır ve hiçbirşey ile “kıyaslanamaz”. Nitekim Allah’a niyaz ederken bir saygı ifadesi olarak “siz” demeyiz “sen” diye konuşuruz. Allah sonsuz akıl, sanat ve kudret sahibidir, onu tam olarak nitelemeye kelimelerin gücü yetmez. Hz.Allah demek yanlıştır o saygı ön eki insanlar için kullanılır. Benzer şekilde Peygamberi anınca (sav) yazar gibi Allah’ı anınca (C.C.) yazmak da yanlıştır.

      Bu bakımdan istisnai sakıncalı durumlar dışında örneğin bir şeyi mabede benzetmek, çok başarılı bir bilim adamı yada sanatçıya yaratıcı demek ve benzeri ifadeler sakıncalı değildir, Kuran’a göre caizdir. Aksi takdirde Allah hak ettiği şekilde değil, bir çeşit Cosmos İmparatoru gibi algılanmaya daha yatkın olacak ve bu tutumlar ile gizli şirk teşvik edilmiş olacaktır.

      Özetlersek, Allah en büyüktür denmez “Allah büyüktür” denir. Zira O’nun büyüklüğünü pekiştirme sıfatları ile tam olarak ifade edemeyiz. O’nun adı sonsuz ilimleri ve sanatları içeren bir sıfat-isim’dir zaten. Umarım bu açıklamalar yararlı olmuştur.

    • O kadarlık hafızayı buralarda arama mehmet, çoğu arkadaşımız bir hafta öncesini hatırlamaktan bile aciz; onlar da bizi kendileri gibi balık hafızalı zannediyor zahir…

      • Aynen! Baksanıza, Meral Akşener’den “FETÖ’cülerin önde gideni”, Saadet Partisi’nden “CHP-HDP ittifakının maşası”, Perinçek’in Vatan Partisi, Bahçeli’nin MHP’sinden ve Erdoğan’dan garı hepmizden “emperalistlerin ve Pensilvanya’nın kulları” çıkarmış Türkeş, sanki A. Gül’ün yeniden aday olmasını engellemek için parti kongresini bunun bir gün öncesine kaydırmış olan Erdoğan değilmiş gibi, sanki Davutoğlu’nu başında Boğaziçi Yalıları Prensesi’nin bulunduğu Pelikan çetesinin oyunuyla başbakanlıktan alan Erdoğan değilmiş gibi, sanki daha iki üç hafta önce kendi başbakanını ve ekonomiden sorumlu bakanını “dolandırıcılık” ile itham eden yine aynı zat değilmiş gibi, “Yaw ne ayrımız gayrımız var, gelin bir olalım” diyor! Bir de uyanık ya, bu birliği de CHP, HDP ve şimdiki yoldaşı Doğu Perinçek’e karşı oluşturmalıymışız. Keriziz ya, gidip beyefendinin batmakta olan vesayet gemisine gönüllü memur yazılacağız!

        Hani bir lokantada Türkeş’in masdasına bakan garson olsam, siparişi aldıktan sonra alay olsun diye başında dikilir, dikilerek canını sıktıktan sonra kapak olsun diye, “Başka arzunuz? Hepsi bu mu?” diye sorardım. 🙂

        • Merhum başbuğ öyle bir cıvıklığı pek hoş karşılamazdı onu baştan söyliim sn.bernar; ikincisi de adı geçen zevat saraydan yüz bulsalar bugün dahi trenin arkasına tekrar asılmaktan hiç utanmazlar, ona göre…

  19. Fehmi Bey’in yakın tarihe dair tespitlerinin
    tamamı doğru tespitler.O günlerde olanların yaşayan şahitleriyiz.

    “Bırakın birbirlerini yesinler” meselesine
    gelince…

    Mütedeyyin camianın,muhafazakar kesimin kendi aralarındaki tartışmalar,
    anlaşmazlıklar birbirlerini yesinler diyenleri pek sevindirir.Bu bilinen bir şey.
    Ama bugün onları daha çok sevindiren
    bir durumla,bundan iyisi can sağlığı dedikleri bir durumla karşı karşıyayız.

    Nedir o? Davutoğlu ve Babacan’ın 2 yeni
    parti kurma girişimi.”Birbirlerini yesinler”cileri bu kadar keyiflendirecek
    başka bir şey olamaz.Dolayısı ile yazarımız da yeni kurulan partilerden birine verdiği destekle bunların duyduğu
    sevince katkı sağlamış oluyor.Bu da bir tercih meselesi tabii ki.Kişilerin tercihine
    karışamayız.

  20. Jon Snow’un dediği gibi “Winter is Coming…
    ” 1000 yıl sürecek” dedikleri kışlar maalesef kapıda. Meş’um 1000 yıla adeta “Demokrasiymiş” gibi kesinti verilmesi kimseyi yanıltmasın zira aynı parola hala geçerli. İçinde yaşadığımız demokrasi arası şu dönem ile 28 şubat dönemi arasında çok önemli bir fark var ki oda dindarların uğradığı zulme sessiz kalmayan halk kesimlerinin ve aydınların varlığı. Şimdi ise teknoloji, medya vb. organların halkı aydınlatması gerekirken onları uyuşturmakta başka işe yaramıyor oluşu. Belkide toplumun kendisi bunu istememekte, bunu tam olarak bilemeyeceğiz. Ama dindar muhafazakar bir iktidarın BİSAV’a kayyum atayarak onu felçe uğratması yazarımızın da değindiği gibi “Yesinler Birbirini” mottosunu hayata geçirmek isteyenlerin ekmeğine yağ çalmaktan işe yaramayacak. Umarım ne yaptıklarının farkındadırlar.

    • AKP ve FETÖ nün birbirini yemesiyle , Türkiye kaybettiklerini geri kazanacaktır .Buna hiç şüphemiz yok . Çok şeyimizi aldılar ama herşey aslına rücu eder .

  21. İktidardaysınız elbette bırakmak istemezsiniz, her türlü oyunu da oynarsınız. Önemli olan kuralların iyi konması ve herkesin kurallara uygun oyun kurması. Yoksa kimse kimseye bu da bizim yoldaşımızdı diye acımaz (yoksa acınacak hale gelir). Davutoğlu (ve diğerleri) muhalefet olduklarını ilan ettikleri anda bu saldırılara hazır olacaklardı. Acımayı beklemeyecekler hiç
    bir zaman. Daha da acımasız saldırılar gelecek. Biz Osmanlı geleneğinden geliyoruz. Kanuni iktidarını korumak için kendi çocukları torunları ailesinden sayısız kişiyi boğdurdu. Şimdi Osmanlı torunu olduğunu iddia edenlerden daha azını beklemeyin derim. Yine bunlar insaflılar 🙂 Şimdi asıl mesele eğer demokrasi oyunu oynayacaksak oyunun kurallarını konuşmak ve baştan doğru koymak gerekiyor. Geçen gün Davutoğlu itiraf etti. 2013’te HDPli belediyelere ilk kayyumlar atanmaya başlayınca ben itiraz etmiştim diyor. Ama bir kere o yol açıldıktan sonra zaten zayıf kurallar da iyi tanınmamaya başlayınca bunun sonu gelmez. Mahkeme kararlarını tanımayın, talimat verdik böyle karar versinler denince, seçimler iptal ettirilince, seçim sırasında kurallar değiştirilince, gazeteciler içeri atılınca, gazeteleri kapatılınca, kayyumlar sağlı sollu atanınca, ifade özgürlükleri ayaklar altına alınınca demokratım diyen herkesin ayağa kalkması gerekiyordu. Bunu yapmadınız sustunuz, şimdi de ağlıyorsunuz. Demokrasinin temel kurallarını iyi oturtmak gerekiyor. Bunu büyük çoğunluğun istemesi gerekiyor. Yoksa değişen bir şey olmaz. Ha Ali ha Veli. Defalarca test ettik bunu.

    • Biokur, sizce kayyumlar sağlı sollu atanırken neden o partilerin seçmenlerinden bir tepki gelmiyor? Yoksa halkımız da kendi seçtiği belediye başkanlarından memunun kalmamış olabilir mi..?

  22. Sayın Koru’nun, yazısının sonunda, kendisine derin bir üzüntü verdiği için dile getirmek istemediği şeyin ne olduğunu bildiğim iddiasında değilim -şımarıklık olur bu. Ama, kendi perspektifim açısından bakarak, yazarımızın bıraktığı noktan o kişisel perspektifime uygun olarak kendimce devamını getirseydim bu yazının, şunu söyleme gereği duyardım:

    Vesayet rejiminin bekçilerinin büyük halk yığınlarının indinde hiçbir zaman karşılığı olmadı. Tam da bu nedenle, Cumhuriyet’in başında kurmuş oldukları seçkinci ve otoriter rejimi, ancak, adına “vesayet” dediğimiz ve derin devlet operasyonlarını da içeren, ordu ve yargı bürokrasisi ile derin devlet çetelerine, medya kontrolüne yaslanan düzen ile sürdürebiliyorlardı. Bu rejimin otoriterliğini meşrulaştıran devlet ideolojisinin iki güçlü manipülatif argümanından biri “dindarlardan gelen ve onların siyasal temsilcilerinde ifadesini bulan şeriat tehlikesi” ile, “Kürtlerden gelecek bölücülük tehlikesi” idi.

    Söz konusu bu iki manipülatif, insanları ordunun ve devlet bürokrasisinin ardında hizalanmaya zorlayan argümanın ikna edici olabilmesi için, üç şeye ihtiyaçları vardı: (1) Düşünce özgürlüğünün her ne olursa olsun boğulması ve medya üzerinde mutlak egemenlik ve kontrol kurulması; dindarların “şeriatçı tehlikesi”ne inandırıcılık kazandıracak derin devlet operasyonları (Çorum ve Maraş katliamları, laik aydılnara düzenlenen suikastler ve bunların müsebbibi olarak dindarların ve İran’ın işaret edilmesi; (3) Kuruluşunu takip eden iki yıl boyunca Türk ordusu askerlerine tek kurşun sıkmayıp olanca şiddetiyle Kürt illerinde demokratik Kürt dernekleri ve örgütleri üzerine çöreklenerek demokratik-sol Kürt yapılarını darmadağın edip yüzlerce Kürdü öldüren PKK’nın sürekli olarak beslenip canlı tutulması ve onun terör şiddeti aracılığıyla her türlü demokratik hak talebinin bölücülük ve terörle eşitlenmesi.

    Toplumda, sivil ve demokratik damarın -laikçilerin gerici ve otoriter olarak yaftaladıkları- muhafazakar sosyoloji tarafından temsil edilmesi ve taşınmasının nedeni de budur. Menderes ile uç veren, ardından Özal ile güçlenerek devam eden, Refah Partisi’nde siyasal temsiliyetini kazanan sivil damar, özü itibariyla özgürlükçü, siyaset alanını genişleten, reformcu damardır. Laikçi-faşizan CHP zihniyeti ise hep bunun karşısında, ordu ve Anayasa Mahkemesi, YÖK gibi vesayet kurumlarının yanında olmuştur.

    AK Parti’nin, Erdoğan eliyle bir kitle partisinden içi boşaltılmış bir devlet partisi durumuna getirilinceye kadar olan siyasal serüveni, vesayet rejiminin yenilgiye uğratılarak geri itilmesi, Türkiye’nin demokratik serüveninin ivme kazanması, bütün o onyıllar boyunca gayrı meşru sayılmış, kültürel, ekonomik, siyasal yaşamın dışına itilmiş muhafazakar halk yığınları ile Kürtlerin toplumsal yaşamda ve siyaset alanında boy göstermesinin öyküsüdür. Özgürlüklerin, adaletin, sivilliğin, reformculuğun taşıyıcısı olan o AK Parti, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en sivil, en halktan yana, en özgürlükçü siyasal KİTLE PARTİSİ’dir. (Daha önceki vesayet rejimi yıllarında benim sol bir dergi editörü olarak “şeriatçılık” ve “PKK propagandası” gibi iki gülünesi iddia ile yargılanmış ve hapse mahkum edilmiş olmam, siyasi mülteci olup bunu izleyen 19 yıl boyunca ülkeye girememiş olmam, özgürce geri dönme olanağını AK Parti iktidarının düşünce suçlarını düzenleyen yasaları geçersiz kılmasıyla mümkün olması, dile getirdiğim sürecin benim bireysel öykümdeki temsilidir.)

    Vesayet düzeni ve onların temsilcisi güç odaklarının en büyük korkusu, demokratik özgürlüklerdir. Çünkü, hürriyetler, bunların otoriter rejiminin ve ideolojik devlet aygıtının sekteye uğraması anlamına gelir. Yanısıra, bunların halk yığınlarında siyasal destek olarak karşılığı cılızdır (CHP ile Doğu Perinçekçilerin Vatan Partisi).

    AK Parti’nin bir kitle partisi olarak yükselişinin ve zamanla giderek güç kazanmasının önü, kitle desteğine sahip bir parti ile alınamazdı. Vesayet rejiminin bekası tehlikeye düşmüş göründüğü her seferinde, askeri darbe, bu uğrusuz güç odaklarının elindeki yegane araçtı.

    Yolsuzluk ve soysuzluk batağının göbeğine yuvarlanmış kendi vesayetçi düzen partilerinin 2000’lerin başlarındaki tasfiyesi, muhafazakar halk yığıunlarındaki zihinsel uyanış ve örgütlülük, bunların geleneksel askeri darbe seçeneğini ellerinden aldı. 28 Şubat’ı denediler, ellerinde patladı, AK Parti iktidarının yolunu açtı.

    Yenilgiye uğratılmış vesayet rejiminin bir karşı-devrimle yeniden iktidarı ele geçirmiş olduğu bir dönemdeyiz. Doğu Perinçek’lerin, H. Gayretler’in, Nedim Şenerler’in, bilimum Ergenekoncu çetenin karşı-devrimini mümkün kılan koşulların yaratılmasında, başta Gülen’in kendisi olmak üzere, Gülen Cemaati’nin yönetici kiliğinin büyük vebali vardir. Cemaat, bu asırlık (ve aslında daha yaşlı) vesayet düzeninin tasfiyesinin biricilik mümkünatı olan demokratikleşme yerine, bürokratik devlet aygıtındaki operasyonel gücünü kullanarak sadece devlet bürokrasisinde kendi gücünü artırmak, Kürt sosyolojisinin karşısına dikilerek vesayetçi devletin sahiplerinin olurunu almak yolunu seçti. Halk yığınları nezdinde görülür hale gelmiş vesayet düzeninin içine yuvarlandığı çaresizlik içinde, devletin kendisiyle iş tutmayı kabullendiğine, Kürt hareketi karşısında yegane engelleyici gücün kendisi olması itibarıyla pazarlık gücünün çok yükseldiğine pek çok inandı. Devletin kendisinden korkması için ortada bir neden olmadığını düşündü Güen. Öyle ya, muhafazakar sosylojinin reformcu ve dönüştürücü sivil gücünü değil, salt kendi bürokritk güç palazlanmasını temsil ediyordu. Bir yandan muhafazakar sosyolojinin dönüştürücü gücünün içini boşaltabilir, diğer yandan Kürt hareketinin yükselişine ket vurabilirdi. Daha fazla güç talebi ile, AK Parti’ye yükendikçe yüklendi -özellikle barış süreci sırasında. İstediğini alamadığı noktada, güvenlik bürokrasisi içindeki gücünü kullanarak Erdoğan ve AK Parti’yi köşeye sıkıştırmaya yeltendi.

    Vesayetçiler, mal bulmuş mağribi gibi, bu gerilimin üstüne üşüştüler. Bu gerilimin derinleşmesini beklediler. Gülen ve Cemaati’ni hiç beklemedikleri anda vurdular (bir dindardan çok daha fazla azılı bir Türk milliyetçisi ve devlet tapınıcısı olan Gülen’in biçimlendirdiği Cemaat zihniyetinin taşıyıcısı Cemmat mensuplarının devlete sadece sitem edip bütün günahları Erdoğan üzerine yıkmaya çalışmasının nedeni de bu.)

    Zaten devlet bürokrasisinden hep uzakta tutulmuş dindarlar ve onların kurulduktan hemen sonra kendisini iktidarda bulmuş partisi AK Parti, devlet bürokrasisinde YOKTU. Gülen’in başlattığı taaruz sonrası bu Cemaat ile köprüleri atmak zorunda bırakılınca, iyice yalnızlaştı. Yapavileceği yegane şeyi yaptı: İttifak değiştirerek vesayetçi güç odakları ile koalisyon kurdu.

    Ergenekoncular çıktılar. Görünürdeki yüzü Perinçek ve Bahçeli olan güç odakları, Erdoğan’ı teslim aldılar ve onun eliyle AK Parti’nin içini boşaltarak kendi ellerinde ve kontollerinde bir manevela haline getirdiler.

    Bu yorum sayfalarında 15 Temmuz, Erdoğan ve Başkanlık Sistemi’nin ölümüne savunucularının Perçinçek müridi H. Gayret ile Türkeş olması rastlantı değildir.

    İlkin Karar Gazetesi, ardından TV5 ve şimdilerde biri kurulmuş diğeri kurulacak olan iki yeni parti, sivil ve demokratik muhafazakar direnişin ve inisiyatifi yeniden ele alma çabasının bir tezahürüdür.

    Şiddetin diline uzak Kürt demokratları ve Kürt muhafazakarları, oynanan oyunun farkında olan (ve giderek bunun gerçekten muazzam bir kurnazlık ve aldatmaca olabileceği kuşkusunu giderek daha çok duyan ve benim dile getirmeye çalıştığım perspektifi dillendiren insanları şimdilik çok inandırıcı bulmasa da yaşananlar dolayısıyla onların sesine de kulak kabartmaya başlayan) Türk muhafazakar sosylojisi ve sol-demokratlar, olanca güçleri ve olabilecek en yüksek bireysel özveri ile, Babacan liderliğinde kurulacak yeni kitle partisine destek vermeliler.

    Gerçek ve işlevsel yegane muhalif alternatif ne CHP ne de HDP.

    “Ergenekondan çıktık. Yeni görevlere hazırız!” diye meydan okuyup Türkiye’yi Erdoğan eliyle cehenneme çevirmiş olanların üstesinden gelip Ergenekoncuları derin dehlizlerine geri püskürtmenin yolu, GERÇEKTEN SİVIL VE DÖNÜŞTÜRÜCÜ yeni kitle partisini inşa etmekten geçiyor.

    • Bu yorum aslına tefevvuk etmiş bir örnek olmuştur. Altına ilk yorumu koyarak tam da eğer yazmaya sabrım ve kabiliyetim olsaydı buna benzer bir şeyler yazmak istediğimi belirtmek için ve bu tarihi tespitin altına gayretli trollerden önce konumlanmak için bu mesajı yazmış bulunmaktayım.

        • Bugün de aslına rücu eden edene maşallah; endişeye mahal yok bilader; herkes birbirinin ne mal olduğunu zaten bilmiyor mu? Boşuna söylenmemiş: itse it, kurtsa kurt/döner bir gün aslına…

          • Değerli H. Gayret Bey. Bugün sizi pek neşesiz ve gergin gördüm. Belli ki had bilmez bir “kanıbozuk” yine ileri geri şeyler yazıp çiziktirmiş, canınızı sıkmış.

            Müridi olduğunuz Doğu Perinçek’in Aydınlık Gurubu militanlarının ALLAH sözcüğünü ağıza ve kaleme almayıp bunun yerine “Tanrı” sözcüğünü kullanmalarındaki “ilkesel tutum”(!) konusunda sergilediğiniz tutarlılığı ibret ve hayanlıkla takip ediyorum. Kanıbozukllara (!) beddua etmek dışında bu ilkeye sadakat konusunda pek bir dikkatlisiniz -e tabi takdirle karşılayıp takdir edilesiniz diye dikkate sunuyorum.

            Dün, Bilim ve Sanat Vakfı’na kayyım atanması ile ilgili olarak sayın Koru şaşkınlığını dile getirdiğinde, hiç şaşırmadğınızı, bunu beklediğinizi ima etmiş ve şöyle yazmıştınız:

            “Sürpriz sayılmaz ama yine de güzel bir gelişme, darısı benzerlerinin başana. Terörle mücadele kapsamında bir konudur bu.”

            Ben şunu anlıyorum: Vakıflar birer terör yuvası, öyleyse terörle mücadele kapsamına girer bu tedbir. Henüz diğerlerine çökülmediği, ama diğerlerine de çöküleceğinin bilgisi dolayısıyla, “Sadece söz konusu vakıf yetmez, ama Evet” diyorum.

            Vakıflar da terörle mücadele listesine alındı demek ki. Derinceli Doğu Perinçek Paşa’nın listesinde daha neler var, sayın Gayret? RTÖ’yü (Reisçi Terör Örgütü) de kotarabilecek misiniz memurunuzu emekliye ayırmadan önce? Elinizi çabuk tutun, çünkü hayli yakında çıktığınız yere geri göndereceğiz sizleri. . .

            Hürmetler!

          • İt mi kurt mu H.Gayret?

            Kendini hangisiyle özdeşleştiriyorsun?

            İnsan olmaya ne dersin?Tabii hala özünde bir kırıntı kaldıysa.

      • Değerli arkadaşım. Sizi unutmuş değilim. Bir ara, olumlu bir diyalog içinde olduğum insanların o diyalog yüzünden zarar görebileceği endişemi yaratan ve sonrasında o kaygıyı doğrular görünen kimi sıkıntılar yaşadım. İnşallah farklı düşünce geleneklerinden gelseler de birbirini anlayan, ahlak, vicdan ve aklıselimde ortaklaşan dostlar olarak çay ve Ankara simidi eşliğinde yarenlik edeceğimiz günler de gelecek nasipse. Sonsuz saygı ve selamlarç

    • Sn.bernar her yorumunuz geçmişe ve geleceğe ışık tutuyor.yorumlarınızla bazı sığ yorumculara ders veriyorsunuz.
      Sığ diyorum çünkü bilgisizce ve sadece yandaşlık yorumları yazıyorlar.
      Bu ülke artık mevcut iktidar tarafından yönetilmiyor sadece vitrinde onlar var.
      Hani diyanetin çoğu imamının çok sevdiği bir replik var dış ve iç mihraklar.güldür güldür komedi showunda konyalı dayının dediği gibi ha ha işte o o ülkeyi onlar yönetiyor.

      • İçten selamlar, sayın Efedamat. Bu sitenin değerli yazarına, hem Türkiye siyasal tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçerken gerçekten çok sıradışı bir aydın tutumu ve ilkeselliği ile bizleri bilgiye boğup düşünmeye sevk ettiği için, hem de farklı düşünsel arkaplanlardan gelen bizlere burada düşüncelerimizi paylaşma olanağı yarattığı için, müteşekkiriz. Düşünen ve Konuşan Türkiye özleminin nihayete ereceği günlerin hayli yakınlaştığı sezgisi ve dileğiyle, saygılar.

    • Geçen seneden beri yangına benzin dökmeye çalışan yanar-döner arkadaşımız Beynar hazretleri buradaki yorum yazılarında iktidardan kurtulma adresi olarak Chp-Hdp ittifakına güzellemeler yapıp İlk önce İstanbul ve Ankara düşsün sonra erken seçim hayalleriyle yanıp tutuşurken ve imamoğlu-yavaş güzellemeri yaparken kendi karışık persfektif açısını yansıtmaya çalışmış…Tesbitlerinin bir kısmını doğru bulurken….Ülkede var olan pkk- hdp-terör sorununu kürt sorunu diye yutturmaya kalkıyor…Ülkedeki vesayetçilerden ve Ergenekonculardan kurtulma yolunu yeni kitle partisinden geçtiğini söyleyerek muhafazakarlarda var olan “birbirini yesinler” modunu daha da pekiştirmeye çabalıyor…Chp-Hdp muhafazakar kitleyi ayrıştırmayı başardı. Beynar efendi bu daha yetmez daha da bölünün yeni parti yeni parti edebiyatı yapıyor…

      Kardeşim bölünmeyelim o zaman….Saadet-İyi parti-Akparti-Büyük birlik- Mhp-Davutoğlunun partisi-Gülcüler niye bir araya gelemezler.. Niye Perinçeğe Niye Hdp’ye ve Niye Chp ye yem olurlar….Yeni parti kurulunca kime payanda olacak… kime yarayacak..

      • Yani hakikaten gülümsetiyorsunuz beni: Yahu daha üç beş ay önceki yerel seçimler zamanında siz değil miydiniz hepimizden zillet ittifakı, emperyalizm uşağı çıkaran? Saadet, İyi Parti AK Parti MHP bir araya gelsinler, birlik olsunlar! Emriniz olur çavuşum!

  23. Bu daha bir başlangıç…
    Bu günlerin geleceğini sayfanızda defalarca yorum olarak yazdım….
    15 temmuz alçaklığı ile asıl darbe 20 temmuz OHAL ile yapıldı….
    OHAL KHK ları ve onların ek maddelerini hiç okudunuz mu ?
    Aslında FETÖ ile mücadele adı altında yayınlanan KHK lar ile getirilen ek maddelerin ileride Bu ülkenin bağrından çıkmış ve bu ülkeye ait entelektüel düşünceyi – bilimi – sanatı -dini yok edeceğini hep söyledim..
    Son zamanlarda hiç Anayasa Mahkemesinin Ohal KHK ları hakkındaki yorumlarını okuduz mu ?
    Hiç sanmammm…..
    Artık bu ülkede 15 temmuz hainliği ile bir çok kırılma yaşanacağını bu kırılmaların 12 EYLÜL-28 ŞUBAT- DERSİM olaylarından daha beter olacağını hep söyledim… Kim inandı bana ? hiç kimse…
    Bu 15 temmuz alçaklığı öyle bir şey ki yukarıdan aşağı inen OHAL khkları ile FETÖCÜ denenleri kesiyor….
    Aşağıdan yukarı çıktıkça FETÖ,,,, FETÖ diye bağıran – adaletten -hak ve hukuktan anlamayanları kesiyor dediğimde kim inandı bana… Hiç kimse….
    Her zaman dediğim gibi hukuk zemininde PKK ve FETÖ ve diğer örgütlerle mücadele elbette adalet çerçevesinde yapılmalıdır.. ANCAK hiç KHK lar ile ortaya konan hukuk sisteminin sonunu araştırdınız mı…
    İçimizden çıkan iktidar bizi biçiyor……
    Çünkü mevcut iktidarın bu günkü ortakları kim……
    Haber Türk te rastladım DOĞU PERİNÇEK sayın ERDOĞAN’ı savunuyor……
    Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim……
    Neyse devamında neler mi olacak…
    —Bu iktidar döneminde veya sonraki iktidarlar döneminde bir çok vakıf ve derneğe el konacak…
    —Buraya gidip gelen insanlar terör örgütlerine üyelik / irtibatlık/ iltisaklıktan tutuklanacak…
    —28 şubat kararları bin yıl değil bin yılın ilk çeyreğinin 1/10 olan bu yılda zafere koşuyor..
    Söylenecek çok şey var ama …. Neyse …..

    • Karamsarlık karamsar olmamızı isteyen odakların ekmeğine yağ sürüyor Sn 3T3.

      Siz en iyisi hemen yorumuzun üzerindeki Bernar Bey’in yorumunu kale alın.Çözüm orada ifade ediliyor.

  24. AKP yi koruyacam diye Erdoğanın Türkiye, Dünya ve Türklerle birlikte orta doğuyu yok etme pilanıni zamanında fark eden A Şener gibi 11. C Başkani ve A Babacan da onun maksadını ve tek amacının devletin malını har vurup harman savurarak kendi imparatorluğunu kurmak olduğunu bilmelerine rağmen….Kol kırılır gen içinde kalır anlayışı ile hareket ederek
    çıkıp millete anlatmadılar.
    Erdoğanın trol ordusu kurarak, Ahil kesimi susturup cahillere meydani bırakıp bütün amaçlarını gerçekleştirdiktan sonra, Parti kurmaya kalkıştıar…
    Maalesef Türkiye adamliktan çıkmasına onlarda ortak oldular.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız