Karanlık dönem suikastları.. “Suç örgütü liderinin tanıklığı geçersiz” diyeceklere bir gazeteci tanıklığı…

44
Reklam


Sedat Peker’in tek başına konuşup paylaştığı ‘Arkası yarın’ türü dizinin yeni bölümü dün yayınlandı. Yayını daha 24 saat dolmadan 10 milyon insanın izlediği anlaşılıyor. Dünya sineması ile TV dizilerinin tanıtım ve ölçüm programı IMDB bugüne kadar yayınlanan bölümleri kapsamı içerisine aldı. Daha önceki bölümler gibi bu son video da dış basından yoğun ilgi çekecektir.

Dış basının ilgisine karşılık kendisini ‘merkez’ adlandıran yerli medya bu kez de suskunluğu tercih edeceğe benziyor. Böyle bir ortamda bile “Kılıçdaroğlu, Akşener, Davutoğlu, Babacan” eksenli yazılarla okur karşısına çıkabiliyorlar…

Hemen her bölümde iddialarıyla ilgili savcıları harekete geçmeye çağıran Sedat Peker’in bu son videosu o yolu açabilir mi? 

Önemli bir olayın tanığı olarak andığı ve “Doğruyu söyleyecektir” diye adına teminat verdiği kardeşi ifadesine başvurulmak üzere gözaltına alındı.

Bu son videoda isim de vererek suçladığı bazı isimler iddiaların yanlış olduğunu söylemek için açıklamalar yaptılar.

Yeterli mi?

Bu soruya cevap verebilmek için, son videoda birinci el tanık olarak zikrettiği, ülkemizin karanlık bir dönemine ışık tutabilecek, çoğunun faili hala meçhul cinayetlere biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

Suikastlar resmi geçidi

Reklam

Kıbrıs’ta bir suikasta uğramış gazeteci Kutlu Adalı ve ülkemiz siyasetini derinden etkilemiş bir siyasi cinayete kurban giden Uğur Mumcu suikastları için katil ve azmettiren isimleri veriliyor videoda…

Aynı dönemde birbiri ardına nokta suikastlarla hayatını kaybeden bir dizi işadamının başına gelenle ilgili de iddiaları var Sedat Peker’in…    

Şu isimler: 14 Ocak 1994’te Behçet Cantürk… 25 Şubat 1994’te Yusuf Ekinci ve Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın… 28 Mart 1994’te Fevzi Aslan ile yeğeni Salih Aslan… 9 Mayıs 1994’te Namık Erdoğan… 3 Haziran 1994’te Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay… 12 Kasım 1994’te Medet Serhat… 2 Aralık 1994’te Faik Candan

Bir yıl içerisinde suikasta uğratılan bu kadar insan…

Öldürülen kişilerin PKK ile bağları olduğu o dönemde ileri sürülmekteydi.

Dönemin başbakanı Tansu Çiller 1993 yılı Kasım ayında, “PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz” diye ilk işitildiğinde pek çok kişiye şaşırtıcı gelen bir açıklama yapmıştı ve cinayetler furyası o açıklamadan sadece iki ay sonra başlamıştı.

Öldürülenlerden birkaç ismi anan Sedat Peker bu kişilerin PKK yanlısı oldukları için değil Türkiye’deki uyuşturucu trafiğine yol değiştirme amacıyla öldürüldüklerini söyledi. Bugünlerde de farklı olmayan bir ortam yaşandığı yine onun iddiası.

Devletin kendisini ‘suç örgütü lideri’ saydığı bir kişinin iddiaları bunlar…

Reklam

Cinayetlerin TBMM’de kurulmuş bir komisyon tarafından araştırıldığı 2012 yılında komisyona çağrılan Tansu Çiller’in kendisine yöneltilen konuya ilişkin sorulara cevap verirken gözünün buğulandığı gazetelere yansımıştı. 

Tansu Hanım ve konuyla ilgili bir anımı anlattığım eski bir yazıma göz atmakta yarar var.

Bizim ülkemiz biraz tuhaf; müthiş ilgi duyduğu, kendisini çok şaşırtan olayları bile çabuk unutuyor insanlarımız. Sedat Peker’in bir döneme damga vurmuş cinayetlere ilişkin tanıklıkları daha önce de bilebilecek durumdaki bazı kişiler tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştı.

Önemli tanıklardan biri, şimdilerde güncel olaylarla ilgili görüşlerini YouTube’ta açtığı kanaldan duyuran Memduh Bayraktaroğlu’dur. Kendisi o karanlık yıllarda Başbakan Çiller’in danışmanıydı. O dönemde yaşananları ‘Çillerli Yıllarım’ adını verdiği anı kitabında (Marka Yayınları, 2006) ayrıntılarıyla anlatmıştı (s. 323-24). Ben de bir vesileyle kitaptan o bölümü okurlar için alıntılamıştım.

Yeniden aktarmakta yarar var.

Memduh Bayraktaroğlu anlatıyor

“Tansu Hanım’ın başbakan olduğu ve terörün neredeyse pik yaptığı 1993 sonları ile 1994 yılı içinde, Tansu Hanım PKK ile mücadele edebilmek için neler yapılması gerektiğine dair bir rapor istemişti… / Dönemin istihbaratçılarının (..) hazırladığı bir raporda, PKK’nın finansmanı kesilirse, silâhlı gücünün de biteceği anlatılıyordu.

“PKK’nın finansman gücü ise iki koldan geliyordu; / 1. kol Kürt asıllı işadamları, / 2. kol uyuşturucu ticareti… / Kürt asıllı işadamları uyarılacak, gerekirse PKK’ya yardım yapamaz hale (!) getirilecekti. Uyuşturucu ticareti ise engellenecekti.

“Uyuşturucu ticaretini yöneten kişinin Kürt asıllı bir işadamı olan Behçet Cantürk olduğu biliniyordu. / Eski istihbaratçılar ve halen görevde olan meslektaşları, Özer Beye, ‘özel bir birlik’ kurulmasını önermişti: KGB. (..) Kurulan ekip resmî çerçeve dışında çalışmalarına başladı. İçlerinden bir sözcü seçerek uyuşturucu ticaretini yürüten Cantürk’e gönderdiler. Sözcü uyuşturucu işinden vazgeçmesini; aksi halde başına iş açılacağını bildirecekti. Cantürk özel birlikle işbirliği yapmayı kabul etmedi. İlerleyen günlerde Cantürk öldürüldü.”

İyi mi?

Yazımı şöyle sonlandırmıştım:

“Memduh Bayraktaroğlu, Cumhurbaşkanı Demirel itiraz ettiği için birimin resmiyet kazanmadığını anlatıyor. Bir şeyi daha: Behçet Cantürk ölünce uyuşturucu ticaretinin el değiştirdiğini… Okuyalım: ‘Uyuşturucu gelirleri terör örgütünün elinden uçup giderken, talih kuşu (!) özel ekibin başına konmuştu.’  / Cinayetler… Uyuşturucu ticareti… Mideniz bulanmıyor mu?”

Midem yıllar sonra yeniden bulanıyor. 

Alıntıladığım bölümler dikkat çekmiş olmalı ki, yazım çıktıktan sonra T24’ten Hazal Özvarış, “Savcılıktan ifade için çağrıldınız mı?” sorusunu Memduh Bayraktaroğlu’na yöneltti. Kitap çıktığında çağrılmayı beklediğini, ancak davet gelmediğini söyleyen yazar, “Çağırsınlar yine gider, ifade veririm” demişti.

O dönemde yazılanlar ile Sedat Peker’in milyonlarca kişi tarafından izlenen son videosunda anlattıkları neredeyse tıpatıp birbirinin aynısı.

Kemalettin Kamu’nun ‘Bingöl Çobanları’ şiirini ne kadar da andırıyor durumumuz:

“Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski-yeni; / Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.”

ΩΩΩΩ 

Reklam

44 YORUMLAR

  1. Sedat Peker kaç gündür konuşuyor. Zaman aşımından faydalandığını zannederek Faili mechulleri anlatıyor. 90 yıllarda iç işleri bakanı Meral Akşener den bu konuyla ilgili hiç ses seda yok. Hayırdır.
    Bu mayfa abisinin plakasının niye 02 olduğu da ortaya çıkti.Plakasının 01 olmamasının sebebi nedir? Kime ayıp olmasın diye?

  2. “Cami hocasının dediğine mi inanacaksın, bu işler pis iş, pis işleri kim bilir, pislikler bilir” diyerek kendisini pislik olarak tanımlayan kişinin peşinden gidenlere bak. Fetö siteleri bayram havası, Hdp-Pkk siteleri bayram havası, Chp siteleri bayram havası. Allah yolunuzu açık etsin.

      Süper lüks bir hayat süren, özel uçaklarla gezen bir Robin Hood imajına inanmayı tercih ediyor bu zevzavatlar.Kendi tabiri ile “dönüş bileti” yanan Peker, kendisine “yeni bir dönüş bileti” ayarlamaya çalışıyor, millet bu bilet pazarlığını izleyip, yeni bir kahraman ortaya çıktı zannediyor.
      Bir mafya abisi çıkmış haftalardır yayın yolu ile memlekete hiza veriyor. Gülermisin ağlarmısın bunlara.
    Sedat peker den de medet eder hale gelmişiz diye soran yok kensine. Şimdi sedat peker parti kursa bunlardan baya oy alır.

  3. Karagülle Hocamıza Allah rahmet etsin, İslam ekonomisi ve Kuran-ı bihakkın anlamak konusunda ilim tahsili üzerinde ömrünü vakfettiğini ve mücerreb önerileri olduğunu biliyorum. Cenab-ı Hak rahmeti ile muamele etsin, talebeyi ulum kafilesine dahil etsin. Amin

  4. Sedat Peker ın Siyasi cinayetlerin, faili meçhullerin parçası olduğu yolundaki itirafları, “zaman aşımına sığınarak” kendisini ele veriyor olması bile, izleyicilerinde negatif bir etki uyandırmıyor.
    Bugün suçladıkları ile 30 yıldır kol kola olduğunu, bugün derin dediklerinin 30 yıldır kullandığı bir “eleman” olduğunu kimse hatırlamıyor ve hatırlamak istemiyor.
    Sanki bir temiz eller operasyonu yürütülüyor ve operasyonun başında bir mafya abisi var.
      Daha çok çıksınlar.İyice gün yüzüne çıksın herşey.

  5. Sayın Koru
    Öncelikle ailenizin sonra da milletimizin başı sağolsun.
    Allah gani gani rahmet etsin.
    Varsa günahlarını affetsin, cennetiyle mükafatlandırsın.
    İyi insandı.
    Geride de iyi bir miras bıraktı.

  6. Bir yıl kadar önce, içinde bulunduğumuz yılın seçim yılı olacağını tekrar tekrar ileri sürdüğümde, muhalif yorumcu arkadaşların epeyce bir kısmı bunu muhtemel görmediklerini söylediler. Hem anket çalışmalarının sonuçlarına, hem de muhalefetin dağınıklığına ve çapsızlığına işaret ettiler. Seçimi kaybetme ihtimali giderek artan Erdoğan’ın bu riski göze alması akla uygun değildi vb. İşi gücü iktidarın borazancılığını yapmak olanlar, doyasıya alaya aldılar beni, gönüllerince aşağıladılar.

    Erken seçim iddiasının hemen hiç kimseye ikna edici veya muhtemel görünmemesinin nedeni, iki yanlıştan sakınmayı bilememek idi: (1) Türkiye’yi ve iktidar meselesini gündelik siyaset konuları içinden değerlendirmeye çalışmak; (2) ülkenin erken seçime gidip gitmeyeceği meselesinin başta Erdoğan ve Bahçeli olmak üzere siyasal aktörerin tercihine ve iradesine bağlı bir mesele olduğunu düşünmek.

    Benzeri bir yanlış bu kez Sedat Peker videoları etrafında yaşanıyor.

    Youtube kanallarında boy gösteren düzinelerce tanınmış gazeteci ve akademisyen, Peker’in amacını kestirmeye çalışan yorumlarda bulunuyorlar: Asıl hedefi Pelikancılar mı, yoksa Soylu ya da Çakıcı mı, yoksa bunların hepsi mi? Eroğan, Peker vidyolarından hoşnut mudur, Soylu’ya sahip çıkmayıp sessiz kalmasının nedeni de bu mudur? Bu ve benzeri bir sürü tema, tahmin, analiz.

    Yaşadığımız şey, ağaca bakarken ormanın kendisini gözden kaçırmak gibi. Herkesin gözü kulağı Peker’de, Türkiye’nin yakın geleceğinin nasıl şekilleneceğini gözden kaçırıyor.

    Türkiye, tepeden tırnağa bir dönüşümün arifesinde.

    Böyle olduğu için, bugün yaşananlar olanca dramatikliği ve şaşırtıcılığı içinde ysaşanabiliyor. Sedat Peker videoları bunun yalnızca dramatik bir imasından ibaret. Arifesinde bulunduğumuz şey, Gülen Cemaati’nin ardından, bu kez siyasal İslamcılığın Erdoğan ve AK Parti isimlerinde ifadedesini bulan kanadının TOPYEKÜN tasfiyesidir.

    Zaman içinde kendisini para ve ikbal hırsının, karanlık ve kirli işler çevirmenin, yolsuzluk ve adaletsizliğin eşiti haline indirgemiş olan Türkiye siyasal islamcılığı (Cemaat ve AK Parti) rezil kepaze olarak, Türkiye sahnesiden çekiliyor.

    Türkiye’de gerçek anlamda bir siyasal İslamcılık geleneğinin aslında hiçbir zaman var olmadığı, kendisine siyasal İslamcılık denilen şeyin aslında hamasi Türk millyetçiliğine ve geleneksel devletçi ideolojiye yaslanan bir sağcılık, rezil bir bu dünyacılık ve iktidar hırsından ibaret olduğu, hem Gülen Cemaati hem de Erdoğancılık bağlamında, itiraz edilemeyecek açıklıkta gün ışığına çıkmış bulunuyor.

    Askeri vesayete dayanan seküler ceberrutluk ve onun siyasal hegemonyası, 28 Şubat sürecinde kırılmıştı. AK Parti iktidarı bunun tezahürü idi. Velahsılı, Türkiye’nin yeniden Deniz Baykal, Muharrem İnce CHP’ciliğine, vesayete geri dönmesi mümkün değil.

    Siyasal İslamcı şebeklik, gelip hem kendi iflasına, hem de ülkenin topyekün iflasına dayandı. Ekonomi akla gelebilecek her anlamda yerlerde sürünüyor. Türkiye’de tüm siyasal geleneklerin ortak paydası olan ve herkesi nihai olarak birbirine yapıştıran devlet tapınmacılığı zemin kaybediyor, insanlar giderek aretan sayıda düzenden ve düzenin siyasal partilerinden duygusal olarak kopuyorlar.

    Ekonomik yıkımda olduğu gibi, insanların kültürel, etnik, siyasal kimlik etrafında birbirlerine yabancılaşması ve bunu düşmanlaşmaya vardırma işinin de dibini gördü Türkiye. Bu alanda da gidebileceği bir yer kalmadı.

    Ekonomiden kültürel çatışma ve düşmanlaşmaya, iç siyasete göre tasarlanmış hamasi dış siyaset kepazeliğinden devletin yüceliğinin giderek terredüt ve hatta kuşkuyla karşılanır hale gelmesine kadar, Türkiye toplumsal açıdan dibi gördü.

    Ülke bekası, şimdi bu dibe vurma halinden yukarıya doğru hareket etmeye başlamasını gerektiriyor. Çok yakın gelecekte, işte bu gereklilik halini yaşıyor olacağız.

    (1) Türkiye sadece bu yılın sonbahrında erken seçime gitmekle kalmayacak. Medya dünyası da alt üst oluş yaşayacak.

    (2) Yüzde 2’lik Deva Partisi, Türkiye’nin yakın geleceğinin başat partisi, A. Babacan yakın siyasal geleceğin başbakanıdır.

    (3) Türkiye, en çok iki yıl içinde, ayakları yere basan, ciddi bir Kürt açılımı süreci yaşayacaktır.

    (4) Kimi gazeteci ve akademisyenlerin kaygılanıp korktuklarının aksine, Türkiye bir siyasal cinayetler ve şiddet sarmalına sürüklenmeyecektir. Toplamı Erdoğan’ın başkanlık sistemi lafına karşılık gelen ve nihayet şimdi birbirine düşmüş olan çetelerden hiçbirisi, bu iktidarı ayakta tutma uğruna kendisini riske edip ülkeyi tekrar bir şiddet havuzuna itme cesareti gösteremeyecektir. Bu çeteler, Türkiye’nin yakın siyasal düzeninin nereye evrileceğini sezip görüyorlar. Bunun önünde durmaya çalışanların soluğu hapishanede alacaklarının farkındalar. Erdoğan’dan Çakıcı’ya varıncaya kadar, herkes, arifesinde bulunduğumuz tepeden tırnağa topyekün değişim sürecinin kendi başında patlamasından korkuyor.

    Hepsi, kuzu kuzu, olacak olanı kabullenip kenara çekilecek, kabağın kendi başına patlayabileceği korku ve ürküntüsü içinde, yazgısına razı olacak.

    Peker, Erdoğan Ağabeyi’ni de zora sokacak adımlar atar mıymış. Peker, Erdoğan ile gizli bir pazarlık mı yürütüyormuş. Böyle şeylere kafa yoruyor, bunları çözümlemeye çalışıyor koca koca akademisyenler, gazeteciler.

    Erdoğan dahil bütün bir siyasal düzenin tasfiyesi, topyekün değişim süreci başlamak üzere.

    S. Peker bunun farkında değil mi?

    S. Peker’i kurtaracak olan Erdoğan mı?

    S. Peker’in stratejisi, Erdoğan’a “Beni kurtarmazsan seni de zora sokarım” mesajına dayanan bir strateji mi?

    Erdoğan, kendi damadını, Binali Abi’sini, ve dahi kendisini kurtarabilecek güçte mi ki Peker Erdoğan’dan medet umup stratejisini bunun üzerine kursun?

    Bir devir kapanıyor: O devir Erdoğan ve onun ikitidarından ibaret değil: Kaç kişi farkında bunun?

    Herkes, yüzde 2’lik Deva Partisi’nin lideri Ali Babacan’ın başbakanlığına hazırlansın. . .

  7. إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ‎,
    ʾinnā li-llāhi wa-ʾinna ʾilayhi rājiʿūna.

    Karagülle Hocamiza
    Allaha Rahmet eylesin.
    Nur içinde yatsın.
    Ailesi, Eş, Dost, ve Yakınların’ına Allah CC sabır versin ve Başlari Sağ olsun.

  8. H.K.
    24 Mayıs 2021At 02.27.

    Sayın H.K bey! Sizin yazınızın aşaği’ya aktardıı’ğım bölümünü ben öğle anladım. ve halen dahada öğle anlıyorum. Belkide ankayış kapasitem yeterli olmadığı için olsa gerek: Tıpkı sizin, benim! Yahudiler hakkında ikaz ayetinin Türkçe meali’nde geçen “bir zamanlar” kelimesi ingilizce hatta Aapça da dahil geçmedıği’ni yazmıştım ve Yahudilerin halen daha bazi üstün özeliklerinden örnekler verdiğim o yaziyi anladığınız gibi, olabilir, fakat sizin yorumunuza yazdığım yorumda size herhangi bir alay ve aşğılayıcı bir kelime kullandığımı hatırlamiyorum,ayni zamanda’ da yorumunuza ayni gün yorum yazdım! Ya siz! Aradan ne kadar zaman geçmış!
    Belliki yazı sizi ve sizin gibi düşünenleri rahatsız etmiş ve ediyor.

    Dün Pazar günü Face the nation proğramın’da aralarında Bernia Sanders ve Îsril gizli servisinden emekli olmuş birise de dahil bir çok Îsrailli son olaylarda, Netanyahu ve Îsrail devleti’ni suçluyordular. Ayricada ABD’nin Îsraile arka çıkmaması, silah satışını ve yardımlarını kesmesini vede tutumunu değiştirmesi gerektiğini savuniyordular. Filistin halkını hem Îsrail hemde Arap liderleri kendi koltuklari için kulkandıklarını anlattılar.
    Hatta Avrupa ateş kesmesi için baskı yaptığını ABD ve (Mısır hariç) Arap ülkelerının hiç birisi ne Îsraili kınadı nede ateş kesmleri için uğraşmadıklarınn sebeplerini de güzelce açıkladılar.
    Bizim Türk siyasetcileri oldu bitti Yahudileri ve diğer inançlari hedefe koyarak oy devşiriyorlar. Bütün bu olumsuzluklara rağmen ABD de Dünyada şimdiye kadar Yahudiler hep Türkiye’ye arka çıktılar.
    Peki! Ya Müslüman Araplar? Bu dünyada dürüst çalışana Allah C.C serveti, ibadet edenlerde ağiret’te Cennet ile mükafatlan’dırır.

    Nedense Allahın emri olan, Doğruları konuşmak, kendini Müslùman olarak lanse edenleri rahatsız edyor..!!!

    Fehmi Koruyu 9 köyden kovanlar’mi kazandı yoksa kalemini onlar içi eğıp bükmiyen sayin Korumu?

    *********
    “ABD bu konuda kendine güveniyordu. Pfizer ilaç endüstrisi konusunda eğrisiyle-doğrusuyla dünyaya hakim bir Amerikan firmasıdır. Teknolojisine güvendiği, yüksek standarlarda çalışan laboratuvarları kontratla işin başlangıcında finanse ettiler. Türk asıllı çiftin ilaç teknolojisi firması Biontech bunlardan biriydi.”
    *******

    • Nurdan hanım, Sn $45 milliyon siz miydiniz? Yorumlarımda kimseye aşağılayıcı bir şey yok! Ancak yanlışa meydan okuma, doğruya davet niyetiyle yoklama olabilir. Doğru neyse o! Doğruya ve doruğa doğru! Anlaşıldı mı?!

      O yorumumda net bir durum tesbiti ve soru var. İddia ettiğiniz gibi madem o kadar üstünlükleri vardı (paraları bol ve altyapıları zaten müsait), bütün dikkatler aşı konusuna çevrilmişken neden üstünlük emarelerini göremedi dünya. Yahudiye karşı arapları öven, işin siyasetine giren oldu mu?

  9. Devlet herkesle çalışır:Vatan millet sakarya vs.Şimdi beyin jimlastiği yapın.Yani saksıları çalıştırın.Devlet kim?Halk,Devleti idare eden kim?AKP iktidarı.Halk mafya ile ortak olun mu dedi?Mesela ,ben demedim.AKP ve MHP li adayları seçerken seçmenleri sen git mafya ile ortak ol dedi mi?Hayır.En azından alenen, seçmenlerin söylediği bir şey yok.Gizli saklı bazı seçmenler mafya ile ortak olun dediyse bilmiyorum.AKP iktidarı yaklaşık 20 yıllık iktidarında kimin için çalıştı 5 li soygun çetesi denilen yolsuzluk ve soygunlarla adı anılan yandaş işadamları için çalıştı,çalışıyor.Peki devleti yöneten AKP iktidarı mafya ile çalışırken onalrı hangi iişlerde kullandı.Bazılarını Sedat Peker ifşa etti.Diğerlerinin de dili çözülürse eğer her pisliği her kirli oyunu öğrenirsizin.imdilik ortaya çıkanlar;uyuşturucu ticareti,rüşvet,medya mensupları ve patronalrına baskı,muhalif yayın organalrını tehtit ile susturma ve doğan medyayın satılması için mafya baskısı,muhaliflerin sindirilip korkutulması,faili mechul cinayetler.Henüz açıklanmayan kara para aklama,kaçakçılık gibi mevzular da var.Devlet bu kirliişler için çalışır mı?Hakiki devlet çalışmaz.Peki kim çalışır?İktidarını kirli oyunlarla sürdürmek isteyen devletin ballı gelirlerine yumulan hükümetler ve devleti suç çetesine dönüştüren iktidarlar.Saksıyı çalıştıran anlar.Kafasını kuma gömene ne yapalım?Saygılar.

  10. İstanbul kanalizasyon sularının analizi sonucu esrar tüketiminde Barselona’dan sonra Dünya ikincisi olmuş
    Esrardan başka eroin ve kokain de tespit edilmiş.
    Hamdolsun!

  11. Peker’in bundan sonraki yeni açıklamalarından bakalım daha neler çıkacak?
    İnsanın, yaşananları hafızasında irdelediğinde “devlet bağırsaklarını temizliyor” diyesi geliyor ama kendi adıma emin olamıyorum. Daha öncede bu klişe söze defalarca şahit olduk, lakin her seferinde yaşananların katmerlisine muhatap kaldık.

    Ne olacak şimdi? sorusu anlamsız kaçar.. Daha neler ortaya dökülecek bir bakalım dedikten sonra belki o soru sorulabilir?

    Olacak pek bir şey göremiyorum: Devlet bağırsaklarını temizleyecek, şeffaf bir hale bürünecek, siyaset/devlet daha demokratikleşecek, yargı asli hüviyetine(!) bürünecek. Bunların hiç birisi olmayacak…

    Peki bunlar olmayacaksa yaşananlar nedir ve olanlardan kim/ler ne elde edecek? Hem de devletin en önemli kurumu, İçişleri Bakanlığını olabildiğine yıpratacak derecede.

    Beraberinde; devletin iç güvenliğini de sağlayan ve bakanlığın başındaki kişi, S. Soylu döneminde terörle mücadelede önemli kazanımlar elde edildiği ile Soylu’nun halk nezdindeki popülaritesinin tırmanışta olduğu bir düzlemde devletin en önemli kurumlarının yaşananlara sessiz kalmasını, bakanının yalnızlığa itilmiş gibi halini ne ile açıklamalı?

    Neler oluyor?

    Y-Z kuşakları yaşananlara, yaşı yarım asrı aşanlar kadar kanaat ortaya koyamayacak ve yaşanmışlıkla “duyum” arasındaki fark kadar tahlilde yanılacaklardır. Ülkenin yakın geçmişine tanık olan 50’li yaşlardaki bizler, olanları, devletin siyasi partiler ve iktidar olanlar dahil her fraksiyonu kendi ali menfaatleri(!) için kullandığıdır. Değilse darbeler, ihtilaller, fail-i meçhuller ve organize edenleri hiç gizli/kapalı kalır mıydı?

    Peki ne olsundu?

    Hep istediğim, devletin ali menfaatleri milleti için olsundu. 1950’li yıllar, çok partili demokratik düzene geçiş sonrası gözünü ne askeri/sivil darbelerden ne de 40 yılı aşkındır terörden gözünü açamadı milletimiz.. ekonomik krizler, sosyal adaletsizlik, bölgeler arası gelişmişlik farkı, siyasette tutarsızlık v.b. de cabası…

    Benim gördüğüm makarayı hep başa sarıyor, nüans farkı da olsa aynı filmi tekrar tekrar seyrettiriliyoruz olduğumuzdur.

    Ne mi olacak?.. Siyasi iktidarlar değişecek, halk yerinde sayacak; devlet yoluna devam edecek.

    Devlet millet el ele yoluna devam etse kötü mü olur?

    Tek başına yol kat ediyor olması, devletin uluslararası arenadaki kredibilitesini düşürüyor, halkını da geri kalmış ülkeler sınıfında sokuyor.
    Bu da, netice itibariyle -merhum Özal bu tabiri sık sık kullanırdı- uluslararası piyasalardan sermaye dilenmek ve dünyanın en yüksek faizle borçlanan ülkesi olmak olarak netice veriyor.

    Yazık değil mi bu millete; hem onun için adalet tevzi edilemiyor ve hem de ondan sırtında borç küfesiyle yaşaması isteniyor.

    Üstüne de, adının uyuşturucu kaçakçılığıyla anılan bir devleti (devlet yönetimi) olsun isteniyor…

    Bu durumu ülkesine, milletine kim reva görür, görebilir?

    Yazık, çok yazık.

    • “Devlet millet el ele yoluna devam etse kötü mü olur?” demişşin. Kötü olmaz tabi. Sanıyorum bunu yönetenler de beş aşağı beş yukarı istiyor ama işin yöntemini bilmiyor, veya biliyor da becerileri/yeterlilikleri yok. “Mevzuat” deyip siyasi cenderenin içersinde hayatta kalmağa çalışıyorlar.

      Devlet & Milletin ele ele yoluna devam etmesi için ilave enerji lazım, kaynakların yeterli olması lazım. Devlet göründüğü kadarıyla milletin arasından her nasılsa sivrilmiş siyasi uyanıklara teslim. Bu uyanıklar kaynak oluşturacak yeni projelerden ziyade halihazırdaki birimleri özelleştirdiler. Her dönemde özel kapital(ist)lerin sayısı attırıldı. TRnin alışılagelmiş kaos ortamının devamiyetinde bunların büyük çoğunluğu bir yolunu bulup kapitallerini yurt dışına çıkartırlar- “Millet”ten kaçırırlar. Zaten bunun emareleri her geçen gün görülüyor.

      Devletin özelleştirme adı altında elden çıkardığı üretim birimleri elden çıkarılmayıp ufak tefek yatırımlarla (köşe bucak yol yapma-beton atma projelerine boşa giden paralarla) randımanlı çalıştırılmış olsaydı TRde işsizlik-ekonomik sorunları azalırken kendi kendine yeterlilik artacaktı. Bu da Devletin Milletle el ele yoluna devam etmesine yardımcı olacaktı. Devlet bir yere gidemez, yurt dışına kapitaliyle kaçamaz. Ancak, partizan paslaşmalarla zengin ettiği özel sektör bir yolunu, bir bahanesini bulup yurt dışına kaçar. Bunun da Türk ekonomisinin yutdışına “kocaya kaçması”ndan bir farkı yoktur.

      Geriye zayıflayan bir devlet ve fakirleşen bir millet kalır. Bugün olanların bundan bir farkı var mı? Reisçilik oynayanlar bile Holding olmuş yurt dışına kaçıyor gibi bir manzara var.

  12. Her gün her yazının konusuna uygun fıkra bulmak pek kolay değil ; gerçekten zaman zaman oldukça zorlanıyoruz .Bazen de yazıların birbirine benzeyen veya oldukça yakın olan konuları olunca bu gün olduğu gibi daha önce yazdığım bir anekdotu tekrar kullanmak zorunda kalıyorum ; bilmeyenler öğrenmiş, bilenler de hatırlamış olurlar .
    ALMANYA BAŞBAKANI WİLLY BRANDT
    Willy Brandt , 1913 yılında bir tezgahtar kadının gayri meşru çocuğu olarak dünyaya geldi.Son derece meşakkatli ve türlü türlü mücadelelerle dolu uzun yılların sonunda Sosyal Demokratların başına geçer ve ordan da 1969 da Almanya başbakanlığına kadar yükselir.Barışla ilgili çalışmalarından dolayı Nobel ödülüne aday gösterilir. Netice olarak Almanya’nın en değerli , en saygın politikacısı ve devlet adamı olan , dünyaca da saygıyla hatırlanan bu değerli insan ; 1974 yılında özel sekreterinin adının bir casusluk olayına karışması üzerine – olayın , kendisiyle uzaktan yakından ilgisi yoktur – başbakanlıktan istifa eder !
    Tam bir şeref ve haysiyet timsali !
    Anlayana sivrisinek saz , anlamayana davul zurna az !
    Selamlar ,iyi günler

  13. Devlet-mafya kirli ilişkileri üzerine ipuçları hakkında:DEVİR KİMİN DEVRİ!.
    Devir kimlerin devri?, diye başlayıp gidelim bakalım.
    Devir; Tilki ile Plan yapan, Kurt ile avlanan, sonra oturup Koyun ile Yas tutanların devri!.
    Bu tarifi isimlendirerek gitsek güzel olacak, şimdi isimleri yazarak tarifleri yazsak mükemmel olacak amma, zıplayanlar, hoplayanlar çok olacak, en iyisi isim yazmadan işin içinden çıkmaya çalışalım.
    Tilkilerin Kurnazlığı, Kurtların bazen umursamaz oluşlarından meydan boş kalıyor.
    Meydan büyük, alan hakimiyeti zor olunca Kurtlar başka tarafa bakarken, Tilkiler Horozların kellesini kopartıyor!.
    Bazı memleketlerde, Horoz çok olunca sabah erken olurmuş, bizim memlekette de böyle, Horozlar çok, herkes bir birine Horozlanıyor, Tilkiler plan yapıp yalnız kalanı kenardan götürüyor.
    Eh zaman her şeyin ilacıdır, “Tekkeyi Bekleyen Çöreği yermiş” derlerdi, şimdi oda değişti, tekkeyi terk edip, Tilki gibi dönüp dolaşanlar Çörekleri kapıyor, tekkede bekleyenlere de ekmeği kenarı kalıyor.
    Eskiden Tekkeyi bekleyen Çörek yermiş, şimdi ekmeğin kenarını bile vermek istemiyorlar.Kaynak:yeninesilniksar.com/Cemallettin Bigin.

    gece kurtla sürüye saldırıp gündüz çobanla ağlamak

    Anadolu’da çok yaygın bir sözdür ve gerçek bir durumu yansıtır. çoban köpeğinin asli vazifesi sürüyü korumaktır fakat bazı itler sürüyü korumak yerine gözlerine kestirdikleri koyun-kuzuları yiyebilmenin fırsatını kollar. sürüye yaklaşan bir canavar olduğunda sürüyü toplayarak savunmak yerine sürüyü bölüp dağıtır ve sürüyü korunmasız bırakır böylece canavar savunmasız kalan küçük grubu boğar atar. görünürde sürünün büyük kısmı köpek tarafından korunmuştur fakat gelin görün ki canavarın boğdukları yanın da köpeğin de parçaladıkları vardır. sürüyü kurtarmış gibi görünen köpek aslında sürünün saldırıya uğramasını sağlamıştır. çoban köpeklerinin bu derece akıllı olabileceklerine inanmayan çobanın sürüsü kısa süre sonra yeniden canavar tarafından ziyaret edilir.
    işinin ehli çoban ise canavarın boğduğu kuzu ile köpeğin parçaladığı arasındaki farkı kolaylıkla anlar.Kaynak:ekşisözlük.
    Mafya devletin asli unsuru oldu
    Türkiye bir süredir organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in ortaya attığı iddiaları konuşuyor. Cumhur İttifakı’na destek için mitingler düzenleyen Peker, iktidar içindeki birtakım güç ve çıkar savaşlarının ardından yurtdışına kaçtı. Peker’in Birleşik Arap Emirlikleri’nden peş peşe yayımladığı videolarda devlet, mafya ve siyaset üçgeninde gelişen kirli ilişkiler ortalığa saçıldı. Yaşananlar, ‘Susurluk skandalıyla anılan 90’ların bir benzeri mi yaşanıyor?’ sorusunu akıllara getirdi.
    Bu haftaki ‘İki Soru İki Cevap’ köşesinde konuştuğumuz akademisyen, bürokrat ve hukukçular, “90’ları aşan bir durumun ortaya çıktığına, yaşananların başkanlık sisteminin bir getirisi olduğuna ve karanlık ilişkilerin devletin asli unsuru haline getirildiğine” işaret ediyor.Kaynak:birgün.net
    Saygılar.

  14. Sedat Peker’in kıyısından köşesinden çıtlattığı iddialarından bazıları savcıların üzerine gitmesiyle birlikte ciddi olup olmadığı anlaşılabilecek nitelikte;kokain meselesi,Bodrum Yalıkavak yat limanı meselesi,Fetö borsası meselesi gibi. Uğur Mumcu cinayetine dair söyledikleri şu aşamada -kendisi başka deliller vermezse- anlattığı olay örgüsüne uysa da delilsizlikten dolayı soyut nitelikte görünüyor. Hürriyet gazetesi baskını gibi olaylarda ise artık açık ikrarı var. Bunlar normal düzende yargının yan gelip kulağının üstüne yatacağı durumlardan değil,üzerine mutlaka gidilmesi gereken durumlar. Ama biz hep neyden şikayet ediyoruz;yargının gariban için işleyen bir mekanizma olduğundan…

    Onun anlatımlarının satır aralarında benim dikkatimi çeken,işlenen suçların arka planındaki faili suça iten bir psikolojiye ilişkin olanı oldu. Peker,suç örgütü lideri olmadığını söylüyor ve bu şekilde nitelendirilmesine de tepki gösteriyor. Oysa ki,Hürriyet gazetesi baskınında adamlarının yönlendirici konumunda olduğunu, gözaltında milletvekili dövdürdüğünü,isim verdiği birilerinin yönlendirmesiyle PKK’ya haraç verdiğini söyledikleri kişilerin gözlerini korkutarak o birilerinin onlardan para almasını sağladığını vs. anlatarak, aslında kendisinin kanunun anladığı anlamda suç örgütü lideri olduğunu da bizzat kendi ağzıyla söylemiş oluyor.

    Fakat o,kendi zihin dünyasında kutsal gördüğü devletin menfaati için yapmış olmasının bu eylemlerini meşru kıldığını düşünüyor ve bizim de bu durumları kendisi gibi meşru kabul etmemizi bekliyor. Peker’e göre,yüzlerce yıllık devlet tecrübesinden süzülmüş bir devlet aklı ve devlet ruhu varmış da, o devlet ruhuna uygun kararlar aldığına inandığı “devlet aklını” devlet adına kullanan -şimdilerde onlardan bazılarının aslında şahsi çıkarları için böyle davranmış olduklarını anlamış olması sebebiyle onlarla mücadele içerisine girdiğini söylediği- âli birilerinin emir ve talimatları doğrultusunda vatanın serdengeçtileri dediği kendisi gibilerin kanunların suç saydığı eylemleri yapmaları suç olmazmış,çünkü devletin menfaatleri bu durumu meşru kılarmış.

    İşte ortalığın pislik götürmesine sebep olan bu kutsal devlet algılamasını bir de halen kendisini dinleyen gençlere empoze etmeye çalışıyor. İnsan hata yapar,önemli olan hata yaptığının bilincine vararak bir daha bu hatayı yapmama iradesiyle, yaptıkları yanlışlarının hukuk karşısında karşılığını da sineye çekmek suretiyle kendini geri çekmeyi bilmektir. Ama hala kutsal devlet kavramını kullanarak yaptıklarına ve yapacaklarına -zihninde/hayal dünyasında- meşruiyet kılıfı üretmesi, benzer suçların ve pisliklerin devamını sağlayacak problemli bir durumdur. Devlet kutsal değildir kardeşim. Devletin bir aklı,bir ruhu varsa o da hukuktur,adalettir. Devlet dahil herkes hukuka,nizama uyarsa kendisinin de yakındığı pislik ortamları kendiliğinden yok olacaktır zaten.

  15. devlet herkesle çalışır.
    suç örgütüymüş, terör örgütüymüş, istihbarat örgütüymüş fark etmez,
    tetikçiymiş, bilim adamıymış hiç fark etmez.
    ölçüsü nedir?
    vatan, millet, sakaryadır.
    yani devletin, milletin ali çıkarıdır, bekasıdır.
    işin içine kişisel çıkarlar, menfaatler, al gülüm, ver gülümler, haksızlıklar, hukuksuzluklar, keyfe kederler, bana göreler girerse işin şekli değişir, alan karanlık alan olur, dönem karanlık dönem olur.
    ben 0-6 videoları izlemedim. ruşen çakırın analizlerinden takip ettim. daha önceki konuyla ilgili yazımda da altını çizdiğim gibi uyuşturucu trafiği üzerine söyledikleri araştırılmalıdır. iddia kimden gelirse gelsin. ama yargının hali malum, kim yapacak?
    basının hali de malum.
    aracı olduğu iddia edilen bir gazeteci aracıysam şöyleyim, böyleyim dedi, üstüne bu iftiralardan dolayı hem dünyada hem ahirette hesap soracağını söyledi. ardından yayınlanan kayıtla kendisinin yalancılığı ortaya çıktı. hadi burada yargı konusunda işler istediğin gibi yürür de hiç mi Allah korkun yok, ahiret mahkemelerini karıştırıyorsun, hiç mi Allahtan arın yok? bütün havuzun hali istisnaları saymazsan budur, her şekilde her yanlışı savun, her haksızlığı, aymazlığı akla, içine üç beş dini kelime serpiştir, beka sosla maksat hasıl olsun.
    yandaş basın “Kılıçdaroğlu, Akşener, Davutoğlu, Babacan” eksenli yazılarla okur karşısına çıkabiliyorlar…diyor sayın koru,
    bunlarla çıksalar iyi,
    nereye baksan fetö, terör, dış güçler eksenli yayınlar, yazılar.
    herkes fetöcü, terörist, ajan, hain, herkes proje.
    neden?
    insanları sürüngen beyinde( survival brain) tutmak için, yani en ilkel yanımıza hitap ediyorlar. hayatta kal yanımıza oynuyorlar. bu bir toplum mühendisliğidir. ayrıştır, kutuplaştır, düşman üret. bunlar üzerinden hakimiyet kur, kurtarıcı belirle, herkesi kurtarıcının çatısı altında toplanmaya zorla.
    sürüngen beyin tehlike odaklı yaşar,
    öyleyse sürekli bir tehdit algısı oluştur. kitleyi korku kültüründe yaşat. düşman göster, dayanışma kültürü öner, kışkırt ama asla düşündürme. çatışma çıkar, mantığa değil, içgüdülere oyna. kişiler bu seviyeye geldikten sonra iş lidere düşer, güç gösterisi ve hitabetle insanların liderle özdeşlik kurması sağlanır, kitlelerin istenilen yönde hareket etmesi artık kolaydır.
    olan budur, yapılan budur.
    pek çok yazımı devirler vardır diye bitirmişimdir.
    bazı şeyler değişmez ama değişmezler çok şeyi değiştirirler.

    • öte yandan yaşadığımız coğrafya elbette tehditlerle doludur.
      kimse gül bahçesinde yaşadığımızı söylemiyor, gülün dahi dikeni yok mu?
      ama bu tehditlere karşı öncelikle iki şeye ihtiyacımız var;
      güçlü bir ekonomi,
      güçlü bir birlik ve beraberlik.
      parası pul olmuş, ayrıştırılmış, kutuplaştırılmış bir ülke tehditlere açık olur. öyleyse biz ekonomimizi güçlendirmek ve birlik olmak zorundayız. bölene parçalayana değil, toplayıp, üretene ihtiyacımız var.

  16. Sayın Koru,
    Korkarım ki sebep olduğu faciadan gözleri yaşaran (kişisel kaygusu veya vicdan azabı sebebiyle) T. Çiller kadar vicdan kırıntısı kalan yönetici bile bulamayacağız bu gidişle. Esas insanı kahreden de sözde “dindar, kendi kültürü ile barışık” bir ekibin başarılarının zirvesinde yoldan çıkarak kendi ayaklarına kurşun sıkmaları ve hem dünyalarını hem de ahiretlerini berbat etmeleri. Bütün bir ülkeyi cenaze evine çevirmeleri. Ama niçin? Bunun cevabı yok henüz.
    Atalarımız ne hoş söylemiş; “deveyi hendeğe düşüren bir tutam ottur” diye. Bunlar da onca servet ve güce hükmederken daha fazlasına ulaşmak için önce kendi entelektüel tabanlarını biçtiler ve etraflarında bir tane bile ehil insan bırakmadılar. Onlarla çalışabilecek bir tane bile vicdanlı insan kalmayınca mafya ve daha beterine ortak oldular. Başkalarına haşhaşi yakıştırması yaparken “Kokain baronu” olma ithamı ile karşı karşıyalar. Böylesi yönetimler o çok bahsedilen dış güçler için fena halde kullanışlı olurlar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız