Karınları doyuramayan iktidarlar iddialı politikalar izleyebilir mi?  

28
Reklam

Türk sağı, her rengiyle, uzun yıllar önce, Doğu Almanyalı komünist oyun yazarı Berthold Brecht (1898-1956) tarafından ifade edilen “Önce karın doymalı, sonra ahlak” iddialı tiyatro oyununu ülkemizde sahneleyen solcu sanatçılara tepki göstermişti.

Milli Selamet Partisi, lideri Necmettin Erbakan’ın formüle ettiği “Önce ahlak ve maneviyat” sloganıyla milletten oy talep ederdi.

Bugün ülkemiz ekonomik sıkıntılara muhatap. 1 somun ekmeğin 5 TL, 1 litre benzinin 30 TL olduğu, TÜİK enflasyonunun yüzde 75’e dayandığı ülkemizde hayat pahalılığı herkesi etkilemekte; cumhurbaşkanı maaşına Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından %40 artış yapılması bu yüzden… [Temmuz ayında asgari ücrete, çalışanlar ve emeklilerin maaşlarına aynı oranda zam yapılmasını bekleyebiliriz.]

Ekonomide yaşananlar ahlak konusunu gündemin dışına itiyor.   

Konuyu daha az konuştuğumuz gibi, konuştuğumuzda da karşımıza çıkan sorunları ekonomide yaşananlar gerekçesi ile açıklama yoluna gidiyoruz.

Brecht bir anlamda doğrulanmış oluyor.

Maalesef ekonomik durum yalnız ‘ahlak’ gibi soyut bir alanı etkilemekle kalmıyor, hemen her konuda etkisini hissettiriyor.

Dış politika gibi sınırları dar bir alanda bile…

Reklam

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın (MbS) şahsı ile ilgili Türk devlet yetkililerinin ağızlarından çıkan suçlamalar kalınca bir kitabın sayfalarını doldurabilir. 

Ülkesinin vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, İstanbul’daki başkonsolosluk binasında, Riyad’tan gelen kalabalık bir infaz timi eliyle vahşi bir cinayete kurban gitmesi haklı bir infiale sebep olmuştu. 

Cinayet mekanı olarak Türkiye’nin seçilmesi bu infiali büyüten sebepti.

İktidar sözcülerinin vahşi eylem yüzünden suçladığı kişilerin MbS’nin yakınları olduğunu yine aynı sözcülerin ağzından dinledik.

Yalnız Türkiye kamuoyuna ayrıntıları bütün çıplaklığıyla paylaştırmakla yetinmeyip eylemi gerçekleştiren ve infaz timine talimatı verenlerin gizli kalacağını sandığı vahşeti bütün dünyaya duyuran da yine iktidar sözcüleriydi.

Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye’nin zorlamasıyla yetkin bir hukukçuyu konuyu araştırmak üzere ülkemize gönderdi; BM temsilcisinin müthiş suçlayıcı raporunda kullanılan bütün kanıtları sağlayanlar da yine devlet görevlileriydi.

Kaşıkçı cinayeti, gazetecinin Washington Post yazarı olması sebebiyle, ABD’de de gündem oldu ve CIA tarafından hazırlanan rapor Suudi Arabistan’la ilişkileri kendi elinde tutan Donald Trump’ı bile araya mesafe koyma ihtiyacı duyacak kadar etkiledi. Trump’tan görevi devralan Joe Biden de aynı mesafeli politikayı sürdürüyor.

Petrol fiyatlarındaki artış yüzünden Suud’tan medet ummak için şu yakınlarda Riyad’ı ziyaret niyetinde olduğu duyulunca yükselen tepkiler Biden’i geri adım atmaya zorladı.

Reklam

MbS yarın Ankara’ya geliyor ve ziyaretiyle ilgili program taslağına bakılırsa Külliye’de ağırlanacak.

15 Temmuz (2016) ‘hain darbe girişiminin finansörü’ olduğu iddiasının muhatabı olan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayed El Nahyan da altı ay önce Külliye’de ağırlanmıştı. [BAE devlet başkanı Şeyh Halife bin Zayed El Nahyan geçen ay vefat edince yerine veliahtı geçti; yani ülkemizde top atışıyla karşılanmış Muhammed Bin Zayed El Nahyan artık BAE devlet başkanı…]     

Türkiye’nin kimyasını bozan hain darbe girişiminin arkasındaki en önemli ‘dış güç’ ilan edilmiş BAE ile neden barışıldı?

Bunun tek sebebi var: Ekonomi…

Eski iddialar zengin ülkeden gelecek ekonomik katkı ve muhtemel yatırımlar hatırına unutuldu. [O katkının gelip gelmediğini, BAE’den yatırımcılarla görüşmelerin nasıl sonuçlar doğurduğunu tam bilemiyoruz.]

Şimdi de Suudi Arabistan ile soğuklaşmış ilişkiler ısıtılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan nisan ayı sonunda Riyad’a gitti ve MbS ile orada görüştü.

MbS de yarın Ankara’ya gelecek ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Külliye’de kabul edilecek.

Kısa süre öncesine kadar olağanüstü sert açıklamaların hedefinde bulunan MsB, kendisini o sert açıklamalara muhatap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunu görüşecek.

Neden oldu bu akıl almaz dış politika değişikliği?

Ekonominin durumu yüzünden tabii…

Suudi Arabistan’dan ülkemizi -tabii iktidarı da- rahatlatması umulan katkılar bekleniyor ve bu sebeple Cemal Kaşıkçı cinayeti ile bozulan ilişkiler tamir edilmeye ve bu arada karşılıklı sarf edilen olumsuz ifadelerin unutulmasına çalışılıyor.

Acaba unutmak mümkün olacak mı?

Zaten her sabah göz attığım iktidarın muteber saydığı gazetelerde sorumun cevabını aradım. 

Buldum da. 

‘Türkiye 2023’te yeniden doğacak’ başlıklı köşe yazısında buldum.

Okuyalım:

“Yarın Ankara’ya gelecek olan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile en az 10 milyar dolarlık SWAP anlaşması imzalanacak. Ayrıca sağlık, enerji, gıda güvenliği, tarım teknolojileri, savunma sanayi, finans, ticaret, turizm, müteahhitlik, gayrimenkul alanlarında yatırım kararları alınacak. TL’deki kazanımlar artacak.”   

Bu satırların çıktığı gazete Kaşıkçı cinayeti sonrasında Suudi Arabistan’ı ve özellikle MsB’yi en ağır şekilde suçlayan haber ve yazılarla dolup taşıyordu.

Mesela şu başlıklı yazı: ‘İstihbarat raporu: Kaçıkçı cinayeti bin Selman’ın işi’

Neyse. Dün dünde kalmış görünüyor.

“Dün dündür, bugün bugündür” lafı bir politikacının ağzından ilk kez işitildiğinde ona en sert karşılığı verenler “Önce ahlak ve maneviyat” bayrağı açanlardı.  

Ekonomi iktidarlara huy değiştirme gücüne sahip galiba.

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Bütün Türkiye’nin gözü üzerindeyken Semra Güzel Almanya ya kaçmış bunun hesabını niye sormuyor Bahçeli.

  2. fikih bilgisi iyi olan biri yazarsa iyi olur.
    bildigim kadariyla aclik durumundan dolayi hirsizlik yapmak zorunda kalan birine gerektiren şer i hukum uygulanmiyor. demek ki once tencere sonra ahlak geliyor.

  3. Bence Kaşıkçı cinayeti’nin perde arkası tamamen değişik.
    Birileri Rahmetliye resmen tuzak kurmuşlar.
    Danışıklı dövüşler her zaman gerçeklerden daha fazla inandırıcı senaryolarla oynanır ve Kaşıkçı cinayetide bunlardan biri.
    Sayın yazar Taha Kıvanç sayesinde bunları herkesten daha iyi bildiği için tıpkı 40 yıllık cinayeti ortaya çıkaranlar örneğini uyguluyor ve olayı gündemde tutuyor.

    BİR kerece nikah seneryosu tamamen çelişkilerle dolu.
    Boşanmış birisinden bekarlık kağıdı değil boşanma kağıdı isterler, onuda boşandığı hanımı veya çocukları aslının kopisini noterde onaylatır gönderır.

    Paraya tapmış insanlar her kılığa girerler.
    Bu nedenden dolayı Trump gibileri kolayca seçim kazanması için karşısına kocasını dahı idare edemiyen Hillary Cilinton gibi birisini çıkarırlar.

    Nedense Trumpın en sevdiği ve samimi olduğu arkadaşlarının hepsi kendi ırkları ile savaşmayi sevenlerden oşüyor.

    Putin, bombalarını kendi soyundan olan insanlara yağdırıyor. Sudi prenside ayne. Putin gibi bombalarını kendi ırkı olan Yemen gibi ülkeler e yağdırıyor.
    Eh bizimki zaten göz önünde 1978 de kurulmuş PKK ile yazdığı barış seneryosu’nu seçimi kayıp eder etmez savaş seneryosu’nu çeviriyor ve 15 Temmuz darbesi ile birlikte ülkesinin yetiştirdiği bilim adamları gazeteciler ve bunlara eş değerde olan ne kadar ehliyetli insan varsa tıpkı Mağarada rehin tutulanlara yağdırılan bombalar gibi kendi halkına her gün zülüm ediyor ve bunulada övünüyor .

    Bizde öğüdü yuvada almış diye bir laf var Trump da öğüdü bunlardan aldı ve başta kendi yardımcısı olmak üzere Dünya lideri kendi ülkesinin meclis binasına savaş aştı ve hepsinin öldürülmesi için emrini verdi.

    Fakat ABD de bizdeki gibi güçe ve paraya TAPANLAR’dan pek bulunmaz. Bulunmaz çünkü onların kanunları’nı bir kişi kalbur çeviremez.

  4. Bu arada Kaşıkçı cinayeti dosyasının Arabistan’a iade edilmesine , hukuka aykırı bularak şerh düşen ağır ceza mahkemesi başkanı K.Marasa atandı!
    Oleeeyyy… yaşasın adalet!
    Ya ya sa , bizim adalet çok yaşa!

  5. KARIN DOYURMAK MI? AŞAĞILANMAK MI?
    Normal insanlar için karın doyurmak tabii ki öncelikler arasındadır.
    Ancak en net ifadesiyle aşağılık insanların olmazsa olmazı ve birinci önceliği ve karşılanması gereken birinci ihtiyacı aşağılanmaktır.
    Evet “aşağılanmak” bir ihtiyaçtır.
    Tabii ki aşağılık insan daha doğrusu yaratıklar için.
    Bu yaratıklar için aşağılanmak, değil karın doyurmak nefes almaktan bile önemli ve önceliklidir.
    Evet bu yaratıklar yemeden ve nefes almadan durabilir. Ancak aşağılanmadan duramaz.
    Ne diyordu bu yaratıklardan birisi:
    “–Uzun süredir işsizim ve beş param da yok. Ancak birinin benim paramla yazlık-kışlık saray yaptırmasına, uçan saraylar almasına hiçbir itirazım yok. Demek ki, o ona layık, ben de buna layıkmışım.”
    ABD dış politika mimarı yada siyaset mühendisi:
    “–Biz toplumlara atadığımız kuklalara her her türlü melaneti yaptırır, bir de bu kuklalar aracılığı ile toplumlarını aşağılattırırız.” diyor.
    Kuklalarına sıkı sıkı şunu tembihliyorlar:
    ” Ne yaparsanız yapın. Çalın-çırpın, öldürün.Ancak toplumunuzu aşağılamayı asla ve kat’a ihmal etmeyin. Mütemadiyen aşağılayacaksınız. Her fırsatı aşğılamak için değerlendireceksiniz.
    Aşağılık insanlar insanca ikramdan anlamaz. Kafasına kafasına vuracaksın ve fırlatacaksın. İktidarının devamı için gidenlerin yerine yenisini de koyman gerekir. Bu nedenle çocuklarını da bu şekilde, kafasına vura vura yetiştireceksin. Yoksa nah oy alırsın.”

    • Sayın yk,
      kendisi seçim sandığını bulup da oy bile kullanamayan bir parti liderinin seçmenlerine hitaben;
      “sandığa tıpış tıpış gidip oyunuzu gösterdiğim adaya vereceksiniz!” demesi de bir tür aşağılama mıdır yoksa izzeti ikramdandır deyip geçelim mi?
      Efendim?
      Bence çok fena bir küfür ve hakarettir bu!
      Sizce?
      Efendim????

  6. Mecliste „Dezenformasyonla Mücadele Kanunu“ tartıṣılırken,
    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Ne için yürüyorlar? Amerika ve Avrupa talimat vermiş. Ne olacak? Biz, la havle vela kuvvete, cinsiyetsizleştirilecekmişiz, LGBT olacakmışız” dedi.
    https://www.diken.com.tr/soylu-amerika-ve-avrupa-talimat-vermis-biz-lgbt-olacakmisiz/

    Dezenformasyonla mücadele kanun taslağının 29. Maddesi ne diyor:
    “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis” cezasıyla cezalandırılacak.“

    Kendi kanunlarının kendi yaptıkları dezenformasyonu kapsamadığı düṣüncesinde olabilirler…

    Fakat bütün bunlar, Erdoğan’ın Suudi Arabistan prensini kabulü dahil, „kral ҫıplak“ itirafı değil mi?

    Bütün bunlardan, sisteme midesinden bağlı olanların rahasız olmalarını beklemek aṣırı derecede saflık olur.

  7. Ömer adaleti ile yaşamayı ahdedinmiş bizim gibi toplumlar, ocaktaki kaynayan suyun içine koyduğu taşın kaynamasını beklerken,
    sabır taşının da çatlamaması çin dua eder.
    Borçları 2’den 5’e (malum beş bizim kaderimiz sanki bu ülkede) çıkarırlar diyen bir yorumcu umursanmadı bile.
    Asgari ücret 3’ten 4’e
    Emekli asgari 1000’den 2500’e
    Çıkarıldığında da kimsenin gıkı çıkmadı!
    Kaşıkçı cinayeti (cinayet varmı ortada kesin değil) nin yarısı kadar bile kaşık davası (açlık pahalılık istikrarsız fiyat piyasa dengesizlikleri) yer bulmadı doğrusundan helalinden şu piyasada!
    Mumcu kışlalı ipekçi üçok Okkan helikopteri düşen paşa bir parti başkanı siyasetçi yazızıcıoğlu belki özal Menderes..
    Ve daha kim bilir kimler hangi konular!…
    *Önce bunları yemekten önce içsemiydik acaba çorba niyetine!..
    *Sonra ara sıcaklara geçebilirdik sonrasında!..
    Belkide!

    • Kaşıkçı olayının bizim yazarımız için önemi ne pek anlayabilmiş değilim.
      Ülke için?
      İnsanlık için?
      Basın medya kardeşliği?
      İçine sindirememe bu olayın ört bas edildiğini düşünme?
      Aslında bu olay çok önemli biz anlayamıyoruz?
      Başka..

      • Olayın önemi şudur:
        Evlilik işlemleriniz için bir belgeye ihtiyaç duyarsanız, onu alabilmek için taa dünyanın öbür ucundaki bir arap ülkesinin sefarethanesine gideceğinize hemen yanıbaşınızdaki bilmem ne …haneyle idare ediverin gitsin, böylesi herkes için daha güvenlidir, ok?

  8. Kesikbaş cinayetini takip eden günlerde; arabistan çok hızlı gelişiyor,
    arap karıları amerikada büyükelçilik yapıyor, kulağında retro bir telefonla ofisinde poz da verebiliyor,
    araba sürmelerine bile izin çıkmış,
    testereli prens ise çölün ortasında cennet gibi süper şehirler kuruyormuş diye bedevileri yağlayıp ballayan iliştirilmiş gastecilere de bir çift sözünüz var mı?

  9. Bu kadar beceriksiz, kalitesiz, iş bilmez, hukuksuz, adaletsiz, ve yolsuz bir iktidarı haketmiyoruz. Diye düşünüyorum. Ama halkın hala önemli bir kısmı, yani bu iktidarı destekleyenler, belli ki hakettiğimizi düşünüyorlar. Yada durumlarının farkında değiller. Bu da pek mümkün değil herhalde. Arabanın deposunu doldurunca (herhalde hiç doldurmuyorlar), yada markete gidince görüyor olmaları lazım. Burada diğer ve daha önemli sebep ise davacı zihniyet zannederim. Ne olduğunu tam öğrenemediğimiz, kimsenin sormaya cesaret edemediği bir “dava” var orada. Bu ideolojik bir dava olmalı ki adı gizli tutuluyor. Ve bu davayı genelde biz muhaliflere karşı dillendiriyorlar. Örneğin Amerika’ya davamız budur diye bir posta koymuyorlar. Orada tısss genelde. Yani bu dava denen şey halkın diğer yarısını hedefliyor. Herkes vardığımız sefil durumu görüyor, ama dişini sıkıyor. Dünyaya cidden meydan okuduğumuzu falan düşünüp, düze çıkacağımızı da düşünüyorlar muhtemelen. Dünyaya rağmen böyle bir durum olmayacağını da göremiyorlar elbette. Yani sonuç olarak, tüm rezalete ve yapılan yanlışlara rağmen bu iktidar hala ayakta ise, ve hala iktidarsa, bunun sebebi bu ideolojik körlük. Bağlılık ama kör bir bağlılık bu. Bile bile lades durumu. Bu da aslında halkın genel eğitimsizliğinin, sorgulama yeteneği olmayışının, itiraz kültürü olmamasının sonuçları. Sonuçta mehter düzenine devam. Bir ileri iki geri, bazen de hep böyle geri geri. Yani ülke olarak uzun yıllar daha atılım yapmamızın bu ahval ve şerait içinde pek mümkün bir durumu yok. O yüzden herkes başının çaresine baksın. Buradan bir şey çıkmaz.

    • Babacana, ekonomiyi yönettiği 2010’da 49 milyar dolar, 2011’de 77 milyar dolar, 2012’de 48 milyar dolar, 2013’te 65 milyar dolar cari açık verdik.
      Ekonomik kırılganlıklarımızın temelinde bu cari açıklar vardır.
      Buna mukabil, harici ve dahili bedhahların organize bir şekilde saldırdığı Berat Albayrak döneminde 1.6 milyar dolar CARİ FAZLA vermiştik.

  10. Önce ahlak ve maneviyat, bir idealdir fakat gerçekçi değildir. Maslow teorisi olarak anılan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi, Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir. İktisadi, idari ve sosyal bilimler alanlarında okuyan herkes bu meşhur teoriyi bilir. Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.
    1.Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım)
    2.Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği)
    3.Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet)
    4.Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak)
    5.Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak)
    Görüldüğü gibi bilimsel olarak da ifade edildiği gibi insanın önce karnı doyacak, adaletli bir gelir dağılımı olacak ki insanlar ahlakın ve maneviyatın doğruluğuna inanabilsinler. Ahlaktan ve maneviyattan behsedip kendileri zevkü sefa içinde yaşarken insanlardan ahlak ve maneviyat beklemek rasyonel olmasa gerek

  11. Keçecizade Fuat Paşa’nın ; ‘ Parayla satın alınamayacak kadın yoktur ‘ sözü , döne dolaşa
    Fransa imparatoriçesinin kulağına gitmiş.
    Fuat Paşadan pek hoşlanmayan imparatoriçe bir gün bir yemekte ,bir fırsatını bulur ve Fuat Paşayı köşeye sıkıştırmak için konuyu açar,
    – Benim ganimet gibi malım mülküm, paralarım, mücevheratım , her şeyim var ; böyle bir kadını nasıl elde edebilirsiniz ki !
    Fuat Paşa ,
    – Daha fazlasını veririm , mesela milyon franklar, kilolarla mücevherat , şahane saraylar , köşkler gibi !
    İmparatoriçe bir hayli şaşırır ,
    – Allah Allah ! Bunları nerden bulacaksınız !
    Fuat Paşa taşı gediğine koyar ,
    – Gördün mü bak , anlaştık ! Şimdi iş parayı bulmaya kaldı !

    • Matrakçı fuat paşa kimdir billmem ama anlattığın kadarıyla kendi anasını da satan zihniyette biriymiş heralde:))))))

  12. Bozulan ekonomi sadece iktidarı değil toplumsal barış, huzur ve ahlak-maneviyatı da tehdit ediyor. Yüzünü göstermeye hicab edenlerin torunları tik tok da takipçi kasıp para kazanmanın derdinde. Siyasiler de mecbur muhanete muhtaç durumdalar. Altını olan kuralı koyuyor işte. Akif’in şiirindeki gibi “yıkılası viranede evladü iyal var”. Ha bu duruma düşmemizde baş sorumlu kim derseniz maalesef yine siyasiler

  13. SURİYELİLER Mİ ?
    YOKSA İKTİDAR MI KAYIP ?
    İçişleri bakan yardımcısı “–2016 yılından itibaren Türkiye’ye kayıtlı şekilde giriş yapan 122 bin Suriyeli’nin kayıp olduğunu. Arayıp tarayıp bulamadıklarını” beyan etmiş.
    Milyonlarcasının hiçbir kaydının olmadığını söylemeye hicap duymuş.
    Kaydı olup kayıp olanlar, ciddi sayıda il merkezinden fazla.
    Bu durumda sorulması gereken soru şu:
    Kayıp olan;
    –Suriyeli’ler mi?
    –Yoksa iktidarımız mı?

  14. Asıl olan haksız yere insan kaybına yol açmamak. İnsan kayıplarını minimuma indirgemek. İnsan hayatına değer vermek. Bu açıdan bakıldığında bölgemizin ve dünyanın karnesi berbat durumda.

    Gazeteci ya da geniş ifadeyle muhaliflerin öldürtülmesi ya da onlara hayat hakkı tanınmaması açısından bakarsak durum berbat.

    Mısır’da Sisi, iktidarı 4000 göstericiyi öldürerek ve binlercesini hapsederek ele geçirdi. Daha sonra da 3000 kişiden fazla insanı idam ettirdi. Eski devlet başkanı Muhammed Mursi’nin hapiste kalp krizi geçirerek öldüğü söylendi.

    Rusya’da birçok muhalif gazeteci öldürüldü. Yurtdışına kaçmayı başaranlar oralara gidilerek öldürüldü. Son üç ayda Rusya binlerce kendi vatandaşının ve Ukraynalı sivil ve askerin ölümüne yol açtı. Ukrayna’nın günde en az 200 ila 600 arasında askerini kaybettiği söyleniyor. Bunların hepsinin bir ailesi ve yaşamı var. Yakınları için kapanmaz yaralar açarak ölüyorlar.

    Güneyimizde, Suriye’de 22 milyonluk nüfusun en az 11 Milyonu yerinden ve yurdundan oldu. Yarım milyon insan öldü. İnsan hayatına değer vermeyen siyasi liderler onların katili. Sorunları silaha başvurmadan çözmeyi beceremediler.

    Ülkemizde etnik sorunlar nedeniyle binlerce insanımızı kaybettik. Tren garı önünde 103 vatandaşımız kasıtlı bir şekilde öldürüldü. Her yıl iş kazalarında binlerce insanımızı kaybediyoruz. Soma’daki madende 301 madenci ihmalden yanarak toprak altında can verdi. Darbe girişiminde önce 250 daha sonra da buna verilen tepki ile binlerce KHK’lının ve yakınının ölümüne neden olundu. Diyarbakır veya Ankara’da hapsedilebilecek Selahattin Demirtaş taa Edirne’de hapsedildi. Annesi onu ziyarete giderken geçirdiği kazada az daha hayatını kaybediyordu. Alparslan Kuytul, önce memleketi Adana’dan çok uzak olan Bolu’da hapsedildi. Şimdi de Ağrı Patnos’ta hapiste tutuluyor. Çok az kimse bu insanların ailesine yazık değil mi diyor. İnsanların açlıktan ölmesine “ağaç kökü yesinler” denilerek tepki veriliyor.

    Hasılı ne ülkemizde ne de dünyada sorunlara insanca bir çözüm üretemiyoruz. İçimizdeki insan hayatına değer vermeyenleri engelleyemiyoruz.

    Kaşıkcı cinayeti de işte böyle örnek bir olay.

    • Mesel abi “Asıl olan haksız yere insan kaybına yol açmamak.” neyim demişsiniz, elhak öyledir!
      Bu amaçla bir çalışma da yapıldı zaten:
      “Sıfır sosyal atık” projesi…

  15. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Omurgasız, kuralsız, hukuksuz bir iktidar bu. Dün şikayet ettikleri herşeyi 10 kat beter şekilde yaptılar. Deva partili milletvekili Yeneroğlu’nu Ankara’nın göbeğinde halkın ortasında bir polis memuru tehdit ediyor parmak sallıyor, bağlı olduğu emniyet teşkilatı memuru savunan yazılı açıklama yapıyor. Geldiğimiz yer hukuksuzluğun dibi. Faşist devletin hortlaması. Tek parti tek adam zihniyeti. O memur gücünü en tepedeki kişinin anayasayı tanımayın diye mahkemelere emir vermesinden alıyor. Hukuksuzluk en tepeden aşağıya tüm ülkeyi kaplıyor. Buna Milet dur diyecek elbette.

    • Nerede kalmıştık?
      – Seçim.
      Yine mi?
      Ne bitmez bir seçimmiş bu.
      Ta 2018’den beri seçim konuşuyoruz… Daha da 1 yıl konuşacağız.
      Erken seçim, derhal seçim, baskın seçim.
      Ama kabak tadı verdi, yeter.
      Bir taraf, “enkaz devralmaya” hazırlanıyor (enkazı nasıl kaldıracaksa) öbür taraf “Enkaz falan yok” diyor.
      Milleti de hakem tutmuşlar.
      Zavallı millet, çocukluğumdan beri zaten hakemdir. Ama kimseye yaranamaz…
      Ömrümde böyle bir dalkavukluk görmedim.
      Bir taraf “olmayan kadrosuyla” cennet vaat ediyor, öbür taraf ise kesenin ağzını açmış durumda.
      Hesap kitap?
      Allah ne verdiyse…
      Millet şaşkınlık içinde.
      Bir taraf “Demokrasiyi getireceğim” diyor, öbür taraf “Ben onu çoktan getirdim” iddiasında…
      Kararı kararsızlar verecekmiş.
      Yahu adı üstünde: Kararsız.
      Futboldaki gibi VAR Sistemi yok ki doğruyu bulsun.
      Düşünün, futbol kadar net ve berrak olamıyoruz. Hâlâ birileri seçim tarihi sayıklıyor.

      • “Bir taraf “olmayan kadrosuyla” cennet vaat ediyor, öbür taraf ise kesenin ağzını açmış durumda.”
        Muzaffer bey bizim muhalefeti kastediyorsanız hiç öyle cennet vaadettiğini filan duyamıyoruz ki?
        Kadrosu filan eksik kalsın, varsa yoksa boş tantana bunlarınki…
        Bırakın cenneti, onu andıran tek bir söylem ya da vaatlerine rastlamadım ben bunların, istanbul güzel olacaktı oldu zaten:)
        Her türk bu zillet ittifakına karşı kelle koltukta savaşsa yeridir, yoksa memleketi de bi güzel yapacaklar sanki!

Comments are closed.