Kızılcahamam toplantısının ardından: Günümüz siyasi hayatı bütünüyle AK Parti’nin eseri.. CHP bile..

41

AK Parti geleneksel Kızılcahamam toplantılarından bir yenisini daha yaptı. Umarım verimli geçmiştir. Partinin her kademedeki yöneticileri milletvekilleriyle birlikte iki günü orada geçirdiler. Dışa henüz fazla bir şey yansımadı, o yüzden yalnızca verimli geçtiği temennisinde bulunabiliyorum.

Temennimin sebebini hemen açıklayayım: AK Parti’nin ülkemizi en az dört yıl daha yönetmesi bekleniyor ve bugüne bakarak bile önümüzdeki dört yılın siyasi tarihimizin en sıcak dönemlerinden biri olacağı görülebiliyor. İçte ve dışta birikmiş yığınla üstesinden gelinmesi gereken sorun var ve onların hakkından ancak güçlü bir iktidar gelebilir. Oysa, AK Parti, iktidarının 17. yılının sonuna yaklaştığımız şu günlerde, eski gücünden hayli uzak bir görüntü veriyor.

O da var doğal olarak, ama yalnızca seçimlerde almaya alıştığı oyların kaçma eğilimine girmesini, eksiğini yanına MHP’yi müttefik olarak alma ihtiyacıyla gidermesini, bunun da geleneksel tabanından kaçışları hızlandırdığını kast etmiyorum.

Bu durumu herhalde en iyi değerlendirebilecek olanlar, her ay birden fazla şirkete kamuoyu araştırması yaptıran ve bu tespitimi teyit edecek araştırma sonuçlarını ellerinde tutan AK Parti yöneticileridir.

Kendilerine araştırma hizmeti veren şirket yöneticileri bile kamuoyu önünde uyarı görevi yapma ihtiyacı duyduklarına göre, herhalde ikili görüşmelerde medyayla paylaşmadıkları ayrıntıları da AK Parti yöneticilerine aktarıyorlardır.

‘Fitne’ sözcüğünden daha ileri sorunları var AK Parti’nin…

Umarım, Kızılcahamam’da yerelden gelen kadrolar Ankara’daki yönetime yaşadıklarını çekinmeden iletmişlerdir.

Toplantı sonucunda yapılan konuşmada ‘fitne’ sözcüğünün ağırlıklı olarak kullanılması bana bu umudu veriyor.

Reklam

AK Parti’nin gücünü kaybetmesi kendisi dışındaki siyasi hayatı da etkiliyor.

MHP ile ittifak kurmadan önce AK Parti’nin en sert ve en kıyıcı muhalifi CHP değil MHP’ydi. Günümüz teknolojisi geçmişte bu iki partinin liderleri ve öndegelen yöneticileri arasındaki söz düellosunun ne kadar acımasız olduğunu hatırlamamıza yardım ediyor. MHP’nin eskiden yönettiği galiz eleştirilerin sebebi, AK Parti’nin o eleştirilere muhatap edilmesine sebep olan politikalardı. AK Parti MHP ile ittifak kurabilmek için o politikalarından vazgeçmek zorunda kaldı.

Vazgeçtiği politik tavırları AK Parti tabanının bir bölümünde kabul görmedi, kaçışların başlaması bundandır.

Güçsüzleşen AK Parti MHP ile ittifak kurduğu için de tabanından kaçışlar yaşamakta.

Değişen siyasi hayat AK Parti’nin eseri

AK Parti’nin yakınlaşmasının MHP’ye taze kan ve cesaret getirdiği ise hemen fark edilebiliyor. Hatta MHP’den ayrılanların kurduğu İYİ Parti bile varlığını ve Meclis’te temsil edilme şansını -hiç değilse önemli bir bölümünü- MHP’ye de cesaret veren yeni ortama ve AK Parti’yi de tercih edebilecekken yeni mecra arayan seçmene borçlu diyebiliriz.

İYİ Parti de bu yönüyle 17 yıllık AK Parti iktidarının ürünüdür.

Ve HDP…

Reklam

“Şu günlerde yasadışılığa itilmek istenen HDP, geçmiş seçimlerde bir türlü aşamadığı yüzde 10 barajı tehdidinden kurtulmasını AK Parti’ye borçludur” dersem sakın şaşırmayınız ve üzerinde biraz olsun düşününüz. 

Düşünmenize yararı dokunacağını sandığım bir sorum olacak: HDP’nin baraja takıldığı seçimlerde yakın zamanlarda almaya başladığı oyların gittiği parti hangisiydi? 

Ne olduysa oldu, AK Parti kendisine gelmekte olan önemli bir oyu HDP’ye kaybetti.

HDP kapatılırsa oraya giden oyların yeniden kendilerine döneceğini düşünüyorsa AK Partililer, yanılırlar. 

Ya CHP?

CHP uzun yıllar AK Parti’nin geniş kitleleri arkasında toplamasını sağlayan en önemli kozuydu. Boksörlerin antrenmanda kullandıkları kum torbası gibi, ona vurdukça gücünü artırıyordu AK Parti. CHP de, yüz yılı bulan siyasi ömrünün sırtına yüklediği bagajlar altında gelen salvolara karşılık veremiyordu.

Bugün siyasi hayatta CHP adıyla varlığını sürdüren parti hiç o eski CHP’ye benziyor mu? AK Parti’nin bıraktığı veya bırakmak zorunda kaldığı boşlukları doldurmaya çalışarak başında bulunduğu partiyi bir kısım AK Parti seçmeninin bile oy verebileceği hale Kemal Kılıçdaroğlu getirdi.

“Kılıçdaroğlu getirdi” diyorum, ama aslında onları CHP’ye oy verebilir hale AK Parti getirdi.

Eserleriyle övünebilir, ama

Başlangıçta nesi yok veya az ise bugün onlardan çok miktarda varlığı bulunuyor AK Parti’nin. Sadece örnek olarak medyayı ele alabiliriz: Başlangıçta medyada desteği hiçe yakındı AK Parti’nin; bugün gazetelerin ve televizyon kanallarının büyük bölümü AK Parti destekçisi…

İyi bir şey mi bu?

Medyası AK Parti’nin en zayıf halkası bugün.

Etrafta ‘AK Partili’ bilinen kadrolar da öyle.

AK Parti’nin kurulduğu günlerdeki görünümü ile bugünkü hali hayli farklı.

Eskiden beri devam eden nadir geleneklerinden biri galiba her yıl bu zamanlarda Kızılcahamam’da yapılan istişare toplantıları.

Toplantının iyi geçtiğiyle ilgili temennimi bir kez daha tekrarlıyorum.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının Bernar Kutluğ tarafından yapılmış İngilizce tercümesi için]

41 YORUMLAR

  1. Bu soru çalma hikayeleri ve yapılan bunca zulmü böyle “ama onlar da …..yapmışlardı” ile meşrulaştırma oldukça başarılı bir yöntem. Ama konuyu bu kadar daraltmayalım. Yaşananlar aslında bir sınıf kavgası maalesef. Her ne kadar fakir ve proleter sınıfları savunduğunu iddia edenler bu işe sahip çıkmasa da bu böyle. Anlaşılması için biraz izah edeyim. Cemaat imkanı ve ufku sınırlı alt ve alt-orta kesimin çocuklarının okumasına yardım ediyordu. Büyük bir kitlenin içinde çok sayıda kabiliyetli çocuk vardı ve bunlar biraz destekle çok başarılı olabiliyorlardı. Bu kesimler de genellikle muhafazakar/dindar insanlardı. Şu anda hapiste olan veya KHK ile işinden atılanların % 95’i bu tanıma girerler. El konulan şirketler de aynı şekilde Anadolu’dan çıkan müteşebbislerdir. Orada da Cemaat küçük esnafın hem ufuklarını açıyordu hem de network sağlıyordu.
    Bu yeni gelenler (kenar mahalleden gelip iyi üniversite okuyanlar, bakkal dükkanından ihracatçılığa başlayanlar vs.) elbette daha önceden üst ve orta-üst tabakaya yerleşik kesimleri rahatsız etti. Ordu’da, üniversite’de, yargıda vs. Anadolu’dan ister bir cemaat desteği ile ister başka türlü okuyup yükselenler diğerlerini rahatsız ediyordu. Rahatsızlık duyan kesimlerin çoğu da daha laik/seküler insanlardı. Bu kenar/çevre çekişmesi sosyolojik olarak hep olabilen bir durumdur.
    Burada kafa karıştıran ve operasyonu başarılı kılan “muhafazakar ve dindar” bilinen AKP ve liderliğinin bu işi yapması ve onun eliyle büyük bir muhafazakar kitlenin buna sahip çıkmasıdır. Yoksa bugün yapılanlar 1993-94’de çıkarılmaya çalışılan Terörle Mücadele Kanunu ile ve 28 Şubat sonrası (özellikle A. N. Sezer’in reddettiği KHK gibi teşebbüslerle) yapılmaya çalışılanlar ile birebir uyumludur. Tek fark bugün daha büyük bir kıyım yapıldı/yapılıyor ve bunu muhafazakarlar eli ile yaptırıyorlar. Zamanla tecrübe kazandılar, herşeyi muğlak ve karmaşık bırakarak istedikleri herşeyi yaptırabiliyorlar. Bu filmin sonunda herkes Cemaat’in biteceğini ve ülkenin mutlu olacağını umuyor/bekliyor. Oysa bitirilen ükenin orta sınıfı, gelecek ümidi ve kaynakları oldu. Daha da bitirilecek.
    İşinden atılan/hapse atılan vs. insanlar ömürleri boyunca her okulda en parlak talebelerdiler, sonra birden soru çalıp buralara geldikleri vs. mavalları okunmaya başlandı. Kaldı ki her grup insandan suç işleyen olabilir, bu usülünce araştırılır ve hukuktaki karşılığı ne ise o yapılır. Burada ki pek vicdanlı!!!! bazı okurlarımızın (örnek D. Kuz) yorumlarındaki gibi kafamızdaki fantazilerle insanları toptan cezalandırmak ancak faşist rejimlerin işi olabilir. Beni en çok sinirlendiren şey ise; bir kısım ahmak insanların, suçun şahsiliği, müddeinin iddiasını ispat zorunluluğu, masumiyet karinesi, savunma hakkı gibi en temel hukuk ilkelerinin ayaklar altına alınıp paspas yapıldığı bu ortamda, hala çok adil ve hakperestlermiş gibi, insanlara olmayan suçlarından olmayan adalet önünde aklanma çağrısı yapmasıdır. Oysa namuslu bir Cemaat düşmanı şunu teklif eder: “Bırakın bu insanlar kendilerini savunsunlar, medyada haklarındaki iddialara cevap verebilsinler. hukukun gereğini yapalım ki kimse mağdur olup haksızken haklı olmasın”. Misyonunu henüz çözemediğimiz Yıldıray Oğur 2013’de başlayan psikolojik harekata yoğun destek veren bir isimdi. Şimdi dert yandığı her şeyi o zaman hararetle savunuyordu. Şu anda da seçmece doğrulardan yana yazılar yazıyor. Görülen o ki hakikat arayışında olan pek az insanımız var imiş, olanlar da korkak imiş vesselam.
    Kalın sağlıcakla.

    • Bunu bir sınıf kavgası olarak açıklamak zor. Ordudaki yaptıkları değişime baktığınız zaman, öncekilerin orta üst sınıflar olduğunu söyleyemeyiz. Onlar da diğer bazı alt sınıflardan geliyorlardı. Ancak cemaat tarafında olmayınca farklı sebeplerle elenip yerlerine kendi elemanlarını yerleştiriyorlardı. Buna ses çıkarılmadı, çünkü siyaset üzerindeki vesayeti kaldırıyordu bu değişim. Kaldı ki nihayetinde kavga alt ve üst sınıf arasında başlamadı. Doğrudan Akp’yi, bir başka alt (yükselen) sınıfı hedef aldılar, istedikleri verilmemeye başlayınca. Bu çok açık. Sonuçta gelinen noktada evet AKP eli ile temizleniyorlar. Bu AKP’nin de elini zayıflatıyor. Perinçek mutlaka çok memnun bu değişimden. Ancak uzun vadede baktığımızda bu değişimler sadece ülkenin enerjisini tüketiyor. İleri gitmiyoruz. Çünkü hukuk dairesi içinde yapılmıyor bu değişimler. Önce de öyleydi, şimdi de. Siyaset şeffaf ve hukuki bir yönetim tarzını devlet yönetimine getirmediği sürece böyle bir ileri iki geri gitmeye devam edeceğiz. AB projesi bunu gerçekleştirebilecek bir umuttu. Ancak çabuk tüketildi. Her iki tarafça. Yazık oldu.

  2. Çaldılar. Evet soruları çaldılar. Bu konuda hiç bir şüphe yok. Ortaya çıkan, sınavlarda tam puan yapan eşler, önceki sınavlarda çuvallayıp birden üstün zeka sınıfına atlayanlar öyle bir iki değil pek çok. Tabii bunları doğru dürüst yargılıyorlar mı o konuda şüphe var. Neyi örtbas ediyorlar neyi ortaya çıkarıyorlar açık değil. Muhtemelen siyasilerin yakınları da aynı baldan parmak yaladılar ve herşey şeffaf bir şekilde ortaya çıkarılmıyor.

    Şimdi gelelim sadede. Bir zamanlar cemaat denen yapı dürüst ve şeffaf bir yapı değildi. Gizli bir örgüttü, her türlü kumpası çeviriyordu. Bunların yaptıklarına siyasiler farklı sebeplerle göz yumdular, ortak oldular, hadi yürü dediler, sonunda hem kendilerinin hem de memleketin başına bela ettiler. Bunlara uyan saf yandaşlar ise bu işten en çok zarar görenler oldular.

    Yapılan hırsızlıkları ve haksızlıkları bu saatten sonra öyle değil böyleydi diye hala savunmanın hiç bir gerekçesi olamaz. Olsa olsa körü körüne tarafgirlik olur. Siyaset de, diyanet de hepsi bu dürüst olmayan, yalan ve sahte tarafgirlikler sebebiyle berbat durumda. Elle tutulur bir şey kalmadı. Dürüstlük, doğru sözlülük, yansızlık memlekette arayıp da bulamayacağınız şeyler. Her gelen gideni aratıyor. Maalesef hiç bir ders de alınmıyor. Aynı düzen devam ediyor gidiyor. Kimse haklıyı haksızı ayırt eden bir sistem peşinde değil. Hep kendini, yakınlarını, cemaatini, partisini kayırma peşinde. Sonuç sıfır. Herkes kayıpta. Ama bunu görmek istemiyor kimse. O zaman size söylenecek bir şey kalmamış. Debelenip durun demekten başka.

  3. Bu soru hirsızlığını sürekli gündemde tutanlar! Benim soracağım sorularimi lütfen,cevaplasinlar.
    Cemaat okullarina sadece zekalı öğrencileri aliyordu.
    Dershanelerindede, gene zekalı öğrencileri seçip özel olarak eğititiklerini dünya alem biliyor.
    Hatta benim Kanadada bir arkadaşımin Avusturalyada yaşayan ablasinin iki çocuğundan zekali olani okullarina almişlar diğerini kabul etmemişler arkadaşimin ablasi orada iyi bir doktormuş kimleri araci koymuşsa onlara kubul ettirememiş.
    Onun için arkadaşim onlara çok kızıyordu. Hatta öbürüde başarili bir ögrenciyimiş. Daha sonra o cocuklardan camaat okulunu bitiren dünya çapinda girdiği bir kaç dalda öduler aldı,ve en iyi ünüversitede burslu okudu ve başari ilede bitirdi.
    Peki bunlar sadece zeki öğrencileri toplayıp onlari imtahanlara gece gündüz hazırlarken! Soru çalmaya neden gerek görsünler?
    Diyelimki sorulari çaldilar.peki çalinti sorularla kazananlarin okulda başarı şansı olabilirmi? Veya o okulu bitire bilirlermi?

    Bizde dindaride dindar olmayanlarinde, derdi eğitim olsa bu yazdiklarımin hiç birisini yapmazlar, bilakis çalişkan ve zeka kapasitesi yükse olmayanlara daha fazla önem veremelri Ülke ve insanlık adina diğerlerinden daha faydali olur.
    Ama bu tip kuruluşlarını gayesi yardim değil reklam olduğu için onlara göre normal gelen bir iş.
    Şimdi,soru çalma lafini ağızlarina sakız edenler iftira atmiş olmiyorlarmi?

    • Yargının, ordunun, kamunun önemli tüm köşelerini kapacak kadar üstün zekalıyı nereden buluyorlardı acaba? Böyle bir durum yoktu elbette. Ortalama zekalıları çaldıkları sınavlarla yerleştiriyorlardı istedikleri yere. Üstelik de inek oldukları ve sıkı kontrol altında oldukları için iyi ezberle okulları bitirip sonra iyi yerlere yerleşiyorlardı. Yerleşenler arkadan gelenleri yerleştiriyordu böyle bir saadet düzeni devam edip gidiyordu. Sonra dur denince de durmayı bilmiyor darbe yapmaya kalkıyorlardı. Bu kadar basit.

      Bu tür saadet zincirleri eninde sonunda patlar. Tepedekiler kaçar, altta kalanların canı çıkar. Ortalama şeffaf bir hukuk sisteminin olmadığı heryerde bu yapıların türemesi doğal. Bugün de başka saadet zincirleri aynı düzeni devam ettiriyor, değil mi?

  4. Dini bir cemaat, devlet kurumlarına giriş sınavlarında soruları çalıp kendi üye ya da taraftarlarına vermek suretiyle, suç işleyebilir. Bunu, seküler bir gurup da yapabilir, sosyalist bir gurup ya da ülkücü bir gurup da yapabilir.

    Dini bir cemaatin lideri ve karar alıcı kadroları bir askeri kalkışma içine de girebilirler -tıpkı, siyasal tarihimizin de açıkça işart ettiği üzere, aynı şeyi Kemalizm ya da sosyalizm adına yapmış olan seküler ordu kliklerinin daha önce defalarca yapmış oldukları gibi.

    Ne bunlardan birincisi, ne de bu birincisinden çok daha vahim bir suç olan ikincisi, hiç kimseye o cemaate gönül vermiş insanları (ki sayıları yüzbinlerle ölçülüyor) topluca ‘suçlu’ ilan etme hakkı vermez.

    Meseleye ister seküler hukuk prensipleri açısından bakılsın, ister mesele -akıl ve vicdan duygusunun kapı dışarı edilmediği dini adalet ilkesi açısından ele alınsın, hiç kimse Gülen Cemaati üye ve sempatizanlarını toptan suçlu ilan edemez, suçlu gibi gösteremez. Bir suçun cezai yaptırımı, ancak ve ancak, BAĞIMSIZ VE ADİL mahkemelerdeki yargısal süreçler nihayete erdiğinde, o suça iştirak etmiş ve suçu kanıtlanmış olanlara yüklenebilir.

    Gülen Cemaati ile ilgili bir tartışmaya girildiğinde akılda tutulması gereken birinci nokta bu. Ama, akılda tutulması gereken şey bundan ibaret değil.

    Adına devlet dediğimiz aygıt, iktidarı elinde bulunduran siyasal partilere, liderlere (ya da o aygıtı fiilen kontrol eden güç odaklarına) bağlı olarak, dönem dönem, kimi toplumsal kesimleri, siyasetçileri, siyasal parti ve gurupları önümüze ‘vatan haini’ ‘ihanet şebekesi’ olarak koyar.

    Bunun en utanç verici örneklerinden biri Merhum A. Menderes’e reva görülmüş olan zulümdür. Bu konu gündeme geldiğinde, solcular N. Hikmet ve Deniz Gezmiş örneklerini verirler. Şairinden yazarına, Süleyman Demirel’inden Türkeş ya da Ecevit’ine kadar, devletin ‘suç’ isnadından azade kalabilmiş çok az insan vardır. Bundan daha da tuhaf olan durum odur ki, sadece devletin değil halk yığınlarının ezici çoğunluğunun indinde ‘suçlu’ ve ‘hain’ bir bireyin cezaevinden yazdığı bir mektup bir seçim öncesi devletin en tepesindekiler eliyle kamuoyu ile paylaşılır, devlet tarafından hakkında kırmızı bülten çıkarılmış kardeşi muteber bir şahsiyet olarak devlet televizyonuna çıkarılabilir. Örnekleri sayısız çoklukta çoğaltmak mümkün. Kapatılan siyasal partiler, AK Parti’nin atlatmış olduğu badireler de bu örneklere eklenmeli elbette.

    Velhasılı kelam, devlet önümüze ‘İşte hainler!’ ya da ‘Aha işte suçlu bu!” olarak bir gurubu, bir yazar ya da siyasetçiyi, bir siyasal partiyi, bir siyasal parti liderini veya o partinin seçmenlerini koyduğunda, devletin o iddiasını kuşkuyla karşılamak hem akla yakındır, hem de bir hak’tır. Tıpkı devletin mahkemelerinin adil ve tarafsız olduğuna inanmamanın, mümkünse topyekün siyasallaştırılmışlığın güçlü ve inkar edilemez işaretlerini veren yargı kurumlarına kurban gitmemek için ülkeden kaçmaya çalışmanın bir hak olduğu gibi.

    Benim dindar olmadığım, radikal sol bir arkaplandan geldiğim biliniyor bu yorum sayfalarının takipçileri tarafından. Gerçek adımla ve soyismimle yazıyorum. Gülen Cemaati ile bir ilnitimin olmadığını belirtmem yersiz.

    Düşünen ve hakkaniyetli olmaya çalışan bir birey olarak, Gülen Cemaati’ne gönül vermiş olanların topyekün şeytanlaştırılıp hain ilan edilmesine karşı çıkıyorum. Şu ya da bu suç isnad edilerek cezaevine doldurulmuş Gülen Cemaati gönüldaşları için, darbe suçuna iştirak etmiş olduğu söylenenler de dahil, adalet, özgür ve bağımsız mahkemelerde adil yargılanma hakkı talep ediyorum.

    Sadece Meriç Nehri’nde ve Ege Denizi sularında yitip giden çoçuklarımız için değil, onların anne ve babaları için de gerçek bir üzüntü ve utanç duyuyorum.

    Birbirimizi bir dinsel cemaatin gönüldaşları (Gülen Cemaati, Alparslan Kuytul liderliğindeki Furkan Vakfı, vb.) olmamız dolayısıyla, bir siyasal partinin seçmenleri (HDP, CHP ya da MHP) olmamız dolayısıyla, bir siyasal iktidarının muhalifi gazeteciler (Mümtazer Türköne, Ahmet Altan vb.) olmamız dolayısıyla topyekün suçlu ilan edip düşmanlaştırdıkça, hep birlikte güçten düşecek, hep birlikte zarar göreceğiz.

    Gerçekten bu denli zor mu bunu görmek?

    • cemaat sınav sorularını çalıyor ifadesi bilerek kurgulanmıştır.
      Halka bu zokayı yutturuyorlar.
      Daha sonra sınav kazanmışlara mülakat sistemi getiriyorlar. 98 alan dışarda kalıyor.
      Akp’li olanlar 40-50 puanla devlete yerleşiyorlar.

      Benim arkadaşımın kardeşi polis olmak için cemaatın dersanelerine kayıt yaptırıyor.
      Polislik sorularını ösym geçmiş öss sorularını birebir soruyorlar.
      cemaatin kadrosu dersanecilikte uzmanlar.
      Uzman hocalar oturmuş eski öss sorularında 50-60 yaprak soru cevap hazırlamışlar bunlar çıkabilir diye öğrencilere dağıtıyorlar.
      sorular verildi diyenler burda yanılıyorlar geçmiş öss sorularını soruyorlar polislik sınavında.
      Bizim arkadaşın kardeşi o halde yine kazanımıyor.

    • Sorular çalarak TC’nin altını oyanlardan tümü (planlayan aşağılık FETÖ ve yöneticileri, onları cilalayan tüm köşe yazarları, göz yuman başta kemikleri sızlayasıca Ecevit olmak üzere gelmiş, geçmiş, hala geçemeyen tüm siyasetçiler, gerçekten aldatıldığını sonradan anlayan sözde aydın, aslında geri zekalı aydınlar, çalıntı soru hırsızlığını fiilen yapan eller, çalıntı sorularla okullara ya da istedikleri yerlere giren tüm kadın erkek genç ihtiyar ve çocuklar, onların bu durumunu bilip göz yuman anneleri, babaları,kardeşleri ve yakınları) suçludurlar, suç ortağıdırlar. Yalana, hırsızlığa, sahtekarlığa, ikiyüzlülüğe göz yuman ahali de suçludur. Ama en suçlu ve cezalandırılması gerekenler yönetimde söz sahibi olup sahte belgelerle TSK’yı darmadağın eden, genel kurmay başkanını terörist diye yargılamaya çalışanlardır. Yine düzmece davalara düzmece delillerle karar vermeye çalışan hakimleri savcıları o makamlara getirenlerdir. TC’nin artık güvenilen bir yargısı, güvenilen bir ordusu yoktur. Yıllar geçtikçe düzeyi düşen, dünya sıralamasında sonunculuğa aday, adeta yap-boz a dönen eğitim sistemi ile olumsuzlukların düzeleceği de yoktur. Gülencilerin alayı (sempatizanlar dahil) suçludurlar. TC ‘ni yıkılmanın eşiğine getirmişlerdir.

    • Bernar bey,dönüşünüz kendini belli ediyor.Hoşgeldiniz.Siz vicdan sahibi,aklı da tıkır tıkır işleyen bir insansınız.Şu bakış açınız çoğunluğa hakim olsa memleketin şu anki problemleri yaşamayacağı kanaatindeyim.
      Arasıra kendisini eleştirsem de -iyiniyetli eleştirilerimi hoşgörüyle karşıladığına inandığım- bu sitenin vicdan sahibi değerlerinden Nurdan hanıma da bu vesileyle selamlarımı sunuyorum.

  5. Bu günkü siyasi tablo AKPnin değil, AKPyi iktidarda tutanların eseridir.
    Sebepler bazında AKP yi de iktidarda tutan öncelikle muhalefet partileridir. Haliyle en başında CHP.
    “İktidarları dizayn edenler, öncelikle muhalefeti dizayn etmek zorundadır” Bu uluslararası ilişkilerin ve politikanın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez kuralıdır.
    Yamaç bir alana bina yapacaksan öncelikle iyi bir istinat duvarı, gevşek bir zemine yapacaksan iyi bir blokaja ihtiyaç var.
    İktidarların istinat duvarı, blokajı, payandası ve “sigortası” muhalefettir.

  6. Yıldıray oğurun bugünkü yazısını ben de okudum ve ülkemdeki zulmün boyutunu birkez daha gördüm.
    – Öncelikle, khklılara yapılanlar için “ama onlar da pek masum değil” demek, insanlıkla bağdaşan bir davranış değil.
    – Suçlu ya da suçsuz, kimseye zulüm haklı görülemez. Suçluya zulmü haklı gören insanlığından utansın.
    —–
    – Olayın diğer boyutuna gelince, KHKların kendisi zulümdür, yasadışıdır, suçtur. Hükümet suç işliyor. Birgün işlediği suçun hesabını verir mi bilemiyorum.
    – Hukuk, içselleşmeli ve en temel bazı hükümler herkes tarafından bilinmeli, kabul edilmeli ve talep edilmelidir.
    – Bir kişinin suçlu olabilmesi için, suçun yasada açıkca belirtilmiş olması ve cezasının da yasaca belirlenmiş olması gerekir.
    – Bir kişinin suçlu kabul edilmesi için, hukuk şekil ve şartlarına uygun şekilde mahkemece yargılanması ve mahkemece suçlu bulunması gerekir.
    – Bir kişiye verilecek ceza, yasalarla belirtilen sınırlar içerisinde, hukuka uygun, adil bir yargılama sonucunda, mahkemelerce kararlaştırılmalıdır.
    – Hukukun daha başka temel ilkeleri de var ancak yukardaki ilkeler bile, khk olayının suç boyutunu açıkca ortaya koyuyor.
    – khklılar benim gözümde suçlu değil, zulme uğrayanlardır. herkesin gözünde de böyle olmalı.
    —-
    – Olayın üçüncü boyutuna gelince:
    – Yıldıray oğurun yazısında bahsedilen kişilerden bağımsız olarak yazıyorum. yani o kişiler bu bugüne gelmemiz de masum muydu değil miydi noktasından değil, ancak pekçoğumuzun bugüne gelmemizde pek de masum olmadığımız noktasından konuyu ele alacağım.
    – Yıllardır, nerdeyse her kesim, fakat son 20-25 yıldır, özellikle islamcı kesim, bugünkü zulmün mümessilleridir. Bugün zulme uğrayanların önemli bir bölümü de dahil.
    – ahmet altan ve nazlı ılıcak konularını yazarken de aynı şeyleri yazdım. Ahmet Altanın ve nazlı ılıcağın bugün haksızlığa uğraması, ülkenin bugüne gelmesindeki suçlarını aklamaz. Tabii ki, o zaman, bugüne gelmemizdeki suçları, bugün onlara yapılan zulmü de aklamaz.
    – Dersaneye gidenlerin pek çoğu, sadece gülencilere yakın olduğu için, kamu kurumlarında rahatlıkla işe girerken, aslında başkalarının hakkını yediklerini hiç düşünmediler. Tam tersine, yapılanlarla gurur duydular, desteklediler. Bank asyaya para yatıranların epey bir bölümü, sırf gülencilere yakın olduğu için, hak etmedikleri konumlara gelirken, hak etmedikleri gelir elde ederken, hak etmedikleri itibarı görürken, gayet mutlu idiler. O zamanlar onlar da biliyordu ki, hak etmedikleri gelir elde ederlerken, hak eden pekçok kişi, akp ve gülencilere yakın olmadığı için hak ettikleri konumlara gelemediler, hak ettikleri geliri elde edemediler, hak ettikleri itibarı görmediler, tam tersine akp ve gülenciler tarafından itibarsızlaştırıldılar. Bank asyaya para yatıranlar, bu haksızlıkla gurur duyduyar, başkalarına yapılanlara sevindiler, “oh olsun” dediler. Bu davranışları ile, ülkemizde hak etmeden para kazanmayı, hak etmeden itibar kazanmayı, hak etmeden konum kazanmayı meşrulaştırdılar, hak edenlerin zulme uğramasını, hak edenlerin itibarsızlaştırılmasını meşrulaştırdılar ve kendi cehennemlerini yarattılar.
    – Şimdi de, bugünkü zulmü alkışlayanlar, “ama onlar da masum değillerdi” diyenler, zulmü meşrulaştırarak, kendilerine de yapılabilecek zulmü şimdiden meşrulaştırıyorlar.
    – Yapmayın, kendinizi, bu kadar değersiz, bu kadar kötü duruma düşürmeyin. böyle bir ortamda yaşamayı sizler bile haketmiyorsunuz.
    —-
    Olayın dördüncü boyutuna gelince:
    – Muhtemelen yazıyı okuyan hiçkimse dikkat etmemiştir.
    – Zulme uğrayan bayan, 3 yıl önce, sesini duyurabilmek için emin çölaşandan yardım istiyor.
    – Emin çölaşan da, önemli bir insanlık dersi verip, ideolojik olarak karşı olduğu bir kişinin sesi oluyor. hem de kimsenin bunların hakkını savunmaya cesaret edemediği bir dönemde.
    – Muhtemelen zulme uğramadan önce, o bayan ve eşi de, emin çölaşana yapılan her türlü haksızlığı büyük bir keyifle onaylıyor, hak ettiğini düşünüyordu.
    – Demekki, şeytan gördüklerimiz aslında bizden daha merhametli, daha insani davranabiliyor. Başkalarını şeytan, kendimizi melek görmekten vazgeçmeliyiz. birbirimize ihtiyacımız var.
    – ve sonsöz: bütün bunlar, değer yargılarımız yerelliği meselesini tekrar tekrar gündeme getiriyor. bütün bunlar; “iyi”, “doğru”, “müslümana yaraşır”, “ahlaklı”, “haklı” olarak gördüğümüz davranışların aslında kötü, yanlış, müslümana yaraşmayan, ahlakrsızca ve haksızca davranışlar olabildiğini, “iyi”, “doğru” vb. kavramlarımızı yeniden gözden geçirmemiz ve evrensel normlara çıkarmamız gerektiğini birkez daha gösteriyor.

  7. Senin yazının özeti şudur:AKP-MHP birlikteliği, yani Cumhur İttifakı AK Partiye zarar veriyor. fakat yazında AK Partinin MHP politikasına yakınlaştığı 17 Aralık- 15 Temmuz süreçlerinden hiç bahsetmemen de ilginç. diyorsun ki, bak AKPARTİ, cemaat, açılım süreci gibi o yıllarca kalemşörlüğünü yaptığın gayri milli yapılara ger dön, yoksa bu MHP seni bitirir. HDP bile bak senin MHP’ye yakınlaşmandan güçleniyor, CHP bile tek muhalif parti olduğundan güçleniyor, İyi Parti bile senin MHP yakınlaşmanın eseri aman haa, dön bu yoldan. MHP AK Partiye, AK Parti MHP’ye değer katmıştır. ikisinin ortak paydası Türkiye Cumhuriyetinin bekasıdır. o yüzden hadi ordan, artık yemezler

  8. Kimi yaban hayvanlari vardir; martin sonu bahar geldi sanip vakti saatinden once kis uykusundan kalkip inlerinden disari cikinca ayaza kalip kirilirlar ansizin. Son gunlerde bazi mankurt surulerinde serhildan hareketliligine benzer tatli bir telas gozlemleniyor. Oyle anlasiliyor ki suriye cephesini icerden kusatmaya da yonelik dahili bir operasyonla karsi karsiyayiz. Henuz layigini bulamamis kilic artigi hashasiler de okyanus otesinden verilen komutlarla diger dusman isbirlikcisi unsurlara aciktan yanasmaya basladi bile… Yalniz su kadarini soyliim; kis bazen gec biter bazen de erken bastirir. Umdugunuz daglara kar mi yagar yoksa simdiden garantilediginiz cennet bahceleri bir anda don mu tutar belli olmaz..! Yukselen yildiz “kervankiran” da olabilir, benden soylemesi…

  9. Gençlik yıllarımda, biz de kendimizi bir şey sanarak, iç ve dış güçleri yerden yere vururduk. Mesela, çocuklarımızı Necip Fazıl’ ın eserleriyle büyüttük. Önce kısmen Erbakan, sonra da Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle bir de baktık ki bazılarının iç ve dış güçler dediği güçler meğer biziz de haberimiz yokmuş. Konuşmaya başlarken de mavi boncuk niyetine ” Evvela benim Müslüman Kürt kardeşlerimiz hariç, onlar bizim canımız ciğerimiz, diyorlar.” Her yıl bize bir generallik vs. verilseydi şimdi 17 generalimiz vardı. Bir tane yok.Bize, ya sev ya terket, beğenmiyorsan, defol Kürdistan’a, dediler… Şimdi, o günlerime gülüyorum. Zira ben, ağa değil , marabayım. Başa geçen, ister evliya olsun, ister eşkıya . Farketmez.

    • General olmaya o kadar merakliysan kurmaylik sinavlarina hazirlan; hazirlan derken sinav sorularini da cal demiyorum yanlis anlamayasin..! Irakta koskoca cumhurbaskanligini kurtlere verdiler de ne oldu; goruyoruz oralarin halini..! Pasalik alip da zaferden zafere kosturacaksan ordumuzu, al hepsi senin olsun..!

      • Generallik sınavla, anladık. Sinop’ta 16 kişilik sınıflara karşın bizim memleketteki ikili öğretim de mi sınavladır ?!.. Çanakkale’de yatanların yüzde doksanı Kürtltür. Bütün savaşlar bittikten sonra o ordular da nerden sadece senin oluyor… Ayrıca, sarfettiğin lafları aynen iade ederim.

      • İsmine ve yazılarına bakıp, zarif bir hanımefendi olduğunu düşünmüştüm Bayan olduğuna dua et… Ayrıca, benim yorumum hem kimseye değil, hem de hakaret içermiyor…
        Fehmi Koru Bey’e hayret ettim. Hani, hakaretâmiz yazılara yer yoktu…

        • Ekrem bey ben o beğeniyi sizin icin yapmıştım, siz kime ait olduğunu bilmek isterseniz, sizin yorumunuzun altindaki cevapla yerine tikladiğinizda sadece size yapilan yorumlar gelir.
          Ben beğeni yaptiğimda H gayretin size yazdiği yazi henuz yayinlanmamişti ve ziplayacağini duşunemediğim için sizin isminizi yazmadim.
          Sizin yaziniz harika olmuş, h gayretin nesine ben 5 yildiz verip alkişliyacam

  10. abd çakma başkanı trump,korkak.suriye deki, abd çıkarlarını türkiye ye terk etti.şahsi çıkarları uğruna abd nin prestijini düşürdü.trump un korkak siyaseti,dünyanın gözünde abd yi sorgulatır hale getirdi.trump un korkak siyaseti, abd nin iç bölünme yolunu açtı.abd, trump ile bölünme tehlikesi yaşıyor.abd nin aklıselim kamuoyuna saygılar.

  11. abd , akp-mhp ittifakına takmaz sayın ardan zentürk.onlar şimdiye kadar her hükümetle çalışmışlardır.akp-mhp zannettiğiniz gibi güçlü ittifak değil,birbirlerine ihtiyacı olan topal ördeklerdir.bahçeli nin abd elçisine olan öfkesi,bahçeli nin faşizm ideolojisi ile ilgilidir.türk faşizminin diğerleriden farkı yok.kendilerinden başkası kötü,sadece onlar iyidir kendilerine göre.bahçelisiz mhp hiçbirşey ifade etmez.çünkü mhp,alpaslan türkeş in partiyi kurduğu günden beri, kendilerine verilen koş-tut-ısır görev ve vizyonunu uyguluyor.zaten türkeş, bu görev ve vizyonunu adnan menderes e yapılan darbede en ön saflarda yer alarak uygulamıştı.türkeş öldü,yerine bahçeli geldi.bahçeli gitse yerine aynı görev ve vizyonu yürütecek başka biri gelir.mhp de başkanları değişir, ama görev ve vizyonları değişmez.abd ankara büyükelçiliğinden, bahçeli karşıtı tiwitin beğenilmiş olmasına akp ve mhplilerin hepbirlikte öfkelenmelerinin ardında aralarındaki topal ördek siyeseti nedeniyledir.türk siyasetçileri ,sosyal medyada takma ad veya rumuzlarla siyasi içerikli mesajlar yazıyor.hatta abd ve batılı devletler aleyhine bile mesajlar yazıyor.bunlar kendilerine göre gayet normal,hatta vatanseverlik gereği.bu durumda ,abd ankara elçiliğinden bahçeli karşıtı tiwitin beğenilmiş olması gayet normaldir.türkiye den ve bahçeli den özür dilenecek bir durum yok.madem alehlerinde açıkça yazılan veya beğenilenleri kızıyorlar,abd ve diğer ülkelerin devlet görevlileri ve siyasetçileri de ,aynen türk siyesetçi ve devlet görevlileri gibi,sahte isim veya rumuzlarla mesajlar yazabilir beğeni yapabilirler.bir de bu yola başvurun derim.saygılar.

  12. akşam gazeyesi köşe yazarı hikmet genç in nazi benzetmesi akp ve erdoğana cuk oturuyor.anacak yazarın bunu itiraf etmeye cesareti yok.acaba muhalefete söyleyerek erdoğan ve akp ye mi demek istedi?yani,”kızım sana söylüyorum,gelinim sen anla.” mı demek istedi?yoksa suçlama yaparak,cürümlerini mi örtbas ediyor?

  13. askeri okulların %99.2 si feötöcü demiş nedim şener.şayet öyleyse,türkiye de ordu yok.bir de fetönünü siyaset ayağı olan akp ye bakın,içinde ne kadar fetöcü var acaba?bana kalırsa sağlam akp li bulam zor.sıfır sıfır el de var sıfır.

  14. Allah ınn hakkı üç müdür derken, herhalde kötülüklerin üç defa tekrar edilme hakkı vardır demiyorsunuzdur sayın altaylı.kötülükler üçer defa tekrarlanma hakkı varsa eğer;ne olur,mazlumların hali?

  15. Ben padişah olmak istiyorum. der çocuk.
    yedi tane de cariyem olsun.
    bunlar yemegimi, çamaşırımı, banyomu, öğrenimimi, eğlendirilmemi, temizliğimi, arabamı baksın temizlesin ilgilensinler.
    yalnızca annem benimle yatsın..
    anne sorar: cariyeler kimle yatsın?
    çocuk cevap verir:Babamla.
    içerden babanın çığlığı duyulur:
    PADİŞAHIM ÇOK YAŞAA!..
    Not:birde kral çıplak diyebilen cesur çocuk hikayesi vardı beğendiğim..
    koca salonda padişaha yanlış isim söylediğini hatırlatabilen!
    o da başka bahara inşallah..

  16. HDP,oylarının en az yarısını tehdit ve baskıyla alıyor.Terörün beli kırıldıkça
    HDP’ye giden oylarda azalma görülüyor.
    Nitekim son yerel seçimlerde Güneydoğu’da bazı belediyeleri kaybetti
    HDP.

    Öte yandan huylu huyundan vazgeçmez.
    Bu yorumu yazmadan önce Küçükçekmece belediyesinin personeline
    sakalı yasakladığı,günlük tıraş mecburiyeti
    getirdiği şeklinde bir haber okudum.

    Allah Tayyip Erdoğan’a bir şekilde yardım ediyor.Yoksa bunca sene iktidarda kalamazdı.Şimdiki yardımı da bazı büyükşehir belediyelerini CHP’nin kazanması şeklinde tecelli etti.Bu cümleden olarak özellikle İstanbul’u
    CHP’nin kazanması Allah’ın büyük bir lutfu
    oldu.İstanbul halkı ve bütün Türkiye
    bu sayede CHP’nin beceriksizliğini ve
    baskıcı tavrını gözüyle görecek ve 2023’ü
    Erdoğan rahat kazanacak Allah’ın izniyle.

    Atalarımız vaki olanda hayır vardır diye boşuna söylememiş.Ak Parti İstanbul’u
    kaybetmeseydi 2023’e hazırlıksız yakalanıp asıl hezimeti o zaman yaşayabilirdi.Şimdi önümüzdeki 4 yılda
    noksanlarını giderecek,bir yandan da CHP’nin beceriksizliği sırıtacak ve 2023
    kazanılacak.

    Türk halkı Kıbrıs açıklarında 4 tane gemimizin doğalgaz ve petrol araması
    yaptığından bile haberi olmayan Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı yapacak değil ya.

  17. Yıldıray Oğur un bugünkü yazısını okudum. Fatma ışığı tanımıyorum, düşüncelerini bilmiyorum üstelik yaşadığı büyük acılar nedeniyle benim görüşlerimin malzemesi olmasını istemiyorum dolayısıyla kendisi yorumumun konusu ve hedefi değildir.

    Dileyen iktidarın bu konudaki hatalı, haksız, hukuksuz tutumunu ele alır, dileyen başka bir açıdan bakar. Ben masumiyet nedir nerededir sorgulamak istiyorum.
    Bu mucadele de bu yapılanmanın kaymağını yiyen üst tabaka kaçmış, etini yiyen sütünü içen orta tabaka gemisini kurtarmıştır olan da masum alt tabakaya oldu deniyor… Öyle mi gerçekten? Zemin kaygan olunca binada hayır olur mu?
    Normalde bir kimsenin temyiz kabiliyeti olduğu doğruyu yanlıştan ayırdığı kabul edilmelidir değil mi? Dinini öğrenmek gelistirmek için ya da dersanesinden evinden yurdundan bursundan yararlanmak icin bir kişi dini ya da değil bir cemaate, organizasyona, gruba katılabilir, destek alır destek verir, bu olabilir bir şeydir, lakin bu cemaatin üyesi olanlar olmayanlardan daha iyi biliyordu ki bu cemaat çok uzun bir süredir soru çalıyordu, haksız hukuksuz olarak müritlerini okullara, işlere devlet kademelerine yerleştiriyordu, yerleşenler kendilerinden olmayanları okullarından atıyor, işlerinden kovduruyor, kademelerinden ediyordu, ölenler, öldürülenler hapse atılanlar oluyor pek çok acılar yaşanıyordu bu arada herkes herşeyi biliyor, göz yumuyor ve bu haksızlığa hukuksuzluğa kendi çapında dahil oluyordu. Yani masum tabanda herkes herşeyi biliyordu, destekliyordu. Kurbanını veriyor, kermesine gidiyor, biraz yol almışsa bylock indiriyordu. Ama karanlık bir cehaletle dinine hizmet ettiğini sanıyordu ama hayasızca yarınki çıkarlarını kolluyordu. Her halükarda dün hakkı gözetmeyenlerin bugün haksızlığa uğraması rüzgar ekenlerin fırtına biçmesidir, elbette bugün haksızlık yapanlar, rant değirmenine su taşıyanlar da ister iktidar olsun ister muhalefet ya da diğer çıkar grupları olsun yarın karşılığını acı bir şekilde göreceklerdir. Masum olan sadece çocuklardır ve masum çocukların ölmesi hepimizin masumiyetini yitirdiğimizin resmidir.

    • Sayın Heval, sanırım sizin asıl muradınız Yıldıray Oğur’un çok etkilendiğinizi söylediğiniz yazısını burada yorumlara göz atan okurların ilgisine sunmaktı. Sadece yazının linkini vermekten ibaret kuru bir mesaj size pek yeğ görünmemiş olacak ki, çalakalem bir iki cümle eklemişsiniz paylaştığınız linkin önüne.

      Yazarı ve cümlelerinizde ismi geçen şahsiyetleri zulümlerden pek bir rahatsızlık duymamakla itham ediyor olmanız üzücü ve düşündürücü.

      Yıldıray Oğur’un haklı olarak dikkati çektiği ve benim hepimiz açısından bir utanç vesilesi saydığım zulümler karşısında sessiz kalmakla itham edilebilecek en son isimleri zikrediyorsunuz -ve hayli haksızlık ediyorsunuz.

      Türkiye’de yaşayan ve yaşayacak olan yazarları, siyasetçileri bu açıdan -ve mütevaziliğin sınırlarını çok zorlayarak ve hakkaniyet ölçüsünü kaçırarak- yargılarken, nasıl bir ülkede yaşıyor olduğumuzu, hain 15 Temmuz kalkışmasının Erdoğan devleti tarafından nasıl araçsallaştırılıp her muhalif sese karşı yıkıcı bir silaha dönüştürüldüğünü akılda tutmanızı önermek isterim.

      Söz konusu zulümler karşısında yaşadığınız rahatsızlığı, burada kimliğinizi saklayarak bir yazı linki paylaşmak dışında, başka hangi yollardan ve ne tür riskleri göze alarak kamuoyu ile paylaşmış olduğunuzu sorabilir miyim size?

    • Bakiyorum kalpaklari cikarip pesmerge pusisini kafaniza dolamaya baslamissiniz hevalcan; az kaldi alinin pencesi geliyor ensenize, ha gayret..!

  18. “İçte ve dışta birikmiş yığınla üstesinden gelinmesi gereken sorun var ve onların hakkından ancak güçlü bir iktidar gelebilir.”

    Fehmi bey! AKP iktidari sorunlari üstesinden grlinmeyecek hale getirmeden hiç biryere gitmez.
    Ne zaman sorunlar Türkiyeyi havasiz birakip boğmaya başlarsa, AKP kirali üçak filosu ile dişardaki çifliklerinde boğulanlar için davul zurna ile bayram ederler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız