Kılıçdaroğlu’na ‘vasiyet’ açıklaması yaptıran olayın bana düşündürdükleri…

36
Reklam

Birkaç gün oluyor, CHP sözcüsü Özgür Özel olağanüstü önemli olduğunu söylediği bir ‘ifşaat’ öncesinde öldürülme tehlikesinden söz eden bir uyarıda bulundu. Açıklama yapamadan öldürülürse diye, öyle bir ihtimal gerçekleşirse açıklamaları için, ifşa edeceği konuyla ilgili ayrıntıları üç ayrı arkadaşına göndermiş…

Neyse ki, öyle bir gelişme yaşanmadı. Özel söyleyeceklerini kendisi açıkladı. Hayatına kast eden olmadı.

Dün de, bu defa CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grubunda öldürülme ihtimalinden söz etti ve vasiyetini açıkladı.

Bakın neler söyledi Kılıçdaroğlu:

“Önce benimle konuşmak istediler, anlaşmak istediler; kapıyı yüzlerine kapattım! Her türlü operasyona başvurdular. Ve artık son aşamaya geldik; silah ve suikast tehditleri. Son uyarılarını yapıyorlar akıllarınca. Be gafiller, be şerefsizler, be akılsızlar, be müptezeller, be çakallar! Siz mi beni korkutacaksınız? Sizin önünüze diz çöküp yaşamaktansa, ayakta ölmeyi tercih ederim! Hodri meydan, gelin görüşelim. / Ha Allah nasip eder de yaşarsak, hayatınız boyunca görüp göreceğiniz en büyük kabus olmaya devam edeceğim. Trolleriniz beni yolumdan çeviremez, durduramazsınız.”  

Eskiler böyle durumlarda “Ağızlarından yer alsın” derlerdi.

Türkiye siyasi cinayetler ve suikastlar bakımından tekin bir ülke değil. Daha önceye ait olaylar da var ama benim siyaseti yakından gözlemlediğim yıllar boyunca, görev başındaki üç başbakana –Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve Turgut Özal’a- yönelik öldürme girişimleri yaşandığını iyi hatırlıyorum.

Kamuoyuyla paylaşılmayan üst düzey hedeflere yönelik başka eylem hazırlıkları ilgili kurumlar tarafından önceden ortaya çıkartılarak başarısız kılınmış da olabilir. 

Reklam

Demirel’e saldıran kişi için ‘meczup’ sıfatı kullanılmıştı.

Ecevit ve Özal ise faillerinin ‘derin devlet’ yapılanmasıyla ilgisi bulunduğundan kuşkulanılan eylemlere uğramışlardı.

Gazeteciler, sivil toplum örgütü önderleri ve lider konumundaki insanlardan hayatlarını siyasi amaçlı cinayet ve suikastlarda kaybedenlerin sayısı ise utanılacak boyutlarda.

Bu geçmişe bakarak benzer girişimlerin günümüzde tekrarlanmayacağını iddia etmek güç.

Peki de, CHP’li siyasilerin böyle bir ihtimalin şimdi de geçerli olabileceğini akıllarından geçirmelerinin sebebi ne olabilir?

Soruya cevap ararken aklıma MHP’li bir ismin –Doç. Sinan Ateş’in- Ankara’da, güpegündüz suikasta uğraması geldi.

Her ne kadar farklı bir kampın insanı olsa bile, öldürülen kişinin ‘siyasi’ kimliği, başka eğilimden siyasilere kendi başlarına da böyle bir akıbetin gelebileceğini düşündürmüş olabilir.

‘Cinayetler ve suikastlar dönemi’ denilebilecek 1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda, değişik eğilimlerden pek çok öndegelen şahsiyet, birbiri ardına siyasi eylemlerin hedefi haline gelmişlerdi.

Reklam

Sağdan-soldan değerli insanlarımızı o 30-40 yıl içerisinde kaybettik.

Geçenlerde burada dikkate sunmuştum: Solcu bilinen gazeteci-öykücü Ümit Kaftancıoğlu 11 Nisan 1980 tarihinde, evinden çıktıktan kısa süre sonra, okuluna bırakacağı küçük kızının gelmesini beklerken, yanına yaklaşan iki kişi tarafından katledilmişti. Ondan birkaç ay sonra -5 Temmuz 1980’de- yakın arkadaşım MTTB’li Sedat Yenigün berberde traş olurken öldürüldü.

Her iki cinayette aynı silahın -291554 nolu Lama marka tabancanın- kullanıldığı biliniyor.

Başbakanlara, siyasi kimlikli kişilere, gazeteciler, yazarlar ve sivil toplum önderlerine yönelik girişimlerin yaşandığı ‘cinayet ve suikastlar dönemi’ni gözlemlemiş aynı uğraş alanlarından insanların -siyasiler, gazeteciler, yazarlar ve sivil toplum önderlerinin- bir tek ölümlü eylemle karşılaşıldığında bu geçmişle ilgili hatıralarının canlanmaması imkansız.

Sinan Ateş’e yönelik suikast olmasaydı, muhtemelen Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun son günlerdeki çıkışlarıyla karşılaşılmayacaktı.    

Kuşkular tamamen boşuna değil.

Olur mu, geçmişte yaşananlar günümüzde de tekrarlanır mı, bilemem; ancak eskiden yaşananların günümüzde tekerrür etmesinin nasıl engellenebileceğini söyleyebilecek durumdayım: Meydana gelen ilk olayın üstüne kararlılıkla giderek

Karanlık olayların yaşandığı geçmişte, sonradan kendisine de suikast girişiminde bulunulacak bir başbakan, eğilim olarak yakın hissettiği insanların cinayet işlediklerini kabul etmeyeceğini açıklamıştı.

Ne büyük gaflet…

Canilerin, siyasi suikastlara teşebbüs eden ve çoğu kez amaçlarına ulaşanların kimliklerinin sağcı veya solcu olmasının hiç fark etmediğini yaşayarak öğrendik.

Tabii pek çok insanımızı kaybettikten sonra…

Öldürülenler arasında ayrım yapmadan ilk cinayetin üzerine kararlılıkla gidilmiş olsaydı, büyük ihtimalle, ondan sonraki cinayetlerin önüne geçilebilirdi.

Bu gerçek de bizi bugün ne yapılması gerektiği konusuna yönlendiriyor.

Ülkemiz siyasetin en yoğun yaşandığı bir seçime doğru hızla ilerliyor. Değişik yabancı yayın organlarında da yer alan değerlendirmelerle, bizde yapılacak seçimin önemini dünya da bizler kadar biliyor.

Kritik bir seçim.

Seçime gidilen ortamlar ‘iyi saatte olsunlar’ diye de adlandırılan karanlık güçleri harekete geçirir genellikle.

Oy hakkı bulunmayan yerli-yabancı güçler, terör örgütleri, kendi tercihlerine sandıkta yol açmak veya istemedikleri sonucun çıkmasını engellemek üzere, bunu sağlayacağını düşündükleri türden eylemlerle, devreye girebilirler.

Pek çok seçim öncesi bu tür eylemlerle karşılaşıldı ülkemizde.

Tedbirli olmak bu yüzden şart.

Ankara’da işlenen Sinan Ateş suikastında eylemciler ile onları yönlendirenler ‘suçüstü’ oldular.

Fazla uzatmadan, kararlılık gösterisi yerine geçecek şekilde, eylemci kadronun yargı önüne çıkartılması sağlanmalı.  

Bu arada, Özgür Özel’i ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendilerine suikast yapılabileceği endişesine sürükleyen sebepleri de ihmal etmemek ve kimleri kast ediyor idiyseler, o kuşkuların hedefi olan kişi ve örgütlerle ilgili de, eğer böyle bir niyetleri varsa caydıracak tedbirleri almaktan da geri durulmamalı.

Hatırlatırım: Geçmişin karanlık dönemlerinde siyasi iradenin kararsızlığı iktidarlar için hayırlı sonuç doğurmamıştı.

ΩΩΩΩ

Reklam

36 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    19 Ocak 2023 At 00:13
    Yorumunuz onaylanmayı bekliyor
    “Yahya Özal
    17 Ocak 2023 At 19:12

    Sonumuz hayırlı olsun. Doğu da bile kar yokmuş, susuzluk ve kıtlığa hazır olunuz”
    YAHYA EFENDİ ENSEYİ KARARTMAYIN, DOĞUDA DA HER YERDE DE KAYAK MERKEZLERİMİZDE HARIL HARIL YAPAY KAR ÜRETİP PARKURLARI KAYAKSEVERLERİN ÖNÜNE SERİYORUZ, ALLAH VAR GAM YOK!”

  2. güldürmeyin milleti ey millet!
    adamlar geçeli çok oldu Üsküdar’ı,
    maklube pişti yediler bitti,
    lahmacunun kokusu bile kalmadı,
    şam’ da möhim davetliler ilanı yakında!
    kudüste çok önemliler ziyafeti pekte değil uzakta.
    Bir laf vardır Anadolu’da; herkes gider mersine,
    siz gidersiniz kandil yakmaya dağlara
    birileri yapıyor 4 şerit yol; AY’a.
    Hadi size geçmiş ola.

  3. Osmanlı devleti tarih sahnesinden çekildiğinde, Türkiye’nin bir güç olarak ortaya çıkıp, Karabağ’ı Ermenistan’dan geri alıp Libya’da onlarca ülkeyi yenilgiye uğratacağı kimsenin aklına gelmezdi.Batılı devletler bu travmayı yaşarken, Mandacılar mesaj derdine düştü.

  4. Mansur Yavaş’ın adaylığının önünde HDP var.
    Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önünde ise Kılıçdaroğlu ve CHP.

    HDP, Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakıyor ama Ali Babacan’a da razılar.
    Bu şartlar altında masadan Abdullah Gül çıkabilir. :)))

    “Kafası Karışıklar Kulübü“

    • Demokrasi denilen şey bu olsa gerek!
      Yoksa siz, suriyedeki gibi esed ne derse o!!!
      yönetim şeklini beğenenlerden misiniz???
      (seçimden %80 Esed’e oy çıkıyor!😂)

      • Kaç oy aldıkları tartışan oldu mu?.Aklınca olamyan tartışma üzerinde olgu çıakrmışsın.
        Buna kakofoni derler demokrasi değil.
        Tayyip düşmanlığının bataklığında çamura saplanma denir
        Yoksa 100.000 imza toplayan olur aday demokrasi zaten işliyor.Birbirlerine muhtaç değiller (sözde)
        Hele biri %49,5 oy aldığını iddia ediyor neden yancı oldu.
        Bataklıkta çırpınan karabatakların çırpınışları oradan bakınca demokrasi gibi mi görünüyor.
        Almayayım ben

  5. SİHA;
    -Daha az evladımızı şehit vermedir…
    -Muharebe konseptini değiştirmedir…
    -Azerbaycan’da destandır…
    -Libya’da Mavivatana tutunmadır…
    -Terörist avcısıdır…
    -Yerli ve milli olmadır…
    -Bağımsız dış politikadır…

    Babacanın asıl dokunmak istedikleri bunlardır!

  6. Aylardır dikkat çektiğim konuya yazarımızın değinmesi sevindirici. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Daha şimdiden aydınlatılmak istenmeyen cinayetlere hazır olalım. Türkiye seçimleri şaibesiz ve sağ salim becerebilirse bu; hem Türkiye hem Dünya hem hepimiz için çok hayırlı olacaktır. Gerçekleştirilirse izleyen seçimlerde oyum AKP’ye ve RTE’ye olacaktır.

  7. “yolcu
    17 Ocak 2023 At 12:34
    RTE kendisine karsi durabilecek veya kendisi olmaya calisacak kisiyi aday yapmaz. RTE aday olamazsa aday binali yildirimdan baskasi degildir. Ekim de aday olursa bi ikinci istanbul secimi gibi olur. benim tahminlerim bu yonde….

    Yorumu Cevapla
    H. Gayret
    17 Ocak 2023 At 14:13
    Dur yolcu! Maalesef geçen aylarda binali yildirim
    malülen emekli oldu…”
    GÖZÜNÜZ AYDIN, KENDİSİ BUGÜN İŞBAŞI YAPMIŞ:)

  8. “Bakın neler söyledi Kılıçdaroğlu:

    “Önce benimle konuşmak istediler, anlaşmak istediler; kapıyı yüzlerine kapattım! Her türlü operasyona başvurdular.”
    Zerre kadar dürüstlük kaygısı olan haysiyet sahibi biriyse “anlaşmak istediler, kapıyı yüzlerine kapattım” dediği kişileri buyursun açıklasın, tutan mı var?
    Ama yine yüzlerinde maske vardı filan demesin yemezler:)

  9. İYİ PARTİNİN ANAYASA SINAVI
    Başörtüsü siyasi rant için tepe-tepe kullanılacak.
    4lü masa yani iktidar, mecliste 600 milletvekilinin oyu ile kabul edilse bile, üzerinde tepinip muhalefeti de sigara izmaritine çevirebilmek için illa ki, “referanduma” götürecek.
    Şayet başta İYİ PARTİ, vatan-millet edebiyatı ile bu oyunun “kaza süsü” ile bir parçası olup-olmayacağını bekleyip göreceğiz.

  10. Olayı daha iyi anlamanız için dramitize edeceğim.

    Ya Demokrasi seçeçeksiniz ya Tek adam rejimi.

    Tek adam rejimi vahşi batı Rejimi ile aynıdır.

    Günümüzde bu rejime geçen iki ülke vereyim.

    Vahşi suriye(Esat rejimi), Vahşi Afganistan(Taliban rejimi) bu iki ülkede silahlar konuşur.

    Bu ülkelerde vahşi doğa kanunları uygulanır. Kuvvetli olan zayıfı yok eder.

    Vahşi batıda kanun koyboydu, koyboyun kafası atarsa karşıdakini öldürürdü. Bu tür ülkelerde çarşıya inerken ya belinde silah yada omuzunda tüfek olması gerekir.

    Daha bu Sinan Ateş suikastı, sedat peker olayları, bakanın Tehditleri, sadat kurulması, Trollerin bazen tehditleri bunlar başlangıç.

    Bu ara sık çarşıya çıkın silahsız rahat dolaşmayı tek adam rejiminde unutacaksınız. Bazen evinizde sigara içerken Avrupaya bakarak keşkem bizdede Demokrasi olsaydı diyeceksiniz.

    Gerçek islam Demokrasilerde yaşanır. İran gibi baskıcı rajimlerde insanlar sindirilmiştir. (Gerçekte inanıp inanmadığını ancak bizim ülkeye gelip plajlara gidip Açılmasından bilirsin)

  11. Eskiden bunun gibi karanlık olaylar meydana geldiği zaman ‘ Yahu memleket Teksas’a döndü, bu ne haldir ‘ diye hayıflanirdık .
    Biz şimdi Teksas’i da geçtik , peki durumumuzu nasıl tanımlayacağız , ne diyeceğiz , vallahi bilemiyorum !

  12. Dünkü basın toplantısında iktidarın küçük ortağı muhalefet hakkında aynen aşağıdaki cümleleri söyledi;

    “CHP’nin başını çektiği ZİLLET İTTİFAKI Türkiye’nin hedeflerini kırmak, büyüme ve gelişme azmini kundaklamak için son kozlarını oynamaktadır.

    ZİLLET İTTİFAKI A’dan Z’ye krizdir, kaostur, kamburdur, kangrendir, kabahattir, karamsarlık siyasetidir.

    ZİLLET İTTİFAKI Türkiye’ye adeta silah doğrultmuştur.
    …..
    Cumhuriyet’in özgüvenli 100’üncü yıl dönümünde imha edilmek, değilse bile ağır yaralı hale sokulmak istenmektedir.

    Müsebbip CHP’dir, İP’dir, HDP’dir, Deva’dır, seroktur ve vagon halinde arkaya arkaya eklemlenmiş diğer partilerdir.”
    ….
    El alem bize gıptayla bakıyorken, ZİLLET PARTİLERİnin tahammülsüzlükleri, kötü niyetleri bir siyaset değil, apaçık bir husumet alametidir.

    Kılıçdaroğlu’nun PKK nam ve hesabına konuşması aleni olarak CHP’nin tarihi müktesebatını infaz etmek, yok saymak, üzerini kırmızı kalemle çizmektir.
    ….
    Kılıçdaroğlu’nun DİLİ YUNAN DİLİDİR, YILAN DİLİDİR, Türk’e düşmanların dilidir.
    ….
    Babacan’ın HDP’den siyaset yapmaya, ihanet kampanyasının azılı bir mensubu olmaya hazır olduğu da ayan beyan ortadadır.

    100 yıllık bir maziden muhteşem bir geleceğe adım adım ulaşma kararlılığı gösteren TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİLLETİN KARANLIK GİRDABINA düşmeyecektir.”

    Kimse rakip partilerin birbirine aşık olmasını beklemiyor ama bu dili kabul edebilmek de mümkün değil. Çünkü toplumda bu dili duyduktan sonra harekete geçebilecek hastalıklı tipler var.

    • Birkaç gün önce derin ABD’nin sesi Washington Post’ta, “2023’te dünyanın en önemli seçimi Türkiye’de olacak” başlığıyla bir analiz yayınlandı.
      O analize göre 2023 seçiminin sonucu, Washington, Moskova, Avrupa, Ortadoğu ve Asya’da jeopolitik ve ekonomik hesapları şekillendirecek kadar önemli.
      ABD ve AB bu seçimle öyle ilgililer ki Başkan Erdoğan’ın küresel barış hamlelerine önem vermelerine rağmen şu arzularını saklamıyorlar:
      “Erdoğan’ın tercih ettiği rakip, CHP’yi 12 yıldır yöneten biraz renksiz bir isim olan Kılıçdaroğlu olacaktır. Birçok Türk siyasi analist, daha genç ve daha karizmatik İmamoğlu’nun daha güçlü bir rakip olacağını söylüyor.”
      ABD kimi tercih ettiğini açıkça söylüyor. Analizin belki de en çarpıcı sonucunu şu cümle özetliyor:
      “Türkler oylarını kullanana kadar Batılı liderler gergin durumda kalacak.”
      Sahi Türkiye’deki bir seçim Batılı liderleri neden geriyor?
      Cevabını İngiliz savunma ve güvenlik kuruluşu analistlerinden Ziya Meral veriyor:
      “Türkiye bir ara güç olabilir, ancak büyük güçlerin bu seçimde bir çıkarı var.”
      İşte 6’lı masada “Bu çıkarı en iyi ben temsil ederim” kavgası yaşanıyor.
      Böyle bir gerçek hiç yokmuş gibi siyasi analiz yapmak, gerçeği saklamaktan başka bir şey değil.

  13. Baran 17 Ocak 2023 At 20:41
    Akpartilliler derinden derine her yerde sosyal medyada televizyonlarda gazetelerde seçimlerin akp ile ABD arasında geçeceği propagandasını yapıyorlar. Bu propagandayı eski yeni siyasetçilere onaylatacak sorular soruyorlar, buradan bir psikolojik üstünlük elde etmeye uğraşıyorlar.

    Tartışmalara baktığınızda seçimler Amerika İngiltere ve Rusya arasında geçecekmiş gibi bir hava var yani Türk milletini ilgilendiren bir durum yok sanırım:))

    Erdoğan seçim kazanacak diye ben Amerika İngiltere Rusya üçgeninde ezilmek zorunda mıyım? Konunun benimle bir alakası yok, ister Putin kazansın ister Biden isterse de Hindistanlı Rishi Sunak kazansın bana ne!

    • -Uluslararası ilişkiler uzmanlarını dinliyorum Rusya’nın Erdoğan’ı desteklediğini ve Erdoğan’ın seçim kazanması için her türlü desteği esirgemeyeceğini anlatıyorlar.

      -Gazetelere televizyonlara bakıyorum akparti destekçileri muhalif partilere alenen küfür ediyorlar.

      -Sosyal medyaya bakıyorum Prof ünvanlı kimseler muhalif partilere açık açın küfür ediyorlar. Kim bunlar diye baktığımda da İngiliz üniversitelerinde çalışan veya İngiltere ile bir şekilde bağı olan proflar olduğu biolarında yazıyor.

      Görünüşe göre İngilizlerle Ruslar bir olmuşlar Amerika’ya Ateş ediyorlar gibi bir durum var ortada.

      Madem öyle Türk milleti aradan çekilsin onlar kapışsınlar kendi aralarında diyorum ben de.

      Ben sıradan bir vatandaş olarak başka nasıl tepki göstermem gerekiyor bu durumda?

  14. Muhalefet partilerinin birine, başına suikast, saldırı vb provakasyon yada gerçekten bir saldırı yapacak kadar!..
    sağcılar ahmak detirtemezsiniz bana!😂😂😂
    Peki niye bu açıklamalar? bir reklam verdiler yada kaldırımda omuz attılar diye ise eğer,
    bu işi yapmayın siyasiler!🤔😎tatil size iyi gider.
    ayşenin tatile çıktığı yere gidin mesela yunanlar sizide belki sever.
    (dikkat bazan botu deliyorlarmış)
    çocukken şöyle derdik: koorrkakk ööddleekk..
    Kılıçdaroğlunun kelleyi koltuğa alabilecek kıvamda olduğundan şüphem yok!
    ama, muhalefetin 3 gün süre!.. lafı ön alma, prim kapma propagandası.
    hükmedenler yada aynı takım arkadaşları yer mi? yemezler🤗.
    Keşke seçmenin karşısına şöyle geçseler:
    -ben bulunmaz hint kumaşıyım!..
    -en iyi ben yaparım, ekonomiyi 3 ayda düzeltirim,
    -şu illegal şeyler var ya!.. (neyse sırala) hepsini 6 ayda 6 masaya yatırır!… ayrı ayrı…
    bunlarla gel bana!😊

  15. Fehmi bey yazısının son pragrafında
    “Hatırlatırım: Geçmişin karanlık dönemlerinde siyasi iradenin kararsızlığı iktidarlar için hayırlı sonuç doğurmamıştı.” diyor.
    Herhalde Chp, Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel Fehmi bey in son pragrafta belirttiği düşüncesinden medet umuyor olmasınlar.
    Bir de Kılıçdaroğlu vasiyet etmiş 518 milyar doların akibetini sorsunlar demiş. (Türkiyenin yıllık borcu).
    Ya bir olur iki olur. İyice eşşeğin kulağına su kaçırıp duruyor. Vites yükseltmiş baktı128 milyar yalanı biraz tuttu bir de 518 milyar diyelim bari. Mübarek sanki sazan avına çıktı.

    • akıbeti sorulan bir 418 milyar dolar var ama doğrusu 518 milyar dolardan bizim de haberimiz yok,
      “Bir de Kılıçdaroğlu vasiyet etmiş 518 milyar doların akibetini sorsunlar demiş.” yorumun için
      link atar mısın?
      nerde demiş, kime demiş???

    • “Tam yerine denk geldi manzara koyduk.” yazısı. İyi bir devlet adamı böyle durumlarda reklam yapmaz, tehdidin nasıl ve nereden geldiğini, şüphelendiği durumu ilgili kuruluşlara bildirirdi. Böyle siyasi cinayetlerin hiç biri reklam yapılarak yapılmaz, kişinin önlem alacağını bilir. Milleti aptal yerine koymasınlar. Öyle yalanlar söylediler ki artık doğru bile söylense yalancı çoban gibi millette hiç bir heyecan uyandırmıyor. Belediye seçimlerinden önce “aldığımız belediyelerden bir tek kişi atılmayacak, isterse Ak Partili isterse MHP li olsun, buna şeref sözü veriyorum, atılan bana gelsin onu ben tekrar aldıracağım.” demişti. sonra bırak bir kişiyi, bayrama bir hafta kala her belediyeden binlercesi atıldı. biri aynı şekilde Kur’ana el bastı, biri Noterden işçi atmayacağına dair senet düzenlettirdi. bizim gibiler CHP’nin nasıl bir parti olduğunu çok iyi biliyoruz.

      • herhalde mustafa bey, çok tehdit edilmiş ve bu tehdit edenlerde kırmızı mühürlü kartvizit bırakmış.
        büyük ihtimalle kemal beyde böyle kırmızı mühürlü kartvizit bırakan tehditler alıyordur, hepimizin gözleri önünde linç girişimine uğradığında bunu yapanları cezalandıran adaletin, ilgili kurum ve kuruluşları da bu tehditlere gereken ilgi ve alakayı gösterir diye de düşünüyordur.

        kendi çatısının altında, burnunun dibinde olanları görmeyenlerin bu yalancı çobanı tanıdığına mı inanacağız? siz çoban falan ayırt edecek durumda değilsiniz, üstelik
        ülkede binlerle dolar rüşvet alan milletvekilinin ortaya çıkmamasından rahatsız olmayanların kimseye yalancılık dersi vermeye hakkı yoktur.

        kalabalık kadrolar, işini yapmadığı hatta işe gitmediği halde maaş alanlar, “bankamatik çalışanlar” belediye seçimlerinden çok önce de haber oluyordu, söz verdiler ise, bu boş kadroları da tutacak değiller herhalde. binlerce kadro atıldıysa binlerce kadro da yerlerinde kaldı değil mi? kalanlar niçin kaldı madem? gereksiz kadronun sırf oy için doldurulduğunu bir siz duymadınız herhalde. hem belediyenin her türlü geliri elinden alınsın hem ödenekleri kısılsın hem de binlerce gereksiz kadroyu beslemesini isteyin,
        kuşkusuz içlerinde haksız olarak işten çıkarılanlar olabilir, kurunun yanında yaş yansın istemeyiz elbette,
        vebalini öderler ve ödesinler.
        ama siz kimseye söz dersi verecek durumda da değilsiniz.
        https://www.youtube.com/watch?v=3cZM8-kvXcY
        “Para, tıpkı bayrak gibi tıpkı milli marş gibi bir ülkenin gücünü itibarını bağımsızlığını simgeler. Paranın itibarı milletin itibarıdır.” demişti tweeter hesabından.
        TL, bütün zamanların değersizlik rekorunu kırıyor,
        peşine düşecek bir söz arıyorsanız, buyrun buradan başlayın,
        milletin itibarından.

      • Mustafa abi sen yazarın dediklerine odaklan bak adamı nasıl aptal yapıyorlar. Sinan Ateş cinayeti dosyası Erdoğan’ın elinden çıktı MHP”nin eline geçti. Hani devlet bahçelinin tek bir hayali vardı. Hatırlıyon?

  16. yoksulluk ve yolsuzlukların tırmandığı ülkelerde, tehdit, şantaj, sindirme, korkutma, caydırma, cinayetler, suikastler, sansürler, baskılar, hapis cezaları, soruşturmalar, kovuşturmalar artarak gündem olur hatta hayatın bir parçası haline gelir.
    daha dün sedat peker, çakarlı arabalarda, korumalar altında meydanlarda oy topluyordu bu ülkede.
    daha dün özel düzenlemelerle kimi siyasilerin “silah arkadaşım” dediği mafya lideri çakıcı hapisten çıkarılıyordu bu ülkede.
    daha dün sinan ateş cinayeti yaşandı, kapı gıcırdasa çıkıp açıklama yapma meraklısı siyasiler günlerce susuyordu bu ülkede.
    hangi sokakta hangi mafya yuvalanmış, sayfa sayfa, ekran ekran açıklandı, kim ne yapıyor? hangi önlem alınıyor?
    sayın erdoğan yolsuzluğu önleyeceğiz demişti aylar önce, bir vatandaş olarak bilmek isterim, önlemek amacıyla hangi düzenleme yapıldı,
    hangi tedbir alınıyor?
    nasıl mücadele ediliyor?
    bu ülkede hala bin dolarlar rüşvet alan milletvekilini öğrenmiş değiliz.
    ülkenin iç işleri bakanı biliyor,
    bildiğini ekranların karşısına çıkıp açıklıyor
    ama kimliğini açıklamıyor.
    bir ülkede daha ne olabilir?
    sayın erdoğan bu duruma neden seyirci kalıyor? bir ülkenin başkanının rüşvet alan bir milletvekilinin ekranlarda açıklanmasından sonra artık seyirci kalması beklenebilir mi?
    ve bugün belli ki tehdit edildikleri ortada siyasiler açıklama yapmak noktasına gelmişler, mafyanın dostum, arkadaşım, oy isteyenim, işimi görenim olduğu yerde,
    rüşvet alan milletvekillerinin hakkında hiç bir yasal işlemin yapılmadığı ülkede,
    ne olabilir?
    işler nereye gidebilir?
    çok acı doğrusu.

    sinan ateş cinayetinde, savcının izne ayrıldığı ve yerine yeni bir savcı geldiği,
    yeni savcının, “tetikçiyi Ankara dışına çıkardığı” öne sürülen tolgahan demirbaş hakkında tutuklama talep etmediği, ve tutuklunun adli kontrol şartıyla salıverildiği haberleri var medyada, sayın imamoğlu davasında da hakim değişmişti,
    böyle kritik davalarda hakimi, savcısı neden değişip dururlar acaba?
    bilen var mı?

  17. Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve tellal iken pire berber iken çok çok uzak bir köyde bir çoban yaşarmış. Bu çobanın yapacak başka işi gücü yokmuş.
    “Madem benim canım sıkılıyor, dur biraz ben şu köylülere bir oyun yapayayım.” demiş.
    Köye doğru koşmuş Kahvenin önüne gelmiş İmdat imdat yetişin kurtlar koyunlara saldırıyor.
    Kahvedeki yaşlı bir amca:
    Gel evlat gel. O hikayeyi biz biliyoruz. Hele bir otur çay iç, için ısınsın demiş.

  18. ülkede hiç kimsenin can güvenliği yok
    evet ekonomi önemli
    geçim önemli
    eğitim sağlık önemli
    ama can güvenliği olmayan bir yerde bunların bir önemi olur mu?
    bir akademisyen sokak ortasında kurşuna diziliyor
    sahi biz neyi konuşuyoruz.

    • Evet sahi sen neyi konuşuyorsun; sokak ortasında değil, ne için gelindiği kimlerle buluşulduğu bir türlü açıklanamayan bir apartmanın kapısında yapıldı o saldırı?
      Sahi o binadaki hangi dairede kimlerle ne görüşülmüştür, bir tek o yok sosyalmedya denilen foseptik çukurunda????

  19. “BANA BİR ŞEY OLURSA”
    Hiç kimse, maalesef başına birşey gelmeyeceğinden emin olarak;
    –Başını yastığa koyamıyor,
    –Sokağa çıkamıyor.
    Özellikle ucu iktidara dokunan iş ve açıklama yapanlar.
    Kişisel saiklerle bir açıklama yaparsın kişisel bir bedel ödeme riski alırsın.
    Millet için, memleket için bir açıklama yapıp, bir tavır alıp “hayati bir bedel ödeme riski” sadece ve sadece “savaşlarda” olur.
    Ne bu kardeşim!
    Bu rezilllik, bu rüsvaylık nedir?
    Savaşta mıyız?
    Ülkemizin normal halini, olağanüstü halin de ötesinde adeta savaş ortamına çevirdiler.
    Gerçek yüzlerini ancak görebildik yada gösterdiler.
    Zaten artık saklamıyorlar, daha doğrusu saklayamıyorlar.
    Dün buradan ” meclisin savaş ve savaş nedeniyle seçimlerin ertelenmesi kararı” ile ilgili bir sorunlarının olduğunu dile getirdim.
    Yenisi seçilip iş başı yapana kadar önceki yetkilidir.
    Benim bu cevabı bilmemem mümkünmüşcesine, birisi sazan gibi bu cevabı vermiş.
    Benim normalde beklediğim cevap şu idi:
    “–Ne savaşı? Kısa süre içinde kiminle ne için savaşacağız ki ?”
    Zaten, savaşla yatıp, savaşla kalkanlardan daha doğrusu kendileriyle savaşanlardan, böyle bir cevap beklemek de abesle iştigal değil mi?

  20. sn koru bugune kadar kactane yalanını yakaladı Türkiye bu adamların.Ne malum ilgi çekmek istedikleri için bu yalanı uydurmadiklari.ciksin açıklasın kilicbey falan kişi falan parti diye,çamur at izi kalsın.

    • şayet taksimin göbeğinde bomba patlamamış olsaydı
      ankara bomba patlamış olsaydı
      artvinde kılıçtaroğlunun konvoyuna saldırı olmasaydı (bir asker Şehit oldu)
      köşelerde bekliyoruz sokaklar kan akacak diye mitingler yapılmasaydı
      ankaranın göbeğinde içinde özel hareket polisleri ve bir vekilin olduğu cinayet işlenmemiş olsaydı
      haklısın derdim
      saydıklarıma daha bin tane örnek veririlebilir.

    • yani içinde bulunduğumuz ortamda sanırım işkembeyi kübra hassasiyeti olan herkesin bu adamların ilgi çekmek istedikleri için bu yalanı uydurmadıkları ne malum diye sorması gerekir zaten değil mi?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız