Kılıçdaroğlu’nun arayışı doğru, yine de “Yetmez ama evet” deme tereddüdü yaşayanlar var

37
Reklam

Uzun yıllar (1938-1950) cumhurbaşkanlığı da yapmış olan İsmet İnönü, iktidarı DP’ye teslimden sonra da CHP’nin genel başkanlığını sürdürdü. Bir seçim kampanyası sırasında Konya’ya yolu düştüğünde, kentin CHP’li ileri gelenleri, kürsüyle çıkmadan önce genel başkanlarına, “Buranın halkı dindardır, konuşmanızda onların hoşuna da gidecek bir şeyler söyleseniz” tavsiyesinde bulunurlar.

İsmet Paşa daha önce başka illerde de tekrarladığı türden bir konuşma yapar. Dindarlara hoş gelecek bir şeyler yapma tavsiyesinde bulunanlar hayal kırıklığı yaşamaktadır ve bunu da Paşa’ya iletirler. “Tavsiyenizi yerine getirdim ya; kürsünden inerken ‘Allah ısmarladık’ dedim”  diye itiraz eder CHP genel başkanı…

Bu anektod ne kadar doğrudur bilemem, ancak bir zamanlar sıkça anlatıldığını hatırlarım.

Eskiye ait bu anektodun bugün aklıma gelmesinin sebebi CHP’nin şimdiki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Karar gazetesinin televizyon kanalında karşısına çıktığı yazarların sorularına cevap verirken sarf ettiği cümleler…

Okuyalım: 

“Bizim muhafazakâr dünyayla helalleşmemiz lazım. Eksiğimiz var, oturup konuşmadık, derdinizi dinlemedik, Ankara’da oturduk durduk, sosyal kimlikler üzerinden siyaset yapma politikası izledik. Şimdi bu yıkılıyor, karşılıklı güven de oluşmaya başladı. Ama belli bir zaman dilimine ihtiyaç var.

“Muhafazakâr söylemini muhafazakârlara haksızlık olarak görüyorum. En muhafazakar parti bizdik, çünkü değişime direniyorduk. Dindar kesimle ilişkilerimiz daha iyi, zaten dindar kesim de ülkenin gidişatından rahatsız. Onlar da değişim istiyor. Bütün mesele karşılıklı güveni oluşturmak.”

Söyledikleri yanlış değil, ancak eksik.

Reklam

CHP de diğer bütün partiler gibi ülkeyi yönetmek için varlığını sürdüren bir örgüt. Tek parti dönemi sona erdikten -1950 yılından- bu güne kadar, aradaki yıllarda kurulmuş bazı koalisyonlarda ortak olarak iktidar yüzü görebilse de, tek başına ülkeyi yönetme yetkisini halktan almayı başaramadı.

AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün bile, herhalde bu gerçeğe güvenerek, “Milletimiz size ülkeyi yönetme izni vermez” diyebildi.

Her seçimde CHP ortalama yüzde 25 kadar bir oy alabiliyor.

Yani yalnızca her dört seçmenden birinin oyunu…

Geri kalan dörtte üç ısrarla CHP’den uzak durmayı yeğliyor.

Bunun sebebi Kemal Kılıçdaroğlu’nun alıntıladığım açıklamasında var. Toplumun büyük bir bölümünün paylaştığı değerler sistemi içerisinde yer alan unsurlardan bazıları ile CHP’nin arası açık.

Hiç değilse CHP’nin dışarıya verdiği izlenim buydu.

Kemal Kılıçdaroğlu şimdilerde bu kısır döngüyü kırma çabası gösteriyor. Kendisinin söylemine o çaba yansıdığı gibi, aslında klasik CHP’li olmayan isimleri de partisinde -hatta Meclis grubunda da- bulunduruyor. Onların CHP’deki varlığı partinin klasik kadrosunun pek tanımadıkları dindar veya muhafazakar kesimle tanışmasını da sağlıyor.

Reklam

Daha doğrusu, ben öyle olduğunu sanmak istiyorum.

Yeterli mi?

Elbette değil. 

Kimsenin CHP’den ‘sağcılaşma’ veya ‘muhafazakarlaşma’ geçirmesini beklediği yok. Kendi hesabıma CHP’yi üzerinde sırıtacak öyle bir elbiseyle görmek istemem. CHP’ye yakışan, iddiası olan ‘sol’ veya ‘sosyal demokrat’ bir parti kalıbında kalması, ancak o kalıbı evrensel sol değerlerle zenginleştirmesidir.

İngiltere’de Tony Blair İşçi Partisi’ne kendi ülkesi ölçülerinde öyle bir dönüşüm yaşatabilmişti.

Sol olsun CHP, ama evrensel ölçülerde bir sol olsun. Değerler ölçen her kamuoyu yoklamasında bizim toplumumuzun en az yüzde 70’nin paylaştığının anlaşıldığı, Cumhuriyet’e, demokrasiye sahip çıkan, insan haklarına saygılı, hukuk devleti kavramına değer veren, tavrını laiklikten yana belirlediği kadar din ile de barışık bir kadro olmaları beklenir CHP’lilerden…

Farkın yalnız mesajlara yansıması yeterli olmaz, o mesajların kimseyi rencide etmeyecek bir üslubu da bulunmalı.

Topluma güven de vermeli CHP.

CHP’nin çok partili siyasi hayatta tek başına iktidara en fazla yaklaştığı bir dönem olmadı değil. Bülent Ecevit’in İsmet İnönü’yü kongrede yenip genel başkanlığa geldiği ilk dönemde yaşandı bu. Öncesinde Prof. Necmettin Erbakan’ın partisi MSP ile ortak hükümet kurduğu 1977 genel seçiminde, Ecevit’in CHP’si, yüzde 41.38 oy ile 450 milletvekili bulunan Meclis’e 213 milletvekili sokabilmişti.

Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda sözünü ettiği CHP’nin geçmişteki hatalı yaklaşımını, Ecevit, 1973’te, ‘tarihsel yanılgı’ kavramıyla formüle etmişti.

‘Tarihsel yanılgı’ maalesef o tarihten sonra da devam etti.

Hatta Ecevit’in kendisi de, 1980 askeri müdahalesi sonrasında yeniden siyasi hayata geçilirken geçmişte liderlik ettiği eski CHP’li kadrolardan uzak durmayı, farklı bir partiyle -DSP ile- yepyeni bir yol tutmayı tercih etmişti.

Laiklik kavramının önüne ‘inançlara saygılı’ sıfatını yerleştirmesi de Ecevit’in yine 1980 sonrası tercihini yansıtır.

Maalesef o da iddiasında tam tutarlı olamadı.

Türkiye’de günümüzdeki siyasete bakışta bu arka-planın önemi yadsınamaz. Zaten zihinlerde bu arka-plan olduğu için, kendilerini yeni bir pozisyona yerleştirme gereği duymakta olan hatırı sayılır bir seçmen kitlesi, oyunu kime vereceği konusunda tereddütler yaşıyor.

Bir başlangıç olarak hiç kuşkusuz önemli Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri; yine de geniş kitlelere “Yetmez ama evet” dedirtebilmek için hala daha çaba gerekiyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

37 YORUMLAR

  1. Adamda pişmanlık dahi yok.
    Akşenerden özür dile İyi partiden özür dile bacısına küfrettiğin adamadan özür dileme.
    Tabi pişmanlık büyük bir erdemdir. Bir hata yaptıktan sonra bir pişmanlık gösterirseniz bu doğruya tutunmaya çalıştığınız anlama gelir. Fakat sen bu yanlış için hala özür dilemeyi bilmiyorsanız, pişmanlığın yerini pişkinlik alır.
    Özür dilemeyi bile beceremeyen bir yaklaşım söz konusu. Türkiye bu kadar mücadele verirken, şehitlerimize borcumuzu ödeyemeyiz.Bu pişkin adam İyi partiden istifa etmelidir veya ettirilmelidir.

    Her gitti yerde ben sizin bacınızım diyen Akşener bir an önce atağa geçmelidir. Gittiği her yerde karşısında bu sözü hatırlatırlar. Unutturmaya çalışması, duymazlıktan gelmeye çalışması kendisi için hatadır.

  2. CHP den kurtulamadığımız sürece,Türküyeye
    Demokrasi gelmez.Avrupadaki benzerleri gibi
    Sosyal demokrat partiye ihtiyacımız var
    Fakat TÜSİAD izin vermez.

  3. “İngiltere’de Tony Blair İşçi Partisi’ne kendi ülkesi ölçülerinde öyle bir dönüşüm yaşatabilmişti.”
    Evet, bunu ben de hatırlıyorum;
    işçi partisi iktidara gelince ingiltere bütün sömürgelerinden hemen vazgeçivermişti:))))

  4. Sayın yazar “Bir başlangıç olarak hiç kuşkusuz önemli Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri;” diyor, elhak öyledir!
    Yalnız bu kaçıncı başlangıç oluyor, hatırlayanınız var mı acaba?
    Karşısında oturduğu eskiden başörtülü olan kadınsı yazar için chp nin bugünkü hali de kabul edilebilir ölçülerdedir kanımca,
    ama sizin de belirttiğiniz gibi
    “yine de geniş kitlelere “Yetmez ama evet” dedirtebilmek için hala daha çaba gerekiyor.”
    Halkımız da e.çakırınkine benzer bir metamorfoza uğrasa ne güzel olurdu,
    en azından chp nin işi şimdikinden çok daha kolaylaşırdı:))))
    Neyse, umutsuzluğa kapılmayalım, ha gayret!!!!

  5. “Bizim muhafazakâr dünyayla helalleşmemiz lazım. Eksiğimiz var, oturup konuşmadık, derdinizi dinlemedik, Ankara’da oturduk durduk, sosyal kimlikler üzerinden siyaset yapma politikası izledik. Şimdi bu yıkılıyor, karşılıklı güven de oluşmaya başladı. Ama belli bir zaman dilimine ihtiyaç var.”
    Güzel konuşma olmuş. İcraat için şu örnekten faydalanılabilir.
    https://www.hurriyet.com.tr/gundem/ozur-dileyen-ilk-turk-lider-19322237
    Kasım 25, 2011 00:56
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 1936-1939 yılları arasında Dersim’de yaşananlara ilişkin özrü dünya medyasında geniş yer buldu.
    Yani CHP veya zihniyetinin iktidarında din karşıtı yapılan eylemler için özür dilenebilir. Haksızlığa uğrayanlar için iadei itibar teklifi verilebilir.
    Neden olmasın ki millet te meclistekiler de CHP yi alkışlar.

    • Şeker gibi bir yorum ama “helalleşme” işteş bir fiildir; yani chp neyini helal edecek ki?
      Devrisaadetlerindeki ekmek karnesini falan mı acaba???

    • Bir gerçek unutuluyor. Akp Türkiye’yi şu anda dünyada diktatör olarak anılan otokrat bir rejime getirdi, demokrasi, hukuk ve insan haklarını toptan yoketti. Laikler haklı olarak biz söylemiştik diyorlar bunlardan bir şey çıkmayacağını. Nitekim çıkmadı. Akp’yi iktidar yapan yolsuzluklar, yasaklar, yolsuzluk kat be kat geri geldi, üstüne borç yüküyle. Şimdi kimin özür dilemesi gerekiyor. Şu an Türkiye’de referandum yapsanız AKP kapatılsın diye, sizce ne çıkar? Ben eminim ne çıkacağına.

      • Bu akılları size CIA direk mi veriyor
        Yoksa Haçlılar namusunuza dokunmaz diyen papaza iletiyor sizde ondan sorgusuz sualsiz mi alıyorsunuz
        Reis seçimleri en takın rakibine 20 puan fark atarak aldı bu kadar açık ara halk desteği alan bir lidere diktatör demek ancak darbecilein işidir
        Bu demokrasiyi ancak CIA aparatları bşr türlü kabul edemiyor
        Ama “our boys “ dönemi bitti

        • Kuzey Kore’de de seçim yapılıyor, Azerbeycanda da, Rusya’da da, Suriye’de de. Ve genelde oradaki diktatörler yüzde 99 fark atıyorlar rakiplerine. Demokrasi sadece seçimle olmuyor. Demokrasi tramvay da değil örneğin. Türkiye’nin demokrasi sınıfında olmadığını da tüm uluslarası indeksler gösteriyor. Kendinizi kandırmaya devam edebilirsiniz. Ama değil. Türkiye hukuk devleti sınıfına da girmiyor. Çünkü mahkemeler bile üst mahkeme kararlarını ve anayasayı tanımıyorlar. Buna diktatörlüğe yakın otokrat rejim deniyor kısaca, ama asla demokrasi değil.

          • Kuzey Kore de partibile yok.Serbest seçimlerin oldduğubir ülkeyi
            katagorize ettiğiniz örneğe bir bakın.Bu CIA kara propagandalarını nasıl da içselleştirmişsiniz.

            Tam aksine RTE mevcut düzenin ve askeri vesayetin bütün engellemelerine rağmen delip geçti.Halkın sevgisi sayesinde 20 yıldır iktidar.Hiçbir lidere nasip olmayacak şekilde de seviliyor ve destekleniyor

            Bu CIA ağızları ile devem edecekseniz gidin ABD nin demokrasi toplantısına çağırdıkları ve çağırmadıkları kategoriyi bir açıklayın.
            ama ABD den gelirse sizin için açıklamaya gerek yok

  6. Hakli gibi gorunen haksiz bir yazi.
    Demokrasi, Insan Haklari vs, tamami Bati kaynakli. Bati bu degerlere ulasirken ise, Din’i kamusal alandan cikarmakla basladi, zira tecrubeyle sabit ki yasadigimiz dunya ile Ilahi Dinlerin ogretileri pek cok alanda birbirleriyle bagdasmiyor. Ozetle Din ile kalkinmis, ilerlemis herhangi bir Devlet, millet,Topluluk yoktur.
    Din vicdanlarda olmalidir, siyaset araci olmasinin yarattigi felaketleri yasayarak goruyoruz. Maalesef benim ulkemde Din sadece siyasetin degil, uretmeden(avantadan) gecinmenin de kilifi olarak kullaniliyor. Tarikatlar darphane gibi para basiyor, Vakif(!)lar avantayi hamuduyla goturuyor, saray muteahhitlerini soylemeye gerek yok.
    Gunluk gecim derdinde olan buyuk kitleyi tenzih ederim, gunumuzde her kesimden Dindarlik gosterisi yapanlarin, firsati yakalayinca nasil paragoz olduklarini yasayarak goruyoruz.
    Dindarlik Sivil olmalidir, kendi giderlerini kendileri odemelidir, Batida oldugu gibi, iste o zaman saygiyi hak edecek nitelige kavusurlar…

    • Evet devlet dini finans etmeyi bırakmalıdır. Bu eşitliğe de aykırı, hak da değil. Din sivil olmalı. Kesinlikle katılıyorum. Bu olursa siyasetin dinle çarpık ilişkisi de biter. Herkes dinini daha rahat yaşar yada yaşamaz. Bu noktaya batı ülkeleri yüzyıllarca çabadan sonra geldiler. Bizim dünyayı yeniden keşfetmemize gerek yok. Modeli alıp uygulamak kalıyor.

  7. İlk elden sol, demokratik sol, muhafazakar-dindar, muhafazakar-sağ, muhafazakar-demokrat kavramlarını yeniden tahlil edip, bu kavramların Türkiye’nin şimdiki sosyal, siyasal, kültürel toplumsal yapısı tarafından nasıl anlamlandırıldığını yerli yerine koymak gerekir. Yirmi yıl önceki sol, demokrat, muhafazakar kavramlarından anlaşılan ile bugünkü anlaşılan mana arasında fark var mıdır, ya da bu kavramlar nitelik, nicelik evrimine uğradı mı? gibi soruların cevabını vermek gerekir.

    Özellikle muhafazakar cenahta ,kişilerin, belki de genç kitlelerin siyasal anlamda değil sol’a kayma, kendi manasında mündemiç din ve ona ait değerlerin olanca haliyle dejenerasyona uğradığından mülhem deizme kaydığını ne ile açıklayabiliriz?..

    Sol’da da adına “deizm” denmeyecek olsa da kendi değerlerinden uzaklaşan ve ortaya yaşayan kitleler solun lokomotif partisine güç kaybettiriyor. CHP, -yarım asırdan fazladır oy oranını yüzde 30’un üzerine taşıyamamışken- iktidara gelmeyi nerden kafasına koyduysa, iktidar olmayı onun kulağına fısıldayan yerden, muhafazakar değerler üzerine yoğunlaşmasını istemiş olmalılar. Bu, öyle bugünden yarına olacak şey değil.

    AK Parti kendi ilkelerinden, değerlerinden uzaklaşmamış olsaydı ve biraz da ekonomik göstergeleri toplumun hayat pahalılığını hissetmeyeceği çıtada korumuş olsaydı, bugün CHP’nin özür beyanı mahiyetinde “Bizim muhafazakâr dünyayla helalleşmemiz lazım” deme zemini oluşur muydu?

    Aslında boşta kalan, savrulan bir muhafazakar kitle var. Sebebi, muhafazakar-demokrat AK Partinin ilke ve değerlerinden sıyrılıp aksi yönde ve belkide ulusalcı-milliyetçilere taş çıkartacak kadar devletçi bir yapıya bürünmesinden kaynaklıdır. Hoş, ne muhafazakarlar ne de solcular, şu anda hepimizi sıkan ekonomik darlık ve hayat pahalılığı olmasaydı bildiğini okur olurlardı; bu darlık ortadan kalktığı an her şey eski tas eski hamam onlar için…

    Yani bilindik ve kanıksandığı haliyle sol ve muhafazakarlık kavramları ekonomik kaygılardan vareste kalındığında ancak gerçek anlamını bulabilir şimdiki mevcut sol ve muhafazakar Türkiye toplum katmanları nezdinde. Daha açık bir ifadeyle, toplumun birinci önceliği hayat pahalılığı, ekonomidir. Ekonomi ne kadar iyiyse sol ve muhafazakarlık kavramları o denli yer eder toplumda veya siyaseten taraf bulur. Muhafazakar kesimde dini yaşayış da ancak siyasetin ona dokunduğu kadar makes bulur veya siyaset kurumu dini konu edindiğinde; sanki dini yaşamın kalitesi siyasi bir hareketle yükselecek ya da tam tersi…

    Muhafazakarlık veya Siyasal İslam Türkiye’de ya bitti ya da bitti denecek kadar inişe geçti. Hem kendini muhafazakar tanımlayan kesim içerisinde de bu inanış var. Buna rağmen sol da bir toplanma, toparlanma da gerçekleşmiş değil…

    Sözde muhafazakar-demokrat AK Partinin, küçük ortağının marifetiyle oluşturulan ve başarısızlığı tartışılan/tescillenen CHS nezdinde bir parti(ler) devleti, polis/asker devleti, bir “tek adam” devlet anlayışı oluşturuldu ki, artık tam orta yerinden ikiye ayrılan iki kutuplu, her iki kutbun da içerisinde her kesimden -soldan, sağdan, muhafazakarından, liberalinden- toplanan ayrışan bir homojen toplum var edildi. Biz ve onlar, kocaman bir “öteki” taraf/kutup oluşturuldu. Bu iki kutbu artık ne sağ, ne sol, ne muhafazakar ve ne de dindar olarak tanımlayabiliriz.

    Siyasetin veya siyasi partilerin çıkmazı da burada zaten. Her iki kutbu temsil eden parti/ler bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyorlar; biri olanca şekliyle oy erimesine maruz kalırken, diğerinde oy artışı gerçekleşmiyor. Gerçekten bu, büyük bir çıkmaz siyasi partiler için.

    CHP bu çıkmazı nispeten muhafazakar kesime el sallayarak aşmak istiyor.

    Dedim ya, nispeten…

    Millet ittifakının en büyük sorunu, içerisindeki ortaklarının, Cumhur İttifaka nazaran daha fazla görünürde duran doku uyuşmazlığı.

    Her ne kadar iki kutuplu bir yapıya evrilmiş olsa da Türkiye seçmeni, bu aslında suni ve geçici bir durumdur. Keskin kutuplaşmadan önce Türk siyasi tarihinde “siyasi merkez” tecrübesi vardır. Merhum Özal’ın “dört eğilim” oluşumu ile AK Partinin ilk iktidar yıllarında bu merkez siyasi yapı kendini belli etmişti ve aslında bu bir siyasi sıkışmışlıktan çıkış tecrübesidir.

    (Muhalefeti temsil eden) Politikacılarımızın siyasi öngörüsü bir vizyon, ileri görüşlülük sunmuyor malesef. İttifaklara çok yoğunlaşılmış olmasından olsa gerek “merkez parti” tecrübesi kaçırılmış oldu ve bu kaçırılan fırsat siyaset zemini de, her iki ittifakı da HDP’yi ya da onun seçmenini hesaba katma mecburiyetini doğurdu.

    Millet İttifakı yeterli sinerjiyi sunabilseydi geleceğe dair siyasi okumaları daha rahat yapabilirdik. Dedim ya; Millet İttifakı bileşenlerinin “doku uyuşmazlığı” bu ittifakın ete kemiğe bürünmesine bir mani teşkil ediyor.

    Seçim, erken mi, zamanında mı yapılır, bilmiyoruz ama bu haliyle bir siyasi çıkmazın içerisinde olduğumuz da kesin.

    Çok uzatmayayım; yeniden teşkil edilebilir mi bilmiyorum, bir siyasi merkez, “merkez parti” olarak İYİ Parti ve lideri Akşener yakın geçmiş için düşünülebilirdi ama o fırsatta kaçırılmış oldu. Başka da bir isim göremiyoruz.

    Bir kaht-ı rical yani.

    Görüyorsunuz, ben de bir siyasi çıkmaz içerisindeyim; ülkemizin içinde olduğu ve hepimizde olduğu gibi.

    (Bu arada CHP çalışmalarına devam etsin, iyidir.)

    • Hasan bey “Bir kaht-ı rical yani.” diyor ama ender arkadaş ise piyasa adam/alternatif bolluğundan geçilmiyor filan diyor, ne iş anlamadık?
      “Görüyorsunuz, ben de bir siyasi çıkmaz içerisindeyim; ülkemizin içinde olduğu ve hepimizde olduğu gibi.”
      Gerçekten de kendisinin “bir siyasi çıkmaz” içinde olduğu görünüyor ama ülkemizi ya da hepimizi neden aynı çıkmaza sürüklemeye çalıştığına bir anlam veremedim doğrusu…
      “…yeniden teşkil edilebilir mi bilmiyorum, bir siyasi merkez, “merkez parti”” diye de sormuş ama aslında aynı yorumda yine kendisi bunun cevabını vermişti:
      “…artık tam orta yerinden ikiye ayrılan iki kutuplu, her iki kutbun da içerisinde her kesimden -soldan, sağdan, muhafazakarından, liberalinden- toplanan ayrışan bir homojen toplum var edildi.”
      Daha ne istiyorsunuz hasan bey, varoğlu var işte!?
      Yok, illaki “merkez parti” olsun diyorsanız, bildiğim kadarıyla o isimde bir parti zaten var:)

      “CHP bu çıkmazı nispeten muhafazakar kesime el sallayarak aşmak istiyor.

      Dedim ya, nispeten…

      Millet ittifakının en büyük sorunu, içerisindeki ortaklarının, Cumhur İttifaka nazaran daha fazla görünürde duran doku uyuşmazlığı.”

      Valla chp ister el sallasın ister kuyruk, sallamayla buraya kadar;
      toplamayla da biyere varılamadığını siz de söylüyorsunuz: “doku uyuşmazlığı”
      Halbuki yukarda da alıntıladığım
      “…bir homojen toplum var edildi.” tespitinize bakılacak olursa bu “doku uyuşmazlığı” var savınız da biraz havada kalıyor yani, ama sonuçta küfür tek millettir, öyle değil mi?

    • Türkiye iki kutuplu değil çok kutuplu. Koalisyonlar tarafından yönetiliyor. Şu anki koalisyon her an bitebilir. MHP’nin keyfine kalmış. Bunu defalarca yaptı. Yön değiştirebilir her an. CHP de en büyük koalisyon ortaklarından birisi. Mevcut sistemde koalisyonsuz iktidar bitti. Eskiden AKP yüzde 34 ile iktidar olabilmişti. Artık yok böyle bir şansı. Şimdi yüzde 30 bile bulamıyor. Artık ikili koalisyonlar da yetersiz. Çoklu koalisyonlara ihtiyaç var. O yüzden Cumhur koalisyonunun Perinçek’e ve BBP’ye ihtiyacı var. Millet koalisyonu da HDP’den vazgeçemez. Saadet’i kaptırıyorduk. Oğuzhan gitti millete geri dönüldü neyse.

    • Muhafazakar olunca iktidar olunuyormuş dedikodusu bir yayılırsa mazallah 🙂 tüm parti tabelaları değişir bir ayda.
      Muhafazakar cumhuriyet p., Muhafazakar Halk p, muhafazakar sol parti de olsun mu dersiniz☺️
      Siyaseti kim çıkarabilir girdiği delikten bilemem ama, CHP muhafazakarlığını edebilirse eğer muhafaza,
      İçinden çıkaracaktır bir “sol” daha.
      Millet ittifakı da bir örnek teşkil ederse eğer, işte o zaman!…
      Muhafazayı muhafaza edersek mi ereriz muradımıza, çıkarız kerevete, yoksa eldeki bulgurdan da oluveririz gider elden muhalefet ana?
      Belkide çıkmaza götüren, biridir bu ikiliden☺️.

  8. Türkiye CUMHURİYETİ, halkına rağmen Dünya’da bir yer edinebildiyse; ne 15 i neden yıkıldı acaba sorusuna doğru yanıt veremediğimiz 16 . devleti kurmuş olmamızdan değil, üç kıtaya onlarca millete hükmettiğimiz Osmanlı İmparatorluğu nedeniyle değil, din kişi ile Allah arasındadır, dünya ve devlet işlerine çok karışmasın anlamına gelen laik anlayışı, buna uygun medeni kanun hükümlerini uygulamaya başladığı içindir. Bunu da yapan bu devletin kurucuları (dönemin en eğitimli insan ve kurumlarına sahip TSK) ve bunu sürdüren CHP’dir. Laiklik anlayışından adım adım uzaklaştığımız son 10 yılın sonunda geldiğimiz nokta Dünya’da dışlanmış bir devlet durumuna gelmiş olmamızdır. Ne verilen sözleri tutmak, ne imzaladığımız anlaşmalara uymak, ne uluslararası hukuk, ne medeni hukuku takmayan, bizdense suç işleme, yargılanmama, hatta son aylarda olduğu gibi suçlu bile olsa salıverilme durumu artık bu devletin ve dolayısı ile biz çoğunluğuz diye böbürlenen göbeğini kaşıyanların umurlarında değildir. Güya Müslüman Dünya’nın örnek ülkesiydik. Onlar bize dönüşeceğine biz onlara dönüştük, dönüşüyoruz. Sevgili göbeğini kaşıyan tayfası; İran, Irak, Suriye, S.Arabistan, Mısır, Cezayir, Tunus, Libya, Endonezya, Pakistan, Afganistan… olunca kına yakabilirsiniz. Bu konuya nerden mi geldik; alayı dini kullanan, parti ayrımı yapmaksızın aşağılık siyasetçiler yüzünden. Kaka ve şimdiki partisi bunlardan azade değil, taaa içinde bir ucubedir.

  9. AKŞENER’E AÇIK MEKTUP
    Seçmen olarak sizin, üniter devlet yapısına, laik ve seküler bir anlayışa, çoğulcu bir demografiye ğönülden bağlı biri olduğunuza inancımız tamdır.
    Siz çıkıp iktidarın dillendirdiği “bölücü, şucu, bucu” ithamlarını “kabul ediyorum” deseniz bile bunun ironi-kinaye olduğunu anlarız. Bu şekilde samimi bir kabul beyanınızı ise amiyane tabirle kafayı yediğinize yorarız.
    İktidarın bu tür ithamları ile karşılaştığınızda size naçizane önerim:
    “-Bu ithamlarınızı aynen kabul ediyorum. Benim dokunulmazlığım da yok. Emrinizde binlerce savcı da var. Buyurun soruşturma açtırın.” demeniz.
    İnanın far yemiş tavşan gibi kalacaklar. Hiç şüpheniz olmasın.
    Seçim kampanyalarınızın yarısını bu tür abuk iddialara cevap vermekte harcıyorsunuz.
    Yazık, hem de çok yazık.
    “Acaba ülke problemlerini çözecek reçetesi yok ta, bunları açıklamak yerine, bu tür cevaplarla saat mi dolduruyor?” demeye başlayacağız.
    Bu saçma refleksiniz nedeniyle, neredeyse biz bile bu iddialar için “acaba” demeye başlayacağız.
    Bu saçma refleksiniz nedeniyle,çoktan başlamış provakasyonlar size ve partililerinize artarak devam edecek.
    Bu tür eylemlere provakasyon diyerek işin önünü alamazsınız.
    Karşı kaleye çok rahat gol atabileceğiniz asisti alıp kendi kalenize gol atıyorsunuz.
    Şunu unutmayın size oy vereceğiz. Bundan emin olabilirsiniz.
    Nasıl ki ticarette para hesabı yapılır ve normal ise siyasette de oy hesabı yapılır. Ancak bu hesabı uzun vadeli ve doğru yapınız.
    Kesinlikle “gözü yumuk” muhalif bir partiye oy vereceğim. Ve veriyorum da.Vallahi de. Billahi de.
    Zira, hiç kimse bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez.
    İstese bile.
    Selamlar.
    Saygılar.

  10. “Bizim muhafazakâr dünyayla helalleşmemiz lazım” demiş sayın kılınçdaroğlu.
    evet, elbette helalleşmeleri gerekir.
    helalleşmek özel bir kelime, helalleşebilmek için önce nerde yanlış yapıldığı farkındalığı olmalı, sonra cidden pişman olmalı, sonra telafi edilmelidir.
    dün yapılan yanlışlar dolayısıyla chp nin muhafazakar camia ile bugün nasıl helalleşmesi gerekiyorsa, bugün yapılan yanlışlar dolayısıyla da yarın belki yarından da yakın bir süreçte muhafazakarların önce birbirleriyle sonra muhafazakar kimliği olmayan kitleyle ve sonra da Allah ve resulü ile helalleşmeleri gerekecektir. bugün insanlar dinden uzaklaşıyorsa din algısı sadece ülkemizde değil, tüm dünyada giderek zarar görüyorsa bunun sorumlusu bugün muhafazakar geçinen kitlenin çoğudur. coğrafyadaki hal de zaten bu temsiliyetin eseri ve sonuçlarıdır.

    dün de yazdım, chp uzak geleceği bilemem ama yakın geleceği okuyor. bu ülkenin yakın gelecekteki majör partisi chp’dir. çünkü Z kuşağı ve kürt oylarının analizine bakarsak açık ara bu oylar chp ye gidiyor. gitmeye devam edecek, ama yetmez. muhafazakarların oyuna da ihtiyacı var, çok değil ama var. bugün bunca hantallığına, yanlışlarına ve çok iyi yönetilmemesine rağmen -mesela pek çok seçim kaybetmiş bir liderin yerinde kalması bana göre son derce yanlıştır ama ülkenin parası pul olmuşsa ülkeyi yöneten yerinde kalıyorsa muhalefet haydi haydi kalır tabii ya neyse-kendi % 25 seçmenini koruyor, her dört kişiden birinin oyunu alıyor. akp ve mhp gibi istikrarlı oy kaybetmiyor, iyi parti gibi istikrarlı oyu yükselmiyor gibi görünse de ilk kez oy kullanacakların yöneldiği açık ara ilk parti olması hasebiyle de yakın gelecekte büyük bir sıçrama potansiyeli olan parti yine chp dir. helalleşme sürecinde teminatlarıyla bir inandırıcılık kazanabilirse bu sıçrama çok daha yükseklere ola-bilir.

    chp yi terörle ilişkilendirmeye çalışıyorlar, bazı kararları yanlış bulunabilir, ama top yekun terörize etmek bu boşa bir çabadır, ülkeye bir fayda sağlamadığı gibi ne oyu düşüyor ne Z kuşağında etkili olma potansiyeli var. bir partiyi terörize etmek için uğraşacağımıza uluslararası alanda “müslüman” başında “muhafazakar!” bir iktidarın olduğu ülkemizi terör finansmanıyla adı geçmemesi için uğraşsak daha iyi olmaz mı? türkiye bugün gri liste ye alınmış bir ülke. yani terörizmin finansmanı ve kara para aklama faliyetleri ile dünya önünde sıkıntı yaşıyor. efendim bu dış güçleri işleri…
    geçiniz.
    türkiye 2011 yılında da gri listeye alınmıştı, taahhütlerini yerine getirince 2014 te listeden çıkarıldı, demek ki bu listelenmek ölçülebilir bir şey ve dış güçler doğru yaptığınızda sizi listede bırakmıyor, çıkarabiliyor.
    terörizmle ilişkilendirmek gibi chp yi dış güçlerin piyonu gibi göstermek te anlamsız. ne kendi seçmeni üzerinde bir etkiye sahip ne de potansiyel kararsızlar üzerinde. en son yandaş basın yurt dışı şikayetlerle bağlantı kuruyor, onun üzerinden eleştiriyor, geçiniz.
    Ahim avrupa konseyine bağlı uluslararası bizim de üye olduğumuz bir teşkilat. devletlerden, bireylere, topluluklardan şirketlere herkesin başvurabileceği, hakkını hukukunu arayabileceği bir mercii. kararları tanınmak zorunda, üyeyseniz tabii.
    bu ülkenin cumhurbaşkanı sayın erdoğan türkiye aleyhine üç şikayet yapmıştı, keza bir önceki cumhurbaşkanının da türkiye aleyhine şikayeti var. şimdi ülkenin en tepesindeki insanların bile geçmişte şikayet edilebilecek en yüksek mercilere şikayetleri varken bugün bir muhalefet partisinin yurt dışında şikayet dile getirmesi ne yüzle eleştirilebilinir?

    ülkenin ana muhalefet partisini terörize etmeye çalışmak çarpık bir yerlilik millilik anlayışı üzerine bina edilmiş argümanlar üzerinden saldırmak her formülde ters teper ve değirmenine su taşır, geçmişte de bu hep böyle olagelmiştir. mhp halka inip chp yi anlatacakmış 🙂 önce neden hdp kadar bile oy alamadığını açıklasın, çarşı pazarın halini açıklasın, dinleyen bulursa chp yi anlatsın. bugün akp nasıl gelişini ve kalışını bu partinin hatalarına borçlu ise, yakın gelecekte de chp iktidara gelişini ve kalışını akp ve biraz da mhp nin hatalarına borçlu olacaktır.

    bu ülkenin çok ciddi yapısal sorunları var.
    bunlar bir parti üzerinden çözülebilecek sorunlar değil maalesef. çoğulcu akla ve ortak bir mütabakata ihtiyacımız var. biribirimizi terörize ederek çözemeyeceğimiz gibi, son yıllarda her zamankinden çok karmaşıklaşan ve ağırlaşan sorunlarımız altında her geçen gün daha çok ezileceğiz.
    rüzgar eken, fırtına biçer derler bizim buralarda.

    • Didem hanım “bu ülkenin çok ciddi yapısal sorunları var.
      bunlar bir parti üzerinden çözülebilecek sorunlar değil maalesef. çoğulcu akla ve ortak bir mütabakata ihtiyacımız var.” buyurmuşsunuz, elhak öyledir!
      Yalnız var dediğiniz o yapısal sorunları(neyse artık:) yaratan da yine o çare olarak gördüğünüz “çoğulcu akıl ve ortak bir mutabakat(ne demekse?)” değil midir?

  11. 2002 de demokrasi adalet kalkınma AB hedefi 3Y ile mücadele diyerek yola çıkan AKP Türkiyeyi nereye getirdiği ortada. Hala AKP diyenin aklına yanarım. Hele de ortada bol aeçenek varken.

  12. Yine sormuşlar geçenlerde Kılıçdaroğlu’na katıldığı bir programda. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacakları.
    Cevap:
    Önce bulundukları kentin güvenini kazansınlar” demiş. Adam bile biliyor. Çalışmadıklarını.

    Hatta İstanbulda gözükmeyen İmamoğlu fırsat bulup İstanbula döndüğünde karşılama töreni yerlere kırmızı halılar falan düşünmüştür Kılıçtaroğlu.

    Duyan da sanacak ki, Kemal Kılıçdaroğlu büyük başarılara imza attı da koltuğa öyle oturdu. Kasetler saolsun.

    İmamoğlu çıkıp dese ki, “Sen İstanbul’da aday oldun, kazanamadın. Ama Chp nin başına geçtin ne iş!”

    Kılıçtaroğlu da cevaben ” kardeşim 10 seçimdir yeniliyorum ama Chp nin başında durabiliyorum. Bu yetenek değilse ya nedir diye” cevap verir herhalde.

    İmamoğlu da ” O yetenek bende de var. İstanbula uğramadan İstanbulu yönetiyorum.” demesi muhtemeldir.

  13. Türk siyasetine Kemal Kılıçtaroğlu gibi insanlar girmeli ki kimin ne yapabileceği, kimin neyi yapamayacağı anlaşılsın.
    Düşünün, acaba Kemal Kılıçdaroğlu’nun zihninde Türkiye’de yapılmasını tasarladığı bir büyük proje var mıdır?
    En büyük projesi, PKK ile boğuşan Türk güçlerine karşı çıkmak. Büyükelçilere Türkiyeyi şikayet etmek(iki gün önce). Batılı işadamlarını yatırım yapmama konusunda çağrıda bulunmak. Yerli projelere destek veren işadamlarını tehdit etmek. Memurları, öğretmenleri, sanatçıları tehdit etmek. Azerbeycan,Suriye, Libya, Somali, Mavi vatan, Kapalı Maraş, Doğu Akdeniz gibi konularda Türkiye nin yanında duramamak, Bütün sol terör örgütlerine, Hdp ye, Pkk ya, Ypg ye,Fetö ye destek çıkmak.
    Korkmanıza gerek yok Fehmi bey.
    Kemal Kılıçdaroğlu için CHP Genel Başkanlığı, düşünülebilecek son görevdir. Onun varlığı Chp nin iktidara gelememesinin garantisidir.
    Yüzde 25 sabit kitlesi değişmez. Ha Hdp kapatılırsa Pkk uzantısı Hdp den 3-5 oy daha gelir. O kadar.

    • İktidarın yaptığı büyük (!) projelerin sonucu ne belli. Gereksiz havaalanları, gereksiz yollar, gereksiz beton yığınları. Sonra da ihanet ettik, Allah affetsin itirafları. Borç sarmalından başka bir şey yok. Üstelik gün be gün fakirleşiyoruz. Demokrasi ve adalet yok edildi. Önce demokrasi ve hukukun tesis edilmesi gerekiyor. Uygun ortam olduğunda yatırımcı da gelir, bu ülkenin insanı da kaçmaz, parasını kaçırmaz, buraya yatırım yapar. CHP de HDP de diğer muhalifler de bu ülke insanlarının tercihi ve demokrasi için bir umut. Taliban uzantılarına mahkum değiliz. Taliban zihniyetinden de herkesin vazgeçmesi ülke için en doğrusu. Barış, huzur ve refah içinde yaşamak istiyorsak.

  14. Kılıçdaroğlunu boşuna pazarlamaya uğraşma,müslüman mahallesine salyangoz satmaya çalışma ,yemezler.Herkes artık herşeyin farkında.Anladık.

    • Burası senin mahallen değil, babanın malı da. Bu ülkede her 4 kişiden birisi CHP’li, her 8-10 kişiden birisi HDP’li. Saygı duymayacaksan başka mahalleye taşın. Kimse zorla tutmuyor.

    • ebu sufyanda musluman oldu
      halit bin velid de hz. omer de musluman oldu. sizin mantiginiza gore insan fikri zikri dini veya dini anlayisi degismez. o zaman tek musluman siz mi olacaksiniz?

  15. Küfürbaz Lütfü Türkkan, İyi parti kurulurken ciddi manada finansal destek sunmuş partiye. Sonra milletvekili sonra grup başkanvekilliğine getirilmiş.
    Vukuatlı tip olan bu şahıs, son vukuatını Bingölde şehit yakını olan bir vatandaşın bacısına küfretmişti.

    İlk önce montaj dedi. Sonra görüntüler alenen ortaya çıkınca İyi partiden ve Akşener den özür diledi. Ama küfrettiği vatandaştan özür dikemedi. Çektiği videoda arkasına Nutuk kitabını koymuş. Nutuk kitabını koyunca akan sular duruyormuş demek ki.

    Akşener in ne yapacağı merak ediliyordu.Sadece grup başkanlığını almış Olayı kapatmış.Eee adam para basmış yani, kolay değil.
    Meral Akşener,
    Lütfü Türkkan isimli şahsı bir an önce partinizden göndermezseniz işi zor.
    Denemesi bedava.
    Önümüzdeki il gezinizde yine bu adamı alın yanınıza ve kitleye her zamanki gibi “Ben sizin bacınızım.” diye seslenin.

  16. Kılıçdaroğlu’nun tespitleri gerçekçi ve çok doğrudur ; ancak bahsedilen zihniyet değişikliğini nasıl ve ne zamana kadar gerçekleştirebilecekleri ve genel başkan olarak bunu başarıp başaramayacağı meçhuldür ve şüphelidir .
    Bana göre bu konuda yapılan en büyük yanlışlık , cumhuriyetin ta başından itibaren laiklik anlayışında ve uygulamasındaki gerçeklere aykırı tutum ve davranışlardır!
    Bu yanlış laiklik anlayışı ve uygulaması başta olmak üzere CHP nin parti olarak genel siyasi çizgisinde de büyük savrulmalar yaşanmıştır ve halen de devam etmektedir .
    Bu yüzden CHP hiç bir zaman halkla bütünleşememiş , halkla hep mesafeli, soğuk ve tepeden bakmış, halkın güvenini kaybetmiştir .
    İnşallah iyi olur , düzelir .
    Selamlar , saygılar

    • Ali bey “Kılıçdaroğlu’nun tespitleri gerçekçi ve çok doğrudur” demişsiniz, elhak öyledir!
      Yalnız “Bu yüzden CHP hiç bir zaman halkla bütünleşememiş , halkla hep mesafeli, soğuk ve tepeden bakmış, halkın güvenini kaybetmiştir .” ifadenize katılmak mümkün değil;
      çünkü her şeye rağmen bu partimiz 50küsur milyonluk bir seçmen nüfusunun 4te 1iyle bütünleşebilmiştir!
      Bu da yaklaşık olarak ülkemizdeki sinir hastalarının sayısına tekabül etmektedir ki bir kısmı tımarhanelerde kapalı tutulurken daha büyük kısmı chp çatısı altında toplanmışlardır…
      Hadi eyi günleeer!
      Herkese selamlar saygılar!

  17. Merve Kavakçı ve Nazlı Ilıcak tek başına meclis salonunda tikli Ecevit tarafından yuh çekilip kürsü önüne koca koca adamlar ve kadınlar ile barikat kurdurduğu gün AKaPe tipi bir siyasi hareketin ilk tohumu toplumsal rahm-ı madere düşmüştü. Benzer aksülamel meclis kürsüsünde yemin merasimi esnasında kendisi de Kürt kökenli Septioğlu’nun Leyla Zana’ya yemin ettirmeyip özür dilettirmeye çalıştığı ve kısa süre sonrasında Kürt kökenli bazı vekillerin farklı siyasi tavır ve görüşleri gerekçe gösterilerek meclisten derdest edilip hapise konulması ile yaşanmıştı. O günlerde siyaseten azınlık sayılacak bu siyasi hareketler ilerleyen yıllarda ‘actio reactio’ kaidesince kartopu gibi sosyal tabanını güçlendirdi. Bu işler olurken CeHaPe nerede duruyordu bu özeleştiri sathı mailine girildiğinde ve bugün statükoyu temsil eden sui misal ortada durup dururken, geçmişin hortlağı olarak gölgesinde durduğu ufunetli geçmişinin büyük hata ve yanlışları ile bu hata ve yanlışların temel kaynağı olan kemalizm ile özeleştiri zemininde hesaplaşabilir ve fanatik, uzlaşmaz kemalizmi aksak doğunun çarpık ideolojisine tevdi ederek sırtında ki yükten kolayca kurtulabilir. Bu şekilde CeHaPe geniş muhafazakar toplum kitlelerine benzeyerek değil uzlaşarak pek çok kangren olmuş sorununu çözme imkanına sahip olabilir. Partinin içinde bulunan ve derin CeHaPe olarak nitelendirilebilecek yapı ile bunun yapılması şimdilik kolay değildir.

    • Bu problem sadece CHP içinde yok diğer sağ ve muhafazakar kesimindede var kendisine biat edenlerde problem yok. Diğer cemaat veya topluluklara yaşama hakkı yok.
      Sağ ve muhafazakar çevrelerinde daha çok riyakar insan çok.

      • Recep bey “Diğer cemaat veya topluluklara yaşama hakkı yok.” buyurmuşsunuz;
        bunların tüm hakları lozandan beri zaten güvence altındadır, kimin yaşama hakkı yokmuş?

  18. Olayı tek taraflı düşünmemek lazım. Güven iki taraflı bir olgu. Önce, çoğunluğun güven vermesi lazım. Azınlığın değil. Yapılan yüzyıllara giden yoketme, sindirme, yok sayma politikalarından önce çoğunluk vazgeçsin, suçlarını itiraf etsin, özür dilesin, tazmin etsin, bir daha yapmayacağına tövbe etsin, güven oluştursun, sonra oturup konuşalım.

    Ayrıca biz bu kandırmacayı ilk defa görmüyoruz. İktidar demokrasi diyerek milleti bir tramvaya bindirdi. Getirdi otokrasi ve diktatörlüğün göbeğine indirdi. Neden azınlıklar bu çoğunluk zorbaya güvensinler ki. Diğer yeni gelenlerin farklı olacaklarına dair nasıl bir emare var ki? Aynı inkar politikalarına devam edilmiyor mu hala?

    Bu konuyu, çoğunluk olan ve kendini güçlü, tek hakim zanneden kalabalığın düşünmesi, empati yapması, anlaması ve elini samimi bir şekilde uzatması gerekiyor. Hadi unutalım demek yeterli değil. Önce bütün suçlar itiraf edilecek, af dilenecek, bir daha yapmamaya yemin edilecek.

    Beraber yaşamak istiyorsanız böyle. Bunu evliliklere benzetiyorum. Zorbalıkla yürütülen evlilikler gibi. Eşit olduğunuzu, aynı haklara sahip olduğunuzu kabul etmiyorsanız, mutluluk da yok, sürdürülebilirlik de yok. Zaten çoğu kadın katliamı ile sonlanıyor, yada mutsuz mutsuz sürünerek bitiriliyor hayatlar. Ne zaman ki kadın (azınlık) ekonomik özgürlüğüne kavuşuyor, o zaman çatır çatır haklar alınıyor.

    Evet zalim çoğunluk, önce aynaya bakın. Geçmişin hikayelerini anlatıp durmayı bırakın. Beraber yaşamak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Tahakküme yer yok bu ilişkide. Kabul etmiyorsanız, herkes yoluna. Bir an önce.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız