Kulis: İngiltere ile ekonomide ve siyasette kaderimiz birleşiyor gibi.. ‘Lordlar Kamarası’ dışında…

39
Reklam

Şu günlerde ne zaman bir İngiliz gazetesine göz atsam veya BBC ve ITV kanallarının haberlerini izlesem, hep “Demokrasinin beşiği olarak bilinen, dünyanın yedi büyük ekonomisinden biri, ne kadar da bizim ülkemizi andırmaya başladı” düşüncesi zihnimi etkisi altına alıyor.

Başbakanlığı üstleneli henüz bir ayı bulmamış, o günlerin önemli bir bölümünü de Kraliçe’nin ölümü ardından başlayan ve günümüze kadar süren yas törenleri ile geçirmiş olan Liz Truss’ın ağzından şöyle bir cümle çıktığını işitsem hiç yadırgamayacağım:

“Dünyada, ortada herhangi bir savaş, çatışma, gerilim olmadığı, yani görünür hiçbir sebep bulunmadığı halde, açıkça ekonomisi mahvedilme tehdidiyle karşı karşıya kalan sanıyorum tek ülke biziz…”

Liz Truss önceki gün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ağzından duyulan bu cümleye benzer bir çıkışta bulunmadı; ancak bu cümle onun da ağzına pekala yakışabilir.

Yakışabilir, çünkü ülkesinin ekonomisi bayağı kötü durumda.

Parası Sterlin bir zamanlar iki misline yakın bir değere sahip olduğu Dolar ile neredeyse eşitlenecek.

Hazine bakanı olarak atadığı boyunca ekonomi kitapları yazmış politikacı, konunun uzmanı bilinen neredeyse herkesin ağzını açık bırakan heterodoks türden bir politika tutturdu ve “Yapma” uyarılarına rağmen benimsediği vergi indirimi kararıyla zengini daha zengin eden bir yola girdi.

Ardından İngiliz ekonomisi deprem yemiş gibi sarsılmaya başladı.

Reklam

Son seçimde Truss’ın partisinin ardından nal toplamış olan rakibi İşçi Partisi, kamuoyu yoklamalarına göre, iki hafta içerisinde oyunu tam 14 puan artırmış bulunuyor.

İşe bakın siz. Ne kadar ayran gönüllü bir milletmiş şu İngilizler…

Muhafazakar Parti ileri gelenleri, milletvekilleri, her seçimde partisine oy vermiş seçmenler, hep bir ağızdan, skandallarla mevkisini kaybetmiş Boris Johnson’u yeniden iş başına getirmenin yollarını aramaya başlamış…

Johnson ise tatilde, uygun zamanın gelmesini bekliyor.

Mail on Sunday gazetesi, başbakanlığa giden yolda Truss’ın rakibi olmuş Rishi Sunak taraftarı milletvekillerinin, bütçe görüşmeleri sırasında güven oyu vermeyerek, hükümeti düşürmeyi planladıklarını yazıyor.

Haberin başlığı, “Sunak’ı başbakan yapma komplosu”.  

‘Komplo’ (plot) sözcüğünü kullanıyor gazete. 

İşçi Partisi lideri Sir Keir Starmer ellerini ovuşturarak seçimin yenilenmesini bekliyor.

Reklam

[Muhafazakar Parti destekçisi gazeteler İşçi Partisi ve lideri Sir Keir aleyhine kampanyayı şimdiden başlatmış durumda.]

Tekrar ediyorum: Bunların hepsi bir aydan kısa bir süre içerisinde oldu.

Yeni başbakan kendisini suçlayamayacağına göre suçlanacak bir yer bulmak zorunda. 

“Dış güçler” onun da ağzına yakışır gibime geliyor.

Partisini destekleyen gazetede, yine dün, “Hangi dış güç?” sorusuna cevap teşkil edecek bir anekdotla karşılaştım. 

Eski bir bakan, bir dostundan duyduğu şu olayı, gazetenin yazarı John Connell’e aktarmış: Bayağı yıllar önce, Joe Biden henüz ülkesinin başkan yardımcısı iken, ona, Sünniler ile Şia arasındaki farkı anlatıyormuş bakan. İngiliz bakanı dinleyen Biden, “Ha, anladım” demiş, “Birbirlerini sevmiyorlar yani; tıpkı benim İngilizleri sevmediğim gibi.” Ve eklemiş: “Ben İrlanda kökenliyim ya.”

Bu bilgileri, İngiltere başbakanının “Dış güçlerin komplosuna uğradım” dediğini işitirseniz şaşırmayın diye anlatıyorum.

Zihnim İngiltere ekonomisine ve o ülkenin politikasına takılı iken, bizim gazetelerde karşıma çıkan bir haberi de, bana yine orayı hatırlattığı için, daha bir dikkatle okudum.

AK Parti’nin öndegelenlerinden Binali Yıldırım’a, yapılacak ilk seçimde, partisinin ‘üç dönem kuralı’ yüzünden aday olamayacakların akıbeti sorulmuş. Üç dönem üst üste milletvekili olarak Meclis’te bulunmuş olanlara adaylık yasağı kuralı uygulanırsa 100 kadar milletvekili gelecek seçimde Meclis dışı kalıyor.

Binali Bey, “Üç dönem formulü gündemimizde yok” cevabını vermiş…

Haberde olmayan bir ayrıntıyı AK Parti ileri geleninin en son hangi görevde olduğunu araştırırken Wikipedia’dan öğrendim: Binali Yıldırım, Wikipedia’nın kendisi için oluşturulduğunu özellikle belirttiği, ‘1. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallılar Heyeti’ başkanı imiş şimdi…

Uygundur.

Nedense aklıma İngiltere’deki Lordlar Kamarası (House of Lords) sistemi geldi.

Seçimle gelinen ve kendisinden ‘Avam Kamarası’ diye söz edilen parlamentosu yanında, bir de şu anda 755 üyesi bulunan Lordlar Kamarası var İngiltere’de. Genellikle değişik unvanlara sahip asiller oranın üyesi. Asillerde üyelik baba ölünce büyük oğula geçerek 1200’lü yıllardan günümüze kadar gelmiş durumda. Son 60-70 yıldır, daha çok İşçi Partili hükümetler zamanında yapılan reformların sonucu olarak, üyelikleri ölünce sona eren asil olmayan kişiler de ‘lord’ unvanıyla oraya atanabiliyor.

İngilizlerin ‘aksakallıları’ işte onlar, lordlar…

1958 yılına kadar Lordlar Kamarası tamamen erkeklerden oluşuyordu. Lordun babası ölünce unvanı büyük erkek çocuğa geçtiği için. Ailede erkeklerden büyük bir abla olsa da, babanın yerine o değil, erkek kardeşi Lordlar Kamarası’na alınıyordu. Şimdi iki elin parmakları kadar atanmış kadın lord da (onlara ‘Baroness’ deniliyor galiba) bulunuyor.

“Acaba bizde de herhangi bir sebeple güncel siyasetin dışında kalan önemli isimler için böyle bir sistem oluşturulamaz mı?” diye düşünmedim değil.

Hani, ‘Aksakallılar Heyeti’ gibi bir kurum.

İçinde kimlerin yer alabileceğini bile isim isim düşündüğümü itiraf ederim.

Bize de İngiltere’deki gibi ‘Lordlar Kamarası’ türü bir şey yakışmaz mı?

O zaman ‘üç dönem kuralı’ türü kısıtlamalar kimseyi incitmez.

Konuyu açtığım bir dostum beni yine İngiltere’den bir haberle uyardı.

Meğer, İşçi Partisi’nin geçen hafta yapılan ‘iktidara doğru seçim kurultayı’nda, partinin lideri Sir Keir, hükümeti kurma görevini aldıktan hemen sonra, kolları sıvar sıvamaz, ilk iş olarak, Lordlar Kamarası’nı lağvedeceklerini açıklamış.

Demokrasiye uygun bulmadıkları için…

[Bizde de dün akşam altı muhalefet partisi lideri masada buluştu ve ardından seçimden kazanarak çıkarlarsa ‘başkanlık sistemi’ni lağvedeceklerini bir kez daha duyurdu.]

Haydi bakalım.

Orada kaldırılacak bir kurumun benzerini burası için uygun bulduğumu yazsam gülünç olurum herhalde.

[İyi de, öyle bir heyet -hem de daha geniş bir coğrafyayı içine alacak biçimde- sessiz sedasız oluşturulmuş işte.]

Neme lazım, ben böyle bir şeyi düşünmediğimi söyleyeyim, sizler de benden duymamış olun.

Hep beraber, Liz Truss’tan ‘dış güçler’ suçlaması bekleyelim ama.

ΩΩΩΩ 

Reklam

39 YORUMLAR

  1. Yüksek istişare kurulu diye boşta kalan siyasetçi eskilerini beslediğimiz bir kamaramız var zaten, öyle değil mi?

    • giderlerse ayrı da kalmazlar. yine bir millet kıraat hanesinde buluşabilirler pekala..
      ha di inşallah..

  2. Azarbaycana maalesef yardim ediyoruz diyenler..erbakanci milli görüscu seriatcılar…iyi partili ülkücüler…demirtaşci hdp liler…boşuna uğraşiyorsunuz..HEP BERABER…????? CHP yi iktidar yapamayacalsınız…

    • Mustafa bey bu gün takip etmeye çalıştığım ekonomistlerden biri twitinde “Türkiye’nin boru hatları işletmesi ile BOTAŞ’a ait petrol ve gaz ödemelerini Rusya’dan 2024’e ertelemesini istediği” haberini paylaştı. Haber doğruysa neden 2024. İktidar genelde her şeyi 2023’e vadediyorken ödemeleri neden 2024’e vadediyor? 2023’te gaz ve petrol ihtiyacı bakımından sıkıntılı geçmeyecek mi? Putin biz savaş halindeyiz bize para lazım derse sıkıntı kaçınılmaz olmazmı?

  3. Bizdeki ekonomi politikası İngiltere kökenli mi diye düşünürdüm

    DW ve VoiceofAmerica yasaklı BBC serbest.
    15 Temmuz’un İngiltere elçisi de MI6’in başında

    İşte öyleyken böyle

  4. KOPUŞ
    Ülkemizi temsilen iktidarın kopuşu kesinlikle “epistemolojik” değil.
    Kopuş, “etik” faktörlerin tetiklediği,
    sonuçları “ontolojik” olan bir kopuş.
    Hiçbir zaman epistemolojik olmayacak.
    Zira, okuduklarını bilmiyorlar.
    Yani, bilişsel düzeyde farkındalık anıyla,
    son anları da aynı olacak.
    Yani, ne yaptıklarını anladıkları anda, sonları da gelmiş olacak.
    Yani, iş işten geçmiş olacak.
    (Felsefecilere ithafımdır. Tam not bekliyorum)

    • Vaka/uygulama epistemolojik bağlama uymadığında ontolojik vakanın devamlılığı için epistemolojiden kopuşu gerekçelendirme ihtiyacı kaçınılmaz olarak oluşur. Yani ontolojik devamlılığı epistemolojik kopuşta arama zorunluluğu…

      epistemolojinin olmadığı yerde ontolojiden bahsetmek abes olur. Diğer bir ifadeyle epistemolojik kopuş mariana çukurunda biter:))

      • Şaka bir yana da Mahfi Eğilmez hocaya sordum; Hocam neo klasik ekonomi anlayışından epistemolojik bir kopuşu ifade eden heterodoks anlayış nöro ekonomi ile davranışsal ekonomiyi önemli hale getiriyor olamaz mı gerçekten diye sordum cevap gelmedi. Ben de soruyu hafif değiştirerek, benim için farketmez hocam tersi de olabilir yani, davranışsal ve nöro ekonomi heterodoks anlayışı gerektirmez mi diye bir daha sordum, gene cevap gelmedi.

        • Orası benim tıkandığım yer. Varlığın olduğunu gösteren bilgimi önce gelir yoksa varlık mı önce gelir. Burda ben mantık yürütmekte zorlanıyorum. Mesela benim için 2 aralık 2021 tarihine kadar Nurettin Nebati diye biri hiç yoktu. Halbuki adam 58 senedir varmış. Hatta 2018 ile 2021 aralık tarihleri arasında da hazine ve maliye bakan yardımcısıymış ama bakan oluncaya kadar benim için yoktu. Buradan bakınca benim bilgim dahilinde olabilmesi için önceden var olması gerekiyor, tamam doğru.

          Ama bir de Hazine ve Maliye bakanı olarak nitelik bakımından baktığımda da ortada hazine ve maliye bakanı yok. Tamam Nurettin Nebati adında biri olabilir ama hazine ve maliye bakanlığında kimse yok. Buradan bakınca da benim bilebilmem için Bakanlık koltuğunda bir bakanın var olması gerekir. Benim kafam burda karışıyor işte. Yani o koltukta oturanın HveM bakanı olduğunu anlayabilmem için önce bilgiye ihtiyacım var. Bu durumda da bilgi önce gelir diyorum.

          Neticede varlığı bilgiyle tanımlayabildiğimize göre bilgi önce gelir diyorum ben.

          İ.Yersiz hocaya sorun isterseniz beni doğrulayacaktır. Çünkü bilgi olmadığında varlık anlamsız kalıyor.

          • Ama İbrahim Yersiz hocaya sormadan önce Ontolojik açıdan meseleye bakmakta yarar var.

            Evvela sağlıklı bir akıl yürütebilmemiz için bilginin bizatihi kendisinin bir varlık olduğunu peşinen kabul etmemiz gerekir. Aksi halde tartışma uzar gider bir neticeye varamayız.

            Bilginin varlık olduğu kabulünden sonra da insan ihtiva ettiği bilginin bütün varlığıyla bütünleştiği nispetinde kıymetlidir diyebiliriz ki buradan da aslında varlık bir bütündür sonucunu çıkarabiliriz.

            Bazı varlıkları da gözümüze gözümüze soksalar dahi göremeyebiliriz.
            Gözlerinde takılı olduğu halde gözlüğünü arayan insanlar buna örnektir. Gözlük var olduğu halde yoktur. Gerçekte yüzünde takılı duran gözlük varlıkların bütünleşmesi ile yok zannedilebilmektedir.

            Şayet bilgi yoksa varlık da yoktur.

  5. GEL DE SANSÜR YASASI ÇIKARMA
    TÜİK yine yaptı yapacağını.
    Yıllık;
    TÜFE %83
    ÜFE %151 imiş.
    Yani üreticiler geçen yıl 100 TL’ye malettiğini,
    bu yıl 251 TL’ye maledip, 183 TL ‘ye satıyorlarmış.
    Yani 66 TL zararına.
    Daha önce hayırsever iş insanlarının kokusu
    taa Amerikalardan gelmişti.
    Bakalım şimdi nereden gelecek?

  6. Liz Trust daha dış güçler demeye başlamadı ama 6lı
    masa yanlıları dış güçler demeye başladı bile.

    6 lı masanın aksakllılarına bakalım bir tek Temel bey var. Gerisi düzgün traşlı. Onun için aksakallı demeyelim 6 lı Lordlar kamarası diyelim.

    6 lı Lordlar bir türlü umut olmayı başaramadı.
    Bugünlerde bize karşı fitne fesat çıkarıyorlar demeye başladılar. Onlara göre fitne fesat yapanlar dış güçler, iktidar ve iktidar medyası.
    Mesala Meral Akşener ” Bize parmak sallayanlar var, Biz noter değiliz ” dedi. Kime dedi dış güçlere mi.

  7. Hani meşhur bir hikaye vardır, ormanlar kralı aslan yaralanmış ve acılar içinde kıvranmaktadır. O sırada bir fare gelir ve “oho Aslan kardeş ne oldu yaralandın mı? dün bizimkiler ava çıkmıştı, sakın onlar yanlışlıkla yaralamış olmasın” der. Yaralı Aslan “bu yara beni öldürmez ama bu laf öldürür” der. Şimdi aynı durum bizim için söz konusu. Kaderini Rusya ve Çin’e bağlamış bir güruh ülkenin dizginini ele geçirmiş, herşeyi mahvetmiş, habir yağmalıyor ve yağmalatıyor, daha fazla mahvetmek için olanca gücüyle çalışırken buralara yolladıkları troller de bize vatanseverlik dersi veriyor. En tepedeki trolden aldıkları aynı lafları tepemize boca ediyorlar. Dün bu siteye musallat olan Muzo “Türkiye, Erdoğan düşmanlarının deneme tahtası değil” demiş. Farenin kendini birşey sanması gibi bunlar da ülkeyi kendi malları sanıyor ya bu insanı kahrediyor.

  8. günün konusuna geleceğim de,
    dün “mustafa” isimli yorumcunun yorumu trend topic olmuş, böyle yorumları okuyunca insan müsülman coğrafyanın ve halkların içler acısı halinin kader olmadığını, başlarına gelenlerin nasıl elleriyle kazandıkları olduğunu daha net anlıyor gerçekten.
    hz peygamber sav müşriklerin zulmü artınca mekkeden medineye hicret ettiği yazılır, o zaman adı yesrib idi. beraberinde gelenler yani muhacirler yani hicret edenler orada kendilerine yardım elini uzatan yani ensar ile birarada yaşamaya başladılar, evlerini, işlerini, ekmeklerini paylaştılar. aralarında bir arkadaşlık, dostluk, kardeşliğe dayalı toplumsal bir bütünlük oluşturdular, aynı toplumda yahudiler ve hırıstiyanlarda yaşıyordu onlar bu müslüman topluluğa ve oluşturdukları hakka, hukuka, adalete dayalı düzene bakıp kendi anlaşmazlıklarını bile hz peygambere sav getirip onun çözmesini istemeye başladılar. hak, hukuk, adalet toplumun tamamına yayıldı ve yesrib medine oldu. medine sadece bir isim değildir, bir inşadır.
    Allaha bir yardım atfedeceksek ve bir kutsal mekana bereket bunun altında hak, hukuk, adalet olmasına en azından edeben dikkat etmek gerekir yoksa Yüce Allah iyilere yardım etmişte kötülere izin vermemiş mi, süre tanımamış mı?
    sayısız firavunlar, nemrutlar, karunlar, hitlerler, trujillolar gelmiş,
    hepsi tapınaklar inşa etmiş,
    hepsinin etrafında din adamları olmuş,
    hepsi güçlerini tanrıdan aldıklarını iddia etmişler.
    kimi kısa süre, kimi onlarca yıl iktidarda kalmış.
    bugün yaptıkları zulümlerle nefretle ve lanetle anılıyorlar,
    ama iktidarda olduklarında halkların en azından bir bölümü
    onları desteklemişti değil mi?
    bugün müslüman coğrafyaya bakalım,
    yöneticiler ve halklar medine mi inşa ediyorlar yoksa birbirlerini mi yiyiyorlar?
    gittikçe zenginleşen yöneticiler ve fakirleşen halklar mı var yoksa adil paylaşım mı?
    birileri saraylarda oturup akıl almaz israflar yapabiliyorken diğer tarafta halkın büyük çoğunluğu temel gıda maddelerini alamıyor değil mi?
    ama buna rağmen destekçileri var değil mi?
    haksızlıklara adaletsizliklere, hukuksuzluklara bakıp yardım ve bunda bereket gören zihniyet coğrafyanın içinde bulunduğu bu acınacak hali elbette hak eden zihniyettir ve bu zihniyet şalvarını giyip, eline palasını alıp kendi gibi düşünmeyeni doğramaya gidiyor bu coğrafyada işte. insanlar fakirlik, yoksulluk içinde birbirlerini doğramak için uğraşıyorlar. hepsi de arkasında Allahın yardımını bularak hem de.
    ne kadar acı. ne kadar zavallı.
    kimse siyer okumuyor ne yazık ki.
    peygamberi tanımıyor ki Allahı nereden tanıyacak?
    siyer okumak, hz peygamberin hayatını okumak olduğu kadar onun hayatının kendi hayatındaki karşılığını bulmaktır, onun hayatını kendi hayatında inşa etmektir.
    müsülman toplumların ne inşa ettiğine bakar mısınız?
    dindarlık mı, kindarlık mı?
    ilim mi, cehalet mi?
    refah mı, yoksulluk mu?
    teknoloji mi, çaresizlik mi?
    çok yazık gerçekten.

    1815 te waterloo savaşı yaşandı,
    bu savaşın avrupanın hatta dünyanın kaderini değiştirdiği söylenir.
    ingilterenin kaderinin değiştiği muhakkak.
    fransızların yani napolyonun ufak tefek aksilikler nedeniyle savaşı kaybettiğini söyleyen victor hugo dev romanı sefillerde bu sonucun “tanrı” nın tercihi olduğunu söylüyordu.
    yine bir şekilde bir waterloo yaşanıyor, bunun da bazı sonuçları olacak elbette.
    ingilizler geçen sefer kadar şanslı olmayabilirler bu defa.
    ben her zaman devirler vardır diyorum,
    iş kendi devrini nasıl yaşadın, nasıl geçirdin?

    bize gelince,
    saraylar, köşkler, uçaklar arabalar safahat, debdebe, şatafat tamam.
    bir lortlar kamaramız kusur kalmış
    soylu unvanlar olsa fena mı olur?
    iyi olur tabi,
    yani bizim neyimiz eksik değil mi?

    • lordlar kamarası işin nirvanası olurdu herhalde didem hn.
      olur mu olur!!!
      medinede halk evini yemeğini paylaşırken, kendi erzakından kendi rızkından paylaştığı için,
      -hakk’ı, haklıyı, doğru, doğruyu aradı ve buldu;
      mekkede olduğunu gördü!
      -kamu malını, komşusunun hakkını hüpletmeyi düşünmedi!
      eğerki hz Muhammed yahudiden firavunlardan medet umup para yardım alsaydı..
      har vurup harman savuramaz mıydı?
      saray yaptırıp istese firavun olmazmıydı?
      ispatı mı: muaviye! şam!! akraba hısım aşiret kabile işleri bu işler .. yeterki olsun güç sende!

      • ben de öyle düşünüyorum, nirvana olur, yakışır.
        lord efendi demek,
        lord of the rings.
        yüzüklerin efendisi.
        güç yüzükleri.
        güç bir aşamadan sonra insanı zehirliyor.
        üstelik kendine değil güce çalışıyorsun,
        sonra gidiyorsun,
        hepsi gittiler.
        yazık oldu.

    • dün Hitler’i ,firavunu, karunu destekleyenlerle bugun AKP yi destekleyen
      %30-35 Türk toplumunu aynı kefeye koyan bir zihniyet nasıl bir zihniyettir.
      Akp nin yerine faizi bir haftada sileceğim diyenleri mi,
      10 metro yapıyoruz diyen yalancilari mi
      lokanta açmayı proje zanneden beceriksizleri mi destekleyecek.
      Daha musluğun başına geçmeden birbirini yiyenleri mi destekleyecek.
      Neden % 30 35 bunu bir düşünün
      diğeri neden hala %25 de
      bunu da düşünün ve analiz edin.

      • geçmişte bir Saddam vardı vatandaşları özgürlük ve demokrasi sozu uğruna batılılara uyarak onu astılar .bedel olarak da bir buçuk milyon masum insanlarını kurban ettiler.Sonuc ortada saddamli gunleri arıyorlar.ayni sekilde bir Kaddafi vardı,libyalilarin hali de ortada,
        şimdi kilicbeyimiz abisinden talimatları almak için ABD ye gidiyor.Bakalim türk halkı kimi seçecek.

        • Ahmet 3 Ekim 2022 At 14:12

          sunabileceğiniz sadece korkularınız var değil mi?
          saddama bakmakla yetinebiliyorsunuz ancak,
          ya kötü ya daha kötü diyebiliyorsunuz bir tek
          ne kadar acı.
          bunu %30 akıl ediyor ama %70 etmiyor değil mi?
          sizinle aynı sanrıları, aynı hezeyanları paylaşmıyoruz ahmet bey bunu anlamak neden zor?
          ben paylaşmıyorum,
          bugün muhalefet 1x kötü diyelim 1000x kötü olsa yine sizden daha iyi yöneteceğini düşünüyorum, ülke bugünden daha iyi durumda olurdu diyorum. siz benden daha mı bilgesiniz yani, daha mı millisiniz, daha mı yerlisiniz, daha mı dindarsınız?
          ama değilsiniz.
          keşke olsaydınız.
          ama yerliliğinizi, milliliğinizi, dindarlığınızı gördük.
          ülkenin hali ortada.

          efendim, kılınçdaroğlu abd ye gidecekmiş,
          siz gitmediniz mi?

          • Sn didem hn siz derken neyi kasteddiniz anlıyamadım.
            Ben takımı futbolda tutan ama siyasi partiyi yaptığı ve yapacağı işlere göre . dalgalı denizde gemiyi karaya çıkarıp çıkaramayacağını
            değerlendirip oyumu ona göre kullanan kendimce dindar . kendimce milliyetçi ,kendimce insancıl bir bireyim.
            Haksızlık gördüğümde ya elimle ya dilimle ya da kalbimle buuz ederek düzeltmeye çalışan bir bireyim.
            İktidar ile yakından uzaktan oy vermek dışında hiçbir ilgim olmamıştır.Ülkeyi yönetecek lider için geçmişte ve gelecekte yapabileceklere bakarak oy veririm.
            Çok güvendiğiniz İmam efendinin beylikdüzü marifetlerine bir bakın derim bir de kiminle yatıp kiminle kalktığına bakın ve Mahşerin beş atlısı ile şimdiden el ense çekişlerini gözlemleyin derim

      • düşünüp, analiz ettim ahmet bey,
        sayfa sayfa da yorum yazıyorum üzerine,
        hangi noktada itiraz ettiğinizi yazacağınıza,
        hezeyanlarınızı yazıyorsunuz,
        neden kendi zihniyetinizi güzellemiyorsunuz,
        bizi beğenmiyorsunuz ya,
        ne kadar yerlisiniz, ne kadar millisiniz, ne kadar dindarsınız, ne kadar miübareksiniz anlatın da bilelim,
        buyrun tartışalım,
        istediğiniz başlığı açın,
        ben hodri meydan diyorum.

        • Meydan okumaya ne gerek var efenim, Ahmet bey korkusunu bir örnekle ifade etmiş, sözünü bitirmiş. Şimdi siz Ahmet beyin korkusunun ne kadar da yersiz bir korku olduğunu anlatarak kendisini rahatlatmalısınız. Buyurun konuşma sırası hala sizde.

          • saddam sonrası ırak örneğine karşılık,
            hitler sonrası almanya örneği rahatlatıcı olur zannedersem.
            ırak ya da almanya olmak halkların tercihidir.
            halklar masum değildir, yolsuz manav yolsuzluktan şikayetçi olmaz. tam da bu nedenle ortadoğunun ve müsülman ülkelerin içler acısı hali, yoksullukları, çaresizlikleri, geri kalmışlıkları, iç savaşları, birbirlerini yemeleri kader değildir diyorum,
            insana ancak çalıştığı vardır.
            sen ülkeni medine inşa etmezsen dış güçler gelir seni tarumar eder, hırsız girmesini istemiyorsan kapını güvence altına alman gerekir, sonra sızlanıp ağlarsın, kandırıldık aldatıldık diye hayıflanırsın.
            olan da budur.
            sonra o hain, bu ajan
            o talimat alıyor bu vatanı satıyor
            arabeskin önlenemeyen yükselişi

        • Sn Didem hn AKP ve cenahı ile oy dışında hiçbir iiişkim olmadı .Başkanlık sistemi hariç her seçimde oy verdim .Bugun yapılan yanlışların içinde oy verdiğim için benim de vebalim var KABUL.Peki kime oy vermeli vatandaş.
          1 6 lı masa :8 ay sonra beni kim yönetecek biliyormuyum ? hayır .Başkan seçilecek kişinin yetenekleri nedir ? yarın ülke zor duruma düşse ne yapacak dirayetli mi yoksa her zorda şapkasını alıp gidecek mi ?
          2 Seçimde yenildiği zaman onuru ile ben bu işi beceremedim diyerek
          yerini daha yetkin birine bırakabilecek mi ?
          3 Gerçeklerden uzak vaatte bulunuyorsa Ona nasıl güveneceğim ( örneğin 1 haftada faizleri dileceğim gibi ) ( Ben gelirsem adalar sorununu hemen halledeciğim gibi )
          4 Yurt dışına asker göndermek gerekirse 6 ayrı telden ses çıkıp oylama kadük mü olacak
          5 Aynası iştir kişinin demişler İstanbulda yaşayan biri olarak İBB nin tekbir sorunu çözemeyeşine bakarak aynı zihniyete nasıl oy vereyim.
          6 Daha belediyelerde ballı ihaleleri yandaşlarına verip dürüstlük ahkamı keserken pasta buyuyunce kimlere peşkeş cekecekler .
          7 Daha arkamdamısınız yoksa değilmisiniz diyerek kendi ekibine güvenmeyen birine neden oyumu vereyim.
          8 MECBUR OLMASAYDIM AKP NİN GÜNAHLARINA ORTAK OLMAZDIM .
          EVET ORTAK OLDUK AMA DEVLETİN DE YİTİP GİTMESİNE İZİN VERMEDİK.

          • ahmet bey ben sizin bir vicdan muhasebesi yaşadığınızı biliyorum, ben partili olduğum halde açıklamıyorum burada parti bayraktarlığı yapmıyorum ve kimsenin oyuna da karışmıyorum, açıktan ne bir kimseyi ne de bir partiyi hedef almış değilim, ama cidden büyük yanlışlardan söz ediyoruz ben sadece bunu anlatmaya çalışıyorum,
            madden büyük, manen büyük yanlışlardan söz ediyoruz,
            hepimiz sorumluyuz.

            bu sorularınızı daha önce uzun uzun yanıtlamadım mı,
            evet yanıtladım.

            ülke zor duruma düşse ne yapacak kalacak mı gidecek mi diye hezeyan olur mu? muhalefete oy veren bunca insan bakarsın gider birine mi oy veriyor yani, bir siz mi düşünüyorsunuz allasen böyle bir mantık olabilir mi?
            muhalefet açık açık önce sistemi kurgulayacağız,
            denge ve kontrol mekanizması sağlayacağız sonra adayımızı açıklayacağız dedi.
            bana son derece makul ve mantıklı geldi
            kim olacak ya kaçarsa diye korkularım yok açıkçası.

            seçimde onurlu davranacak mı sorusu da garip, zaten tüm gücü elinde tutanlara karşı ne seçeneği olabilir ki?
            siz asıl, tüm gücü elinde tutanların yenilgiyi kabul edip etmeyeceklerini sorgulasanız daha anlaşılır olmaz mı?
            yerel seçimlerde sonucu tanımamışlardı.
            bu çıkmaz sokaktır herkes anlamış olmalı değil mi?

            biz insanların ne söylediğine güvenemeyiz, sistem kurgulamak zorundayız.
            100.000 konut sözünü bile tutmamış erdoğanın son seçim konutlarını yapacağına mı inanacaksınız?
            muhalefet bize bir sistem önerecek o sisteme oy verin demiyorum,
            ama anlamak için şans verin.

            yurt dışına asker meselesini daha önce yazdım,
            farklı seslerin olması mevcut iktidarın dış politikayı iç politika malzemesi yapmasının sonucudur. bir kişi karar verdi, amerikanın koluna girip suriyedeki savaşı etkiledik te ne oldu, onlarca şehit, milyonlarca göçmen, mşlyar dolar zarar. 6 kişinin bundan daha kötü karar verme şansı olabilir mi? adaları yunan silahlandırıyor diye uyaran muhalefetti, hiç bir şey yapılmadı, şimdi akdenizde gaz arayan araştırma gemimiz nerede?
            tek kişinin dış politikadaki hangi kararını beğeniyorsunuz peki?
            insanları miksere atma emrini veren caninin dosyasını iade etmeyecektik hani? hem dosyayı iade ettik hem de boynuna sarılıp öptük değil mi?
            daha kötü ne olabilir ki?

            ibb nin nasıl çalıştırılmadığını maddeler halinde yazdım, elleri arkasında gezdi diye hakkında soruşturma açılan, bütün gelir kaynaklarına el konulan birisi için ben kendisini çok ama çok başarılı buluyorum, beğenmeyenler sadece 20 yıldır akp ye oy verenler oluyor zaten neden acaba?
            yanlız bir önceki yorumda yazdığınız beylikdüzü marifetleri hakkında bilgim yok, bilgi verirseniz sevinirim, adaylığı sırasında bütün işleri delik deşik aranmıştı ve hiç bir şey bulunamamıştı değil mi?
            askeri ücretle çalışıyorsanız neden pahalı bir araba almadığınız anlaşılabilir bir durum değil midir şehrin sorunları parayla çözülür ahmet bey, hem tüm gelirlerine el koyuyorlar hem ödeneğine başkanımızın ucuz ekmek dahi satmasına izin vermediklerini hatırlatırım, yardım paralarına el konulduğunu da ekliyorum.

            mahşerin 5 atlısına gelince,
            gelecek vaat eden tüm politikacılar içeride ve dışarıda kendilerine destek ararlar, bu dünyanın her yerinde böyledir, sayın erdoğan da aramıştı ve bulmuştu ve mahşerin atlıları 20 yıldır oy vermenize hiç sorun olmadı
            bende sorun etmiyorum.
            size oy vermenizi söylemiyorum,
            sadece hezeyanlarınızdan kurtulun diyorum,
            eleştirecekseniz bizim önümüze somurt sorunlar getirin,
            kaçarsa, aldatırsa, olursa ile tartışmak mümkün mü?
            türk devleti yitip gidecek bir devlet değildir ahmet bey,
            ihtiyacımız olan tek şey ahlak.
            haksızlık gördüğümde buuz ederim diyorsunuz ama
            evet ama yetmez.
            şimdiye kadar seçmeni zamanında bazı yanlış işlerinde partisine karşı çıksaydı hakka hukuka, adalete sahip çıksaydı ne onlar ne ülke bu halde olmazdı.
            yesrib insandır ahmet bey,
            onu medine yapmaktır bizim sorumluluğumuz.
            o zaman devlette yitip gitmez, insan da.
            devleti ayakta ahlak tutar.

  9. EKONOMİ–SİYASET
    Ekonomi, ve siyaset birbirlerinden ayrı olsa da, olumlu yada olumsuz gelişmeler diğerini doğrudan etkiliyor.
    Gerek ulusal, gerek uluslararası düzlemde.
    2008–2009 küresel krizinde Avrupa’da iktidarını bildiğim sadece karanlıklar kraliçesi Merkel koruyabilmişti. Vatikan da bile 600 yıllık bir olay gerçekleşmişti.
    Günümüz Covid-19 krizi tsunami gibi.
    Ekonomik olayların mutlaka siyasi sonucu olur.
    Siyasi olayların ve kararların da mutlaka ekonomik sonuçları olur.
    Bu nedenle bir ülkenin siyasetine müdahale etmek isteyenler öncelikle ekonomilerine müdahalede bulunurlar.
    Bu nedenle ülkemizdeki iktidarın kötü yönetimi nedeniyle ekonomimizin iflasını perdelemek için durmadan fonluyorlar.
    Anadolu’nun kaynaklarını daha iyi talan eden başka birini bulamayacak karı için.

  10. ekonomimiz şu anda bir numarada number one görünmekle beraber,
    iskelet sistemi aslında asıl hedef bence.
    zırh yada çelik yelek olarakta aksakaltakmışlar, kamarası olmayan lordlar takımısı, hatta mafyadan bile yardım alındığını düşünüyorum 🙁. bölmek parçalamak için yetermi ki???
    yetmez ama evet!!
    içerden parçalamak, çürütmek!
    faiz sisteminden girip, Abdülhamid den çıksak mesela?!? olur mu ki?
    bir f35 birde s400 mig falan rus uçakları vs verseler bize!!!…😠😠😠
    tıpkı saddam humeyni gibi mesela..
    valla ballı kaymak tatlılı börek içinde kavurma yemede yanında yat ,
    hesapsızlığın,
    plansızlığın,
    proğramsızlığın,
    sonu bu işte.🙃

    • Muhalefet, “dış politikayı 180 derece değiştireceğiz” diyor. Ülkeyi teslim etmeye hazırlar yani.
      İşte bu yüzden 2023 seçimleri Türkiye için bir yol ayrımıdır.

      • bir karar vermek zorunda TR vatandaşları sayın Sever. bu böyle gitmez.
        sağ gösterip sol vurmalar
        sen olursan tu kaka bana verirse nikah
        f35 vermezse iha yaparız bizde
        tarım gıdamı, bak geçiyor boğazdan gemiler dolusu gıda işte
        ekonomiden vuracaklar bizi, faizi yeriz ham yaparız bizde..
        borçmu dedin, borç yiğidin kamçısıdır vesaire…
        bu uzar her neyse..
        yani demem o ki,
        oturmalı herşey yerli yerine!!!
        kanunsa kanun, düzense düzen!
        hadi bakeem gari

  11. Bu Gün Ne Giysem

    Hayret 52 yıldır ilk defa yazarın bu gün ne yazsam sorunsalını yaşadığını görüyorum. Epistelojik bir sorunsal olmalı. Yoksa hetorodoks bir yazardır aslında.
    Şaka bir yana bağlamından koparılan “Dünyada, ortada herhangi bir savaş, çatışma, gerilim olmadığı, yani görünür hiçbir sebep bulunmadığı halde, açıkça ekonomisi mahvedilme tehdidiyle karşı karşıya kalan sanıyorum tek ülke biziz…” cümlesi gerçekten vahim bir saptama. Fakat gerek önceki abd başbakanı trump ” Türkiye ekonomisini daha önce mahvettim, gerekirse gene mahvederim” demesi, gerek şu anki yeni yetme biden RTE ye karşı muhalefeti destekliyeceğiz” mealindeki sözleri gerçekten uzun yazılara ve izaha muhtaç. Sayın yazar dünyanın bu en büyük ülkesinin başkanlarının ülkemize yönelik tehditlerinin ne anlama geldiğini, olası etkilerinin neler olabileceğini yazmak yerine geyik muhabbeti çevirmesi anlamlı olmuş.
    Masa6 geçtiğimiz günlerde bir araya geldi. 2023 fırsatını kaçırmamak adına nikah tazelediler. Bu altılı masanın seçimleri mutlaka kazanacağını ama ülkemizi felakete götüreceğini, hatta Allah korusun bu altıbaşlılıkta kendine geniş ve derin alan açacak olan hdp sayesinde iç savaşa bile gidecek yolun açılacağını görüp endişelerimi dile getirmiştim. Ne söylerseniz söyleyin gelecek dönemde elimizdeki tek sigorta galiba masa6 nın iktidarında Recep Tayyip Erdoğan’ın getirdiği Cumhurbaşkanlığı sistemi olacaktır.
    Kalın sağlıcakla 2023 haziranında güneşi bekleyen kuzucuklar.

  12. Halkın ihtiyaçları için kullanması gereken Belediye kaynaklarını, “Tarihi eserlerimizin yerine Bizans’ta şiddet olaylarının kaynağı hipodromu yapmak için” kullanmayı düşünen İmamoğlu bu ülkenin başına gelirse aha şu İngiltere gibi olacağız işte.

    • Son dönemde İstanbul ve İzmir’de yaşanan hadiseler, bu iki göz bebeğimizin kültürel hafızasını nasıl dönüştürmeye çalıştıklarını ve bu şehrin evlatlarına şehrin aslında Yunan’a ait olduğunu nasıl hissettirmeye çalıştıklarını ortaya koyuyor. İzmir’de, Pasaport’ un adını Agamemnon olarak değiştirmenin mantığı neyse, İstanbul’da AT Meydanı’nın altındaki hipodromu yeniden ihya etmeye çabalamanın mantığı da odur. Gelecek nesillere “fazla da kabarmayın burası aslında bir Yunan şehridir” mesajı vererek ikinci perdeyi de tamam etmek istiyorlar. İlk perdede bizi ve geleceğin bizini dönüştürmeyi büyük oranda başardılar. İkinci perdede kültürel hafızamızı dönüştürmek için büyük bir çaba ortaya koyuyorlar. Bu sebeple Ayasofya’nın yeniden cami olmasına karşı var güçleri ile direndiler. O Selatin Camii’nin tekrar cami olarak hizmet vermesini ise bir türlü içlerine sindiremedi hâlâ pek çoğu. Bu hazımsızlığın motivasyonunu da bu cümledendir.

      Kapitalizmin oluşturmaya çalıştığı yeni küresel imparatorlukta Anadolu’nun Türk kalması, Türk yurdu olarak bilinmesi ve bu şekilde aktarılması kabul edilebilir gibi değildir. Bu sebeple büyük bir zihin dönüşümünü gerçekleştirmek üzere var güçleriyle çabalıyorlar. Bizdeki bedhahlar ise onların değirmenine bile isteye bazen haince bazen ahmakça su taşımaya devam ediyor.

      • “Kapitalizmin oluşturmaya çalıştığı yeni küresel imparatorlukta Anadolu’nun Türk kalması, Türk yurdu olarak bilinmesi ve bu şekilde aktarılması kabul edilebilir gibi değildir.” bu ifadeyi yanlış olarak mı böyle yazdınız anlaşılmıyor. Tarih bilimini esas alırsak, Anadolu 1000 yılı aşkın bir süre Türklerin yurdudur. Bizans Yunan ise Anadolu topraklarında yaşayanlara zulüm baskıyla hakimiyet kurmuştur. Kapitalizm bilmem ne izm gibi düşüncelerin öğretileri batılı sömürge anlayışını temsile eder. O yüzden Anadolu Türk’tür ve Türk olarak bilinecek ve Türk olarak kalacaktır ki Anaolu’nun ve İstanbul’un Türklerin 100 yıl önce Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşında ispatlanmıştır. Ve bundan mühimi İstanbul kıyamete kadar Allah’ın izniyle ve Peygamber efendimizin mübarek hadisi şeriflerine binaen Türk-İslam şehri olarak kalacaktır.

    • cannaell istamboull un yapılabileceğine ne kadar inanıyorsan,
      hipodrom Bizanstioonn unda yapılabileceğine o kadar inan😂😂😂

  13. Eskiden bizde de buna benzer
    bir senato meclisi vardı ; devletin çok önemli mevki ve makamlarında bulunmuş bilge kişilerden oluşan böyle bir meclis veya bir kurum olabilir, bence fena bir fikir değil. Ama ne var ki biz millet olarak ve özellikle siyasetçiler tarafından bunun dört bir yandan ve hemen .oku çıkartılır, o konuda evvel Allah üstümüze yoktur !
    Ingiltere hakkındaki diğer konulara gelince ; ne yalan söyleyeyim, beter olsunlar , hiç umurumda olmaz !
    Ancak Fehmi Bey de iki günden beri nedense bunlarla uğraşıyor, diğer olaylara pek ilgi duymuyor , anlamadım.
    Mesela Rus Ayısı aylardan beri Ukrayna’nin canına okuyor , tabii bu arada hem kendi milletinin ve hem de dünyanın da huzurunun içine etti .
    Ben bu adamı; despot ama
    sağduyulu, aklı başında, milletini seven , ayakları yere sağlam basan bir insan olarak tanırdık , adam tam tersi çıktı!
    Mussolini ve Hitler gibi tehlikeli bir şekilde Avrupanın hatta belki de dünyanın başına tam bir bela kesildi , adam battıkça daha da kuduruyor !
    Bir diğer konu da _ tam da
    bilmiyorum _ Istanbuldaki futbol maçlarında rakip takımın oyuncularının stada alınmaması rezaleti ; şu hale bakın bir arada maç bile seyredemecek kadar vahsilesmisiz !
    Kutuplaşma nerelere varmış !
    Katmerli , seddelli yazıklar olsun !

  14. Bir ara bir Encümeni Daniş diye bir şey vardı. Bu onun omzu kalabalıksız dinbaz şark kurnazı versiyonu heralde galiba sanırsam. Neyse artık bir 60 yıl da böyle boşa gider. Yeni harcanacak nesiller, zamanlar; yeni dış maskeli iç sömürüler.

  15. Lordlar kamarası benzetmesini ilk defa Emre Usludan duymuştum ama bu kadar açık anlamamıştım. Emre Uslu bizdeki Doğu Perinçek Metin Feyzioğlu Mehmet ağar, Özgür özel Ğmit Özdağ gibi lordları anlatırken kullanmıştı bu benzetmeyi. Hakikaten de bizim lordlar da tıpkı İngiliz lordları gibi aynı özelliklere sahip. Tek fark bizim lordların kamarası yok, bizimkiler kamarasız lord oldukları için icraatlerinden kimsenin pek haberi olmuyor.

    Üstadım bence de düşünceniz çok isabetli. Bizde de lordlar kamarası olsa şu “dış güçler” tartışması biter aslında. En azından lordlar da Ergenekoncu ulusalcı perinçekçi bir de hem hepsinibirden tanımlamak için hem de bütün lordları halktan gizlemek için bulunan sihirli sözcük olan “fetöcü” gibi ithamlardan ve belli kesimlerle ilişkilendirilmekten kurtulmuş olurlar. Bence çok iyi fikir bu.

    Bizim lordların İngiliz lordlarından ne eksiği var bir kamaraları olsun tabi.
    Ama işte demokrasinin önündeki en büyük engel de bu lordlar. Bizde lordlar makamını kaldıracağını vaadeden bir parti de yok ki oyumuzu ona verelim destek olalım.

Comments are closed.