Libya’ya asker gönderme tezkeresi bugün oylanıyor.. Umarım milletvekilleri neyi oylayacaklarını biliyorlardır…

55

“Türkiye’nin milli çıkarlarına yönelik her türlü tehdit ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü tedbiri almak, Libya’daki gayrimeşru silahlı gruplar ile terör örgütleri tarafından Türkiye’nin Libya’daki menfaatlerine yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek, kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı güvenliğin idame ettirilmesini sağlamak, Libya halkının ihtiyacı olan insani yardımları ulaştırmak, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından talep edilen desteği sağlamak, bu süreç sonrasında meydana gelebilecek gelişmeler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, gelişmelerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde Türkiye sınırları dışında harekât ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım.”

Yukarıdaki uzun paragraf bugün Meclis’te okunup oylanacak Libya’ya asker gönderme amaçlı tezkerenin sonuç bölümü. Böylece Türkiye, Suriye’den sonra, çatışmalar yaşanan yeni bir ülkede daha askerleriyle ispat-ı vücut edecek.

İktidar cephesinin  Meclis’te yeterinden fazla milletvekili bulunduğu ve bu oylama için salt çoğunluk yettiği için tezkerenin başına 1 Mart 2003’te yaşandığına benzer bir akıbetin gelmesi mümkün gözükmüyor.

Hatta şimdikine benzer kritik konularda CHP de -içine sinmese bile- iktidara destek verebildiğinden, hiç belli olmaz, bu tezkerenin oylamasında tarihi bir rekor bile kırılabilir.

Konuya askeri ve uluslararası ilişkiler açısından yaklaşabilecek uzmanlıkta oldukları bilinen isimlerin neredeyse bütünü girişime pek de olumlu yaklaşmıyor. Libya’nın Türkiye’den uzaklığı ve havadan müdahalenin imkansızlığı gibi stratejik yönler yanında Türkiye’nin kendine yakın hissettiği ülkelerle ters cephelere düşeceği gibi pratik gerekçeler de kullanılıyor.

Türkiye’nin askerlerini yardımına göndereceği Trablus’taki hükümeti devirmek için oluşmuş ve ülkenin büyük bölümüne hakim hale gelmiş olan Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) en büyük destekçisi Rusya; yalnızca silah ve mühimmat desteği vermekle yetinmiyor Moskova, Wagner adlı kurumun Rus paralı askerleri de LUO yanında savaşıyorlar…

Ayrıca bir dizi başka ülke de merkezi hükümeti tanımıyor ve LUO’nun Trablus’u da alıp ülkenin bütününe hakim hale gelmesi için her bakımdan yardımcı oluyor.

Dengesiz bir durum var Libya’da.

Reklam

Ben Libya’dayken…

Kişisel bir gözlemimi de paylaşmamda yarar var.

Birkaç yıl önce yolum Libya’ya da düşmüştü. Trablus’ta iki gün geçirdim. Meclis’i ziyaret ettim, Başbakanlık’a gittim, bu arada o günlerde orada yapılan bir toplantı vesilesiyle ülkede etkili bilinen isimleri de yakından görmem mümkün oldu.

Trablus’ta çeşitli ülkelerde de varlığı bilinen uluslararası bir Türk markasına ait otelde kaldım.

Otelin iki katı silahlı milisler tarafından işgal edilmişti. İşgalci milisler bizim oteli Trablus’taki öteki silahlı milis güçlere karşı koruma görevini kendiliklerinden gönüllü olarak ve otel yönetimine sorma ihtiyacı bile duymadan üstlenmişlerdi.

Yalnız Rixos Oteli değil, ülkenin başkentinde hemen her önemli kurum, bina ve otel Kaddafi’nin devrilmesi sonrasında Libya’ya sokulan silahlarla donanmış birbirlerine rakip milis güçleri tarafından, koruma bahanesiyle, işgal altında tutulmaktaydı.

Siyasi hayat, hükümet, değişik bakanlıklar aslında farklı çıkarları temsil eden, aşiret yapılarına göre organize olmuş silahlı birimlerin rehinesi durumundaydı.

Ziyaretim üzerinden geçen beş-altı yıl içerisinde Libya’daki durumun fazla değiştiğini sanmıyorum.

Reklam

Türkiye’nin Trablus Büyükelçiliği diplomatları ülkedeki durumu günü gününe Ankara’ya rapor etmekteydiler.

Endişem şu: Libya’ya gönderilecek Türk askerlerinin, LUO ordusundan başka, konuşlanacakları bölgedeki yerel silahlı güçlerin de tehdidi altına düşebilme ihtimali var. 

Sorumluluk büyük

Paylaştığım bu gözlemden hareketle konuya ilişkin söyleyebileceğim temel nokta, Libya’nın bugünkü durumuyla Türkiye’nin düzenli ordusundan askerlerini gönderebileceği en son ülke olduğu kanaatimdir.

Rusya’nın paralı askerlerinden oluşan Wagner’i biliniyor zaten; Libya üzerinde hesabı olan başka ülkeler de, çarpışan taraflara destek çıkmaları gerektiğinde, oraya ordusunu göndermek yerine, tuttukları tarafı üste çıkarmada işe yarayacağını düşündükleri başka unsurları devreye sokuyorlar.

Bugün oylanacak tezkerede Libya konusunda ne yapılacaksa hepsinin “Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre” yapılacağı özellikle ve birkaç kez belirtiliyor.

Ciddi bir sorumluluk söz konusu ve o sorumluluk bütünüyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yükleniyor.

Siyaseten de üzerinde bayağı düşünülmesi gereken bir konu bugün Meclis’te görüşülecek olan tezkere…

İktidar cephesini oluşturan AK Parti ile MHP’nin, hem parti olarak ve hem de Meclis’teki milletvekili grupları olarak, nedense aceleye getirilmiş bu konuyu etraflıca düşünmelerinde yarar görürüm.

Yine de kendileri bilirler.

ΩΩΩΩ

55 YORUMLAR

  1. Kesin bir şekilde haklı olduğumuz Suriye harekatında uzun süre hazırlık yaptık ve sonunda girdik. Bir hafta geçmeden ABD ile anlaşma yapıp birlikte güneyde devriye gezmeye başladık. Sonra 1 hafta geçmeden bu sefer Rusya ile anlaşma yapıp birlikte kuzeyde devriye gezmeye başladık.

    Libya harekatı ile beklentiler nedir? Büyük bir petrol zenginliğine sahip Libya’da ABD, Rusya, İngiltere, Fransa gibi emperyal güçler cirit atıyor. Türkiye bunlara rağmen nereye kadar gidebilir. Erdoğan’a Suriye’deki iç savaşın başlamasında oynattıkları rolü bu sefer de Libya’daki iç savaşta oynatacaklardır. Türkiye sonunda bir tarafta ABD diğer tarafta Rusya veya Fransa askerleri ile birlikte devriye gezecektir.

    BM deniz hukuku sözleşmesine göre bir ülkenin kıta sahanlığı, ilan edilmesine dahi gerek olmayan tabii bir haktır. KKTC’nin Türkiye dışında tanınmamış oluşu doğal olarak aramızda yaptığımız deniz anlaşmalarında sorun yaratmaktadır. Ana karaya bağlı adaların kıta sahanlığı yoktur fakat Türkiye-Libya MEB haritasında olduğu gibi Yunanistan’a ait Girit adasını da kapsayamaz. Kıta sahanlığı veya münhasır ekonomik bölge o ülkenin malı değildir. Deniz ve uçak seyrüseferine ve deniz altındaki fiber optik kablolar ile petrol-doğalgaz borularına engel olunamaz. Yani Erdoğan’ın bu konuda halka söyledikleri yanlış bilgidir. Bunu bilerek mi yapıyor yoksa o zaman kendisine söylenenleri yanlış mı anladı bilemiyorum.

    Libya tezkeresi ve sonuçlarını yeni Osmanlıcılık ideolojisi ile değerlendirenleri kınıyorum. Hatta kınama kelimesi çok hafif kalır diyorum.

  2. Sn.bernara göre; ne idüğü belirsiz, kıymeti harbiyesi kendinden menkul bilmem ne araştırma şirketinin sağladığı rakamlar “fikir” oluyormuş ve biz de kendisine bu türden verilerle gelemediğimiz için belden aşağı vurmaya çalışıyormuşuz..? Ahmet bey de aynı araştırmadan çıkarıp vermiş istediğiniz turtayı..! Mösyö birbirimize saygılı olacaksak belli bir mütekabiliyet de olsun yani; eski bir devsol militanı olarak şurda bir kez olsun “kahrolsun imf ve işbirlikçi rejimler” ya da “yaşasın ezilen halkların dayanışması” diye naralandın mı? Varsa yoksa terör örgütlerinin propaganda metinlerini paylaşıp durdun; fikir diye ağzından tek çıkan cümle kırıntısı da “aslında türkiyede gerçek bi toplum yokmuş, türk halkı zaten tam bi toplum da sayılmazmış” kabilinden tekrarlayıp durduğun ezberin..! Sanki bu ülkede askeri darbeleri kim kime karşı hangi araçları kullanarak yapar/yapabilir bilmezmiş gibi “hmm, biraz araştırmam lazım…” gibisinden bi ortaoyunu mizanseni sergilemek midir “fikir” dediğiniz? Karahalkın ak dediğine tüm imf partileriyle bir olup kara çalmaya çalışmak fikirse, ben yokum kardeşim…

  3. Yaw kardeşim millet Libya meselesiyle hemdem olmuş…Ekranlarda 25 milyonda 25 milyon…nedir bu Yavaş ve Aygün ekranlardaki tartışması… Bütün Chp buna kitlenmiş sırayla canlı yayına bağlanıyor…. Bağlanan bağlanana…Kılıçdaroğlu buna bir son versin…Muharremin saraya çıktığını bilen Kılıçdaroğlu Mansur ve Yavaşın arasını bulsun artık….bitsin bu kavga

  4. Libya tezkeresi, Yüce Meclisimizden geçer geçmez en hızlı olumsuz tepki veren ülkelere bakılırsa tablo daha net anlaşılır. Türkiye’yi kendi limanlarına hapsetmek isteyenler, Libya’da vahşi işlerde imzaları olanlar, Libya tezkeresinden en çok rahatsız olanlar oldu.
    TBMM’den kabul edilen tezkere sonrası dünyadan ilk tepki darbeci Sisi yönetiminden geldi….
    Sonra Arap birliği sıraya geçti….
    Bir de Chp ve Milletvekili emanetçisi İyi partiden…Töbe…töbe…

  5. bazen insanimizin zekasina hayran oluyorum. Bu uzun metine gore vurguller AND mi yoksa OR anlami mi tasiyor tam anlamiyorum. “Türkiye’nin milli çıkarlarına yönelik her türlü tehdit ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde her türlü tedbiri almak” simdi bundan anlayacagimiz uluslar hukukun disina cikilamayacagi mi?
    “bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkân sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için ….” yada meclis kendisine ait olan bir yetkiyi daha cumhurbaskanina devrediyor.
    Bana sanki basta calim sonda sut ve gol gibi geliyor. Herkes isini en kalitede yapsa sorunlarimizin cozulecegine inaniyorum. Milletvekillerimiz neden islerini kaliteli yapmiyorlar, bunun sorumlulugunu hissetmiyorlar.

  6. Tezkere hayırlı olsun…400 yıldır Osmanlı hakimiyetinde olan Libya yı yeniden tanıcaz bundan sonra….

    Libya için Şubat’ta düzenlenecek Berlin Konferansı başlayıncaya kadar bölgede geriliminin daha da artacağı kesin…
    Bir yandan, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Tobruk’ta üstlenen muhalif Hafter için bastıracak.
    Şundan emin olabilirsiniz ki Yunanistan’ın başı çektiği bazı AB ülkeleri de desteğini sürdürecek.
    Türkiye’nin bugün başını çektiği ülkeler de BM’nin kabul ettiği, uluslararası meşruiyeti bulunan Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ayakta kalması için bastıracak.
    Sonuçta Tezkere geçti… Toy kuruldu… Kararlar alındı…Komutan kimse biat edilir… Hayır mı şermi yaşayıp hep birlikte göreceğiz…Allah vatanımızın milletimizin yanında olsun inşallah…

    • Libya’ya giderken 400 yıldır Osmanlı hakimiyetinde kalan Yunanistan’a da bir uğrasak diyorum. Bence Reis bunu da planlamıştır kesin. Hadi hayırlısı. Hatta Libya’dan komşusu Mısır’a uzanıp darbeci Sisi’ye de haddini bildirmek lazım. Haklısın komutan kimse biat edilir, bakalım Erdoğan’ın bir de komutanlığını görelim.

  7. saadet partisi de tezkereye evet demiş.
    – Öncelikle bu ülkenin siyasilerin iki dudağı arasına bırakılamayacağı gerçeği birkez daha tescillendi.
    – Bu, bu ülkedeki ve tabii bütün ülkelerdeki siyasiler için geçerli bir kural.
    – Fakat, özellikle islamcı ve ırkçıların aslında nemenem şey olduğunu, uygun ortamı bulduklarında, ülkeye nasıl zarar verebildiklerinin de, akp-mhp gerçeğinin dışında bir başka örneği.
    – İslamcılık, ırkçılık gibi dayanakları olanların bu ülkeye faydalı iş yapma ihtimali yok.
    – Yani, islamcı partilerden mümkün olduğunca uzağa kaçın. i
    – İlave, islamcılardan mümkün olduğu kadar kaçın.

      • olabilir ama genel merkezi tezkereyi desteklediğini açıklamış.
        1- Ayrıca da, bütün bir topluluğun siyasilerin iki dudağının arasından çıkacaklara mahkum olmaması gerekiyor. çünkü alınan kararlar milyonları ilgilendiriyor ve milyonların, özellikle önemli konularda kararlara katılımının yolunu bulmak gerekiyor.
        2- Davranış, düşünce ve duygularının temelinde akıl ve mantık yerine duygu ve alışkanlıklar olanların biryerde sapıtma ihtimalleri çok yüksek.
        – bu durum sol için de, milliyetçiler için de, islamcılar (veya dinciler) için de geçerli bir kural. Çünkü temel noktası akıl ve mantık değil.
        – kaldı ki, davranışlarının temeli akıl ve mantığa dayalı olanların da hata yapma ihtimali var.

        • Hamza, bütün memeliler hisleriyle yani duygularıyla hareket eder, aklıyla değil, özellikle de insan..! Cehalet ne büyük bir özgüvendir…

  8. öncelikle sayın F.K.T. nin aydınlatıcı yazıları için teşekkür ederim. bugün güzel yorumlar var.
    – ben, çok özel durumlar hariç (kurtuluş savaşımız gibi) savaşın, hiç bir ülkenin milli çıkarı olduğunu düşünmüyorum.
    – bu düşüncem, güçlü devletler açısından da geçerli.
    – hatta amerika için bile geçerli. nitekim, amerikanın ırak, afganistan, vietnam savaşlarına kabaca bir bakış bile, bu gerçeği yeterince ortaya kor.
    – burda, “öyleyse amerika niçin bu kadar savaşın içinde?” diye soranlar olacaktır. hallı bir soru.
    – ancak amerikanın ülke olarak kayıpları olurken, amerikalı silah şirketlerinin ve bazı büyük firmalarının, bu savaş ekonomisinden muazzam karlar elde ettiklerini görürüz.
    – yani, sonuç olarak:
    – savaştan bir milli çıkar yok, fakat savaştan çıkarı olanlar var.
    – bu durum, her ülke için geçerli.
    – savaş; insanların ölümüne, ömür boyu sakat yaşamasına, çoçukların ölümüne, annesiz-babasız kalmasına, insanların insan gibi yaşaması için kullanılması gereken binaların, yolların, köprülerin yıkılmasına, tarlaların, ormanların harap olmasına neden olur.
    – Savaşta kullanılan konvensiyonel bombaların etkileri bile 10 yıllarca toprakta kalıyor. Tarım ürünlerine, yeraltı sularına geçiyor. Sonraki nesillerin hayatlarını bile karartıyor.
    – insanların yaşaması, bebeklerin mamaları, hastaların tedavisi, çocukların iyi eğitim alarak hem kendi ülkesine hem de bütün insanlığa daha iyi hizmet edebilmesi, evine ekmek götüremeyen babaların iş bulabilmesi için harcanması gereken kaynakların, insanların mahfı için kullanılması anlamına geliyor.
    – Yukardaki kötülüklerin de ötesinde, öncelikle düşmanlık, hele de savaş boyutuna varan düşmanlık, insanların insani duygularını öldürüyor, düşmanlıklar, savaş bittikten uzun yıllar sonra bile ortadan kaldırılamıyor. İyi insanı hedefleyen dinin mensuplarının savaşı savunması dinlerine ihanettir. çünkü, savaş iyi insan yaratmaz, savaşlar kötü insanlar yaratırlar. ahlaksız, vahşi, insani duygulardan uzak, başkalarına kötülük yapan insanlar yaratırlar.
    – Yukarda saydığım bütün bu gerekçeler nedeniyle, ömrü savaşlarda geçmiş olan ve savaşın ne kadar kötü birşey olduğunu, bizzat yaşayarak bilen atatürk, ülkenin savaştan uzak durmasını istemiş, türkiye cumhuriyeti ve bütün insanlık için, “yurtta sulh, cihanda sulh” şiarını benimsemiştir.
    – kan ve düşmanlıktan makam, mevki ve taptıkları maddi kazançları elde edenler ile başkalarının acıları üzerinden (aslında kendi acısı da olabilir), şeref kazanacağını uman kompleksli kişiler için yukardakilerin bir önemi yok.
    – Zaten bunlar, savaş çığlıkları atarken, diğer taraftan bedelli askerlik yaparlar, yakınlarını torpil yapıp, savaştan uzakta askerlik yaptırırlar.
    – Bütün bu gerçekleri de es geçiyorum.
    – Libyada, türkiyenin anlaşma imzaladığı ve yanında savaşa katılacağını açıkladığı kesim, kaybedeceği kesin olan güçler. Bunu görememek mümkün değil.
    – Bu nedenle; kaybedeceği kesin olan ata oynayanlar;
    1- Ya bahis şirketinin adamıdır,
    2- Ya babasına düşmandır, babasının malını mülkünü bitirmeye çalışıyordur,
    3- Yukardaki heriki şık da geçerlidir.

  9. Doğu Perinçek’in Vatan Partisi’nin memuru Tayyip Erdoğan (“Ey yüzde 1 bile oy alamayan marjinal partinin şaşkın lideri! Sen nasıl olur da benden bu şekilde söz edersin!” diye esip gürleyemediği sürece, “Bunun bizde 38 adet yolsuzluk kaseti var” diyen Perinçek’e dönüp tek söz söyleyemediği ve avukatlarına Perinçek aleyhine hakaret davası açtır(a)madığı sürece, aksine, süt kasesini devirmiş kedi gibi sus pus olduğu sürece, T. Erdoğan benim için Perinçek’in memurudur) ve çakma AK Partisi’nin ucuz milliyetçilik gösterilerine halkın karnı tok.

    Yığınlar, Erdoğan’ın kirli çıkınında kendileri için zamdan, işsizlik, adam kayırmaca, lumpemlik, batan şirketler, iflasa sürüklenen esnaflar, vıcık vıcık bir gösterişçilik, insana kusma hissi veren hamasi bir milliyetçilik-çakma İslamcılık bulamacı dışında bir numara çıkmayacağını biliyor ya da seziyorlar.

    Kanal İstanbul, yerli araba, Libya. . . Bunların insanların gerçek yaşantılarıyla ve gerçek sorunlarıyla ilinitisi yok. Milyonlarca insanın bir aydan diğerine giderek derinleşen sorunları için ağzından tek söz çıkmayan bu siyaset esnafının ucuz milliyretçiliğini halk yer mi? Sadece, “yemez” değil, “yemiyor”.

    “Nerden biliyorsun? Sen halk mısın da oturmuş halkıın ne düşündüğü konusunda ahkam kesiyorsun?” diye heyheyleneceklere, MAK Danışmanlık’ın aylardır sürdüregeldiğim iddialarımı destekler görünen son anket çalışması sonuçlarından haberdar olmalarını öneririm:

    AK Parti seçmenlerinin yüzde 40’ı yeni partilerin kurulması gerektiği fikrinde.

    AK Parti seçmenleri dahil, halkımızın “Başkanlık Sistemi”ne desteği ne oranda?

    Yarin bir seçim olsa oyunu AK Parti’den yana kullanacağını söyleyen seçmenlerin yüzde oranı ne?

    Meraklısı bulsun göz atsın. . .

    2020 yılında yapılacak erken seçimlerde Erdoğan ve partisini ilkin ağır bir yenilgi, ardından da dağılıma ve halk eliyle tasfiye bekliyor.

    Bir yıl kadar önce (ve bugün hala) başkanlık sistemi ve başkan güzellemesi yapanlar, kendileri çalıp kendileri söylüyor. Halkın ezici çoğunluğuna göre ise, bu başkanlık sistemi denen garabetin şimdiden ‘şeyi’ çıktı.

    Siyaset esnaflığı ve Perinçek memurluğu ile buraya kadar -ben söylemiyorum, halk söylüyor. . .

    • MAK ın son anketi:
      Araştırmaya katılanlara ilk olarak “Yarın seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz?” sorusu yöneltildi.
      Bu soruya yanıt verenlerin yüzde 38’i AK Parti derken yüzde 24,4 ise CHP’den yana görüş belirtti.
      Sizce neden ???
      Kim kör ? burada yazan kendini çok akıllı zanneden herkesi Ahlaksızlıkla yaftalayan hamzagiller mi
      Yoksa böylesi sıkıntılara rağmen halen AKP den ümidini kesmeyen halk mı ?

      • AK Parti’nin yüzde 38’lik oyu en az üç şeyi açıkça ortaya koyuyor, Ahmet Bey:

        (1) Erdoğan ve AK Parti oy kaybediyor, CHP olduğu yerde sayıyor.

        (2) ‘Öylesi sıkıntılara rağmen halkın AK Parti’den ümidi kesmediğini söyleyemeyiz. Ortada Saadet Partisi seçeneği olmasa, sadece AK Parti ve CHP olsa, ben de ehven-i şer der, oyumu AK Parti’ye verirdim. Kuşkusuz bu 38’lik seçmen gurubu içinde ümidini koruyarak da bu partiye oy veren milyonlarca insan var. Ama, tümünün ümidini ve inancını koruduğunu söyleyemeyiz. Aksi olsaydı, AK Parti seçmen kitlesi içinde yüzde 40 “Yeni partilerin kurulması gerekiyor” demezdi. (Aynı araştırma sonucuna göre, yeni partilere ihtiyaç olduğu kanaatinin en yüksek olduğu seçmenler AK Parti seçmenleri, ikinci sırada HDP geliyor.)

        (3) Tayyip Erdoğan, sadece sıradan değil, aynı zamanda başarısız bir siyasetçi. Bir kitle partisi olarak (benim de heyecanla desteklemiş olduğum) AK Parti’nin başarılarının sonucu olan büyük desteği aldı, bugün halkın sadece 1/4 kadarının desteklediği bu başkanlık sistemi garabetiyle ve kurduğu otoriter rejim ile partinin oylarını yüzde 38’lere kadar düşürdü. Daha iki yıl ölmadı halkın sisteme onay vermesinin üzerinden geçen süre. Durum ortada. Alın kişisel çıkarı nereye işaret ediyorsa oraya dönenen kemiksiz siyaset esnafı Erdoğan’ın elinden milliyetçi hameseti ve cıvık cıvık İslamcı pozlarını, elinizde hiçbir şey kalmaz.

        Böyle olduğu için yakında gidiyor zaten.

  10. Çatışma ihtimali olan denizaşırı bir bölgeye asker gönderme tezkeresinin düşünülmeden verilmiş bir karar olma ihtimali yok. Bunun askeri ve siyasi sonuçlarının iyice hesaplandığını düşünüyorum. Karar çıkmış artık. Bize düşen şey askerimizin moralini bozacak türden eleştirilerden mümkün olduğu kadar uzak durmaktır. Allah kahraman ordumuza yardım etsin. Yolları ve bahtları açık, ömürleri uzun olsun. Amin

  11. MEHMET TEZKAN’IN ÖZETLEDİĞİ GİBİ “…Suriye gibi, Suriyeliler gibi, dış dünyada yalnızlık gibi, işsizlik gibi, yüksek enflasyon gibi, piyasalardaki durgunluk gibi, eğitimin tel tel dökülmesi gibi, yargının adalet dağıtmaması gibi, düşünce özgürlüğünün kelepçelenmesi gibi, sivil toplumun etkisiz hale getirilmesi gibi, toplanma, gösteri ve yürüyüş hakkının Anayasa kitapçığında kalması gibi, medyanın büyük çoğunluğuna tek tip elbise giydirilmesi gibi Türkiye’nin devasa meseleleri…” varken, doğru dürüstten vazgeçtim silah sanayin ve teknolojin yokken sağa sola efelenmek, asker yollamak DON KİŞOTLUK’tur

  12. Doğu Perinçek’in memuru Tayyip Erdoğan dahil olmak üzere, oğlu damadı, kuzeni görümcesi çürük raporu ya da bedelli sayesinde askerlik hizmetinden yırtmamış bakan ve milletvekili zor bulursunuz. Bunların tam listesini yayımlamamı ister misiniz?

    Gelip burada “Gerekirse elimize silah alır ordumuza gönüllü yazılırız!” diye üfürenler ne ise, bunların yüzde sıfır bilmem kaçlık ulusalcı-faşist Vatan Partisi’nin gönüllü memuru da o.

    Çoğu yoksul gencin kanı üzerinden ucuz kahramanlık taslıyorlar.

    Kurulmuş yıllardır Fransa’nın göbeğine, Türkiye güzellemesi döşeniyor H. Gayret. Bırak sen eline silah alıp Libya’lara gitmeyi, tası tarağı topla da onca yıldır kendine mesken tuttuğun (ama her fırsatta kendince aşağıladığın) Avrupa’dan memlekete göç.

    Yer mi?

    • Sn.bernar biladerim yeni yılınız kutlu olsun! İnşallah yeni yılı layıkıyla ve en güzel şekilde karşılamışsınızdır. Bu arada kedicikleriniz ne alemde; lena ve memo da umarım yeni yıla neşeyle ve sevinçle girmişlerdir. Thailanddaki bambu villanın terasından gece yarısı havai fişekler patlatırken hayvancıkları da korkutmamışsındır umarım. Keşke bi fırsat çıksaydı da şu meşhur acılı zencefilli çorbanızdan içmeye gelseydik oralara, hani şu ortasında köz parçalarıyla servis edilenden… neyse, sen ve kediciklerinin keyfi yerinde olsun da kısmet bakalım… mösyö biliyorsun bizim yorumcu uğurla nurdan ablanın da hep iddia ettikleri gibi zaman zaman kişilik yarılması veya nöbetteki elemanların iş bilmezliğinden ötürü ufak tefek yanlışlıklar ya da yanlış anlamalar da olabiliyordur, sen aldırma, hallederiz yani… yalnız bu askerlikle ilgili savlarına, attığın iftiralara da sen biraz dikkat etsen iyi olur, bu konuları daha önce de anlattık burda… biz kimsenin avukatı değiliz, askerliğimizi de yaptık, bedelli askerlik yapanlar da bu vatanın evladıdır, yanlış bakıyorsun..! Çürük çarık raporu derken de biraz duyarlı ol; engellisi bile sembolik de olsa askerlik yapan bir milletiz biz..! Senin bahsettiğin asker kaçakları eski türkiyenin siyasi ve bürokratik kodamanlarıyla birlikte tarih oldu; biliyorsun babacanın bakan olduğu dönemde amcaoğlusu erkut dağda şehit oldu, kayırmacılık yok yani… eski türkiyede gen.kur.bşk.nın oğlu pkk nın iki numaralı yöneticisinin oğluyla kucak kucağa fotoğraflanmıştı hatırlarsan; geçti o karanlık günler, sen de sevin..!

      • Allah beni ve bu ülke insanlarını o eski rejimle bir daha sınamasın, H. Gayret Bey. Sevincim ve huzurum odur ki, Perinçek’in gönüllü memuru Tayyip Erdoğan o karanlık Türkiye’ye kişisel bekası için kapı açtı, ama insanlatımız bu numarayı gördü ve o kapıyı kapatıp kaldığı yerden devam etmek üzere yeni kitlesel partisini kuruyor. Ben de size ve herkese mutlu ve sağlıklı bir yıl diliyorum. (19 yaşımdan beri, sevgili babacağımın vesile olmasıyla, ne yılbaşı, ne yaşgünü, ne kurban bayramı kutlarım. Kutladığım tek bayram, toplumda barış ve sevgi iklimine katkıda bulunduğu için, şeker bayramı)

  13. H. Gayret için not: Alaycılıktan espriye varıncaya kadar her şeye evet. Ama, bir yorumcunun hiç yazmadığı bir şeyi geçmişte yazmış gibi gösterip (bunu da daha inandırıcı kılmak için o hiç yazılmamış ifadeyi tırmak içinde aktarmak) o yorumcu hakkında yorumlara son zamanlarda veya arada bir göz gezdiren insanlara belli bir kanaat edinmeye kışkırtmak, ahlak dışı, düşkünlük ifadesi, dahası, fikir düzeyinde baş edemeyip belaltı vuruşlarıyla bir yere varma çabası olarak bu yorum sayfalarından uzak tutulmalı.

    Tırnak içine alarak bana atfedilen “Çok büyük kanlı altüst oluşlar” ifadesi bir uydurmaca. Daha önce de iki kez bu kurnazlığa yeltenildi.

    Bu çiğ ve düşkün kurnazlığa son verileceğini umuyorum. . .

  14. AKP VE MHP vekilleri iradelerini genel başkanlarının ellerine teslim ettiler.O vekillerden bir halt çıkmaz.İradeleri biat altında.Gönülleri hayır dese de ,ağızları genel başkanlarına daima evet der.

    • Sanki Chp hayır diyenler genel başkanına biat etmiyor….var mı Chp de evet diyen….Onlar da grup kararı almadı mı… Sana göre Bunlardan da bir halt çıkmaz…. Kapatalım gitsin meclisi…

  15. AKP’li kefencelier iyi savaşır reis bizi afrine götür sonra bedelli yap yine savaşan sizin gibi çakma vatansever olmaz merak etmeyin size kalmaz gerekeni biz yaparız bı bildiğiniz geri reis başka bir şey yok

  16. Evet, başkomutan kimse doğal olarak yetki ve sorumluluk ondadır. Allah devlete millete zeval vermesin; böylesi kritik bir dönemde iyi ki eski türkiyenin suya sabuna dokunmaz kıytırık yöneticileri yok! Elalem akdenizi parselleyip etrafımızı kuşatırken onlar birbirlerinin kafasına anayasa kitapçığı veya kültablası fırlatıyor olurlardı…

  17. Libya’da onlarca örgüt grupları vardır. Türkiye asker gönderse bile sahaya sürmeyecektir. Ya büyük elçilik binasında tutulacak ya da askeri bir üs tahsis edilecek.

  18. Libya haritasının son durumuna internetten bakınca şunu görüyoruz. General Halife Hafter Akdeniz sahilinin %60’ına ve ülke genelinin %70’ine hakim durumda. Erdoğan’ın anlaşma yaptığı taraf ise Akdeniz sahilinde %40 ve Libya genelinde %10 kadar bir toprağa egemen gözüküyor. Hafter’i Rusya, Fransa, Mısır ve Suudi Arabistan destekliyor. Ulusal Mutabakat Hükümeti için BM tarafından tanındığı için meşru deniyor fakat BM bunu muhalif tarafın da onayını alma şartına bağlamış. Fakat onlar bunu yapmayıp parlamentolarında azınlıkta olmalarına rağmen, ilk dönem kurulan Devrim Hükümeti yetkilidir diyerek devam ediyorlarmış.

    Şimdi bu bilgiler ışığında Türkiye-Libya MEB anlaşması ne anlama geliyor, tekrar değerlendirelim derim. Anlaşma yapılan taraf Libya’nın %10’una hakim ve Libya’da bir iç savaş yaşanıyor. İlan edilen MEB haritasının tüm Libya sahillerini kapsamaması da tam bir garabettir. Ayrıca Türkiye ile Mısır Akdeniz’de karşı karşıya . Mısır ile neden ortak MEB anlaşması yapmıyoruz? Erdoğan sadece İhvancılar (Siyasal İslamcılar) ile anlaşabiliyor da ondan mı. Böyle milli politika olur mu?

    – Türkiye ; Suriye, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmelidir. Libya’da ise taraflar arasında arabulucu olup kesinlikle iç savaşın bir tarafı olmamalıdır.
    – BM deniz hukuku sözleşmelerine göre, bir ülkenin kıta sahanlığı ilan edilmesine gerek olmayan tabii bir haktır.
    – Suriye’de Türkiye’nin haklı olduğu aşikardı ve bu nedenle büyük ölçüde amacımıza ulaşabildik. Libya’da ise haklı olduğumuz hiçbir şey yok ve Türkiye fena halde zararlı çıkacağı bir bataklığa çekiliyor.

  19. Çapı 400 deniz mili olan daire şeklinde bir iç deniz ve ortasında küçük bir ada olduğunu varsayalım. Dairenin çevresinde ise 4 tane denize kıyısı olan büyük devletler olsun, (sahillerinin eşit olduğunu varsayalım). Küçük ada ise sahildeki devletlerden birisine ait olsun. Eğer adaların kıta sahanlığı olursa denizin 1/4’ü bu adanın kıta sahanlığı olur. Denizin kalan kısmının 1/4’ü de diğer sahil ülkelerine ait olur. Bu durumda adanın sahibi olan sahil devleti 7/16 paya sahip olurken, diğer sahil devletleri 3/16 paya sahip olur.

    Bu örnekten görüldüğü gibi, ana karadaki bir ülkeye bağlı bir adanın kıta sahanlığı olması akla ve adil bir değerlendirmeye tezat teşkil etmektedir. Bu konuda makul çözümler bulunabilir, bulunamaz ise anlaşma sağlanamayan alanlarda karşı ülke de çalışma yapamaz ve Türkiye bunu sağlayacak güce sahiptir. Zaten ne Türkiye ne de Yunanistan deniz altındaki petrol veya doğalgazı çıkaracak bilim-teknolojiye sahip değildir (Rusya ve Çin bile bu durumda). Uluslararası petrol şirketleri de bu çatışmalı alanlara girmez. Kısacası ya anlaşırsın yada iki taraf da yararlanamaz.

  20. Adaların kıta sahanlığı tartışmalı bir konu ve çoğu zaman olduğu gibi ülkeler ve menfaat grupları kendi çıkarlarına göre yorumluyor. Fakat BM sözleşmelerine göre ilgili ülkelerin aralarında anlaşması gerekiyor. Buna göre örneğin Türkiye ile Yunanistan’ın anlaşması çok zor görünüyor. Türkiye, Libya’daki yönetimlerden birisi ile anlaşarak Yunanistan’ın adaları ile kıta sahanlığını genişletmesini önlemeye çalışıyor. Fakat bazı sorunlar var, şöyle ki:
    1) Türkiye, sadece kendisi tarafından tanınmış olsa da, bir ada devleti olan KKTC ile MEB anlaşması yaptı. Bu durumda Yunanistan’ın adaların da kıta sahanlığı olduğu tezine dolaylı destek vermiş oldu.
    2) Türkiye KKTC ile geçici bir anlaşma yaptığını ilan edebilirdi. Şöyle ki, GKRY (BM’in tanıdığı Kıbrıs Cumhuriyeti) eğer doğal gaz gelirlerinden Türk kesimine hak ettiği payı verir ise yapılan anlaşma yürürlükten kaldırılır, aksi takdirde yapılan anlaşma geçerliğini sürdürür. Böylesi medeni ve adil bir yaklaşım tepki çekmezdi.

    • Yanlışı düzeltelim. Bilmiyorum kasıtlı mı yapıyorsunuz yoksa yanlış mı anlıyorsunuz.
      Yunanistanın tezi adaların kıta sahanlığı olduğu fakat türkiyenin bunu kabul etmemesine rağmen KKTC. ile yaptığı anlaşmanın bu iddiasını kendi çürüttüğü nü söylemek bu durumda anlamsızdır.

      Doğrudur söylem bu şekildedir. Fakat Türkiyenin KKTC ile yaptığı anlaşma bu tezini çürütmez. Çünkü Türkiye bir ülkenin ana karası dışında ki adalarının kıta sahanlığı olamayacağını savunur. Fakat dikkat edilmesi gereken nokta şudur “Kıbrıs adası kim kimi tanımış olursa olsun herhangi bir devlete bağlı bir ada değildir. Başlı başına bir ülkedir yani bir ANAKARA dır.” Ki Türkiyenin tezi aslında dünyadaki bir çok müzakerede hakim görüş olarak savunulmuştur. Yunanistan ve bizim ülkemizdeki “Türkiyenin karşısında kim hangi savı söylerse onu tutan kafa” dışında pek savunanı yoktur. Lahey kararlarında bile türkiyenin savı desteklenmektedir. Tekrarla Kıbrıs adası bağımsız bir devlettir. İster ada ister yarım ada Kara suları vardır. Velev ki adanın tamamı rumların olsa bile. sanırım anlaşılmıştır. israrla okuma yazması olmayan birine göre yazdım ki yanlış anlaşılmasın diye. tabi okuma yazması olan birine yazarak anlatılmaz onu gözden kaçırdığından değil. Başka kelime yazmayı nahoş bulduğundan ironik biçimde yazdım.

      • Doğrudur, Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız bir devlettir ve ‘anakara’ muamelesi görür. Fakat KKTC sadece Türkiye tarafından tanınmaktadır ve orada Türk askeri vardır. Bu durumda söylemeye çalıştığım şeye benzer bir durum ortaya çıkıyor. Türkiye kendisine ait bir ada toprağı ile MEB anlaşması yapmış gibi oluyor. Bu nedenle uygun gördüğüm bir çözüm önerisinde bulundum. Zira bu tür tartışmalı durumlar uluslararası görüşmelerde aleyhinize kullanılabiliyor.

  21. Libya’yı yada hükümetini değil, ulusal çıkarlarımızı ve yapılan MEB anlaşmasını korumak için gerekirse bin değil onbin şehidi göze almaya değer.
    Davet eden olursa 44 yaşımda gönüllü gitmeye de ölmeye de değer gördüğüm bir konudur bu anlaşma.

    • Mustafa beye katılıyorum, atalarımız bizler için gözünü kırpmadan yürümüş allahüekber dağlarına; çok şükür bugün o günkünden daha da güçlüyüz, vatanı korumazsak gelecek nesillerin yüzüne nasıl bakacağız? Gavur afakımızı sarmaya uğraşıyor..!

      • İlk defa doğru, kimseyi karalamayan kutuplaştırmayan, herkesin desteklediği şeyleri söylemişin ha gayret. Mevzuu vatan ise gerisi teferruattır ha gayret.

      • Babamın babasının babası Suriye cephesinde şehit; tarih:11 mayıs 1918.
        Trablus ve Suriye cephelerinde komutan olan Atatürk o savaşların kazanılamayacağını öngörüyordu.Sonuca bakalım:Suriye gitmiş…Yüz sene sonra,sıkışmış Türkiye topraklarına da beş milyona yakın Suriyeli sığınmış…Ve her yerde ortalık sütliman, asayiş de berkemal…

        Babamın annesinin babası tek çocuğu olan babaannem kundaktayken savaşa gitmiş;nerede düştüğü belli değil.Ben senin daha bugün andığın Allahuekber dağlarında olduğunu tahmin ediyorum;hani şu kurşun atmadan kazandığımız Sarıkamış Cephesinde.Sonuca bakalım:Ben bakamıyorum H.Gayret,bi zahmet sen söyle!O savaşın bizim adımıza kazanımları neydi ki?

        Ve bugün:Torun terörist yaftasını yemiş.H.Gayret gibilerde ise keyifler keka…Getirisi ne olduğu belli olmayan hiçbir zaman içinde olmayacağı akıbeti meçhul bir sefere ilişkin vatan,millet,kahramanlık edebiyatı yapmak bedava nasıl olsa.

        Neler yapmayız ki şu vatan için,H.Gayret?kimimiz şehit olur,kimimiz de hainlere saydırdığı nutuklar atar ve memleket için olmayacak rüyalara yatar senin gibi,değil mi?Allah akıl,fikir versin!Daha ne diyeyim!

        • Dedelerin esaslı adamlarmış…Allah mekanlarını cennet eylesin…Böyle dededelere, kimin kim olduğunu ayırt edemeyen böyle torunlar….Sen bi özür dikemedin daha…

          • Sayın başbuğum müsaadenizle ben de bi izahatta bulunayım; şimdi uğur arkadaş bizi ikiz zannediyor ya, hani ben size benzetiliyor olmaktan memnun olduğum için kendisine bi itirazım yok ama sizin bu özür talebinizde de sonuna kadar yanınızdayım! Yani elemandan benim bir hak talebim yok ama bana benzetilmeniz hususunda inşallah bi kusurumuz olmamıştır..?

          • H.Gayretim, benim özür dilemesindeki amacım! Savunduğu yanlış algı ve fikri ısrar etmesi…İnsanoğlu yanılır, yanlış yapar. Ama yanlışında ısrar etmesindeki inat nedir…özür diler biter…Yoksa H.Gayretime benzetilmek benim için onurdur…. Senin ve benim yorumlarımızda direk bir şahsa hakaret iftira yorumları yok… Karşılıklı takılmalar var… Sen usta ben ancak çırak olurum…Selamlar kardaş

  22. 2003 yılındaki 1 Mart tezkeresi, meclis iç tüzüğündeki yurt dışına asker göndermek için nitelikli çoğunluk(oturuma katılanların değil üye tam sayısının salt çoğunluğu-o gün itibariyle 276) öngören maddeye dikkat edilmediği için “yanlışlıkla” reddedilmişti.
    Dönemin Adalet Bakanı Cemil ÇİÇEK te önce tezkerenin kabul edildiğini açıklamış, muhalefetin iç tüzük maddesine dayanarak itirazı üzerine bu kez tezkerenin reddedildiği açıklanmıştı.
    O zaman Allah korumuştu.
    Yanlışlıkla verilen bu karara dayanarak AKP kendini özellikle Avrupa ve Orta Doğu’ya barış elçisi olarak lanse edebilmişti.
    Tezkereye red oyu veren AKP milletvekillerinden çok azı(kamuoyunda desteği çok-özgül ağırlığı olanlar) dışında 2007 seçimlerinde tasfiye edilmişlerdi.

  23. BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre denize kıyısı olan bir ülkenin karasularından (12 mil) itibaren 200m derinliğe kadar olan deniz alanları veya 200 mil kadarı (hangisi büyükse) o ülkenin kıta sahanlığını oluşturuyor. O ülke bu alandaki deniz altı maden ve petrol-doğalgaz kaynaklarını işletme hakkına sahip oluyor. Tabi denizin karşısında başka bir ülke varsa ve aradaki mesafe karasularından itibaren 400 deniz milinden az ise ortada buluşacak şekilde adil bir harita çiziliyor. BM sözleşmelerine göre kıta sahanlığını ilan etmek gerekmiyor. Kıta sahanlığı bir ülkenin doğal hakkı kabul ediliyor. Fakat diğer ülkelerin de benzer hakları olacağı için bir sorun yaşanmaması bakımından kıta sahanlığı haritalarının yayınlanması tercih ediliyor. Diğer yandan kıta sahanlığı bir deniz altı kullanım hakkı olup ülkenin bir parçası değildir. Dolayısıyla başka ülkelerin deniz/hava seyrüseferine ve deniz altından fiber optik kablolar veya petrol-doğalgaz boru hatları çekmesine engel olunamıyor.

    Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ise kıta sahanlığından farklı olarak denizdeki canlılardan yararlanmak (balıkçılık) ve deniz üstünde suni adalar (su ve rüzgar enerji tesisleri) v.b. yapma hakkı da veriyor. Suni adaların sadece 500 m karasuyu olabiliyor. Münhasır ekonomik bölgenin ilan edilip BM’ye onaylatılması gerekiyor, kıta sahanlığı gibi kendiliğinden kazanılmış bir hak oluşturmuyor. MEB ile yeraltından kablo ve boru geçişi yasaklanamıyor (kıta sahanlığı gibi). Görüldüğü gibi MEB’nin kıta sahanlığından farkı özellikle balıkçılıkla ilgilidir diyebiliriz.

    Kıta sahanlığının belirlenmesinde adaların ve kayalıkların durumu ise tartışmalı bir durumda. BM bu sorunun ilgili ülkelerin arasındaki anlaşmalar ile belirlenmesini öngörüyor. Yunanistan ile aramızdaki kıta sahanlığı sorunu adalardan kaynaklanıyor.

  24. Son yıllarda TSK’da yapılan değişikliklerle beraber Türkiye çeşitli yerlere asker gönderiyor. Libya’ya gönderilecek askerler zorunlu vatani hizmetini yapanlardan olmayıp meslek olarak askerliği seçen kişilerden olduğu için sadece ailelerinin umrunda olacaklardır. Savaş kararını alıp, insanları savaşa sürenler savaşmayacaklar nasıl olsa.

    • Adem bey profesyonel ordu ya da özel ordu bizde farketmez; ordu her zaman türk milletinin ordusudur, savaş da vatan savaşıdır. 1dolarlıklarla sıvışıp giden mankurtlardan bir beklentimiz yok; biz atalarımız gibi savaşmak zorunda kalırsak savaşırız, kaçmayız..!

      • AKP’li kefencelier iyi savaşır reis bizi afrine götür sonra bedelli yap yine savaşan sizin gibi çakma vatansever olmaz merak etmeyin size kalmaz gerekeni biz yaparız bı bildiğiniz geri reis başka bir şey yok

      • Bir halk türküsünde, “Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir.” der. Savaşmak zorunda kalma kararını verenler ve onların oğulları önden buyursun!

  25. tezkere geçerse haydi reis bizi afrine götür diyenlerle kefenle karşılama yapanları ve devlet ricalinin çocukları ve torunlarının gönüllü gitmek için askerlik şubelerine başvuru yapmalarını bekliyoruz.

  26. Erdoğanın tek bir derdi var oda seçim kazanmak.
    Bu oylamada zaten yakında yapılacak olan erken seçim kazanma oylaması.

    Bari bilalide komutan olarak gõndersin, her ne kadar askerlik yapmasada en azından ok atmasını biliyor.

    Kaddafı õldürüldüğü zaman, Libyada kurulacak ilk hükümette bakan olmak için Kanadadan bir libyalide gideçekti, eşi benim komşuya vedalaşmaya gelmışti.
    O zaman ben o hanıma şõyle demiştım.
    Desene Libyayi şimdiden kabilelere bölmuşler.
    Kadında kocaside Tam bir geri zekali idiler.O adam kendi kendini dahi yönetecek bilgiye sahip değildi.
    Adam daha Kanadada iken onu bakan yapmıştılar.

    Birilerinin koltuğnu korumak uğruna olan hayatları kararan gariba ana kuzularına oluyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız