Türkiye’nin ‘değerli yalnızlığı’ ve bunun önümüze çıkardığı ek sorunlar…

48
Reklam

Ülkemizin uluslararası arenada giderek yalnızları oynadığı bir ortamdan geçiyoruz. En yetkili ağızlar da bu durumu kabullenip adını da koymuş bulunuyor: “Değerli yalnızlık”.

Okuyalım:

“Bazen bazı değerleri tek başınıza savunmak durumunda kalırsınız. Eğer buna yalnızlık demek icap ediyorsa, bu değerli bir yalnızlıktır.

“Değerli yalnızlık tabirini iki manada kullandım. Birincisi; tarihte bazen öyle anlar gelir ki, dünyanın darbelere, katliamlara sessiz kaldığı bir ortamda siz tek başınıza doğrunun yanında yer alırsınız. Müttefikleriniz ve diğer ülkeler sizin yanınızda yer almıyor diye değerlerinizden, ilkelerinizden vazgeçmezsiniz. Aslında bu yalnız kalmak değil onurlu bir duruş sergilemektir.

“İkincisi; bu ifadeyi ‘değer-temelli’ olmak anlamında kullandım. Yani değerlerinizi savunmak uğruna gerekirse tek başınıza ve yalnız kalmayı göze alırsınız. Bu dünyadan kopmak değildir. Böyle bir tercihle karşı karşıya bırakıldığınızda hem ulusal çıkarlarınız hem de uluslararası siyaset açısından doğru olan ilkelerinize bağlı kalmaktır. Eğer bu sizi diğerlerinden farklı bir yere konumlandırıyorsa bu ‘değer-merkezli bir yalnızlıktır’ ve bizatihi değerli bir pozisyondur.” 

(Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı Dr. İbrahim Kalın)

İsterse değerli olsun, çok acele bu yalnızlıktan kurtulmamız gerekiyor. 

Diplomaside haklı olmak yetmeyebiliyor; önemli olan haklılığınızı başkalarına da kabul ettirebilmektir.

Reklam

Türkiye’nin son yıllardaki bütün dış politika tercihlerinde haklı olduğunu iddia etmek güç; ancak daha da güç olan bir görüntü ortada: Haklı olduğumuz durumlarda da bir-iki ülke dışında haklılığımızı kimse teslim etmiyor.

Avrupa’da, ABD’de, Körfez’de durumumuz

Avrupa Parlamentosu sürekli Türkiye aleyhine kararlar alıyor. Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bir süre Parlamenterler Meclisi başkanlığını yürüttüğü Avrupa Konseyi de öyle. Birkaç gün sonra toplanacak Avrupa Birliği (AB) zirvesinden geniş kapsamlı yaptırımlar çıkarsa şaşırmayacağız; çünkü Avrupalı yetkili isimler böyle bir muhtemel gelişmeyi haber verip duruyorlar…

Körfez ülkelerinden bazılarında, sözgelimi Suudi Arabistan’da, Türk mallarına boykot yaygınlaşıyor; belli başlı malların ithaline kısıtlama da getirdi Suudi hükümeti.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) daha da ileri gitti ve vatandaşlarına vize verilmeyecek ülkeler listesine şu yakınlarda Türkiye’yi de kattı. O listede yer alan 13 ülke şunlar: İran, Suriye, Afganistan, Pakistan, Somali, Libya, Yemen, Cezayir, Kenya, Irak, Lübnan, Tunus ve Türkiye…

“Mallarımızı almazsa almasınlar, BAE’ne gidemezsek ne olur ki” diye düşünebilirsiniz. Sorun mal satmak veya istenmediğiniz ülkeye gidememek değil; sorun, Türkiye’ye ters bakışın yaygınlaşması…

Donald Trump da ABD’ye başkan seçilir seçilmez bazı Müslüman ülke vatandaşlarına seyahat yasağı getirmişti. Öyle bir liste içerisinde yer almak ister miydik?

Haklı olması gerekmeden dış politikasını belirleyebilecek ülkeler var. Ekonomisi güçlü ülkeler bunlar ve kurallara her zaman uymaları gerekmeyebiliyor.

Reklam

Nüfusu kalabalık ülkeler de bir dereceye kadar rahat hareket edebiliyorlar. Çin mesela. Hindistan da öyle… 

Kalabalık nüfusa sahip olmadıkları halde vatandaşlarına iyi eğitim veren, demokrasisi sağlam, o sayede ekonomileri güçlenen ve kural koyabilecek duruma gelmiş ülkeleri de biliyoruz: AB ülkeleri yanında AB üyesi olmadığı halde güçlü oldukları kabul edilen İsviçre ve Norveç gibi ülkeler…

İsrail hakkında Birleşmiş Milletler örgütünün aldığı düzinelerce kınama kararları var. Aldırıyor mu? Onun gücü nereden geliyor?

Yunanistan ile takıştığımız konular oluyor; çoğunda Türkiye’nin haklı olduğu insaflı yabancılar tarafından bile kabul ediliyor. Ancak, işte görüyoruz, her seferinde Yunanistan haklı, Türkiye haksız ilan edilebiliyor.

Nedir İsrail ile Yunanistan’ın bu özel durumları?

Mutlaka başka unsurlar da vardır, ancak bu iki ülkenin dikkatlerden kaçmasını istemediğim bir yönüne özellikle dikkat çekmek isterim: Her iki ülke güçlü ülkelerden destek almayı biliyorlar…

Yunanistan AB üyesi ve uydusu durumundaki Kıbrıs’ın Rum yönetimi de öyle. Diğer 26 ülke, kararlar oybirliğiyle alınabildiği için, kendilerini onların arkasına takılmak zorunda hissediyorlar.

Hepsi bu kadar değil.

ABD’de son yapılan seçimde altı Yunan asıllı Amerikalı Temsilciler Meclisi’ne üye seçilmeyi başardı. Richard Nixon’un başkanlık yarışında başkan yardımcısı olarak yanına aldığı Spiro Agnew Yunan asıllı bir politikacıydı. Yeni seçilen başkan Joe Biden’in basın müşaviri olarak atanacağını duyurduğu Jen Psaki de Yunan asıllı.

“Pompeo neden hep Yunanistan’ı tutuyor” diyenler ve Türkiye’ye son ziyaretinde yalnızca Patrik Bartalameos ile görüşmesine şaşıranlar, Pompeo’nun eşinin Yunan asıllı ve Ortodoks Kilisesi’ne bağlı olduğundan habersiz görünüyor.

İsrail Avrupa’dan destek bulabiliyor; ABD’de de her gelen başkanın özel ilgisi sayesinde güçlü görünmeyi ve o gücü kullanmayı biliyor.

Bunda da güçlü devletlerde önemli görevlerde bulunan kendisine yakın bildiği insanların varlığından yararlanıyor.

Haftalık Jewish Chronicle dergisi son sayısında İngiltere başbakanı Boris Johnson’un önemli konumlara yaptığı atamalardan birini şöyle duyurdu: “Bir zamanlar Kibbutz’da inek sağıyordu, şimdi Boris Johnson’un başbakanlık müsteşarı”… 

Donald Trump dönemi sayesinde İsrail’in gücü daha da arttı. Joe Biden geldi diye durum değişir beklentisi içerisinde olanlar var. Özellikle İsrail’le ilişkiler konusunda fazla bir değişiklik olacağını sanmıyorum

Trump’ın kızı bir Musevi Amerikalı ile evliydi. Damat Jared Kushner ABD başkentini Kudüs’e taşıma projesinin ve Körfez ülkelerini İsrail ile barıştırmanın mimarı oldu. 

Yeni dönemde görev verileceği açıklanan isimler arasında İsrail’in kendisine yakın bilecekleri çok. Katolik Biden ve yardımcısı Hint-Jamaika asıllı Kamala Harris de ailevi bağları sayesinde İsrail’e yakınlık duyacak kişiler…

İsrail gazetelerinin yandaş olanlarında çıkan haberler Netanyahu’nun yeni dönemde de sırtının yere gelmeyeceği sevincini yansıtıyor.

Yunanistan ve İsrail haklı olarak kendilerine sıcak bakacak insanların başka ülkelerdeki konumlarını önemsiyorlar. Onlardan aldıkları güç ülkelerinin gücünü artırıyor çünkü.

[Arab News gazetesinde dün yayımlanan Sinem Cengiz imzalı bir yazıda Türkiye’nin İsrail ile arayı düzeltmek için gizli görüşmeler başlattığı ileri sürülüyor.]

Peki ya Türkiye?

‘Değerli yalnızlık’ bu alanda da kendisini belli ediyor.

Türk vatandaşları başka ülkelerde önemli konumlara gelsinler diye bir özel gayret ortalıkta görünmüyor. Hatta zaman zaman kendi çabalarıyla yaşadıkları ülkelerde önemli konumlara gelen Türklerle takışıldığı bile oluyor.

Almanya’nın en zengin 100 kişisi arasında yer alan ve firmalarının değeri 25 milyar dolara ulaşan Uğur Şahin – Özlem Türeci çiftinin varlığından, bütün dünyanın merakla beklediği korona aşısını ürettikleri için haberdar olduk.   

Olduk da ne oldu? ABD, AB üyeleri, İngiltere, İskandinav ülkeleri aşıyı onlardan alırken, biz Çin aşısını denemeye karar verdik.

Dış düşmanlara ihtiyaç yok, biz bize yetiyoruz.

ΩΩΩΩ

Reklam

48 YORUMLAR

  1. Bir papazın dediği gibi
    Haçlılar namsunuza dokunmaz
    Güneydeki sevgili ülkeye güvenirsek
    sorun kalmaz.Hem biz değerli yanlışzlığımızdan kurtuluruz
    hemde güvenilir oluruz merak etmeyin.
    Ne İsrail ile ne AB ile ne Mısır ile soru kalmaz.
    Verin kurtulun Beyaz efendiler il e arayı düzeltin.

  2. Fehmi bey in tesbiti yerinde.”biz bize yeteriz.”
       En son, hukuksuz yere gemimizi ararlar, içerdekiler Türkiye haksız der, Yunan medyası bayram yapar.
          Azerbaycan kendi öz topraklarını kurtarmaya çalışır, içerdekiler Türkiye cihatcı  gonderiyor silah gönderiyor diye yaygara yaparlar.
              Nato Türkiye den hava savunma silahlarını çeker, Amerika patriotları vermez. Ruslardan S400 alınır. İçerdekiler almamak lazım Türkiye Nato dan çıkıyor diye yaygara yaparlar.
         Ayasofya tartışmasında da aynı tipler ‘Burası müze olarak güzeldi, çok geliri vardı, ortak mirastı’.derler.
         Dogu Akdeniz de niye yokuz derler. Var olduğumuzu görünce bu sefer ne işimiz var derler. Batıyla ters düşmeyelim derler.
        Libya nın resmi hükümetiyle anlaşırız, Ne işimiz var Libya da derler.
          Ege de Akdeniz de hakkımız olan mavi vatanı savunuruz. Komşularımızla aramız bozuluyor derler.
    Mavi marmara olayında israilin yaninda dururlar.
    Türkiye İşidi darma duman eder. İçerdekiler Turkiye İşide yardım yapiyor derler.
    Türkiye Suriye halkina yardim elini açar, bunlar Türkiye cihatçılara yardim yapiyor derler.
      Suriye de Fransizin Amerkanin israilin oluşturmaya calistigi Terör koridorunu yerle bir ederiz. Ne isimi var Suriye de. Misak ı milli sınırımıza çekilelim derler.
      Katar da Somali de Sincar ın yakınında üsler kurulur. Mehmetçik oralarda ölüyor derler.
      Pandemi döneminde dünya yıkılırken, sadece Türkiye yıkılıyor diye yaygara koparırlar.
      Hastaneler, yollar, havayollari, ihalar, sihalar, yerli ve milli yazılımlar hızla artar. Ne gerek var bunlara israf derler, millet aç aç derler.
    Yatırım yok derler Katar la anlaşmalar yapılır. Ordu satılıyor derler.
    Milletin demokrasiyle getirdiklerine dikdatorlukle yonetiliyoruz derler.
    Seçim isterler, seçimle ilgili çalışma yapmazlar, ögretmenleri ayrıştırırlar, milleti ayrıştırırlar.
    Darbe girişimlerine tiyatro oynanıyor,  Adalet yok diye yaygara koparırlar.

    En son da bu yalnızlık meselesi. Bir argüman üretmeye çalışıyorlar. Bu bahsettiğim sıfatlara uyan tiplerin ortak özelliği hep aynı argüman üzerinden aslında niyetlerini anlatmaya çalışıyor ve yalnızlık kavramı üzerinden gidiyor.
    Türkiye’yi yalnız kalmakla nitelendiren insanların bu yalnızlığın aşılması konusundaki önerileri ne? Mısır, İsrail, Yunanistan ile anlaşmak. 
    Tamam anlaşalim ama onların isteğini yerine getirerek değil,  çıkarlarlarımız örtüşüyorsa anlaşalım.

    Türkler bu toprağa ayağını bastığı günden beri şehit vermediği gün yok. Böyle bir coğrafyada seni yaşatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye, yalnız değil tek başınadır. Tek başına olmakta bir tercihtir.
    Baktılar o eski Türkiye yok. Yavaş yavaş anlaşmaya gelirler. Sonuçta sömürge özgeçmişleri buna musait.
    Yalnızlık bize biçilen bir yaftadır. İçerdekiler dışarıyı yağlamaktadirlar. 
      Biz bize yeteriz.

    • 1) “Gemimizde arama yaparlar, içerdekiler Türkiye haksız der, Yunan medyası bayram yapar.”
      İçerde kimse Türkiye haksız demez. Kimse bayram yapmaz. Gemide haksız, hukuksuz, habersiz arama yapılmışsa karşılığını verir, hesabını sorarsın.
      2) “Azerbaycan kendi öz topraklarını kurtarmaya çalışır, içerdekiler Türkiye cihatçı gönderiyor, silah gönderiyor diye yaygara yaparlar.”
      İçerde kimse öyle yaygara yapmaz. Azerbaycan milli bir meseledir. Siyaset üstüdür.
      3) “Nato Türkiye’den hava savunma silahlarını çeker, Amerika patriotları vermez. Ruslardan S-400 alınır. İçerdekiler almamak lazım Türkiye Nato’dan çıkıyor diye yaygara yaparlar.”
      Kimse Türkiye Nato’dan çıkıyor diye yaygara yapmaz. Türkiye Nato’dan çıkmaz zaten. Türkiye’nin Nato’dan çıkmasını söyleyen biri iyi niyetli ise salaktır, kötü niyetli ise haindir. Türkiye’nin Rusya’dan füze alması yanlıştır. Füze Çin’den alınmalıydı. Rusya Nükleer, Doğal Gaz ve Füze konularında yanlış adrestir.
      4) “Ayasofya tartışmasında da aynı tipler ‘Burası müze olarak güzeldi, çok geliri vardı, ortak mirastı’ derler.”
      Ayasofya’nın zamanlaması yanlıştır. Zamanlama da çok önemli bir şeydir.
      5) “Doğu Akdeniz’de niye yokuz derler. Var olduğumuzu görünce bu sefer ne işimiz var derler. Batıyla ters düşmeyelim derler.”
      Kimse öyle şeyler söylemez. Mısır’la aramızın bozuk olması için sebep yoktur. Ama bozuktur. Bu nedenle Mısır ve Yunanistan yakınlaştılar. Erdoğan politika nasıl yapılır bilmediği ve çenesini tutamadığı için Dış Politikada pek çok hata yapıldı. Erdoğan çenesini tutmalı, dış politika dikkat ve itina ile dizayn edilmelidir. Söylenen budur.
      6) “Libya’nın resmi hükümetiyle anlaşırız, ne işimiz var Libya’da derler.” Öyle şeyler demezler. Dünyanın her ülkesinde her zaman işimiz vardır.
      7) “Ege’de, Akdeniz’de hakkımız olan mavi vatanı savunuruz. Komşularımızla aramız bozuluyor derler.” Kimse öyle şeyler söylemez. Trollerin zırvalarıdır bunlar. Ege ve Akdeniz’de Yeni Türkiye, Eski Türkiye’den farklı politikalar izlemiyor.
      8) “Mavi Marmara olayında İsrail’in yanında dururlar.” Kimse hiçbir olayda İsrail’in yanında durmaz. Bu olayda İsrail’in yanında duran Erdoğan olabilir. Mavi Marmara’ya hitaben “Kime sordun, kimden izin aldın oraya giderken” demişti Erdoğan.
      9) “Türkiye Işid’i darma duman eder. İçerdekiler Türkiye Işid’e yardım yapıyor derler.”
      Türkiye Işid’i nerede, ne zaman darma duman etti? İstihbarat Teşkilatımız, Işid’ten 49 rehineyi kurtardı. Işid’e yardıma gelince… Diğer ülkelerin Işid’le münasebeti neyse bizim de o kadardır. Işid’e çok fazla yardım edersek başımız belaya girer.
      10) “Türkiye Suriye halkına yardım elini açar, bunlar Türkiye cihatçılara yardım yapıyor derler.”
      Kimse öyle bir şey demez. Türkiye 200 yıldır göçmen kabul ediyor. Bizim coğrafi kaderimiz budur.
      11) “Suriye’de Fransızın, Amerika’nın İsrail’in oluşturmaya çalıştığı Terör koridorunu yerle bir ederiz. Ne işimiz var Suriye’de. Misak-ı milli sınırımıza çekilelim derler.”
      Kimse öyle bir şey demez. Suriye’de tarafımızdan yerle bir edilmiş bir terör koridoru yoktur. Suriye’de bizim desteklediklerimiz savaşı kaybetti. Rusya’nın desteklediği Esad kazandı. Rusya bize bir de “veda busesi” verdi. İdlib’e Rusya’nın düzenlediği hava saldırısında 34 şehit verdik. (Resmi tarih 34. Gayr-i resmi tarih 150.)
      Bunun üzerine Erdoğan esip gürlemedi. Putin’in ayağına gitti. Putin, Erdoğan ve ekibini loş bir odada bekletti. Rus televizyonu bizimkiler beklerken ekrana kronometre koydu. Putin bizimkilerden birine “bana bi çay kap getir” der gibi bir el hareketi yaptı. Epey bir aşağılandık yani. Erdoğan gıkını çıkaramadı.
      12) “Katar’da Somali’de Sincar’ın yakınında üsler kurulur. Mehmetçik oralarda ölüyor derler.”
      Kimse öyle şeyler söylemez. Buralarda şehit verdiğimizi hatırlamıyorum. Afganistan’da şehit verdik. Türk askerinin yurtdışı görevleri bu iktidarla başlamadı.
      13) “Pandemi döneminde dünya yıkılırken, sadece Türkiye yıkılıyor diye yaygara koparırlar.”
      Öyle yapmazlar. Herkes Pandemiyi, mücadeleyi ve aşıyı yakından takip ediyor. Yaygara koparan yok. Doğru bilgi edinmeye çalışanlar var.
      14) “Hastaneler, yollar, havayolları, ihalar, sihalar, yerli ve milli yazılımlar hızla artar. Ne gerek var bunlara, israf derler, millet aç aç derler.”
      Kimse öyle bir şey demez. Hastaneye, ihaya, sihaya kimse laf etmez. Ama Saraya eder. İşte ediyorum: Saray israftır ve İslam ahlakında yeri yoktur. Sen de dürüst ve namuslu biriysen böyle bir cümle kurabilirsin. Mehmet Akif “Siz gidin saffet-i İslam’ı Japonlar’da görün!” demiştir. Saf (bozulmamış, gerçek) İslam Japonlar’da. Saf olmayan da bizde. Bunu Japon Sarayı ile Erdoğan’ın sarayını kıyaslayarak ta yapabilirsin. Veya Necip Fazıl’ın İbrahim Ethem’ini okursun ve Saray’da yaşayan birinin Allah’ı var mıdır yok mudur kararını verirsin. Tabii fikir namusun varsa!
      15) “Yatırım yok derler Katar’la anlaşmalar yapılır. Ordu satılıyor derler.”
      Satılma kelimesini bir kişi kullandı. Sonra düzeltti. Perinçek’in hâlâ TC vatandaşı olması ve oğlunun da Dışişleri Bakanlığı’nda olması bana göre satılmışlıktır. Sana gör nedir? Buna lafın var mı?
      16) “Milletin demokrasiyle getirdiklerine diktatörlükle yönetiliyoruz derler.”
      Öyle. Demokrasi ile, düşünce ve ifade özgürlüğü ile derdi olanlar kim? Erdoğan ve AKP. Bu yüzden parlamenter demokrasiye son verildi. Bu yüzden medya bitirildi. Bu yüzden hukuk bağımlı. Bu yüzden ekonomide sıkıntılar var.
      17) “Seçim isterler, seçimle ilgili çalışma yapmazlar, ögretmenleri ayrıştırırlar, milleti ayrıştırırlar.”
      Milleti ayrıştıran kim? “Bu ülkenin asıl sahipleri biziz” diyenler kimse milleti ayrıştıranlar onlardır. Mesela Yusuf Kaplan böyledir. Kılıçdaroğlu’dan “Alevi bir kardeşimizdir” diye söz eden Erdoğan da birleştirici değil ayrıştırıcı bir siyasetçidir.
      18) “Darbe girişimlerine tiyatro oynanıyor, Adalet yok diye yaygara koparırlar.”
      Mehmet Eymür “15 Temmuz darbesi bana ciddi bir darbe olarak gözükmüyor” diyor. Sen konuya ciddiyetle eğildin mi? Eğildinde mi tiyatro olmadığına karar verdin?
      19) “Türkiye’yi yalnız kalmakla nitelendiren insanların bu yalnızlığın aşılması konusundaki önerileri ne? Mısır, İsrail, Yunanistan ile anlaşmak.”
      Bu yalnızlığın aşılması akılcı politika ile mümkün. Yani Erdoğan çenesini tutacak. Saraydan inecek. Parlamenter demokrasiye geçilecek.
      20) “Türkler bu toprağa ayağını bastığı günden beri şehit vermediği gün yok. Böyle bir coğrafyada seni yaşatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye, yalnız değil tek başınadır. Tek başına olmakta bir tercihtir.”
      Eğer böyle bir tercih varsa yanlıştır. Türkiye’nin dış politikada yalnız veya tek başına olması normal bir durum değildir. “Dostları arttırıp, düşmanları azaltmak” doğru tercihtir.
      21) “Baktılar o eski Türkiye yok. Yavaş yavaş anlaşmaya gelirler. Sonuçta sömürge özgeçmişleri buna müsait. Yalnızlık bize biçilen bir yaftadır. İçerdekiler dışarıyı yağlamaktadırlar.”
      Bu ve benzeri boş ve kem sözler geride kalmalı. Bu iktidardan kurtulduğumuz gün bu olacak ve rahat bir nefes alacağız inşallah. O zaman Yeni Türkiye lafının bir anlamı olacak. Akıl, fikir ve zihin açıklığı dilerim.

      • Ergon arkadaş “Akıl, fikir ve zihin açıklığı dilerim.”dilemiş; amin cümlemize!
        “Suriye’de bizim desteklediklerimiz savaşı kaybetti. Rusya’nın desteklediği Esad kazandı.”demiş;
        hayatınızda kaç savaş kazandınız ya da kaybettiniz?
        “Yaygara koparan yok. Doğru bilgi edinmeye çalışanlar var.”
        Emin misiniz?
        “Kimse öyle bir şey demez. Hastaneye, ihaya, sihaya kimse laf etmez. Ama Saraya eder.”
        Nerede yaşıyorsunuz?
        “Saray israftır ve İslam ahlakında yeri yoktur.”buyurmuşsunuz;
        Aklınızda bulunsun, tc devleti şeriatla değil anayasaya göre yönetiliyor!
        “Veya Necip Fazıl’ın İbrahim Ethem’ini okursun ve Saray’da yaşayan birinin Allah’ı var mıdır yok mudur kararını verirsin.”
        Kimin nesi vardır yoktur karar vermek, ne senin ne de adıgeçen zevatın haddine değildir!
        Tc devlet başkanını türk halkı seçer; seçerken de kalbini yarıp içine bakmayız!

        • sn.h.gayret ibrahim ethemin sarayı vardı ama ipek çarşafların atlas yorganların arasında ALLAH arıyosun ya nidasını duyunca tahtı sarayı ihtişamı zenginliği terk ediverdi.itibardan tasarruf olmaz demedi.
          hayatının sonunda doğduğu yere döndüğünde yaptırdığı camide bile konaklamasına izin verilmedi.sığındığı bir hamamın külhancısına hayatında hiç kabul edilmedik bir duan var mı diye sorunca o da bir tane o da yaşarken ibrahim ethemi görmek henüz o nasib olmadı dedi.ibrahim ethem de sen öyle mübarek bir kulsun ki Rabbim ibrahim ethemi tacından tahtından sarayından eder süründürür süründürür ve senin duan kabul olsun diye karşına getirir der.bu böylemi olmuştur bilinmez ama kaynaklar böyle yazıyor.
          ne yazık ki bugün ömeri dilinden düşürmeyenler ömer olmak şöyle dursun o ne yapmışsa tam tersini yapmakta ibrahim ethem olmak ise enaniyet gurur kibir kaplamış yürekler için pek mümkün değil.
          Evet kimsenin kalbini yarıp bakamayız.Ancak peygamberler için bile kullanılması mümkün olmayan bir ifadeyi haşa Allahın bütün vasıflarını taşıyan lider dendiğinde bu ifadeyi söyleyene bir insan için bu ifade kullanılmaz itikadi açıdan sakıncalıdır denmesi gerekmezmeydi.anlı şanlı ilahiyat ilim adamları diyanet camiası en azından bu cümlenin haddi aştığına dair bir iki kelam edemezmeydi.
          sarayda yaşamayı hak ve itibar olarak görürsen islamı ve dini kitleler üzerinde kullanmayacaksın.
          batı laik yönetimlerin ülkeyi nerelerden yönettiğini hep beraber görüyoruz.
          harcadıkları her kuruşun hesabını soran bir halk var orada hadi hesap vermede görelim bakalım.
          onun için o ülkeleri yönetenler pandemide halka iban no vermediler.
          halkın iban nosu na milyarlarca euro dolar yatırdılar.
          halktan hastalık sayısını gizlemediler.
          aşı anlaşmalarını çok önceden yapıp aşı üretiminin tamamını bloke ettiler.biz çok pahalı çin aşısına muhtaç kaldık.o da gene sürünceme de.nüfusun ancak üçte birine kadar sipariş verilmiş.
          velhasıl bindik bir alamete gedeyoz kıyamete.tünelin ucundaki ışık gün ışığı değil üzerimize son hızla gelen marşandizin ışığı ne yazık ki ray değiştirecek zaman kalmadı.
          görevden affedilen maliye bakanının istifa mektubunun son cümlesinde dediği gibi.Allah sonumuzu hayr etsin.

  3. Türk Milleti mazoşist değil. Kendisine yapılan yanlışlıklardan hiç zevk aldığını düşünmüyorum. Kendisine hizmet etmeyip zarar veren bir yönetimle yollarını ayıracaktır. Kimse vazgeçilmez değildir.

    Daha önce İktidar partisinde Milletvekilliği de yapmış Haluk Özdalga bakın geldiğimiz yerle ilgili Ahval’de ne diyor!

    “Ekonomi ve hukuk beraber çöküyor ama bunun bir boyutu daha var. Türkiye çok ağır bir krizden geçiyor ve bunun üç önemli boyutu var. Bunlar şöyle; ekonomi batakta, hukuk devleti çöküyor, dış ilişkiler çıkmazda. Türkiye çok karanlık bir tünelin içinden geçiyor ve yaşadığı bu bunalımın da bu üç başlık altında ele alabiliriz. Bu üç boyutlu bunalım Türkiye için gerçek anlamda bir milli güvenlik tehdidi. Bu denli yoğun bir bunalım ilk defa yaşanıyor.”
    “Ekonomik göstergelere baktığınız zaman Türkiye’de yedi yıldır üst üste kişi başına düşen gelir geriliyor. Yani yedi yıldır fakirleşiyoruz. Türkiye’nin son 60 yıllık geçmişinde ve Dünya’da böyle bir fakirleşme yok.

    Türkiye’de 2013 yılında kişi başına düşen gelir 12 bin 500 dolar idi. 2019 yılında ise 9 bin dolara düştü. 6 yılda yüzde 28’lik bir düşüş var. Şimdi 2020 yılının sonuna geldik. IMF’nin açıkladığı kesin olmayan verilere göre 2020 yılında Türkiye’de kişi başına düşen gelir, 7 bin 800 dolar. Cari dolar bazında baktığımız zaman yüzde 40’lık bir düşüş var yani fakirleşme var. Doların satın alma gücünde de her geçen yıl eksilme var. Onu da dikkate aldığınız zaman Türkiye yüzde 43 fakirleşti. Bu kadar fakirleşen başka bir ülke dünyada yok. Daha çarpıcı veriler paylaşayım…”

    “Hukuka geçersek, son zamanlarda bir reform tartışması oldu. AKP iktidarı reform yapmazsa iktidarını kaybedecek ama reform yaparsa da iktidarını kaybedecek. Bunu çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla yaptıkları şey şu şimdilik, reform yapıyormuş gibi görünüp yapmamak. Her şey değişiyormuş gibi gösterip hiç bir şeyi göstermemek.

    Ülkelerin hukuk durumunu ölçen kuruluşlar var. Bunlardan biri de ‘Dünya Adalet Endeksi. Bunlar her yıl rapor yayınlıyorlar ve 128 ülke için hukukun üstünlüğü indeksini açıklıyorlar. Bunlar 8 temel ve 44 alt faktör puanlama yapıyorlar. Baktığınız zaman Türkiye’nin durumu felaket, ben kullanacak söz bulamıyorum. O kadar kötü ki, bir kaç örnek vereyim:

    Hükümet erkinin yasama organı tarafından denetlenmesi konusu var. Bu başlıkta Türkiye 117. sırada, en kötü 10 ülke arasında. En kötü kriterimiz bu değil ama daha da kötüleri var. Mesela ayrımcılık, kamu hizmetlerinde veya istihdamda insanlar işe alınırken veya mahkemelerde cinsiyet, etnik kökenine, din, mezhep ve cinsel tercihi, ekonomik ve sosyal durumuna göre ayrımcılık yapılıyor mu? Başlığında Türkiye korkunç bir durumda 127. sırada. Bizden daha kötü olan sadece bir ülke var, o da Afganistan.

    Bu kuruluşu hukukçular ve bu alanla ilgilenenler çok iyi bilir. Çok itibarlı bir kuruluştur ve bu kuruluşun verileri birçok devlet ve organizasyon için en güvenilir verilerdir. Rapora biraz daha yakından bakalım…”

    “Dış ilişkilere baktığımızda da benzer bir çözülme var. Türkiye kurulduğundan beri dış politikaya yön veren en önemli ilke her zaman için, milli çıkarlar olmuştur. Bugün o değişti. Bugün Türkiye’nin dış politikasına yön veren, ideolojik saplantılardır.

    • Mirzabey “Türk Milleti mazoşist değil. Kendisine yapılan yanlışlıklardan hiç zevk aldığını düşünmüyorum.”demiş, doğrudur; 15temmuzda da bunu çok net gösterdi zaten halkımız…

  4. Buradaki yorumcuların kahir ekseriyeti muhalif görüşteki kişilerden oluşmakta. Ben ve bir iki kişi daha olaylara farklı yönlerden bakıyoruz. Yani muhalif değil birilerine göre yandaşız. Oysa bana göre “kimse babamın oğlu değil, siyasetten nemalanan biri de değilim” dolayısıyla vicdanen doğru bildiğimi yada gördüğümü yapıyorum düşündüğümü yazıyorum. Dünden beri Türkiye de ilginç şeyler olmakta. Burada da keza. Aşı ile ilgili yazılanlarda söylenenlere bakınca garip bir durum çıkıyor ortaya. Bir kere Türkiye Almanyada ki aşı ile ilgili almayacağız almıyoruz falan demedi. Aksine onunla ilgili de görüşüyoruz dedi. Görüşme sebebi de muhtemelen çok soğuk sevk zinciriyle ilgili. THY de bununla ilgili hazırlık yapıyoruz dedi. Ayrıca Biontech aşısının iyi Çin yahut Rus aşısının kötü olduğuna dair de kimsenin bir bildiği yok. Hatta dünyada yok. Ama Türkiye de var, niye var acaba. Çünkü birileri o kadar muhalif olmakla meşgul ki Çin aşısını sadece Türkiye devleti yada hükümeti tercih etti diye aşıyı kötülemeye çalışıyor bizim müzmin muhalifler. Anında doktor kesildiler. Aşı uzmanı kesildiler. İngilizler kendi aşılarının bazı aşamalarında cevaplanmadık sorular kaldığından bazı süreçlerin tekrarlanmasını istemişler ama Ama Çin aşısını uygulayacaklarını söylüyorlar. Ama bizim muhalifler de İngiliz aşısı nerde diyorlar.

    Arkadaşlar muhalif gözleriniz görmüyor algılarınız anlamıyor ama dün ülkemizin ilk jet motoru sertifikasyonlarını da tamamlamış olarak bir hava aracına takılmak üzere ilgili fabrikaya teslim edildi. Üstelik hiçbir şeyi yapamaz beceremez dediğiniz hükümetin yönettiği devlet firmasına ait olan fabrikada teslim edildi üstelik daha önce bir helikopteri sıfırdan yapmış uçurmuş olan başka bir devlet fabrikasına. İtibar suikastçıları gerçi yok çalışmadı bilmem ne falan salladılar ama neyse ki daha önce defalarca testlerden geçtiğini herkesle birlikte onlar da biliyor. Üstelik uluslar arası ESA sertifikasyonunu da başarıyla tamamlamıştı. Dolayısıyla bazılarının gözünde yüce olan Avrupa da onayladı.

    Gelelim aşıya, Şu anda ülkemizde birisi 2. faz aşamasında olan 16 aşı çalışması var bunlardan biri de birinci faza başladı. Akdeniz Üniversitesi ikinci aşıyı yürüten kurumumuz da. Birincisi zaten Erciyes Üniversitesiydi. Tamamlandığında (çok acı birşey ama bu yazıyı okuyacaklardan bazıları “inşallah başaramazlar” diyor) dünyada ilk tamamlanan 10 aşı arasına girecek muhtemelen ikisi de. Siz diyorsunuz ki bu kafayla olmaz… Olmayacağından değil siz istemediğiniz için olmamasını istiyorsunuz. Tek derdiniz de Tayyibin yönetttiği ülkenin başarısız olması. Fransa ve Yunanistan la savaşsak onlarında tarafında olacağınızı düşünüyorum. Bunu da düşündüren tayip değil sizsiniz. Bir de yok ülkemizin parası değersizmiş ekonomimiz kötüymüş falan filan. Ne olacaktı ya. Birileri sabote ediyor işte. Burdaki bazı yorumcular ellerinden gelse kesinlikle sabote ederler o çalışmaları. Ekonomiyi de herbişeyi de. Kurtuluş savaşında yapanlar gibi.

    Zaten bir yorumcu da yazmış, şahsını tenzih ederim lakin birileri güçlü diye onların dediği olmaz. Evet şu günlerde onlar daha güçlü duruyor ama niye inanmıyorsunuz ki.. Biz enerji açığımız kapattığımızda zaten dış ticaretimiz de dengelenecek. Haliyle diğer ekonomik sorunlarımız da aşılacak. Bu yolda birilerin hatalar yapıyor olması herşeyi kötü yaptıkları anlamına gelmez. İyi şeyleri görmeyip hep kötüleri anlatırsanız evet dünyadaki en kötü yönetim bizde deriz buna da inanırız. Malumunuz 1960 darbesinde de darbeciler “et balık kurumu tesislerinde kıyma makinalarına atılan öğrencilerin durumlarını araştıracaklarını” beyan etmişlerdi. Evet birileri bunu gerçek kabul ederek o zamanki hükümete neler söylemişler, google a sorun o zamanki gazete manşetlerini size göstersin. Dolayısıyla bu gün de bir çok yalan dolaşmakta ortalıkta muhalifler de bunan gayet inanmış ve onca davranmaktalar. Ya söylediklerinizin, duyduklarınızın, bildiğinizi sandığınız şeylerin bir kısmı yalansa. O zaman ne yapacaksınız ?

    Yarın söyledikleriniz yüzünden bi on yıl sonra pişman olmak da var. Motor demişken bazı söylentilere göre 2-3 ay içinde Altay tankının motoru da monte edilecekmiş. 2022 yılı başında da ATAK2 nin ona özel yapılacak motoruyla havalanması falan. 2023 yılında da yine kendine özel motorla havalanması ve aynı yıl TFX in hangardan piste çıkması.. Ha bir de TOGG otomobili falan var arada.. Bu işler sizi fena bozacak. Valla seçim de 2023 de işe bakın. Kim kazanacak acaba.

    • Sevgili Şerif kardeşim ağzına ve tuşlarına sağlık. Genelde bende hep olaylara olumlu yönden bakarım şuan buna ihtiyacımız var. yapılanları görmemek için kör olmak yapılan yanlışları söylememek için ise ahmak olmak gerekir. Sırf enerjide yapılanları inceleseler bu olay bile muhaliflere yeter. Yerin dibine soktuğumuz Berat bey olmasaydı şimdi karadenizde hamsi avlıyor olacaktık. Sırf şu beş geminin ülkeye kazandırılması bile yeter.
      özet insan HERKESİ KENDİ GİBİ BİLİRMİŞ.

    • Şerifbey güce tapınanların bildiği tek çözüm imf kapılarında kemik yalamak; efendilerinin tek anladığı dil ise sihalarımızın güdümlü füzeleridir!
      Burada etbalık kombinası ve haldeki balık fiyatları üzerinden uluslararası strateji geliştirmemizi öneren züppeler gitsin evinde sarma sarsın; olmadı daha iyi bildikleri bişey, fazla kilolarından veya obezite riskinden nasıl kurtuluruz onu araştırsınlar!
      Evet, hititlerden beri anadolu insanı biraz göbeklitepedir ama türk kadını:
      “Taş memelerinden sütveren tanrıçamız!”

      • İşte tam olarak söylediğim şey bu. Bahsettiğiniz haberde üniversite öğrencileri bir konsep çalışması yapıyorlar. Bu çalışma esnasında bir sürü yeni şey öğreniyorlar. Burdaki yapılmak istenen şey aslında bir arge projesi deneyimi yaşatmaktır öğrenciye. Fakat bu çalışmalar esnasında bir sürü yeni bilgi ortaya çıkar. Örneğin bizim yerli uçak motoru projelerimizde daha önce 7 idi şimdilerde 15 den den fazla polimer geliştirmiş olduk. Ayrıca yine başka bir batarya geliştirme projesinde elektrik depolanabilen pillerde (otomobil ve benzeri piller) enerji harcaması esnasında pilin dengeli azalmasını ve pil ömrünü neredeyse 1,5 katına çıkaran teknolojiyi bir Türk firması buldu patentledi ve ilerde bunu satacak. Henüz o firmanın pil satışı yapmaması bu gerçeği değiştirmiyor. Keza bir Bora füzesini yaparken dünyadaki en iyi katı/kompozit yakıtlı motor teknolojisine ulaştığımız gibi. Ve bu çalışmalar neticesinde bu gün kompozit yakıtı da ürettiğimiz gibi. Sizin yaptığınız -bisiklete binerken düşen çocuğa kızıp onu bisiklete bir daha bindirmemeye çalışmak- gibi birşey oluyor tam burada.

  5. 1-“Yalnızlık Allah’a mahsustur.” Türk atasözü.
    2- İngiltere’de Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. Yani yalnızlıktan kaynaklan problemleri çözmek için.
    3- Kullanılan üslup kişisel yada uluslararası farketmiyor, tamamen itici:
    – Kişisel olarak, Abdullah Gül zamanındaki davaların sayısı ile şimdiki davaların sayısı kişisel iletişim ve ilişkilerle ilgili net bir fikir veriyor.
    – Uluslararası ilişkilerde sıfır sorundan, sırf soruna geldik.
    4- İçinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu, ulaşım ve iletişimin gelişmesi ve değişmesine rağmen değişmemiştir:
    – Şayet iyi yönetim sergileyebilirsek diğer yerlere göre iki kat iyi sonuç alırız. Ülkemizi çekim merkezi yaparız.
    – Şayet kötü yönetim sergilersek diğer yerlere göre en az iki kat kötü sonuç alırız. Ülkemizi çekişme ve çekiştirme merkezi yaparız.

    • Sayın yk, 4.maddede ne dediğin tam anlaşılmıyor biraz açar mısın?

      “4- İçinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu, ulaşım ve iletişimin gelişmesi ve değişmesine rağmen değişmemiştir:”

      “İçinde bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumu” ne demektir bilemiyorum ama kanalprojesi tamamlandığında; oksimoron gibi görünen şu yazdıklarının hepsi gerçekten de değişir…
      Bu seviyesizlikle muhalefet de ancak bu kadar olur!

      • Sn h gayret önce CDS i öğren. Sonra diğerlerini öğrenirsin.
        Bu cümleden söylenenin ötesinde yorum çıkarmaya yüz yıl uğraşsam bunu yapamazdım.
        Sadece Türkiye’nin coğrafi konumuna vurgu yapıyorum.

        • Sayıkn yk, ülkemizde ulaşım ve iletişim gelişmiştir mi diyorsun? Buna rağmen coğrafi sınırlarımızda bi değişiklik olmadı mı diyorsun? Ya da böyle bir değişim yaşanmamış olması iyi bişey midir yoksa kötü müdür? Aslında güney sınırlarımız biraz genişledi sayılır, karabağ kurtarıldı, elde var libya; kanalprojesiyle “coğrafyanın jeopolitik konumu” da değişecektir haliyle:)

          • Ulaşım ve iletişim gelişmesi nedeniyle kıyıda kenarda ülke kalmasa da Türkiye merkezdeki ülkelerden biridir demek istiyorum.
            Yazımı okuyan 1000 kişiden 999 u bunu anlar.

  6. 5-6 yıl öncesine kadar Almanya’da çervremdeki insanların büyük bir çoğunluğu Türkiye’ye sempati ile bakardı. Türkiye yöneticilerinden Avrupa Birliği ülkelerine ve yöneticilerine karșı kullanılan agresif üslub bu durumu tersine çevirdi. Türkiye‘deki insanların Avrupa’ya bakıș tarzı da benzer olsa gerek. Televizyon kameraları önünde yıllardır yabancı devlet adamlarına karșı kullanılan üslub meyvelerini veriyor. Avrupa’daki politikacılarda kararlarında sokaktaki insanların düșüncelerini dikkate alırlar.

    Son örnek, Erdogan’ın Macron’a söyledikleri:
    “Macron Fransa’nın başına beladır. Macron ile Fransa çok tehlikeli bir dönemi yaşıyor. Temennim odur ki, bir an önce Macron belasından Fransa kurtulsun. Aksi takdirde sarı yeleklilerden kurtulamayacak. Bu sarı yelekliler daha sonra kırmızı yeleklilere dönüşebilir”

    Macron’un cevabı:
    “Ben saygıya inanıyorum. Siyasi liderler arasında hakaret iyi bir yöntem değil”

    Diplomatik üslubtan uzaklașmıș olmanın Türkiye’ye çok ağır bir bedeli olacak…

    • Sn,Almanyalı! Erdoğan’ın derdi cebi ve mevkisi.
      Onun, hiçbir zaman Türkiye diye bir derdi olmadı ve olmazda. Onu dünyanın ve Türkiyenın başına! Allayıp pullayıp saranlar Perinçek giller olduğu için, onlar nederse bu onu yapar.
      Çine ve Rusyaya tek bir laf ediyormu?

      • Nurdan Hanım,
        Almanya’da Uygurlara yapılanlara karşı medyada ve siyasette sık sık sesler yükselir.

        Filistine en ufak saldırıda yerinde olarak sesini yükselten Cumhurbaşkanı Erdoğan‘nın Uygurlar konusundaki sessizliğini ve nedenini bütün dünya biliyor.

    • SN Almanyalı Macrona sordunuz mu LİBYA da ne aradığını Suriye de ne aradığını Merkel e bir soruverin PKK ya silah vermek mübah Türkiye sınırda harekat yapınca gelsin ambargo
      Çharlie hebdo peygamber efendimize hakaret edince fikir özgürlüğü ,ama Fransız bakan için karikatüre toplatma kararı . Uyanın avrupanın çifte strandardını görün artık . Göya terörle mücadele ediliyor İşid i kim kurdu , Talibanı kim yetiştirdi .: Uygar batı öyle değil mi.Bunlara karşı çıkınca tuuu kaka oluveriyorsun. Bu mu adalet bu mu fikir özgürlüğü bu mu demokrasi. Buysa söyleyecek tek kelime yok. İstikalal caddesinde dolaşın bakalım günde kaç kere ÇAN SESİ duyarsınız . Ya siz ALMANYADA HİÇ EZAN SESİ DUYDUNUZ MU ?????

      • Yazdığım konu agresif üslub.

        Kimin ne dediği veya hangi ülkede ne olduğu konusuna gelince; duyan sağırlardan ve gören körlerden hiç olmadım.

        Ezan ve kilise çanları konusunu daha önce de yazdınız. Konuyu saptırmak için sizce galiba her şey mübah.

  7. büyük balık, küçük balığı yer.
    küçük balık haklıdır ama bunun ona hiç faydası olmamıştır.
    haklının değil, güçlünün dünyasında yaşamaktadır.
    iki yıl kadar önce kudüse gitmiştim, orada gördüklerimi yazmak istemem. çaresizliği ve ezilmişliği anlatmak kolay değil çünkü. güçlü devlet ile haklı devlet arasındaki farkı görmek isteyenler mutlaka gitmeliler.
    onları lafla savunmanın hiç ama hiç faydası olmadığı gerçeği de görülür belki.
    bir insanın erdemini korumasının yani çıkarlarını korumasının
    tek yolu kimseye muhtaç olmamaktan geçer, yani ekonomik olarak bağımsız olmasından. ülkelerinde öyle.
    GSMH kişi başı 2011 de 11,700 dolardan, 2020 de 7,500 dolara düşürülmüş bir ülke,
    2011 de tek haneli işsizlik rakamları genç nufusta % 27 lere çıkmış bir ülke,
    merkez bankası swap işlemleri çıkartıldığında net rezervlerin ekside olduğu bir ülke,
    çıkarlarını korumakta zorlanır.
    ekonomisini çevirebilmek için dışardan borç almak zorunda olan, borcunu kaynakları ile değil yine borç alarak ödeyen, üretim değil, tüketim ekonomisine sahip bir ülkeyiz. bu bizi başkasına muhtaç duruma getirir.
    haklı olmak bir şey,
    güçlü olmak başka bir şeydir. kendi kaynaklarınızı har vurup harman savurduğunuz için, mevcut paranızı israfa harcadığınızdan her geçen gün fakirleştiğiniz için haklılık güçlülerin dünyasında gittikçe sakilleşen bir artistikten öteye geçmiyor nihayet.
    yalnızlık değerli olabilir, hiç itirazım olmaz, hele süslü cümlelerle savunuluyorsa
    ama içinde bulunduğumuz durum değerli olmaktan çok uzak maalesef.
    uluslararası çıkarlarımızı savunmayı güçlü bir ekonomi ile neden destekleyemediğimizi tartışmak gerekir, yoksa haklarımızı savunmamak zaten bir konu olamaz, durumu çarpıtmak olur.

    • Hanımefendi “uluslararası çıkarlarımızı savunmayı güçlü bir ekonomi ile neden destekleyemediğimizi tartışmak gerekir” diyerek zaten tartışmayı açmadan kapatmış gibi görünüyor ama yine de bir iki çift söz söyleyebiliriz heralde?
      Uluslararası çıkarlarımızı savunabilmek için güçlü bir ekonomiye sahip olmamız gerektiği muhakkak; bunun için daha zengin fakat güçsüz/küçük ülkelerle de işbirliği yapıp askeri ekonomik anlaşmalar ve alışverişler yapıyoruz ama size bir türlü yaranamıyoruz!
      Nasıl ki sular seller gibi ingilizce bilmek yeri geldiğinde “one minute!” demeye bile yetmiyorsa; dünyanın en zengin ülkesi de olsanız, sihaları üretip uçuramıyor veya er meydanına çeri çekip ordu yürütemiyorsanız, işbankasındaki “tasarruflarınızla” da en fazla üç ay dayanabilirsiniz…
      Şimdi “değerli yalnızlık artisliktir” demek de biraz durumu çarpıtmak olmuyor mu?
      Leydim,

      • çingene gibi kapı kapı gezmeden duramıyorsun değil mi?
        ama, sözünde durmayana adam denmez,
        adam denmeyene, söz söylenmez.
        hayatta başarılar sayın gayret.

        • Hanımefendiyi kızdıracak ne yapmışım ki burnundan soluyor? Alınacak bi durum varsa o başka… yazdıklarımla ilgili görüş belirtmeyin ya da görmezden gelin diyorsanız olur ama eleştirmeyin diyorsanız orda durun! Hanımefendinin paylaşımlarıyla ilgili verdiğim sözde bi değişiklik yok ama angajman kurallarını güncellemek istiyorsanız ben hazırım. Yalnız yukarda da belirttiğim gibi gerçeklere aykırı yalan beyan ve tahrik edici ifadeler kullanılırsa, ya da doğrudan devlet büyüklerimize, milli iradenin seçtiklerine yönelik karalayıcı ve yaralayıcı ithamlarda bulunursanız spürgenin topuzunu gösteririm, ona göre.

          • Ekonomi ne halde
            Milli irademi kaldı?!!
            Diplomasi bilmeyen
            Yine zayıf not aldı!

            İkna kabiliyeti yok,
            Olur olmaz rest çeker!
            Vatan millet sakarya
            Yumurtayı hakeder!

            Madem yalnız kalmışız,
            Birleşsin Azerbaycan,
            Birleşmeğe müsait,
            Onlar bizimle bir can

            Ikibin yirmi üçte,
            Ortak gelecek paktı
            Olacak en iyi iş bu!
            Gelmiştir bunun vaktı!

            Kafa kafaya verin,
            Düşünün bu işi derim,
            Birlıkten kuvvet doğar,
            Gerisi Allah Kerim!

        • aslına bakarsanız adamım da vatan millet sakarya savunması yapıyorum diyormuş, devlet büyüklerini, milletin seçtiklerini korumak armudun iyisi, üzümün çöpü, süpürgenin topuzu, merdanenin sapı şaklabanlığına kalmış.
          ben de kızarsam yumurta atarım, ona göre.

  8. Avrupada top koşturan gurbetçi çocukları devletbaşkanı erdoğanla fotoğraf çektirdiler diye başlarına gelmeyen kalmamıştı; şimdi bu almanyadaki tıpçılarımızla da bi görüşelim desek, ürettikleri aşıyı da kendilerini de –70 derecelik konteynerlerin içine koyup gönteriverirler anavatana!
    Efendim?
    Fotoğraf çektirmesinler mi?
    Gurbetçiye sahip çıkalım mı çıkmayalım mı?
    Haşhaşiler mi?
    Onlara da sahip çıkarız da, vermiyorlar ki!!!

  9. Uğurbey dünyadan haberin yok konuşuyorsun:
    “Birleşmiş Milletler (BM) 75. Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır, yeni görevine bugün başladı.” 15.09.2020

  10. Perinçek 140journos isimli bir siteye konuşmuş, belgesel yapmışlar.
    Perinçek belgeselde AK Parti ve MHP ile aynı gemideyiz sözüne kadar kendisi hakkındaki bütün merak edilenleri yanıtlıyor.
    Böyle de bir durum var. Ne yapar, ne beklersin?

  11. Dış düşmanlara gerek yok biz bize yetiyoruz. Milletin vergileri ile belli bir birikim edinmiş, yetişmiş insanları, en verimli zamanlarında şucu bucu diye, yüzüne tükürmeye değmez yalakaların fişlemesi ile kapı önüne koyup, masum oldukları ortaya çıksa bile hakları iade edilmediği sürece hepimizin sıkıntılarının bitmeyeceğini ifade edeyim. Zaman bunu gösteriyor/gösterecek.
    Körfez ülkelerinin boykotu konusunda tepedekilerden biri (sonradan katılan) “gülüp geçiyoruz” demişlerdi. Biz gülemiyoruz, bir lira dahi ihracat artsa seviniyoruz. Tabi bu arada taşınmazların (özellikle toprak) satışı hariç.
    Bir başka tabloyu da Yeni Asya Gazetesinden Sayın Mehmet Kara bugünkü yazısında özetlemiş (bir kısmını aşağıya alıntıladım). Gül de geç vecdanın müsade ediyorsa…
    “18 yılın sonunda gelinen noktada, adalete güven yerlerde, işsizlik hat safhada, ülkede ekonomik kriz var… Türkiye, Uganda’nın 99. sırada olduğu “demokrasi endeksi”nde 167 ülke arasında 167. sırada. Yine Türkiye basın özgürlüğünde ise 157. sırada…

    Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi’nce yapılan araştırma sonucuna göre; Türkiye en çok beyin göçü veren 24’üncü ülke. İyi eğitimli 100 gençten 59’u yurt dışına gidiyor. 100 gençten 73’ü yurt dışına gitmek istiyor. Gidenlerin yüzde 78’i geri dönmek istemiyor.
    18 yıla meğer ne çok şey sığdırmışız”
    Kaçış rampası olmayan, yokuş aşağı giden kamyon gibi. Dilerim uygun bir yer bulur da kazasız durur…

    • Cemil bey sorması ayıp bu “Türkiye en çok beyin göçü veren 24’üncü ülke. İyi eğitimli 100 gençten 59’u yurt dışına gidiyor.” dediğiniz gençler nerde yetişiyorlar? Tc meb okullarından yetiştiklerini söyleyebilir miyiz? Eğer öyleyse; türkiyenin eğitim seviyesi yükseliyor olabilir mi? Yoksa sadece yurtdışına gidebilenler ya da firar edenler iyi eğitimli de; geri kalanı soma sığırcığı mı?

  12. Yanlışlığa kılıf bulmak kolaydır. Gerçekleri anlayıp algılamak biraz zaman alabiliyor. her kafanın içine girmek için yırtınan, fakat zorla olamayan bu meret, bizi rahat bırakmıyor.
    İkibin yıl bu taraftan, binyıl da önceden bilginin tecrübenin üzerine birde doğudaki bilgileri hüp diye zulalayınca bir getirisi olacak elbet.
    Sen bu kadar bilgiye rağmen senin bilgili, alim vatandaşı nı gitmesin diye ugraşmak yerine, yabancıya çalışan hemşerini seyrediyorsun sadece gıpta ederek.
    Peki biz de onlar gibi olmak için birşeyler yapsak olur mu?
    Dedikleri gibi yapsakta olmaz. Çünkü taklit! Olur. Çakma olur. Sırıtır. Seni sarayın soytarısı diye alaya alırlar.
    Prenseslerinide alsan bu zihniyeti kıramazsın. Sultan Süleyman devri bitti.
    Öyleyse!?
    “Onlar gibi eğitim alıp, onlar gibi düşünebilmeyi öğrenecek, oyunu kuralına göre oynayacaksın.”
    Onlar gibi düşünürsen onlar gibi olursun.Onlar gibi olmak, seni onlardan biri yapmaz.
    Onlar gibi düşünürsen sende mutlaka bir fikir bulacaksın.
    Zaten sende onlar gibi olmayı değil, onların katına çıkmak istiyorsun.
    Ama onlar herşeyi şeffaf, ortada, hesap veriyorlar (kime olduğu beni ilgilendirmez),
    Düşmana, rakibine karşı birden voltranı oluşturuyor, maşa kullanıyorlar.
    Ne yapmak gerek acaba? Vücudumuza çin bebeklerinden üçbeş kol sipariş edip montaj yaptırsak?🐙
    Yada kollarımızı açıp herkesi kucaklasak.

    • S.Soytarısı vb tanımlamalar batının kendi tiyatro oyunları ve saraylarıdır, osmanlı vb saraylar la ilgisi yoktur. Pravakatroller devreye girip, yazıların anlam ve manasını bozuyorlar. Bıkkınlık geldi. Şurada bir elin parmakları kadar ülkesi ve yurdum insanı için birşeyler yazan kimse kalmadı.

  13. Demek neymiş; uluslararası iyi ilişkilerin oluşmasına, diğerlerinin yanında aidiyet -din, mezhep, aile bağları, akraba topluluk- bağları da etki ediyormuş, hem de daha fazla.

    İsrail’in bölge ülkeleri arasındaki sorunlarını kendi lehine, hem de hukukun dışına çıkılarak olsa dahi çözmesi ve bundan kazanım elde etmesi, en kritik zamanında işte bu aidiyet bağı sayesinde ABD’nin müdahil olmasıyla olabiliyor.

    Keza, Yunanistan’ında önceden beri hep olduğu gibi devlet olarak iflasın eşiğine geldiği dönemde ve güncel Türkiye sorunlarında da arkasında din, mezhep ve siyaset bağı olan AB, Rusya ve dahi ABD’yi bulmuştur.

    “Haklı olması gerekmeden dış politikasını belirleyebilecek ülkeler var. Ekonomisi güçlü ülkeler bunlar ve kurallara her zaman uymaları gerekmeyebiliyor.”

    Sn. Koru’nun yukarıdaki cümlesi bir realite.. Güçlü ülkeler, uluslararası durumlarda, hukukun dışına çıkıp istediği gibi davranmayı, bir yere kadar, bazen veya gücü nispetinde çoğunlukla yapabiliyorlar demek. Öyle de…

    Peki, mevcut ekonomik ve sosyal durumu ortada iken, ekonomisi enerji, hammadde hatta sermaye olarak dışa -daha çok BATI’ya- bağımlı olan Türkiye, “değerli yalnızlık” şiarıyla(!) sorunlarının üstesinden nasıl-neyle gelecek…din, mezhep, akraba toplulukları ile iyi ilişkileri olmadığı halde ve küresel sistemde bir “damat” ya da etkili lobi faaliyeti yürüten yetişmiş adamları olmadan bunu nasıl becerecek? Sadece “değer-merkezli bir yalnızlık” ve ona ait bir pozisyon ile mi? Bu, ‘hiç kimsemiz kalmadı, her şeyimiz bitti; kala kala yalnız başımıza kaldık’ın bir dışa vurumu olsa gerek. Çünkü; içeride de tam ortasında ikiye bölünmüş, kutuplaştırılmış bir toplumu da barındırıyorsunuz. Sizin, hem de “yalnızlık” kipiyle tanımladığınız “değer/leri” içeride dahi kendi halkınıza, milletinize bile doğrulatmış/onaylatmış değilsiniz.

    Noktayı koymuş Sn. Koru: “Dış düşmana ihtiyaç yok, biz bize yetiyoruz”.

  14. Ahmed Bey, siz pekcok sey saymissiniz. Onlar dogru seyler ama yalnizligimizin sebebi o degil. Simdiki basimizda bulunan insanlarin yonetim cesidinin yanlisligidir. Oda ulkemizi zayif birakiyor ve yoruyor. Oyuzden ulkemizin zayifladigini ve yaruldugunu goren tarihsel dusmanligi olan insanlar birlesip yanlizlastirip zor duruma dusuruyor. Belgesel seyretmissinizdir. Sirtlanlar asla saglikli guclu bir arslana saldirmazlar. Artik lafla peynir gemisi yurumedigini anlamasi lazim bizi yonetenlerin. Hatalarini degerli yanlizlik diye ortpas edemezler. Degerli yanlizlik , sozune inananlar inana bilir. Benim icin bos lakirdi. Sizde daha derin arastirir , detaylara bakaraniz. Cok sasirirsiniz. Fehmi Koru Bey , benim arastirdiklarimi bil fiil yasamis. Burdada fabrika ayarlarina donelim. Yanlista israr etmeyelim diye bir suru yazisi var. Bu yanlista isrardan biktigi icin yazilarina ara verdi biliyosuzunuz. Allah var gaile yok.

    • Yav musa bey daha dün oda başkanları gen.kur.bşk.lığını niye ziyarete gitmiş, gene mi fabrika ayarlarına döndük diye ağlaşıyordunuz buda?

  15. Yalnızlığın değerlisi değersizi olmaz yalnızlık yalnızlıktır.
    Yalnızız doğru olaya bir de diğer taraftan bakalım.
    Mesela Yunanistan ın 12 sınırını kabul etsek sizce yalnız kalırmıyız.
    Mesela askerlerimizi kıbrıstan çeksek Rumlar 74 öncesi gibi davranmaya başlasa
    ve sesimizi çıkarmasak yalnız kalırmıyız.
    Mesela Güneyimizde Güney suriye kürt devletini kabul etsek Fransa ile takışırmıyız.
    Mesela Azerbeycan a yardım yapmasak yine Fransa ve AB ile takışırmıyız.
    Mesela S 400 almayıp hava sahamız herkese buyur gel deyip kevgire dönse ABD
    ile takışırmıyız.
    Mesela İsrail Filistinlileri katlederken Kudüsü işgal edeerken bize dokunmayan yılan binyıl yaşasın desek israil ile takışırmıyız. HİÇ ZANNETMİYORUM.
    Mesela İHA SİHA ROKET filan imal etmesen silah tüccarlarının hakim olduğu tekellerle takışırmıyız yine zannetmiyorum.
    Peki Dünyanın kurtarıcısı gibi ortaya çıkıp tek başına mı savaşalım bu da değil tabiki.
    Bu süreç geçici bir süreç devran dönecek tekrar dünya eski düzenine gelecek o zaman herşey yerli yerine oturacaktır. Örneğin Suudi arabistan bunun ilk başlangıcıdır. Sırada Mısır sonrasında diğerleri gelecektir.
    Biraz sabır diyorum.

    • CUMHURİYETTEN ALEV COŞKUN :
      ”Bu gelişmeler önemlidir. Olay, sadece Azerbaycan’ın 29 yıl önce kaybettiği toprakları yeniden kazanmasından ibaret değil; tüm bölgeyi ilgilendiren stratejik ve ekonomik boyutlar taşımaktadır. Kuşkusuz bu durum, tüm dünyayı da etkileyecektir.
      Bu gelişmeler karşısında, tüm dünyadaki Ermeni lobisinin üzüntüye boğulmasını doğal karşılamalı, Fransa ve diğer ülkelerin gerçeklerle bağdaşmayan çıkışlarına önem verilmemelidir.
      Barış ve güven ortamı
      Bundan sonraki hedef, bölgesel barışın bir an önce sağlanması ve güven ortamına dönülmesi olmalıdır. Bu nedenle Azerbaycan Başkanı Aliyev’in beşli (Rusya, Türkiye, İran, Azerbaycan ve Ermenistan) işbirliği önerisi, yapıcı ve ileriye dönük barış sağlanması için önemlidir.
      Kuşkusuz, Azerbaycan ordusunun askeri hareketiyle elde edilen bu sonuç, Kafkaslar’da yepyeni bir durum yaratmıştır. Azerbaycan ordusunun başarısı, Azerbaycan Devleti’nin özgüvenini artırmıştır.
      Tekrar belirtmeliyiz ki, Karabağ askeri operasyonundan kesin olarak kazanan üç ülke Azerbaycan, Rusya ve Türkiye’dir. ”’
      OLAYLARA BİRAZ DA TARAFSIZ VE OBJEKTİF BAKMAK GEREKİR.

  16. “Dış düşmanlara ihtiyaç yok, biz bize yetiyoruz.”

    Evet aynen öyle! Hemde fazlas ile yetiyoruz.

    Düyaca ünlü Siporcuları’mızı, bilim adamlarımızı, tüccarlarımızı, siyasetcilerimizi, hatta sıradan vatandaşlarımızın pasaportlarını iptal edip Dünya’ya Terõrist diye şikayet ediyoruz ve interpol’a yakalamaları için talimat veriyoruz.
    Gerçı bizim devlete şimdi interpol’da dahıl kimse kolay kolay inanmadığı için çoğu dosyayı kabul bile etmiyorlar.

    Dışarda yaşayan ve yaşadıkları ülkelerın devlet yetkilileri ile iyi ilişkileri olanlar ilede AKP liderine biat etmiyor diyede uğraşiyorlar.

  17. “Nedir İsrail ile Yunanistan’ın bu özel durumları?
    Mutlaka başka unsurlar da vardır, ancak bu iki ülkenin dikkatlerden kaçmasını istemediğim bir yönüne özellikle dikkat çekmek isterim: Her iki ülke güçlü ülkelerden destek almayı biliyorlar…”

    Elhak öyledir ama el atına binen de çabuk inermiş!
    Ayrıca yine atalarımız demişler ki;
    yörük küstüğü dağın odununu yakmazmış!

    Kıssadan hisse:
    «…Cami temelinin oturması ve sağlamlaşması için inşaat işine bir süre ara verilir. Bunun üzerine Sinan’ı çekemeyenler, “Ya Sinan bu camiyi bitiremeyecek, ya da hünkârın parası bu camiyi yaptırmaya yetmedi” şeklinde etrafta dedikodu yaymaya başlar.
    Bu arada cami inşaatının durduğunu haber alan İran Şahı Tahmasb, acele olarak elçisiyle İstanbul’a bir mektupla bin kese mal ve bir kutu mücevher gönderir. Şah’ın övgülerle başlayan mektubu, ilerleyen satırlarda Kanûnî Sultan Süleymân’a âdeta hakarete varacak sözlere dönüşür: “İşittik ki, camii tamamlamaya kudretiniz kalmamış. Size, para ve mücevherat gönderiyoruz. Bu cevherleri satıp ve bu parayı harcayarak camii bitirmeye gayret ediniz ki, bu hayırlı işinizde bizim de hissemiz ola…”
    Osmanlı İmparatorluğu’nu küçük düşürmek isteyen İran Şahı’nın alaylı üslubuna ve siyasi taktiğine çok sinirlenen Kanûnî Sultan Süleymân, öfkelenerek parayı, elçinin huzurunda İstanbul Yahudilerine dağıtır.
    Padişah, kutu içindeki mücevherleri de, yine elçinin huzurunda Mimar Sinan’a vererek: “Bu kıymetli diye gönderilen taşlar, caminin taşları yanında kıymetsizdir. Şimdi altın ve mücevherleri cami inşaatına götürüp harcın içine döküp, iyice karıştır. O kadar iyi karıştır ki, hiçbir altın ve mücevher harç içinde görünmesin” der. nbsp;
    İşte bu karışım, Süleymâniye Camii’nin üç şerefeli sol minarenin yapımında kullanılır, bu sebepten dolayı söz konusu minareye “Cevahir Minâresi” denir.»
    İtirazı olan?

    • Nasrettin Hoca da bir gün göle maya çalıyormuş.Adamın biri görmüş “Hocam ne yapıyorsun?”demiş.Hoca “göle maya çalıyorum.” cevabını verince adam “Ya Hoca,hiç göl maya tutar mı?” diye sormuş.Hoca ise noktayı koymuş:”Ya tutarsa!”. İtirazı olan?

  18. Oysa 11 sene önce basında şöyle haberler yer alıyordu:
    “Türkiye, Batı Avrupa bölgesinden aday olduğu 2009-2010 BM Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğine, grubunda en fazla oyu alarak seçildi.
    Türkiye, 192 ülkenin oy kullandığı 1. tur seçimlerde gerekli olan üçte iki çoğunluk olan 128 oyun çok üzerinde, 151 oyla BMGK üyesi oldu.
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bugün 2009-2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesinden büyük memnuniyet duyduğunu kaydederek “Bu netice esasen, Cumhuriyet diplomasisinin her vatandaşımızın iftihar etmesi gereken mühim bir başarısıdır” dedi.

    https://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/turkiye-bmgk-gecici-uyesi-oldu-16350

    Bir zamanlar dünyanın 151 ülkesinin desteğini alabilmişken şimdi değerli yalnızlık içindeymişiz.Nereden nereye.O zamanlar yanlış işler yapıyormuşuz ama dostluklarımız çokmuş,şimdi doğru işler yapıyormuşuz ve kendimizden başka sevenimiz yok.

    Bazıları da dostlar alış verişte görsün kabilinden fikir oyunculuğu peşinde.Ne diyelim;
    bize göre yanlış yolda ilerleyenlerin o yolda ileriye doğru,doğru adım atma ihtimalleri yoktur.Onların yapacakları doğru bir şey varsa,o da yanlış yolu terkedip doğru yola girmeleridir.Çünkü doğru yol doğru sonuca götürür,yanlış yol da yanlış sonuca götürür.Bunun için günde en az kırk defa “bizi doğru yola eriştir!” duasını yaparız.

    Elbette yanlış yolda ilerlediklerini gördüklerimize yanlış yolda olduklarını söylemek de boynumuzun borcudur.Yine bununla birlikte burunlarının dikine ısrarla yanlış istikamette ilerleyenlerin “doğru adımları da olabilir” diyerek yanlış işlere gerekçe üretmeye çalışmak ise bize göre ancak vakit israfıdır.Yine gördüklerimize inat dercesine karanlığa ışık güzellemesi bahanesi arayanların söylem oyunları da ancak hamâkat derecesinde laf-ü güzaftır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız