Ne güzeldi o günler.. Onları yeniden canlandırmamız lazım…

46
Reklam

Korona virüsü yüzünden evlere kapandığımız süre içerisinde en çok neyi özlediğimi kapanmanın açılmaya kapı araladığı şu günlerde daha iyi anladım: Lokantaya gitmeyi…

Şaşıranlar olabilir, hatta bunu benim yemek düşkünlüğüme verenler de çıkabilir, ama gerçek bu: Lokantalarda yediğim yemekler kadar o sırada birlikte olduğum kişilerle birlikteliği ve sohbetleri de severim.

O arada geçirilen zamanı insanı geliştirici de bulurum.

Galiba ülkemizi yönetenler lokantaların bu özelliğinin farkında değiller. Farkında olsalardı, kapanma ile ilgili kararları alırken, lokantalar için öngördükleri zaman kısıtlamasını, kurallara uyulması şartıyla, bütünüyle kaldırırlardı.

[Elbette konunun ekonomiye, çalışan nüfusun önemli bir kesimini oluşturan hizmet erbabının geçimine bakan bir yüzü de var. Lokantaların bir bölümü kapandı, yeniden açılanlardan esnaf lokantası olmayanlar akşam kapanacakları için çalışanlarının sayısını azaltmak zorundalar. İnsanları doyuran bir kesimi açlığa mahkum etmekten farksız bu kısıtlama.

Lokantalarda sohbet de edilir

Kapanmadan hemen önce bir dostumla sıkça gittiğimiz bir lokantada lezzetli bir öğle yemeği sırasında güncelliği çok aşan bir sohbete dalmıştık. En son okuduğumuz kitaplardan hareketle geçmişin şiirli dönemlerini hatırlıyorduk… 

Birkaç yazar ve şairle ilgili anekdotları onlardan belleğimizde kalan mısralarla süsledik de…

Reklam

Etrafımızdakilerle fazla ilgilenmeyerek…

Bir masa ötemizdeki bir genç kızla annesi bizim konuşmalarımıza kulak vermişler…

Ben yaştaki anne dayanamayıp “Bu tür bir sohbeti ne kadar özlemişim” demekten kendini alamayınca sohbet halkamız genişleyiverdi.

Meğer edebiyat tarihimizde yeri olan bir değerimizin geliniymiş… İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın evindeki sohbetlere çocuk yaştayken götürüldüğünü, İsmail Hami Danişmend’in sohbet halkasına da katıldığını anlattı. Bu arada kızına dönüp “O günlerden sana anlattıklarımın doğrulandığını fark ediyorsun, değil mi?” demeyi de ihmal etmedi masamızın kulak misafiri hanımefendi.

Ailesine ait olan ve kendisinin erkek kardeşiyle birlikte ikamet ettiği konağını vefatı sonrasında İslami ilimler eğitimi gören gençlerin barınması için vakfetmişti İbnülemin. Vakfedilen vakıf tarafından sonradan öğrenci yurduna çevrilen konağında, her hafta, ülkenin öndegelen isimlerini ağırlardı. 

Buluşmada, yemek sofraları başında derin sohbetlere dalınır, bu arada dönemin sayılı ses ve saz sanatçıları musiki eserleri de meşk ederlerdi…

İleri yaşlarında geçim derdi yüzünden o kadar insanı yemekli davetlerde ağırlayamaz hale geldiğinde istemeye istemeye buluşulan gece sayısını azaltmaya başlamıştı İbnülemin, sonra da davetleri sona erdirmek zorunda kalmıştı…

Yakınlarından Hüseyin Vassaf çok sonraları Dergah Yayınları tarafından çıkarılan ‘Bir Eski Zaman Efendisi’ adını verdiği anılarında hayranı olduğu İbnülemin’li o günleri hasretle anlatır. 

Reklam

[Gençler muhtemelen İbnülemin Mahmud Kemal İnal (1871-1957) ismini ilk burada duyacak. Oysa yaşadığı yıllarda ülke siyasetini etkileyecek bir konumda bulunmuş, değişik alanlardaki edebi eserlerine ek olarak yakın tarihe ışık tutacak Son Asır Türk Şairleri, Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar, Son Hattatlar ve Hoş Sada gibi kitaplar da yazmıştı İbnülemin. En iyisi, İslam Ansiklopedisi’nin kendisiyle ilgili mufassal maddesine bakmak.]

Kendisinden sonra, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi ve Garb Menbalarına Göre Eski Türk Seciye ve Ahlakı başta olmak üzere pek çok değerli eseri bulunan tarihçimiz -zamanında yüzlerce önemli eser yayınlamış Türkiye Yayınevi’nin de kurucusudur- İsmail Hami Danişmend’in devrin öndegelen edebiyatçıları ile siyaset adamlarını sofrada buluşturma görevini üstlendiği biliniyor.

Fasıllar, fasıl gecelerimiz

Son yıllarda bu tür buluşmalar evlerden lokantalara taşınmıştı; katılımcı sayısı azaltılarak… 

Birkaç yıl süren ‘fasıl’ faaliyetini biraz da o eski adeti günümüzde de sürdürebilmek amacıyla başlatmıştık.

Çok insan bir araya gelsin. Konuşsun. Her konuda anlaşamasalar bile birbirlerini tanısınlar.

Fasılların amacı buydu.

Görüş farklılıkları bulunsa da Türk musikisine ilgi duyma ortak noktasında buluşabilecek insanlarla her ay bir araya geliyor, çok değerli sanatçılarımızın katılımıyla zevkli ve her yönden verimli bir akşam geçiriyorduk. Tabii, bu arada, aynı masayı paylaşan katılımcılar uzaktan sadece göz aşinalığı bulunan kişilerle tanışıp sohbet etme fırsatı da buluyorlardı.

Pek çok dostluklar kuruldu o vesileyle…

Dolaylı olarak Türk musikisine ilginin yeniden uyanmasına da katkıda bulundu bizim fasıllar…

Yıllarca devam etti fasıllarımız, gelenek halini almak üzereydi de, ancak devran değişti ve ülkede meydana gelen zihin karmaşası yüzünden ara vermek zorunda kaldık. Bir daha da başlatamadık.

En büyük üzüntülerimden biri budur.   

Hayatı kavgadan ibaret gören bir anlayış bugüne hakim. 

Ne yazık ki, hoşgörü ortamının yerini farklı özellikler aldı.

Bizler sayıca az bir dost çevresi olarak ara sıra da olsa lokantalarda bir araya gelmeyi sürdürsek de ‘fasıl dostluğu’ üzerine bina edilen kaynaşma ortadan kalktı.

Sonra da korona araya girdi.

Dün, yeni normale adımın kısıtlı atıldığı ilk haftanın verdiği izni üç dost olarak yine bir lokantada değerlendirirken, benim aklım hep bizlerden önceki ve bizlerin de bir bölümüne eriştiğimiz sohbet sofralarına takılıydı.

Yemeğin sonunda, ayrılırken, dostlardan biri, “Ne kadar özlemiştim bu sohbetleri” dediğinde benim de hislerimi dile getirmiş oldu.

Akşamları lokantaları kapatan anlayış bu bakımdan yanlış.

İnsanların sosyalleşmeye, dostluklarını yenilemeye, görüşüp konuşmaya ihtiyaçları var ve bunun en iyi yapılabildiği yerler de lokantalardır.

Lokantaları sadece karın doyurulan yerler olarak görmemek lazım.

ΩΩΩΩ

Reklam

46 YORUMLAR

  1. Ahmet bey aslında hiçbir zaman tutmadığın ya da hiçbir ilişkin bulunmadığını her fırsatta övünerek belirttiğin bir partinin yanlışlarını görebiliyor olmakla bize söylemek istiyorsunuz, tam anlaşılmıyor, biraz açar mısınız?

  2. Ahmet bey size kim ya da kimler akp ile ilişkiniz var dedi bilmiyorum ama gocunduğunuza göre böyle bir ithamla suçlu duruma düşeceğinizi düşünüyor olmalısınız, yanılıyor muyum?
    “Bazen insanlar haksız yere suclaninca sirazesi kayıyor.Yoksa benim ne AKP ile Ne CHP ile ilişkim var birgün bile bir parti binasına girmemişim.”

  3. Dünkü NADİR arkadaş, sana soruyorum:
    H. Gayret
    5 Haziran 2021 At 01:37
    Nadir bey, merkelin bu kaçıncı yılı oluyor ki?

    Evet, merkelin kaçıncı iktidar yılındayız ve artık ne zaman gitmesi uygun olur, bi cevap ver de biz de öğrenelim???

  4. “İnançlara saygılıyız” kocaman bir palavradır. Kendi adıma inançlara saygılı değilim. İnançlılara saygısızlık etmiyorum. Ama onlara saygı duymuyorum. Maymunlara, ineklere tapanlara saygı duymam gerekmediği gibi. Aynı mantıkla her yoruma maydanoz olanlara da saygı duymuyorum. Benim yaptığım gibi onlar da geviş getiriyorlar, aynı modda dolanıp duruyorlar. Ama ben ne olduğumu biliyorum. Onlar ne olduklarının farkında bile değiller. Bu hem acı, hem keyif verici…

  5. Sebilürreşat hocamıza cevap olarak yazdığım haberin kaynağı: New-age gazetecilik örneği olarak youtube esnaflığı:)))

    Watch “ERDOĞAN’DAN SEDAT PEKER TALİMATI! 9. BÖLÜM İFŞASI DOĞU PERİNÇEK – EZGİ MOLA – VEYİS ATEŞ Mİ OLACAK?” on YouTube
    https://youtu.be/tfdYHGrIgM0

  6. Sayın yazarın yiyelim içelim, eğlencemize bakalım düşüncesine ben de katılıyorum ama tek işimiz yiyip içip yan gelip yatmak olmamalıdır; kavga gürültü de insanoğlunun sosyal ihtiyaçlarındandır, o yüzden “Hayatı kavgadan ibaret gören bir anlayış bugüne hakim.” ifadenize katılmak mümkün değil…
    Herkesin aynı düşündüğü bir toplum korkunç seviyede yozlaşmış demektir!
    Öyle ki bazı insanlarla bırakın aynı masada ya da salonda oturup yemek yemeyi, ya da sohbet etmeyi; adını duymaya tahammülüm olmayan bir yığın insanın varlığına katlanmakla zaten yeterince muzdaribim…

  7. Nurdan abla bence bu iddianızın içi boş:
    “Ne Garip bir toplumuz. Acaba bu garipliğimiz Erkek egemenliğinden olmasınmı? Bence bundan kaynaklaniyor.”
    Sizin türkiyeden pek haberiniz yok galiba; akademide, eğitimde, yargıda, tıpta ve daha birçok alanda, hem özelde hem kamuda bayan istihdamı yarı yarıya, hatta çoğu sektörde kadınlar daha önde, birçok avrupa ülkesinden de daha ileriyiz…
    Bilip bilmeden sallamasak iyi olur!

    • H Gayret, Hoşgeldin, özlettin kendini.
      Neyse Fatih beyin gözü aydın, sizi merak etmişti.

      Yine benim yorumumu tersinden anlamışsın. Ben erkekeri büyüten ANALAR’I yani bizleri!
      Eleştiriyorum. Türkiyede heleki Erdoğan hükümetlerinde görev alan kadınların, cinsiyet değıl mesleki kalitelerinin sıfır – 0 dahada altında.
      Îster okumuş olsun ister okumamış hiç bir bilgileri yok îşleri güçleri sosyal medyada ve ortalıkta erdoğani övmek.

      .Tek bir örnek: Anaları Türk Babaları ABD’li ABD’de doğmuş ve tahsilerini orda yapmışlar, abla Kavakcı’nın kızları, Erdoğanın danışmanlığını yapiyorlar analaride gene siyasetciler, biri bükelçi diğeri millet vekili yaşamlarının çoğunu ABD’de geçirmişler, fakat ne dünya nede ABD kanunlarında habeda değiller.

      Hakan Atılla tutuklandığı zaman ben devlet görevlisiyim! Diplomatım Beni tutukliyamassiniz diye kanunları FBI söledi, FAKAT bizim çok bilmiş ABD de Mastir veya doktora yapmış diş işleri bakani, erdoğanın abdle danışmanları, ABD ve Dünya kanunlarına göre ABD’nin onu tutuklaması yasak olmasına rağmen bunların ondan haberleri dahi yok.

      Miliyarlarca dolar harcadılar en sonunda ABD’li avukat kendi mahkemelerine o kanunu hatırlattı..
      4 Mayısta kesin karar verecek olan mahkeme şu an kendileri için çıkış yolu ariyor.
      Fakat höööt dedimi oturturan erdoğan eski milli damat hayırsever iş adamı Rızayı kurtarmak için Türkiyeyi zora sokacak ve küçük düşürecek olmadık hillelere baş vurdu. Notayı verilecek kendi memuru içın değıl hırsız, iranli casus ve dolandırıcı zaraf için nota verdı.
      Dişardan bey haber olan bizimkiler. ABD’de oğlu gibi Tutuklanıp hapis yatmış baba zaraf’ da itirafçı olup ceza ödemeyi kabul ediyor ve çıkış yasağ ile sebst bırakılıyor. Fakat baba zaraf ve ailesi iran gizli servisinden oldukları içın adam parayı ödemeden kaçırıyorlar. Bizim kiler ne yapiyor! bu casu aileyi top yekùn vatandaş ediyorlar. ABD olsu Kanada olsun değıl gizli sevici polise dahı oturum vermiyorla.

      Ben o zaman burada defalarca Hakan Atillanın suçsuz olduğunu ve erdoğana kurban edildiğını yazdim.
      Îşte sana sözde tahsilli kültür ve bilgisi olmayan hanım ve bey örnekleri.
      Hoşca kalın

  8. Matrakçı arkadaşa Dünya Çevre Günü münasebetiyle:
    Temel ishal olması nedeniyle doktora gider. Doktor bir ilaç verip gönderir.
    Bir süre sonra ilaç etki etmeyince ikinci kez doktora gidince doktor ilacı değiştirir.
    Yine ilaç etki etmeyince üçüncü kez doktora gidince doktor yine ishal ilacını değiştirir. Temel bu kez ” doktor bey bu durum benim psikolojimi de bozdu” deyince doktor ilave olarak bir de antidepresan yazar.
    Bir süre sonra dışarıda doktor Temel ile karşılaşır. Temelin neşesi yerindedir. Doktor “neşelisin iyileşmişsin” deyince, Temel ” ortalığı b.k götürüyor ama ben kafaya takmiyrum” der.
    Dünya Çevre Gününde Marmara Denizi ve Ege denizinin kuzeyini hamdolsun b.k götürüyor ama biz kafaya takmiyruz.
    Seneye, en geç 2023’e kadar tüm denizlerimizi b.ka bularız.

  9. Metin Külünk: “yeniden başlamamız lazım, herkesle kucaklaşmamız lazım” demiş. sosyal medya sıraya girmiş Külünk ile kucaklaşmak için. Üstadımız da ağuş’unu açımış kucaklaşmak için Metin Külünk’ün gelmesini bekliyor.

    Ben de kucaklaşmak isterim ama kuyruk çok uzun sıra bana gelmezki!

  10. Fehmi Bey şunumu demek istediniz:
    ” Gönül ne kahve ister ne kahvehane
    Gönül sohbet (muhabbet) ister kahve bahane”

    Haklısınız Muhabbetin kaynağı Muhabbetullahtır.
    Onsuz (Allah için olmayan) her şey Ne fena.

  11. Antalya muratpaşa belediyesini tebrik ediyorum. Taş heykel yerine canlı heykel uygulamasına geçmiş. Güzel çözüm, diğerlerine de örnek olur.
    Hem böylece işsizliğe de çare olunur.
    3 vardiye yapılması biraz sıkıntı doğurabilir, ama gece koruma yapılırsa sorun çözülür, istihdam sağlanır.
    Gerçi 10 milyon muhtarlığa 10 milyon muhtar yardımcısı getiren başkanlarının eline kimse eline su dökemez. Bu da böyle biline.

    • Fatih bey, taş gibi bi canlı heykel koyma uygulamasına geçilmesi bence de tebrik edilmeyi hakediyor; üç vardiya olmasında da bi sorun yok kanımca; çünkü biliyorsunuz kimi heykel ya da sanat düşmanı meczuplar zaman zaman elde orak çekiç gelip o güzelim pancar burunlu alçıpan heykellerimizin orasını burasını kırarlar, olur olmaz çirkinlikler yaparlar ya; böylesi bir uygulamada, ortalık yerde, olmadık bir pozisyonda dikilip duran andavallıya kim bilir neler etmezler:)
      Yazık günah, o kadar israf edip beton döküp heykel ısmarlamak yerine canlısını dikmiş adamlar, allah esirgesin izmir belediyesinin astronomik fiyatlı okuma yazma kursundan kaçmış birini bari getirip koymasalar gece vardiyasına; vallahi istanbul sözleşmesi yok mute nikahı bilmem ne demezler, adamı…

  12. İstanbul boğazına nazır yalı kıvamındaki güzide üniversitemiz olan Boğaziçi Üniversitesindeki bilim insanları 3 aydır hergün ayakta durma eylemi yapıyorlar. Boğaz’a bakarak, eylemlerine devam etsinler ona bir şey diyen yok. En  azından ayakta beklerken Boğaziçi ve Marmara daki salya yosun için bilimsel çözümler düşünebilirler.
      ODTÜ   taa Ankara’dan gelmiş(tebrik ediyorum) araştırma gemileriyle inceleme yapıyor, hergün veri topluyor. Bu İstanbul Üniversiteleri için bence ayıp teşkil ediyor.
    Onlarca özel üniversite var deniz manzaralı. Onlar şu aralar baya yogun çalışmalar yapıyor. Tabiki kayıt için reklam faalitetleri. Reklam yapacaklarsa iyi bir fırsat. Bu sorunun çözümü ile uğraşmak onlar için en iyi tanıtım aracı.
      İmamoğlu için de tarihi fırsat bence, madem Erdoganın yolundan ilerliyor, Haliç örneğini alsın kendine.
    Hiç lagaluga yapmadan bu olaya müdahil olsun, çabalasın,çözüm üretsin, İstanbuldaki  üniversitelerini ayağa kaldırsın.Salyaların içine dalsın, olayları yerinde görsün.Bu fırsatı kaçırmamalı.
    En azindan göreve geldiğinde Türkiye ve Avrupanın en büyük arıtma tesislerinin ihalesini iptal ederek temel atmama töreni düzenlemişti. Bu yanlışını da tolere etmiş olur.
    Bak geliyor haa Cumhurbaşkanlığı seçimi.
      

  13. Fehmi Beyin ‘ Hayatı ; hoşgörüden uzak ,kavgadan ibaret gören bir anlayış hakim oldu’ sözü üzerine çok kısa bir anımı anlatmak istedim.
    Bir sabah erken saatlerde arabamla bir sokakta ilerliyordum .Sokağın , sağına ve soluna araçlar park etmiş olduğundan sadece bir gidiş ve bir geliş hattı kalmıştı.Buna rağmen , üstelik park eden araçların aralarında boşluklar olduğu halde bir jip aracı , sağdaki aracın yanına park etmiş ve gidiş hattını kapatmıştı. Karşıdan da bir kaç araç geldiği için haliyle ben beklemek zorunda kaldım.Araçlar geçtikten sonra jipin yanına yaklaştım ; sürücü koltuğunda , düzgün giyimli ,eliyüzü gayet düzgün yani her halinden kültürlü bir insan olduğu anlaşılan bir genç bayan oturuyordu.Bu yaptığı haksızlıktan dolayı sadece onu uyarmak için, gayet nazik bir şekilde,
    – Hanımefendi , bakın sağda solda boş yerler varken buraya park edip yolu kapatıyorsunuz , bu yaptığınız doğru değil !
    Ben kadından , ‘ doğru , haklısınız , özür dilerim ‘ diye bir cevap beklerken ne dese beğenirsiniz !
    – Aynı şeyi şimdi de siz yapıyorsunuz , bana ne diyorsunuz !
    Evet ; her zaman , her yerde ve her vesileyle hep kavga , hep kavga , hep kavga ! ‘Haklısınız , doğru, affedersiniz ,sağolun , teşekkür ederim , iyi günler , merhaba, nasılsınız vs.’ gibi medeni ve insanca ilişkiler sağlayan bu basit sözleri artık kimse kullanmıyor!
    Herkese selamlar , saygılar

    • “Haklısınız” diyecek bir hak-sahibi-sorumlu bir kafa yapısına sahip olsaydı o dişi öküz!, zaten orada durmazdı**. Falsosunu kendisi düşünür makul bir pozisyonda beklerdi.

      Nasıl, reaksiyon epey bir “Matrak” bir çıkış oldu, galiba biraz da kavgacı üslup!

      Üzüm üzüme baka baka kararır. Memleketin hali bu! Milletin abone olduğu TV programlardan “çok güzel hareketler bunlar”ın da halkı eğitici, güzel bir tarafı yok. Matrak ve şen şakrak! Acınacak hallerimizi gülerek geçiştirircesine…

      **Ancak, orada o şekilde durmasının kendine göre geçerli sebepleri vardır. Misal, 1) park etsem, etmesi zor girince çıkması zor. İşin en kolayı bloke edip yolda beklemek! 2) Yol işlek bir yol değil, kenarda geçecek yer bıraktım, daha ne! 3) yukarki kattan gelecek arkadaşım hemen geliyorum demişti, ne bileyim tuvaletteki işin bu kadar uzayacağını! 4) adam sende, başkaları hep aynı tür blokajları yapıyor. Bizim canımız yok mu? diyen yüzüme karşı içinden isterse “öküz” desin!

      Yani böyle… Hemen herkes izafi doğrusuna sarılarak “kaos”a katkıda bulunuyor.

      ….
      Kağıt üstünde işe yaramıyor kanunlar,
      Gelişememiş ülkenin sorunları bunlar,
      “Akıl*İman Sentezi”nden mustarip çünkü!
      Bugünleri görüp te ümitli mi yarınlar?!
      ….

    • Türkiye’de karavanla uzun geziler yaparım. Almanya’dan edindiğim alışkanlıkla yolların kenarında karşıya geçmek için bekleyen insanlar görünce yaya şeridi olmasa da genellikle dururum. Yol verdiğim şahıslar çoğunlukla çok yavaş adımlarla araca, bana bakarak yavaş yavaş karşıya geçerler. Almanya’da benzer durumda kendine yol verilen yaya biraz adımlarını sıklaştırır. Bir kaç defa arkası arkasına benzer durumla karşılaşınca yol vermek zor gelmeye başlıyor.

      • Almancı arkadaş, valla alman karayollarında ratladığın yabangeyiklerini bilemem ama bizim buralarda yol üstünde duran bi aracın önünden hele de adımlarını sıklaştırarak karşıya geçmeye kalkarsan, maazallah havada dokuz takla atar, sonra da bagajda gidersin şehir morguna, benden söylemesi…

  14. Lokantaların nasıl servis yapacağ yada nezaman ne kadar açık kalacağını ayarlamak akıl yürütmek benim işim değil!
    Odaları var Ahileri var, belkide aga!ları..
    Sayın yazarın iyilik güzellik duygularıyla yazdıkları malesefki güzel ülkemizde farklı anlaşılıp uygulanıyor.
    -örneğin muhabbet bağından diye başlanacak şarkıların türkülerin eşliğinde yenilen yemeklerin yanında şerbetler ayranlar sular içilsn diye hayal ederken,
    alkol giriyor devreye! ve ortam..
    -bir sanatçı para kazansın diye konsere gitmek istesen, kim bilir bilet kaç para!
    -belediye eliyle bir organizeyşın dilese Tanrıdan,
    hangi görüşten belediyenin.. sanatçısı oluyor karşına çıkan.
    -festval adı altında çıkmıştı bir furya, sonra baktık ki onun da arkasında..
    (bir de tespitim:seçimdeen seçime. yani her yıl keşke seçim olsa 🙂 )
    -eskinin yazlık sinemalarında çekirdek çıtlatırken ailecek gidip izlenen sinemalar gelmez, gelsede o tadı vermez belki ama,
    AVM’lerin içinde her yaş çocuğa – aileye yönelik oyun tiyatro, sinema salonları yerleri de yapılabilir yemek! tezgahlarının alt katına!!!
    NOT:bunların illere ve işlevine masrafına sürdürülebilirliğine göre belediyeler, dernek ve vakıflar eliyle (sürekli sıkı denetim altında!) pekala yapılabilinir.
    bir mekanda klasik müzik, diğerinde tiyatro salonu temini zorunlu yapılırken, sevimsiz tarikat ların Atatürk düşmanı yetiştirmelerinden şikayet edileceğine, inanç eğitim-yarışmaları örneğin güzel Kur’an okuma yarışmaları yapmaları sağlanabilir.
    ”kindar değil, inançlı, vataperver, milliyetçi nesiller” yetişir.
    genç çocuklar böylece silah yerine, kalem- klavye ve fabrika yardımcı alet edevatlarını alır eline.
    yada görürsün bir batakhanede tütün mamülleri zehirli dumanı solurken, nargile sopası elinde!

  15. ÇÖZÜM ÜRETMEYEN AK PARTİ YILLARIN BİRİKİMİ İLE MARMARA DENİZİNİ BİTİRDİ.

    Uludağ’dan doğup, ovadaki birçok dere ve Susurluk Çayı ile birleşerek, Karacabey’den Marmara Denizi’ne dökülen Nilüfer Çayı, evsel, sanayi ve tarım atıkları nedeniyle siyaha boyandı.
    Havzasında birçok sanayi bölgesinin bulunduğu çayda, kirlilik nedeniyle canlı yaşamı ve bölgedeki tarım ve hayvancılık olumsuz etkilendi.
    Bölgede yaşayan vatandaşlar ve doğaseverler, yarın kutlanacak olan Dünya Çevre Günü öncesi nehrin kirletilmesine tepki gösterdi.

    DOĞADER Başkanı Sedat Güler, Uludağ’dan çıkıp, 200 kilometreden fazla yol kat ederek Marmara Denizi’ne dökülen Nilüfer Çayı’ndaki tehlikeyi yıllar önce gördüklerini söyledi.

    Bursa’da, doğa savunucularıyla birçok kitlesel eylem yaptıklarını belirten Güler, hazırladıkları raporları o dönemin yöneticilerin verdiklerine ifade etti.

    • İsmal bey, imam ekrem haliçte bio atık arıtma tesisinin yapımını durdurmak üzere temel atmama töreni yaparken hiç sesiniz soluğunuz çıkmıyordu, bakıyorum şimdi de marmaranın derdi sizi germiş?
      Kanalistanbul tek çözümdür, itirazı olan?

  16. Ben esnafım maden, ürünlerine %50 ile %100 zam var bizim sektörde saç ürünlerine %50 zam var.
    Lehim ürüne %80 zam var.

    Markete gidiyorum iki -üç kalem ürün alıyorum 100TL diyorlar. Kasiyerle dövüşüyorum ne aldımda 100TL tuttu diye.

    50tl artık 5 TL gibi,
    100Tl artık 10TL gibi,
    Maaşa zam yapma gelince sahte TUİK rakamlara göre Zam.

    TUİK açıklamalı enflesyonu hangi Market ürünlerine ve pazar ürününe göre Açıklıyorsan;
    Bende o Marketten ve pazardan artık alışveriş yapacağım.

  17. Ankara’da o mekanlar birer birer kapandı son yıllarda, en son Hacı Arif Bey kapısına kilit vurup Çukurambar’ın yeni elitlerine yenik düştü maalesef.

    • Hacı Arif Bey kapandı mı? İşte bu Demirel ve Güniz sokağın asıl ölümüdür. O lokanta dar bir sokak olan Güniz Sokak müdavimlerine hizmet vermek, onlardan boş yer kalırsa vatandaşlara hitap etme kuruluş felsefesi sonrası, kısa zamanda doğru düzgün yemek yenilecek mekan olmayan Ankara’da bir marka olmuştu. Şimdi lokanta kapanmış zamana ve popülerliğinin erozyonuna yenik düşmüş aynı siyasetçilerin sonbaharı gibi, birkaç yıl önce bir sonbahar akşamı Tunalı Hilmi caddesi kenarından göz ucu ile baktığım lokanta hatta daha eskilerde orada yerleşik British Council zihnimde dalgalanmıştı. Acaba makamın ve iktidarının sonbaharında bir lokanta işletmecisi kadar bile basiret gösteremeyip makamları bırakamayan niceleri için Yahya Kemal gibi “Ah, dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç” diyememek ne hazindir. Neye vakit çok geç düzelmeye mi? Düzgün işler yapmaya mı? Yoksa bizatihi geçen zamana pişmanlık ve hasret mi? Bilinmez belki hepsine. Bakiyeyi asarı silinenlere bir kısa alıntı ile akşam namazının insan ömründe ki temsili yerine işaret eden kısa bir alıntı: “Ancak ömrün sonuna işaret eden mağrib yani akşam namazı vakti kış mevsiminin başlamasını hatırlatır, kışın gelmesiyle yaz aleminin güzel mahlukları bu aleme veda ederler. İşte akşam namazı bu hüzünlü vedayı hatırlatır. Zira günün o vaktinde güneş batmış ve insanın ünsiyet ettiği eşya gecenin karanlığında gizlenmiştir. İnsanın vefatıyla bütün sevdiklerinden bir firak-ı elimane içinde ayrılıp kabre girmek zamanını hatırlatır ve en son bakiyeyi asarı kaybolan gündüz alemi ile zamanın geçmesiyle kabir ehlinin geride bıraktıkları eserlerinin dahi şu dünyada unutulmasıyla , bütün bütün başka aleme geçmesini hatırlatır.” (RNK). Siyaset ancak kabir yolunda bırakılan bir uğraş olmamalıdır, hatta bir miktar tadı damağında bırakmak makbul olanıdır.

      • Ali Tarakçı Zanka tv’de anlattıklarına göre pasaportları iptal edilenler Sedat Peker’in avukatlarıyla sınırlı değilmiş. çok geniş çaplı bir operasyon düşünülüyormuş. operasyonun startı ve çeperini Biden görüşmesi belirleyecekmiş.

        “alışılmışın dışında bir siyasetçiyim” diyordu. bakalım nasıl bir ‘değişiklik’ yapacak.

        bir ara da “yakında iyi ki bunlar olmuş diyeceksiniz” demişti. bakalım ne hazırlamış?

  18. İstanbulda yaşayanlar son 1 yıldaki trafik işkencesini bilirler .
    UKOME kararı ile transit yük taşıyan araçlar D100, TEM ve bağlantı yollarını kullanması yasaklandı. Bundan böyle İstanbul’a giriş yapan transit araçlar Silivri-Kınalı kavşağından Kuzey Marmara Otoyolu’na girip Pendik-Kurnaköy’e bağlanacak. Anadolu’dan gelen araçlar için ise güzergah tersine işleyecek.
    Neden şimdi ? neden masa başında oturup trafiğin haline bakmadınız ? çakarlarla emniyet şeridini kullanmak kolayınıza gitti değil mi ? Ama siz yöneticiler sorunları çözmek için varsınız .AKP liniz CHP liniz. Aldığınız maaşları helal ettirin . Hırsızlığın azı da çoğuda , para çalanı da zaman çalanı da aynıdır.

    • aah met bey, keşke herşey birilerini ul.n hırsız diyerek suçlayıp rahtlayacağımız kadar bsit olsa.
      zaman çalmak! ülkenin en büyük sorunlarından biri olan:
      PETROL DOĞALGAZ ELEKTİRİK dolayısıyla ”döviz” sıkıntılarına benzinle gitmek.
      bunları anlatamıyoruz, anlatacak kimselerin ağzını tıkıyorlar. tıkanan yeride, orayı kesen ne ise! çözümüde senden benden iyi biliyorlar aslında.
      yolda durduğu yerde havaya benzin yakan araçların dumanını görünce, düğünlerde havaya savrulan para balyalarını hatırlarım hep. müzisyenler kazanamıyor bari yadedelim.
      ”METRO” kelimesidir belkide tek çözüm. hem öncel, hem acil.
      sonrası ise, planlama. süpermarketler nerede, OSB nerede, Adliye maliye hastane stadyum nerede yapılması gerektiği mesela..
      Hatta bana kalsa bırakırım sadece bir kişi belediyenin başında! (kimi koysak acaba?)
      Bir müdür koyarım her ilçenin başına. (örneği var:hemen her bölgede bir sgk elektrik tahsilat şb vb var ve daha güzel daha verimli oluyor).
      yeterki çözmeyi istesinler!

  19. Sayın Koru hepimiz özledik sohbeti , kucaklaşmayı ne varki şartlar buna mecbur etti.Bendeniz 1 yıl kucaklaşamadım 84 yaşındaki babam ve annem ile onlara virüs bulaştırmayayım diye.Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali , açınca gördük oranların nerelere gittiğini . Bizim dışımızdaki ülkelerde kapandı hemde aralıksız belçikası ingiltere si çare buydu ve yapıldı.
    Gelelim dost ve düşmanlıklara :Şu sitede bile sabahtan akşama birbirimize ağır hakaretler
    aşağılamalar yapmıyormuyuz.kavga genlerimiz de var . Siyasi düşüncemiz ne olursa olsun partileri futbol takımı tutar gibi tutmuyormuyuz ölümüne , hangimiz oy verdiğimiz partinin yapılan yanlışlarını görüyor ? Sağcımız mı solcumuz mu islamcımız mı hangisi ?
    Hayatı yeniden formatlamamız gerekiyor ? Bu nasıl olur bilmem ama buna ihtiyacımız var .
    Bu işte de en büyük rol siz aydınlara düşüyor. Fikirle , çözümle yapıcı yorumlarla toplumun önüne çıkmalısınız. Mazeret üretmenin faydası yok efendim basın medya iktidarın elinde bırakalım bunları artık o devir geçti. bakın mafyanın biri çıktı onmilyonlarca izlendi ve rekor kırdı. Bizde sizde yapabiliriz. ama sağ duyulu kırıp dökmeden pozitif katkılar la
    VARMISINIZ ?

    • Ahmet kardeşim, elhak bu söylediklerinize biz de aynen katılıyoruz , hepsi çok doğru ! Ama yanlış hatırlamıyorsam bunlara siz , yorumlarınızda galiba pek uymuyorsunuz !
      Bundan sonra inşallah bu söyledikleriniz hepimize rehber olur.
      Selamlar , iyi günler

      • Bazen insanlar haksız yere suclaninca sirazesi kayıyor.Yoksa benim ne AKP ile Ne CHP ile ilişkim var birgün bile bir parti binasına girmemişim.Derdim ülkenin selameti.Yapilacak okadar güzel işler varken birbirimizi tepeleyip garip grubanin sefillik ve çaresizlik içinde ömürlerini tüketmesi kanıma dokunuyor.Meslegim icabı hep çözüm üreten proje üreten biri oldum.
        Umarım hep birlikte düzeltiriz.

        • Hayret, her zaman benim yorumlarıma, musalat olan siz değılmısınız? Sırf erdoğani savunmak için burada sataşmadığınız yorumcu kalmadı.

          Burada insanlıktan bahs edecek en son yorumculardan biriside siz siniz.

        • Ne Garip bir toplumuz. Acaba bu garipliğimiz Erkek egemenliğinden olmasınmı? Bence bundan kaynaklaniyor. Kanadaya ilk gittiğim ayni zamandada ilk yurt dişı seyhatımdı. Hava alanından eve gidiyorduk şehir merkezinden geçerken, ağzımdan şu cümleler döküldü! Türkiyenin erkekleri ve şöförlerini buraya getirsen bu cadelerde ne bir yaya, nede bir kadın kalır, bir saat iiçerisinde yayaları öldürürler kadınlarıde sokağa çıktıklarına pişman ederler.” Demiştim.
          Sosyal medya’da dahil her yerde bizim Türkiyeli erkekleri ( tabikki içlerinde çok değerli kardeşlerimiz’de var) istisnalar hariç, tam bir yüz karaları, bir kadın görseler sanki evlerinde dört duvar arasında konuşuyorlar, insan insanlığından utanıyor.
          Bundan 22 sene önce şimdikinden daha düzğün idiler çükü o zaman sesleri pek duyulmuyordu.
          Şimdi felaket.
          Türkiyeye giden kadın Turistler hep erkeklerden şikayet ediyorlar, bazıları gezilerini yarım bırakıp dönüyor..

          Bütün bunlara rağmen, ben erkekleri değıl onları 9 karnında taşiyip gözü gibi bakan analarını kıniyorum… çünkü analar esas vazifelerini babalara havele ediyorlar. Çocuk yalnış yaparsa ona kendisi mudahele etmesi gerekirken baba ile korkutuyor.

          Fehmi bey, özlediğı lokanta sohbetleri gibi buluşmalar, Adeta Amerikalılar’ın günlük yaşantısı gibi. ABD’liler evde yemek yapmazlar hep dişarda yerler.
          Arkadaş veya meslek gurupları sohbet toplantıların’da genelde lokantaları tercih ediyorlar.
          Pandemi döneminde bir kaç ay sıkıntı çektiler.
          Daha sonra zoom’da buluşiyordular. Şimdi aşı olanlara maskesiz ve serbest olmiyanlarada mesafe ve maske ile izin veriyorlar maskeyi sadece yemek yerken çıkarıyorlar.
          Ben şahsen ne dışarda nede evde kendi pişirdiğim yemek haricinde çok zorunlu olmadıkça pek yemek yemem.
          Lokanta yemeklerinide hiç sevmem.
          Biz arkadaşlar ile toplandığımız zaman ben yemek yer giderım.
          Hakikaten, evden daha rahat oluyor.
          Yazarımız’da dail ÎnşAllah yakında herkes özledijlerine kavuşur, ve insanlık bu imtahani’de başarı ve faydalanark atlatmış olur.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız