Nereye baksam hep yeni kanıt buluyorum; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yalanlamasına rağmen hem de…

50

Kosova Balkanlar’da küçük bir ülke. Vaktiyle Yugoslavya’nın bir parçasıydı. Halkının çoğunluğu Müslüman, başka etnik kökenden olanların bile Türkçe konuştuğu bir toplum yapısına sahip. Bir iç-savaş sonrasında Sırbistan’dan bağımsızlığına kavuştu Kosova; ilklerden biri Türkiye olmak üzere önemli ülkeler tarafından resmen tanındı.

Tanıma konusunda ayak sürüyen Sırbistan’ın cumhurbaşkanı Aleksander Vucic, dün, tanımadığı ülkenin başbakanı Avdullah Hoti ile buluştu ve ekonomik işbirliği anlaşmasına imza koydu. 

Olumlu bir gelişme.

Bu olumlu gelişme, iki ülkenin bulunduğu coğrafyada değil, ABD’nin başkenti Washington’da gerçekleşti.

ABD başkanı Donald Trump Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te tarafları bir araya getirdi.

Ne alaka?

İki Balkan liderini hasmane tutumlarını bir yıllığına dondurmaya ve ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmeye yönelten girişimin sahibi Trump’ın dört yıllığına yeniden başkan seçilme gibi büyük bir hedefi var ve kendisini ‘imkansızı mümkün kılan çapta bir diplomat’ olarak göstermesi gerekiyor.

Beyaz Saray’daki imza töreninde, Sırbistan’ın İsrail’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağı da duyuruldu. Kosova da İsrail ile diplomatik ilişki kuracak.

Reklam

Hiç kuşkusuz bu görüntünün Trump’ın son zamanlarda bayağı zedelenmiş imajı için çok yönlü önemi var.

[Trump şu sıralarda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Yunanistan başbakanı Kyriakos Mitsotakis’li benzer bir tablo için çalışıyorsa hiç şaşırmam.]

Geçen hafta da, bir Amerikan heyeti İsrail’e uğrayıp oradan bazı siyasiler ile üst düzey diplomatları alarak Abu Dabi’ye gitmiş ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’le barıştığını dünyaya ilan etmişti. Trump, o görüntüleri de kullanarak, kendi kamuoyuna, çok geçmeden başka Arap ülkelerinin de İsrail’le anlaşacaklarını duyurdu.

Tabii o gelişme de Trump’ın bir süredir ekonomik performansına da yansıyan koronavirüs mücadelesindeki başarısızlığı sebebiyle dökülmüş olan yaldızını yeniden parlatma ve seçimde rakibi olan Joe Biden’in kamuoyu yoklamalarına da yansıyan kampanyalardaki liderliğini sona erdirme amaçlıydı.

Özellikle iç kamuoyuna yönelik başka önemli atılımları da var Trump’ın şu sıralarda…

İki aydan az bir süre kaldı ABD’deki seçime. Trump ne yapacaksa yapıp bu süre içerisinde sandık başına gidecek seçmenlerden ‘yüzde 50+1’ oranında oy almayı garantilemeye çalışacak. 

Aksi halde?

Aksi halde, Trump da sayıları hayli az olan tek dönemlik başkanlar arasında yerini alacak.

Reklam

Seçim yakınlaştıkça başka manevralar da göreceğiz.

Erken seçim ihtimal dışı değil

Elbette ABD seçimleri bizim ülkemiz için de önemli, ama orada olanları biraz da bizim seçimin kaderi açısından takip ediyorum. Oraya baktıkça, bizim seçimin tarihinin de fazla uzakta olamayacağını düşünmeden edemiyorum.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün, bir açılış töreni sırasında yaptığı konuşmada, “Önümüzdeki ilk seçim 2023 yılında” vurgusunda bulundu.

Bunu bana cevap olarak algıladım. Galiba benden başka ısrarla seçim tarihinin erkene alınabileceğini düşünen kalmadı. Daha dün bile, bazı gelişmelere bakarak, bu düşüncemi okuyanlarla paylaşmıştım.

Dışarıya dönük girişimler, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması, süper ligden düşen takımlara yeni bir şans tanınması, Karadeniz’de doğalgaz bulunduğu büyük müjdesi, ABD’de Trump’ın kendisini yeniden öne geçirebileceğini umduğu hamlelere benziyor. 

Adaylarının karşısına Muharrem İnce veya Kemal Kılıçdaroğlu türü CHP’li bir rakip çıkartmayı da başarırsa AK Parti, herhalde ekonomik sıkıntılar dayanılmayacak boyutlara erişmeden sandığa başvurmayı tercih edecektir.

Eh, CHP’den çıkan sesler bunun da gerçekleşebileceği umudunu doğuruyor işte…

İnatçı bir kişiliğim olduğu doğru. Öyle olmasaydım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün yaptığı açıklamaya rağmen, “Seçim tarihinin erkene alınmasına hazırlanın” demeye kalkar mıydım?

Sırbistan cumhurbaşkanı Vucicile Kosova başbakanı Hoti arasında Trump.. Beyaz Saray Oval Ofis’te..

Münasebetsizlere sahip çıkılmamalı

Sadece bizde veya İslam Dünyası’nda değil, dinin önem taşıdığı bütün toplumlarda din adına ortaya çıkan kişiler etraflarında insan toplayabiliyorlar. Bunlardan taraftarlarını toplu intiharlara sevk edebilecek deliliklere sapanlar ya da eli silahlı gruplar oluşturup terör eylemlerine sevk edenler de çıkabiliyor.

Ağzından dini sloganlar düşmüyor, kendilerini bir tarikata veya cemaate mensup olarak tanıtıyor diye, her sakallı, cüppeli, bol pantolon giyenin ardına düşenlerin hayal kırıklığına uğramamaları imkansız.

Yarın da insanların samimi hislerini istismar edenler yine çıkacaktır.

İnsanlar, özellikle de inançlı insanlar, keşke samimi hislerini istismar ettirmeseler.

Sapıklık kimden geliyorsa lanetlenmeli.

Arif Ersoy’u kaybettik

Çorum’dan çıkıp ülkemizin ve dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim aldıktan sonra kendini İslam ekonomisi alanında araştırmalara vakfetmiş bir bilim insanıydı Prof. Arif Ersoy. Bir döneme damgasını vuran ‘Adil Düzen’ fikriyatının oluşmasına en değerli katkıları verenlerden biriydi. Yalnızca bilimsel çalışmalarla yetinmemiş, görüşlerini ve benimsediği tezleri uygulama alanına da yansıtabilmek için siyasete de ilgi duymuştu. İki dönem memleketi Çorum’da belediye başkanlığı yapmıştı.

Teori ve pratiğe dönük bilgi ve deneyimlerini iç ve dış platformlarda tartışa tartışa bir hayat sürdürdü.

Lise dönemlerimizden beri arkadaşımdı.

Yeri kolay doldurulamayacak.

Allah’tan kendisine rahmet, ailesi ve yakınlarına sabırlar niyaz ediyorum.

ΩΩΩΩ  

50 YORUMLAR

  1. Bernar bey merhaba

    Devletin Cumhuriyet karşıtı yobaz dindarları ve ayrılıkçı Kürtleri potansiyel bir tehlike olarak görmesi, sizce de doğru olması gereken bir tavırdır sanırım.

    Devletin içinde yobaz olmayan dindarları ve ayrılıkçı olmayan Kürtleri de tehlike olarak gören faşizan kafalı bazı kişiler de vardır. Ancak bunların azınlıkta kaldığı kanaatindeyim. Diğer yandan böylesi faşizan kafalı tipler hemen her ülkede sivil toplumun içinde de azınlık olarak vardır.

    Erdoğan ‘Beka’ sorununu fark etmiş değil hatta tam aksine politikalar izleyen bir ümmetçiydi. Devlet bir punduna getirip çeşitli manevralar ile onu ‘takkeli bozkurt’ yaptı. Erdoğan iktidarda kalmak zorunda olduğundan şimdi bu rolü “oynuyor”.

    ‘Vesayet rejimi’ kavramına katılıyorum, Devletin içinde böyle bir arıza var. Fakat bu arızanın oluşmasında siyasilerin de rolü var. Eğer siyasiler Devlet içindeki sağduyulu kesimler ile işbirliği içinde olurlar ise bu arıza minimize edilip gerçek bir milli güvenlik politikası oluşturulabilir. Fakat siyasiler milli güvenlik ile yeterince ilgilenmez iseler o zaman ‘Kırmızı Kitabı’ askerler tek başına yazar.

    Devlet aklını kutsamıyorum, hatta yetersiz buluyorum. Bu nedenle birikimli ve donanımlı siyasetçilerin de hatta gelişmiş Batı’da olduğu gibi işadamları, bilim insanlarının da devlet aklına katkıda bulunmaları gerekir diyorum. Bunun için seçilmiş siyasetçiler yıllarını devlet hizmetinde geçirmiş asker-sivil devlet insanları ile işbirliği yapmalıdır.

    Devletin seküler ve modernleşmeci elitleri savunmasında bir yanlışlık yoktur. Bu gruba laik Müslümanlar ile birlikten yana Kürtler de girebilir (girmelidir). Devlet ne yapsın yani, tarikatları mı ayrılıkçı kesimleri mi savunsun, devleti elit olmayan alaylılara mı teslim etsin?

    (DEVA Partisi’nin mevcut olanlar içinde en elit siyasi parti olduğunu da hatırlatırım. Yöneticilerin elit olması iyi bir şeydir hatta gerekir! Bu konuya devam etmekte fayda var)

    • “Faşizan kafalı tipler” dediğin tekpartili yılların yönetici elitidir, karahalkın derdi günü de karne ile ekmek alabilmek için kuyrukta beklemekti!
      Ama dediğiniz gibi jakobenlerin karahalkı kendilerine hasım olarak görmesi gerekliliği konusun da sn.bernar da sizden farklı düşünmüyor; siz de biraz ş.mardin okuduysanız sorun yok zaten sn.fkt!

  2. Ingiliz hükümetinin kendi ülkesinden turkiye vatandaşlığı olanların ingiliz vatandaşlığının silineceğini belirtmesi üzerine ingilizlerin fethiye muğla bölgesinde ki evlerini satıp türkiye vatandaşlığından ayrılmaları, ( doğruysa eğer) her ülkenin ekonomik hesap yaptığının ve daha da sıkı hesaplar yapmaya devam edeceğinin göstergesi….

  3. Sn.bernar, sayın kurnaz ve ahmete verdiğin yanıtyorumlarda sürekli kendinle çeliştiğinin farkında bile değilsin; hem jakoben devletin karşısında dindarlar ve kürtler vardı diyorsun hem chp bürpkratik oligarşinin partisiydi diyorsun hem de deva partisini chp ve ipin yanına koyamazsınız diyorsun? Yav kimin ve neyin, ne zaman nasıl karşısında olduğunu bilemediğimiz kürtçü parti chp,ip,sp ile aynı sepete eklenmiş sen hala deva yı onlara ekleyemezsiniz diye ötüyorsun, bunları birbirine yapıştıran senin devana mı kalmış?

  4. “Ağzından dini sloganlar düşmüyor, kendilerini bir tarikata veya cemaate mensup olarak tanıtıyor diye, her sakallı, cüppeli, bol pantolon giyenin ardına düşenlerin hayal kırıklığına uğramamaları imkansız.”
    Sayın yazarın bu ifadelerine katılmamak mümkün değil ama öbür türlüsü de pek tekin değil sanki; yani badem bıyıklısı, dekolteli kedicikli olanları filan diyorum, yehovalar demişsin fetönün okyanusötesindeki versiyonu!
    Ne yana baksanız aynı murdarlık; avaralık varsa bi söğüşleyen de hep olacaktır…

  5. Tayip Cumhurriyetin’de Hergün bir kadı hunharca öldürüliyor.
    Hemde ABD’de polisler’e direnirken öldürülen Zenciler’ın sayısından en az on kat daha fazla.

    İstanbul’da Vüsal Oruçov isimli bir sapik katil, 18 yaşindaki eşi Sevilay Kaya’nın boğazını keserek öldürmüş. Kestikten sonra kanıyla duvara, “İhanetin bedeli ölümdür”diye yzmış.

    Bu haberi okuyunca unutmaya yüztutmuş bir gün içerisinde şahit olduğum iki oayı hatırladım.

    Henuz 10 günlük evlidim.
    Ramazan bayramının ilk gün sabah erken İmdaaat diye bağıran bir sesle birlikte kapiya toslayan korkunç bir gürültü ile uyandım, eşim bayağı korktu fakat ses kadın sesi olduğu için hemen yatakta fırlayip kapiya açınca birde negöreyım karşı komşu
    çıplak hanımını saçlarından tutmuş kafasını bir eli ile duvara çarmiyor değeri ile ağzıni burnunu kanlar içerisinde birakmış halendaha kadının anasına küfr ederek devam ediyor.
    Ben öğle görünce eşime “sen odadan çıkma kadı çıplak ben adami hallederim,” diye seslendim.
    Adami öğle bir iteklemişmki kafası merdiven demirlerine çarparak yere düştü.
    Ben o an kadını içeri aldım üzerine giyecek birşey bulamadım çarşafa sardım çünkü, kadın benim iki katımdı.
    Daha sonra apartmanda samimi olduğu komşu gelip gõtürdü.
    Ayni gün öğlen zamani dşimin akrabasına bayram ziyaretine gittik, o abla annesi ile apartmanın en üst katında oturuyordu.
    Onların ziline basar basmaz karşı komşu kadın içerden aynen benim sabahki komşu gibi İmdaat diye bağirmaya başayınca 5. Kattan tabana kuvvet bir çırpıda aşağ inmişim. Bi baktim yukardan eşim ve akrabası bana yukari gel diye bağıriyorlar. Demekki o adam her zaman hanımını dõvermeş, komşular alışkın olduğu için umursamiyormuşlar.
    O gün Bayram ziyaretlerimizin bir kısmını bittirip eve dõndük; birde ne göreyim, benim sabah çırıl çıplak sopa yiyen hanım ağız burun mos mor kocasının koluna girmiş tanıdıklarına bayram ziyaretine gidiyorlar.
    Onari öğle görünce bir günde hemde bayram gününde 3. Şoku yaşadım.
    Eve geldikten sonra Apartman komşularına ziyareti için gittiğimizde, komşular karşi komşumun her zamanki halleri olduğunu söylediler. Onun için onlar “hiç mudahale etmiyoruz, dediler.

    Biz Anıttepede tam Atatüürkın mezarının yan taraf karşısında, eşimin akrabasıde, Beşevlerde Atatürkün mezarının karşısında oturuyordu.
    Bizde oralara sosiyete mahallesi derler.

    O olaylar banim mide kanaması geçirmeme ve hastahanede yarmama sebep oldu.
    Eşimin daire arkadaşları,zamanlar eşime, “Sen bu hastalıklı hanımı nerden buldun” djye takılıyordular.
    Bilemiyorum, süç kimde o sopa yiyip 4 saat sonra eşinin koluna girererek bayram kutlayan kadınlardami?
    Yoksa eşini çırıl çımlak milletin õnünde hemde dinen anası gibi sayılan kayın validesine küfür ederek meydan dayağı atan erkeklerdemi?
    Yoksael ne der zihniyeti ile yaşamak isteyen cahil kesimdemi?
    Yoksa Dini politika için satan ve kanunlara gelince uygulamatan cambazlardami?

    • Nurdan abla aile içindeki kavgaya karışmasan iyi olur, bu seferlik mide kanamasıyla atlatmışsın, valla bi dahakine ne olur kimbilir, benden söylemesi…

  6. 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan Uşşaki Tarikatı Sakarya kolunun şeyhi Fatih Nurullah’a bağlı bir de TV kanalı varmış: Nurani Tv

    Nurani Tv eski ekran görüntülerinden birinde şu bilgiler de yer alıyor. “Katıldığımız TV Programları ve Organizasyonlar”.
    – Payitaht Abdülhamid Dizisi-Zikri Devran ve İlahi Ekibi
    – Yunus Emre Dizisi-Yunus Emre der ki dünya yalandır/Zikir ve İlahi Ekibi

    Dincilik en büyük tehlikedir. Görüldüğü yerde başı ezilmelidir.

  7. Diyanet İşleri Başkanlığı Sakarya’daki dini! dergahta yaşanan cinsel istismar olayı için yaptığı yazılı açıklamada, ”Çocuk istismarıyla, masum yavrularımıza uzanan şeref yoksunu, hain ve zalim ellerle mücadele etmek hepimizin vazgeçilmez görevidir” demiş.

    Diyanetin bu açıklamasını samimi bulmuyorum. Zira bu olay ses kayıtlarıyla suçüstü olduğu için aşikar olduğundan bu tepkiyi vermek zorunda kaldılar. Eğer samimi olsalardı, dini görünümlü mahfillerde yaşanan geçmişteki benzer olaylarda hatta ‘kuvvetli şüphe’ olanlarında dahi tepki göstermeleri gerekirdi. Fakat sessiz kalmayı tercih etmişlerdi.

    Bu durum normaldir. Zira Diyanet’e göre kız çocukları 9, erkek çocukları 12 yaşında buluğa erer. Diyanet resmi yayınlarına göre buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp ‘yetişkin insan’ statüsünü kazandığı dönemdir. Buna göre 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istekle yaklaşılabilir, en fazla imam nikahı kıymak ve babasına mihr vermek yeterlidir.

    Türkiye’nin her tarafında yüzlerce benzer olay yaşanıyor, çoğu hasır altı ediliyor. Ensar vakfında yaşananlar için “bir kerecik böyle bir şey oldu diye bu mümtaz! vakfı suçlamak doğru değildir” dememişler miydi? Bir de Kızılay üzerinden 8 milyon dolar bağış yaptırmışlardı.

  8. 2021 de kesinlikle seçim olacak. daha önce de yazdım yine yazıyorum 2021 yaz yada güz seçim var.

    2020 sonbahar seçim bekleyenler boşuna beklemeyin seçim seneye…

  9. Konu yine seçim.Sayın yazar gine seçim diyor.Neden seçim dediğini anlamak baya zor.Cumhurbaşkanının kafasında bizim bilmediğimiz bir sıkıntı mı var?Görünürde öyle bişeyi biz pek göremiyoruz.Bizim gördüğümüz bir şey varsa AKP nin içinden o muhafazakar kesim elendi.Bizim reis trenden inenler binemez dedi ya trenden inenler binemedi ama trene baska binenler cok oldu.Bu trene binenler de memur kafasıyla bakanlar,bürokrat kafasıyla bakanlar, o devletçi kesim.Bu devletçi kesimin de tarih boyu türkiye de neler yaptıgını az cok gördük.Hani reis diyor ya bazen ve ya yakınındakiler reis yalnız kalıyor diye esas yalnızlıgı bir gün seçimi kaybettiginde şimdi ki yanındaki kesim trenden indigiyle birlikte dağılacak.Trenden inen eski arkdasları da trene binemiyor zaten.O zaman erken seçim niye?Daha 3 yıl var seçime,3 yıl da cok sey değişir inşallah.

  10. Bilindiği gibi Erdoğan 2. Cumhurbaşkanlığı dönemini sürdürmektedir. 1. dönemi 28 Ağustos 2014’de başlamış ve Ağustos 2019’da tamamlayacaktı. Fakat 16 Nisan 2017 referandumu ile Anayasa değişikliği yapılarak Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçildi ve seçimler erkene alınarak 24 Haziran 2018’de Erdoğan 2. kez Cumhurbaşkanı seçildi. Yeni anayasada “Yeni Cumhurbaşkanlığı süresinin bu anayasa ile birlikte başlayacağı” ifadesi yer almadığı için Erdoğan artık kendi isteğiyle 3. kez aday olamaz. Bunun için tek bir yol var. O da yeni Anayasaya göre TBMM’nin beşte üç çoğunluk (360 milletvekili) ile erken seçim kararı almasıdır.

    Erken seçim tartışmalarında bu durum neden gündeme getirilmiyor?

    • Bu konuya ben de daha önceki yorumlarımda değinmiştim, ama bu durumu Sn. Koru “anayasayı yanlış okumak” olarak değerlendirdi geçenlerdeki yazısında. Evet, bu açıklığa kavuşturulmalı.

      • Hayır hasan bey, siz böyle bir konuyu buralarda bu şekilde hiç ele almadınız, sayın fkt bu konuya değinmişti ve ben de bu tür yavelerle uğraşmak yerine kendilerine aym nin a.gülün ikinci kez cb adayı olmasını engelleyen kararına bakmalarını salık vermiştim hepsi bu, butür konular bizde son bikaç gün içinde netleştirilir, öncesinde pek sorgu sual olmaz, herkes işine baksın…

  11. önümüzde bir seçim var, var da seçim sonucu ne olur?

    ben tahminimi halveti uşşaki grubunun mal varlıklarının ‘fetö borsası’nda işlem görüp göremeyeceği konusunun sonucuna göre belirleyeceğim. şimdilik takipteyim, sizlere de iyi seyirler dilerim.

  12. ”’Mısır’dan ilginç bir hamle geldi. Middle East Eye adlı internet portalının iddiasına göre Kahire yönetimi, Ankara ile bağlantıya geçerek “Türkiye’nin Akdeniz’deki ulusal güvenlik endişelerini dikkate alıyoruz” mesajı iletti. Habere göre Ankara, Kahire’nin bu tavrından duyduğu memnuniyeti karşı tarafa bildirdi. Gelişme, bir Türk yetkiliye dayandırılıyor.”’
    İnşallah. Devamı. Gelir

  13. Ahmet bey siz de mi sn.bernar gibi sıksık seçime gitmenin liderleri çok güçlendirdiğini düşünüyorsunuz yoksa? Ya da erken seçime gitmek niye türkiyenin intiharı olsun ki? Fakat sözümona önermiş olduğunuz “manifesto” taslağı maazallah bir intihardan beter olurdu işte!
    Sayıp döktüklerinizi zaten buralardakiler her allahın günü yazıp çiziyorlar!
    Bizlere düşen ise tam tersi istikamette fitne namına ortalıkta ne kalmışsa ateşe vermektir!
    Biraz mülaane gibi oldu ama hayır, gerçek anlamıyla durum böyle…

    • “Bizlere düşen ise tam tersi istikamette fitne namına ortalıkta ne kalmışsa ateşe vermektir!”

      bu cümleyi görünce zihnimde oluşan soru şu oldu: fitnenin ana kaynağı olan bir kimse bu cümleyi söylemiş olsaydı bizim bunu nasıl anlamamız gerekirdi?

      neyse ki gayret bey, senin ortalıkta ne kadar ‘fitne’ varsa alayını temizlemeye çalışan ‘yi niyetli’ biri olduğunuzu herkes biliyor.

    • Sn Erdoğan in başını iki elinin arasına alıp biz nerede yanlış yaptık sualini sorma vakti.Halk bugüne kadar herturlu desteği verdi şimdi Onun bu bedelin karşılığını verme vaktidir.Yapilacsk okadar çok iş var ki Seçim en son madde de gelir.Secim hem Erdoğan in hemde ülkenin intiharı olur

      • Ahmet bey bence siz de iki elinizin arasına başını alın ve milli iradenin ak dediğine kara çalmak yerine nerde ne yanlış yapılmış onu söyleyin? Yaklaşık 4 milyon muhacire kucak açtıysak suç mu bu?

  14. * Devlet Cumhur İttifakı’ndan desteğini çektiği anda ilk aşamada oyu %25’in altına iner. Bunun piyasalarda yaratacağı tedirginlik ile döviz fırlar ve yalnız kalan AKP=Erdoğan barajı aşamaz.

    * Muhalefetin, devletin ‘Beka’ sözcüğü ile ifade ettiği tedirginliğini anlaması için vakit daralıyor. Eğer ekonomi dibe vurmadan ve muhalefet bu konudaki aymazlığını sürdürürken bir erken seçim olursa Devlet büyük ihtimal ile yine kerhen Cumhur İttifakı’nı destekleyecektir.

    * 15 Temmuz’a rağmen Devlet’e tamamen Avrasyacılar hakim değildir, hatta bu Enver Paşacı maceracı kesim azınlığa düşmüş durumdadır. Devlet içinde hakim olan milli güvenlik endişesi, Suriye Kürdistanı ile başlayan sürecin Türkiye’nin başına hayati sorunlar açabileceğidir, buna biraz da abartarak ‘Beka’ diyorlar. Devletin bu endişesi esas itibariyle doğrudur.

    * CHP, IYI ve DEVA partileri esasen ‘Beka’ endişesine sahip çıkıyorlar fakat bunu açıkça ifade ederlerse hülleli Cumhur İttifakı’nı desteklemiş durumuna düşecekleri zannıyla Beka söylemini inkar ederek yan yollara sapıyorlar. Fakat bunun doğru bir politika olmadığını artık görmeliler. Cumhur İttifakı’nı bunca iç ve dış yanlışa rağmen ayakta tutan ‘Beka’ gerekçesi ve buna dair yapılan yanlış doğru uygulamalardır.

    * CHP+IYI+DEVA muhalefeti, askerlerin göremediği/akıl edemediği yeni bakış açıları da sunarak ‘Beka’ sorununu daha iyi yönetebileceğini göstermelidir. Diğer yandan siyasal İslamcı AKP=Erdoğan’ın iktidardan ayrılması, birçok dış sorunun çözüme kavuşabilmesi için zaten gerek şarttır.

    * Muhalefet erken seçimi önleyici bir politika izlemelidir. Müsrif ve yanlış politikalarının sonucu olarak ekonomi davulu tokmak Erdoğan’ın elinde iken patlamalıdır. Bu bir temenni değildir, ekonomi davulu zaten yakında patlayacağından siyasi bir akılcılıktır.

    • Yazılarınızı dikkatle ve saygıyla takip ediyorum, Fatih Bey. Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal süreçleri anlamaya ve açıklamaya çalışırken, o süreçlere aynı ya da benzer bir pencereden baktığımız da oluyor, farklılaştığımız değerlendirmelerimiz de oluyor. Bunu sizin de doğal, hatta belki de arzu edilir karşılayacağınızdan kuşkum yok gibi. Bilgi birikiminiz, içeriği zengin ve tutarlı değerlendirmelertinizle yorum sayfalarına kalite ve zenginlik kattığınızı daha önce de dile getirmiştim.

      İlkin, bütünyle hemfikir olduğum ve gülümseyerek (ve keyifle) okuduğum son paragrafınıza ilişkin bir iki şey söylemek istiyorum.

      Tam da söylediğiniz gibi, tokmak Erdoğan’ın elindeyken patlamalı. Muhafazakar yığınları önüne katıp sürükleyen lider kültü ve hamaset yoluyla istismara açıklık hali, o yığınların artık kaçamayıp kendi zaafları ile yüzleşmek zorunda kalmaları açısından gerekli. Muhafazakar kitlelerin “bizimle aynı dili konuşan kurtarıcı lider” mitinin çökmesi, o kitlelerin sorgulayıcı ve temkinli bir zihinle tanışmaları açısından elzem.

      Sizinle hemfikir olamadığım nokta, kolayca tahmin edebileceğiniz üzere, “devlet” konusundaki farklı tahayyüllerimiz.

      Öyle görünüyor ki, siz, karmaşıklığı ve yakından bilinemezliği dolayısıyla, hemen hepimizin kullanmaktan kaçınamadığı “Avrasyacılar”, “NATOcu kanat”, “Serüvenci Enverci kesim”, “Perinçekçiler” türü terimlerle tanımlamaya çalıştığımız gurupçukların dışında, akılcı düşünüp Türkiye’nin orta ve uzun vadeli çıkarlarını gözeten “sağlıklı ve sağlam bir devlet aklı” olduğuna inanıyorsunuz. Yani, Erdoğan’a kimi dış siyaset yanlışları yaptıran bir gurup ya da kesim var devlet içinde. Va ama o gurup/kesim, esas itibarıyla arızı. Ve aslında düşünüldüğü kadar güçlü değil. Velhasılı, devlet, özü itibarıyla iyi ve sağlam bir akla sahip.

      Yanılıyor olabilirim, ama sanki böyle bir bakış açısına sahipsiniz. Benim itirazım da bu tür bir devlet tasavvuruna ilişkin.

      Devlet, kimi zaman benim de abarttığım kadar çok parçalı değil. Doğru ya da eksik tanımlamalarla işaret ettiğimiz guruplaşmaların önemini abartmamak gerek.

      Esas olarak devlet, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, siyasi olarak tayin edici aktör. Birincil kaygısı ve amacı, devlet aygıtının seküler-modernleşmeci seçkinlerin tekelinde kalması. Potansiyel rakip ya da tehdit ise, haklı ya da haksız nedenlerle Cumhuriyet rejimine mesafeli, kimi zaman usturupluca eleştirel, kimi zaman açıkça Cumhuriyet rejimi karşıtı bir görünüm sergileyen (dindar) muhafazakarlar ve Kürtler.

      Tarihsel olarak, devlet, bu iki ‘rakip’ toplumsal aktör karşısında her zaman yekpare bir aktör olageldi. Devlet bir şahıs olsa ve bana “Bu arada aklıma gelmişken sorayım: Devlet nasıl Allah aşkına?” diye sorsalar, “Bldiğiniz gibi, dün ne idiyse bugün de o” derdim. Yine sivil ve demokratik kültür ve zihniyetin gelişip kök salması önünde engel. Yine elinde Demokles’in kılıcı gibi “bölücülük” korkutmacasını eksik etmeyip PKK’ya operasyon üzerine operasyon çekiyor. Irak’tan sonra bu kez de Suriye’de “Kırmızı çizgisi” var devletin.

      Askeri bürokrasinin gücünü ve sivil toplum üzerindeki hegemonyasını durmaksızın yeniden üretebilmesinin yolu, bütün bir sivil siyaset alaının adına “güvenlikçi politika” dediğimiz dar alana hapsetmek. Bugün de kırk yıldır her ne yaşamış isek aynısını yaşıyoruz.

      Dolayısıyla, yorum metninizin ilk iki paragrafı son derece yanıltıcı.

      Sizin çizdiğiniz resimde, devlet bir aktör, Cumhur İttifakı ise kendi özerk iradesine, kendi siyasal inisiyatifine ve kendi siyasal tercihlerine sahip bir başka aktör.

      Yine bu resme göre, devlet, Erdoğan ve iktidarı “beka” sorunun farkında olan siyasal partiyi temsil ettiği için Cumhur İttifakı’nın arkasında duruyor. Muhalefetteki partiler, devletin bu desteğğini çekip kendilerine dönmesini istiyorlarsa, bir an önce akıllarını başlarına toplamalılar ve devlete “Biz de beka sorununun fazlasıyla farkındayız, biz de hem içeriden hewm dışarıdan gelen tehditleri görüyoruz. Biz de senin mutlak önkoşul saydığın güvenlikçi politikaları benimseyip bunların gereğini yerine getireceğiz” demeliler.

      Ne kadar farkındasınız, bilemiyorum; ama, çizdiğiniz bu resim, tam da VESAYET dediğimiz şey. Ne yapılması gerektiğini bilen bir “devlet aklı” var. Sivil siyaset, o “devlet aklı”nın talep ve beklentilerine göre şekillenmeli ve o taleplere cevap verebilme kapasitesine sahip olmalı.

      M. Kemal’in çağdaş uygarlık düzeyinden anlaşılması gereken şey bu mudur?

      Bizde demokratik haklar ve özgürlükler arzu edildiğince olamaz, çünkü jeo-stratejik açıdan çok kritik bir coğrafyada, ciddi iç ve dış tehditlerle yüz yüze yaşıyoruz. Bunu mu söyleyeceğiz?

      Eğer böyle ise, M. Kemal’in bize çağdaşlık olarak yutturmak istemiş olduğu şeyin seküler-modernleşmeci bir Baas rejimi olduğudur.

      CHP ve İyi Parti’nin devletin önkoşullarına ve taleplerine icabet göstereceğinden kuşkum yok. Fakat, bu ikisinin yanına Deva Partisi’ni de eklemiş olmanız üzücü ve yaralayıcı.

      Çünkü, Deva Partisi, sivli toplum+sivil siyasetin, gerçek bir demokrasinin yanında, vesayetçi devlet buyurganlığının karşısında.

      Bu bağlamda biriciik, bu bağlamda diğer bütün partilerden ayrı yerde duruyor.

      CHP ve İyi Parti’ye yama olmayacağına, tek başına iktidar dışında hiçbir kirli siyaset ve koalisyonun parçaqsı olmayacağına iddiaya girebilirim.

      Vesayetçi seküler-modernleşmeci devlet buyurganlığı var oldukça, muhafazakarların o buyurganlığa karşı direnişi de sürecek.

      Deva Partisi ya halk tarfından bir tabela partisi olmaya yazgılı kılınacak. Ya da, tıpkı AK Parti’nin ilk dönemlerinde olduğu gibi, ülkenin tarihsel meselerini çözüp Türkiye’yi demokratik bir cumhuriyete taşıyan siyasal aktör olmasdı için bu partinin etrafında toplaqnacak.

      Deva’dan, şu ya da bu çıkarlar peşinde koşan küçük ama önemli bir pazaqrlıkçı parti olması beklenmesin.

      Ya Türkiye’de yaşayan insanlar tarafından hiçliğe mahkum edilecek. Ya da tek başına iktidara gelerek Türkiye’yi tepeden tırnağa dönüştürecek.

      Her ikisi de ihtimal dahilinde.

  15. Hatırlarsanız 3 Kasım 2019’da yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı Seçimi (Genel Seçim) Bahçeli’nin önerisi ve Erdoğan’ın kabulü ile erkene alınmıştı. Ve yine hatırlarsanız, o zamanda erken seçim söylentilerine karşılık Erdoğan ile Bahçeli “(kesinlikle) seçimler zamanında yapılacak” minvalli açıklamalar ile kamuoyu önüne çıkmışlardı. Ne oldu? Seçim erkene alındı ve “söz uçtu yazı kaldı”…

    Yazı kaldı dediğim; Sn. Yazarımız, o günler için defaatle erken seçim konusunu işlemiş ve bu öngörüsünde yanılmadığı ortaya çıkmıştı. Ben ise yazarımızın tam tersi tahminde bulunarak ters köşe olmuştum, yazısına yaptığım yorumlarda…

    Şimdi “erken seçim olur mu?” sorusuna cevap verecek olursam sözümü üfleyerek! dışarı atacağım. Yani benimde, ülkemizde olabilecek bir erken seçim için öngörüm şartlı olacak.

    Şöyle ki; Sn. Koru’nun da değindiği gibi “ABD’de yapılacak seçim bizi de ilgilendiriyor” ya; ben bunu şu şartta olası görüyorum: 1. şartım; Trump ABD seçimini kazanırsa, bizde de 2021 ilkbaharı, olmasa yaz ayında erken seçim olacağı zannı galip geliyor.

    Erdoğan Tramp safında yer tuttu; Biden ise Erdoğan’a mesafe koyduğunu daha adaylığı gerçekleşmeden açığa vurmuştu.

    Trump yeniden Başkan olduğunda ülkemiz ile olan ilişkisi aynı minvalde devam edecek ve “sözünü dinlettiği” (Rahip Brunson olayı) ve gerektiğinde azarlayabileceği (mektup vakası) bir ‘siyasi iradeyi’ hazır bulacağından bu onun için kolay olacak ve aynı tablonun 2023 sonrasına da sarkması için (yazarımıza göre erken seçimin en birincil tetikleyicisi ekonominin can yakıcı seviyeye ulaşmasından önce) Erdoğan’ı erken seçime cesaretlendirmeye teşvik edecektir.

    2. şartım; Biden’in Başkan olması durumunda ülkemizi daha sıkı markaja alacağı ve hazzetmediği bir ‘siyasi iradenin’ (darbe ile değil seçim ile gitmesi için muhalefete destek vereceğini beyan etmişti Biden) tez zamanda yönetimden gitmesini isteyeceğine karşılık Erdoğan, 2023’e kadar olan süreyi kullanmayı, 2023’ü alamasak ta süreyi tamamen kullanma ve doğabilecek fırsatlar ile 2023’ü almanın yollarını arayacağından erken seçim olmayacaktır.

    Gördüğünüz gibi benimkisi “düalist” bir yaklaşım. H. Gayret, okuduğunda benim bu görüşüm için “biri olmasa diğeri, sık babam sık diyebilir :)” demesine de, durum da bu yani…

    İçeride, muhalefetin tek (ortak) adayla seçime gidememesi ve kötü ekonomik koşullar erken seçim kararı almada belirleyici olduğu gibi dış eksenli gelişmeler de -ABD seçimi, Doğu Akdeniz’de ki gelişmelerin alacağı seyir, Arap devlet(cik)lerinin İsrail etrafında halelenmesi, (özel dostumuz! Katar’da dümeni İsrail’e doğru kırmaya başladığının belirtilerini veriyor)- erken seçim kararı alınmasında başat rol oynayacaktır.

    2019 Genel Seçimleri için “seçim zamanında yapılacak” sözüne karşılık ne oldu..erken seçim kararı alındı ve yaklaşık bir buçuk yıl erken bir zamanda sandığa gidildi. Neden? “Şartlar olgunlaştığında…” metodu devreye girdi.

    Önümüzdeki ilk seçim için erken seçim kararı alınacaksa bu “şartlar olgunlaştığında” olacaktır.

    Sn. Koru’ya göre; ekonomi daha daha kötüye gitmeden erken seçim kararı alınacak ve buna ramak kaldı…

    Ben ise; ‘ABD seçim sonuçları, ülkemizde erken seçim kararı alınıp/alınmamasında daha belirgin rol oynayacaktır’ diye öngörümü buraya yazıyorum…Sn. Koru’yu okumam sayesinde.

    “Sapıklık kimden geliyorsa lanetlenmeli” ve Prf. Arif ERSOY’a Allah’tan rahmet, mağfiret diliyorum.

  16. Abd yi bilmem ama türkiyede cb seçilmek için gereken oy oranı %50+1 değildir; birinci gelen adayın ikinciden bir oy fazla alması yeterlidir. Sanki bu oran şartmış gibi yazılıp çiziliyor ve bazı avaralar da aynı yanlışı geveleyip duruyor. Türk tipi 2turlu başkanlık sisteminde 2oyla bile başkan olabilirsiniz, çünkü diğeri 1oy almıştır. Toplam nüfusun değil, toplam seçmen sayısının değil, seçimde kullanılan oy sayısının değil, ya da geçerli oy sayısının da değil, en yakın rakibinden 1oy fazlasını almak başkan seçilmek için yeterlidir! Aslında 1oy da yeterlidir(rakip sıfırda kalabilir de) çünkü daha önce oy kullanmayı dahi beceremeyen lider taslağı da gördük yani…

  17. “Münasebetsizlere sahip çıkılmamalı” başlıklı parağraf,dini referanslı yazarımız için adeta itiraftır. Bu gün Fatih Altaylı’nın köşesinde paylaştığı İslamcı yazar ve tarihçi İsmail Nacar’ın tarikat yuvaları ile ilgili söyledikleri ile örtüşüyor.”…Ben size söyleyeyim. Bunların arasında öyle olmayanı yoktur. Hepsi aynıdır. Hepsinde türlü rezalet vardır.” Kısaca Dünya’da tüm kötülüklerin başlıca kaynağı dinlerdir. Yıllarca savunduğum bu görüşe sözü dinlenen iki islamcı yazarın yaklaşmış olması bile keyif verici. Mühürsüz oyların geçerli sayılması, dandik nedenlerle seçimin yenilenmesi gibi her tür rezillik yine yaşanacağı için erken ya da geç yapılacak herhangi bir seçim Türkiye’de hiç bir şeyi değiştirmeyecektir.Bu yüzden harcanan mürekkeplere yazık oluyor.

    • Yahya bey dünyadaki tüm kötülüklerin başlıca kaynağı dinlerdir demenize bakılırsa sizin stalin ve mao gibi ateistlerin kötülüklerinden pek de haberiniz olmamış gariba? Allah düşürmesin gene de…

  18. Öncelikle Hakkın rahmetine kavuşan arkadaşınız için başınız sağolsun , merhuma Allahü Tealadan rahmet ve geride kalanlara da sabır ve metanet diliyorum ; ölüm er veya geç herkesin başında ; Allah onun da hayırlısını versin ,amin ! Diğer konulara gelince ; bizler ne kadar antipatiyle yaklaşsak da Hocamız bu erken seçime kendini iyice kaptırmış ; hayırlısı olsun ,ne diyelim . İkinci konuya gelince; ben de artık ciddi ciddi bir tarikat kurmayı düşünüyorum , yaşımız müsait, bir sakal ve bir de cüppe ile bu iş tamam olur ! Öyle ya hem bu dünyada hem de öbür dünyada yerimiz garanti , keyfimiz yerinde olacak ! Herkese selam ve saygılarımla

    • hayırlı olsun hocam, ilk müridiniz ben olayım ve ilk sualimi izninizle sorayım: “zuhuraat” neresidir?, her şey zuhuraatta mı oluyor? zuhurat baba tekkesinin konuyla bir ilgisi var mı?

      ikinci bir sualim de; ‘her tarikatın bir şeyhi, o şeyhle bütünleşmiş de bir jargonu vardır’ derler. tarikatınızın alışılmışın dışında bir jargonu var mı? bir örnek bahşedermisiniz?

  19. Bizde küme düşmesi gereken futbol kulüplerinin yerinde kalması ya da trampın kosova ile sırbistana barışın bakiim demesinin abd seçimlerine mutlaka çok büyük etkisi olacaktır ama chp nin a.gülden vazgeçtiği savı bence biraz fazla acelecilik kokuyor. Çünkü dersimli kemalin son açıklaması ve parti sözcüsünün yalanlaması çatı adaylığına kapı kapatmış değil, bilakis o ihtimali iyice arttırdı sanki…

  20. “İki aydan az bir süre kaldı ABD’deki seçime. Trump ne yapacaksa yapıp bu süre içerisinde sandık başına gidecek seçmenlerden ‘yüzde 50+1’ oranında oy almayı garantilemeye çalışacak.”
    Sayın yazar her ne kadar %50+1 dese de abd seçimlerinde tam tersine daha az oy alan aday başkan seçilmiyor mu?
    Öyle değil mi sn.bernar?

  21. Haklı Koru. CHP’li bir adaya niye oy vereyim. Gider T. Erdoğan’a veririm.
    Halkın yüzde yetmişi sağ. Yüzde otuzluk CHP adayı çıkacak. Ve sağdan oylarla seçilecek.
    Kendi adıma diyorum, aklımı peynir ekmekle yemedim.
    CHP A. Gül veya onun gibi bir adayı çıkarırsa veririm.
    Yanlışlar çok.
    Sıkıntı çok.
    Yeni bir isim hele A. Gül gbi biri öfkesiyle hareket etmez.
    Adaleti sağlar.
    Suriye meselesini de çözer.
    Türkiye’ye de bu yeter.

    • İbrahim bey sizin yeni anlayışınız biraz fazla muhafazakar sanki; yoksa a.gül yeni değil eski ve emekli bir cumhurbaşkanımızdır! Ne varsa eskilerde var diyorsanız o başka; devletbaşkanımız da çoktandır ustalık dönemininde artık biliyorsunuz…

  22. Evet sapkın tarikat akımları ve bunların saf, kandırılmaya müsait, sosyo kültürel olarak alt tabaka muhibbanı için kötü ancak ahiretlerini kurtarmak açısından önemli bir icraat bu zaman tarikat değil hakikat zamanıdır diyerek bila kaydü şart hepsinin tamamen ve bir dahi tenasüh etmeyecek şekilde lağv edilmesidir. Yapay zeka ve endüstri devrimi sathı mailinde hakikate ve delile dayanmayan, sui tesir ve sui misal bu yapıların sadece tarih kitaplarında yerlerini alacak şekilde dağıtılmaları artık elzemdir. Yoksa sui ahlak ve sui istismar örneklerinin her gün arttığı ve bir o kadarının da hasır altı edildiği bir ortamda İslam’a zarar vermeleri muhakkak ve mukadderdir. Bihakkın ikinci Atatürk namını almış olan iktidar temsilcilerinin oy kaygısı gözetmeden bu alana el atması, siyasi hayatlarına bile mal olsa pek çok geçmiş siyasi seyyiatlarına keffaret olacak bu icraatı yapmaları ehemmiyetli bir faali hayırdır.

    • Daha dün nadasa bırakılmış tarlalardan yeni nesil organik kopiller yetiştirmekten bahsediyordunuz, bakıyorum bugün tevhidi tedrisatta karar kılmış gibi görünüyorsunuz molla?
      Hassaten son cümlenizden dolayı tebrik ederim ve size katılıyorum; allahın izniyle de dediğiniz gibi olsun!
      Sadece türkiyedekileri değil tabii, okyanus ötesindekileri de zirüzeber eylesin!
      Estağfirullah hocam, ne münasebet; yehova şahitlerini falan kasdediyorum tabii ki:)

    • güzel demişsiniz muhtarem hocam da; günümüzde tarikat yok ki lağvedimesini düşünelim. folklor ekipleri ve onların biletli seyircileri var. onlar da kültür bakanlığının koruması altında. Üstad da bunu diyor zaten: “Münasebetsizlere sahip çıkılmamalı” diyor.

  23. Seçim üç vakite illa olacak. Ama bir şey değişecek mi?

    Dün muhalefetin ortak aday çıkarmasına karşıyım demiştim. Bunu biraz açmam gerekiyor. Demokrasinin olmazsa olmazı, çok seslilik, fikirlerin ve önerilerin yarışması, ve hizmet yarışı diye düşünüyorum. Bu her işte böyle aslında. Rekabetçi, yarışmacı, yenilikçi olmayan her iş yok olmaya ve çöp olmaya mahkum. O yüzden Akp’nin tek tipleştirici sanal demokrasisinden acilen uzaklaşılmalı ve gerçek bir demokratik yarış sergilemeliyiz. Yine aynı şekilde AKP’nin düşmanlaştırıcı, ötekileştirici siyasetinden de vazgeçilmeli. Bu sanal kavgalardan uzaklaşıp, sorunlara yönelik, çözüm üretici, ufuk açıcı, vizyoner siyasete ve demokrasiye dönmeliyiz. Bunun için daha demokratik, fikirlerin yarıştığı, saygılı söylemlerle yapılan bir tartışma ortamı oluşturmalıyız. Tartışma çetin olmalı, ama fikirleri, projeleri tartışmalı siyasiler, kişileri değil. Belki çok ütopik geliyor ama Türkiye bir zaman bunu yaptı. Yine yapacak gücü var. Yeter ki oraya doğru gitme niyeti olsun.

    Bu açıdan muhalefet partileri ortak aday belirlenmesi sürecini, az muhafazakar mı olsun, çok soslu mu olsun gibi saçma değerlendirmelerin sınırlamasından çıkarmalı ve açık, şeffaf, kuralları belirli bir tartışma ortamında, herkesin önünde, geniş katılımlı olarak yapmalılar.

    Adaylar serbestçe ortaya çıkmalı. Ben de varım diyebilmeli. İnce neden bir daha denemesin? 80’ine merdiven dayamış Biden tekrar tekrar aday oldu, şimdi Başkan adayı işte. İnsanları engellemek yerine teşvik etmeli, en iyi olan kazansın diyebilmeliyiz. Serbest bir tartışma ortamında tüm adaylar ekonomi, eğitim, savunma, dış ilişkiler, yatırım, sağlık, iş çalışma yasaları konularında ne düşünüyorlar, planları, programları ne açıkça ortaya koymalı, kıyasıya bu fikirler tartışılmalı. Sonra birisine karar verilmeli.

    Öbür türlü kapalı kapılar arkasında üç kişi karar verecek, ben de ona oy vereceğim. Bu oyundan bıkmadık mı hala?

    Cumhur adayı da katılsa ne güzel olur. Ama hiç istemez böyle şeyler. İtibarına zarar gelirmiş. Olsun, o olmasa da olur. Muhalefet bunu becerebilirse aslında mecbur kalır o da tartışmaya katılmaya.

    Benim hayalim de bu. Ne yapalım hayaller tükenmez. Bir gün olacak umarım. Öbür türlü oy vermeyi düşünmüyorum pek açıkçası. Halk gerçek demokrasiyi talep etmeli. Kandırılmaktan da vazgeçmeli. Bu talep olmadığı sürece bir şey değişmez.

  24. İktidarın yorum sayfalarındaki taraftarları, sayın Koru ne zaman bir erken seçimin pekala ciddi bir olasılık olduğunu yazsa, hemen, “Muhalifler düş dünyasında yaşıyorlar. Seçimler zamanında yapılacak ve bunların arzusu gerçekleşmeyecek” yollu çıkışlarda bulunuyorlar.

    Bu arkadaşların okuduklarını anlama konusunda ciddi sorunları var. Sayın Koru, benim gibi haftalardır burada sonbahar sonunda ya da 2021’in ilk yarısında Türkiye’nin bir erken seçime gitmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu ileri sürenler, bunu bir süreç analizinin sonucu olarak dile getiriyorlar. Bir arzu ya da beklenti sonucu değil.

    Diğer bir deyişle, erken seçim, muhalefet blokundan gelen bir talep veya bir basınç vs. dolayısıyla değil, Erdoğan’ın işine öyle geldiği için yapılacak.

    Benim iki ayı aşkın süredir her fırsatta erken seçime gidileceğini ileri sürerken dayandığım gerekçeler şunlar:

    (1) İktidar yanlıları, gerek ekonomi gerekse pandemi konusunda gerçekten Türkiye gerçeklerinden bihaber yaşıyorlar. Üç hafta kadar önce de yazdığım gibi, bu her iki alanda da Türkiye’yi Kasım ayından itibaren bir cehennem bekliyor. Belirsiz bir gelecekten söz etmiyorum. Sadece iki üç ay sonra, buradaki “cehennem” sözcüğünün bir abartı olmadığını, buradaki en Reisçi kişler dahi kabul etmek zorunda kalacaklar.

    (2) 2021 yılının ortasından sonra yapılacak bir erken seçimde, Erdoğan’ın partisinin oyları en iyimser ihtimalle yüzde 26’lar seviyesinde olacaktır. MHP ise yüzde 7-8’e kadar gerilemiş olacak.

    (3) Erdoğan, tipik bir popülist siyasetçi. İdeolojisi, davası falan yok. Her an her şey olabilir -bunu da defalarca gösterdi zaten. Popülist siyasetçilerin güç ve meşruiyet devşirdikleri temel araç, seçim. AK Parti’nin iktidar olduğu yıllardaki seçim sıklığına bir bakın. Söylediğim şeyi açıkça göreceksiniz.

    (4) Popülist rejimler, içeride çuvalladıkça, iktidarlarını zorlayacak bir toplumsal muhalefet korkusuyla daha da otoriterleşme eğilimine girerler. Toplumun geniş kesimini oluşturan ücretliler ve kent yoksullarından gelecek kitlesel ve öfke dolu bir memnuniyetsizlik bunların karabasanıdır. Böyle bir olasılığı minimize edebilmek için, devletin kontrol ve baskı mekanizmalarına daha çok başvururlar.

    Bu baskı ve kontrolün meşruluğunu dayandıracakları şey de seçimdir (ülkeyi sınırların ötesinde sürekli bir gerginlik ve çatışma riski içinde tutmak, bunun bir diğer aracı. Erdoğan bunların her ikisini de sürekli olarak kullanıyor zaten.)

    Sanılanın ve sık sık ileri sürülenin aksine, ben Erdoğan’ın bir siyasi yanlış daha yapıp erken seçime gitmemesini istiyorum. Erdoğan’ın 2021’in Haziran-Temmuz’una kadar ülkeyi bir erken seçime götürmemesini çok, ama gerçekten çok isterim.

    Nedeni şu:

    Bu yıl sonuna doğru gidilecek bir baskın seçimde, Erdoğan’ın yeniden seçilmesi, seçimi kaybetme olasılığından daha yüksek. Seçimi kaybetse bile, bu, küçük bir farkla yitirilmiş bir seçim olacak.

    Türkiye’nin bundan bir kazancı olmaz. Türkiye’nin kazancı, Reisçiliğin, Erdoğan gibi siyasetçi tipinin kofluğunun, işbilmezliğinin, iktidarlarının çürümüşlüğünün olanca açıklığı ile gözlenir hale gelmesi.

    Türkiye’de muhafazakar camianın hatırı sayılır bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacı var (kuşkusuz aynı şey seküler-modernleşmeci camia için de söylenmeli). Erdoğan, Bahçeli ve bunların partilerinin iktidarı rezil rüsfa olarak kaybetmeleri gerekiyor söz konusu zihniyet dönüşümünün kendisine bir şans bulabilmesi için.

    CHP, İyi Parti, HDP gibi partilerin Türkiye’ye getirebilecekleri dikkate değer bir şey yok. Bunlar, ülkenin yapısal sorunlarını çözebilecek reformcu partiler değiller. Yeni bir siyaset dilini, yeni bir siyaset yapış tarzını temsil etmiyorlar. Belki de en önemlisi, gerçek anlamda birer kitle partisi değiller.

    Muhafazakar camianın yargı, özgürlükler, etkin bir yönetim, çoğulculuk konusunda Türkiye’nin önünü açan, bunların taşıyıcı aktörü olma vasfı, ancak kendi içinden bir kitle partisi çıkarması ve o partinin güçlü biçimde tek başına iktidara gelmesi ile mümkün olabiliyor.

    Özal’lı ANAP ve AK Parti’nin ilk dönemleri, bunların yakın tarihimizden çarpıcı örnekleri.

    İçinde bulunduğumuz şu dönem, Erdoğan iktidarının şu sıralar bir seçim kaybetmesi, hem ortada bu tür bir kitle partisi olmadığı için, hem de, seçimi kaybeden Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın hala güçlü bir toplumsal desteğe sahip olduğu için, çok yaşamsal saydığım bir zihniyet dönüşümünü, yeni bir siyaset tarzını tetiklemeyecek. Ülkenin kutuplaşmış ve birbirine düşmanlaş(tırıl)mış hali devam edecek.

    Türkiye’nin hem muhafazakar camiasında, hem de seküler-modernleşmeci camiasında, akılcılığa, toplumsal deneyimlerden doğru sonuçlara ulaşma becerisine sahip sağlıklı odak ve çevreler var.

    Türkiye’nin geleceği, zorlu meselelerini aşabilme kapasitesine erişebilmesi, toplumsal barışını ve birliğini inşa edebilmesi, bu sağlıklı çevrelerin genişlemesini ve güçlenmesini gerektiriyor.

    Bunun yaşanabilmesi için, ilkin, Erdoğan, Muharrem İnce, Bahçeli gibi isimlerde sembolik ifadesini kazanan kof ve lumpen siyasetin sefilliğinin halk yığınları tarafından açıkça gözlenir hale gelmesi bir önkoşul.

    Erdoğan, muhalefet bastırıyor ve öyle istiyor olduğu için değil, yukarıda işaret ettiğim faktörler dolayısıyla, muhtemelen bu yılın geç sonbaharında/kış başında baskın seçime gitmek durumunda.

    Dilerim bu fırsatı kullanmaz.

    Dilerim 2021’in ilk yarısının souna kadar bir seçime gitmez ve rezil rüsfa olarak kaybeder iktidarını.

    Dileğimin gerçekleşeceğini sanmıyorum.

    • Sn Erdoğan neden seçime gitsin ? Başta Koru ve siz ısrarla 2020 sonuna doğru bir erken seçim olacağını düşünüyorsunuz. Şunu açıkça söylüyeyim :Bu seçim Türkiyenin intiharı olur.
      Bunca sorun varken fırtınanın ortasında kaptan saçma bir manevra yaparsa gemiyi batırır. O nedenle Sn Erdoğan ın da böyle bir eyleme girişmeyeceğini düşünüyorum . Onu eleştirebiliriz ama böyle bir hataya düşeneceğini zannetmiyorum. Kapımızda savaş naraları atılırken , ekonomi dibi görmüşken böyle bir karar alınamaz. Yaşayıp göreceğiz allah ömür verirse siz de burdasınız biz de burdayız. Bakalım kimin görüşleri daha isabetli kim gereksiz paranoyalar içersinde.
      Pandemi döneminde her ülke dibe vurdu artık dibten çıkış hareketi başlayacaktır. Ayrıca ben olsam Sn Erdoğanın yerine derhal bir özgürlük manifestosu yayınlar :
      1 Eyleme karışmamış bence masum FETO sempatizanlarını ( Hocası , öğrencisi , abisi vs. ) bir taahhut alarak af getirmesi.
      2 Eyleme karışmamış eline silah almamış tüm PKK sempatizanlarına af getirmesi ,
      3 Eyleme karışmamış ( ki karışma ihtimali yok ) tüm yazar ve gazetecilere af çıkarması
      4 Çok acil olarak yukarıdaki belirtilenler ile birlikte yargı reformu yapması Özellikle
      yargıçlara sürülmeme teminatının verilmesi ( Tabi vicdanı ile cüzdanı arasına
      sıkışmamış yargıçlara )
      5 Çok acil olarak Suriye , Mısır ve israil ile gerçek anlamda diyalog kurarak var ise
      sorunları buzdolabına kaldırması .Sisi ye karşı çıkabilirsin bu Başta Mısır halkının
      çözmesi gereken bir sorundur. Biz sadece telkinlerde bulunabiliriz. Yoksa sen
      darbecisin sana küstüm deyip kraldan çok kralcı olmamak gerekir.
      Evet Sn Erdoğan ve Bizim önümüzde acil çözmemiz gereken bu sorunlar var .Bunları yapar mı ? Temennim derhal yapması .yapmaz ise bugune kadar kazandığı tüm itibar ve methiyelerini kaybeder ve tarihin çöplüğüne gömülür.
      YAŞAYIP GÖRECEĞİZ.ZAMAN ÇOK UZUN DEĞİL:

      • “Erdoğan neden seçime gitsin?” diye soruyorsunuz. Sorunuzun cevabını olabilecek en açık ifadelerle, üstelik numaralandırarak verdim. Siyasete bakışınız naif ve yüzeysel. Erdoğan’ın devletin tepesinde olup devleti kontrol ettiğini düşünüyorsunuz. Solda da, ve özellikle Gülen Cemaati çevresinde de bu yanlış kanaat yaygın olarak paylaşılıyor.

        Erdoğan’ın devleti kontrol ettiği filan yok. Devleti kontrol eden güç, bildiğimiz vesayetçi, içe kapanmacı geleneksel bürokratik oligarşi. Perinçek ve kısmen Bahçeli, bu geleneksel bürokratik güç odaklarının siyasal tezahürünü temsil ediyorlar.

        Bunların devlet aygıtı üzerindeki hakimiyeti, her zaman, güvenlikçi bir siyasal iklimi gerektiriyor. Kışkırtıp köpürttükleri Avrupa Birliği düşmanlığının anti-emperyalizm ile, bağımsızlıkçı tutumla uzaktan yakından ilgisi yok. Siyasetin sivilleşmesi, geleneksel bürokratik vesayetçi aygıtın sivil siyaset üzerindeki tahakkümünün demokratik özgürlükler ve çoğulculuk ile kırılması, bunların en çok korktukları ve her ne pahasına olursa olsun engellemek istedikleri şey.

        Bunların geleneksel siyasi partisi CHP’dir. Kendilerine rakip ve hasım gördükleri ise muhafazakarlardır, Kürtlerdir.

        İçinde bulundukları açmaz, toplumda bir azınlığı temsil ediyor olmaları. Velhasılı, seçim yoluyla kendi temsilcileri olan partiyi (CHP) iktidara getiremiyorlar. Diğer ve hayata geçirilebilir seçenek, askeri darbe. Bunu tekrar tekrar yaptılar. Son girişimleri olan 28 Şubat, arzu edilen sonucu vermedi.

        Bu defa, kestirme bir yol buldular. İlkin, muhafazakar ve bürokraside hatırı sayılır bir güce ve örgütlülüğe sahip olan Gülen Cemaati’ni devre dışı bıraktılar. Ardından, muhafazakar ve sivil bir gücü temsil eden bir kitle partisi olarak AK Parti’nin içini boşalttılar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini Erdoğan bile rafa kaldırmışken, birden Bahçeli’nin eliyle gündeme getirildi ve bir çırpıda sistem değişikliği kotarıldı. AK Parti, muhafazakarların toplumsal gücünün ifadesi olan kitle partisi hüviyetini yitirdi. Çok etkili devasa bir aygıt olan AK Parti il ve ilçe örgütleri lider partisi haline getirilmiş partide işlevlerini yitirdiler. Milli Görüş geleneğinden gelen kurucu kadroların hepsi tasfiye edildi.

        D. Bahçeli’nin bu cumhurbaşkanlığı sistemine Erdoğan’dan daha fazla sahip çıkıyor olmasının nedeni de bu. Erdoğan sayesinde iktidardalar ve kendi siyasi programlarını kusursuza yakın bir biçimde hayata geçiriyorlar.

        Hem Bahçeli, hem Perinçek, mümkün olsa Erdoğan’ı bir kaşık suda boğarlar. Bu, Erdoğan’ın toplumsal desteği korunduğu ve Erdoğan seçim kazanmayı becerebildiği sürece, hem mümkün değil, hem arzu edilir değil. Siz, ittifak kurduğunuz bu yeni dostlarınızın ne denli azılı birer dindar-muhafazakar ve Erdoğan düşmanı olduklarını, Erdoğan artık toplumda kendisine rıza üretemez hale düştüğünde göreceksiniz.

        Erdoğan’ı bunların şerrinden kollayan biricik güç, Erdoğan’a ve partisine oy veren milyonlar. Erdoğan bu koruyup kollayıcı toplumsal desteğini yitirip yüzde 30’un altında düştüğünde neler olacağını çok şaşırarak (ve üzülerek) göreceksiniz. Erdoğan’ın ipini çekecekler ve iktidarı muhtemelen CHP+İyi Parti merkezli bir koalisyona teslim edecekler.

        Erdoğan, kendi kişsel bekası için de, bir yolunu bulup bu vesayetçi kuşatmayı yarmak, partisinin dağılmasının önüne geçmek, AK Parti’yi hala pazarlık şansını ve dikkate değer toplumsal desteğini elinde bulunduran bir parti olarak ayakta tutmak zorunda. Bunun yolu da, Cumhur İttifakı’ndan kurtulmak, parlamenter sisteme geri dönmekten geçiyor.

        Çünkü, parlamenter sistemde AK Parti hala daha Türkiye’nin en çok oy alan birinci partisi konumunu sürdürebilir. Merkezi siyasal aktör olması, Erdoğan’ı cellatlarından koruyabilir.

        Bahçeli ve Perinçek için, Erdoğan ve partisinin topyekün iflası bir sorun değil. Vesayetçi bürokratik oligarşi, CHP ve İyi Parti ile yola devam eder. Hatta MHP de katılır o koalisyona (AK Parti çöktüğünde, MHP bundan muazzam yararlanacak).

        Muhafazakarların, demokratların, Kürtlerin ve Türkiye’nin çıkarı, vesayetçi devlet aygıtının oyununu bozmaktan geçiyor.

        Oyunu bozabilmek için, muhafazakarların gerçek kitle partisine ve kadrolarına ihtiyaç var. Deva Partisi, bunun potansiyelini ve umdunu taşıyor.

        Sizin yapılması gerekenler olarak sıraladığınız adımların önemlice bir bölümünü atmak ister Erdoğan da. Sizin göremediğiniz şey, meselenin yapmak yapmamak değil, yapAmak meselesi olduğu.

        Şunu da aklınızdan çıkarmayın: Din ve dindarlık, hiçbir zaman son 7-8 yılda olduğu kadar örselenmedi. 15 Temmuz sadece vesayetçilerin iktidarını tahkim edecek tek-adam rejimine geçişi mümkün kılan operasyon değildi. Eşzamanlı olarak, dindarların muazzam bir saygınlık kaybına yol açtı. FETÖ teriminin kendisi stratejik bir söylemdir. Dindarlığı ile bilnen yapıların bile gözünü kırpmadan polis asker öldürebileceği, devleti darbe yoluyla ele geçirmeye yeltenebileceği mesajı halk yığınlarının zihnine kazınmıştır. (Benim hiçbir yorum metnimde FETÖ lafını kullanmıyor olmamın nedeni de bu. Bu, muhafazakarların diline ait değil. Ergenekon Terör Örgütü lafızının sempolik bir öcü ve rövanşı). Bugün gündemde olan sapık tarikat şeyhi haberleri, tekil bir olay olarak kalmayacak. Bunun arkasının geldiğini de göreceksiniz.

        Dikkat ederseniz, AK Parti’nin MHP’den ayrı ve farklı bir mevcudiyeti olduğuna yönelik her vurgu sahibi kaybediyor.

        M. Çetiner, Soylu ile kapıştı, kaybetti.
        AK Parti’nin kurumsal kimliğine sahip çıkmak isyen Ş. Tayyar’a öylesine çullandı ki seküler havuz medyası, Tayyar siyaseti bıraktığını ilan etti.

        Erdoğan, bir baskın seçim aracılığıyla kuşatmayı yarmayı denemez ise, hiç kimsenin onun yerinde olmak istemeyeceği nihai yazgısıyla karşı karşıya kalacak 8-10 ay içinde.

        Kendisini kollayan tek güç olan topumsal desteği yüzde 25’lere gerileyecek. Ve, Bahçeli-Perinçek ikilisi işte o zaman erken seçim ipini kendileri çekecekler. Bugün “havuz medyası” dediğimiz seküler asalaklar medyasının nasıl bir kaç günde tepeden tırnağa değiştiğini, belki de Perinçek’in 34 olarak ilan ettiği yolsuluk dosyalarını çarşaf çarşaf yayınladıklarını göreceksiniz.

        Tam da söylediğiniz gibi, yaşayıp göreceğiz. Bir yılı bile bulmayacak.

        Ya Erdoğan inisiyatif alacak ve baskın seçime gidecek, ya da, 2021’de gidilecek erken seçimde iktidarı kaybedecek.

        AK Parti’nin ve parti tabanının hızla MHP çizgisinde seküler milliyetçiler olarak formatlanmasından, Soylu’nun giderek artan prestijinden ve kendi başına güçlü bir siyasi aktör haline gelmesinden için için sevinç duyuyorsanız, 2021’deki bir erken seçimle iktidardan düşürülecek olan Erdoğan’ın başına gelmesi muhtemel sıkıntılara üzülecek bir insan değilsiniz.

        Yok eğer Erdoğan’ı gerçekten seviyorsanız, baskın seçimin Erdoğan’ın yararına olabileceğini görebilmeniz gerekir.

        Ya Erdoğan’ın atacağı baskın seçim, ya da Bahçeli-Perinçek ikilisinin inisiyatifi ile 2021’de erken seçim.

        Kesinlikle çok beklemeyeceğiz.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız